-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
İstinaf eden: 1. Hatice Kazım,
2. Neriman Salafi,
ile
Aleyhine istinaf edilen : Türk Emniyet Müdürlüğü
arasında.
(İstinaf No. 30/70, Dava No. 13/70)
İstinaf edilen namına: Ümit Süleyman
Aleyhine istinaf edilen namına : Vedat -Aziz
Mahkeme memurunun görevine engel olma - Fasıl 154 Ceza Yasasının 132. maddesi - Mahkeme kararının icrası - Hukuk Usûlü Kurallarının 44(1) kuralı - İcra Memurunun borçlunun evine girip malını zaptetmeye hakkı olması - l. Sanığın İcra Memuruna -icranın yapılmasına müsaade etmiyeceğini söylemesi - Yalnız bu sözlerin kasden engel olma suçunu oluşturmak için yeterli olmaması.
H Ü K Ü M
Sanıklar 5/12/70 tarihinde Lârnaka Kaza Mahkemesi tarafından 6 Haziran 1970 tarihinde Lârnakada Şafak- Sokağında Lârnaka Kaza Mahkemesi icra memuru Hayrettin Ali'ye kasten karşı koyarak vazifesinden men ettiklerinden, Fasıl 154, Ceza Kanununun 132. maddesi tahtinde kabahatlı bulunarak her biri ₤3.- cezaya çarptırıldı.
Sanıklar müştekiyi vazifesini if-a etmeye teşebbüs ederken kasten men etmedikleri ve kasdi herhangi bir harekette bulunmadıkları Mahkeme huzurundaki şahadetle kat'i olarak tesbit edildiğini ve bu hususun iddia makamı tarafından dahi kabul edildiğini ve Mahkeme huzurunda verilen şahadet tü-m olarak incelendiğinde kendilerini kanuni yönden mahkûm edecek kâfi derecede şahadet mevcut olmadığını ileri sürerek mahkûmiyet kararının aleyhine istinaf eylediler.
İddia Makamı l. şahit olarak icra Memuru Hayrettin Ali'yi ve 2. şahit olarak da Lâr-naka Muhtarı Osman Sami Genç'i çağırmıştır. Bidayet Mahkemesi her iki şahidin şahadetlerine inanmış ve bundan dolayı her iki sanığı da mahkûm etmiştir. Mahkemeye verilen şahadete göre Hayrettin Ali, Lârnaka Kaza Mahkemesinde icra ve tebliğ memurudur. 6/6/1-970 tarihinde Lârnaka Kaza Mahkemesi tarafından 1. sanığın aleyhine isdar edilen bir haciz ve satış müzekkeresini icra etmek maksadı ile 1. şahit Osman Sami Genç ile beraber sanık 1'in ikamet ettiği evin sokak kapısına gitti. Kendilerini gören sanık l, evi-n önüne, avluya açılan kapıya gelerek kendilerine ne istediklerini sorması üzerine l. şahit sanık 1'e haciz müzekkeresinin muhteviyatını anlattı. Bunun üzerine sanık 1 "ben verecekli değilm, borçlu değilim. Gidin, size böyle bir para vermem" dedi. 1. şahit- de sanık 1'e "ben bir memurum, mahkemeden aldığım emri yerine getirmekle mükellefim. Onun için bunu zorla yapamam, israr ettiğiniz takdirde eve gelip eşya bulursaın bu eşyayı tutarım. Bunu yapmadan yani evinize girmeden evvel bu işi halledelim" dedi. Bu e-snada 2. sanık da aynı kapıdan gelerek elinde bir kağıt olduğu halde kapının içerisinde durdu ve bu kuğıdı l. şahide göstererek "Bu ev benimdir, benim icarımdadır, onun için sizi içeriye koymayacağım" dedi. Bunun üzerine l. sanık kendisine dönerek "size- dediğim gbi ev kzımındır, kendisine icar ettim, benim bu evle bir alakam yoktur" dedi. 1. şahit de l. sanığa "peki siz bu evi icar ettiniz, siz bu evde kalmıyor musunuz'? diye sorması üzerine l. sanık cevap olarak
"hayır" dedi. Bunun üzerine 1. şahit de -l. sanığa "öyle ise nerede kalıyorsunuz?" diye sorması üzerine 1. sanık yüksek bir ses tonu ile ve eli ile yolu işaret ederek "işte bu yolun ortasında kalıyorum. Size müsaade etmem kızımın evine giresiniz." sözlerini sarfetti. Bu esnada l. şahit l. sanığı-n kızı oran 2. sanığa "a kızım ben senin eşyana el koyacak değilim, annenin kaldığı odada kendisine ait eşya varsa, onları tutacağım" dedi. Fakat 2. sanık cevap olarak "hayır giremezsiniz" demesi üzerıne 1. şahit elini kapıya uzattı ve 2. sanığa "lütfen çe-kilin, ben vazifemi yapıyorum, ben vazifeli bir memurum" dedi. 2. sanığın yüksek sesle "çekilin, eğer bir adım dana atarsanız elinizi ayağınızı kırarım her ikinizin de" demesi üzerine 1. şahit geri çekildi. O anda l. sanık 1. şahide "gelin eşyaları göste-reyim ve alın" diyerek evden dışarıya çıktı. 1. şahit de "peki benim için aynıdır eşyaları gösterin" dedi. 1. şahit ve muhtar, önde yürüyen l.sanığı takib ederek sağ tarafa dönerek Ahmet Mehmedin evinin yanına kadar geldiler. Ahmet Mehmedin evinin penceres-inde bir kadın vardı. 1. sanık bu kadına seslenerek "gel kızım eşyaları kendilerine göster" dedi ve her üçü de kadının oturduğu evin sokağa açılan kapısına doğru yürüdüler. 1. şahit bu kadına bahsedilen eşyaların Hatice hanıma ait olup olmadığını sordu. Ka-dın cevap olarak "hayır benimdir" dedi. O zaman 1. şahit bu kadının Ahmet Mehmed'in hanımı olduğunu tahmin etti. O zaman 1. şahit l. sanığa "müzekkerede ismi olmayan bir şahsın evine girmeye hakkımız yoktur" dedi ve Ahmet Mehmed'in hanımından özür dileyere-k oradan ayrıldı. Yolda giderken 1. şahit l. sanığa "madem ki eşyalar size ait değildir ben onları alamam, müsaade ediniz sizin odanıza gireyim" dedi. Cevap olarak 1. sanık "hayır giremezsiniz, müsaade etmem" dedi. Bunun üzerine 1. şahit başka herhangi bir- teşebbüs yapmadan oradan ayrıldı ve durumu Emniyet makamlarına şikâyet etti.
l. sanık mahkemeye yeminsiz şahadet vererek kendisinin kızının evinde misafir olarak kaldığını ve o evde hiçbir eşyası olmadığını söyledi. 6/6/70 tarihinde bu hususları 1. -şahide de söylediğini ifadesinde belirtti. l. sanık ifadesinde 1. şahide herhangi bir şekilde mani olmadığını ve dava konusu eşyaların nerede olduğunu bulmak için kardeşi kızının evine dahi götürdüğünü söyledi. 2. sanık da yeminsiz şahadet verdi ve ifadesi-nde mevzu bahis evin kendisinin icarında olduğunu, evdeki bütün eşyaların kendisinin olduğunu ve l. şahit o gün eve geldiğinde annesinin bu evde misafir olarak kaldığını ve o evdeki bütün eşyaların kendisine ait olduğunu ve içeriye girmemesini söylediğini -ifade etti. Mamafih, 1. şahide herhangi bir şekilde mani olmadığını ifadesinde ilâve etti.
Şahitler ve sanıklar hususunda Bidayet Mahkemesi şunlan söyledi :
"İddia makamının 1. şahidi bailif Hayrettin Ali, Mahkeme huzurundaki tavrı hareketi, is-tikrarlı bir tutum içerisinde şahadet vermesi, beyanlarında sarih olması ile üzerimde olumlu bir etki bırakmıştır. İbraz ettiği şahadeti güvenilir bir şahadet olarak mütalâa ettim ve bu şahadete inandım. İddia Makamı ikinci şahidi muhtar Osman Sami Genç'i-n şahadeti için de aynı mütalââdayım. Üzerimde olumlu bir tesir yaratmıştır. İbraz ettiği şahadete inandım.
Buna mukabil sanık 1 ve 2'nin oldukıarı yerden yeminsiz ibraz ettiklerı şahadete inanmadım."
Bidayet Mahkemesi sanık 1'in kapıya gelişi, baili-f ve muhtarı karşılayış tarzı ve beyanları ile davranışları tüm olarak ele alındığında bailif'i vazifeden kasten men etmek durumunda olduğu hususunun açıkça ortaya çıktığı kanaatine vardı. Bidayet Mahkemesi sanık 2'nin bailif Hayrettin Ali'ye vazifesi esna-sında kendisini kasten karşı koyarak men ettiğine dair gayet sarih şahadetin mevcut olduğu kanaatına vardı. Bidayet Mahkemesi Duncan v. Jones (1936) 1 K.B., sayta 218'de verilen kararı hükmünde iktibas etti ve buna istinad ettiğıni de hükmünde belirtti Dun-can v. Jones'da verilen hükmü inceledik. O davada sanılk sokakta toplanan halka bir konuşma yapmak üzere iken Polis toplantının ve konuşmanın sulhu bozabilecek nıtelikte olduğu kanaatına vardığından, sanığa halka konuşmamasını emretti. Sanık ise polisin sö-ylediklerini dinlemedi ve toplantıya devam etmekta israr etti. Polisin söylediklerine rağmen sanık orada olan bir kutunun üzerine çıkarak halka konuşmaya başladı. Bunun üzerine polis sanığı derdest etti ve polisi vazifesinden kasten men ettiği için suçland-ırıldı. Bidayet Mrahkemesi sanığı kabahatlı bularak mahkum etti. Sanık istinafında polisi kasten men ettiğini kabul etmekle beraber yapılan toplantının sulhu bozacak nitelikte olmadığından, polisin toplantının yapılmasını men etmesinin görevi olmadığını il-eri sürerek, polisin kendisini derdest etmesinin gayri kanuni olduğunu ve dolayısıyle polisi vazifesinden kasten men etmediğini ileri sürdü. O davada sanık polisi işini yapmaktan kasten men ettiğini kabul etmiştir. Ancak toplantı vo konuşma sulhu hakikatte- bozmadığından polisin o esnada yaptığı işin vazifesi olarak addolunmaması gerektiğini iddia etti. O istinafta karara bağlanan husus sanığın polisi kasten men edip etmediği hususu olmayıp, ancak polisin toplantının yapılmasını önlemek için yaptığı işin va-zifesi esnasında yapılıp yapılmadığı hususu idi. İstinaf mahkemesi de polisin toplantının sulhu bozabilecek nitelikte olduğu kanaatına varmasında haklı olduğunu buldu ve bundan dolayı polisin toplantının devam etmesini men etmenin de polisin vazifesi olduğ-unu buldu. Kasten men etme hususunda İngiliz İstinaf Mahkemesinin Betts v. Stevens (1910 L.J. davasında sayfa 16'da verilmiş bir hükmü vardır. O davada polis süratli giden arabaların sürücülerini rapor etmek maksadı ile yolda muayyen bir mesafeyi ölçtükte-n sonra, mesafenin başlangıcında bir polis ve mesafenin sonunda da başka bir polis vazifelendirildi. Mesafenin sonunda duran polis elinde bir dakik saat bulundurmakta idi. Araba ilk polisin önünden geçerken ilk duran polis işaret vererek son duran polis d-e saatini stop-watch ona göre ayarlayarak arabanın son polisin yanından geçtiği an o mesafeyi ne kadar zamanda katettiğini ölçer ve o arabanın süratli gidip gitmediği böylelikle ortaya çıkardı. O davadaki sanık polisin herhangi bir sürücünün süratli gittiğ-ine şahadet elde etmemesi gayesi ile yolda ilk polisten daha önce bir yerde durdu ve golise yaklaşan arabaların sürücülerine ileride süratli gidenleri yakalamak için polis olduğunu bildirerek sürücülerin süratlerini azaltmalarını sağladı. O davada verilen -şahadete göre sanığın sürücülere ihbar verdiği an sürücülerin kanunun müsaade ettiği süratten fazla gittikleri tesbit olunmuş ve ihbardan sonra ise polisin kurduğu tuzağa girmeden sürücüler süratlerini azaltarak polislerin kati delil elde etmesine mani olu-nmuştur. Bunun üzerine polis sanığın aleyhine polisi vazifesinden kasten men ettiğinden dolayı dava getirmiş ve Bidayet Mahkemesinde sanık mahkûm edilmiştir. Sanık mahkûmiyet kararının aleyhine İngiliz İstinaf Mahkemesine istinaf eyledi. İstinaf Mahkemesi - bu durumda sanığın araba sürücülerine ihbar vermesinin polisi vazifesinden kasten men edip etmediği hususunu inceledi. İstinaf Mahkemesi o davada verdiği kararda sanığın ihbarı üzerine bir suç işlemekte olan araba sürûcülerinin suçu işlemekten vazgeçtikle-rini ve polisin tuzak kurduğu yerde arabalarını sürerken süratlerini azalttıklarını, dolayısıyle polisin vazifesini, yapmaktan kasten men olunduğu kanaatına vardı. O davada görülüyor ki sanığın ihbarı üzerine sürücülerin aleyhine kati delil elde etmekten p-olis men edilmiştir. Polisin orada vazifesi sürücülerin aleyhine kati delil elde etmekti. Sürücüler verilen ihbar üzerine süratlerini azaltmakla fiilen bir hareket yapmışlardır ve sürücülerin bu fiili hareketinden dolayı polis vazifesini yapmaktan kasten m-en edilmiştir. Polisin vazifesini yapmaktan kasten men olunmasına sebep sanığın sürücülere verdiği ihbardır. Bundan dolayı sanık sürücülere ihbar vermekle polisi vazifesini yapmaktan kasten men etmiş oldu. Yine İngiliz Yüksek Mahkemesinin Hicchliffe v. She-ldon (1955) 3 A.E.R. sayfa 407'de kasten men etme hususunda verilmiş başka bir hükmü vardır. O davada sanık alkollü içki satan bir yerin sahibinin oğlu idi. Geceleyin 11.17"de babasının meyhanesinin yanına geldiğinde bazı polislerin meyhanenin yanında oldu-ğunu gördü. Meyhanede ışık vardı ve meyhanenin dışında iki araba bulunmakta idi. Sanık meyhanenin kapısını çalarak "Anne benim. Herşey tamamdır" dedi. Hemen sonra da "polis dışarıdadır" diyerek meyhanenin arka tarafına geçti. Bunun üzerine orada olan polis- meyhanenin kapısını çaldı fakat hiçbir cevap almadı. Sanık arkaya geçtiğinde arkada gördüğü bir polise "onları yakalayamayacaksınız çünkü kendilerine haber verdim" dedi. Sanık yine öne geldi ve kapıyı çalmadan evvel "herşey tamam olduğuna emin olun" dedi -ve bir, iki sanive sonra da "meyhane polis tarafından basılmıştır" dedi. Meyhanenin kapısı ancak l l.25'de açıldı. Polis içeriye girdiğinde meyhaneciyi, karısını ve başka bir şuhsı orada buldu. Meyhanede herhangi bir içki veya bardak görünüşte yoktu. Sanı-k polisin orada olduğunu ve içeriye girmek niyetinde olduğunu haber vermekle polisin vazifesini yapmasına kasten mani olduğu kanaatına varıldı ve sanık mahkûm edildi. Licencing Act. 1953, madde 151 (1) tahtinde, polisin herhangi bir zamanda bir suçun işlen-mesini önlemek veya meydana çıkarmak için bir meyhaneye girmeye hakkı vardır. O davayı gören Mahkemenin kanaatına göre polis meyhanenin kapısını çaldığında meyhaneci sebepsiz olarak kapıyı açmakta gecikirse meyhaneci de polisi vazifelerini yapmaktan kasten- men etmek suçunu işler. Dolayısıyle o davadaki sanık meyhaneciye polisin dışarıda o1duğunu ve içeriye girmek istediklerini haber vermekle ve meyhaneci de kapıyı açmakta gecikmekle sanığın polisi vazifesini yapmaktan men ettiği suçunu işlediği kanaatın-a vardılar. O davada görülüyor ki sanığın sarfettiği sözler polisi bu vazifesini yapmaktan direkt olarak kendisi bizzat men etmemişse de, onun sözleri üzerine meyhaneci kapıyı açmadığından dalayı polis vaziffsini yapmaktan kasten men olunmuştur. Sanığın sö-zleri üzerine meyhaneci derhal kapıyı açmamış ve dolayısıyle o ana kadar meyhanede herhangi bir suçun işlenip işlenmediği meydana çıkarılamamıştır.
Yukarıdaki darvalarda verilen kararlan göz önünde tutarak bir şahsın bir polis memurunu vazifesini ifa- etmekten kasten men ettini hususunda bir kanaata varmak için, o şahsın bizzt kendisinin veya onun ihbarı veya sözü üzerine başka bir şahsın, polisi vazifesini ifa etmekten men eden bir fiili hareket yapması veya polisi vazifesini yapmakta engellememek iç-in bir şahsın bizzat kendisinin veya onun ihbarı veya sözleri üzerine başka bir şahsın, bir fiili hareketin yapılması gerektiği hallerde, fiili bir hareket yapmamış olması gerekir.
Sivil Prosedür Nizamnamelerinin 44. Emrinin l. Nizamına göre her icra- memuru bir menkul mal müzekkeresinin icrası için gerekeni yapmaya yetkili kılınmaktadır. Kanaatimizce bu Emir tahtinde icra memurunun hükümlü borçlunun evine girip orada hükümlü barçlunun menkul malını zaptetmeye hakkı vardı. Bu istinafta icra memuru satı-ş müzekkeresini icra etmek üzere birinci sanığın oturduğu eve gitti. l. sanığın sarfettiği sözler ve yaptığı hareketlerin icra memurunu vazifesini icra etmekten kasten men edip etmediği hususunu incelemek gerekir. 1. sanık hiç şüphe yoktur ki icra memuruna- yardımcı almamıştır. Mamafih, 1. sanığın sarfettiği sözler icra memurunu vazifesini icra etmekten menetmiş değildir. İcra memuru sanık 1'in söylediği sözlerden sonra vazifesini yapmak için herhangi bir teşebbüste bulunmamıştır. Şayet icra memuru sanık 1'i-n söylediklerinden dolayı vazifesini yapmaya teşebbüs etmiş olsaydı ve sanık 1 herhangi bir hareketle buna mani olmuş alsaydı, o zaman sanık 1 icra memurunu vazifesini yapmaktan kasten men etmiş olacaktı. Meselâ icra memuru sanık 1'in evine gittiğinde, s-anık l dışarıda avluda olmuş olsaydı, ve evin kapısı kapalı olmuş olsaydı ve icra memuru sanık 1'e içeriye girmenin lâzım olduğunu söylemiş olsaydı, bunun üzerine sanık 1 kapıyı açmamış olsaydı, sanık 1 icra memurunu vazifesini yapmaktan men etmiş olurdu-. Halbuki bu davada icra memuru geldiğinde sanık 1 evin içerisinde idi, kapıyı açıp da dışarıya çıkmıştı ve sanık l icra memuruna icranın yapılmasına müsaade etmeyeceğini söyledi. Bundan dolayı icra memuru başka bir teşebbüste bulunmadı. Kanaatimizce san-ık 1'in sarfettiği sözler, yalnız başına icra, memurunu vazifesinden kastem men etmek suçundan l. sanığın kabahatli bulunmasına kâfi değildir. 2. sanığa gelince, 2. sanığın durumu 1. sanığın durumundan biraz farklıdır. İcra memurunun şahadetine göre, 2. -sanık kapıya giderek kapının içerisinde durdu ve icra memuru kapıdan çekilmesini sanık 2 den istemiştir. Hatta icra memuru elini kapıya uzatmakla içeri girmek teşebbüsünde bulunduğunu sanık 2'ye göstermiştir. Böyle olmakla beraber sanık 2, kapının içerisi-nde durmaya devam etmiş ve icra memurunun "Lütfen çekilin ben vazifemi yapıyorum, ben vazifeli bir memurum" demesine rağmen kapının içerisinden çekilmemiş bilakis 2. sanık icra memuruna yükesk sesle " çekilin, eğer bir adım daha atarsanız elinizi ayağınız-ı kırarım her ikinizin de " demiştir. İcra memurunun sanık 1'in ikamet ettiği eve girmeğe hakkı olduğundan içeri girmeye teşebbüs ettiğinde 2. sanığın kapıdan çekilmesi gerektiği kanaatındayız. Bunu yapmamakla 2. sanık icra memurunu vazifesini ifa etmekten- kasten men etmiş olur.
Yukarıda izah olunan sebeplerden dolayı l. sanık tarafından yapılan istinaf kabul edilir. Bidayet Mahkemesinin 1. sanığın leyhine verdiği mahkumiyer kararı iptal edilir ve l. sanık beraat ettirilir. 2. sanığın yapmış olduğu- istinaf reddolunur.
Tarih : 4 Şubat, 1971.
Full & Egal Universal Law Academy