- Ceza İstinaf No. 9/72-
- (Dava No. 948/71)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti : M. Necati Münir, Başkan, Ülfet Emin ve Ahmet
İzzet,Üye.
İstinaf eden : Hüseyin Hasan Mani.
(Sa-nık)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Baş Savcılık.
arasında.
İstinaf eden namına : Menteş Aziz.
Aleyhine istinaf edilen namına: Vedat Aziz.
İnsan öldürme - Fasıl 154 Ceza Yasasının 205. maddesi - -Topuz darbesi
ile ölüme neden olma - Ölümün Sanığın eylemi sonucu olup
olmadığı şüphesi - Ağır Ceza Mahkemesinin Sanığı itham edildiği suçtan suçlu bulmaması ve emir vererek eklettiği Ceza Yasasının 228(a) maddesine aykırı "malûliyete ve vahim incinmey-e sebep olma niyeti ile darbedip yaralama" davasından Sanığı suçlu bularak 7 yıl hapse mahkûm etmesi.
Mahkûmiyet ve ceza aleyhine istinaf - 1964. Yargıç Kaidelerine
uyulmadan alınan ifadelerin geçerli olmadığı ve Maktüle yapılan
tüm darbelerin Sanık t-arafından yapılmadığı iddialarına dayanan istinaf - İddiaların İstinaf Mahkemesince kabulü ve Ceza Usulü Yasasındaki yetkisine dayanarak Sanığın mahkûmiyetini iptali ile Sanığı vahim zarar yapma suçundan suçlu bularak 4 yıl hapse mahkûm etmesi.
Yaralama -- Fasıl 154 Ceza Yasasının 228(a) maddesine aykırı malûliyete
-ve vahim incinmeye sebep olma niyeti ile darbedip yaralama suçu
Bu suçun vahim zarar yapma ile farkı - Niyetin malûliyet ve
vahim incinmeye sebep olma olması - Böyle bir niyetin yokluğunda suçun teşekkül etmemesi ve İstinaf Mahkemesinin Sanığın mahkûmi-yetini iptal ederek Sanığı başka bir suç olan
-
vahim zarar yapma suçundan suçlu bularak 4 yıl hapse mahkûm etmesi.
Şahadet - Özel niyet suçun unsuru olması halinde İddia Makamının
şahadetle bunu ispat etmesi gereği - Malûliyete ve vahim incinmeye sebep olma niyeti ile darbedip yaralama suçunda (F-asıl 154 Ceza Yasası madde 228(a) )niyetin İddia Makamınca makul şüpheden ari olarak ispatı - Sanığın farklı bir niyet ile hareket etme ihtimalinin varolduğunu ortaya koyması halinde Mahkemenin beraat kararına varması gerekir.
Mahkemenin ithama yeni dava -eklenmesini emretme yetkisi - Fasıl 155
Ceza Usulü Yasası madde 85(4).
İstinaf Mahkemesinin mahkûmiyeti iptal etme ve Sanığı başka bir suçtan suçlu bulup mahkûm etme yetkisi - Fasıl 155 Ceza Usulü Yasası madde
145(1)(c) - İstinaf Mahkemesinin ma-lûliyet ve vahim bedensel-
-incinmeye sebep olma niyeti ile darbederek yaralama suçundan suçlu bulunan Sanığın niyetinin makûl şüpheden ari olarak ispat edilmediği için, mahkûmiyetini iptal etmesi ve onu vahim zarar (grievous harm) yapma suçundan suçlu bularak 4 yıl hapse mahkûm etme-si.
Vahim zarar yapma suçu.
1964 Yargıç Kaideleri - Sanığın yazılı ifadesinin gönüllü olup
olmaması veya geçerli olup olmaması - IV. Nizamın (a) ve (d) bentleri - (a) bendine göre kanuni ihtardan sonra ifade vermek istiyorsa Sanığa ifadenin yazılacağın-ın ve kendi yazmak isteyip istemediğinin sorulması gerekir - (d) bendine göre ise ifadenin aynen yazılması, açık olması ve düzgün ve alakalı sorular dışında soru sorulmadan yazılması gerekir - Ağır Ceza Mahkemesi ifadenin Sanık tarafından yazılması sorulup- sorulmadığı hususunda 1964 Yargıç Kaidelerinin IV. Nizamının (a) bendine harfiyen uyulmamakla beraber bunun "Judges Rules"ların ruhuna aykırı olmadığı, çünkü bu "Rules"ların Kıbrıs'taki sosyal duruma, kültür, örf ve adetlere ve makul düşünceli insanın dur-umuna göre
ayarlanması gerektiği kanaatine varması - İstinafMahkemesinin bu prensiple hemfikir olması - Ancak tüm şahadet ışığında ve ifade alınırken1954 Yargıç Kaidelerinin IV. Nizamının (a) ve (d) bentlerine uyulmadığı gözönünde tutulduğunda ifaden-in gönüllü olduğuna şüphe varolması nedeniyle İstinaf Mahkemesinin ifadenin geçerli olmadığına hükmetmesi - 1964 Yargıç Kaidelerinin Mahkemenin ve tarafların Kıbrıs'ta uygulandığını farzederek davayı sonuçlandırmış olması - Bu hususta istinaf sebebi olmadı-ğından İstinaf Mahkemesinin Kaidelerin Kıbrıs'ta uygulandığınıfarzederek istinafı görmesi, ancak bu hususta kesin bir yargıya varmadığını belirtmesi - Bu Kaidelere uyulmaması halinde Mahkemenin bir ifadenin geçerli olup olmadığına dair karar verebilme hus-usunda adli takdiri olması
-Mahkemenin adli takdirini, Sanığa herhangi bir haksızlık ve adaletsizlik olmayacağını dikkate alarak kullanması gereği.
-
1964 Yargıç kaideleri - Sanığın şifahi ifadesinin geçerli olup
olmaması - Sanığın şifahi ifade verirken kendi kendini itham etmeye başladığı anda polisin konuşmasını durdurmayarak ve derhal kanuni ihtar yapmaması nedeniyle ifadenin Kaidelere uygun olmad-ığından geçerli olamayacağı iddiası - Şahadetten Sanığın polise konuşmasını yaparken heyecanlı ve devamlı konuşmuş ve konuşmayı dinleyen polisin ilk fırsatta ve derhal gereken kanuni ihtarı yapmış olmasının ortaya çıkmış olması nedeniyle İstinaf Mahkemesin-in bu iddiayı kabule şayan bulmaması.
Ölûmsebebi - Ölüm sebebinin aydınlatılması için otopsi yapılması Rum
tarafında yapılan otopsinin yetersizliği nedeniyle Maktülün cesedinin mezardan çıkarılarak yeniden otopsi yapılması.
Otopsi - Ölüm sebebinin tes-piti için otopsi yapılması.
OLAY: Sanık ile Maktül Geçitkalede çobanlık yapmakta ve diğer
çobanlarla birlikte köyde bulunan bir dereden davarlarını sulamakta idiler. Davarların dereden sulama işlemi çobanlar arasında münakaşa mevzuu yaratıyordu.
San-ık ile Maktül de sulama konusunda münakaşa ettiler ve küfürleştiler. Bu küfürleşmeden takriben 3 gün sonra yine Sanıkla Maktül dere kenarında birbirleri ile dalaşmaya ve küfürleşmeye başladılar. Bu dalaşma daha sonra bir kavgaya dönüştü ve Sanık elindeki t-opuzla Maktüle vurdu. Maktül yere düştü. Sanık Maktülü yerde bırakarak polise gitti ve olanları anlattı. Polis olay yerine gittiğinde Maktülü kanlar içinde yerde yatar-ken buldu ve onu Barış Gücü kampına götürdü Orada Maktüle ilk yardım yapıldı ve bilâhare- Rum Hastahanesine sevkedildi.
Sanık tutuklu olduğu bir esnada arzusu ile yasal bir ihtar altında bir ifade verdi. Sanığın ifadesi alındıktan 10 dakika sonra Maktülün öldüğü haberi geldi. Bu bilgi üzerine Sanık ölime sebep olmakla suçlanarak tevkif eâildi-.
Maktüle Rum hastahanesinde otopsi yapıldı ve Maktülün cesedi Türk tarafına gönderildi. Aynı gün ceset gömüldü. Ancak ölüm sebebi aydınlatılmak üzere ceset mezardan çıkarıldı ve cesete Türk tarafında yeniden otopsi yapıldı. Tıbbi şahadete göre ölüm sebebi- kafa kemiklerinin kırılması, beyinin ezilmesi ve beyin kanamasıdır.
Sanığa suç ihtarından sonra dava okundu ve Sanık "ben öldürmedim efendim" diye cevap verdi.
Sanık darbederek ölüme sebep olmaktan yargılandı. İlk Mahkeme Sanığı itham edildiği suçtan suçl-u bulmadı, ancak huzurundaki şahadete göre Sanık aleyhine "malûliyete ve vahim incinmeye sebep olma niyeti ile darbederek yaralama" suçu ile yeni bir dava ekledi ve eklenen bu yeni davadan İlk Mahkeme Sanığı suçlu bularak onu 7 yıl hapse mahkûm etti.
Sanık- İlk Mahkemenin ifadelerini gönüllü saymakla, Yargıç iaidelerinin adli takdire tabi olduğunu kabul ederek ifadelerin
kaidelere uygun olmasa dahi geçerlidir şeklinde kanaat ve bulguya varmakla, tüm Maktüle yapılan darbelerin Sanık tara- fından yapılmasına h-ükmetmekle ve alenen fahiş ceza vermekle hata ettiğini ileri sürerek mahkûmiyet ve ceza aleyhine istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, 1964 Yargıç Kaidelerine uyulmadan alınan
ifadenin geçerli kabul edilmesi hususunda Mahkemelerin adli takdiri bulunduğun-u, ancak Mahkemelerin bu takdirini Sanığa herhangi bir haksızlık ve adaletsizlik yapılmadığı kanaatine
vararak kullanması gerektiğini belirtti. Ağır Ceza Mahkemesinin hükmünden anlaşıldığı kadarı ile bir şahsın polise ifade verirken 1964 Yargıç Kaideler-inin IV. Nizamının (a) şıkkına uyularak kendisine ifadeyi yazmak isteyip istemediği hususunun Kıbrıstaki örf ve adetlere, sosyal durum ve karakter ile makul ciüşünceli insanın durumuna aykırı addettiğini, bunun ise Yüksek Mahkemenin bugüne kadar bu konuda -belirttikleri dikkate alındığında doğru olmadığını belirten Yüksek Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi hükmünden anlaşıldığı üzere Sanığın yazılı ifadesinin soru cevap şeklinde alındığını, bunun aynı zamanda 1964 Yargıç Kaidelerinin IV. (d) nizamına da aykırı old-uğu kanaatine vardı ve Sanığın ifadesinin gönüllü olmadığına hükmetti.
Mahkûm olduğu suç bakımından Sanığın niyetinin Maktülün malûliyetine ve vahim bedensel incinmesine sebep olmak olduğunun makul şüpheden ari olarak İddia Makamınca ispat edilmesi gerekti-ğini belirten Yüksek Mahkeme, meselede Sanığın gönüllü olmadığına hükmedilen ifadesi hariç, diğer tüm şahadet ışığında ve bilhassa Maktüle yapılan tüm darbelerin Sanık tarafından yapıldığına ilişkin şahadet yokluğunda Sanığın bu niyetinin makul şüpheden ar-i olarak ispat edilmediği kanaatine vardı. Ancak tüm şahadet nazarı itibara alındığında maktülün kafasında bulunan tüm yaraların katiyetle Sanık tarafından yapıldığına dair şahadet yoksa da, Maktülün darbedildiği yerde bulunduğunda polisin Maktül üzerinde -müşahade ettiği yaralardan Maktüle vahim zarar yapıldığı ve bu ana kadar yapılanların Sanık tarafından yapıldığının ispat edildiğini belirten Yüksek Mahkeme, Sanığı yasaya aykırı vahim zarar (grevious harm) yapmaktan suçlu bularak, istinafa konu mahkûmiyet-ini iptal etti ve suçlu bıilduğu davadan Sanığı 4 yıl hapse mahkûm etti.
Atıfta Bulunulan Yargısal İştihatlar:
Hüseyin Kızıl v. R. 19 C.L.R. s.1162
R. v. Mentesh 14 C.L.R. sayfa 244.
3- R. v. Thompson (1893) 2 Q.B. s.12, sayfa 18.
4- R. v. Steane (1947) K-.B. s.922 sayfa 1004.
5- Reg. v. Nicos Sampson Georghiades (No.2) 22 C.L.R. s.133.
HÜKÜM
M. Necati Münir, Başkan: Bu istinafın hükmünü sayın üye Ülfet Emin okuyacaktır.
Ülfet Emin, Üye: İstinaf eden (Sanık), 23 Eylül 1971 tarihinde Lârnaka Kazasına -bağlı Geçitkale toprağının "Biharoulla" mevkünde kanuna aykırı bir fül ile, yani bir çoban topuzu ile, darbederek Lefkaralı olup Geçitkale'de sakin bulunan Halil Hüseyin Ruso'nun namı diğerle Batsali'nin 1962, yılının 3. sayılı kanununun 5. maddesi ile tad-il edilen Fasıl 154, Ceza Kanununun 205. maddesine aykırı olarak ölümüne sebep olmak suçu ile itham edildi. istinaf eden itham olunduğu suçu Lârnaka Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda kabul etmedi. Lârnaka Ağır- Ceza Mahkemesi çağırılan şahitleri dinledikten so-nra istiaaf edeni itham olunduğu suçtan kabahatlı bulmamış, ancak huzurunda olan şahadetten Fasıl 155, Ceza Usulü Kanununun 85(4) maddesi taltında yeni bir dava eklenmesine direktif vermiştir. Eklenen yeni dava aynen şöyledir:-
"Sanık 23 Eylül 1971' de Lâr-naka kazasına bağlı Geçitkale toprağının Biharotılla mevkünde Lefkara'lı olup Geçitkale'de sakin bulunan Halil Hüseyin Ruso'yu namı diğerle Batsali'yi malûliyetine ve vahim bedensel incinmesine sebep olmak niyeti ile bir çoban topuzu ile darbedip yaraladı.-"
Eklenen işbu ikinci dava Fasıl 154, Ceza Kanununun 228(a) maddesine istinad etmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi istinaf edeni 2. davadan kabahatlı bulup 7 sene hapislik cezasına mahkûm etti. İstinaf eden mahkûmiyet ve cezanın, diğer şeyler meyanında, aşağıd-aki sebeplerden dolayı hatalı olduğunu ileri sürerek mahkûmiyet ve ceza aleyhine istinaf eylemiştir:
1. Ağır Ceza Mahkemesi sanık tarafından yapılan ifadeyi gönüllü bir ifade olarak kabul etmekle hataya düşmüştür.
2. Ağır Ceza Mahkemesinin "Judges Rules"la-rın memleketin örf ve adeti ile bağdaştırılması gerektiği hususundaki bulgusu hatalıdır.
3. İfadenin soru-sual neticesi alınmış bir ifade olduğuna dair geçerli ve kâfi şahadet olduktan sonra Ağır Ceza Mahkemesi bu hususta herhangi bir bulgu yapmayarak ifad-eyi geçerli bir ifade olarak kabul etmekle hata işlemiştir.
4. "Judges Rules"ları adli takdire tabi nizamat olarak kabul ederek kanuni icbari kaideler olmadığına hükmetmekle Ağır Ceza Mahkemesi hataya di,işmüştür.
5. Ağır Ceza Mahkemesinin sanığın tutuk-lu olduğuna dair kanaat getirdikten sonra ifade "Judges Rules"lara uygun olarak alınmasa dahi geçerlidir şeklindeki kanaat ve bulgusu hatalıdır.
6. Ağır Ceza Mahkemesi sanığın sözlü ifadesini kabul etmekle hataya düşmüştür. Mahkeme işbu gönüllü ifadeyi değ-erlendirirken yanlış kıstaslara istinad ederek hata işlemiştir.
7. Ağır Ceza Mahkemesinin istinaf edenin maktülü malûliye- tine ve bedensel incinmesine sebebiyet vermek niyeti ile yaraladığı bulgusu hatalıdır.
8. İstinaf edenin maktüle bir darbeden fazla v-uruş yaptığına dair şahadet olmadığı halde maktül üzerinde bulunan yaraların tümünün istinaf eden tarafından yapıldığını bulmakla Ağır Ceza Mahkemesi hata işlemiştir.
9. İstinaf eden tarafından verilerı sözlü ve yazılı ifadeler geçerli kabul edilse dahi, i-stinaf edenin kabul ettiği tek darbeden başka cliğer darbelerin başkası tarafından atılabileceğine dair zaman, fırsat ve sebep olduğuna dair kâfi şahadet olduğu halde maktul üzerindeki yaraların tümünün istinaf eden tarafından ika olunduğuna dair Ağır Ceza- Mahkemesinin bulgusu hatalıdır.
10. Tüm şahadet muvacehesinde Ağır Ceza Mahkemesi sanığı mahkûm ettiği suçtan mahkûm etmekle hataya düşmüştür.
11. Kesilen 7 senelik hapislik cezası alenen fahiştir.
Bu mesele ile ilgili Ağır Ceza Mahkemesinin bulduğu ilgil-i vakıalar kısaca şöyledir:-
Sanık 30 yaşında, evli ve 2 çocuk babasıdır. Aslen Lefkaralı olup 1963 hadiselerinden sonra göçmen olarak Geçitkaleye sığınmış ve orada ikamet etmekte idi. Sanığın kendi malı 105 baş keçi davarı vardı. Maktül 34 yaşında, evli -ve 6 çocuk babası idi. Aslen Lefkaralı olup 1963 hadiselerinden sonra göçmen olarak Geçitkaleye sığınmıştı ve orada ikamet etmekte idi. Maktül de geçimini 150 baş keçi davarından temin etmekte idi. Sanık, maktül, Hüdaverdi Sabri ve Beyzade Sabri keçi davar-larını Geçitkale "Biharoulla" mevkünde otlatıp orada olan bir dereden
davarlarını suluyorlardı. Davarların sulama ameliyesi bu bölgenin çobanları arasında münakaşa mevzuu yaratırdı. Buna sebep de davarını ilkin götüren çobanı diğer çobanların beklemesi- gerekirdi ve bu yüzden dolayı çobanlar arasında çekişme oluyordu. Nitekim takriben 20 Eylül 1971'de sanık ile maktül arasında bnir çekişme oldu ve bu çekişmede birbirlerine küfür etmişlerdi.
23 Eylül 1971' de maktül sabah saat 4.00 sularında davarına git-mek için atına binerek evinden ayrıldı. Aynı gün Beyzade Sabri Lârnakaya işi icabı gideceğinden keçilerini yeğeni sanığa bıraktı. Beyzade Sabri o gün Lârnakaya gidip Geçitkaleye döndü ve takriben ö.s. saat 2.30'da davarına gitmek için katırına binip köyden- ayrıldı. Takriben 3 çeyrekte "Biharogolimbo" mevküne gitti ve sanığı buldu. Oraya vardığından bir çeyrek sonra keçileri sulamak için sanıkla beraber davarı dereye sürdü. Suya vardıklarında maktülün davarının orada olduğunu gördüler. O an maktül 2 dönüm uz-akta yüksek bir yerde oturuyordu. Sanık ile Beyzade Sabrinin davarı suyun yanına yanaşmaya başlayınca maktül yerinden kalktı ve davarının yanına gitti. Sanık ve Beyzade Sabri takriben 5-10 dakika davarlarını suladıktan sonra dereden yukarıya dağa doğru dav-arlarını sürdüler. Maktül suyun yanında
sulanmakta olan davarının yanında kaldı. Sanık ve Beyzade Sabri takriben dereden 3-5 dönüm uzakta olan kalem tarlasının içinde bulunan sanığın katırının yanına gittiler. Beyzade Sabri sanığın heybesini sanığın katırı-ndan alıp kendi katırının üzerine koydu ve katırına binip önde giden davarının yanına gitti. Sanık ise hayvanını ısladırlamak için geri kaldı. Beyzade sanıktan 5-10 dönüm uzaklaştıktan sonra bir köpek havlaması ve bunun akabinde de maktülün sanığa küfretti-ğini duydu. Maktül "bre doğuştan pezevenk, senin ananı avradını yapacağım, seni yarın bu gölün içine gömeceğim" dedi. Sanık cevap vermedi. Maktül küfretmeye devam ederek "senin kanını bunun içinde içeceğim" dedi. O an sanık maktüle "bana söylüyorsun be kap-ro Ruso" dedi. Beyzade Sabri bu küfürleri dinlerken olduğu yerden ancak sanığı görebilirdi, maktülü görecek durumda değildi. Sövüşme devam etti, maktül sanığa "gelirsem oraya kemiklerini ezeceğim" dedi ve o an birbirlerine "adam isen sen el aşağı" "adam i-sen sen gel yukarı"
diye söz düellosuna başladılar. Bundan hemen sonra maktül yukarıya doğru gitti, sanık ise katırına binip dereye indi. Bu şekilde ıkisi birbirlerine yaklaşmaya başladılar. Aralarında münakaşa ciddileştiğinden Beyzade Sabri binili oldu-ğu halde daha yüksek bir yere çıktı. O an sanık ile maktül birbirlerini elleri ile kaktırıyorlardı ve "yok adam isen sen bana vur, yok adam isen sen bana vur" diye münakaşa ediyorlardı. Beyzade Sabri kendilerine ıslık atarak "yapmayın ayıptır, göçmensiniz,- tarlaları mı pay edeceksiniz" dedi Sanık cevap vermedi, Beyzade tekrar ıslık attı ve "Halil be arkadaş kavga etmeyin tarlaları mı pay edeceksiniz, niye böyle yaptınız" dedi. Maktül de cevap vermedi, Bundan hemen sonra sanık ile maktül birbirlerinden birbi-rlerinden 5-6 bacak ayrıldılar. Beyzade Sabri de onları birbirlerinden ayrılmış yanyana görünce davarının yanına gitmek
için oradan ayrıldı. Sanık ile maktül çekişirken ve birbırlerini kaktırırlarken her ikisinin de elinde çoban topuzları vardı.
Beyzade S-abri keçilerin yanına gitmesinden takriben 15 dakika sonra ve her ikisinin yanından takriben 30 dönüm uzakla tıktan sonra, sanık Beyzade Sabrinin yanına geldi ve kendisine Halil Batsali ile döğüştük" dedi. Beyzade Sabri sanığa cevaben "iyi bok yedin" dedi.- Sanık Beyzadeye "gideceğim polise bildireyim dedi. Bunun üzerine Beyzade sanığa "ne istersen yap" dedi. Oradan her ikisi hayvanları üzerinde Geçitkaleye döndüler. Sanık Geçitkale Emniyet Karakoluna doğru gitti. Beyzade Sabri ise kendi evine gitti.
Sanık s-aat 17.17 de Geçitkale Emniyet Karakoluna elinde çoban topuzu ile girdi ve vazifede bulunan PE.222 Hasa Şevket sanığın "birşey mi var Hüseyin" dedi. Sanık ise işte tahminen yarım saat evvel 'Biharogolimbis' mevkiinde çoban Halil Ruso ile çekiştik, kavga et-tik, topuz ile kendisine vurdum ve yere düştü" dedi. Bunun üzerine emni et mensubu sanığa kanuni ihtar yaptı. Sanık ihtardan sonra herhangi bir cevap vermadi. Sanık karakola girdiğinde heyecanlıydı ve acele konuşuyordu. Sanığın verdiği malûmat üzerine makt-ülü bulmak için bir polis ekibi polis arabası ile "Biharogolombis" mevkiine gitti. Yapılan aramada bir nadas tarla içerisinde yüzü koyun vaziyette vücut uzalı, kertenkele biçiminde, baş hafif yukarıda, iki el başının altında, yüz ve baş
kısmı al kanlar -içinde, kafa kısmı kan ve toprak karışımı çamur ile sıvalı, yerde başının hizasında altında birikmiş kan olduğu halde maktül bulundu. Polis ekibinden PÇ.1172 yaralıya yakından ba.ktı ında baş kısmının tamamen kanlı çamur içerisınde olduğunu, ağız ve dudakl-arının içeriye doğru çökmüş olduğunu, ağzında diş kalmadığını, sağ yanak üzerinde gayet derin bir yara olduğunu, sağ alın üzerinde yine derin bir yara olduğunu tesbit etti. Yaralıya birçok sorular soruldu fakat hiç cevap alınamadı. Yaralı kendinden geçmiş -bir durumda idi, ve yalnız bacaklarını hareket ettiriyordu.
Polis ekibi polis arabası ile yaralıyı Geçitkalede üslenmiş bulunan Barış Gücü kampına götürdü. Orada yaralının yaralarına ilk yardım yapıldıktan sonra Barış Gücü personelınden bir kişi yaralıya -iğne yaptı ve yaralı acele olarak PE.466 Ahmet Osman refakatında Barış Gücüne bağlı bir vasıta ile Rum genel Hastahanesine kaldırıldı.
Yaralının yüzündeki yaralar Rum hastahanesinde silinince sağ gözünün patlamış olduğu, çenesinin ve dişlerinin ezik olduğ-u, PE.46ç tarafından tesbit edildi. Yaralı Lârnaka Rum Hastahanesinde birka saat yaşadı fakat bu zaman zarfında tıbbi bakımdan hangi safhalardan geçtiği, kendisine ne yapıldığı meçhuldur.
Yarâlı Lârnakaya kaldırıldıktan sonra sanık da Lârnaka Türk Emniyet- Müdürlüğüne götürüldü ve polis nezaretine alındı. Sanık Lârnaka Türk Emniyet Müdürlüğüne varışından kısa bir zaman sonra ve tutuklu olduğu bir esnada vakanın nasıl cereyan ettiğini, meseleyi tahkikat eden polis memurlarına anlatmak istemesi üzerine Cinai -Tahkikat Şubesinin amiri PÇ. Hasan Halile bildirildi. PÇ. Hasan Halil Lârnaka polisine geldi ve sanıktan sanığın arzusu üzerine, kanuni ihtarı yaptıktan sonra, bir ifade aldı ifadenin bittiği ana kadar gerek sanık gerekse Lârnaka Türk Emniyet Müdürlüğü yar-alının durumunun ne olduğunu bilmiyordu. Sanığın ifadesi alındıktan takriben 10 dakika sonra yaralının Lârnaka Rum Hastahanesinde öldüğü öğrenildi ve bunun üzerine sanık, kanuni ihtar yapıldıktan sonra maktül kanuni olarak ölümüne sebep olduğundan tevkif e-dilâi. Aynı gün sanık Lârnaka Türk Emniyet Müdürlüğünde Dr. Ahmet tarafından muayene edildi. Sanık üzerinde herhangi bir yara veya bere belirtisi görülmedi.
24 Eylül 1971' de Lârnaka Rum Hastahanesinde maktülün cesedi üzerinde ismi meçhul bir Rum doktoru -otopsi yaptı. Otopsi esnasında herhangi bir Türk doktoru (izin verilmediğinden) hazır değildi. Yalnız Derviş Bondigo isminde bir şahıs otopsi esnasında kapıdan otopsiyi takib ederken maktülün kafasındaki saçlı deri açıldığında kafa tasının yanında ve onun -arkasında delik olduğunu görsiü. Hazır bulunan beyaz önlüklü bir şahsın o delikten bir kemik parçası çıkardığını gördü. Maktülün cesedi aynı gün öğleden sonra maktülün yakınlarına teslim edildi ve cesst Lârnaka Türk Hastahanesine götürüldü. Dr. Ahmet Talât- cesedi 16.30' da muayene ederek şunları tesbit etti. "Baş sağ ve sol yanlarından aşağıdan yukarıya, önden arkaya olmak üzere, sert ve uzun bir cisimle şiddetle vurulmasından mütevellit yüzü boydan boya sağa iki, solda ise bir hematom. Sol ve sağ ıdizde 8 -veya 10 cm. birbirine
paralel her iki bacakta 3 darbe. Ayrıca sağ kasık bölgesinde yine aynı şekilde yere paralel 2 hematom mevcuttu." Cesedin baş kısmı sarılı olduğu için Doktor sargıyı açıp kafa tasındaki yaraları tesbit edemedi.
Ceset aynı gün Geçitkal-eye götürüldü ve akşam üzeri Geçitkale mezarlığına defnedildi. Bu mesele ile ilgili tahkikat devam ederken ölüm sebebini ortaya çıkarmak için Türk tarafınca otopsi yapılmadığından, ceset mezarlıktan çıkarılıp 28 Eylül 1971'de Dr. Aydın Sennaroğlu ve Dr. Ah-met Talât mezarlıkta ceset üzerinde bir otopsi yaptılar.
Dr. Sennaroğlu cesedin alnında sol temopral bölgede, her iki göz çevresinde, sol yanağında, her iki uyluğun ön yüzünde, ve her iki dizde hematom belirtileri tesbit etti. Saçlı deri, eski dikiş üzeri-nden kaldırıldığı zaman frantal kemik ve sol temporal kemiklerde geniş kırık tespit edildi. Dr. Sennaroğluna göre ceset üzerinde önceden yapılan otopside otopsi kaidelerine uygun olarak kafa tası testere ile kesilmemişti. Beynin içinden ayrıca kırık kemik -parçaları çıkarılmıştı.
Dr. Aydın Sennaroğlu'nun kanaatına göre ölüm sebebi kafa kemiklerinin kırılması, beynin ezilmesi ve beyin kanamasıdır.
19.10.1971 tarihinde sanığa itham olunduğu suç ile ilgili ihtardan sonra dava okundu ve sanık cevaben "ben öldü-rmedim efendim" dedi.
Sanığın avukatı duruşma esnasında sanığın Geçitkalede yaptığı şifahi ifade ile Lârnaka Emniyet Genel Müdürlüğünde yapılan gönüllü yazılı ifadenin gönüllü ifade olmadıklarını ve bu ifadelerin geçerli ifade olarak kabul edilmemesi gere-ktiğini iddia etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi ise her iki ifadenin de gönüllü olduğu kanaatına vararak ifadeleri geçerli şahadet kabul etmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi sanığın maktülü topuz ile darbederek yaralı olarak yere düşürdüğünü ve yere düşürdükten sonr-a maktülü bir kaç defa daha darbettiği kanaatına vardı. Ağır Ceza Mahkemesi maktülün ölüm sebebinin yalnız ve yalnız sanığın darbelerinden olduğu hususunda çok az dahi olsa makul şüpheleri olduğunu ve bu şüphenin faydasını sanığa vermek gerektiğinden sanığ-ı itham olunduğu maktülün ölümüne sebep olmak suçundan kabahatlı bulmadılar. Ancak Ağır Ceza Mahkemesi sanığın maktülü insafsızca dövüp maktülün malûliyetine ve vahim bedensel incinmesine sebep olmak niyeti ile darbettiğine dair makul şüpheden ari bir şeki-lde kanaat getirmişler ve sanığı Ağır Ceza Mahkemesinin eklediği 2. davada yani maktülün malûliyetine ve vahim bedensel incinmesine sebep olmak niyeti ile bir çoban topuzu ile darbedip yaraladığından kabahatlı buldular.
İlk olarak bu istinafta gönüllü ifa-de ve "judges rules"lar ile ilgili iddiaları ele alalım. Ağır Ceza Mahkemesi yazılı ifadenin gönüllü olup olmadığı hususunda duruşma içinde duruşma yaptıktan sonra sanığın ifade verirken durumunun 1964'de yapılan judges rules ların 2. nızamına girdiğini ve- bu nizamın öngördüğü hükümlerin yerine getirildiği kanaatına varmıştır. Duruşma esnasında sanığın avukatı ifadenin "judges rules"ların IV. nizamının (a) ve (d) kısımlarına uymadığını iddia etmiştir. "Judge rules"ların IV. (a) ve (d) kısımları aynen şöyled-ir:-
"IV. All written statements made after caution shall be taken in the following manner:-
(a) If a person says that he wants to make a sta-
tement he shall be told that it is intended to
make a written record ofwhathe says. He
shall a-lways be asked whetherhe wishes to
write down himself what he wants to say;
if he says that he cannot write or that he
would like someone to write it for him, a
police officer may offer to write the statement for him. If he accepts the- offer the police officer shall, before starting, ask he person making the statement to sign, or make
his mark to, the following:-
'I, ......, wish to makea statement,
I want someone to writedownwhat I sa.
I have been told that Ineed notsa-y any-
thing unless I wish to do so and that whet-
ever I say may be given in evidence.'
(b) ...............
(c) ...............
(d) Whenever a police officerwrites the
statement, he shall take down the exact words
spoken by the person making -the statement,
without putting any question other than such
as may be needed to make the statement
coherent, intelligible and relevant to the
- material matters: he shall not prompt him."
Görüldüğü gibi "judges rules"ların IV (a) nizamına göre kanuni ihtardan sonra herhangi bir şahıs bir ifade vermek arzu ediyorsa bu ifadenin yazılacağının o şahsa bildirilmesi gerekir. Bu gibi bır şahsa söyleme-k istediklefini kendisinin yazmayı arzu edip etmediği sorulmalıdır. Şayet bu gibi şahıs kendisinin yazamadığını veya başka bir şahsın kendisi için ifadesini yazmasını istediğini söylerse, polis ifadeyi bu gibi şahıs için yazabileceğini teklif edebilir. Bu -gibi şahıs bu teklifi kabul ederse polis ifadeyi yazmaya başlamazdan önce aşağıdaki ibareyi bu gibi şahsın imza etmesini veya işaret koymasını istemelidir:
"Ben ......... bir ifade yapmak istiyorum. Söyleyeceğimi birisinin yazmasını isterim. Bir şey söylem-ek mecburiyetinde olmadığım fakat ne söylersem şahadet olarak verilebileceği bana söylendi.."
"Judges rules"ların IV (d) nizamına göre ise polis ifadeyi yazarken ifadeyi veren şahsin söylediği kelimeleri aynen yazmalıdır ve ifadeyi insicamlı (coherent), v-azıh (intelligible) ve esas noktalara alâkalı (relevant) yapan suallerden mada başka herhangi bir sual sormamalıdır. Plis herhangi bir tahrik (prompt) yapmamalıdır. istinaf esnasında sanığın avukatı gönüllü ifadenin sanık tarafından yazılmadığını, sanağın- ifadeyi yazmak isteyip istemediğinin sanığa sorulmadığını ve ifade alınırken ifadenin tümüne bakıldığında "judges rules"ların IV (d) nizamına aykırı olarak soru sual sorulduğunu, sanığın tahrik (prompted) edildiğini iddia etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi ifa-denin soru sual tahtında alınmadığı kanaatına vardı. Ağır Ceza Mahkemesi ifadenin sanık tarafından yazılması sorulup sorulmadığı hususunda judges rules ların IV (a) nizamına harfiyen uymamakla beraber bunun judges rules"ların ruhuna aykırı olmadığı kanaat-ına vardı. Buna sebep olarak da bu "rules"ların Kıbrıstaki sosyal duruma, kültür, örf ve adetlere ve makul düşünceli insanın durumuna göre ayarlanması gerektiği kanaatını izhar etti. Gerek Ağır Ceza Mahkemesinde gerek İstinaf Mahkemesinde 1964'te yapılan "-judges rules"ların Kıbrısta uygulandığı iddia makamı ve müdafaa tarafından farzolunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi de bu "judges rules"ların Kıbrısa da uygulandığını farzetmiştir. Bu hususun aksine İstinaf Mahkemesinde herhangi bir iddia yapılmadığı için, biz -de bu istinaf bakımından 1864'de yapılan "judges rules"ların Kıbrısta da uygulandığını farzediyoruz. Ancak bunu yapmakla bu hususta kat'i bir karar vermiş değiliz. Ağır Ceza Mahkemesi gönüllü yazılı ifadenin geçerli olup olmadığı hususunda "judges rules"la-rla ilgili şunları söylemiştir:-
"Bizim tefsirimize ve mevcut içtihatlara göre ve bizim kanaatımıza göre verilen bu ifade Kıbrısta kullanılmakta olan Judges Rules'a göre alınmıştır ve bu ifade geçerlidir."
Kanaatımızca yazılı ifade "judges rules"ların IV- (a) nizamına uygun bir şekilde alınmış değildir. Herhangi bir sanığın polise verdiği ifadenin Mahkeme tarafından geçerli olarak kabul edilebilmesi için İddia Makamının sanığın ifadeyi kendi arzusu ile serbest olarak ver= diğini makul şüpheden ari bir şeki-lde isbat etmesi gerekir. İddia Makamının bunu isbat edebilmesi için sanığa herhangi bir baskı veya tahrik yapılmadığını ve sanığa herhangi bir vaadda bulunulmadığını, sanığın ifadeyi kendi serbest arzusu ile yaptığını isbat etmesi gerekir. Umumiyetle herh-angi bir şahıs ifadeyi suçu işlediğine peşimanlık getirerek vicdanının rahatlamasını sağlamak gayesi ile verir. Herhangi bir ifadenin gönüllü verilip verilmediği hususunu incelerken ifade polis tarafından alınırken "judges rules"lara uyup uyulmadığı nazarı- itibara alınmalıdır. Polis herhangi bir ifadeyi alırken "judges rules"lara uyması gerekir. Ancak polis ifadeyi alırken "judges rules"lara uymaması halinde Mahkemelere o şartlar tahtında alınan bir ifadeyi kabul etmemesi için adli takdir verir. Mahkeme "ju-dges rules"lara uymadan alınan ifadeleri geçerli şahadet olarak kabul etmesi için sanığa herhangi bir haksızlık veya adaletsizlik yapılmadığına kanaat getirmesi gerekir. Herhangi bir ifadenin gönüllü olup olmadığı hususunda kanaat getirirken böyle bir ifad-enin "judges rules"lara uygun olarak alınıp alınrrıadığı faktörünü göz önünde tutması gerekir ve bu faktör mühim faktörlerden birisidir. Ağır Ceza Mahkemesi herhangi bir 'common law' prensibinin Kıbrısın sosyal durumuna, karakterine, örf ve adetlerine ve m-akul düşünceli insanın durumuna göre ayarlanması gerektiğini belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesinin belirttiği bu prensip ile tamamıyle hemfikiriz. Ağır Ceza Mahkemesinin hükmünden öyle anlaşılıyor ki Ağır ceza Mahkemesi herhangi bir şahsın polise bir ifade -verirken "judges rules"lara uyularak kendisine ifadeyi yazmak istemesi sorulması hususunun Kıbrıstaki örf ve adetlere, sosyal durum ve karaktere ve makul düşünceli insanın durumuna aykırı addetmiştir. Kanaatımızca gönüllü ifadelerin Kıbrıs Mahkemelerinde k-âbulü hususunda Yüksek Mahkemenin eskiden beri söyledikleri nazarı itibara alındığında Ağır Ceza Mahkemesinin bu husustaki kanaatı doğru değildir. Kıbrıs Yüksek Mahkemesi gönüllü ifadelerin geçerli şahadet olarak kabul edilmesinde Bidayet Mahkemelerinin ço-k titiz davranmaları gerektiğini birçok davalarda belirtmiştir. Nitekim Hüseyin Kızıl v. R. 19 C.L.R. 162'de şunlar söylenmiştir:-
"We would like to invite the attention of all trial Courts in the Colony to these confessions by accused persons after being- in custody for a considerable time. We would urge the greatest caution in receiving that evidence and the greatest caution in weighting it."
ve R. v. Mentesh 14 C.L.R. sayfa 244'de şunlar söylenmiştir:-
"Courts here should exercise the greatest caution b-efore acting upon the evidence of members of the Police Force, where it is unsupported by independent testimony and particularly in cases of serious crime sought to be proved by circumstantial evidence."
Yine gönüllü ifadelerin kabulü hususunda R. v. -Thompson (1893) 2 Q.B. 12 sayfa 18'de şunlar yer almaktadır:
"I would add that for my part I always suspect these confessions, w-hich are supposed to be the offspring of penitence and remorse, and which nevertheless are repudiated by the prisoner at the Trial. It is remarkable that it is of very rare accurrence for evidence of a confession to be given when the proof of the prisoner'-s guilt is otherwise clear and satisfactory; but, when it is not clear and saticfactory, the prisoner is not unfrequently alleged to have been seized with the desire born of penitence and remorse to supplement it with a confession; -a desire which vanishes- as soon as he appears in a court of justice."
Ağır Ceza Mahkemesi sanığın verdiği ifadenin gönüllü olduğunu kabul ederken işbu- yazılı ifade alınırken 1964, "judges rules"ların IV (a) nizamına uyulmadığı faktörünü nazarı itibara almamıştır. ianaatımızca Ağır Ceza Mahkemesinin bu faktörü nazarı itibara alması gerekirdi. Ağır Ceza Mahkemesi hükm,ünde yazılı ifadenin soru-cevap şekl-inde olduğuna, ifadeyi okumakla kani olmadıklarını belirttiler. Kanaatımızca sanığın ifadenin soru-cevap şeklinde alındığını Mahkemede isbat etmesi gerekmez. Bütün ifade okunduğunda ifadenin sorucevap şeklinde alındığına. dair bir süphe yaratırsa böyle bir- ifade kabul edilmeyebilir. İfadenin sanık tarafından gönüllü verildiğini İddia Makamının isbat etmesi gerekir. Sanığın ifadenin gönüllü verilmediğini isbat etmesi gerekmez. Sanık bu gibi hallerde ifadenin gönüllü verilmediği şüphesini yaratırsa Mahkeme bö-yle bir ifadeyi geçerli şahadet kabul etmeyebilir. Kanaatımızca yazılı ifade tüm okunduğunda işbu ifadenin soru-cevap şeklinde aIındığına şüphe yaratmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi ifade soru-cevap şeklinde alınsa dahi, Ağır Ceza Mshkemesi adli t-akdirini kullanarak ifadenin gönüllü verildiğine kanaat getirebilirdi. Ancak ifade soru-cevap şeklinde alınmışsa bu faktörün Ağır Ceza Mahkemesi tarafından nazarı itibara alınması gerekirdi. Ağır Ceza Mahkemesinin ifadenin gönüllü olup olmadığı hususunda v-erdiği ara kararı ve dava sonunda hükmünü incelediğimizde, verilen yazılı ifadenin gönüllü olduğu kanaatına varırken ifadenin "judges rules"ların IV (a) ve (d) nizamlarına uygun olarak alınmadığı faktörlerini göz önünde tutmadığını görüyoruz. verilen tüm ş-ahadeti incelediğimizde ve ifade alınırken "judges rules"ların IV (a) ve (d) nizamına uygulmadığı göz önünde tutulduğunda, ifadenin hakikaten gönüllü olduğuna şüphe vardır. Bundan dolayı yazılı ifadenin geçerli şahadet olarak kabul edilmemesi gerekirdi.
İ-stinaf edenin avukatı sanığın polise verdiği şifahi ifadenin de "judges rules"lara uygun olarak alınmadığını iddia etmiştir. Buna sebep olarak da sanık Polise şifahi ifade verirken kendi kendini itham etmeye başladıği anda polisin sanığı konuşmaktan durdur-ması ve kendisine derhal kanuni ihtarı yapması gerektiğini iddia etmiştir. İstinaf edenin avukatının ileri sürdüğü hukuki prensiple hemfikiriz. Ancak Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda verilen şahadette açıkça görülüyor ki sanık polise konuşmasını yaparken heye-canlı ve devamlı konuşmuş ve konuşmayı işiten polis ilk fırsatta ve derhal gereken kanuni ihtarı yapmıştır. Nitekim polis sanığın kanuni ihtarı yaptıktan sonra sanık polise başka bir şey söylememiştir.
Şimdi de sanığın mahkûm olduğu suç ile ilgili niyet k-onusunu ele alalım. Sanığın kabahatlı bulunduğu suçtan mahkûm olunabilmesi için İddia Makamının, maktülün yaralandığını, yaraların sanık tarafından yapıldığını ve bu yaralar sanık tarafından yapılırken sanığın niyetinin maktulün malûliyetine ve vahim beden-sel incinmesine sebebiyet vermek olduğunu, makul şüpheden ari bir şekilde isbat etmesi gerekir. İddia Makamı bu 3 unsurun herhangi birisini isbat edemezse, sanık kabahatlı bulunduğu suçtan mahkûm edilemeidi. Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda olan şahadetten ma-ktülün yaralandığına ve sanık tarafından yaralandığına makul şüpheden ari bir şekilde şahadet vardır. Niyet meselesine gelince sanığın suçu işlerken niyetinin yalnız maktülün malûliyet ve vahim bedensel incinmesine sebebiyet vermek olduğunun makul şüpheden- ari bir şekilde isbat edilmesi gerekir. Mahkeme huzurunda olan şahadetten maktülün niyetinin başka bir niyet olabileceği ihtimali varsa, sanığın mahkûm edildiği suçtan mahkûm edilmemesi gerekirdi. Bu hususta R. v. Steane (1947) K.B. 997 sayfa 1004'de Lord- Goddard şunları söyledi:-
"While no doubt the motive of a man's act and his intention in doing the act are, in lâw, different things, it is, none the less, true that many offences a specific intention is a necessary ingredient and the jury have to be sati-sfied that a particular act was done with that specific intent, although the natural consequences of the act might, if nothing else were proved, be said to show the intent for which it was done. To take a simple illustration, a man is charged with wounding- with intent to do grievous bodily harm. It is proved that he did severely wound the prosecutor. Nevertheless, unless the Crown can prove that the intent was to do the prosecutor grevious bodily harm, he cannot be convicted of that felony. It is always ope-n to the jury to negative by their verdict the intent and to convict only of the misdemeanour of unlawful wounding. Or again, a prisoner may be charged with shooting with intent to murder. Here again, the prosecution may fail to satisfy the jury of the int-ent, although the natural consequence of firing, perhaps at close range, would be to kill. The jury can find in such a case an intent to do grevious bodily harm or they might find that if the person shot at was a police constable, the prisoner was not gui-lty on the count charging intent to murder, but guilty of intent to avoid arrest. The important thing to notice in this respect is that where an intent is charged in the indictment, the burden of proving that intent remains throughout on the prosecution. N-o doubt, if the prosecution prove an act the natural consequence of which would be a certain result and no evidence or explanation is given, then a jury may, on a proper direction, find that the prisoner is guilty of doing the act with the intent alleged, -but if on the totality of the evidence there is room for more than one view as to the intent of the prisoner, the jury should be directed that it is for the prosecution to prove the intent to the jury's satisfaction, and if, on a review of the whole eviden-ce, they either think that the intent did not exist or they are left in doubt as to the intent, the prisoner is entitled to be acquitted."
ve Reg. v. lVicos Sampson Georghia-des (No.2) 22 C.L.R. s. 133'de Zekia Bey şunları söyledi:-
"When the presence of intent in an attempt to commit a particular offence is sought to be established the nature of the evidence must be such as to rule out all other inferences inconsistent with t-he presence of such intent. It is not enough in ascertaining whether a particular intent is proved or not to say that this was a reasonable inference to be drawn from the facts but one must go further and be able to say that was the only reasonable inferen-ce which could be drawn from the facts as found; if there be another reasonable view or probability consistent with innocence (as far as the particular charge is concerned) capable to be taken on the same facts then the onus of proving beyond reasonable do-ubt the existence of the particular intent has not been discharged"
Ağır Ceza Mahkemesi sanığın niyetinin ne olduğu hususunda 3 türlü niyetin mütalâa edilebileceğini beyan etti. Bunlardan birincisi sanığın kavga başlarken Ruso'yu darbedip onu korkutmak is-temesi, ikincisi bu çok ciddi kavgada sanığın Ruso'yu tamamıyle attığı topuz darbeleri ile bedensel bakımdan ağır derecede yaralayıp onu saf dışı etmek istemesi, üçüncüsü sanığın Ruso'yu ttığı topuz darbeleri ile öldürmek istemesi. Bidayet Mahkemesi hükmü-nde devamla 3. niyetin Mahkeme huzurundaki şahadetten varid olmadığı kanaatına vardı. 1. niyet incelenirken Ağır Ceza Mahkemesi aynen şunları söylemiştir:-
"O halde acaba sanık topuz darbelerini Ruso'nun üzerine yığarken kendisini korkutmak için mi yapmışt-ır? Bu hususu enine boyuna mütalâa edip sanığın niyetinin bu olmadığına kanaat getirdik."
2. niyet için ise Bidayet Mahkemesi aynen şunları söylemiştir:-
"Huzurumuzdaki şahadetten sanık ile Ruso topuzla.rı ile birbirlerinin karşısında bulunuyorlardı. Sanı-ğın ifadesine göre ilk topuz darbesini Ruso attı fakat kendisine isabet olmadı. Bunun üzerine sanık da Ruso'nun kafasına bir topuz darbesi vurup kendisini al kan içerisinde yere düşürdü. Bulgularımızdan sanığın o tek topuz darbesi ile meseleyi kapatmadığı -merkezindedir. Ruso'yu başından yaralı olarak yere düşürdükten sonra sanık kendisini birkaç defa daha darbetmiştir. Kullandığı vasıta yani darbetme aleti bir topuz olduğundan ve Ruso'nun vücudunun en nazik uzuvlarından biri olan kafasına attığı darbeler on-un yüzünü ve kafasını feci bir şekilde parçalamıştır.
Yukarıda mütalâasını yaptığımız hukuki noktaları bu olaylara tatbik edip neticeye vardığımızda sanık Ruso'yu bu kavgada insafsızca dövüp tamamı ile ezmek istemiştir. O halde bizim, sanığın bu darbeleri -Ruso'yu korkutmak için vurmadığına ve Halil Hüseyin Ruso'nun malûliyetine ve/veya vahim bedensel incinmesine sebep olmak niyeti ıle vurduğuna dair en ufak bir şüphemiz yoktur."
Görülüyor ki Ağır Ceza Mahkemesi vakanın cereyan ediş şeklinden sanığın yalnı-z 3 niyetinin olabileceği ihtimalini göz önünde tutmuştur. Kanaatimizce Beyzade Sabrinin şahadeti ve sanığın polise verdiği ve geçerli şahadet olarak kabul edilen şifahi ifade göz önünde tutulduğunda Ağır Ceza Mahkemesinin ihtimal dahilinde verdiği niyetle-rden mada daha başka niyetler de ihtimal dahilinde olabilir. Meselâ sanık Ruso'yu yalnız darbetmek isteyebilirdi veya Ruso'yu darbederek vücuduna alelâde bedensel zarar yapmak isteyebilirdi veya Ruso'yu darbederek yaralamak isteyebilirdi. Ağır Ceza Mahkeme-si sanığın Ruso'nun kafasına bir topuz darbesi vurduğunu ve al kan içerisinde yere düşürdüğünü ve yere düştükten sonra dahi birkaç defa daha darbettiğini söylemiştir. Halbuki Ruso'nun yere düştükten sonra sanığın Ruso'yu bırkaç defa da,ha darbettiği hususu-nda Mahkemenin huzurunda herhangi bir şahadet yoktur. Sanığın Ruso'nun topuz ile kafasına vurduğu ve Ruso'nun yere düştüğü hususundaki Ağır Ceza Mahkemesinin bulgusu sanığın yazılı ifadesine istinad etmektedir. Daha ewel belirttiğimiz gibi bu ifade şahadet- olarak kabul edilmemesi gerektiğinden bu şahadet rıazarı itibara alınamaz. Ağır Ceza Mahkemesınin Beyzade Sabrinin Ma,hkemeye verdiği şahadetu kabul ettiğini, sanığın maktüle vurduğu darbelerin çoğunun kat'i olarak maktülün yerde olduğu bir zamanda vuruld-uğuna dair şahadet olmadığını, sanık ile maktülün bir arada bulunmaları sanık tarafından plânlanmadığını, maktülün elinde de sanıkta olduğu gibi bir topuz olduğunu, maktülün ilk önce sanığı tahrik ettiğini ve sanığa doğru topuz ile yürüdüğünü göz önünde tu-tarak sanığın maktüle vururken niyetinin yalnız Ruso'nun malûliyetine ve bedensel vahim incinmesine sebebiyet vermek olduğu kanaatına varmak salim değildir. Kanaatımızca kavganın nasıl başladığı, kavgadan hemen önce maktülün tutumu göz önünde tutulduğunda -sanığın niyetinin maktülün malûliyetine ve bedensel vahim incinmesine sebebiyet vermekten başka bir niyet olabileceği ihtîmal dahilindedir. Belki sanığın niyeti maktülden kurtulmak için maktülü darbetmek veya maktülün vücuduna alelade bedensel zarar yapmak- veya maktülü alelade yaralamaktı.
Yukarıda izah ettiğimiz sebeplerden dolayı İddia Makamı sanığın niyetinin Ruso'nun malûliyetine ve bedensel vahim incinmesine sebebiyet vermek olduğunu makul şüpheden ari bir şekilde isbat edememiştir. Dolayısıyle sanığı-n kabahatlı bulunduğu suçtan suçlu bulunmaması gerekirdi. Ancak Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda verilen tüm şahadet göz önünde tutulduğunda maktüle vahim zarar (grevious harm) yapıldığına şüphe yoktur. Tüm şahadet nazarı itibara alındığında maktülün kafasınd-a bulunan tüm yaraların kat'iyetle sanık tarafından yapıldığına dair şahadet yoksa da, maktül darbedildiği yerde bulunduğunda polisin maktül üzerinde müşahade ettiği yaralardan maktüle vahim zarar yapıldığına şüphe yoktur. Maktülün kavga yerinde bulunduğu -ana kadar üzerinde olan yaraların sanık tarafından yapıldığı da tüm şahadet göz önünde tutulduğunda makul şüpheden ari bir şekilde isbat edilmiştir. Sanığın avukatı gerek Bidayet Mahkemesinde gerekse İstinaf Mahkemesinde maktül üzerinde bulunan bazı yarala-rın başkaları tarafından da yapılabileceği ihtimali olduğunu ileri sürmüştür. Bidayet Mahkemesi ise hükmünde böyle bir ihtimal olmadığı kanaatına varmıştır. Tüm şahadet nazarı itibara alındığında Ağır Ceza Mahkemesinin bu kanaatları hatalı değildir. Tüm şa-hadet nazarı itibara alındığında maktüle yapılan vahim zararın sanık tarafından gayri kanuni bir şekilde yapıldığı makul şüpheden ari bir şekilde isbat edilmiştir. Bundan dolayı sanık Halil Hüseyin Ruso'ya vahim zarar (grevious harm) yapmak suçundan kabaha-tlı bulunabilirdi.
Ceza Usulü Kanununun 145(1)(c) maddesi tahtında Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet kararı iptal edilir. Sanığı Ceza Kanununun 231. maddesine aykırı olarak 23 Eylül 1971'de Lârnaka Kazasına bağlı Geçitkâle toprağının "Biharoulla" mevkünde- Lefkaralı olup Geçitkale'de sakin bulunan Halil Hüseyin Ruso'ya gayri kanuni vahim zarar (grevious harm) yaptığından kabahatlı bulur ve mahkûm ederiz.
Sanığın 23 Eylül 1971'den itiba.ren Ağır Ceza Mahkemesinin hüküm verdiği güne kadar yani 23 'Mart 1972'-ye kadar tutuklu kaldığını ve 23 Marttan bugüne kadar hapiste bulunduğunu göz önünde tutarak sanığı 4 yıl hapse mahkûm ederiz.
Yüksek Mahkeme
7 Haziran, 1972.
-
-
Full & Egal Universal Law Academy