-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA Ceza İstinaf No.34/71
(Dava No.4857/71)
M.Necati Münir, Başkan, Ülfet Emin ve
Ahmet İzzet, Üye.
İstinaf eden: Tuncer Bahadır
(Sanık)
- - ile -
Aleyhine istinaf edilen: Başsavcılık
arasında.
İstinaf eden namına: A.M.Berberoğlu.
Aleyhine istinaf edilen namına: Vedat Aziz.
Fasıl 332 Motorlu Vasıtalar ve Yol Trafik Yasası - Yasanın 6.
maddesin-e aykırı dikkatsiz sürüş.
Fasıl 154 Ceza Yasası - Yasanın 205. maddesine aykırı, cezaî
suç teşkil eden bir ihmalle ölüme neden olma - Yasanın
210. maddesine aykırı cezaî suç teşkil edecek ihmal dere-
cesine varmayan dikkatsiz bir fiil i-le ölüme neden olma.
Otomatizm - Vücudun veya herhangi bir uzvun gayri iradi
kullanılması.
Fasıl 155 Ceza Usulü Yasası - Yargıtayın Ceza Usulü Yasası'nın
145(1)(c) maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Sanığı
mahkûm olduğu suçtan f-arklı bir suçtan mahkûm edebilmesi.
OLAY: Sanık, Fasıl 154, Ceza Yasası'nın 205. maddesine aykırı
cezai suç teşkil eden bir ihmal ile 3 kişinin ölü-
müne neden olmakla itham edildi. Ağır Ceza Mahkemesi
Sanığı itham edildiği - suçtan kabahatlı bulmadı, fakat
Fasıl 154 Ceza Yasası'nın 210. maddesine aykırı cezaî suç
teşkil edecek ihmal derecesine varmayan dikkatsiz bir fiil
neticesi 3 kişinin ölümüne neden olmaktan suçlu buldu.
Ağır Ceza Mahkemesi Sanığa -6 ay hapis ve 5 yıl süre ile
sürüş ehliyeti bulundurmaktan men cezaları verdi.
Sanık, mahkûmiyet ve ceza aleyhine istinaf etti. Sanık
karşıdan gelen bir aracın ışıkları ile gözlerinin kamaş-
tığını ve kazadan hemen önce -ve kaza anında önünü görme-
görmediğini iddia etti. Sanık otomatizm müdafaası yaparak
bu şartlar altında cezaî mesuliyetinin olmadığını öne
sürdü.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, kazanın meydana geldiği anda, Sanığın
gözlerinin kamaşmış o-lduğunu nakzedecek bir şahadet ibraz
edilmediğini ve bu durumda gözlerinin kamaşmamış olduğu
hususunun makul şüpheden ari bir şekilde kanıtlanmadığını
dikkate alarak mahkûmiyeti iptal etti. Ancak Sanığı viraj
sonuna gelinceye kadar sü-ratini azaltmadığı için Fasıl 155
Ceza Usulü Yasası'nın 145(1)(c) maddesine dayanarak Fasıl
332, Motorlu Vasıtalar ve Yol Trafik Yasası'nın 6. madde-
sine aykırı dikkatsiz sürüşten kabahatli buldu. Yüksek
Mahkeme hükmün okunduğu tar-ihe kadar 11 hafta hapis yattı-
ğını göz önünde bulundurarak Sanığı 11 hafta hapse mahkûm
etti.
Yüksek Mahkeme özellikle ölümle neticelenen trafik
kazalarında bilirkişi şahadetinin ibraz edilmesi zorunlu-
luğuna dikkat çekti.-
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
1. R. v. Curphey 41 Cr. A.R. s.78.
2. R. v. Parker 41 Cr. A.R. s.135.
3. Bratty v. A.G. for Northern Ireland (1961) 3 All E.R.
s.527,531, 532 ve 537.
4. Whatmore v. Jenkins (1962) 2 A-ll E.R. s.874.
5. Hill v. Baxter (1958) 1 Al1 E.R. s.195, 196 ve 197.
6. R. v. Spurge (1961) 2 All E.R. s.690, 691.
Atıfta Bulunulan Bilimsel Kitaplar:
1. Road Traffic Offences, Wilkinson, 5. Baskı s.144.
- H Ü K Ü M
M. Necati Münir, Başkan: Bu istinafta hükmü Sayın Üye Ülfet Emin okuyacaktır.
Ülfet Emin, Üye: Sanık (istinaf eden) 29 Eylül 1971 tarihinde Lefkoşa-Girne ana yolunun 2-3. milleri arasında Fasıl 154, Ceza Ka-nununun 205. maddesine aykırı olarak AV 982 plâkalı arabası ile kanuna aykırı cezai suç teşkil eden bir ihmal ile Ortaköylü Ali Aziz'in, Fadıl Orhan'ın ve Tanur Mustafa'nın ölümüne sebep olduğundan 3 ayrı suç ile suçlandırıldı. Ağır Ceza Mahkemesi şah-adeti din-ledikten sonra Sanığı itham edildiği suçlardan kabahatlı bulmayıp Fasıl 154 Ceza Kanununun 210. maddesine aykırı 29 Eylül 1971 tarihinde Lefkoşa-Girne ana yolunun 2-3. milleri arasında AV 982 plâkalı arabayı sürerken cezaî suç teşkil edece-k ihmal (culpable negligence) derecesine varmayan tedbirsizlik (want of precaution) veya dikkatsiz bir fiil neticesi öldürme kastı olmaksızın Ortaköylü Ali Aziz'in, Fadıl Orhan'ın ve Tanur Mustafa'nın ölümüne sebep olduğundan 3 ayrı davada kabahatlı- bulunarak her üç davadaki ceza beraber çekilmek şartı ile her dava üzerinden 6'şar ay hapse mahkûm edildi. Ayni zamanda elinde sürüş ruhsatı bulundurmak veya almak hak ve salâhiyetinden 5 yıl süre ile mahrum edildi.
Sanık Ağır Ceza Mahkemesi-nin hükmünün, diğer şeyler meyanında, aşağıdaki sebeplerden dolayı hatalı olduğunu ileri sürerek mahkûmiyet ve ceza aleyhine istinaf eyledi.
Ağır Ceza Mahkemesinin Sanığın gözlerinin kamaş-
ması ile kazanın vukubulduğu an arasındaki 5-1-0
saniye geçtiği hakkındaki bulgusu hatalıdır, indidir;
çünkü şahadet kazanın göz kamaşmasını müteakip
2-3 saniye içinde vukubulduğunu ortaya koymuştur.
Ağır Ceza Mahkemesi, göz kamaşması dolayısıyle
süratin azaltılmadığı ve-ya vasıtanın durdutulmadığı bulgusunu Sanığın aleyhine değerlendirmekle hata etmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, önemli hususlarda bilirkişi
şahadeti ibraz edilmediğini kabul ettiği halde, şahadetteki boşlukları tahmin ve/veya ihtimallerle doldurup, ma-hkûmiyet kararının dayandırıldığı bulgu-
ları istidlâl etmekle hata etmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi, Sanığın kazanın vukubuluş şekli
hakkındaki izahatını tezekkür edebilecek nitelikte
şahadetle desteklendiğine inandıktan sonra, Sanığın
- kabahatlı olduğuna herhangi bir şüpheden ari olarak
inandığını tespit etmeyerek, İddia Makamının ispat
külfetini yerine getirdiğini kabul ederek Sanığı
mahkûm etmesi hatadır.
Ağır Ceza Mahkemesinin Sanığı ihtiyatsız ve dikkat-
-sizliğini ikinci derece cinai ihmalkârlık sınıfında
mütalâa ve/veya mülâhaza etmesi herhangi bir hukuki gerekçe ile desteklenmemekte ve bu bulgunun dayandı-
rıldığı gerekçe şahadete dayanmamaktadır.
Ağır Ceza Mahkemesinin Sanığı ihtiyatsız ve dikkatsi-z
bir hareket neticesi ölüme sebep olduğundan Fasıl
154, madde 210 tahtinde kabahatlı bularak mahkûm
etmesi, ibraz olunan şahadet ışığında gayri makûldur.
Şahadet tüm olarak değerlendirildiğinde Sanığın
mahkûm edildiği davaların unsurların-ın gerektiği gibi
ispat edilmediği ortaya çıkar.
Sanığın 6 ay hapse gönderilmesi ve sürüş ehliyetinin
5 sene süre için iptal edilmesi ilgili bütün gerçek-
ler ve kazayı müteakip Sanığın tutumu ve davranışı
muvacehesinde fahiş ve gayri mak-ûldur.
Bu davada vakıalar Ağır Ceza Mahkemesinin bulgusuna göre, kısaca şöyledir:-
Maktüller Ortaköylü olup 18, 16 ve 17 yaşlarında idiler. Sanık ise 32 yaşlarında bir İlkokul öğretmenidir. Sanık öğretmeni bulunduğu Kanlıköy'de ikamet- etmeyip doğum yeri olan Kazafana'da ikamet etmekteydi. Sanık gerek iş yerinde gerekse Lefkoşa'ya gidip gelmek için hemşiresi Şerife Bahadır'ın namında kayıtlı bulunan AV 982 plâkalı Citroen bir arabayı kullanmakta idi. 29 Eylül 1971 gecesi takriben 8-.00'e doğru maktüller İddia Makamı şahidi 15 ve 16 ile birlikte 3 bisiklet üzerinde Ortaköy'den Gönyeli'ye doğru hareket ettiler. Sanık da hemen hemen aynı vakitte hemşiresi İddia
Makamı şahidi 12 Pembe Beha ile beraber AV 982 plâkalı arabayı kullanar-ak Lefkoşa'dan Kazafana'ya doğru gitmekte idi. Maktüller yolun sol tarafında gitmekte iken, 2. ve 3. milleri arasında Sanığın sürdüğü araba arkadan gelerek kendilerine çarpmıştır. Çarpma neticesi gerek bisikletler gerekse üzerindekiler yere düşmüş ve- neticede Ali Aziz, Fadıl Orhan ve Tanur Mustafa ölmüştür. Kaza Akar Gazinosu yanındaki Ortaköy köprüsünden Gönyeli'ye taraf daha ileride vukubulmuştur. Çarpışma noktası Ortaköy köprüsünden takriben 200-250 metre bir mesafede idi. Ortaköy -köprüsünü geçtikten sonra yol hafif virajlıdır. Viraj Gönyeli'ye bakarken sola doğrudur. Virajdan sonra yol düz olmakla beraber Gönyeli'ye doğru hafif yokuşçadır. Kaza virajın bitiminden daha ileride vukubulmuştur. Kaza yerinde yol asfalt olup- kuru idi ve yolda çukur mevcut değildi. Kaza tari-hinde ay ışığı olmadığı gibi yol da aydınlatılmış değildi. Kaza yerinde yolun asfalt kısmının genişliği 18'4" olup yolun her iki tarafında banket ve banketlerden öteye de evlek mevcuttur. Her iki- banketin genişliği de 3 ayaktır. Çarpışmadan sonra Sanığın arabası 297 ayak 3 inç mesafe katettikten sonra durmuştur. Çarpışma noktasından bir bisiklet 25 ayak ötede, ikinci bisiklet 52 ayak ötede ve üçüncü bisiklet de 70 ayak ötede bulunmuştur. Bisikletl-er Mahkemeye emare olarak ibraz edilmiştir. İki bisikletin ön ışıkları işler vaziyette idi ve arkalarında reflektör mevcuttu. Üçüncü bisikletin ise ışık tertibatı mevcuttu ve reflektörü de vardı ancak kazadan sonra ön lâmba açık ve üzerinde ampül- eksik olarak bulundu. Sanığın arabası da kaza neticesi hasara uğramıştır. Arabanın sol kanat, ön siper demirinin sol kısmının alt ve üstünün hasara uğradığı ve üzerinde bisikletlere ait yeşil boya mevcut olduğu müşahade edilmiştir. Sol farın nikeli de has-ar görmüştür. Ön camı ise tamamen kırılmış ve çerçevesinin sol kısmı içine eğilmiştir. Kapının sol üst kısmında fındık büyüklüğünde bir delik vardı, damın ön kısmına yakın bir yerinde de fındık büyüklüğünde bir delik mevcuttu.
Sanık Mahkemeye ver-diği şahadette Ortaköy köprüsüne geldiğinde süratinin 40-45 azami 50 mil olduğunu, köprüden 20-25 metre sonraki hafif viraja gelmeden önce karşıdan gelen bir arabanın ışıklarını gördüğünü ve dip yaptığını, viraja geldiğinde sadece karşı arabanın ışıklarını- gördüğünü, virajı döndüğünde ise bu ışıklarla tekrar karşılaştığını ve o saat tam gözünün içine girdiğini, gözleri kamaşıp bir şey görmediğini, karaltı içinde kaldığını ve bu sırada bir küt sesi işittiğini ve üstüne bir şey serpildiğini hissettiğini, ar-abaya olan hakimiyetini kaybettiğini, daha sonra hemşiresinin çığlığı üzerine kendine geldiğini ve daha ileride durduğunu, stop basıp basmadığını hatırlamadığını söylemiştir. Sanık şahadetinde karaltı ile serpinti arasında zaman geçtiğini - tahmin etmediğini, ikisinin de aynı anda olduğunu tahmin ettiğini, polise verdiği ifadesinde bahsettiği "5-10 saniyeden" ise çok kısa bir an geçtiğini kastettiğini ve bunun kendisine polisler tarafından telkin edilmiş olduğunu söylemişti-r. Sanık istintak esnasında köprüden viraja kadar 50-60 metre olduğunu, daha önce bu mesafeyi 20-25 metre olarak tahmin ettiğini, kaza esnasında ayağını benzinden kaldırmadığını ve fren yapmadığını, virajdan evvel karşıdan gelen ışıkları görmediğini, -ondan daha önce de ışıkların huzmelerini görüp görmediğini hatırlamadığını, virajda dip yaptığını, virajı dönüp de yokuşu aldığında gözlerinin kamaştığını ve 15-20 metre ileride karaltı görmüş olduğunu Mahkemeye söylemiştir. Müdafaa şahidi olar-ak çağrılan göz mütehassısı Dr. Özkay Alp kuvvetli otomobil ışığı karşısında bir sürücünün gözlerinin kamaşıp karaltı içinde kalabileceğini Mahkemeye söylemiştir.
İddia Makamı şahidi No.12 Pembe Beha Mahkemeye verdiği şahadetinde karşıdan gelen ışıkl-ar neticesi gözleri kamaştığından 1, 2, 3 saniye sonra kazanın vukubulduğunu söylemiştir. Halbuki Sanığın polise yapmış olduğu ifadesinde söylediğine göre gözleri kamaşıp kendi dip yaptıktan 5-10 saniye sonra ileride bir karaltı görmüş ve bunun a-kabinde de kaza vukubulmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi bütün şahadeti ve Sanığın polise yapmış olduğu ifadeyi göz önünde tutarak kazanın İddia Makamı şahidi 12'nin söylediği gibi kendi ve Sanığın gözlerinin kamaşmasından 1-2-3 saniye sonra vukubulmuş old-uğuna inanmadı. Bu şahit ayni zamanda kaza esnasında kendi arabalarının süratinin 40-45 mil olduğunu söylemişse de, bu şahidin sürücü ehliyeti olmadığını ve sürattan anladığına dair şahadet mavcut olmadığı hususlarını göz önünde tutarak bu şahidin sürat -hakkında söylediklerini de Mahkeme nazarı itibara almamayı uygun gördü.
Ağır Ceza Mahkemesi hükmünde Sanığın vermiş olduğu şahadeti esaslıca tetkik ve tezekkür ettiklerini ifade ettikten sonra, Sanığın ilk sorgusu esnasında söyledikleri ile ist-intakı esnasında söyledikleri arasında ve Mahkeme huzurundaki tüm şahadeti ile polise verdiği ifadesi arasında bazı hususlarda tenakuz mevcut olduğunu belirtmiştir. Sanık polise verdiği ifadesinde viraj tamamlanıp da yol düzleşmeye başladığı yere ge-ldiğinde karşıdan gelen ışıkların
gözlerini kamaştırdığını ve o an dip yapmış olduğunu söylediği halde, Mahkeme huzurundaki şahadetinde dipi virajda yaptığını söylemiştir. Sanık polise vermiş olduğu ifadede ışıklarını dip yapıp da yoluna devam ettikten 5--10 saniye sonra ani olarak asfalt yolun sol kenarında 3-4 ayak içeriye doğru ve 10-15 metre kadar ileride bir karaltı gördüğünü ve ne olduğunu tespit edemediğini, bu anda sürmekte olduğu arabanın ön camının kırılması ile bir şeye çarptığını hissettiğini -söylediği halde Mahkeme huzurundaki şahadetinde gözlerinin kamaşıp karaltı içinde kalması ile kazanın ayni anda vukubulmuş olduğunu söylemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi Sanığın Mahkeme huzurundaki tavır ve hareketini göz önünde bulundurarak Sanığın Mahkeme -huzurundaki şahadetinin polise verdiği ifadesinde söyledikleri ile ve kendilerine inanmış olduğu İddia Makamı şahitlerinin söyledikleri ile bağdaşmayan kısımlarına inanmadığını hükmünde belirtti.
Mahkeme hükmünde Sanığın arabasının ışık-ları altında görüş mesafesinin ne olduğuna, kaza esnasında süratinin ne olduğuna ve virajdan evvel veya viraj içinde bulunduğu bir sırada önündeki bisikletlileri görüp göremeyeceğine dair Mahkeme huzurunda bilirkişi şahadeti mevcut olmadığ-ını belirtti. Mahkeme yine ayni şekilde Sanığın gözlerinin karşıdan gelen ışıklar neticesi kat'i olarak hangi noktada kamaşabileceğini ve kaza esnasında bisikletlerin birbirlerine nazaran ne pozisyon işgal etmiş olduklarına dair de bilirkişi şahadet-i olmadığını belirtti. Mahkeme hükmünde huzurundaki şahadetin bisikletlerin yolun solunda seyretmekte iken Sanığın arabası ile arkadan geldiğine ve kendilerine çarptığına kat'i ve açık surette göstermekte olduğunu belirtti. Ağır Ceza Mahkemesi hükmünde San-ığın karşıdan gelen ışıklar gözüne girdiği halde arabasını durdurmadığını ve süratini azaltmadığını belirtti. Ağır Ceza Mahkemesi daha sonra hükmünde şunları söyledi:-
"Sanığın Emare X ifadesinde söylediği ve bizim de
bütün şahadet m-uvacehesinde doğru olarak kabul etti-
ğimize göre gözlerinin kamaşması ile kazanın vukubul-
ması arasında en az 5-10 saniyelik bir müddet
geçmiştir ve sanık bu müddet esnasında durabilir
veya en azından fr-en kullanarak süratini azaltabi-
lirdi. Halbuki sanık gözleri kamaştığı halde durmaya
ve süratini azaltmaya teşebbüs etmemiş ve aynı sürat-
le yoluna devam etmiştir. Her ne kadar da sanık kaza
anında süratinin ne -olduğu şahadetle tesbit edilmiş
değilse de, çarpışma neticesi Emare VII ve VIII
bisikletin ve sanığın arabasının düçar olduğu hasar,
bisikletlerin ve yaralıların düştükleri yerler ve bu
yerlerin çarpışma nokt-ası ile aralarındaki mesa-
feler ve sanığın çarpışma noktasından sonra 297
ayak 3 inç gibi bir yer katederek durmuş olması
aşikâr surette göstermektedir ki sanığın kaza esna-
sındaki sürati, bütün ahva-l ve şerait muvacehesin-
de, gerektiğinden fazla idi.
Yukarıda söylenenlerden görüleceği gibi sanığın
karşıdan gelen arabanın ışıklarının gözlerini kamaş-
tırması üzerine arabasını durdurmamakla veya en azın-
- dan süratini azaltmamakla ve bunları yapmaya teşebbüs
etmemekle ve kaza esnasında bütün ahval ve şerait
muvacehesinde arabasını gerektiğinden fazla sürat-
le sürmüş olmakla ihmalkârlık ve dikkatsizlikten
- kabahatlıdır.
................
Sanığın ihmalkârlığı ve dikkatsizliğinin derecesi
ikinci derece olduğuna göre itham edildiği suç-
lardan kabahatlı olmayıp, Kıbrıs Ceza Kanununun
-(Fasıl 154) 210. maddesi tahtinde ihtiyatsız veya
dikkatsizce bir hareket neticesi istemeksizin maktül-
lerin ölümüne sebep olmak suçlarından kabahatlıdır."
Sanığın Ceza Kanununun 210. maddesi tahtinde kabahatlı bulunabi-lmesi için İddia Makamının Sanığın ihtiyatsız veya dikkatsiz bir harekette bulunduğunu ve bunun neticesi olarak maktüllerin ölümüne sebep olduğunu, makûl şüpheden ari bir şekilde, ispat etmesi gerekir. Bir şahsın araba sürmesi 210. maddenin öngördüğü gibi -bir harekettir. Bu hususta R. v. Curphey 41 Cr. A.R. s.78'de şunlar yer almaktadır:-
"FINNEMORE J. directed the jury that, in order to
establish the offence charged, they must be satisfied
first that the prisoner was doing a d-angerous thing in
driving as he did in the circumstances prevailing at the
time, and that secondly, if they were satisfied that he
was driving dangerously, that he caused the death of
the motor-cyclist thereby. If they were - satisfied on
the first point, but not on the second, they were
entitled under section 8(4) of the Act, to return a
verdict of guilty of dangerous driving.
After retiring, the jury came back with a request
-for further direction. They said that they were satisfied
that the prisoner was driving dangerously, but wished to
know of what they had to be satisfied in order to find
that he caused the death of the motor-cyclist. After
conf-erring with counsel, FINNEMORE J. further directed
the jury that they must be satisfied that the dangerous
driving was the substantial, although it need have
not have been the sole, cause of the motor-
cyclist'-s death."
ve C. F. Parker 41 Cr. A.R. s.135'de şunlar yer almaktadır:
"The questions for the jury were: was there evidence
on which they could find that the appellant was driving
dangerously, and was the death of the old man ca-used by
dangerous driving?"
Bu davada ilk bakışta Sanığın kaza anında arabayı sürdüğü tespit edilmiştir. Yalnız Sanık müdafaasında kaza anında ve kaza anından hemen evvel karşıdan gelen bir arabanın kuvvetli ışıklarının gözüne -girmesi ile görüşünü kaybettiğini ve dolayısıyle kaza anında kanunen arabayı sürdüğü addolunamayacağını iddia etti. Sanığın avukatı Sanığın bu duruma girmesinin "otomatizm" olduğunu iddia etti ve herhangi bir şahsın "otomatizm" durumunda olduğu- bir anda bir kaza veya başka herhangi bir suç işlemesi halinde, bu gibi bir şahsın cezai bir mes'uliyet taşımadığını iddia etti. "Otomatizm" kelimesi ceza davalarında son zamanlarda kullanılan bir terimdir ve "otomatizm" demek bir şahsı-n vücudunun veya herhangi bir uzvunda gayri ihtiyari, iradesiz, bilgisiz bir şekilde hareket etmesi demektir. Bratty v. A.G. for Northern Ireland (1961) 3 All E.R. s.527'de otomatizm şöyle tarif edilmiştir:-
"Automatizm was defined by the -Court of Criminal
Appeal in this case as connoting the state of a person
who, though capable of action,
'is not conscious of what he is doing... It means
unconscious involuntary action, and it is a defence
because- the mind does not go with what is being done."
ve s.532'de Lord Denning "otomatizm" hakkında şunları söyledi:
- "The requirement that it should be a voluntary act
is essentiel, not only in a murder case, but also in
every criminal case. No act is punishable if it is done
involuntarily: and on involuntary act in this context -
some- people nowadays prefer to speak of it as
'automatism' - means an act which is done by the
muscles without any control by the mind such as a spasm,
a reflex action or a convulsion; or an act done -
by a person who is not conscious of what he is doing
such as an act done whilst suffering from concussion or
whilst sleepwalking."
Watmore v. Jenkins (1962) 2 All E.R. s.874'de "oto-matizm" şöyle tarif edilmiştir:-
"It is equally a question of law what
constitutes a state of automatism. It is salutary to
recall that this expression is no more than a modern
catchphrase which- the courts have not accepted as
connoting any wider or looser concept than
involuntary movement of the body or limbs of a person."
Hill v. Baxter (1958) 1 All E.R. s.195'te "otomatizm" şöyle tarif edilmiştir:--
"A defence of automatism is in effect saying that
the accused did not know or appreciate the nature and
quality of his actions; so it is getting very near a
defence of insanity."
Bir şahsın araba sürerken a-ni olarak karşıdan gelen bir arabanın kuvvetli ışıkları neticesi gözlerinin kamaşması ve görmemesi halinin yukarıda tarifi yapılan "otomatizm" durumuna girip girmediği kanaatimizce şüphelidir. Bu gibi hallerde gözleri kamaşan şahsın bir çok uzuvları çalı-şabilmekte ancak bir an için görüşü kaybolmaktadır. Kanaatimizce bu gibi durumlar tam bir otomatizm durumu yaratmamakla beraber, bir şahıs arabasını sürerken ani olarak gözleri karşıdan gelen bir arabanın ışıkları neticesi kamaşır ve bir an için görüşü kay-bolursa ve bu görüş kaybı esnasında bir kaza yaparsa, bu durumunu özel müdafaa olarak ileri sürebilir, bu hususta Mahkemede şahadet olduğu hallerde Mahkeme bu durumun böyle olduğuna tatmin olursa veya bu durumun böyle olabileceğine makûl şüphe izhar- ederse, bu gibi şahsın kabahatlı bulunmaması gerekir. Bu hususta yine Hill v. Baxter s.195'te Lord Goddard C.J. şunları söylemiştir:
"The justices no doubt were greatly influenced by
the dictum - and it is anly a dictum - of -Humphreys,
in Kay v. Butterworth ( (1945), 110 J.P.75). In
that case the learned judge after emphasising that
drawsiness or sleep would be no excuse said (ibid.):
'I do not mean to say that a person should be made
- liable at criminal law who, through no fault of his own,
becomes unconscious while driving, as, for example, a
person who has been struck by a stone or overcome by a
sudden illness, or when the car has been put
- temporarily out of his control owing to his being
attacked by a swarm of bees..'
I agree that there may be cases where the
circumstances are such that the accused could not really
be said to be driving at al-l. Suppose he had a stroke or
an epileptic fit, both instances of what may properly be
called Acts of God; he might well be in the driver's
seat even with his hands on the wheel but in such a
state of unconsciousness that -he could not be said to be
driving. A blow from a stone or a swarm of bees I
think introduces some conception akin to "novus actus
interveniens."
ve s.197'de Pearson J. şunları söylemiştir:-
"In any ordin-ary case when once it has been proved
that the accused was in the driving seat of a moving car,
there is prima facie an obvious and irresistible
inference that he was driving it. No dispute or doubt
will arise on that - point unless and until there is
evidence tending to show that by some extraordinary
mischance he was rendered unconscious or otherwise
incapacitated from controlling the car. Take the follow-
ing cases. (1) T-he man in the driving seat is having an
epileptic fit, so that he is unconscious and there
are merely spasmodic movements of his arms and legs. (2)
By the onset of some disease he has been reduced to a
state of coma and -is completely unconscious. (3) He is
stunned by a blow on the head from a stone which
passing traffic has thrown up from the roadway. (4)
He is attacked by a swarm of bees so that he is for the
time being disabled a-nd prevented from exercising any
directional control over the vehicle and any movements of
his arms and legs are solely caused by the action of the
bees. In each of these cases it can be said that at the
material time he - is not driving and therefore not
driving dangerously."
Person J.'in ileri sürdüğü 4 misale ilâveten bir- sürücünün ani olarak karşıdan gelen arabanın kuvvetli ışıklarından dolayı gözlerinin kamaşması ve görüşünün bir an için kaybolması hali de beşinci misal olarak ilâve edilebilir kanaatındayız, ve bütün bunlar özel müdafaadır. Ayni husus için R.- v. Spurge (1961) 2 All E.R. 690'da şunlar yer almaktadır:-
"If, however, a motor car endanger the public
solely by reason of some sudden overwhelming misfortune
suffered by the man at the wheel for which he is in no
w-ay to blame - if, for example, he suddenly has an
epileptic fit or passes into a coma, or is attacked by a
swarm of bees or stunned by a blow on the head from
a stone, then he is not guilty of driving in a manner
dang-erous to the public."
ve bu hususta Road Traffic Offences, Wilkinson 5. baskı s.144'de şunlar yer almaktadır:-
"W-here a driver finds himself unexpectedly
blinded by headlights or the sun or for any other reason
he cannot see properly, or control the car e.g. his dog
suddenly jumps on his lap, then, unless the loss of
vision or c-ontrol immediately ceases, he should stop at
ones. If during the literal second or two while he
has not proper vision or control an accident occurs
which is due entirely to that loss of vision or
control, it is- submitted that he is not guilty of
careless driving. But if the accident occurs ten seconds
or more after the loss of vision or control began and the
driver has not done anything about reducing speed or
stopping, he sh-ould, it is submitted, generally be found
guilty of careless driving at least, not so much for
running into something because he could not see it but
rather for continuing to drive when he could not see or
control the car pro-perly."
Herhangi bir trafik suçu ile itham olunan bir şahıs kaza anında gözlerinin kendisinin elinde olmayan sebepler - dolayısıyle ani olarak karşıdan gelen bir arabanın kuvvetli ışıklarından dolayı gözlerinin kamaştığını ve herhangi bir kazanın bu kamaşma anında vukubulduğunu iddia eder ve bu hususta Mahkemeye herhangi bir şahadet ibraz ederse Mahkemenin bu h-ususta ibraz olunan şahadetin makûl şüphe yaratıp yaratmadığını tezekkür etmesi gerekir. Bu durumda olan bir şahıs, bu durumda olduğuna dair Mahkemede makûl bir şüphe yaratırsa, Mahkemenin bu gibi bir şahsı beraat ettirmesi gerekir. Bu hususta yine- R. v. Spurge s.691'de şunlar yer almaktadır:-
"The Court will consider no such special defence unless
and until it is put forward by the accused. Once, however,
it has been put forward it must be considered with the
rest of the - evidence in the case. If the accused's
explanation leaves a real doubt in the mind of the jury,
then the accused is entitled to be acquitted."
ve Bratty v. A.G. For Northern Ireland- davasınde s.531'de şunlar yer almaktadır:-
"Nevertheless, one must not lose sight of the overrid-
ing principle, laid down by this House in Woolmington's
case, that it is for the prosecution to prove every
element of t-he offence charged. One of these elements is
the accused's state of mind; normally the presumption of
mental capacity is sufficient to prove that he acted
consciously and voluntarily and the prosecution need go
no further. Bu-t, if after considering evidence properly
left to them by the judge, the jury are left in real doubt
whether or not the accused acted in a state of
automatism, it seems to me that on principle they
should acquit beca-use the necessary mens rea - if indeed
the actus reus - has not been proved beyond reasonable
doubt.
I am also supported by the word of Scholl J., in R. v. Carter where he said:-
"It must be for the defence - in the first instance
genuinely to raise the issue, but if the defence does
raise the issue in a genuine fashion then the Crown
which, of course, may call rebutting evidence on the
matter, is bound in -the long run to carry the ultimate
onus of proving all the elements of the crime including
the conscious perpetration thereof."
My conclusion is, therefore, that once the defence
have surmounted the initial hurdle to which- I have
referred and have satisfied the judge that there is
evidence fit for the jury's consideration, the proper
direction is that, if that evidence leaves them in a
real state of doubt, the jury should acquit."
s.537-'de ise şunlar yer almaktadır:-
"In the conceivably possible case that I have postula-
ted (of a violent act commited by a sleepwalker)
it would not necessarily be the duty of the
prosecution in leading -their evidence as to the
commission of the act specifically to direct such
evidence to negativing the possibility of the act
having been committed while sleepwalking. If,
however, during the trial the - suggested explanation
of the act was advanced and if such explanation was so
supported that it had sufficient substance to merit
consideration by the jury, then the onus which is on the
prosecution would not be discharg-ed unless the jury,
having considered the explanation, were sure that guilt
in regard to the particular crime charged was
established so that they were left in no reasonable
doubt. The position would be anal-ogous to that which
arises where a defence of self-defence is raised. Though
the onus is on the prosecution to negative that
defence, the obligation to do so only arises
effectively when there is a -suggestion of such
defence."
ve Hill v. Baxter s.196'da şunlar yer almaktadır:-
"But there is also recognised in the criminal
law a lighter burden which the accused discharges by
producing some evidence, -but which does not relieve the
prosecution from having to prove in the end all
the facts necessary to establish guilt. This
principle has manifested itself in different forms;
most of them relate to - the accused's state of
mind and put it on him to give some evidence about it.
Thus the fact that an accused is found in possession of
property recently stolen does not of itself prove that
he knew of the stealing. Never-theless it is not open to
the accused at the end of the prosecution's case to
submit that he has no case to answer; he must offer some
explanation to account for his possession though he does
not have to prove that the explana-tion is true."
Sanığın polise verdiği ifade, Mahkemeye verdiği şahadet ve Sanık ile beraber seyahat etmekte olan S-anığın kızkardeşinin Mahkemeye verdiği şahadet nazarı itibara alındığında kazadan evvel Sanığın gözlerinin karşıdan gelen arabanın ışıklarından dolayı kamaştığı sabit olmuştur. Bu hususun böyle olduğunu da Ağır Ceza Mahkemesi kabul etmiş - ve hükmünde belirtmiştir. Sanığın, itham olduğu suçtan kabahatlı bulunmaması için Ağır Ceza Mahkemesini, gözlerinin kamaşmasının kazadan hemen evvel olduğuna, kazanın hemen hemen aynı anda olduğuna, gözlerinin kamaşması neticesi çok kısa bir za-man için görüşünü kaybettiğini ve kazanın bu kısa zaman zarfında, görmediği bir anda vukubulduğuna ikna etmesi veya hiç olmazsa bunun böyle olabileceği hususunda makul bir şüphe yaratması gerekir. Bunun böyle olmadığını makul şüpheden ari bir şekilde isbat- etmek ise İddia Makamına düşer. Daha evvel de belirttiğimiz gibi Ağır Ceza Mahkemesi Sanığın gözlerinin kamaştığını kabul etmiş ancak bu kamaşmanın kazadan hemen evvel olduğunu kabul etmemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi Sanığın ve kaza anında Sanığın yanında o-lan hemşiresinin bu hususta verdiği şahadeti kabul etmemiş ancak Sanığın polise verdiği ifadede bahsettiği 5-10 saniyelik müddetin geçtiğinin doğru olduğunu kabul etmiş ve hükmünde de kazanın Sanığın gözlerinin kamaşmasından en az 5-10 saniye geçtikten s-onra vukubulduğunu söylemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi hükmünde Sanığın kaza anında süratinin ne olduğu şa-hadetle tespit edilmiş olmadığını, ancak çarpışma neticesi bisikletlerin ve Sanığın arabasının düçar olduğu hasarı, bisikletlerin ve yaralıların düştükl-eri yerleri, bu yerlerin çarpışma noktası ile olan uzaklıklarını ve Sanığın çarpışma noktasından sonra 297 ayak 3 inç gibi bir mesafe katettikten sonra durduğunu göz önünde tutarak Sanığın kaza esnasındaki süratinin, bütün ahval ve şerait muvacehesin-de gerektiğinden fazla olduğu kanaatına vardı. Kaza anında ve kaza anından evvel Sanığın sürati hakkında İddia Makamı tarafından 3 şahit ve Sanık tarafından şahadet verilmiştir. Bunlardan İddia Makamı şahidi 8, Tülin Berova, Sanığın süratinin saatta- 90-100 mil olduğunu, Tülin Berova'nın içinde olduğu arabayı sürmekte olan İddia Makamı şahidi 5, Özel Berova ise Sanığın arabasının süratinin 60-65 mil olduğunu söylemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi her iki şahidin de sürat hakkında vermiş oldukları bu şahade-ti doğru olarak kabul etmemiştir. İddia Makamı nam ve hesabına sürat hakkında şahadet veren diğer şahit ise Sanığın arabasında seyahat etmekte olan İddia Makamı şahidi 12, Pembe Behadır. Bu şahide göre Sanığın arabasının kaza esnasında sürati 40-45 mil id-i. Mahkeme bu şahidin de sürat hususunda verdiği şahadeti kabul etmemiştir. Diğer taraftan Sanık Mahkemeye verdiği şahadette kazadan evvel süratinin 40-45, azami 50 mil olduğunu ve kaza anına kadar süratini azaltmadığını söylemiştir. Sanık polise v-erdiği ifadede süratinin 40-45 mil olduğunu söylemiştir. Mahkeme Sanığın arabasının sürati hakkında söylediklerini kabul edip etmediği hususunda herhangi bir şey söylemiş değildir. Ancak Ağır Ceza Mahkemesi Sanığın şahadetini eleştirirken- Sanığın Mahkeme huzurundaki şahadetinin polise verdiği ifadesinde söyledikleri ile ve Mahkemenin inandığı İddia Makamı şahitlerinin söyledikleri ile bağdaşmayan kısımlarına inanmadıklarını belirttiler. Her ne kadar da Ağır Ceza Mahkemesi Sanığın arab-asının sürati hakkında sarih bir bulgu yapmamışsa da İddia Makamının şa-hitlerinin Sanığın arabasının sürati hususunda söyledikleri kabul edilmediğinden ve Sanığın sürat hususunda Mahkemeye verdiği şahadet ile polise verdiği ifade hemen hemen aynı oldu-ğundan, Ağır Ceza Mahkemesinin kaza anından evvel ve kaza anında Sanığın arabasının süratinin 40-50 mil arası olarak kabul etiği görülür. Ağır Ceza Mahkemesinin çarpışma neticesi bisikletlerin ve Sanığın arabasının düçar olmuş olduğu hasarı, bisikle-tlerin ve yaralıların düştükleri yerleri ve bu yerlerin çarpışma noktası ile olan uzaklıklarını ve Sanığın çarpışma noktasından sonra 297 ayak 3 inç mesafe katetmesini, Sanığın arabasının, bütün ahval ve şerait muvacehesinde, süratinin gerektiğinden- fazla olduğuna kanaat getirmesi makul olmadığı kanaatındayız. Çünkü bu hususta herhangi bir bilirkişi şahadeti mevcut değildir. Hele Sanığın arabasının çarpışmadan sonra katettiği mesafeyi nazarı itibara almak doğru olmaz çünkü çarpışmadan sonra S-anığın arabası herhangi bir fren izi bırakmış değildir.
Bu davada en mühim konu kazanın hangi anda meydana geldiğidir. Yani Sanığın gözleri kamaştıktan ve önünü görmediği bir andan ne kadar zaman sonra kaza vukubulmuştur. Eğer kaza Sanığın g-özleri kamaştıktan ve önünü görmediğinden birkaç saniye içerisinde olmuşsa Sanık bu esnada kendi elinde olmayan sebeplerden dolayı gözleri kamaştığında önünü göremediğinden, araba gayri ihtiyari, bilgisiz bir şekilde sürülmüştür ve dolayısıyle b-u esnada vukubulan kazadan dolayı Sanık kabahatlı bulunamaz. Ancak kaza Sanığın gözleri kamaştıktan ve önünü görmediği birkaç saniyenin geçmesinden sonra vukubulmuşsa ve Sanık bu arada süratini azaltmamış ve/veya fren kullanmamışsa ve/v-eya bunları yapmaya teşebbüs etmemişse, duruma göre geçen zaman nazarı itibara alınarak Sanık ya maktüllerin ölümüne sebep olduğundan ve/veya arabasını genel olarak dikkatsiz sürdüğünden kabahatlı bulunabilir. Wilkinson, Road Traffic Offences ki-tabında kazanın bu gibi hallerde 1-2 saniye esnasında olması halinde sürücünün kabahatlı olamayacağını belirtmekte ancak kaza gözlerin kamaşmasından 10 saniye veya daha sonra vukubulmuşsa ve bu arada sürücü arabasını durdurmak için herhan-gi bir teşebbüs etmemişse sürücünün hiç olmazsa arabayı dikkatsiz sürmesinden kabahatlı bulunması gerektiğini söylemektedir. Sanık şahadetinde ve polise verdiği ifadesinde Ortaköy köprüsünü geçtikten sonra Gönyeli'ye bakarken sola doğru olan v-irajı döndükten hemen sonra karşıdan gelen arabanın kuvvetli ışıklarından dolayı gözlerinin kamaştığını şahadetinde belirtmiştir. Sanığın gözlerinin kamaştığı yer olan virajın sonu ile çarpışma noktasına kadar olan mesafe, kazanın hangi anda vukubuld-uğu hususunda bir kanaata varabilmek için çok mühimdir. Maalesef bu hususta Mahkemeye İddia Makamı tarafından herhangi bir şahadet verilmiş değildir. Eğer bu mesafe kat'i olarak bilinmiş olsaydı, Sanığın arabasının da süratinin takriben ne olduğ-u bilindiğine göre, Sanığın gözlerinin kamaşma anından itibaren çarpışma anına kadar ne kadar zaman geçtiği tespit edilebilirdi. Yalnız çarpışma noktasının köprüden 200-250 metre kadar uzakta olduğu hususunda Mahkemede şahadet vardır. Uirajın -sona erdiği yerden Ortaköy köprüsüne kadar ne kadar mesafe olduğu hususunda İddia Makamı tarafından herhangi bir şahadet yoktur ancak Sanık polise verdiği ifadede köprüyü tahminen 70-80 yarda kadar bir mesafe geçtikten sonra virajın düzleştiği yarde gözler-inin kamaştığını söylemiştir. Saatta 45 mil sürat yapan bir araba 200 metreyi yani köprüden çarpışma noktasına kadar mesafeyi 10 saniyede kateder. Ayni süratle 250 metreyi de 12 1/2 saniyede kateder. Bir arabanın sürati 50 mil ise 200 metreyi 9 sa-niyede kateder, 250 metreyi ise 11.25 saniyede kateder.
Sanık şahadetinde köprüyü geçtikten sonra kaza anına kadar arabasının süratini azaltmadığını belirtmiştir. Bundan açıkça görülüyor ki kaza anına kadar Sanığın arabasının sürati ayni ka-lmıştır. Köprüden çarpışma noktasına gelinceye kadar 45 veya 50 mil süratle en azdan 9 saniye ve en fazla 12 1/2 saniye zamana ihtiyaç olduğu görülmektedir. Sanık Mahkemeye verdiği şahadette köprüden virajın başlangıcına kadar olan mesafen-in 50-60 metre olduğunu tahmin ettiğini söyledi. Bu doğru ise köprüden virajın sona ermesine kadar olan mesafenin ifadesinde söylediği 70-80 yardan da daha fazla olması gerekir. Bir an için köprüden virajın sona ermesine kadar olan mesafenin 80 m-etre olduğu kabul edilse, virajın sona ermesinden çarpışma noktasına kadar gelmek için ayni süratte bir arabanın takriben 6 saniye ile 8 saniye arasında bir zamana ihtiyacı vardır. Köprüden virajın sonuna kadar 80 metreden fazla ise 6 ile 8 san-iyeler daha da azalır. Bu durumda Sanığın gözlerinin kamaşmasından sonra kazanın vukubulduğu ana kadar 10 saniyenin geçmiş olmasına imkân yoktur. Dolayısıyle Sanığın polise verdiği ifadede zaman hususunda söylediği 10 saniyelik müddet doğru olama-z. Bu böyle olduğuna göre Ağır Ceza Mahkemesinin Sanığın ifadesinde söylediği 10 saniyelik müddetin doğru olduğunu kabul etmemesi gerekirdi. Sanık vakadan hemen sonra vaka yerine giden İddia Makamı şahidi no.7 PE. Altay Hasan'a karşıdan gelen va-sıtaların ışıkları gözüne girdiğinden önde gidenleri göremediğini ve kazanın bundan dolayı vukubulduğunu söylemiştir. Ayni şahide Sanık arabanın camının aniden kırıldığını da söylemiştir. Sanık Mahkemeye verdiği şahadette gözlerinin kamaşm-ası ile çarpışmanın ayni anda olduğunu tekrarlamıştır. Bunun aksine İddia Makamı tarafından herhangi bir başka şahadet verilmediğine göre Sanığın bu şahadetinin makul bir şahadet olup olmadığı hususunu Mahkemenin tezekkür etmesi gerekirdi. Vira-jın Gönyeli'ye bakarken sola doğru olduğu göz önünde tutulduğunda, Lefkoşa'dan Gönyeli'ye giden bir araba ancak viraj bittikten ve yol düzelmeye başladıktan sonra karşıdan gelen bir araba ile karşı karşıya gelebilir ve ancak o zaman bi-r sürücünün gözleri kamaşabilir. Bütün bunlar göz önünde tutulduğunda Sanığın gözlerinin kamaşması ile çarpışmanın aynı anda olduğu hususunda Mahkemeye verdiği şahadetin doğru olması kuvvetle ihtimal dahilindedir. Bu şahadet kat'iyetle doğru olmasa- dahi, makul şüphe yaratacak niteliktedir. Ağır Ceza Mahkemesi bu şahadetin makul şüphe yaratacak nitelikte olup olmadığı hususunu tezekkür etmiş değildir. Kanaatimizce Ağır Ceza Mahkemesi virajın bitiminden sonra çarpışma yerine kadar en fazla 8 saniy-elik bir zaman geçtiğini nazarı itibara almış olsaydı, diğer tüm şahadet muvacehesinde Sanığın kazanın vukubulduğu hususunda verdiği şahadetin makul şüphe yaratacak nitelikte olduğunu kabul edebilirdi. Kanaatımızca bu hususta verilen şahadet makul şüphe -yaratacak niteliktedir.
Daha evvel de belirttiğimiz gibi Sanık kazanın gözleri kamaşıp ve görüşünü kaybettiği esnada vukubulduğu hususunda şahadet verdikten sonra İddia Makamı bunun böyle olmadığını ve böyle olamayacağını makul şüpheden ari bir şekil-de ispat etmesi gerekirdi. Sanık ise bu durumun hakikaten böyle olduğunu makul şüpheden ari bir şekilde ispat etmek mecburiyetinde değildir. Ancak bunun böyle olabileceği hususunda makul şüphe yaratabilirse Sanığın beraat ettirilmesi gerekir. Kanaatimizce- tüm şahadet nazarı itibara alındığında Sanığın gözlerinin kamaşması ile kazanın vukubulması anına kadar çok kısa bir zaman yani birkaç saniye geçmiştir ve bu esnada Sanık elinde olmayan sebeplerden dolayı önünü göremediğinden, bu esnada vukubulan -kazadan, makul şüpheden ari bir şekilde kabahatlı bulunamaz. Bu bir ceza davasıdır ve herhangi bir makul şüphe Sanığın leyhine alınmalıdır. Köprüyü geçtikten sonra virajın sonuna gelinceye kadar virajdan sonra yolda olan herhangi birisinin görülüp görüleme-yeceği hususunda herhangi bir bilirkişi şahadeti mevcut değildir. Sanık köprüyü geçer geçmez bisikletlilerin yolda nerede olabileceği hususunda da herhangi bir bilirkişi şahadeti mevcut değildir. Kanaatımızca İddia Makamı kazanın Sanığın elinde olmayan seb-eplerden dolayı gözlerinin kamaştığı ve önünü göremediği bir anda vukubulmadığını, makul şüpheden ari bir şekilde ispat edememiştir. Bundan dolayı Sanığı itham olunduğu suçtan mahkûm etmek için esas unsurlardan biri olan Sanığın maktüllerin ölümüne sebep o-lduğu ispat edilememiştir ve dolayısıyle Sanık itham olunduğu suçlardan kabahatlı bulunmaması gerekir. Ancak Sanığın Mahkemeye verdiği şahadet nazarı itibara alındığında köprüyü geçer geçmez viraja girmezden önce karşıdan gelen arabanın- ışıklarını gördüğü bir anda kendi ışıklarını dip yaptıktan sonra arabasının süratini azaltmamakla dikkatsiz hareket etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi Sanığın Mahkemeye verdiği bu husustaki şahadetini kabul etmemiş ve Sanığın polise verdiği ifadede s-öylediklerini kabul etmiştir. Sanığın polise verdiği ifade ise virajı geçtikten sonra ışıklarını dip yapmıştır. Bu durumda da Sanık önceden karşıdan gelen arabayı görmesi gerektiği halde önünde viraj olduğunu ve viraja girdiğini bildiği halde, süratini yi-ne azaltması gerekirdi. Süratini ne kadar azaltması gerektiği hususunda kat'i olarak herhangi bir şey söylenemez çünkü virajın açısının ne olduğu hususunda bilirkişi Şahadeti mevcut değildir. Bu virajın saatta hangi süratle salimen dönülebileceği hususunda- da şahadet olmamakla beraber virajın Gönyeli'ye bakarken sola doğru olması dolayısıyle virajdan sonra yolda bulunabilecek herhangi birisinin ışıklarını görememe ihtimali göz önünde tutulduğunda, 45-50 mil süratin bu ahval ve şerait tahtında fazla olduğu v-e Sanığın süratini azaltması gerektiği kanaatındayız. Bunu yapmadığından Sanık arabasını dikkatsiz sürmüş sayılır.
Yukarıda izah ettiğimiz gibi ister Sanığın Mahkemeye verdiği ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmeyen ışıklarını viraja girme-den önce dip yaptığı hususundaki şahadeti nazarı itibara alınsın, ister Sanığın bu hususta polise verdiği ifadede söyledikleri ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen hususlar nazarı itibara alınsın, Sanık virajın sonuna geldiği ana kadar a-rabasının süratini azaltmakla arabasını dikkatsiz olarak sürmüştür. Bundan dolayı Sanığın Motorlu Taşıt Araçları ve Yol Trafik Kanunu, Fasıl 332, madde 6 tahtinde 29.9.1971'de Lefkoşa-Girne ana yolunun 2-3. milleri arasında AV 982 plâkalı arabayı dik-katsiz sürdüğünden kabahatlı bulunması gerekir. Fasıl 155, Ceza Usulü Kanununun 145(1)(c) maddesine dayanarak Sanığın her 3 davada mahkûmiyetini iptal eder ve Sanığı yukarıda belirttiğimiz gibi kabahatlı bulur, Sanığın bugüne kadar 11 hafta hapislik ç-ektiğini göz önünde tutarak Sanığı 11 hafta hapisliğe mahkûm ederiz. Hapislik esas mahkûmiyet tarihi olan 24.11.1971'den başlar.
Mühim trafik kazalarında bilhassa ölümle neticelenen trafik kazalarında eksper şahadetin çok büyük faydası vardır-. Bu davada maalesef eksper şahadet mevcut değildir. Eğer eksper bir şahit olmuş olsaydı Sanığın gözlerinin virajın hangi noktasında kamaşabileceği, bisikletlere ve arabaya yapılan hasar nazarı itibara alındığında arabanın süratinin ne olabileceği hu-susunda da şahadet verilebilirdi. Sanık köprüyü geçer geçmez bisikletlerin yolun hangi noktasında bulunabileceği, Sanığın bunları görmesi icap edip etmediği hususunda da eksper şahit şahadet verebilirdi ki böyle bir şahadetle Sanığın kazadan - evvel arabasını tehlikeli sürüp sürmediği hususunda bir kanaata varılabilirdi. Eksper şahit olmuş olsaydı hiç şüphe yoktur ki Sanığın gözleri kamaşabileceği noktadan çarpışma noktasına kadar olan mesafeyi ölçecekti ve dolayısıyle arabanın asgari sürat-i bilindiği için bu mesafeyi kaç saniyede kat'i olarak katedebileceği hususunda kat'i olarak şahadet verilecekti. Yine eksper şahit olmuş olsaydı virajın açısının ne olduğu hususunda şahadet verilecekti ve virajın açısına dayanarak bir arabanın vira-jı dönmesi için salim süratin ne olabileceği hususunda da şahadet verilecekti. Bütün bunlar bu davada mühim rol oynayan faktörlerdir. Maalesef eksper şahit çağırılmadığı için bu mühim faktörler karanlıkta kalmıştır. Kanaatımızca mühim trafik kazalarında v-e bilhassa ölümle neticelenen trafik kazalarında eksper şahitlerin çağırılması şarttır. Eğer poliste trafikte eksper varsa bunun bu gibi davalarda çağrılması gerekir. Eğer poliste böyle bir eksper mevcut değilse, böyle bir eksperin yetiştiril-mesi yönüne en erken bir zamanda gidilmesi gerekir kanaatındayız.
Yüksek Mahkeme
9 Şubat 1972.
Full & Egal Universal Law Academy