-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
İstinaf eden : Bayar Emir
ile
Aleyhine istinaf edilen : Limasal Emniyet Müdürü
arasında.
- (Ceza İstinaf No. 6/68, Ceza Dava No. 448/67)
İstinaf eden namına : A. M. Berberoğlu.
Aleyhine istinaf edilen namına : Savcı Vedat Aziz.
Hırsızlık. Memur veya işçinin işverenin malını. zimmet-e geçirmesi ... .
Fasıl 154 Ceza Yasasının 255 ve 268. maddeleri.
Sahte belge düzenleme - Fasıl 154 Ceza Yasasının 105. maddesi.
Usûl - Sanığın şüpheden yararlanması - Bir tanığın ifadesine verilen önemin tanığın o mesele-de çıkarı olup olmamasına göre değişmesi - Sanığın suçlu olmadığını isbat etmesinin gerekmemesi. İddia Makamının davayı makûl şüphe kalmayacak şekilde isbatlaması gerekir. Mahkemede ibraz edilen delillerin mahkûmiyeti haklı göstermeye yeterli olmaması.
-Şahadet - Delillerin mahkumiyet için yeterli olmaması.
K A R A R
İstinaf eden, I8/6/1968'de Limasol Türk Kaza Mahkemesi tarafından aşağıda gösterilen suçlardan kabahatlı bulunarak 1'inci dava için 2 sene, 2'nci dava için 6 ay, 3'üncü d-ava için 6 ay, 4'üncü dava için 1 sene, 5'inci dava için 1 sene, 6'ncı dava için 6 ay, 7'nci dava için 6 ay hapislik ce zasına (bütün hapislikler müştereken çekilmek şartı ile) mahkûm olmuştur.
Sanığın aleyhine getirilen davalar şunlardır :
- 1. Ceza Kanunu Fası1154, madde 255 ve 268 tahtinde 5 Mayıs 1965 ve 25 Ağustos I967 tarihleri arasında Limasol kasabasında sanık Türk Cemaat Meclisi İcra Dairesi lojistik mesulu veyâ memuru olduğu halde T.C.M Limasol İcra Dairesinin malı -olan £ 1244.400 mil kıymetinde 488 torba unu sirkat ettiğinden;
-
- 2. Ceza Kanununun aynı maddeleri tahtinde sanık 1'inci davada zikredilen tarih ve mahalde T.C.M.'ye bağlı Limasol Türk İcra Dairesi lojistik mesulu veya memuru olduğu halde T.C.M. Limasol İcra Dairesinden malı olan £74.700 mil kıymetind-e 498 adet boş un torbasını sirkat ettiğinden;
-
- 3. Ceza Kanununun aynı maddeleri tahtinde sanık 17 Ağustos 1967 tarihinde Limasol kasabasında T.C.M. İcra Dairesi lojistik mesulu veya memuru olduğu halde T.C.M. Limasol İcra Dairesine ait £25.500 mili Limasollu Mustafa Mahmut'tan ta-hsil edip zimmetine geçirdiğinden;
-
4. Ceza Kanunu Fasıl 154, madde 331- 335 tahtinde 5 Eylül 1967 ve 7 Eylül 1967 tarihleri arasında sanık T.C.M.'ye bağlı Limasol İcra Dairesi lojistik mesulu veya memuru olduğu halde, T.C.M. Limasol İcra Dairesini aldatmak maksadı il-e sahte evrak düzenlediğinden, yani Limasollu Mustafa Mahmudun Limasol İcra Dairesine 77 torba un borcundan mada un borcu olmadığı halde 235 torba daha un borcu olduğunu gösteren sahte bir senet düzenleyip imzalattığından;
-5. Ceza Kanununun 331- 335 maddeleri tahtinde sanık dava 4'de zikredilen tarih ve mahalde T.C.M. İera Dairesini aldatmak maksadı ile sahte evrak düzenleğinden yani Limasollu Ahmet Derviş'in Limasol İcra Dairesine 110 torba ûn borcundan mada borcu o-lmadığı halde 148 torba daha un borcu olduğunu gösteren sahte bir senet düzenleyip imzalattığından;
6 . Ceza Kanunu madde 339 ve 335 tahtinde sanık 9 Eylül 1967 ve l8 Eylül I967 tarihleri arasında Limasol kasabasında- T.C.M.'ye bağlı Limasol Türk İcra Dairesi lojistik mesulu veya memuru olduğu halde 4'üncü ve 3'üncü davalarda zikredilen her iki senedin de sahte olduğunu bildiği halde her iki senedi hile ile Müfettiş Heyetini aldatmak maksadı ile ibraz etti ğind-en;
Ceza Kanunu Fasıl 154 madde 105 tahtinde sanık 1'inci davada zikredilen tarih ve mahalde T.C.M. İcra Dairesi lojistik mesulu veya memuru olduğu bir sırada kazanç sağlamak maksadı ile yetkilerini kötüye kullandığından.
- İstinaf eden mahkûmiyet kararının aşağıdaki sebeplerden dolayı hatalı ve verilen cezanan ağır olduğunu iddia etti.
1 . İbraz olunan şahadet ve emareler sirkat suçunun veya iddianamede gösterilen diğer suçların isbatı için kâf-i değildir.
2. Çalındığı iddia olunan emtianın (488 torba un ve 498 boş torba) T.C.M. İcra Dairesinin malı olduğu isbat edilmedi, zaten T.C.M. Limasol İcra Dairesinin mal sahibi olabilecek tüzel kişilikte olduğu sabit olmamışt-ır.
3. İstinaf edenin T.C.M. Limasol İcra Dairesinin lojistik mesulu veya memuru olduğu hususundaki bulgu yanlıştır.
4. İstinaf eden stok edilmiş olan un miktarını direktiflere göre ambarlardan çıkararak -ve un stokunun hesabını verdiği halde ve bu gerçekleri nazarı itibara almaksızın karar vermesi yanlıştır.
5. İstinaf eden stok edilmis olan unların mutasarrıfı idi ve bu unları Fırıncılara vermek hususunda yetkili idi.
- 6. Emare olarak ibraz edilen senetlerden bazılarının muteber olduğu, bazılarının ise muteber olmadığı hakkındaki bulgu yanlıştır.
7. Emare 44 hakkında karar verilirken Emare 46 nazarı itibara alm-amak yanlıştır ve Mahkeme Heyetinin iki üyesi bu hususta hataya düşmüştür.
8. Hukuk davası ile halli gereken bir ihtilâfın ceza davasında halledilmiş olması yanlıştır. Böyle bir tatbikat adaletin tevzi ve tecellisinde istinaf ed-enin aleyhine bir durum yaratacak niteliktedir.
9. İbraz olunan şahadi ve emareler istinaf edenin herhangi bir şüpheden ari olarak suçlu olduğunu tesbit için kâfi değildir ve şüphenin mevcudiyeti istinaf edenin aleyhine kullanı-lmalıydı.
10. Muhterem bidayet mahkemesinin 2 üyesinin bulguları ibraz olunan şahadet ve deliilere aykırıdır.
11. Muhterem bidayet mahkemesinin 1 üyesinin bulguları ibraz olunan şahadet ve delillere uygu-ndur.
12. Muhterem bidayet mahkemesi mevcut kanunlara. Veya K.G.T.Y temel kurallarına göre terekküp etmemiştir, aynı zamanda muhterem bidayet mahkemesinin herhangi bir üyesi K.G.T.Y. temel kurallanna göre tayin edilmemiştir. H-atta Mahkemeye Başkanlık eden üye yemin dahi etmemiştir.
Yukarıdaki sebeplerden dolayı Muhtereın bidayet mahkemesi bu davayı görmeye ve intaç etmeye salâhiyetli değildi.
13. Davanın Ağır Ceza Mahkemesi yerine Leymosun Kaza Ma-hkemesinde görülmesi için baş Savcı Yardımcısının müsaade vermesi, dava hitamında meydana çıktığı gibi sanığın aleyhine tecelli eden bir durum yaratacak nitelikte olmuştur.
Sanık aleyhine getirilen davaların bazıları 7 sene h-apislik cezası ile ce zalandırılabildiği halde Başsavcının müsaadesi ile davanın ilk tahkikatı yapılmadan (prehminary inquiry) Limasol Türk Kaza Mahkemesi tarafından görülmüştür. Fakat şu veya bu sebepten dolayı Limasol Türk Kaza Mahkemesi bu davayı görm-ek için teşekkül ettiğinde bir hakim yerine üç hakimden terekküp etmiştir. Mahkemenin Başkanı ile bir üyesi sanığı suçlu bularak mahkum etmiş ve yukarıda belirttiğimiz cezaları vermiştir. Mahkemenin 3`üncü üyesi ise sanığın suçlu olmadığı kanaatine var-mış ve sanığı beraat ettirmiştir.
Sanık 1963 Aralığında, hadiseler patlak verdiğinde Ziraat ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı bir memurdu. İlk tayini I956'da yapıldı. 1959 da Ziraat şefi olarak Limasol Kazası Evdim Bölgesine - tayin oldu. Ocak I963'den itibaren Limasal Merkez Dairesinde Bölge Ziraat Şefi oldu ve 1963 Aralığında bu vazifede idi. 1963 Aralık olaylarından sonra Kıbrıs Curnhuriyetindeki işine diğer memurlar gibi devam etmedi ve Limasol Türk kesiminde kaldı. O-cak 1964'de Bülent Sâlih bey sanığa Limasolda kurulan idare mekanizmasında vazife almasını ve lojistikte çalışmasını bildirdi. Bunun üzerine sanık diğer şahıslarla beraber muhtaçlara yiyecek ve giyecek dağıtımına başladı. Daha sonra Türkiye'den Kızılay -yardımı geldiğinde yapılan Kızılay yardımı sanığın idaresine verildi. Kızılay yardımından mada sanığa Limasol İcra Heyeti tarafından para verilip sanık un da satın alırdı. Şahadetten görüldüğüne ve sanığın da kabul ettiğine göre Kızılay unları ile satın- alınan unların yekünü l610 torbadır. Bunlardan 702 torbası Limasol kazası köylerine gönderildiği İddia Makamı tarafından da kabul edilmektedir. Geriye kalanı unlardan 500 torbası Genel Ambara ve 408 torbası iki seferi ambara (her bir seferi ambarda 2-04'er torba) ambarlandı. Unların ambarlarda uzun müddet depo edİlmesi ile bir kısım unların bozulduğu müşahade edildi ve bundan dolayı depa edilen unların, bozulmasını önlemek için, Limasol fırıncılarına verilmesi ve unların yerine taze un alınması düş-ünüldü. Bu muamele bir müddet yapıldıktan sonra bunun ileride çok pahaIı ya maI olacağı kanaatine varıldığından, unların değiştirilmesi ameliyesine son verilmesine ve unların fırıncılara direkt olarak satılması veya borç olarak verilmesine karar verildi. -Bütün bunlar yapılırken Limasol bölgesinde Sancaktar veya İcra Heyetinin malûmatı olduğuna şüphe yoktur.
Sanık lojistik mensubu olmakla beraber ambarların anahtarları yardımcısı olan Mehmet Hacı Hasan tarafındn muhafaza edilmek-te idi. Sanık 21 Ağustas 1967'de izinli olarak Ankara'yâ gitti. 25 Ağustos I967 tarihinde iki cemaat arasında ateş teatisi oldu. Ateş teatisinden sonra, iki seferi ambarda ne kadar un olduğunu çek etmek maksadı ile ambarlar açıldı fakat ambarlar -açıldığıııda iki seferi ambarda tek bir un torbası olmadığı görüldü. Genel Ambar ise o gün çek adilmedi. Sanık 4/9/67 tarihinde Türkiye'den avdet ettikten sanra İcra Dairesine 5/9/67 tarihinde çağrılıp kendisinden iki seferi ambar için izahat istendi.- Sanık seferi ambarda olması icab eden 408 torba unun fırıncılara borç olarak verildiğini ve fırıncılardan alacaklı alduğunu bildirdi. Bunun üzerine İcra Başkan Vekili olan 3'üncü sahit Kemal Pars fırıncıları bir bir çağırdı ve çağrılan fırıncılar da san-ığın verdiği bilgiyi teyid ettiğinden fırıncılara barçları olan un miktarı kadar senet imzalattarıldı. Fakat fırıncılardan Hatice Kâzım o gün İcra Dairesine gelemediği için ona senet imza ettirilmemiştir. Mamafih, sanığın iddia ettiği gibi Hatice Kâzı-m'ın 30 torba un borcu olduğu daha sonra Hatice Kâzım tarafından kabul edilmiş ve 30 torba unun bedeli olan £.76.500 mil 7/9/1967'de ödendiği görülür. İcra Dairesinde fırıncılara 5/9/67 tarihinde imza ettirilen senetler emare : 16 olarak Mahkemey-e ibraz edildi. İbraz edilen senetlerin un milctarı yekünü 39U torbadır. 7/9 /67'de Hatice Kâzım tarafırıdan ödenilen 30 torba un da 390 torbaya ilâve edildiğinde 420 torba un olduğu görülür, 11 Eylül, 1967'de sanıktan Genel ambarda olması icab eden 500 -torba unun hesabı 3'üncü şahit Kemal Pars tarafından soruldu ve sanık da bu 500 torbanın fırıncılara borç olarak verildiğini söyledi. Bu an 3'üncü şahit Emniyet Müdürü ile Sancaktara telefon edip meseleyi kendilerine bildirdi. Polis meseleye el -koydu. Ambarlarda olan eksiklikleri tesbit etmek için bir heyet kuruldu. Teftiş Heyeti ambarları teftiş ettikten sonra Seferi Ambarlarda hiç un bulmadı. Genel Ambarda da tek bir torba un bulmadı.
Sanık Seferi Ambarlarda bulunması icab- eden 408 torba unun daha evvel bahsettiğimiz gibi hesabını vermiş ve verdiği hesap da 420 torba alacaklı olduğu görülmüştür. Genel Ambarda bulunması icab eden 500 torba un için sanık 12'nci şahit Mustafa Mahmut'tan 235 torba alacaklı 16'ncı şahit -Ahmet Dervîş'ten 148 torba alacaklı ve 17'nci şahit Hüseyin İbrahim İskeleliden 70 torba alacaklı olduğunu iddia etti ki bunların yekünü 453 torba olur. Sanık ayrıca bazı unların bozulduğunu ve Sancaktarın emri veya izni iIe denize döküldüğünü iddi-a ettr. Denize dökülen unların yekünü 35 torba olduğunu ileri sürdü. 35 torba 453 torbaya eklendiğinde yekünü 488 torba olur. Geriye 500'ü tamamlamak için 12 torba kalır. Seferi Ambarların hesabını verirken yukarıda görüldüğü gibi Seferi Ambarlard-a 408 torba un olması icab ettiği halde 420 torba un hesabı verilmiştir. Seferi Ambarlarda gösterilen 12 torba fazlalık da 488 torbaya ilâve olunduğunda yekünü 500 torba olur. Böylelikle sanığın iddiaları kabul olunursa Genel Ambarda olması icab eden- 500 tarba unun da hesabı verilmiş olur.
Netice olarak sanığın Genel Ambarda olması icab eden 500 torba un için iddiası şöyledir :
1. 235 torba (Fırıncı Mustafa Mahmudun borcu alduğu iddia edilen)
2. 148 torba (Fırıncı Ahme-d Derviş'in borcu olduğu iddia edilen)
3. 70 tarba (Fırıncı Hüseyin İ. İskelelinin borcu olduğu iddia edilen)
4. 35 torba (Denize döküldüğü iddia edilen)
5. 12 torba (Seferi Ambarların hesabı verilirken gösterilen fazlalık,-
----------
Yekün: 500 torba
Seferi Ambarlar için hesap verilirken, fazla olarak 12 torba gösterildiği şahadette Emare 16'da mevcut olup gerek sanığın aleyhine gerek sanığın leyhine Mahkeme tarafından verilen k-ararlarda da bu husus belirtilmektedir.
Denize döküldüğü iddia olunan 35 torba un meselesine gelince Sanığı mahkûm eden Mahkeme Başkan ve üyesinin bununla ilgili verdikleri karar şöyledir :-
"Sanığın şahadet-inde 30 torba unun bozulup denize atıldığına dair ifade mevcuttur. Herhangi bir resmi kayıt bu hususta Mahkemeye ibraz edilmemekle beraber şahit 7 ve 8'in şahadetlerine göre bazı unların bozulduğu ve denize atıldığı görülmektedir. Bu husus sanığın leyihine- olarak düşünülmüştür."
Halbuki sanık Mahkemede denize dökülen un miktarının 30 torba değiI fakat 35 torba olduğunu söylemiştir. Başkan ile üyenin denize dökülen miktarın sanığın şahadetinde 35 torba olduğu halde ve şahit 7 ve 8 bu h-ususta herhangi bir miktar hakkında şahadet vermedikleri halde, kararların da 30 torba olduğunu kabul etmelerinin sebebinin ne olduğunu anlayamadık. Madem ki bu husus da Mahkeme Başkan ve üyesi tarafından sanığın leyhine düşünülmüştür, sanığın bu hususta- söylediklerinin aynen leyhine olması icab ederdi. Bundan dolayı denize dökülen unların sanığın iddia ettiği gibi 35 torba olarak kabul edilmesi gerekir. Başkan ve üyenin 30 torba ola rak kabul etmesi kanaatimizce hatalıdır. Sanığın. leyhine karar ve-ren üye tarafından denize dökülen un miktarı 35 torba olarak kabul edilmiştir.
Hüseyin İbrahim İskelelinin ödenmemiş borcu olduğu iddia olunan 70 torba un meselesine gelince. Hüseyin İ. İskeleli şahadetinde ambara 130 torba un bor-cu olduğunu kabul etti. Emare I6'daki 30 torbalık senedi imza ederken hakikatta borcunun 130 torba olduğunu şahadetinde açıkça belirtmektedir. Sanık ise İskelelinin ödenmemiş borcunun 5 Eylül 1967'de 100 torba olduğunu ileri sürdü. Bu 100 torbarıın 30 -torbası seferi ambarlardan verildiği için Emare 16'da görülmekte ve geriye kalan 70 torba ise 5 Eylül l967 de ödenmemiş bir durumda idi. Sanığı mahkûm eden Başkan ve üyenin kararında İskelelinin bu Emare 16'da gösterilen 30 torba undan mada fazla un bo-rcundan bahsedilmemektedir. Hüseyin İskelelinin Emare 16'da gösterilen 30 torba undan mada 100 torba un borcu olduğunu şahadetinde ifade ettiği halde, sanığı mahkûm eden Başkan ve üyeleri bu hususu nazar ı itibara almaması kanaatimizce hatalıdır. San-ığı beraat ettiren üye, Hüseyin İskelelinin ve sanığın bu husustaki şahadetlerini nazarı itibara alarak karar verdiği görülüyor. Kanaatimizce bu karar verilen şahadete uygun bir karardır.
Şimdi sanığın Genel Ambar için vermiş olduğ-u yukarıda belirttiimiz hesabta Ahmet Derviş'in borcu olduğu iddia olıınan 148 torba un meselesini ele alalım. Sanık Ahmet Dervişin 148 torba un borcu olduğuna dair Ahmet Dervişin imza ettiği 26 numaralı Emareyi Teftiş Heyetine ibraz ettiğini iddia etmekt-edir. Teftiş Heyeti böyle bir evrakın kendilerine verildiğini kabul etmektedirler. Mamafih, Ahmet Derviş 26 numaralı Emarede gösterilen imzanın kendi imzası olduğunu kabul etmekle beraber bu evrakı imza ederken kandırıldığını ileri sürüyor ve imzasını ata-rken evrakın muhteviyatının ne olduğunu bilmediğini Mahkemeye ileri sürdü. Ahmet Derviş şahadetinde 5/9/67'de Emare 16'da olan 11 torba borcu olduğunu bildiren senedi imzaladıktan sonra ertesi gün sanıkla öğleye doğru fırında buluştuğunu ifade etti ve E-mare 26 ile ilgili olarak şunları söyledi :
" Bu esnada fırında ben pide pişiriyordum. Orada Alpay Teyfik ve Kara Naşit hazırdı. Ben Alpaya pideleri pişirmesi için çağırdım ve Bayar ile alâkadar olmak için yanına gittim. Bayar için ve- benim için kahve emrettim. Bayar içeri girdiğinde elinde beyaz katlı bir forma tutardı. Bayar bana ilk olarak haftada kaç torba un işlediğimi sordu. Ben Bayara 70 - 75 torba haftada un işlediğimi söyledim. Bayara ben neden sorduğunu sordum. O ban-a `Teşlcilâtın, Sancaktarın emridir. Bize sorsun' dedi. `Sancaktarın emri ile teşkilât un getirecek ve bize satsın' dedi. Kabul ederim diye sordu ben de kabul ederim zaten. nereden alsak paramız ile alacağız dedim. Bayar bana 'E, imzala bu kâğıdı-' dedi ve kâğıdı bükülü vaziyette biraz açık olarak bana uzattı ve ben de imza ettim. İmza etmeden evvel kendine başka bir şey söylemedim.
'Teşhis K.yi görüyorum. İmzamı görüyorum.
Bayar bana 148 torba un borcum -oldıığunu imza, etmeden evvel söylemedi. Söylemiş olsaydı böyle bir şeyi imzalamazdım. Bundan sonra bu kağıdı ben Poliste gördüm. Böyle bir borcum yoktur. Benim sadece 25 torba un borcum vardır. 1 torba un Bayarın emri ile Mutayakalı Hüseyine vyerd-im. 24 torba un borcum kaldı. Bayar ile ben otururken bizi bahsettiğim Alpay ve Kara Naşit görürlerdi fakat ne konuştuğumuzu işitmezlerdi:"
Ayni şahit 5/9/67 de İcra Dairesine çağrıldığında ve Seferi Ambarların borçluları çek edilirke-n Kemal Parsın kendisine 110 torbalık un borcu olduğuna dair imza etmesi için bir senet gösterildiğinde 1l0 torba borcu olmadığı için itiraz ettiğini fakat Kemal Parsın odasından dışarıya çıktıktan sonra sanık ile buluştuğunu ve sanığa kendisinin bu kada-r borcu olmadığını söylediğini ve sanığın ise kendisine "sen bu senedi imzala ve hallederik' dediğini ve bunun üzerine 110 torbalık senedi kendisinin imza ettiğini ifade etti. Halbuki kendisinin. iddia ettiğine göre hakikatta o gün borcu yalnız 25 tor-ba undu.
Ahmet Dervişin ifadesinde bahsettiği Alpay ve Kara Naşit şahit olarak Mahkemeye çağrılmadılar.
Şimdi de sanığın Genel Ambar için vermiş olduğu yukarıda belirttiğimiz hesapta Mustafa Mahmudun borcu olduğu id-dia olunan 235 torba un meselesini ele alalım. sanık Mustafa Mahmudun 235 torba un borcu olduğuna dair Mustafa Mahmudun imza ettiği 25 numaralı emareyi Teftiş Heyetine ibraz ettiğini iddia etmektedir. Teftiş Heyeti böyle bir evrakın kendilerine veri-ldiğini kabul etmektedirler. Mamafih, Mustafa Mahmut 25 numaralı evrakta gösterilen imzanın kendi imzası olduğunu kabul etmekle beraber bu evrakı imza ederken kandırıldığını ileri sürüyor ve imzasını atarken evrakın muhteviyatının 235 torba un borcu olduğ-una dair bilmediğini ileri sürüyor.
Mustafa Mahmut Mahkemeye verdiği şahadette şunları söylemiştir :-
" Bayar Türkiyede iken beni İcraya atadılar ve Kemal Pars ile konuştum. Burada öğrendim ki İcraya 7-7 torba un borcum vardır. Bu defa her hangi bir şey imza etmedim yalnız 66 torba un borcum olduğunu söyledim. Daha evvel bahsettiğim Bayar beni İcraya Kemal Parsın yazıhanesine getirdiğinde orada Kemal Pars 77 torba un için makbuz hazırladı. Teşhis G 6 -yı görüyorum. Bahsettiğim makbuzdur. 5/9/67 de imza ettim. Teşhis G. 6'yı imza ederken herhangi bir itirazda. bulunmadım. Teshis G.6'yı ben imza ederken Bayar orada idi. 77 rakamı konuşuluyordu ve Bayar da işitti. Bayar orada ben bu makbuzu imzalarken- `senin borcun 77 torba değil 235 torba daha borcun vardır' şeklinde bir şey söylemedi. Ne de ben bu makbuzu imzaladıktan sonra böyle bir şey orada söyledi.
Teşhis J yi görüyorum. 235 torba un borcu olduğuna dair bir senett-ir ve imzamı da görüyorum. Bu senedi yukarıda bahsettiğim 77 torba için imzaladığını senet tarihinden bir gün sonra imzaladım. Bu senedi fırında sabah saat 8 - 8.30 raddelerinde imza ettim. Bu senedi iıma ederken kardeşim Ali Mahmud ve Halid Celâl da- hazırdı. Bu senedi bana Bayar getirdi ve imzalamadan önce bana sordu. `Kaç torba un günde iştiyorsun'. Ben de haftada 40 - 50 torba un işlediğimi Bayara söyledim. Bayar bu senedi katlı olarak tutuyordu. Açtı ve bana `öyle ise buraya imza et' dedi.- Ben de Bayara bu seındin ne olduğunu sormadım. Bana Bayar 235 torba un borcum olduğunu ve bu senedi imza etmem icab ettiğini söylemedi. Ben bu senedi imza ederken üzerinde başka imza yoktu. Bayar bana `bu senet 235 torba un borcun olduğuna dair bir- senettir' demiş olsaydı imza etmeyecektim. "
Emare 25 i imza ederkerı hazır olduğu iddia olunan Halit Celâl şaha detinde şunları söyledi :
"Bayar içeri fırına girdi. Bayarla ustanın arasında bir konuş-ma oldu. Günde ne kadar un işlediği hakkında Bayar ustama sordu. Ustam hatırladığıma göre 8 torba günde işlediğini söyledi. Bayar ustama, imzalaması için bir kâğıt verdi. Bayar Fırına geldiğinde kâğıdı açık elinde tutardı. Bu kâğıt üzerinde makineyle- üzerinde yazı vardı. Bayar bu kâğıt üzerinde yazılı olanları ustama okumadı, ne de ustam imzalamadan bu kâğıt hakkında Bayara bir şey söyledi. "
Ayni şahit İddia Makamı tarafından tekrar istintak edildiğinde şunları söy-ledi :
"Bayar teşhis J ile fırına geldiğinde ve bununla ilgili olarak ustamla ko nuşurdu, ve konuştukları yukarıda bildirdim. Bundan mada bir şey konuştularsa işitmemiş olabilirim. "
Teshis J Emare 25 d-ir.
Mustafa Mahmudun şahadetinde açıkça görülüyor ki 5/9/67 de emare 16 da olan 77 torbalık senedi imza ettiğinde kendisine hakikatta 66 tarba un borcu olduğunu bildiği halde 77 tarba olarak imza etti ve bu hususta da herhangi bir- itirazda bulunmadı. Bu böyle olduğu halde ertesi gün Bayarın sabahleyin saat 8 - 8.30 da fırına giderek orada başka bir evrak ibraz ederek imza edilmesini istemesi üzerine evraki tetkik etmeden imza etmesi şüphe uyandıracak niteliktedir. Eğer bu- Mustafa Mahmudun iddia ettiği gibi ise, Mustafa Mahmudun 6/9/67 de Emare 25 i imza etmezden evvel Bayarın dürüstlüğü hakkında şüphe etmesi gerektiğini kanaatindeyiz. Mustafa Mahmudun senedi imza ederken yanında olduğu şahidin verdiği ifade ise M-ustafa Mahmudun ifadesine tamamıyle uymamaktadır. Meselâ, Mustafa Mahmud Bayarın uzattığı evrakın katlı alduğunu ve kendisine kaç torba un işlediği sorulduğunda kendisinin haftada 40 - 45 torba un işlediğini ifade etmektedir. Halbuki şahit, yani- Halit Celâl, kâğıdın Bayarın elinde açık olduğunu ve ustasının da günde 8 torba un işlediğyni söylediği ifadesinde belirtilmektedir. Buna ilâveten ayni şahit ifadesinin son kısımlarında Mustafa Mahmut ile Bayar daha başka bir şey konuştularsa işitmemiş -olabileceğini de bildirdi.
Ahmed Derviş de yukarıda görüldüğü gibi şahadetinde 5/9/67 de Emare 16 da görülen 110 tarba un borcu olduğuna dair senedi imza ederken, l10 torba un borcu olmadığını ancak yalnız 25 tarba un borcu olduğu-nu ileri sürdü. Bu böyle olduğu halde 110 tarbalık senedi Bayarın bir göz kırpması ile ve `imzala da hallederik' demesi ile imza ettiğini ileri sürdü. Bu böyle olduğu halde 110 torbalık senedi Bayarın bir göz kırpması ile ve 'imzala da hall-ederik' demesi ile imza ettiğini ileri sürdü. Eğer bu Ahmet Dervişin iddia ettiği gibi ise, Ahmet Derviş Bayarın dürüstlüğü hakkında şüphe etmesi icab ederdi kanaatindeyiz. Bu böyle olduğu halde 6/9/67 de Bayar tarafından kendisine bir evrak imza etme-si isteniliyor ve evrakın muhteviyatının tetkik olunmadan imza edildiği iddia olunuyor.
Kanaatimizce bir şahıs yazılı bir evrakı imza ederken imza ettiği evrak için muhteviyatının ne olduğunu bildiği farzolunur. Meğer ki, evrakı i-mza etmesi için başka bir şahıs tarafından kandırıldığını isbat etsin. Bu hususta Cooper v. Vesey, Law Reports 20, Chancery Division .1881- 2) page. 629 da şunlar yer a.lmaktadır :-
"But there is a presumption of law that when -a man signs a deed he is acquainted with its contents, and that presumption is not rebutted by a mere assertion without evidence in support of it. "
Bu iki şahidin senetleri Emare 25 ve 26'yı imza ederken muhteviyatını bilm-ediklerini ve kandırıldıkları iddiasının doğru olup olmayacağı makul şüpheden ari değildir. Buna ilâveten gerek Mastafa Mahmudun ve gerek Ahmet Dervişin, Emare 25 ile 26 nın sahte olduğu kabul edildiği takdirde menfaat sağlayacakları hususu göz ön-ünde bulundurulmalıdır. Mustafa Mahmut ile Ahmet Dervişin şahadetleri incelenirken ve şahadetlerine verilecek kıymet düşünülürken bunların emare 25 ve 26 hususunda menfaatleri nazarı itibara alınması icab eden bir husustur. Bu hususta Halsbury's- Laws of England, 3rd Ed. Val. I5, page. 278, para. 507 de şunlar yer almaktadır:-
"Bias or interest is clearly of importance in estimating the weight of evidence. " ve
Archbold 35th Ed. page.- 560, para. I349 da şunlar yer almaktadır:
"Disinterestedness: A witness, to be perfectly credible, must not be in the slightest degree biased or partial to one party or the other.... That the prosecutor will derive an advantage from- a conviction of the prisoner is no Objection to his competency ;... it goes to his credit merely."
Sanığı mahkûm eden Başkan ve üyenin kararında Emare 25 ile ilgili şunlar söylenmektedir :
"Sanık bütün bu iddiala-rı reddederek şahide, Emare 25 i 235 torba un borcuna ait bir senet olduğunu söyledikten sonra imzalattığını ileri sürer.Bu iddiasını destekleyecek şahadet yoktur."
Sanığın iddiasını destekleyen şahadet olmadığı hususunu nazarı iti-bara almak kanaatimizce hatalıdır. Çünkü bir ceza davasında sanığın kabahatli olduğunu isbat etmek İddia Makamına düşer. Hîç bir zaman sanık masum olduğunu isbat etmek mecburiyetinde değildir. İddia Makamına düşen vazife, sanığın kabahatli olduğu-nu makul şüpheden ari bir şekilde isbat etmesi lazımdır.
Yukarıda belirttiğimiz gibi 235 tortıa un için sanığın aleyhine getirilen şahadet yalnız Mustata Mahmudun şahadeti, 148 torba un için verilen şahadet de yalnız Ahmet De-rvişin şahadetidir. Bir taraftan sanığın şahadeti diğer taraftan da Mustafa Mahmut ve Ahmet Dervişin şahadetleri vardır. Mustafa Mahmut ile Ahmet Dervişin sanığın itiraz ettiği senetleri, yani Emare 25 ve 26 yı, imza ettiklerini ve senette görülen i-mzaların kendileri tarafından imza edildiğini kabul etmekle beraber bu iki şahit senedi imza etmek için sanık tarafandan kandırıldıklarını ve senedin muhteviyatının un borcu hakkında. olduğunu bilmediklerini iddia ettiler. Her iki şahit de Emare 25 ve- 26 yı imza etmezden evvel Emare 16 da görülen başka un borcu senedi Kemal Parsın huzurunda imza ettiklerini kabul ediyor ve bu senetleri imza ederken hakiki un borçlarının senetlerde görüldüğü gibi olmadığını iddia ettikleri halde bir gün sonra sanı-k bu iki şahidi ayrı ayrı ziyaret ediyor, bunlara başka bir evrak veya kâğıt imza ettiriyor ve her iki şahit de bu son senetleri yani Emare 25 ve 26 yı imza ederken senedi okumak lûzumunu hissetmediklerinden bahsediyorlar. Her ki şahidin de, sene-tlerin hakiki (genuine) olmadığı kanaatine varıldığı takdirde, menfaat koparacakları hususu da göz önünde tutulursa her iki şahidin Mahkemeye verdikleri şahadetin makul şüpheden ari olan bir şahadet olduğu kanaatine varılması kanaatimizce hatalıdır.
- Yine yukarıda belirttiğimiz gibi sanığın fırıncılarla yaptığı bu un de ğiştirme veya fırıncılara un satma ameliyesi Limasol İcra Heyetinin ve/veya Sancaktarın bilgisi dahiline idi, veya bilgisi dahilinde olması icab ederdi. -1 Mart, 1967 de Limasoldan olan ambarlar bir Teftiş Heyeti tarafından çek edildiğinde, Limasol ambarlarında gerek ambarlarda ve gerekse Genel Ambarda bir tek torba un mevcut olmadığı halde teftiş heyeti raporunda seferi ambarlarda 408 torba un ve g-enel ambarda 500 torba un mevcut olduğu gösterilmektedir. Kanaatimizce, bunun böyle gösterilmesi için sanığın o zaman Teftiş Heyetine 908 torba unun kimlerde olduğu hususunda kanaatbahş izahat vermiş olmasını kabul etrnemiz icab eder.
- Bu davada sanığın aleyhine getirilen şahadet tüm olarak incelendiğinde sanığın kabahatli olduğuna dair bir şüphe uyandırabilir, mamafih, sanığı salimen mahkûm ettirecek bir şahadet olmadığı kanaatindeyiz. Kanaatimizce sanığın aleyhine- verilen şahadet şüpheden ari bir şahadet değildir.
Bu hususta R. v.William Herbert Wallace, Cr. App. R. Val. 23, sayfa
35'de şunlar yer almaktadır :
"Suffice it to say that we are not concerned here with suspic:on, howev-er grave, or with theories, however ingenious.. Section 4 of the Criminal Appeal Act of 1907 provides that the Cour of Criminal Appeal shall allow the appeal if they think that the verdict or the jury should be set asida on the ground that it cannot -be suppörted having regard to the evidence.
I should like to add that there is not, so far as we can see, any ground for any imputatian upon the fairness of the police, bu the canclusian at Which we have arrived is that the ease against th.e appe-llant, which we have carefully and anxiously considered and diseussed, was not proved with that certainty which is necessary in- order to justify a verdict of guilty, and therefore, that it is our duty to take the course indicated by the section of the statute to which I have referred. The result is that this appeal will be allawed and this conviction quashed. "
Yukarı-da belirttiğimiz bütün sebeplerdeaı dolayı sanığın 1'inci ve 2'nci. davada mahkûmiyet kararı hatalı olduğu kanaatına vardık. Sanığın aleyhine getirilen 3'üncü dava, kanaatimizce 1'inci davada mevzuu bahs olan un miktarına dahil olduğundan 3'üncü davada da- sanığan mahkîım edilmemesi. icab ederdi.
Sanık, aleyhine getirilen 4'üncü, 5'inci, 6'ıncı ve 7'inci davalar yukarıdaki sebeplerden dolayı mahkûm edilmemesi icab ederdi.
Netice olarak, sanı-ğın aleyhine getirilen bütün suçlar sanığı salimen mahkûm edecek bir şekilde katiyetle isbat olunmadığı kanaat:ne vardığımızdan, Ceza Usulü Kanununun 145 ( 1 ) (b) maddesi tahtinde, yapılan istinafı kabul eder ve mahkûmiyet kararını sanığın aleyhine getir-ilen bütün suçlar için iptal ederiz.
Mahkumiyet kararı istinaf sebeplerinin 1'inci sebebine dayanarak iptal olunduğu için istinaf ihbarnamesinde ileri sürülen diğer sebepleri incelemeye luzum. kalmaz.
Bu davanın evrakını tetkik- ettiğimizde, bu ı.ın değiştirme veya satma ameliyesi, kontrolu ve murakabesi güç olan ve usulsüzlüklere meydan veren veya verebilecek bir sisteme dayandığı aşikar bir surette meydana çıkmıştır. Daha evvel bahsettiğim:z gibi bu usulsüzlük İcra Dairesinin b-ilgisi dalhilinde olduğa halde ayni usulsüzl.üğün devam etme yönüne gidilmesi acı bir hakikattır. Yapılan bu usulsüzlülklere daha evvel son verilmiş olsaydı., belki de sanık kendini bu durumda bulrnazdı. Şayet buı usulsüzlüklere hala daha devam edilme-kte ise bunlara son verilmesi ve Cemaatın menfaatini daha iyi bir şekilde koruyacak bir sistem kurulmasını ehemmiyetle tavsiye ederiz.
Tarih : 31 Temmuz, 1968.
Full & Egal Universal Law Academy