-YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA Ceza İstinaf No: 8/71
(Dava No: 408 70) (Baf)
M.Necati Münir, Başkan, ve
Ahmet İzzet, Üye.
İstinaf eden: Halil Hakkı, Falya.
(Sanık)
ile -
Aleyine- istinaf edilen: Başsavcılık,
arasında
İstinaf eden namına: Menteş Aziz.
Aleyhine istinaf edilen namına: Vedat Aziz.
Fasıl 154 Ceza Yasası - Yasanın 203, 204 ve 205. maddeleri -
Taammüden adam öldürme - Taammüdün -kanıtlanamaması üzerine
Sanığın 205. maddeye aykırı adam öldürme suçundan mahkûm
edilmesi.
Ceza Usulü - Şahadet - Şahadetin değerlendirilmesi.
OLAY: Sanık, 1970 yılında Gökçebel köyünde maktulü taammüden
öldürmekle itham edildi. İki görgü -tanığının verdiği
verdiği şahadete inanan Ağır Ceza Mahkemesi taammüdün
kanıtlanamadığı sonucuna vardı ve Sanığı kanuna aykırı bir
fiille adam öldürme suçundan 12 yıl hapse mahkûm etti.
Sanık mahkûmiyet aleyhine istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek- Mahkeme,
-İki görgü tanığı arasında bazı çelişkiler olmasına
ve bu tanıklardan maktülün babasının yaşlı olup gözlerinin
iyi görmemesine rağmen doğru söylediğine kanaat getirdi;
-Diğer görgü tanığının ise Rum Polisine olayı farklı
bir şekilde anlatmış olmasının haklı bir nedeni olduğunu
kabul etti ve istinafı reddetti.
- Karar'da 2/71 sayılı Ceza İstinafa atıfta bulunuldu ve
ceza davalarında, davanın makul şüpheden ari olarak kanıt-
lanması gerektiği ilkesi teyid edildi.
-
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
1. R.v.White 17 Cr. App. R.60
2. R.v.Harris 20 Cr. App. R.144
3. R.v.Golder and Others 45 Cr. App. R.5
4. R.v.Allan (1969) 1 All E.R. 91
5. R.v.Bradbury (1969) 2 All E.R. 758
6. 2/71- sayılı Ceza İstinaf.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
1. Archbold 37. Baskı s.522.
H Ü K Ü M
- İstinaf eden (Sanık) 1962 yılının 3 sayılı Kanununun 5. maddesi ile tadil edilen Fasıl 154, Ceza Kanununun 203. ve 204. maddelerine aykırı olarak 11 Ekim 1970 tarihinde, Baf Kazasına bağlı Gökçebel (Falya) köyünün Bortolimno meviinde taammüden kanuna -aykırı bir fiil ile yani piyade bir silâhla ateş edip Gökçebel'li Mehmet Salih Birgolo'nun ölümüne sebep olmakla suçlandırılmıştır. Sanık Gökçebel'li olup manga komutanı sıfatı ile bütün ilgili vakitlerde Gökçebel köyünün Teşkilât Başkanı idi. Maktül de- Gökçebel'li olup Gökçebel'de Ayfodi'ye giden toprak yolun ittisalinde okul binasının yanındaki nöbetçi kulübesinden 1500-1600 ayak uzaklığında Bortolimno mevkiinde bir tarlanın sahibidir. Köye giden su borularının bir kısmı bu tarlanın kenarın-dan geçmektedir. 11 Ekim 1970 tarihinde maktülün tarlasında Sotiri isminde bir Rumun sürmekte olduğu bir buldozer çalışmakta idi. Ayni gün orada Sotiri'ye ilâveten Ayfodi destebanı Spiro ve landrover sürücüsü Panayi isminde iki Rum da hazır bulu-nuyorlardı. Buldozer çalışırken maktül tarlanın bir kısmında taş temizlemekle meşguldü. İhtiyar babası Salih Mehmet Birgolo da kendisine yardım etmekte idi. Buldozer tarlada çalışırken köye su götürülen borular zarara uğramış ve su köye akmamaya baş-lamışt-ı. İddia Makamı tarafından 11. şahit olarak çağrılan Osman Ramadan ayni gün sabah saat 2.00'den 6.00'ya kadar Aygün Cemal isimli bir mücahitle, saat 6.00'dan itibaren de yalnız olarak okul binasının önündeki nöbetçi kulübesinde nöbet beklemekte idi. ö.-s. saat 12.30'da köy kahvesinde Kıbrısın Sesi radyosundan haberleri dinleyen Sanık, kalkıp çeşmenin yanından geçerek su deposuna gidip suyun akıp akmadığına kulak vermiş, "yavole kesti kerata" diyerek okula doğru yürümeye başlamıştır. 0 sırala-rda susadığı için nöbet yerini bırakıp çeşmeye doğru gelen Osman Ramadan Sanığı nöbetçi kulübesine kadar takip etmiştir. Sanık oradan Bortolimno istikâmetinde yoluna devam etmiştir. Maktulün tarlasına varan Sanık, buldozerin sürücüsü ile konuştukta-n sonra tekrar dönüp yola taraf yürümeye başladı. Bu esnada 10. şahit ihtiyar Salih Mehmet Birgolo Sanığın "gideyim de geleyim ve hepinizi onardırım burada" dediğini işitmiştir. Sanık tekrar köye doğru yürümeye başlamıştır. Okulun önündeki nöbetçi -kulübesine 100 ayak kala bir mesafede durarak Osman Ramadan'a çağırmış ve silâhını istemiştir. Osman Ramadan'dan silâhını alan Sanık geri Bortolimno mevkiine doğru ilerlemeye başlamış, şahit de 5-10 bacak geride Sanığı takip etmeye başlamıştır. Osman- Ramadan silâhı Sanığa verdiğinde şarjüründe 5 mermi bulunuyordu fakat mermiler namluya sürülmüş değildi. Sol eli ile silâhı omuzuna dayamış olan Sanık, maktülün Bortolimno mevkiindeki tarlasına yaklaşınca silâhı omuzundan indirip bel hizasında iki - elle tutmaya başladı. Sanığın silâhla gelmekte olduğunu gören Panayi ve Spiro Sanığı önlemek için Sanığa doğru koşmuşlardır. Spiro Sanığa Rumca olarak "vaz geç be Halil ve ondan sonra pişman olacaksın, aleyhine olacak" demiştir. Spiro Sanığın arkasın-da 3-4 bacak geride gelmekte olan Osman Ramadan'a hitaben "alabilirsen silâhı al da vuracak Sotiriyi" demiştir. Osman Ramadan sebebini sorunca Spiro, Sodirinin Sanığa daha önce bir tokat vurduğunu söylemiştir. Osman Ramadan Sanığın elinden silâhı almaya - teşebbüs etmiş fakat Sanık kendisine "çekil de vururum seni" demiştir. Osman Ramadan ikinci defa silâhı almaya teşebbüs ettiği zaman Sanık kendisine bir yumruk vurmuştur. Bu sırada buldozerin sürücüsü Sotiri fırsat bularak buldozerin makinesini işle-r bırakarak kaçmıştır. Bunu gören Sanık "yavole kaçtı" deyip dönerek köye doğru ve maktul ile babasının istikâmetine doğru ilerlemişti. Osman Ramadan da 3-4 bacak geride Sanığı takip etmiştir. Sanık maktule 3-4 bacak yanaşınca durmuş ve maktul San-ığa hitaben "10 seneden beridir ki dürten bizi kavga etmek için ve bir köylü olarak ki bulunuruk toplanırık dört bir taraftan ki kavga etmemek için, aldın silâhı ve ettin yukarı, korkutasın bana adamları kaçsınlar, bıraksınlar işi yarı buçuk." Maktul sözün-ü bitirinceye kadar Sanık iki eli ile tutmakta olduğu silâhla maktule sol yanından bir el ateş etmiş ve maktul vurularak yere düşmüştür. Osman Ramadan bunun üzerine tekrar silâhı almak üzere Sanığın üzerine salmış, Sanık ise boş kovanı çıkarıp namlu-ya kurşun sürmüş ve şahide "çekil geri, vurayım seni de şimdi" demiştir. Sanık oradan hareket edip uzaklaşmıştır. Sanık oradan ayrılırken maktulün babası Sanığa "Ey be Halil çok cesur oldun da vurun adamları" demiştir.
-
- Maktulün vurulmasını müteakip Osman Ramadan ve iki Rum maktulü Panayi'nin arabasına koyarak Ayfodi tariki ile Panaya, daha sonra da Baf Hastahanesine götürmüşlerdir. Maktul yolda giderken ölmüştür. Sanık ise köyü terkederek Bağrıkara'da dünürü Hüsnü- Hasan'ın evine sığınmıştır. Sanık 14 Ekim 1970 tarihinde Aydoğan bölge Komutanı Ayer Hasan tarafından Lefkoşa'ya getirilmiş ve Lefkoşa Emniyet Müdürlüğüne teslim edilmiştir.
-
- 11 Ekim 1970 tarihinde maktulün vurulmasını müteakip Gökçebel mücahitlerinden Yüksel Cemil Sanığın evine gidip, Sanığın evinde bulunan silâhları teslim almıştır. Sanık köy komutanı olduğu için silâhlar evinde muhafaza edilmekte idiler. Yüks-el Cemil Sanığın yatağının üzerinde bir piyade tüfeği bulup almıştır. Şarjürünü çıkarıp baktığı zaman içinde 5 yerine 4 mermi vardı. Bunu ilâveten Yüksek Cemil Sanığın evindeki diğer 6 silâhı ve orada bulunan mermileri alıp karargâha göt-ürmüştür. Bilâhare Sanığın oğlu 8. bir piyade getirip karargâha teslim etmiştir. Sanığın evinden alınıp karargâha teslim edilen piyade tüfekleri arasında 86 C 0951 numaralı piyade tüfeği de bulunmakta idi ki Osman Ramadan bu tüfeğin 11 Ekim 1970 tar-ihinde nöbet esnasında tuttuğu ve Sanığın istemesi üzerine Sanığa verdiği tüfek olduğunu söylemiştir.
-
- Bidayet Mahkemesi çoğunluk kararı ile iki göz şahidi olan 10. şahit Salih Mehmet Birgolo ve 11. şahit Osman Ramadan'ın şahadetlerine inanarak Sanığın maktulü öldürdüğü kanaatına varmıştır. Taammüd isbat edilemediği gerekçesi ile Bidayet Mahkemes-i Sanığı Ceza Kanununun 205. maddesine aykırı gayri kanuni bir fiil ile insan öldürme suçundan kabahatlı bularak 12 yıl hapse mahkûm etmiştir.
-
- Sanık Bidayet Mahkemesi hükmünden istinaf etmiştir. Özetle istinaf sebepleri aşağıdaki noktalar üzerinde toplanmaktadır.
-
- 1. Bidayet Mahkemesi 10. şahit Salih Mehmet Birgolo'nun ve 11. şahit Osman Ramadan'ın şahadetlerine inanmakla hata etmiştir.
-
- 2. Verilen ve geçerli olarak kabul olunan şahadet muvacehesinde Bidayet Mahkemesi Sanığı adam öldürme suçundan mahkûm etmekle hataya düşmüştür.
-
- 3. İstinaf edene şamil şahadet tüm olarak eleştirilip gözden geçirildiği ve doğru bir teste tabi tutulduğu zaman, makul ve emin şüpheden ari mahkûmiyeti gerektirecek bir neticeye varılmadığı cihetle, mevcut şahadet muvacehesinde Bidayet Ma-hkemesi Sanığı mahkûm etmekle hataya düşmüştür.
-
- 4. Sanığa verilen 12 yıllık hapislik cezası alenen fahiştir.
-
- Sanığın avukatı 10. şahit Salih Mehmet Birgolo'nun yaşlı, gözleri iyi görmez ve kulakları iyi işitmez bir şahıs olduğunu, ne söylediğini bilmediğini ve her sorulana evet dediğini ve maktulün babası olmak hasebiyle birtaraf olmadığını iddia etmiş -ve bu şahidin şahadeti 11. şahit Osman Ramadan'ın şahadeti ile çatıştığı için kabul edilmemesini ileri sürmüştür. Bidayet Mahkemesi bu şahit hakkında şunları söylemiştir:-
-
"Bu şahidin de tarlada bulunduğuna ve oğlunu sanığın
vurduğunu gördüğüne inanmış bulunuyoruz. Gerçi bu şahi-
din şahadeti detay ile ilgili olarak, bazı hususlarda,
Osman Ramadan'ın şahadeti ile bağdaşmıyor, mamafih bu,
şahid-in ihtiyar olması hasebi ile, gözlerinin iyi gör-
mediğine ve kulaklarının iyi işitmediğine mebnidir. Sa-
niyen hatırda tutulması icab eder ki bu şahit vak'ayı
maktulün yan tarafından, Osman Ramadan ise sanığın arka-
sından ve do-layısıyle ayrı ayrı zaviyelerden
müşahade etmişlerdir. Bu şahidin gözleri iyi görmemekle
beraber 3-5 bacaklık mesafeden sanığı görmüş ve tanımış
olması muhakkaktır. Biz bu şahidin şahadetinin de esas
itibarıyle doğru olduğuna inan-mış bulunuyoruz."
- Zabıtlardan bu şahidin şahadetini tetkik edecek olursak, verdiği şahadetin hakikaten birçok noktalarda Osman Ramadan'ın verdiği şahadetle bağdaşmadığını göreceğiz. Yaptığı yanlışlıkların bazıları da ihtiyar olmasına, kulaklarının iyi duymamasına -ve gözlerinin iyi görmemesine atfedilebilir. Fakat şahadeti tüm olarak incelendiği zaman vak'anın ana hatlarının doğru olarak söylendiği görülmektedir. Şahit iddia edildiği gibi vaka yerinde hazır olmamış olsaydı, şahadetinin verdiği şekilde olmasının -imkân ve ihtimali yoktu. Bidayet Mahkemesi bu şahidin vaka yerinde hazır olduğu ve oğlunu Sanığın vurduğu bulgusuna varmakla kanaatimizce hata etmiş değildir.
-
- Davanın bütün ağırlığı 11. şahit Osman Ramadan'ın verdiği şahadet üzerinde toplanmaktadır. Bu sebeple bu şahadeti hakkında Bidayet Mahkemesinin doğru bir karara varıp varmadığını büyük bir titizlikle incelemek gerekir. Müstedinin avukatı b-u şahidin en az 3 noktada doğruyu söylemediğini iddia etmiştir.
-
(a) Silâhın numarası. Osman Ramadan şahadetinde Sanığın kendisine ve diğer mücahitlere Tabur komutanlığından bir emir tebliğ ettiğini, bu emre göre köydeki piyade tüfeklerinin her biri bir mücahide tahsis edildiğini ve her mücahidin kendisine tahsis- olunan silâhtan mesul olacağını ve tahsisat yapıldıktan sonra da tahsisatı gösteren bir listenin Tabur Komutanlığına gönderildiğini, kendisine 86 C 0951 numaralı silâhın düştüğünü, bu tertibatın yalnız nöbette kullanılacak silâhlar hakkında uygulandığı-nı, diğer silâhların Sanığın evinde muhafaza edildiğini söylemiştir. Şahide göre 11 Ekim 1970 tarihinde nöbette değiştiği mücahitten devraldığı silâhın tesadüfen 86 C 0951 numaralı silâh olduğunu söylemiştir. Müdafaa böyle bir tertibatın alınmadığını idd-ia etmiş ve bu hususta da Yeşilova Taburunun Dal IV'ü Gökay Cevdet'i şahit olarak çağırmıştır. Bu şahit istintakında böyle bir emrin gönderilmediğini iddia etmiştir. Mamafih eğitim zamanlarında silâhların temizliklerinin sıra ile belirli müdd-et için manga erlerinin Komutan tarafından görevlen-dirilebileceklerini kabul etmiştir. Bu şahidin şahadeti incelenecek olursa görülecektir ki ilk soru esnasında söyledikleri ile istintak esnasında söyledikleri arasında büyük bir tenakkuz vardır. İs-tintakı esnasında şahit sorulan suallere kaçamaklı cevap vermiş ve Sanığa yardımcı olabilecek bir tutum takınmıştır. Tabii, şahidin verdiği şahadetinin değerlendirilmesi ilk olarak Bidayet Mahkemesine düşen bir vazifedir. Bidayet Mahkemesi bu- şahidin Mahkemede şahadet verme tarzını, suallere cevap veriş şeklini ve diğer hususları inceledikten sonra bu şahit tarafından verilen şahadetin Osman Ramadan'ın şahadetini tekzip etmediği kanaatına varmıştır. Bu kanaatın yanlış olduğunu gösteren herhang-i bir sebep göremiyoruz, kaldı ki bu
-şahit ilk soru esnasında gayet kesin olarak silâhların köydeki mücahitlere ayrıldığını söylemiştir. Zabıtların 128. sayfasından iktibas ediyoruz:-
-
"S. Bu silâhlar köydeki mücahitlere ayrılır mı, falan
silâh senin falan silâh ötekinin diye?
C. Evet.
S. Bundan emin misiniz?
C. Evet."
(b) Silâhı atış şekli. Osman Ramadan silâhın Sanık tarafından bel hizasında iki -elle tutulmakta olduğu esnada patladığını söylemiştir. Babası ise, Sanığın silâhı omuz hizasına kaldırıp nişan aldıktan sonra ateş ettiğini söylemiştir. Sanığın avukatı bu iki ifadenin birbirine uymadığını ve Osman Ramadan'ın bu hususta yalan sö-ylediğini iddia etmiştir. Kanaatimizce bu hususta Osman Ramadan değil, babası yanılmıştır. Sanığın avukatı bu mealde Osman Ramadan'ın şahadetinin doktorun verdiği şahadetle uymadığını iddia etmiştir. Otopside hazır bulunan Dr. Niyazi Özdemir Sanığın -sol ön kolun dış üst kısmında bir kurşun giriş deliği ve kolun iç kısmında bir kurşun çıkış deliği olduğunu, hipokondrium'un dış kısmından yani sol böğrün üst batına giren bir kurşun giriş deliği olduğunu, sol kalın barsağın dış ve iç tarafın-ın delik olduğunu, lumbar vertebraların parçalanmış olduğunu, omur iliğin tamamen kesilmiş ve sağ böğürün parçalanmış olduğunu ve sağ hipokondrium altında rektus adalesi içinde 4 parça olmuş bir kurşun bulunduğunu söylemiştir. Bu şahide göre, - maktulün eli yatık, uzanmış ve hafif eğik vaziyette olduğunda koldaki kurşun delikleri ile batındaki kurşun delikleri birbirine uymakta idi. İstintakta şahide maktulün iki kurşunla vurulmasının ihtimali olup olmadığı sorulduğu zaman, olabili-r cevabını vermiştir. Sanığın avukatı bunun üzerinde durmuş ve yalnız bu şahadetten Sanığın beraat etmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Biz bu iddiaya iştirak edemeyiz. Doktorun şahadeti kanaatimizce davadaki diğer şahadete uymaktadır. Kaç kurşun atıldığı h-akkında başka şahadet olmamış olsaydı, Doktorun verdiği şahadetten kat'i bir netice alınamazdı, fakat vak'ada tek bir kurşun atıldığı başka şahadetle sabittir.
(c) Rum Polisine verilen ifade. Başlangıçta Osman Ramadan'ın maktulü alarak Baf -Hastahanesine götürdüğünü söylemiştik. Şahit Baf'ta bulunduğu zaman Rum polisi tarafından aratılıp Rum polisine bir ifade vermiştir. Bu ifade Mahkemeye ibraz edilmediği için ifadede nelerin yazıldığını ancak Osman Ramadan'ın şahadetinden t-esbit edebiliriz. Osman Ramadan Rum polisine Bidayet Mahkemesinde verdiği şahadetten farklı bir ifade verdiğini söylemiştir. Rum polisinden korktuğu için sanığın silâhı kendisinden almayıp evden aldığını, keza geceden nöbet tutmadığını ve nöbeti sabah erke-n devraldığını söylemiştir. Sanığın avukatı bu iki fark üzerinde durmuş ve bunlardan ötürü şahidin Mahkemede verdiği şahadetin itimada lâyık olmadığını iddia etmiştir. Bu hususta nazarı dikkatimiz Archbold'un (37. baskısı) 522. sayfasındaki şu pasajına çe-kilmiştir.
"The character of a witness for habitual veracity is
an essential ingredient in his credibility; for a man
who is capable of uttering a deliberate falsehood is in
most cases capable of doing so under the solemn -sanction
of an oath. If, therefore it appears that he has for-
merly said or written the contrary of that which he has
now sworn (unless the reason of his having done so is
satisfactorily accounted for), his evidence should not
- have much weight with a jury;...."
- Bu pasajın kavis içerisindeki olan kısmına yani "unless the reason of his having done so is satisfactorily accounted fo-r" kısmına parmak basmak istiyoruz. Osman Ramadan Rum polisine bu iki hususta niçin farklı ifade verdiğini izah etmiştir. Savcının da işaret ettiği gibi, silâh taşıdığını kabul etseydi aleyhine Rum Yönetimi tarafından dava getirilebi-lirdi. Kanaatimizce bu makûl bir izahtır. Her ne kadar da nöbette olduğunu kabul ettikten sonra gece nöbetinde olduğunu söylemekte pek fayda yoksa da, bunu söylediği için şahidin yalan söylediği kanaatına varılamaz.
-
Sanığın avukatı R.v.White, 17 Cr. App. R.60 R.v.Harris 20 Cr. App. R.144 ve R.v.Golder and Others 45 Cr. App.R.5 davalarından bahsetmiştir. Bu davaların birincisi ve ikincisi Archbold'da yazılan prensibi, kavis içerisindeki kısmı hariç, izah e-tmektedir. Hatta Haris davasının kendisi Archbold'da yazılan prensibi iktibas ettikten sonra, bu prensibin misali olarak verilmektedir. Golder and Others davası ise prensibi bir derece daha ileriye götürüyor ve daha evvel verilen ifadenin- yeminli ifade olduğu hallere de teşmil ediyor. Huzurumuzdaki davada mevzuu bahis olan nokta, Rum polisine yapılan değişik ifadenin makûl izahı yapılıp yapılmadığıdır ki Bidayet Mahkemesi, kanaatimizce haklı olarak, yapıldığı kanaatına varmıştır.
-
- 2. Sanığın avukatı, maktül vurulmazdan evvel Sanığın ellerinin titrediğini ve tüfeğinin kaza neticesi patladığını iddia ederek Sanığın adam öldürme suçundan değil de Ceza Kanununun 210. maddesi tahtinde mahkûm edilmesi gerektiğini ileriy-e sürmüştür. Bu hususta Bidayet Mahkemesi şöyle demiştir:-
"Müdafaa avukatı mahkemeye yapmış olduğu hitapda işle-
nen fiilin, sanık tarafından işlenmiş olsa bile,
- kazaen işlenmiş olması ihtimalinden bahsetti. Her
ne kadar da sanık vurma fiilini kendi işlemediğini
iddia etmiş ise de biz yine de işlenen fiilin kazaen
işlenip işlenmediği hususunu tezekkür etmeyi uygun
gördük. Sanık- vurma fiilini onunla işlediği silâhı
köy dışında nöbet beklemekte olan bir mücahitten alıp
tarlaya gitmiş ve tarlada iken insan öldürme niyeti ile
itham edildiği halde, bir şey söylememiş ve bilâkis
kendisine mani olmak ve silâ-hını elinden almak
isteyenleri bertaraf ederek ilkin buldozere doğru sonra
da maktüle doğru giderek maktulü yakın mesafeden
vurmuştur. Maktul vurulup yere düştükten sonra da
maktül ile hiç alâkadar olmamış ve bu hususta bir şey
- söylememiş ve elinden silâhı almaya teşebbüs eden Osman
Ramadan'a 'çekil geri, vurayım seni de şimdi' demiş ve
oradan hareket ederek ayrılmıştır. Görüleceği gibi
sanığın vurma fiilinden gerek evvel gerekse hemen sonraki
tavrı harek-eti fiilin kazaen işlenmiş olması ile
herhangi bir suretle bağdaşmaz; bilâkis sanığın vurma
fiilinden evvelki ve hemen sonraki tavır ve hareketi
maktulü isteyerek vurduğunu açık surette göstermektedir."
- Kanaatimizce verilen şahadet muvacehesinde Bidayet Mahkemesi bu hususta başka bir neticeye varamazdı.
-
- 3. Sanığın avukatı isbat külfeti hakkında da Mahkemeye bazı maruzatta bulunmuştur ve R.v.Allan (1969) 1 All. E.R.91 davasından bahsetmiştir. Bu davanın başlığı şöyledir:-
-
"If on a summing-up it is sufficiently brought home
to the minds of the jury that they must be sure about any
charge before they convict, there are no grounds
for appeal on the inadequacy of the direction to the
jury."-
- Sanığın avukatı bu başlıkta kullanılan "they must be sure" ibaresinin isbat külfeti hakkındaki prensibi değiştirdiğini iddia etmiştir. R.v.Bradbury (1969) 2 All E.R.758 davasında şu kelimeler kullanılmıştır:
- "They (the jury) had to be satisfied beyond all reason-
able doubt, or that they had to be sure of the appel-
lant's guilt, before they could convict."
- R.v.Bradbury davası hakkındaki görüşümüzü 2/71 sayılı Ceza İstinafında izah ettik. İngiltere'de juri sistemi mevcut olduğu için hakimler isbat külfeti prensiplerini juriye anlatmak için bazı tabirler kullanmaktadırlar. Bunlar arasında "you mu-st be satisfied beyond all reasonable doubt", "you must feel sure and must be satisfied that the prosecution have established the guilt of the prisoner", "you must be completely satisfied", "you must be sure of the prisoner's guilt", "you must be so sat-isfied as to be sure of the guilt of the prisoner" v.s. vardır. Bütün bu davalarda ısrarla üzerinde durulan bir husus vardır, o da şudur: Jüri'ye söylenecek belirli veya basma kalıp kelimeler kullanılması icap etmez, yeter ki isbat külfeti hakkındaki pren-sipler jüri'ye anlayacakları bir lisanla izah edilebilsin. Kanaatimizce R.v.Allan , R.v.Bradbury ve- -diğer davalarda kullanılan ibareler isbat külfeti prensiplerini -değiştirecek mahiyette olmayıp, jüri heyetine anlayacakları bir lisanla prensipleri anlatmak maksadı ile kullanılan kelimelerdir.
- 4. Son olarak, müddeinin avukatı Sanığa verilen cezanın alenen fahiş olduğunu iddia etti. Davanın bütün vakıaları göz önünde tutulduğunda verilen cezanın müdahalemizi gerektirecek derecede fahiş olmadığı kanaatındayız.
-
Yukarıdaki sebeplerden dolayı istinaf reddolunur.
- Sanığa verilen 12 yıllık hapislik cezası mahkûmiyet tarihinden başlayacaktır.
Yüksek Mahkeme
31 Temmuz 1971. -
Full & Egal Universal Law Academy