-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA Ceza İstinaf No.31/71
(Dava No.3753/71)
M. Necati Münir, Başkan, Ülfet Emin ve
Ahmet İzzet, Üye.
İstinaf eden: Mustafa Talât Korkmaz
(Sanık)
-
ile -
Aleyhine istinaf edilen: Başsavcılık,
arasında.
İstinaf eden namına: Hasan Murat.
Aleyhine istinaf edilen namına: Vedat Aziz.
Fasıl 57 Ateşli Silâhlar Yasası - İthali yasaklanmış silâh
taşımak - İth-ali yasaklanmış silâh tasarrufu.
Fasıl 54 Patlayıcı Maddeler Yasası - İzinsiz mermi tasarrufu.
Ceza Usulü - Şahadet - Bidayet Mahkemesinin, şahitlerin şaha-
detini değerlendirirken nazarı itibara alması gereken
mühim hususları nazarı iti-bara almaması - Yüksek Mahkeme-
nin 1960 Adalet Mahkemeleri Yasası'nın 25(3) maddesine
göre, tüm şahadeti gözden geçirmeye ve yorumlamaya yetkili
olması - Gerçek Şahadetin (real evidence), bulunamaması.
OLAY: Sanık, sten tipi o-tomatik tabanca taşımak, tasarruf
ve sten mermisi bulundurmakla itham edildi. Emareler bu-
lunup Mahkemeye ibraz edilemedi. Lefkoşa Ağır Ceza Mahke-
mesi, Sanığı, silâhı satmak için anlaştığı Tanığın ve bu
Tanığın olayı anında duy-urduğu polis memurunun şahadetine
ve Sanığın gönüllü ifadesine dayanarak mahkûm etti ve 1,5
yıl hapis cezası verdi.
Sanık, mahkûmiyet ve ceza aleyhine istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, silâhı satın almak için Sanıkla anlaşıp
b-u hususu anında polise bildirdiğini iddia eden Tanığın ve
söz konusu polis memurunun şahadetine, çok az ehemmiyet
verilmesi gerektiği kanaatına vardı ve bu şahadetler,
Sanığın suçu şüpheden ari bir şekilde işlediğini
isb-ata yetmediği için Sanığın mahkûmiyetini iptal etti.
Sanık 6 gün tutuklu kaldıktan sonra verdiği gönüllü
ifadede suçu kabul etmiş, dava okunduğunda ise reddetmiş-
ti. Bidayet Mahkemesi, gönüllü ifadeyi değerlendirirken,
yalnız- bu ifadeye dayanarak Sanığı mahkûm edebilip
edemeyeceğini tezekkür etmemişti. Yüksek Mahkeme bunu da
bir mahkûmiyeti bozma nedeni kabul etti.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
Stelios Michael Simadhiakos v. The Police (1961) C.L-.R.
s.88
Andreas Economides v. Ioannis L. Zodhiatis (1961)
C.L.R. s.307.
3. Kemal Cemal v. The Republic (1966) 2 C.L.R. s.23-24
4. Hüseyin Kızıl v. R. 19 C.L.R. s.162
5. R. V. Thompson (1893) 2Q.B. s.12.
6. R. v. Metesh -14 C.L.R. s.232.
H Ü K Ü M
M. Necati Münir, Başkan: Bu istinafta hükmü Sayın Üye Ülfet Emin okuyacaktır.
Ülfet Emin, Üye: Sanık (istinaf eden) 11 Kasım 1971 tarihinde Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 8 Mart -1971 tarihinde Lefkoşa kazasına bağlı Gönyeli köyünde (1) ithali yasaklanmış olan bir silâh yani sten tipi bir tabanca taşıdığından, (2) ithali yasaklanmış olan bir silâhı yani sten tipi bir tabancayı tasarrufunda bulundurduğundan, (3) Patlayıcı M-addeler Müfettişinden izni olmaksızın tasarrufunda izinsiz bir şarjür dolusu sten mermisi bulundurduğundan kabahatlı bulunarak, 1. davadan 1,5 sene hapse ve 3. dava üzerinden 3 ay hapse, her iki ceza beraber çekilmek şartı ile, mahkûm e-dildi. 2. dava üzerinden herhangi bir ceza verilmedi.
Sanık Ağır Ceza Mahkemesinin, İddia Makamı şahitleri Olgun Aziz'e ve OPE. Ahmet Ali Karagözlü'ye inanmakla hata işlediğini, Sanığın ifadesinin geçerli ifade olduğu hususundaki bulgus-unun hatalı olduğunu, suçlara esas teşkil eden emarelerin ibraz olunmayışını nazarı itibara almamakla hata işlediğini, geçerli şahadet tüm olarak kanuni bir teste tabi tutulduğunda Ağır Ceza Mahkemesinin şahadet hususundaki bulgusunun hatalı olduğun-u ve Sanığın mahkûm olunduğu suçların vehametine bakılmaksızın bütün özel, has ve şerait nazarı itibara alındığında kesilen 1.5 yıllık hapislik cezasının alenen fahiş olduğunu iddia ederek mahkûmiyet ve ceza aleyhine istinaf eylemiştir.
Sanık Ağır- Ceza Mahkemesinde aleyhine getirilen suçları kabul etmemiş ve İddia Makamı davalarını ispat etmek için Mahkemeye 10 şahit çağırmıştır. Sanık ise sadece olduğu yerden yeminsiz bir ifade yapmış ve herhangi bir müdafaa şahidi çağırmamıştır. İddia Makamını-n davası esas itibarıyle 2 numaralı İddia Makamı şahidi Olgun Aziz'e, 8 numaralı İddia Makamı şahidi ÖPE. Ahmet Ali Karagözlü'ye ve Sanığın tutuklu olduğu bir sırada polise verdiği gönüllü ifadeye istinad etmektedir. Olgun Aziz Gönyeli'deki Olgun sinemaha-nesinin sahibi ve işletmecisidir. Olgun Aziz'in Mahkemeye verdiği şahadete göre kendisi T.M.T.de üye idi ve hadiseler patlak verdikten sonra da Temmuz 1971'e kadar mücahit idi. Temmuz 1971'de mücahitlikten terhis olundu. 8 Mart'tan takriben 15 gün kadar ön-ce bir gece Sanık iki arkadaşı ile beraber sinemahaneye gitmiş ve Sanık şahidin yanına giderek yanında olan iki kişiye bir sten ve bir tabanca satacağını ve buna karşılık K.L.50.- aldığını söylemiştir. Şahit bunun üzerine Sanığa fazla silâhı varsa ve- satmak isterse, bütün silâhları kendisinin almaya istekli olduğunu söyledi. Sanık da silâh getireceğini söyleyerek şahidin yanından ayrıldı ve sinemaya girdi. Filim bittikten sonra Sanık arkadaşları ile beraber ayrıldı. Ertesi gün sabahleyin 9--10 sularında şahit evden çıkıp sinemahaneye giderken bir gece evvel Sanık ile beraber gördüğü iki kişi şahidin yanına geldiler ve Sanığın kendilerine silâh vermediğini söylediler. Şahit bu iki kişiye kendisine bunu niçin söylediklerini sorduğun-da, Sanığın şahit ile beraber çalıştığını söylediğini söylediler. Daha sonra şahit Sanığı Göçmen köyünde gördüğünü ve bir müddet evvel sinemahanesine beraber geldikleri iki şahsın gelip kendisini gördüğünü ve silâhları kendilerine Sanığın vermediğ-i için Sanığı polise gidip haber vereceklerini söylediklerini söyledi. Sanık da bunun üzerine madem ki polise gittiler silâh vermeyeceğini, esasen Türk ve Rum polisinin peşinde olduğunu söyledi. Şahit 8 Mart 1971'de geceleyin sinemahanesini kapadıktan sonr-a Ringo Bara gitmiş ve orada bir müddet kaldıktan sonra, Sanık oraya gelmiş, Sanık ile bir miktar içki almışlar ve orada iken Sanık şahide silâhı getirdiğini, otomobilin içerisinde olduğunu söylemiş, Sanık şahitle beraber Bardan dışarıya çık-ıp otomobilin arka yastığı üzerinde caketle örtülü sten tipi bir silâh görmüştür. Sanık bu silâhı şahide satmayı teklif etti fakat şahit kendisinin bir silâh istemediğini, fazla silâh istediğini söyledi. Şahit arabada silâhı gördükten sonra tekrar- Sanıkla beraber Bara girdiler. Şahit Barda Sanığa bir kadeh konyak ısmarladı ve daha sonra Sanığın arabası ile sinemahaneye gittiler. Şahide göre Sanığın arabası Consul marka idi ve sinemaya silâhın çalışıp çalışmadığını denemek için ateş etmeye g-ittiler. Sinemahanenin yanında bir polis kulübesi vardır ve bu kulübede daima görevli bir polis bulunmaktadır. Şahide göre sinemahaneye geldiklerinde Sanık silâhı arabadan aldı ve sinemahaneye girdiler. Ancak sinemahaneye girmezden avvel şahid kulübenin -yanında duran polise gidip bu silâh hakkında bilgi verdi. Görevde o gece orada olan polis İddia Makamı şahidi 8. ÖPE. Ahmet Ali Karagözlü idi. Sanık şahit ile beraber sinemahanenin bodrumuna
girdiler ve orada şahit silâhı aldı, ateş etti fakat birincide pa-tlamadı, ikincide ise silâh patladı ve mermi duvara girdi. Şahit silâhı ateşledikten sonra, silâhı Sanığa verdi ve Sanık 5-10 tane silah getireceğini vaad ederek oradan ayrıldı. Şahit ise yine orada olan İddia Makamı şahidi Karagözlü'nün yanına gitt-i ve içeride ne yaptığını polise söyledi. Şahide göre ateşlediği merminin boş kovanı bodrumda kaldı fakat ertesi gün kendisi bu kovanı aldı ve yanında muhafaza etti. Bu kovanı 15 Haziran 1971'de Polis Müfettişi Vedat Taşer beye teslim etti. Yine b-u şahide göre mermi çekirdeğini duvardan Vedat Taşer beyin huzurunda 15 Haziran 1971'de çıkardı ve Vedat Taşer beye teslim etti. Şahit polise yazılı ifade ilk olarak 15 Haziran 1971'de verdi. İddia Makamı 8 numaralı şahidi Ahmet Ali Karagözlü Mahkemeye ver-diği şahadette 7 Mart 1971 tarihinde geceleyin saat 12.00'de şahidin sinemahanesinin yanında olan polis kulübesinde görev aldığını bildirdi. Şahide göre orada görevde iken Sanık ile 2. şahit bir araba ile sinemahanenin önüne geldiler, araba orada durdu ve -arabadan Sanık ile 2. şahit çıktı. Sanığın elinde bir sten ve bir şarjür vardı. Her ikisi de sinemanın içerisine girdiler. Bu şahit İddia Makamının 2. şahidinin sinemaya girmezden evvel yanına gelmediğini, 2. şahit ile Sanık sinemahanede iken çivi sesine b-enzer bir ses işittiğini söyledi. Sinemahaneden çıktıktan sonra 2. şahidin bu şahidin yanına geldiğini ve 2. şahidin bu şahide içeride atış yaptıklarını bu şahidin duyup duymadığını sorduğunu söyledi. Yine bu şahide göre Sanık aranan bir şahıstı. Sanığın -avukatı tarafından istintaka tutulduğunda bu şahit aranan ve/veya silâh taşıyan bir şahsı yakalamak polisin vazifesi olduğunu bildiğini, fakat o gece Sanığı yakalamadığını hatta yakalamağa dahi teşebbüs etmediğini söyledi. Şahit o zaman Türkiye'de durumun -karışık olduğunu, esrarın iç yüzünü çözmek istediğini, Sanığın belki başka bir gayeye hizmet ettiğini düşünerek Sanığı kendisi yakalamaktansa durumu şahsen Boğaz Emniyet Müdürüne bildirmeyi daha uygun gördüğünü şahadetinde belirtti. Sabahleyin görevd-en ayrıldıktan sonra durumu bizzat Boğaz Emniyet Müdürüne şahsen bildirdi. Mahkemeye verilen şahadete göre Sanık 10 Haziran 1971 tarihinde Boğaz'da polis tarafından yakalanmış ve o günden beri tutuklu kalmıştır. Mahkemeye verilen şahadete göre San-ık Boğaz polisinde tutuklu iken 6/6/71 tarihinde İddia Makamı şahidi No.10 Vedat Taşer'e gönüllü bir ifade verdi. Bu gönüllü ifade Mahkemeye ibraz edilmek istendiğinde Sanık ifadenin gönüllü olmadığı hususunda itiraz etti. Bu hususta şahadet dinlendi ve M-ahkeme verilen ifadenin gönüllü olduğuna kanaat getirerek ifadeyi kabul etti. Bidayet Mahkemesi şahitlerin şahadetini eleştirirken şahitler hususunda şunları söyledi:-
"İddia Makamı şahidi 8 Ahmet Ali Karagözlü'ye gelince
ise bu şahit,- kanaatimizce, şahadetini sanığı derdest
etmemesini haklı gösterecek bir şekilde ve maksatla
vermiştir. Binaenaleyh, bu şahidin şahadetinin İddia Makamı
şahidi Olgun Aziz'in şahadeti ile tenakuz teşkil eden
kısımlarına in-anmadık.
İddia Makamı tarafından çağrılan diğer şahitlerin
tümüne ise inandık. Esasen sanığın polise vermiş olduğu
Emare 3 ifade de bu şahitlerin söylediklerinin doğruluğunu
tayid eder mahiyettedir.
Sanığın mahkemeye söyl-ediklerine ise, kendilerine inan-
mış olduğumuz şahitlerin şahadeti ile bağdaşmayan kısım-
larına inanmadık. Şahadeti incelerken İddia Makamı
şahidi 2 Olgun Aziz'in bir şeriki cürüm olup olmadığı
hususunu da tezekkür et-miş bulunuyoruz. Kanaatimizce
Olgun Aziz bir şeriki cürüm addolunamaz mamafih, şeriki
cürüm addolunsa bile bu şahidin şahadeti kanunen gerek-
tiği veçhile bir çok noktalarda teyid edilmektedir.
Sinamahanesinin duvarında d-iğer şahitler tarafından
görülen mermi deliği, Mahkemeye Emare 2 olarak ibraz
edilen mermi çekirdeği ve kovanı ve bunların fevkinde de
sanığın polise vermiş olduğu Emere 3 ifade, bu şahidin söy-
lediklerini gerekli bir şekilde tey-id eder mahiyettedir.
Doğruluğuna inanmış olduğumuz şahadet sanığın 8 Mart
1971 tarihinde şarjür mermi dolu bir sten tipi silâhı
tasarrufunda bulundurup taşıdığını açık surette göstermek-
mektedir. Biz bunun böyle olduğuna şü-pheden ari surette
kanaat getirmiş bulunuyoruz."
İstinaf esnasında Sanığın avukatı İddia Makamı 2 ve 8 numaralı şahitlerin şahadetine Ağır Ceza Mahkemesinin herhangi bir kıymet vermemesi gerektiğini ileri sürdü. Bunlara sebep olarak da Sa-nığın avukatı Sanığın iddia edildiği gibi elinde sten tipi bir silâh bulundurduğu doğru olmuş olsaydı gerek İddia Makamı 2 numaralı şahidinin ve gerekse 8 numaralı şahidinin Sanığı derhal derdest etmesi gerektiğini gösterdi. Hakikaten suç işleyen -herhangi bir şahsın adalete teslim olmasını sağlamak her vatandaşın görevidir. Emniyet mensuplarının ise bu gibi hallerdeki görevleri alelade vatandaşlardan daha yüksek olup suç işleyen bir şahsı tutuklayıp adalete teslim etmek mecburiyetindedirler.- Gayri kanuni bir şekilde silâh taşımak, bilhassa taşınan silâh sten tipi bir silâh ise, vahim bir suçtur ve böyle suçları önlemek polisin görevidir. Bu gibi hallerde suçun kat'i olarak işlendiğini ispat etmek için hakiki şahadet (real evidence) çok mühi-m rol oynamaktadır. Bu meselede hakiki şahadet Sanığın taşıdığı iddia olunan sten tipi silâh'tır. Sanığın polisin huzurunda silâh taşıdığı iddia olunduğu halde, polis Sanığı derdest etmeğe teşebbüs etmiyor hatta telefon bile etmiyor ve Sanığın -elini kolunu sallayarak ayrılmasına müsaade ediyor ve 8. şahidin ifadesine göre Boğaz Emniyet Müdürlüğüne bu hadise birkaç saat sonra bildirildiği halde, Emniyet Müdürlüğü böyle bir suçun işlendiğini meydana çıkarmak için derhal tahkikat yapması ge-rektiği halde herhangi bir tahkikat yapmış değildir. Boğaz Emniyet Müdürlüğü böyle bir tahkikat yapmış olsaydı hiç şüphe yoktur ki suçun işlendiği bilgisine geldiği gün veya hemen sonra İddia Makamı 2 numaralı şahitten bir ifade alacaktı ve si-nemahanenin bodrumunda silâhın hakikaten kullanıldığını ispat etmek için de gereken emareleri elde edebilecekti. Halbuki bütün bunlar yapılmadı ve niçin yapılmadığına dair de herhangi bir izahat verilmedi. Polis ancak, Sanık 10 Haziran'da derdest -olunduktan sonra, 15 Haziran'da İddia Makamı 2 numaralı şahitten ifade aldı ve ayni gün sinemahanenin bodrumuna gitti. İddia Makamı 2 numaralı şahidinin söyledikleri hakikaten doğru ise boş mermi kovanını uzun müddet yanında niçin saklamış-tır? Bu şahit Sanığın avukatı tarafından istintakı esnasında bu hususta sorulan bir suale boş kovanı daha önceden polise vermediğini çünkü polisin istemediğini söyledi. Ayrıca kendisinin de elinde böyle bir boş kovan olduğunu polise bildirmediğini - kabul etti. 2 numaralı şahit Mahkemede verdiği ifadede, esas gayesinin, Sanığın silâh kaçakçılığı yaptığını bildiği için, Sanığı polise teslim etmek olduğunu belirtti. Silâhı satın almak istemediği halde silâhla niçin ateş ettiği hususunda sorulan -suale de Sanığın hakikaten silâh taşıdığını ispat etmek ve silâhı ibraz etmek için yaptığını ifadesinde söylemiştir. Bu şahide göre kendisi sorumlu bir şahıstı. Gayesi hakikaten Sanığı yakalatmak veya silâhı ibraz etmek idi ise, silâhı elinde bulundurduğu - bir an veya silâhı ateş ettiği bir an niye Sanığı silâhla beraber polise teslim etmedi? Tabii şahit Mahkemeye verdiği ifadede daha önceden durumu polise bildirdiğini ve o gece sinemahanenin dışında bulunan polise bu hususta bilgi ve-rdiğini ve böylelikle vazifesini yaptığını ima etti. Bu böyle olsa dahi, aradan günler ve haftalar geçtiği halde polisin kendisine gelip kendisinden bir ifade almadığını gördüğü halde niye kendisi polise gidip bu işi araştırmadı? Bu şahitlerin -şahadetini kıymetlendirirken Ağır Ceza Mahkemesinin bütün bu hususları nazarı itibara alması gerekirdi. Bu gibi hususların şahadeti değerlendirirken çok mühim rolü vardır. Alt kademedeki bir Mahkemenin şahitlere inanıp inanmama hususunda ve alt kade-medeki bir Mahkemenin bu gibi şahadete verdiği kıymete genellikle İstinaf Mahkemesi müdahale etmez ancak Bidayet Mahkemesinin şahitlere inanıp inanmama hususundaki bulgularına esas teşkil eden gerekçeleri gayri makul veya yetersiz ise veya Bidayet Mahkem-esinin bulgular hususundaki vardığı bulgular Mahkeme huzurunda verilen tüm şahadet tarafından yeterli derecede desteklenmiyorsa veya Bidayet Mahkemesi şahadeti değerlendirirken nazarı itibara alması gereken muhim hu-susları nazarı itibara almamışsa,- istinaf Mahkemesi Bidayet Mahkemesinin bu gibi bulgularına müdahale edebilir. Bu hususta Stelios Michael Simadhiakos v. The Police (1961) C.L.R. 64 s.88'de şunlar yer almaktadır:-
"Secondly, I read the provisions of sub-section (3) to
mean t-hat this Court on hearing an appeal has the power
to review the whole evidence without feeling fettered by
determinations on questions of fact made by the trial
court; but in doing so, the Court should still be guided
by the -principles which have grown and developed in the
light of practical experience, as to the value of trial-
court findings.
Before such findings are disturbed, the appellate Court
must be satisfied to the extent of reaching a decisi-on,
(unanimous or by majority) that the reasoning behind a
finding is unsatisfactory; or that the finding is not
warranted by the evidence considered as a whole. And the
onus, in my opinion, must rest on the appellant, both in
- civil and in criminal appeals, to bring this Court to
such decision; or else, the trial-court findings remain
undisturbed as part of the case."
ve Andreas Economides v. Ioannis L. Zodhiatis (1961) C.L.R. s.307'-de şunlar yer almaktadır:-
"Undoubtedly a Court of Appeal has the power to
set aside the findings of fact of a trial Court where the
trial judge has failed to take into account circumstances
material to an estimate of the evide-nce or where he has
believed testimony which is inconsistent with itself, or
with indisputable fact."
Silâh taşıma suçlarında silâhın, mümkün olduğu hallerde, ibraz edilmesi gerektiği ve polisin bu gibi hallerde neler yapması gerektiği h-ususunda Kemal Cemal v. The Republic (1966) 2 C.L.R. 21 s.23-24'de şunlar yer almaktadır:-
"Now as regards the nature of the article which the ap-
pellant was seen holding, there can be no doubt that it must
have looked like a stengun; a-nd that the Police
must have thought that it was a real one. Their immediate
reaction points clearly in that direction. But, the fact
remains that the gun is not before the Court; and that
the Police have made no attempt (at -least as far as the
evidence goes) either on the day of the offence, or subse-
quently, to trace and seize the prohibited firearm;
dangerous, as they thought, it was.
Learned Counsel for the prosecution tried to
expl-ain this away, by reference to the conditions prevailing
in the island; and particularly the conditions in
Limassol at the material time. In normal times,
Counsel conceded, quite rightly in our opinion, one would
perhaps -expect the Police to try and arrest the
offender in such circumstances, and seize his gun. If
it was thought that reinforcements were necessary in
order to deal with the matter, one would expect to
see actio-n in that direction. Counsel agreed that
normally, the building where the offender was seen, would
have to be searched; and the offender arrested there
and then; or, sought later under a judicial warrant at his
house; or at -his usual place of work, as soon after the
offence as this could be done. But, not so, learned Counsel
submitted, in the conditions prevailing at Limassol at the
time.
We find ourselves unable to accept this, as a satis-
factory - explanation. If the area where the crime was
committed could be patrolled by armed Police, as an area
controlled by the forces of the State, surely the Police,
should be able to do more than what was actually done in
this case;- for the seizure of the dangerous firearm and
the arrest of a known offender, a person regularly
living and working in such area; a young man of 19, who had
the audacity to point such a gun at a Police patrol."
-İddia Makamı 2 ve 8 numaralı şahitlerin vaka anındaki tutumları, vakadan hemen sonraki ve daha sonraki tutumları, Boğaz Emniyet Müdürlüğünün yukarıda belirtilen tahkikat ile ilgili tutumu, eğer hakikaten mesele İddia Makamı 8 numaralı şahidinin Mahk-emeye verdiği ifadedeki gibi ise, ve bilhassa Sanığın suç üstü yakalanabileceği halde tutuklanmadığı hatta teşebbüs bile yapılmadığı nazarı itibara alındığında İddia Makamı 2 ve 8 numaralı şahitlerinin şahadetleri şüphe ile karşılanması ve bu gibi şahadet-e çok az hemen hiç ehemmiyet verilmemesi gerektiği kanaatındayız.
Ağır Ceza Mahkemesinin işbu iki şahidin şahadetini değerlendirirken yukarıda belirttiğimiz mühim hususları nazarı itibara almadığı görülür. Eğer Ağır Ceza Mahkemesi bu mühim hus-usları nazarı itibara alsaydı bu iki şahidin şahadetine daha başka kıymet verebileceğini göz önünde tutarak bu iki şahidin şahadetinin kıymetli şahadet olarak nitelendirilmemesi gerektiği ve bu gibi şahadetin ikna edici şahadet olmadığı kanaatınday-ız. Bilindiği gibi ceza davalarında bir şahsın kabahatlı bulunabilmesi için Sanığın suçu şüpheden ari bir şekilde işlediğine dair Mahkemenin ikna olunması gerekir. Sanığın aleyhine getirilen şahadetin ikna edici (convincing) olması gerekir- kanaatındayız. 1960, Adalet Mahkemeleri Kanununun 25(3) maddesine göre Yüksek Mehkeme Bidayet Mahkemesinin deliller hususunda verdiği herhangi bir kararı ile bağlı değildir. Bu maddeye göre Yüksek Mahkemenin bütün şahadeti gözden geçirmeğe ve kend-i istidlâllerini teşkile yetkisi vardır. Yukarıda belirtilenlerin ışığında Bidayet Mahkemesinin İddia Makamı 2 ve 8 numaralı şahitler hususunda vardıkları kanaatın hatalı olabileceği ve şahitlerin şahadetini kıymetlendirirken nazarı itibara alması ge-reken mühim hususlar nazarı itibara alındığında bu iki şahidin şahadetine herhangi bir ehemmiyet verilmemesi gerektiği kanaatına vardık.
İddia Makamının 2 ve 8 numaralı şahitlerin şahadeti ortadan çıktıktan sonra Sanığın- aleyhine kalan yegâne şahadet Sanığın 16 Haziran 1971 tarihinde İddia Makamı 10 numaralı şahidi Vedat Taşer'e verdiği gönüllü ifadedir. Davanın duruşması esnasında Sanık bu ifadenin gönüllü olarak verilmediğini ileri sürmüş ve bu hususta Ağır -Ceza Mahkemesi şahadet dinledikten sonra şunları söylemiştir:-
"İddia Makamı tarafından çağrılan Vedat Taşer Beyin
vermiş olduğu şahadet muvacehesinde ibrazı istenilen
ifadenin ihtar tahtında sanık- tarafından tamemen gönüllü
olarak yapılmış olduğuna şüpheden ari olarak kanaat getir-
miş bulunuyoruz.
İfade gönüllü yapılmış olmakla beraber ifade alınırken
Hakimler Nizamatının kesin olarak ve harfiyen takip edil-
mediği göz-ükmektedir. Sanığın ifade yapmak istemesi
üzerine sanığa arzu ettiği takdirde vermek istediği
ifadeyi kendi eli ile yazabileceği söylenmeli idi.
Sanık yazma bilmediğini veya ifadesini başkasının yaz-
masını istediğ-ini belirttiği takdirde de bu hususun zapt-
edilmesi ve sanık bu zaptın altına imzasını atması
istenmeli idi. Bunun yapıldığına dair şahadet yoktur.
Bilâkis şahadet bunun aksini göstermektedir. Saniyen
ifadenin alınması- tamamlandıktan sonra sanığa, ifadeyi
imzalaması istenmezden önce, kendinin okuması teklif
edilmeli idi. Sanığa bu teklif yapılır ve sanık
ifadeyi okumayı reddettiği takdirde ifadeyi alan polis
memuru ifadeyi kend-ine okuyabilirdi. Bu da yapılmış
değildir.
Yukarıda belirtilen hususlarda Hakimler Nizamatı
takip edilmiş değildir. Mamafih, görüleceği gibi,
yapılan inhiraf esasa müteallik olmayıp usul ile ilgili-
dir. Biz,- bütün ahval ve şerait muvacehesinde, yetkimizi
kullanarak ifadenin ibrazına müsaade etmeği uygun ve
münasip gördük."
Sanık 10 Haziran 1971 tarihinde mesele ile ilgili olarak tutuklandığında polise ne söylediği hususunda herhangi bir- şahadet yoktur. Sanık Poliste tutuklu bulunduğu müddetçe Emniyet Müdürünün Sanıktan bir ifade aldığı Mahkeme huzurunda verilen şahadette sabit olmuştur. Ancak bu ifade Mahkemeye
ibraz edilmemiştir. Sanığın gönüllü ifadesi 16 Haziran 1971'de takri-ben 9.50'de sona erdi ve ayni gün saat 12.20'de Sanığa dava okundu ve Sanık cevap olarak "hayır mahkemede konuşacağım" dedi. Görülüyor ki gönüllü ifadesini verdikten sonra aradan kısa bir zaman geçtiği halde, kendisine dava tebliğ edildiğind-e suçunu itiraf etmemiş bilâkis suçu işlediğini reddetmiştir. Bir Sanığın polise verdiği herhangi bir ifade Mahkeme tarafından gönüllü bir ifade olduğu hususunda karara varılmakla beraber Mahkemenin bu ifadeye vereceği kıymet ve ağırlık Mahkeme-ye verilen diğer bütün şahadet muvacehesinde kararlaştırılmalıdır. Mahkeme bazı hallerde Sanığın yalnız gönüllü ifadesine dayanarak Sanığı mahkûm edebilir. Ancak bu hallerde gönüllü ifadenin Sanık tarafından hakikaten gönüllü olarak verild-iğini ve Sanık suçu işlediğine dair pişman olduğunu göstermek ve suçu işlediğine dair itiraf etmekle üzerinde olan bir yükü atmak için ifadeyi verdiğine kanaat getirmek gerekir. Böyle bir kanaata varmak için Sanığın gönüllü ifadeyi tutuklandığından -ne kadar zaman sonra verdiği ve gönüllü ifadeyi vermezden evvel ve gönüllü ifadeyi verdikten sonra tavır ve hareketi mühim rol oynamaktadır. Bu meselede daha evvel de belirttiğimiz gibi Sanığın 10 Haziran 1971 tarihinde tutuklandığı halde 10 Haziran'dan 1-6 Haziran'a kadar suçu itiraf ettiğine dair herhangi bir ifade veya beyanda bulunduğuna dair herhangi bir şahadet yoktur. Bilâkis 16 Haziran'dan evvel Boğaz Emniyet Müdürüne ifade verdiği sabit olmakla beraber bu ifade Mahkemeye ibraz edilmemiş, do-layısıyle Boğaz Emniyet Müdürüne verdiği ifadede suçunu itiraf etmediği manasında alınabilir. Ancak kat'i olan bir husus vardır, o da suçunu itiraf eden gönüllü ifadesini verdikten birkaç saat sonra gönüllü ifadesinde itiraf ettiği suçlar hususunda- kendisine dava okunduğunda Sanık suçu işlediğine dair okunan davaları kabul etmemiş ve bu hususta söyleyeceklerini Mahkemede söyleyeceğini söylemiştir. Bu ahval ve şerait tahtında Sanığın suçunu itiraf ettiğine dair verdiği gönüllü ifade hususunda çok di-kkatli davranmak gerekir. Bu hususta Sanığın aleyhine şahadet bir polis memuru tarafından verilirse Mahkemelerin çok daha fazla dikkatli davranması lâzımdır. Bu hususta Hüseyin Kızıl v.R. 19 C.L.R. 162'de şunlar yer almaktadır.
"We would like to - invite the attention of trial
Courts in the Colony to these confessions by accused
persons after being in custody for a considerable time. We
would urge the greatest caution in receiving that evidence
and the greatest caution in- weighing it."
ve R. v. Thompson (1893) 2 Q.B. 12 s.18'de Cave J. şunları söylemiştir:-
"I would add that for my p-art I always suspect these
confessions, which are supposed to be the off spring of
penitence and remorse, and which nevertheless are
repudiated by the prisoner at the trial. It is remarkable
that it is of very rare a-ccurrence for evidence of a
confession to be given when the proof of the prisoner's
guilt is otherwise clear and satisfactory; but, when it
is not clear and satisfactory, the prisoner is not
unfrequently alleged to have been -seized with the desire
born af penitence and remorse to. supplement it with
a confession; -a desire which vanishes as soon as
he appears in a court of justice."-
ve R. v. Mentesh 14 C.L.R. 232 s.244'de şunlar yer almaktadır:-
"Courts here should exercise the greatest caution
before acting upon the evidence of members of the Police
Force, where it is unsupported by indepe-ndent
testimony and particularly in cases of serious crime
sought to be proved by circumstantial evidence."
Bir Mahkemenin Sanığı yalnız Sanığın gönüllü ifadesinde suçunu itiraf etmesi üzerine mahkûm etmesi için, Mahkemenin- gönüllü ifadeyi ve buna müteallik bütün ahval ve şeraiti, bu gibi ifadeye vereceği kıymet ve ağırlığı tespit etmek için de bu gibi ifadenin doğru olabileceği hususunu esaslıca tetkik etmesi gerekir. Ağır Ceza Mahkemesi hükmünde ifadeyi tetkik eder-ken yalnız ifadeye dayanarak Sanığı mahkûm edip edemeyeceği hususunu tezekkür etmiş değildir. Ağır Ceza Mahkemesi Sanığı 10 Haziran'dan 16 Haziran'a kadar 6 gün tutuklu kaldığı halde suçunu itiraf ettiğine dair herhangi bir şahadet olmadığını, 16 Haziran 1-971'de suçunu itiraf eden gönüllü ifadesini verdikten hemen sonra kendisine dava okunduğunda davalarını kabul etmediğini, suçu işlediğini inkâr ettiği hususlarını nazarı itibara almamıştır. Buna ilâveten Sanığın verdiği gönüllü ifadenin hakikat olup- olamayacağı hususunda R. v. Sykes 8 Cr. A.R. 233-236'da tasvip olunan testleri uyguladığı da görülmemektedir.
Ağır Ceza Mahkemesi gönüllü ifadeye ne kıymet vereceği ve bu ifadeye salimen istinad edebileceği hususlarını tezekkür ettiği görülmeme-ktedir. Kanaatimizce Sanığın aleyhine olan kabul edilebilen şahadet nazarı itibara alındığında Sanığı itham olunduğu suçlardan kabahatlı bulmak için kâfi derecede ikna edici değildir. Sanığın aleyhine olan tüm şahadet nazarı itibara alındığı-nda, bu şahadet Sanığı mahkûm edecek derecede salim değildir. Bundan dolayı istinaf kabul edilir. Mahkûmiyet ve ceza iptal edilir.
Yüksek Mahkeme
12 Şubat 1972.
Full & Egal Universal Law Academy