-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
İstinaf eden : Mehmet Hüseyin, Lefke
ile
Aleyhine istinaf edilen : Lefke Türk Emniyet Müdürü
arasında.
(Ceza İstinaf No. 7/68-, Ceza Dava No.16/68)
İstinaf eden namına : Menteş Aziz
Aleyhine istinaf edilen namına : Savcı Vedat Aziz.
Adam öldürme. Yasaya aykırı bir fiille adam öldürme - Fasıl 154Ceza Yasasının 205. maddesine aykırı adam öldürme.
Tammüden adam öldürme - Önceden- tasarlanmış bir fiil ile adam öldürme.
İstinaf - İstinaf Mahkemesinin İlk Mahkemenin olgularla ilgili bulgusunu değiştirmesi için bulgunun hatalı olduğuna kanaat getirmesi gereği. Bulgunun hatalı olduğunu isbat etmek ise İstinaf edene düşer.
Cezanın -ağırlığı - İstinaf Mahkemesinin İlk Mahkemenin takdir etmiş olduğu cezaya müdahale edebileceği haller.
Muhasım tanık - İddia Makamı tanıklarının birinin İlk Soruşturmada söylediğinin tamamen aksini Ağır Ceza Mahkemesinde söylemesi. Savcılığın tanığı- Muhasım Tanık olarak sorguya çekmek için izin istemesi .
K A R A R
İstinaf eden, 8 Temmuz 1968'de Lefke Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10 Eylül l966 tarihinde Lefke'de kanuna aykırı bir fiil ile, yani bir tabanca ile üç el ateş edip, Lefkeli Erol Alk-an'ın ölümüne sebep olduğundan, Ceza Kanununun 205'inci maddesi tahtinde suçlu bulunarak 12 sene hapislik cezasına mahkûm oldu. İstinaf eden mahkûmiyet ve ceza kararı aleyhine aşağıdaki sebeplerden dolayı istinaf eder :-
l. Mevcut şahadet muvacehesinde sa-nığın suçlu bulunmaması icab ettiğinden Muhterem Mahkeme sanığı suçlu bulmakla hataya düşmüştür.
2. Muhterem Mahkeme sanığın Polise verdiği ifadeyi normal zamanda olmayarak yaptığı cihetle bu kabulün şahadet olarak Mahkeme tarafından kabul edilmemesi ica-b ederdi veya ahar surette olmak üzere bu kabule muhterem mahkeme değer vererek hükmünü buna istinad ettirmekle hataya düşmüştür.
3. Mahkeme huzurunda ibraz edilen şahadette iki şekil (version) bulunduğu cihetle Ceza Hukuku prensip ve esaslarına göre Muht-erem Mahkeme sanığın leyhinde olan kısmını nazarı itibara almamakla hataya düşmüştür.
4. Muhterem Mahkeme hüküm verirken (reasonable inference) makul neticeye varan vakıaları etraflıca nazarı itibara almamakla hataya düşmüştür.
5. Ahar suretle olmak üze-re sanığa verilen ceza işlendiği iddia edilen suçun ahval ve şeraitine göre ağırdır.
Sanık takriben 46 yaşlarında olup, evli ve beş çocuk babasıdır ve meyhanecilikle iştigal etmektedir. Sanık hadise zamanında meyhaneciliğe ilâveten mücahitlik yapmakta va -Takım Komutanı idi. Maktul ise, genç ve bekâr bir delikanlı olup hadise zamanında mücahitlik yapmakta ve ilâveten de Türk Spor Kulübü büfecisi olan üvey babasına Kulüpte yardım etmekte idi. Sanığın meyhanesi Türk Spor Kulübünün hemen hemen karşısında bulun-maktadır. Meyhane asfalt yolun bir tarafında, kulüp binası ise diğer tarafındadır. Sanığın çocuklarından biri hadise zamanında I8 yaşlarında Huriye isminde evlenmemiş bir kızdır. Maktul hadise gününden uzun zaman evvelinden beri Huriye ile ilgilenmekte ve -Huriye'yi kendine eş olarak istemekte idi. Bu maksat için de annesini sanığın evine bir kaç defa dünürcülüğe göndermiş fakat reddolunmuştu. Bu böyle olmasına rağmen maktul Huriye'yi istemeye devam etmişti. Sanık maktulün bu isteğine muvafakat etmediğinden,- maktule dargındı ve hadiseden bir müddet evvel maktule kızını takip etmemesi için ihtarda bulundu. Hatta bir kaç tokat da atmıştı. Bu böyle olmasına rağmen yine de kızı istemekte devam etmiş ve hadise gününden iki gün evvel annesini yine sanığın evine dün-ürcülüğe göndermişti. Fakat yine red cevabı aldı. 10 Eylül 1966 tarihinde akşam üzeri maktul kulüpte üvey babasına yardım ediyordu. Bu sırada da sanık kendi meyhanesinin avlusunda bir masada yalnız başına içiyordu. Maktul saat 8.30 raddelerinde Süleyman Ha-şim ile beraber sanığın meyhanesinin karşısında olan Acar'ın fırınına doğru yürümeye basladı. Bunu gören sanık masasından kalkıp asfalt yalu katederek, asfalt yolun öteki tarafına geçti ve maktul Acar'ın fırınının yanında olduğu esnada maktule ateş etti. M-aktul vaka yerinden kaçmak için koşmaya başladı ve Acar'ın fırınının hemen yanına düşen boş sahaya saparak orada parkedilmiş iki otomobilin arasından geçerek Kız Enstitüsüne doğru ilerledi. Kız Enstitüsü giriş kapısına geldiğinde merdivenlerin üzerine çö-küp kaldı. Maktule atılan 3 kurşundan isabet kaydedilmiş ve maktul yaralanmıştı. Derhal Lefke hastahanesine kaldırıldı ve orada öldü. Otopsi yapıldığında ölüm sebebinin sol fomoral arterin yırtılması ile karın boşluğu içinde şiddetli iç kanaması olduğu tes-bit edildi. Sol femoral arterin yırtılması vücuda giren kurşunlardan birinin neticesi idi. Vakadan hemen sonra maktulün koşarken geçtiği iki otomobil arasında bir tabanca bulundu. Bu tabancanın maktule ait olduğu tesbit olundu. Tabancanın bulunduğu yer ile- maktule ilk ateş edilen yer arasındaki mesafe 85 ayaktır. Maktulün tabancası açılıp tetkik edildiğinde dolu olduğu ve 8 mermi ihtiva ettiği görüldü. Şahadete göre sözü geçen tabanca dolu olduğunda ancak 8 mermi alabilir. Sanık vakadan sonra Lefkenin Sanca-ktarına gitmiş ve maktule ateş ettiği tabancayı Sancaktara teslim etmiştir. Bu tabanca 7.65'lik olup içinde atılmamış 3 kurşun bulunmakta idi ve şahadete göre bu tabancanın kapasitesi 6 mermidir.
Sanığın maktule nasıl ve hangi şartlar altında ateş ettiğ-i hususunda Mahkeme huzurunda iki çeşit izahat verilmiştir. Bunlardan biri sanık ve İddia Makamı şahidi Süleyman Haşim'in mahkemeye verdiği sahadet, diğeri ise İddia Makamı şahidi 3 Arif Ali'nin mahkemeye verdiği şahadet ve sanığın Polise yapmış olduğu gö-nüllü ifade ile kendisine dava okunduğunda yapmış olduğu cevabi ifadede gözükmektedir. Sanık Mahkeme huzurunda verdiği şahadette kendi nefsini müdafaa maksadı ile maktule ateş ettiğini iddia etmektedir.
Sanığın mahkemede verdiği şahadete göre maktul o gece- sanığa yumruk sallamış ve Süleyman Haşim ile beraber Acar'ın fırınına doğru yürümeye başlamıştır. Maktulün sanığa yumruk sallaması sanığın tuhafına gitmiş ve niçin salladığını öğrenmek için yerinden kalkıp sanığa doğru gitmiş. Maktül'e üç adım yaklaşınca -"Be Erol namusum ve şerefimle oynan. Yapma böyle" demiş. Bunun üzerine maktul başını sanığa çevirip bakmış ve sağ elini de sağ cebine sokmuş ve hemen hoplayarak sanığa doğru dönmüş. Bu arada maktul tabancasını sağ cebinden çıkarmaya çalışırmış. Sanık makt-ulün tabancasının sapını görmüş, kendini vuracağını anladığı için tabancasını cebinden çıkararak maktulün ayaklarının içine yere bir el ateş etmiş. Maktul tabancasını çıkarmak için uğraşmaya devam etmiş ve en nihayet muvaffak olup tabancayı sanığın üstüne -doğrultsun diye yukarıya çekiyormuş. O zaman sanık da iki el daha ateş etmiş. Sanığa göre son iki ateşi açarken maktuI sanığa doğru bakıyordu, ve sanık maktulün sağ cebine doğru ateş etmiş. Hulasa olarak sanık canını kurtarmak için maktule ateş ettiğini ka-çmasına imkân olmadığını iddia etmiştir. İddia Makamı şahidi 1, Süleyman Haşim de hemen hemen sanığı destekler mahiyette şahadet vermiştir.
Diğer taraftan İddia Makamı şahidi 3, Arif Ali'ye göre ise, ilk silâh maktule yandan, diğer iki silâh maktul kaçarke-n, arkadan atılmıştır. Bu şahide göre o gece Acar'ın fırınının yanında Ahmet Raif ve diğer bir arkadaşı ile otururken maktul kendilerine tatlı getirmiş ve Ahmet Raif maktule iki şilin vermiştir. Maktul de paranın gerisini vermek üzere elini sağ cebine sokt-uğunda bir silâh sesi işitilmiş ve bunun üzerine maktul belinin sağ tarafını tutarak "yapma, yapma" diyerek koşmaya başlamış. Maktul koşarken iki silâh sesi daha işitilmiş ve ateş edenin sanık olduğunu görmüş. Yine bu şahide göre iki silâh sesi işittikten -sonra sanığı elinde tabanca ile görmüştür. Sanık vaka hakkında Polise vermiş olduğu 11/9/66 tarihli gönüllü yazılı ifadesinde maktulün kızının peşinde koştuğunu, iki defa dünürcü gönderdiğini fakat reddolunduğunu, kendisinin maktule ihtarda bulunduğunu, t-okat
attığını ve Hasan Dağlı'nın, annesinin mahallede bağırarak kızının Erol'dan iki aylık gebe olduğunu kendisine söylediğini anlattıktan sonra ateş etme olayı ile ilgili şulari söyledi : "Erol bana dik dik bakarken bir defa avucunu yumarak bana karşı sal-ladı ve `dur göresin' kabilinden bir işaret yaptı. Erol'un tabancası olduğıınu bildiğimden bana bir fenalık yapmasından kuşkulandım. Biraz sonra Erol Spor Kulübünden biraz daha aşağıya yürüdü ve kitapçı Kemal'in dükkânı önünde durdu, oralarda dahaları vard-ı fakat kimler olduklarını bilmiyorum. Bu sırada ben Erol'un yanına gittim, Erol'un yüzü bana taraftı ve yanına gittiğimi gördü. Erol'un yanına 5 adım kadar yaklaştığımda kendisine hitaben "Ne namusumuzu bıraktın ne şerefimizi bıraktın be Erol" dedim. Bu s-ırada Erol'u korkutmak gayesi ile üzerimde bulundurduğum tabancam ile Erol'un ayaklarına doğru üç el ateş ettim. Erol hemen oradan sinemaya doğru koşturup kaçtı. Ben arkadan koştum ve Sancaktarlığa gidip durumu anlattım ve tabancamı Sancaktara teslim ettim-. Hakikatta Erolu vurmak veya öldürmek niyetim yoktu. Kendisini sadece kızımdan vazgeçmesi için korkutmak istedim. Bu hadiselerden sonra ve ortada dolaşan dedikodulardan namusuna boğulmuştum ve Erol'un kızımın peşinden vazgeçmesini istiyordum. Ortada dola-şan şayialara göre Erol kızımı kaçıracaktı. Bu yüzden namusumu korumak için Erol'u ciddi surette korkutmak mecburiyetinde kaldım. Kendisini yaralamak veya öldürmek istemiyordum. Şayet Erol'a fenalık etmek istemiş olsaydım kendisini gizli vurabilirdim.
13/9-/66 tarihinde sanığa 10/9/66 tarihinde Lefke'de gayri kanuni olarak önceden tasarlanmış bir şekilde bir tabanca ile üç el ateş ederek Erol Alkan'ı yaraladığınılan ve ölümüne sebebiyet verdiğinden dava okundu. Bu davaya sanık yazılı cevap verdi ve bu verdi-ği cevapta da hemen hemen 11/9/66 tarihinde gönüllü ifadesinde şöylediklerini tekrarlamaktadır.
Aslında sanık teammüden kanuna aykırı bir fîil ile, yani bir tabanca ile üç el ateş edip Lefkeli Erol Alkan'ın ölümüne sebep olduğundan dolayı aleyhine dava g-etirilmişti. Mamafîh, Ağır Ceza Mahkemesi şahadet dinledikten sonra sanığı bu suçtan kabahatli bulmamış ve Ceza Kanununun 205'inci maddesi tahtinde kanuna aykırı bir fiil ile insan öldürme suçundan kabahatli bulmuştur.
Ağır Ceza Mahkemesi bütün şahitleri d-inledikten sonra Mahkemede verilen şahadet hususuııda şu karara varmışlardır :-
"Yukarıda belirtilen sebeplerden ötürü ve şahitlerin Mahkemedeki tavrı hareketlerini nazarı itibara alarak, biz I.M.Ş. 3 Arif Ali'nin şahadetinin ve Sanığın Polise vermiş old-uğu ifadelerinde söylediklerinin doğruluğuna makul şüpheden ari olarak inanmış bulunuyoruz. Öteki taraftan ise sanığın ve İ.M.Ş. 1 Süleyman Haşim'in şahadetlerinin, inanmış olduğumuz şahadetle bağdasmayan kısımlarına inanmadık.
Biz, İ.M.Ş. 4 Dr. Suphi, İ.-M.Ş. 20 Fahri Hasan, İ.M.Ş. 12 Mehmet Mustafa Çavuş'un verdiği şahadetlere de inandık. Öteki taraftan ise İ.M.Ş.8. Hilmi Raşidin şahadetinin sanığın Sancaktarlığa giderken `vuracak da beni' diye söylediğine dair olan kısmını doğru bulmadık. Şahidin bu nok-tadaki şahadeti hakikatla bağdaşmaz ve buna kat'îyetle inanmadık.
Vak'anın nasıl ve hangi şerait tahtinde cereyan ettiğine dair şahadet neticesi, elde ettiğimiz bulgulara dayanarak sanığın maktulü gayri kanuni olarak katlettiğine makul şüpheden ari olarak -kanaat getirmiş bulunuyoruz. Şîmdi de bu suçu sanığın tammüden işleyip işlemediği hususunda bir karar vermemiz lazımdır. Sanık, doğru olarak kabul ettiğimiz Emare VI ve VII'deki ifadelerinde, maktulü sadece korkutmak maksadı ile ateş ettiğini ve kendisi-ni öldürmek niyetinde olmadığını iddia etmiştir. Bir sanığın yapmış olduğu itiraflar kabul edildiğinde tüm olarak kabul edilmelidir. Saniyen maktulün vücuduna giren kurşunların isabet yerleri sanığın bu husustaki iddialarını destekler mahiyettedir. Binaen-aleyh, biz, sanığın bu suçu teammüden işlemediği kanaatine vasıl olduk. Bundan ötürü sanığı itham edildiği teammüden gayri kanuni bir fiil ile öldürmek suçu yerine Ceza Kanıznunun 205. maddesine aykırı gayri kanuni bir fiil ile insan öldürmek suçundan kaba-hatli bulur ve mahkum ederiz."
İstinaf eden, evvela istinaf ihbarnamesinin 2.'nci sebebini ele alarak, sanığın Polise verdiği ifadelerin, anormal bir durumda verildiğinden dolayı, mahkeme tarafından şahadet olarak kabul edilmesi hatalı olduğunu veya kabul- edilebilse dahi bu gibi ifadelere kıymet verilmemesi icabettiğini ileri sürdü. İstinaf edenin avukatı yukarıda ileri sürdüğü iddiaları sanığın vakadan hemen sonra Sancaktara giderek bütün durumu anlattığını ve Sancaktara maktulü nefsi müdafaa için vurduğ-unu bildirdirdiğini ve sanık bütün bunları Sancaktara anlattığından Polise vermiş olduğu ifadelerde maktulü nefsi müdafaa için vurduğunu söylemeye lûzum görmediğini iddia etti. Ağır Ceza Mahkemesi bu hususta şu karara varmıştır :-
"Sanığın bu hususta Sanca-ktara zikrettiği için söylemek lûzumunu hissetmediğine dair izahını doğru bulmayız ve buna inanmadık. Diğer şeyleri söylediği gibi bunu da pek alâ söyleyebilirdi ve hiç olmazsa namusunu kurtarmak için başka çare olmadığı için vurduğunu iddia etmezdi."
Kana-atimizce Mahkemenin sanığın ifadeleri hususunda varmış olduğu kanaatin hatalı olduğuna dair iddiaları destekleyecek kafi derecede makul bir sebep mevcut değildir. Bundan dolayı 2'nci istinaf sebebine istinad eden istinaf reddolunur.
İstinaf edenin 1,3 ve 4-'üncü istinaf sebeplerinde ileri sürülen iddialara gelince; Bir istinaf Mahkemesinin alt kademedeki bir Mahkemenin hangi şahadete inanıp inanmadığı hususunda vardığı herhangi bir kanaati bozması genel olarak, daha evvel bir çok istinaflarda belirtildiği -gibi, aşağıdaki prensibe dayanmaktadır :-
İstinaf Mahkemesi alt kademedeki mahkemenin şahadet hususunda vardığı kanaati bozmak için, varılan kanaatın doğruluğundan şüphe etmek kâfi olmayıp, varılan kanaatin yanlış olduğuna kanaat getirmesi lazımdır ve bu-nun kat'i olarak yanlış olduğuna dair isbat etmek külfeti, gerek hukuk davaları ve gerekse ceza davaları istinaflarında, istinaf edene düşer.
Bu hususta Stelios Michael Simadhiakos v. The Police Cr. App. No.2297 C.L.R.(1961) sayfa 88 de şunlar yer almaktad-ır :-
"Secondly, I read the provisions of sub-section (3) to mean that this Court on hearing an appeal has the power to review the whole evidence without feeling fettered by determinations on question of fact made by the trial court; but in doing so, the- Court should still be guided by the principles which have grown and developed in the light of practical experience, as to the value of trial-court findings.
Before such findings are disturbed, the appellate Court must be satisfied to the extent of reachin-g a decision, (unanimous or by majority) that the reasoning behind a finding is unsatisfactory; or that the finding is not warranted by the evidence considered as a whole. And the onus, in my opinion, must rest on the appellant, both in civil and in crimin-al appeals, to bring this Court to such decision or else, the trial-court findings remain undisturbed as part of the case.
It should be for the party attacking a finding, or asking the Court to excercise its powers under section 25, to show that the intere-st of justice in the case under consideration, require the taking of such course." ve
Powell v. Streatham Manor Nursing Home (19-35) A.C. 265' de şunlar yer almaktadır :-
"Two principles are beyond controversy. First it is clear that in an appeal of this character, that is from the decision of a trial judge based on his opinion of the trustworthiness o£ witnesses whom he has seen, t-he Court of Appeal "must, in order to reverse, not merely entertain doubts wheather the decision below is right, but he convinced that it is wrong." (The Julia, per Lord Kingsdown, cited with approval by Lord Summer). And secondly the Court of Appeal has n-o right to ignore what facts the judge has found on his impression of the credibility of the witnesses and proceed to try the case on paper on its own view of the probabilities as if there had been no oral hearing.-"
Bu davada verilen şahadeti okuduktan ve istinaf edenin istinaf mahkemesinde ileri sürdüğü bütün iddiaları inceledikten sonra Ağır Ceza Mahkemesinin şahadet hususunda varmış olduğu kanaati destekleyecek kâfi derecede şahadetin mevcut olduğuna kanaat getir-dik.
İstinaf eden, Ağır Ceza Mahkemesinin şahadet ve şahitler hususunda varmış olduğu kanaatın kat'i olarak yanlış olduğuna dair kafi derecede sebep gösteremediğinden istinaf ihbarnamesinde ileri sürülen 1., 3 ve 4'üncü sebepler de reddolunur.
Son olarak i-stinaf eden istinaf ihbarnamesinin 5'inci sebebini ele alarak verilen cezanın, işlendiği iddia olunan ahval ve şeraitine göre, ağır olduğunu iddia etti.
Bu hususta 4/68 numaralı Ceza İstinafında şunlar söylenmişti :-
"Bir davada uygun cezanın ne olacağı hu-susu Mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Mahkeme vereceği cezayı tesbit ederken suçun hangi ahval ve şerait tahtinde işlendiğini, sanığın karakterini ve meselenin bütün mühim faktörlerini nazarı itibara alarak hareket eder."
Yüksek Mahkemenin, İstinaf Mah-kemsi olarak alt kademedeki mahkemenin verdiği cezayı değiştirmek hususunda bazı prensipler dahilinde hareket etmesi icab eder. Bu prensipler 4/68 numaralı Ceza İstinafında belirtildikleri için bunları burada tekrar belirtmeyi lûzumsuz görüyoruz.
Lefke Ağı-r Ceza Mahkemesi sanığa ceza verirken yanlış prensiplere istinad ettiği görülmediğinden ve nazarı itibara alması icab eden bütün mühim faktörler nazarı itibara alındığından ve verilen 12 sene hapislik cezası aşikâr bir sürette çok fazla (manifestly excessi-ve) olmadığından, istinaf sebeplerinin 5'incisi reddolunur.
Bu davanın evrakını incelerken, Ağır Ceza Mahkemesinde şahadet veren İddia Makamı şahidi 1 Süleyman Haşim'in iptidai duruşmada (preliminary inquiry) şahadet verdiğini gördük. Bu şahidin Ağır Ceza -Mahkemesinde de verdiği şahadet iptidai duruşmada verdiği şahadete tamamıyle zıttır.Kanaatimizce, bu böyle olduğundan İddia Makamının bu hususu hakimlerin bilgisine getirmesi icab eder ve şahidin daha evvel vermiş olduğu ifadeyi hakimlere ibraz ederek ve -bu şahidi zıt şahit (hostile witness) olarak istintak (cross-examination) etmesi için hakimlerden müsaade istemesi icab ederdi. Bunları yapmak İddia Makamının vazifesidir. Bu hususta R. v. Francis Fraser ve Robert Warren Cr. App. R. Vol. 40'da şunlar yer -almaktadır :-
Sayfa 162'de :
"If counsel had in his possession that statement to which I have referred, it was his duty at once to show the statement to the judge and ask the judge's leave to cross-examine the witness whom he had called as hostile to the p-rosecution."
Sayfa 163'de :
If the prosecution have information in their possession which shows that the evidence which a witness called for the prosecution has given is in flat contradiction of a previous statement which he has made and so entitles the pr-osecution to cross-examine, they should apply for leave to cross-examine and not leave it to the judge to do so, because it is counsel's duty to cross-examine in such circumstances."
-Netice olarak yukarıda belirttiğimiz sebeplerden dolayı istinaf reddolunur. Hapislik cezası 8 Temmuz 1968'den başlar.
Tarih : 2 Ağustos, 1968.
Full & Egal Universal Law Academy