-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA Ceza İstinaf No:3/71
- (Dava No: 408/70)
-
M. Necati Münir Başkan, Ülfet Emin ve
Ahmet İzzet, Üye
İstinaf eden: Halil Hakkı, Falya.
(Sanık)
ile -
Aleyhine istinaf edilen: Başsavcılık.
arasında
İstinaf eden namına: Menteş Aziz.
Ale-yhine istinaf edilen namına: Vedat Aziz.
Fasıl 154 Ceza Yasası'nın 205. maddesi - Gayri kanuni bir
fiille adam öldürme - 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasa-
sı'nın 30(2) maddesi - 14/60 sayılı Adalet Mahkemeleri
Kanunu'nun 27(3) maddesi - Ağır Ce-za Mahkemesi'nde
verilen azınlık kararının okunmayıp dosyaya konması.
OLAY: Sanık, Fasıl 154 Ceza Yasası'nın 203. ve 204. madde-
lerine aykırı bir fiille, taammüden adam öldürmekle
itham edildi. Ağır Ceza Mahkemesi, çoğunluk kararı ile
- Sanığı, taammüd unsuru kanıtlanamadığından 205.
madde gereğince, kanuna aykırı bir fiille adam öldürmekten
suçlu buldu ve 11 yıl hapse mahkûm etti. Görgü tanıklarına
inanmayan yargıcın kararı aleni celsede okunmadı ve
dosyaya kondu.
- Sanık, diğer hususlar yanında, azınlık kararının okunma-
masının bir bozma nedeni olduğunu ileri sürdü ve istinaf
etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, verdiği çoğunluk kararında, Fasıl 155
Ceza Usul Yasası'nın 146(a) maddesinin verdiği yetki-
- ye dayanarak, azınlık kararının bir suretinin Yüksek
Mahkemeye, bir suretinin de Sanık avukatına bildiril-
mesi için talimat verdi ve Sanık avukatına bu azınlık
kararı bildirildiği tarihten itibaren 15 gün içinde
istinaf sebepleri-ne tadilât ve ilâve -yapmak hakkı verildi.
Yüksek Mahkeme'deki azınlık kararında ise, azınlık
kararının aleni olarak ve ayni celsede okunmamasının
ciddi bir adli hata teşkil etmesi ve bunun Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası'nın 30(2) ve 1960 Adalet Mahkeme--
leri Kanununun 27(3) maddesine aykırı olması nedeniyle,
Ağır Ceza Mahkemesi kararının iptal edilerek, davanın
başka bir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tekrar görül-
mesi gerektiği ifade edildi.
- Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
Michael Lazarou Sava v. The Police - (1949)
vol.XVIII.C.L.R.192
Mikis Frixou alias Paraschos V. The Police
(1963) I C.L.R.83.
H Ü K Ü M
M. Necati Münir, Başkan:
- Sanık Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda Fasıl 154, Ceza Kanununun 203. ve 204. maddelerine aykırı olarak 11 Ekim 1970 tarihinde Baf Kazasına bağlı Gökçebel (Falya) köyünde
taammüden kanuna aykırı bir fiil ile yeni piyade bir silâhla
ateş e-dip Gökçebelli Mehmet Salih Birgolo'nun -ölümüne - sebep
olmakla ithâm -edilmiş, - fakat taammüd isbat edilmediğinden,
Ceza Kanununun -205.- maddesine aykırı -olarak gayri kanuni-
bir fiil ile insan öldürme su-çundan kabahatli bulunarak -
-22 Şubat -1971 tarihinde 12 yıl hapse mah-kûm edilmiştir.
- Ağır Ceza Mahkemesi Sanığın mahkûmiyetine oy birliği ile olmayıp oy çokluğu ile karar vermiştir. Fakat azınlık kararını kim verdiği hükümde belirtilmedikten başka, azınlık kararı da Mahkemede okunmamıştır. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında bu - hususta yalnız şunlar yer almaktadır:-
"Sırası gelmişken şunu da söylemek yerinde olur ki bu
karar Mahkeme Hey'etini teşkil eden iki üyenin
kararıdır. Mahkeme Hey'etini teşkil eden üyelerden biri
İddia Makamının çağırmış olduğ-u göz şahitlerine
gerektiği veçhile inanmadığı cihetle bu karara iştirak
etmiş değildir."
-
- Azınlık kararı Mahkemede okunmamakla beraber, azınlık kararını veren Hakim, kararını yazıp dosyaya koymuştur. Bunun bir sureti de gayri resmi olarak İstinaf dosyasına konmuştur.
-
- Sanık Ağır Ceza Mahkemesinin kararından istinaf etmiştir. Dosyada 11 istinaf sebebi mevcuttur. İstinafın duruşmasında Yüksek Mahkeme ilk olarak yalnız 1. ve 2. istinaf sebepleri hakkında tarafların iddialarını dinleyip öteki istinaf sebeplerine geçme-den bu iki istinaf sebebi üzerinde karar vermeyi uygun bulmuştur. Mezkûr iki istinaf sebebi aşağıdaki gibidir:-
- "1. Muhterem Bidayet Mahkemesi 1960 Adalet Mahkemeleri
Kanununun 27.nci maddesinin 3. bendi ile, Kıbrıs Cumhu-
riyeti Anayasasının 30'uncu maddesinin 2. bendlerinde
öngörüldüğü şekilde, 'Reasoned and pronouced' bir hüküm
ver-mediği cihetle verilen hüküm keenlemyekündür ve Mah-
keme sanığı mahkûm ederek 12 yıl hapsetmekle hataya düş-
müştür.
2. Bidayet Mahkemesi üyelerinden birinin çekimser kara-
rı (Dissenting Judgement) Mahkemede aleni olarak okunma-
- dığı cihetle, mahkûmiyet hükümsüz ve bâtıldır, ve Mah-
keme sanığı mahkûm ederek 12 yıl hapsetmekle hataya düş-
müştür."
- 2. istinaf sebebi kendiliğinden aşikârdır. 1. istinaf sebebi hususunda da Sanığın avukatı Anayasanın 30. maddesinin 2. fıkrasındaki "karar" kelimesinden azınlık kararı da dahil, verilen kararların tümü demek istendiğini iddia etmiş ve azınlık kararı- Mahkemede okunmadığı için Mahkeme kararının gerekçesiz bir karar olduğunu iddia etmiştir. Anayasanın 30. maddesinin 2. fıkrası aynen şöyledir:-
-
"2. Her şahıs, medeni hak ve vecibelerinin veya kendisine
karşı yapılan bir cezai isnadın bir karara bağlanmasında,
kanunla tesis olunan bağımsız, tarafsız ve yetkili bir
mahkeme tarafından makul bir süre içinde âdil ve aleni
bir- surette davanın dinlenmesi hakkına sahiptir. Karar,
gerekçeye dayanır ve aleni bir celsede okunur. Cumhuriyet
güvenliği veya Anayasa düzeni veya âmme nizamı veya âmme
selâmeti veya âmme ahlâkı yararına olduğu veya küçüklerin
menfaatlar-ı veya tarafların hususi hayatlarının korunması
için gerekli olduğu veya mahkemece yayının adaletin selâ-
meti için zararlı görüldüğü hususi hallerde basın mensup-
ları ve halk, mahkeme kararıyle duruşmaların
tamamına veya bir kısm-ına sokulmayabilir."
- Bu maddenin huzurumuzdaki istinaf yönünden önemli olan kısmı şudur. "Karar, gerekçeye dayanır ve aleni bir celsede okunur." Görüleceği gibi bu fıkra azınlık kararından bahsetmiyor. "Karar" kelimesinden Mahkemenin geçerli, tatbik edilecek olan esas k-ararı kastedilmiş olacaktır ki kanun koyucu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçirilen 14/60 sayılı 1960, Adalet Mahkemeleri Kanunu ile bu boşluğu doldurma yönüne gitmiştir. Mezkûr Kanunun 27. mad-desinin 3. fıkrası şöyle demektedir:-
-
"(3) Rey birliği ile olmayan hükümlerde Anayasanın 30'-
uncu maddesinin 2. bendindeki hükümleri mezkûr hükümlere
tatbik edilecektir."
- Anayasanın 30(2) maddesinin hükümler ile ilgili kısmı yalnız bir cümle, yani "Karar, gerekçeye dayanır ve aleni bir celsede okunur" cümlesi olduğu cihetle, 14/60 sayılı Kanunun 27(3) maddesinden azınlık kararının gerekçeye dayanması ve aleni bir cels-ede okunması gerektiği manası çıkar.
-
- Huzurumuzdaki davada azınlık kararının Mahkemede okunmadığı aşikârdır. Sanığın avukatı azınlık kararının Mahkemede okunmamasının bir eksiklik olduğunu ileri sürmüş ve (a) çoğunluk kararını veren Hâkimlerin azınlık kararını dinledikten sonra- 12 yıl yerine daha az ceza vermelerinin ihtimal harici olmadığını, ve (b) azınlık kararı okunmadığı için zabıtların bir kısmını teşkil etmediğini ve bu suretle kendisinin azınlık kararından istinaf esnasında İktibas ede-
-meyeceğini ileri sürmüştür.
- İlk olarak (a)'daki iddiayı ele alalım. Azınlık kararının Mahkemede okunmaması Sanığın mahkûmiyetine tesir etmediği aşikârdır. Zaten tesir ettiği hususunda da herhangi bir iddia yoktur. Cezaya tesir etmediği hususunda da, davanın vakıalarına göz at-acak olursak, Sanığın mahkûmiyetinin göz şahitlerine inanılıp inanılmamasına bağlı olduğunu göreceğiz. Bu şahitlere inanmayıp azınlık kararını veren Hâkimin sanığın beraatı hakkındaki görüşlerinin, göz şahitlerine
inanan ve Sanığın mahkûmiyetine kar-ar veren iki Hâkimin ceza hususundaki kararlarına tesir edebileceğini tasavvur edemem. Azınlık kararının 14/60 sayılı Kanunun 27(3) maddesi gereğince Mahkemede okunmaması bir eksikliktir, fakat bu eksikliğin adaletsizliğe yol açmadığını (no -substantial miscarriage of justice has actually occurred) göz önünde tutarak ve Ceza Usulü Kanunu madde 145(b)'nin
şart bendi tahtında hareket ederek bu hususta yapılan iddiayı reddederim.
-
- Şimdi de yukarıda bahsettiğimiz (b)'deki iddiayı ele alacak olursak, hükmün gerekçeye dayanmadığı hallerde Yüksek Mahkemenin Ceza Usulü Kanunu madde 146(a) tahtında Bidayet Mahkemesinden ek bilgi istemek hakkı vardır. Michael Lazaro-u Sava v. The Police, 18 C.L.R. 192 davasında bu husus karara bağlanmıştır. Bu davada
Bidayet Mahkemesinin hükmü sadece "sanık 1. davadan kabahatlı bulunup 2. davadan beraat eder" cümlesinden iberetti. Yüksek Mahkeme, hükmün gerekçeli olmaması-nın mahkûmiyetin iptal edilmesini gerektirmediğini beyan ettikten sonra gerekçenin beyan edilmemesi dolayısıyle meydana gelen boşluğun Ceza Usulü Kanununun 143(a) maddesi (şimdiki Kanunun 146(a) maddesi) tahtında Bidayet Mahkemesinden ek bilgi ist-emekle giderilebileceği kararına varmıştır. Michael
-Lazarou Sava v. The Police davası Anayasanın 30(2) maddesi yürürlükte olduğu bir zamanda yani 1963'de Mikis Frixou alias Paraschos v. The Police, (1563) 1 C.L.R. 83 davasında tasvip edilmiştir. Hatırdan çıkarılmaması gereken çok önemli bir husus vardır, o -da şudur: Gerek biraz evvel bahsettiğimiz iki davada, ve gerekse Sanığın avukatının istinafın duruşması esnasında atıfta bulunduğu diğer davalarda, istinaf konusu olan Bidayet Mahkemesi kararları, Sanığı mahkûm eden veya Sanığın hak ve hürriyetlerini- etkileyen esas kararlar olup, azınlık kararları değildir. Huzurumuzdaki davada ise bahis konusu olan karar Sanığı mahkûm etmeyen veya hak ve hürriyetlerini etkilemeyen bir azınlık kararıdır.
- Esas kararın gerekçesiz olduğu hallerde, Ceza Usulü Kanununun 146(a) maddesi gereğince Yüksek Mahkemenin Bidayet Mahkemesinden ek bilgi istemek hakkı olduğu gibi, gerekçesiz azınlık kararı hakkında da Yüksek Mahkemenin ayni salâhiyeti olduğu aşikârdır.- Huzurumuzdaki davada, azınlık kararı olduğu oy çokluğu ile verilen kararda beyan edildiği halde, bu azınlık kararının gerekçeli şekli Mahkemede okunmamıştır. Gerekçenin ne olduğu hakkında Ağır Ceza Mahkemesinden ek
bilgi istemeye salâhiyetimiz vardır. -Ceza Usulü Kanununun 146(a) maddesinin verdiği bu salâhiyete ve bundan da çok daha geniş salâhiyet veren 14/60 sayılı Kanunun 25(3) maddesine istinaden gerekçeli azınlık kararının muhteviyatını bize resmen bildirmeleri için Ağır Ceza Mahkemesine direkti-f verilmesi kanaatındayım. Mezkûr azınlık kararının bir suretinin Mukayyitlik tarafından Sanığın avukatına verildiği tarihten 15 güne kadar Sanığın avukatı dosyaladığı istinaf
sebeplerinde herhangi bir tadilât yapmak veya yeni bir sebep ilâve etmek hak-kına sahip olmalıdır kanaatındayım.
-
Ülfet Emin, Üye:
- Sanık Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesinde Fasıl 154, Ceza Kanununun 203. ve 204. maddelerine aykırı taammüden katillik suçu ile suçlandırıldı. Ağır Ceza Mahkemesinin Başkan ve bir üyesi verilen şahadet muvacehesinde Sanığı taammüden katillik suçundan mahkû-m edecek kâfi derecede şahadet olmadığı kanaatına vardılar, mamafih Ceza Kanununun 205. maddesine aykırı gayri kanuni bir fiil ile insan öldürme suçundan Sanığı kabahatlı bularak 12 yıl hapse mahkûm ettiler. Ağır Ceza Mahkemesinin diğer üyesi ise İddia M-akamının çağırmış olduğu göz şahitlerine gerektiği veçhile inanmadığı cihetle çoğunluğun kararına iştirak etmemiştir. Başkan ve bir Üyenin fikir ve kanaatlarını ihtiva eden hüküm dava sonunda Başkan tarafından Mahkemede okunmuş, diğer Üy-enin hükmü ise Mahkemede okunmamıştır.
-
- Sanık Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet ve ceza kararı aleyhine istinaf eylemiştir. İstinaf eden, diğer şeyler meyanında Ağır Ceza Mahkemesinin üyelerinden birinin kararı Mahkemede aleni ve gerekçeli olarak okunmadığı cihetle mahkûmiyetin hükümsüz ve -batıl olduğunu iddia etti. Yüksek Mahkeme ilk önce istinaf edenin bu iddiasını inceleyip karara bağlamayı uygun gördü.
-
- Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının 30(2) maddesine göre Mahkeme kararının gerekçeye dayanması ve aleni bir celsede okunması gerekir. Birbirinden ayrı fikir ve görüş belirten hükümler Anayasada belirtilen "karar"ın birer esas unsurunu teşkil eder. -Bu gibi hükümlerin verildiği hallerde hangi görüşün cari olacağı hususu Adalet Mahkemeleri Kanunun 27(1) ve (2) maddelerinde belirtilmektedir. 1960, Adalet Mahkemeleri Kanununun 27(3) maddesine göre rey birliği ile olmayan hükümlerde Anayasanın 30.- maddesinin 2. bendindeki hü-
kümleri, mezkûr hükümlere tatbik edilir. Bu madde incelendiğinde verilen herhangi bir hükmün hüküm addolunabiimesi için rey birliği ile olmayan her iki hükmün de gerekçeli olması ve aleni bir celsede okunması gerektiği - kanaatındayım. Fasıl 155, Ceza Usulü Kanunun 77(1) maddesine göre dava hitamında Mahkemenin bütün davayı tezek-kür etmesi ve hükmünü vermesi gerekir. Ayni Kanunun 112(1) maddesine göre her davada hükmün Mahkemede aleni celsede okunması veya hükmün öz-ü aleni celsede izah edilmesi gerekir. Yine ayni Kanunun 113(1) maddesine göre böyle bir hükmün yazılı ve gerekçeli olması ve Hakim, veya Mahkeme tek hakimden fazla terekküp ettiği hallerde Mahkeme Başkanı veya onun direktifi ile başka bir hakim ta-rafından okunduğu günün tarihi konması ve imza edilmesi gerekir. Hiç şüphe yoktur ki Ceza Usulü Kanununun 77(1), 112(1) ve 113(1) maddeleri, 1960, Adalet Mahkemeleri Kanununun 27(1), (2) ve (3) maddelerine ve Anayasanın 30(2) maddesine tab-i olarak okunması gerekir. Anayasanın 30(2) maddesi, 1960, Adalet Mahkemeleri Kanununun 27(3) maddesi ve Ceza Usulü Kanununun 77(1), 112(1), 113(1) maddeleri göz önünde tutulduğunda rey birliği ile olmayan hükümlerde bir hükmün, hüküm addolunabilm-esi için bir şahsın kabahatlı olup olmadığı hususunda gerek leyhte gerekse aleyhte olan hükümlerin ayni celsede aleni ve gerekçeli olarak okunması, hükümlere tarih konması ve hükmü okuyan tarafından imza edilmesi gerekir.
-
- Savcı İstinaf Mahkemesinde, azınlık kararı tamamen okunmamakla beraber çoğunluk kararı okunurken zıt fikirde olan üçüncü üyenin dava hakkında görüşünün de ne olduğu bahsolunduğundan Ceza Usulü Kanunun 112(1) maddesine dayanarak azınlık karar-ının özünün izah edilmiş addolunması ve dolayısıyle Ağır Ceza Mahkemesinin hükmü-
nün Adalet Mahkemeleri Kanununa ve Anayasaya uygun bir şekilde okunduğunu kabuletmek gerektiğini iddia etmiştir. Kanaatımca çoğunluk kararında azınlık görüşünün ge-nel olarak ne olduğundan bahsetmekle azınlık kararının özü Mahkemede açık celsede izah edildiği addolunamaz. Kaldı ki bu böyle olsa dahi, verilen hükmün hüküm addolunabilmesi için Adalet Mahkemeleri Kanununun 27(3) maddesine ve Anayasanın 30(2) maddesine - göre azınlık kararının da ayni celsede okunması gerekir. Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesinin dava sonunda okuduğu hükmün Ceza Kanununun 112(1), 113(1) maddelerine, Adalet Mahkemeleri Kanununun 27(3) maddesine ve Anayasanın 30(2) maddesine aykırı olduğu a-şikârdır. Bu böyle olduğuna göre verilen hükmün hiçbir kıymeti olmadığı ve hükümsüz addolunması gerektiği kanaatındayım.
-
-
Savcı azınlık kararının okunmaması kanuna bir aykırılık addolunsa dahi bu aykırılığın Ceza Usulü Kanununun 146(a) maddesine dayanarak giderilebileceğini ileri sürdü. 146(a) maddesine göre Yüksek Mahkeme davanın zabıtlarında bulunan bilgiden -mada gerekli göreceği herhangi bir bilgiyi vermesini Bidayet Mahkemesinden isteyebilir. Bu hususta Michael Lazarou Savva v. The Police, (1949) 18 C.L.R.192 davasında verilmiş bazı mütalaalar (obiter dictum) vardır. 0 davada Sanık Kırallığa ait 12 galon b-enzin ve 3 jerry can'ı gayri kanuni olarak kontrolünde bulundurduğundan kabahatlı bulunarak 4 ay hapse mahkûm edildi. Bidayet Mahkemesi hakimi kararını verirken Ceza Usulü Kanununun 113(1) maddesinde derpiş edildiği gibi gerekçe vermemiştir. Sanık b-u sebepten istinaf etmiştir. İstinaf Mahkemesi Bidayet Mahkemesinin Ceza Usulü Kanununun 113(1) maddesine uymamasına rağmen, mahkûmiyet kararının doğruluğu dava zabıtlarında aşikâr olduğundan, mahkûmiyet kararını iptal etmeyi reddetti. Bu hususta Jackso-n C.J. sayfa 193'de şunları söyledi:-
-
"In our view that question must depend on the circum-
stances of each case and it may be that the correctness
of a conviction will be obvious from the record."
- İstinaf Mahkemesi kararında bu gibi hallerde ek bilgi almak için davanın Ceza Usulü Kanunun 146(a) maddesine dayanarak Bidayet Mahkemesine iade edilebileceğini de zikretmiştir. Fakat bu husus o davada yapılmamıştır. Kanaatımızca bu hususta söylene-nler bir mütalâadan ibarettir (obiter dictum). Daha sonra Cumhuriyet devrinde hükümde gerekçe vermemek hususu Mikis Frixou alias Paraschos v. The
-Police, (1963) 1 C.L.R. s.83'de de tezekkür edilmiştir. 0 davada Sanık kabul ettiği iki davadan mahkûm edilmiş ve her iki davanın cezası beraber çekilmek şartı ile 1. davadan 9 ay ve 2. davadan 2 ay hapse mahkûm edilmişti. Sanık ceza aleyhine istinaf et-miştir ve istinaf sebeplerinin birincisi Bidayet Mahkemesi ceza keserken kararında gerekçe vermediği hususu idi. İstinaf Mahkemesi o davada Bidayet Mahkemesinin ceza hakkında çok kısa olsa dahi gerekçe verdiği kanaatına vardığından istinaf reddolundu. Wils-on P. sayfa 85'de şunları söyledi:-
"Speaking generally, we understand this practice is
usually observed by the trial Judge although the reasons
for judgment are not always recorded and contained in
the material filed upon ap-peal. It is desirable that he
should give his reasons even if stated in terms of only
one sentence. As long as his reasons are indicated, that
in our view, should be sufficient provided the circum-
stances do not require greater ela-boration or
lengthy reasons. However, we are not laying this
down as a rule of law; it is a matter in which t-he
Judges have to use judicial discretion."
-
Yukarıda iktibas ettiğim her iki davada da görüldüğü gibi kanuna uygun bir şekilde okunmuş bir hüküm mevcuttu. Ancak her iki davada da verilen hükümlerin gerekçeli olmadığı ileri sürülmüştü. Halbuki bu davada azınlık kararı 1960, Adalet Mahkemeleri- Kanununun 27(3) ve Anayasanın 30(2) maddelerinde öngörüldüğü gibi okunmadığından, daha evvel de belirttiğim gibi Mahkemenin bir hükmü mevcut değildir. Buna ilâveten 146(a) maddesinin öngördüğü ek bilgiyi Yüksek Mahkemenin Bidayet Mahkemesinden isteyebilme-si için böyle bir bilginin Bidayet Mahkemesinin huzurunda bulunduğu fakat bu ek bilginin
dava zabıtlarında olmadığı kanaatına varması gerekir. Halbuki istinafını dinlediğimiz bu davada azınlık kararı Bidayet Mahkemesinde okunmadığından böyle bir kara-rın Bidayet Mahkemesi huzurunda bulunduğu sayılamaz. Var olmayan bir karar hakkında Yüksek Mahkeme ek bilgi isteyemez kanaatındayım.
-
- 1963'den sonra Rum Yönetiminin Yüksek Mahkemesinin kararları Türk Yönetiminin Yüksek Mahkemesini bağlamamakla beraber, Rum Yönetiminin Yüksek Mahkemesinde 1968 yılında gerekçeli hüküm hususunda karara bağlanan bir davayı da zikretmeyi uygun gördüm-. Anastassis Panayi v. The Police, (1968) 9 J.S.C. s.1025. 0 davada Sanık hırsızlık suçu ile suçlandırıldı. Suçunu kabul etmedi ve Bidayet Mahkemesi İddia Makamının çağırdığı 3 şahidi ve Sanığı dinledi. Bidayet Mahkemesi hakimi dava sonunda çok kısa bir hü-küm verdi. Bidayet Mahkemesinin hükmü aynen şöyle idi:-
-
"Sanığı itham olduğu suçtan kabahatli bulurum."
- Sanık mahkûmiyet kararı aleyhine istinaf eyledi. Yüksek Mahkeme de Bidayet Mahkemesinin karara gerekçeli olmadığından ve Ceza Usulü Kanununun 113(1) maddesi tahtinde Mahkeme hükmünün gerekçeli olması gerektiğinden Bidayet Mahkemesinin kararını ipt-al etti ve davanın başka bir hakim tarafından yeniden dinlenmesine karar verdi. 0 davada Yüksek Mahkeme, Bidayet Mahkemesi kararının gerekçeli olmamasının bir kanuni aykırılık (irregularity) teşkil ettiğini ve bu aykırılığın bütün davayı ifsad ettiği (vit-iates) kanaatına vardılar. Gerekçeli olmayan herhangi bir hükmün kabul edilmemesi gerektiğini kararlarında zikrettiler. 0 davada sayfa 1027'de Vassiliades P. şunları söyledi:-
-
"It is, we think, a glaring example of a Judgment which
does not state the reasons for the Court's decision, as
required by section 113(1) of the Criminal Procedure Law
(Cap.155); and constitutes an irregularity which vitia-
tes t-he trial. We find it unnecessary to say anything
more about it. We are unanimously of opinion that a con-
viction based on a non-reasoned Judgment should
not be sustained...
We cannot give substance to the legal provis-ions
governing the matter before us, by merely stating our
views thereon. We must give effect to such provisions. We
feel constrained to set aside the conviction based on
the Judgment before us; and in the interests of justice
- order a new trial."
- Kanaatimce okunmayan bir karar hakkında ek bilgi istemekle kanunun karar hususunda öngördüğü hükümler yerine getirilmez.
-
- Savcı Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği hükmün yürürlükte olan kanun ve Anayasaya aykırı olduğu addolunsa dahi, bunun ciddi bir adlî hata (substantial miscarriage of justice) olmadığını ve Yüksek Mahkemenin Ceza Usulü Kanununun 145(b) maddesinin -şart bendine dayanarak istinafı reddetmesi gerektiğini ileri sürdü. Frederick Arthur William Ketteridge (XI Cr.App.R.s.54) davasında sanık 6 Kasım 1914'de cebren ırza geçme suçundan Chelmsford Ağır Ceze Mahkemesinde suçlandırılmış ve zorla ırza geçme teşeb-büsünden kabahatlı bulunarak 6 ay hapse mahkûm edilmişti. Jüri heyeti kararlarını tezekkür etmek için Mahkeme salonundan ayrıldıklarında bir jüri azası diğerlerinden ayrılarak Mahkeme binasını 10-15 dakika için terketti. Daha sonra diğer arkadaşlarına ilt-ihak etti ve verilecek olan kararın tezekküründe yer aldı. Bu husus Ağır Ceza Mahkemesinin kâtibine bildirilmiş, o da Ağır Ceza Mahkemesinin hakimine durumu bildirdi. Hakim bu hususta herhangi bir işlem yapmadı. Bunun neticesi olarak Sanığın ve avukatının -bu hususta herhangi bir bilgisi yoktu. Ancak bu husus 2 gün sonra Sanığın bilgisine geldi. Ayrılan jüri üyesinin ayrıldığı zaman herhangi başka birisi ile görüştüğüne dair şahadet yoktu. Jüri heyeti Sanığı kabahatlı bulduğundan hakim Sanığı 6 ay hapse mahk-ûm etti. Sanık mahkûmiyeti aleyhine istinaf eyledi ve jüri üyesinin bu hareketinin ceza usullerine aykırı olduğunu iddia ederek İstinaf Mahkemesinden mahkûmiyet kararının iptalini talep etti. İstinaf Mahkemesi bir jüri üyesinin diğer üyelerden -kısa bir müddet için dahi olsa ayrılmasının bir usulsüzlük olduğu kanaatına vardı ve bu usulsüzlükten dolayı Bidayet Mahkemesinin kararının iptal edilmesi gerektiği kanaatına vardığından mahkûmiyet kararı iptal edildi. Lush J. bu davada s.56'da şun-ları söyledi:-
-
"In our opinion it is not necessary or relevant to
consider whether the irregularity has in fact prejudiced
the prisoner. We refused to consider in
explanatory statement which we were told had been made by
the juro-r, which would clearly not be admissible
evidence. If a juror, after the judge has summed up,
in any criminal trial separates himself from his
colleagues and not being under the control of the Court
converses, or is in a- position to converse with other
persons, it is an irregularity, which in the opinion of
the Court renders, the whole proceedings abortiv-e, and
the only course open the Court is to discharge the jury
and commence the proceedings afresh..... We, accordingly,
guashed the conviction."
Frank Neal (33 Cr.App.R. s.189) davasında Sanık 26 muhtelif suç ile suçlandırıldı. Bun-lardan ikisi geri çekildi, geri kalanların bazıları para hırsızlığı suçu idi, bazıları ise ihtilâs suçu idi. Jüri heyeti Sanığı bütün hırsızlık suçlarından beraat ettirdi fakat 8 ihtilâs suçundan Sanığı mahkûm etti ve hakim tarafından 20 ay hapse çarp-tırıldı. Sanık mahkûmiyet kararı aleyhine istinaf eyledi. İstinafın duruşması esnasında Bidayet Mahkemesinde hakim davanın de-lillerini jüri heyetine hulâsa ettikten (summing up) ve jüri heyeti bailif'in kontroluna verildikten takriben yarım saat sonr-a, jüri heyeti hakime bir haber gönderdiler ve öğle yemeği almak için Mahkeme binasından ayrılmaya izin istediler. Hakim böyle bir izni vermeye yetkili olduğu kanaatına vardığından, jüri heyetine öğle yemeği almak için Mahkeme binasından ayrılmalarına izi-n verdi. Jüri öğle yemeğini aldıktan sonra tekrar Mahkeme binasına döndüler, orada kararı tezekkür ettiler, Mahkeme salonuna girdiler ve Sanığı yukarıda
-belirtilen suçlardan kabahatlı buldular. Jüri heyeti kararlarını verdikten sonra Sanığın avukatı jürinin öğle yemeği için Mahkeme binasını terkettiklerini söyledi, hakim bunun böyle olduğunu ve kendisinin izni ile ayrıldıklarını belirttikten sonra yu-karıda belirtilen cezayı Sanığa kesti. İstinaf eden, jüri heyetinin kararı vermezden evvel Mahkeme binasını terketmelerinin bir kanuni usulsüzlük olduğunu iddia etti ve bundan dolayı mahkûmiyet kararının iptalini talep etti. İstinaf Mahkemesi bunun hak-ikaten bir usulsüzlük oldu-ğunu kabul ederek mahkûmiyet kararını iptal etti. Baş Hakim Goddard o davada bu hususta sayfa 193'de şunları söyledi:-
-
"The matter was considered by this Court in KETTERIDGE,
11 Cr.App.R.54; (1915) 1 K.B. 467. The Court there decid-
ed that if a juror, after the Judge has summed up, in
any criminal trial separates himself from his colleagues
and-, not being under the control of the Court converses,
or is in a position to converse, with other
persons, it is an irregularity which, in the opinion of
the Court, renders the whole proceedings abortive. We
can see no reason -why, if this is the case where a
single juror goes out so as not to be under the
control of the Court and is in a position to converse
with other persons, it could make any differenc-e if the
whole of the jury leave the Court unattended. Indeed
it would appear to be an a fortiori case."
ve sayfa 195'de şunları söyledi:-
"It may be said in this case that there was no evidence
- before the Court that the jury did separate. They had
asked if they might leave and heve luncheon together, but
whether they sat at one table or more than one, whether
they went to the same place for luncheon or to different
ones, -they ceased to be under the control of the Court
and were out of the custody of the bailiff, and that, in
- our opinion, constitutes the irregularity."
-
Samuel Green (34 Cr.App.R. s.33) davasında Sanık hırsızlık malı elinde bulundurduğundan Jüri heyeti tarafından kaba-hatlı bulundu ve hakim tarafından mahkûm edildi. Sanık K.L.7000.- kıymetinden fazla 60,947 yarda kumaş çaldığından suçlandırıldı. Sanık mahkûmiyet kararı aleyhine istinaf eyledi. İstinafta Bidayet Mahkemesinin bir hata yaptığı ileri sürüldü. Jüri heyeti M-ahkeme salonundan ayrıldıktan sonra ve ayrı bir odaya girdikten sonra hakime bir haber göndererek hakimden dava hususunda daha fazla bilgi istediler. Hakim, istenilen bilginin Mahkemede delilleri Jüri heyetine hulâsa ederken verildiği kanaatına vardı-ğından, Jüri heyetini Mahkeme salonuna çağırıp suallerine orada cevap vermeyi lûzumsuz gördü. İstinaf Mahkemesi bunun bir usulsüzlük olduğu kanaatına vararak mahkûmiyet kararını iptal etti ve Sanığı beraat ettirdi. Bu husuta Baş Hakim Godderd sayfa 34 ve 3-5'de şunları söyledi:-
"This Court and the Divisional Court has said on more
then one occasion that any communication between a jury
and the presiding Judge must be read out in Court, so
that both parties, the prosecution and the defe-nce, may
know what the jury are asking, and what is the answer.
Very likely, in this case, it was purely immaterial, and
if the Recorder had been able to tell us what the ques-
tion was, we might have been able to consider it, altho-
- ugh nothing that I say now should be taken in any way to
authorise a departure from the well recognised rule that
these matters must be done openly in Court.
There was a case not so very long ago in the Divisional
Court, Bodmin Ju-stices, (1947) K.B.321, in which, after
magistrates had retired to consider a case, they sent
for a witness and asked him a question in their room. It
was a question, as they told us in the affidavit which
they filed, which was re-ally in the interests of
the prisoner, but, as it was done in the absence
of the prisoner, the Court felt that the only thing they
could do in that case was to bring up the conviction on
certiorari and quash it.
In -this case the Court feels the same difficulty. The
communication made to the Recorder was not read out in
Court and the appellant, therefore, does not know what
the communication was. In these circumstances
however unfortunate it -may be that a man who was,
to the satisfaction of the jury, shown to have been
guilty of a most serious crime should escape punishme-nt,
the Court feels that there is no option but to quash the
conviction."
- Yukarıda iktibas ettiğim kararlardan Bidayet Mahkemesinin hükmünü iptal etmek için aykırılık dolayısıyle Sanığın herhangi bir zarara düçar olması veya Sanığın zarara düçar olabilme ihtimalinin mevcut olması gerekmediği aşikârdır. Kaldı ki ceza kes-ilirken azınlık kararının nelere istinat ettiği bilinmediğinden azınlık kararının istinat edebileceği fikir ve görüşler hiç şüphe yoktur ki nazarı itibara alınmamıştır. Azınlık kararının fikir ve görüşleri nazarı itibara alındığında Mahkeme çoğunluğunun d-aha az bir ceza kesmesi mümkündü. Bu bir ceza davası olduğuna göre mümkün olabilen herhangi bir hususun Sanığın leyhine alınması gerekir.
-
- Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği hükmün hükümsüz addolunması gerektiğini, gerekçeli azınlık kararı aleni Celsede okunmadığından istinaf edenin İstinaf Mahkemesinde azınlık kararına temas edemeyeceğini, verilen hükmün 1960, Adalet Mahkemeleri Ka-nununun 27(3) maddesine ve Anayasanın 30(2) maddesine uymadığını, kişinin anayasal ve kanuni haklarından mahrum edildiğini ve yukarıda iktibas ettiğim içtihat kararlarını göz önünde tutarak, azınlık kararının kanuna ve Anayasaya uygun bir şekilde -okunmamasından dolayı ciddi bir adlî hatanın var olduğu aşikârdır. Bundan dolayı esasen hükümsüz addolunması gereken Bidayet Mahkemesi hükmünün mahkûmiyet kararının iptal edilmesi gerekir kanaatındayım.
-
- Bir ceza istinafında Yüksek Mahkemenin İstinaf Mahkemesi olarak yetkilerinin ne olduğu Ceza Usulü Kanunu 145 maddesinde özel olarak ve 1960, Adalet Mahkemeleri Kanununun 25(3) maddesinde genel olarak belirtilmektedir. Ceza Usulü Kanununun 145(1) (d) -maddesi tahtinde Yüksek Mahkeme davanın Bidayet Mahkemesi veya Yüksek Mahkemenin emredeceği gibi yetkili herhangi bir Mahkeme tarafından tekrar muhakeme edilmesi için emir verebilir. Hiç şüphe yoktur ki Ağır Ceza Mahkemesinde hüküm okunduğunda, -Adalet Mahkemeleri Kanununun 27(3) maddesine ve Anayasanın 30(2) maddesine uyulmadığından Sanığı beraat ettirmek doğru değildir. Adaletin tecellisi için adil bir hal çaresi bulmak gerekir. Karar veya kararların okunması hususunda Anayasa ve kanunda- yer alan maddeler tahtinde neler yapılması gerektiğini söylemek kâfi olmayıp, yapılmayan hususların yerine getirilmesini sağlamak için gereken emrin verilmesi gerekir kanaatındayım. Bu davada yerine getirilmeyen husus azınlık kararının çoğunluk kararı ile- beraber ayni celsede aleni olarak okunmamasıdır. Bu husus da ancak davanın başka bir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tekrar muhakeme edilmesi ile yerine getirilebilir.
-
- Bu durumda Yüksek Mahkemenin, 1960, Adalet Mahkemeleri Kanununun 25(3) maddesi tahtinde ve Ceza Usulü Kanunun 145(1) (d) maddesi tahtinde verilen yetkilere istinat ederek, davanın ilk davaya bakan hakimlerden başka hakimler tarafından terekküp -edecek bir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tekrar dinlenmesi ve karara bağlanması için emir verilmesi gerektiği kanaatındayım.
-
Ahmed İzzet, Üye:
Sayın Başkanın okuduğu karar ile hemfikirim.
M.Necati Münir, Başkan:
- Netice olarak Yüksek Mahkeme oy çokluğu ile, gerekçeli azınlık kararının muhteviyatını Yüksek Mahkemeye bildirmesi için, Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesine direktif verir, ve mezkûr azınlık kararının bir suretinin Baş Mukayyit tarafından Sanığın avukatı-na verilmesini emreder. Sanığın avukatı azınlık kararını aldığı tarihten itibaren 15 gün zarfında dosyaladığı istinaf sebeplerinde herhangi bir tadilât yapmak veya bunlara yeni istinaf sebebi eklemek hakkına sahip olacaktır.
-
Yüksek Mahkeme
Tarih: 15 Nisan 1971.
- 20 -
Full & Egal Universal Law Academy