-D.47/89 Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 106/87, 118/87
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Niyazi F. Korkut, Taner Erginel.
Yargıtay/Hukuk 106/87
(Dava No.1066-/85; G. Mağusa)
İstinaf eden: Leonard Fairclough (Hotels) Ltd. Lefkoşa.
ile
Aleyhine istinaf edilen: 1. Kıbrıs Türk Turizm İşletmeleri Ltd. Şti. Girne.
2. KKTC Başsavcılık, Lefkoşa.
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Meteş Aziz.
Aleyhine istinaf edilen namına: Davalı No.1 adına Mustafa Güryel,
Fuat Veziroğlu, Davalı no:2 adına Başsavcı
- Akın Sait.
Yargıtay/Hukuk 118/87
(Dava No.1066/85; G. Mağusa)
İstinaf eden: KKT Cumhuriyeti Başsavcısı, Hukuk Dairesi, Lefkoşa.
(Davalı 2)
ile
Aleyhin-e istinaf edilen: Leonards Fairclough Hotels, Lefkoşa.
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Başsavcı Akın Sait.
Aleyhine istinaf edilen namına: Menteş Aziz.
H Ü K Ü M-
N. Ergin Salâhi: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç Niyazi F. Korkut verecektir.
Niyazi F. Korkut: Davacı Leonard Fairclough (Hotels) Ltd, Davalı No.1 Kıbrıs Türk Turizm İşletmeleri Ltd. ile Davalı No.2 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti aleyhine 3-.10.1985 tarihinde Mağusa Kaza Mahkemesinde 1066/85 sayılı bir dava dosyalıyarak talep takririnde Mağusa Kazasına bağlı Yeni Boğaziçi köyünde Salamis Bay Oteli olarak bilinen taşınmaz malın sahibi ve mutasarrıfı olduğunu, davalı No.2'nin gayrıyasal olarak -konu tesisleri davalı No.1'e kiraladığını ve davalı No.1'in de 8.11.1974 tarihinden itibaren konu tesisleri davacının izni olmadan işgal ve tasarrufunda bulundurup tahliye etmediğini ileri sürerek:
a) davalıların, ajanlarının ve hizmetkârlarının konu tesi-slere müdahale etmemelerine, ve
b) davalıların 8.11.1974 tarihinden itibaren konu tesisleri tahliye edene dek, müştereken ve/veya münferiden, ara kâr ödemelerine ilişkin istemde bulundu.
Davalı No.1 dosyalamış olduğu müdafaa ve mukabil talebinde, sair -şeyler yanında, davacı şirketin Şirketler Mukayyitliği nezdinde kayıtlı bir şirket olmadığı ve davacı şirketin yetkili kurulundan dava açması için yetki belgesi bulunmadığı nedeni ile davasının ileri gidemeyeceğini ve keza davacının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhu-riyeti'nde kendi adına taşınmaz mal kayıt ettirmek için müracaatı bulunmadığına göre de böyle bir mal için herhangi bir talepte bulunamıyacağını ve dava konusu taşınmaz malın, 1974 Barış Harekatından sonra terkedilmiş mal olması nedeni ile, davalı No.2'nin- zilyetliğinde ya da mülkiyetinde olduğunu ileri sürdü.
Davalı No.1, müdafaasında, ayrıca konu taşınmaz malın mülkiyetinin mevzuata aykırı olarak Türk toplumuna mensup olmayan bir şahsa devredildiğinden ötürü konu mal üzerinde davacının hiçbir hak talebi-nde bulunamıyacağını ileri sürerek konu malın mülkiyetinin, yürülükteki mevzuata göre, davalı No.2'ye ait olduğunu ve bu nedenle davalı No.1'in mütecaviz sayılamıyacağı gibi herhangi bir kira ya da ara kâr ödeme yükümlülüğü bulunmadığını ve böyle bir yüküm-lülük bulunsa bile onun da zaman aşımına uğradığını savundu.
Davalı No.1 müdafaasına devamla 8.11.1974 tarihinden itibaren konu tesislerin bakım ve onarımı için borçlanarak 790,715,559TL masraf yaptığını ve keza tesislerin pazarlanması için de harcamada -bulunduğunu ileri sürerek mukabil talep yolu ile davacıdan genel zarar ziyan talebinde bulundu.
Davalı No.2 de, davalı No.1'in müdafaasına benzer bir müdafaa dosyalıyarak ilâveten, mukabil talep yolu ile, dava konusu taşınmaz malın 1969 yılı içerisinde -ya da o tarihlerde, yürürlükteki mevzuata aykırı olarak, Türk toplumuna mensup olmayan bir şahsa satıldığına ilişkin bir tespit kararı verilmesini istedi.
Yapılan duruşma sonucu, alışılagelmiş teamüle ters olarak, Tam Teşekküllü Kaza Mahkemesinin ilk hük-münü veren üye, hükmünde, ihtilâfsız şahadete göre dava konusu tesislerin üzerinde bulunduğu yerin Mağusa Kazasına bağlı Yeni Boğaziçi köyü hudutları dahininde 3411 ve 3413 kayıt numaralı iki koçandan müteşekkil olup 3411 kayıt no'lu malın alanının 3 dönüm- 2 evlek, 1700 ayakkare, 3413 kayıt No'lu malın alanının ise 40 dönüm 2 evlek, 1700 ayakkare olduğu; konu tesislerin 8.11.1974 tarihinde davalı No.2 tarafından davalı No.1'in tasarrufuna verilip halen davalı No.1'in tasarrufunda bulunduğunu vurguladıktan s-onra Emare 7 olara YİM 168/85 sayılı dava tutanakları ile Emare 11 olan Bakanlar Kurulu kararına atfen davacı şirketin 21.12.1970 tarihinde Kıbrıs Rum Şirketler Mukayyitliğinde usulüne uygun şekilde tescil edildiğine ve bu tescilin muteber olduğuna ilişki-n bulgu yaparak davacının tüzel kişiliği olup dava açmaya ehil olduğuna ilişkin karar verdi.
Mahkeme üyesi, hükmünde, davacı şirketin bir Rum Şirketi olup olmadığı hususu da inceleyerek davacı şirketin münhasır bir Rum şirketi olmadığına ilişkin bulgu ya-ptı. Mahkeme üyesi 30/83 sayılı Şirketler (Değişiklik) Yasası'nın 112A maddesinin öngördüğü yeniden tescil işlemine de değinerek davacı şirketin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuryeti sınırları içerisinde ilgili mevzuat çerçevesinde yeniden tescil için yaptığı mütea-ddit müracaatlarının reddedildiğini ancak davacının dava açma hakkıının 30/83 sayılı Yasanın 112A maddesi kapsamı içerisinde olmadığı ve davacının dava açmaya hakkı bulunduğu ve dava açmak için yetki verme hususunun da davacı şirketin bir iç meselesi oluğu-, kaldı ki şirket direktörü John Crowther'in YİM 168/95 sayılı davadaki şahadetinden de görülebileceği gibi avukatlara talimat verildiğinin sairh olduğu ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dışında mukim olan davacı şirketi avukat tutma varakası vermesinin de -gerekmediği kanaatına vardı.
Dava konusu taşınmaz malın mülkiyeti hususunu da inceleyen üye 3411 kayıt No.'lu malın 26.7.1971 ve 3413 kayıt No.lu malın ise 23.7.1971 tarihinde davacı şirket adına Tapuda kaydolup mezkûr kayıtların halen Tapu sicilinde ayn-en durduğu ve herhangi bir devir işlemi yapılmadığı; davalılar tarafından Emare 3 olarak ibraz edilen dava konusu taşınmaz mallara ilişkin kaydın geçersiz olduğu hususundaki Mağusa Kaza Mahkemesinin 1188/85 sayılı davasında verilen tesbit kararının (declar-atory judgment), davacının taraf olmadığı bir davada verilmiş olması nedeni ile, davacıyı bağlamadığı; ve bu nedenle Tapuda bu hükme dayanarak "Roll of Owner"e düşülen şerhin bir değeri olmadığı ve Tapudaki mülkiyeti ile ilgili kayda herhangi bir etki yapm-adığı hususunda bulgu yaptı.
Davacı şirket adına kayıtlı 4313 kayıt No'lu 40 dönümlük taşınmaz malın 32 dönümünün Zekiye Hasan isimli bir Türkten iznsiz olarak Leonards Fairclough (Cyprus) Ltd.'e intikâl edip bilahare hibe yolu ile davacı şirkete geçtiği- hususunda da bulgu yapan üye bu konu ile ilgili yasal durumu da incelyerek izinsiz olarak Türk Cemaatı mensubu bir şahıstan Türk Cemaatı mensubu olmayan şahıslara yapılan devirler neticesi gerçekleşen tapu kayıtlarının "geçersiz" olduğuna ilişkin yasalard-a açık bir hükme rastlanmadığına değinerek yasa koyucunun aksine 15/65 sayılı 1975 Kıbrıs Türk Toplumuna Mensup Olmayan Kişilere Taşınmaz Mal Satışını Yasaklama (Değişiklik) Yasası ve 11/78 sayılı Taşınmaz Mal (Devir ve İpotek) Yasası ve Rum Yönetimince is-dar edilen 9/65 sayılı yasa uyarınca 1974 Barış Harekatı öncesi yapılmış olan devirleri geçerli kıldığını da vurgulayarak 3413 kayıt No'lu taşınmaz malın Türkten geçme 32 dönümlük kısmı ile ilgili devrin geçerli olduğu kanaatına vardı.
Dava konusu taşınm-az mala bir tecavüz olup olmadığını da inceleyen üye, öncelikle konu taşınmaz malın 32/75 sayılı 1975 Yabancı Taşınmaz Malların (Kontrol ve Yönetimi) Yasası kapsamında yabancıya ait bir taşınmaz mal olmadığına; davalıların konu taşınmaz mala girmelerine bi-r yasal dayanak bulunmamasına karşın konuyu 1974 Barış Harekatı sonrası koşullar ışığında değerlendirerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan gerçek ve tüzel kişilere ait mal varlıklarının korunmasının devletin bir yükümlülüğü olduğu-na ve konu malın bu koşullar altında davalı 2 tarafından devralınıp meşru olduğuna ancak konu malın bu koşullara altında tasarrufa alınmış olmasının davacının kayıtlı sahibi bulunduğu malını tasarruf etmesi hakkını ortadan kaldırmadığına ve konu malda dava-lıların bulunmalarının sınırsız olmayıp konu tesislerin kayıtlı mal sahbinin devlete müracaat ederek malını geri istediği an davalıların konu malı kayıtlı mal sahiplerine teslim etmesi gerektiğine ve teslim etmeme keyfiyetinin gerçekleştiği andan itiabren -yasal anlamda bir tecavüz husule geldiğine ilişkin görüş belirterek bu husustaki şahadeti de değerlendirip şahadete göre 1977 yılı içerisinde davacı şirketin dava konusu tesislerin kendilerine teslimi hususuna Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devlet ilgililer-i nezdinde görüşmelerde bulundukları sonucuna vararak 1977 yılı sonundan itibaren davalıların dava konusu taşınmaz malı davacıya teslim etmemeleri fiilinin gerçekleştiğine ve konu tarihten itibaren davalıların konu malı mütecaviz olarak işgal ettiklerine i-lişkin bulgu yaptı.
Mahkeme üyesi daha sonra 1975-1985 yılları arasında davacıya ödenecek ara kâr ile ilgili şahadeti de değerlendirerek konu devreler için ödenecek ara kârı saptadı.
Dava açıldıktan sonra Haziran 1987 de Yasama Meclisince çıkarılan 27--28-29/87 sayılı yasaların bu davaya uygulanıp uygulanmayacağını da inceleyen üye bu yasaların açılmış bulunan davalara etkili olamıyacağı ve uygulana-mıyacağı kanaatına varmıştır.
Davalı No.1'in mukabil talebine de değinen üye bu hususta layihalarda yete-rli tafsilât olmadığı bir yana şahadet de bulunmadığını ve bu istemin reddedilmesi gerektiği kanaatına vararak sonuçta davacı lehine ve davalılar aleyhine müştereken ve münferiden:
a) davalıların, ajanlarının ve/veya hizmetkârlarının Salamis Bay Otel ola-rak bilinen turistik tesisleri tahliye edip davacıya teslim etmelerine ancak icarının 6 ay süre ile durdurulmasına;
b) davalıların davacıya hükümde çeşitli devreler için saptadığı miktarları ödemelerine;
c) davalıların mukabil taleplerinin reddedilmes-ine, ve
d) davacının dava masraflarının davalılar tarafından ödenmesine, ilişkin hüküm verdi.
Mahkeme Başkanı ise üyden ayrı olarak verdiği hükmünde, sair şeyler yanında, üyenin davalı No.2'nin mukabil talebi ile 27-28-29/87 sayılı yasaların geriye dön-ük olarak uygulanamıyacağına ilişkin görüşü dışındaki hükmü ile hemfikir olduğunu vurgulayarak üyeden farklı olarak konu yasaların bu davaya uygulanabileceğine ve davacı şirket henüz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde tescil yaptırmadığına göre Kuzey Kıbrıs- Türk Cumhuriyeti'nde faaliyet yapamıyacağına ve dava açma hakkının da faaliyet kavramı içerisinde olduğuna ve bu nedenle davacının davasının ileri gidemeyeceğine ve keza davalı No.2'nin mukabil talebi uyarınca 3413 kayıt nolu taşınmaz malda Zekiye Hasan'd-an intikal eden 32 dönümlük mal ile ilgili olarak talep edildiği şekilde bir tesbit kararı verilmesi gerektiği kanaatına vardı.
Sonuçta Mahkeme heyetinde görüş birliği sağlanamadığı nedeni ile davacının talepleri ile mukabil taleplerin reddedilmesine ili-şkin hüküm verildi.
Davacı bu hükme karşı istinaf dosyaladı. Davalılar da davacı tarafından dosyalanan istinafta Emir 35, nizam 10 uyarınca ihbar dosyaladılar. Davalı 2 ayrıca verilen hükme karşı ayrı bir istinaf da dosyaladı. Her iki istinaf birleştiril-erek dinlendi.
İstinaf eden davacı istinaf ihbarnamesinde özetle; Kaza Mahkemesi Başkaının 27-28-29/87 sayılı yasaların geriye dönük uygulanabikeceğine ilişkin bulgu yapmakla ve davalı 2'nin mukabil talebi uyarınca bir tesbit kararı vermekle hata ettiğin-i ve üyenin ise 3413 kayıt No'lu gayrimenkulün 32 dönümünün Türk Cemaat mensubu bir şahıs tarafından yürülükteki mevzuata aykırı olarak Türk Cemaatı mensubu olmıyan kişiye satıldığına ve davalıların dava konusu taşınmaz mala girişlerinin meşru olduğuna ili-şkin bulgu yapmakla hata ettiğini ileri sürdü.
Davalılar ise davacının istinafında, Emir 35, nizam 10 uyarınca dosyaladıkları ihbar ile kendi mukabil istinaflarında, özetle, üyenin hazırlayıp başkanın katıldığı hükümde davacı şirketin 21.12.1970 tarihin-de Kıbrıs Rum Şirketler Mukayyitliği nezdinde usulüne uygun olarak tescil edildiğine; davcının Rum şirketi olmadığına; faalliyetin dava açmayı kapsamadığına, 15.7.1974 öncesi Kıbrıs'ta kayıtlı şirketlerin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yeniden kayıt işl-emleri yapılmadığı takdirde eski tescillerinin muteber olamıyacağına dair mevzuatımızda kural olmadığı ve bu tür şirketlerin kayıtlarının muteber olduğu ve bu nedenle davacı şirketin tescil işleminin elan muteber olduğuna; davacının dava açma için yetkili -olduğuna; davacının avukat tutma varakası dosyalamasının gerekmediğine; dava konusu malın halen davacı adına kayıtlı olduğuna; 1188/85 sayılı hükme dayanarak Tapuda "Roll of Owners"e düşülen kaydın geçersiz olduğuna ilişkin bulgu yapmakla; dava konusu taşı-nmaz malın 32 dönümünün yürürlükteki mevzuata aykırı olarak Türk Cemaatı mensubu olmayan kişiye satıldığına ilişkin bulgu yaptıktan sonra davalılar aleyhine tahliye ve ara kâr için hüküm vermekle; 11/78 sayılı yasa uyarınca Rum yönetimince yapılan devirler-in geçerli olduğuna; davalıların konu taşınmaz mala girişlerinin 32/75 sayılı yasa, 41/77 sayılı İskân, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası ve 33/75 sayılı 1975 Yabancı Malların tahsis ve değerlendirilmesi Yasası çerçevesinde yasal dayanaktan yoksun olduğ-una; davacının 1977 yılı içerisinde dava konusu malın kendilerine teslim edilmesine ilişkin talepte bulunduklarına ve bu nedenle davalıların 1977 yılı sonundan itiabren mütecaviz oldukalrına; 1974 Barış Harekatından sonra Devletin hakimiyet hakkına dayanra-k konu taşınmaz malı tasarrufuna almış olmasının mal sahibinin tasarruf hakkını ortadan kaldırmadığına ve davacının tecavüze karşı dava açma hakkı bulunduğuna; davacının layihlarında eksiklik bulunmadığına ve davacının ara kâr talep etmeye hakkı bulunduğun-a; ilişkin bulgusunun hatalı olduğuna, Alt Mahkemnin ara kâr ile ilgili oalrak davacının şahadetini tercih etmekle yanılgıya düştüğünü ve üyenin 27-28-29/87 sayılı yasaların bu davaya uygulanamıyacağına ilişkin bulgusunun hatalı olduğunu ve davalı 2'nin mu-kabil talep uyarınca bir tesbit kararı vermemekle de hatta ettiğini ileri sürdüler.
İstinaf ve mukabil sebeplerini incelemeye geçmezden önce belirtmek istediğimiz bir husus vardır. Bu dava ile ilgili olarak gerek alt mahkeme gerekse istinaf safhasında An-ayasa Mahkemesine yapılan havalelerde Anayasa Mahkemesi, bu davanın özüne ilişkin konularda kararlar vermiş bulunmaktadır. İstinafı incelerken sırası geldikçe değindiğimiz bu kararlardan sonra bu istinafta konu davadaki talepler hususunda Mahkememizin takd-irine kalan karar verme alanı çok daralmıştır. Davalıların bu istinafta öne sürdüğü görüşlerini incelerken görülebileceği gibi bunlar büyük ölçüde Anayasa Mahkemesinin karara bağladığı hususları yinelemekten ibarettir. Dolayısıyle Anayasa Mahkemesinin kar-arlarına doğrudan değilse bile dolaylı olarak ters düşmeden Mahkememizin davacının taleplerinin önemli bir bölümünü reddetmesine olanak yoktur.
Duruşmadan önce 27-28-29/87 sayılı yasalar ile ilgili olark Anayasa Mahkemesine yapılan havale sonucu Anayasa -Mahkemesine:
27/87 sayılı 1963-1974 döneminde yapılan Taşınmaz Mal Devir İşlemleri Yasasının 4, 5 ve 8. maddelerinin;
28/87 sayılı Şirketler (Değişiklik) Yasası ile değiştirilmiş şekli ile Fasıl 113 Şirketler Yasası'nın 112A ve 112B (1)(A) maddelerinin; -ve
29/87 sayılı Karma Şirketlere Ait Taşınmaz Mallar (Denetim ve Yönetim) (Değişiklik) Yasası ile değiştirilmiş şekli ile 27/83 sayılı Karma Şirketlere Ait taşınmaz Mallar (Denetim ve Yönetim) Yasası'nın 2A, 3 ve 4 maddelerinin Anayasasının 1. maddesine -aykırı olduğuna karar verildi.
Anaysa Mahkemesinin bu kararı ışığında bu yasaların ilgili maddelerinin bu davaya uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle istinaf eden bu nokta üzerindeki istinaf sebeplerinde haklıdır.
İstinafta yakınma konusu yapılan kon-ulardan biri de davalı 2'nin mukabil talebinde istediği tesbit kararı ile ilgilidir. Davalıların bu tesbit kararını kanıtlamak üzere Alt Mahkemeye Emare 3 olarak ibraz ettikleri Mağusa Kaza Mahkemesinin 1188/85 sayı ve 14.11.1985 tarihli hükmüne bakıldığın-da bu davada davacının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başsavcısı ve davalıların ise (1) Bahire A. Tevfik ile (2) Letife Yusuf olduğunu; davalı No.2 Aleyhindeki davanın geri çekildiği ve Mahkemenin bu davada davalıların annesi müteveffiye Zekiye Hasan'ın ken-di adına kayıtlı 663 kayıt No'lu 32 dönüm tarlayı 4.4.1969 tarihinde yürülükteki mevzuata aykırı olarak satmış olduğuna ilişkin bir tesbit kararı verdiği görülür. Emare 3 kararda sözü edilen 663 kayıt No'lu malın bu davaya konu taşınmaz mallardan biri olan- 3413 kayıt No'lu 40 dönümlük malın 32 dönümünü oluşturduğuna ilişkin de Mahkeme önünde şahadet mevcuttu. Ancak konu tesbit kararının verildiği davada kararda sözü edilen taşınmaz malın ilgili tarihte Tapuda kayıtlı mal sahipleri davada taraf yapılmadıklar-ı gibi hükümde konu taşınmaz malın kaydının kaderine ilişkin bir karar da verilmiş değildir. Tapudaki kayda ilişkin bir karar verilmemiş olmasına karşın, şahadete göre, Emare 3 hükme dayanılarak Tapudaki kaydın geçersiz olduğuna ilişkin "Roll of Owners"e b-ir şerh düşülmüştür.
Yukarıda de değinildiği gibi Emare 3 hükmünde Mahkeme konu kaydın geçersiz olduğuna ilişkin bir karar vermediği bir yana konu malın Tapudaki kayıtlı sahibi de o davada taraf yapılarak ona bir müdafaa hakkı tanımadan alınan kararın da-vacıyı bağlamadığına kuşku yoktur. Kaldı ki bu karardan önce davacı Mağusa Kaza Mahkemesinden 11.10.1985 tarihinde dava konusu taşınmaz malların Tapudaki kayıtlarında herhangi bir değişiklik yapılmamasına ilişkin Emare 4 emri almıştı ve bu emre göre Tapuda-ki konu taşınmaz mal ile ilgili kayıtlara müdahale edilmemesi gerekirdi.
Bu hususta Gör: Yargıtay/Hukuk 51/81.
Ayrıca bu tür tesbit kararlarının ihtiyari olduğu ve çok dikkatli ve adli bir şekilde davranılarak ve bütün ilgili taraflar Mahkeme önünde olm-adan verilmemesi gerektiği de Halsbury's Laws of England, Vol.22, para 1611 de vurgulanmaktadır. Bu nedenlerle Emare 3 hükme dayanarak ya da davacının kabulü ile olsa bile verilecek bir tesbit kararına dayanarak davacının Tapudaki mülkiyet ile ilgili kayıt-larını ortadan kaldırmak olası değildir. Nitekim davda şahadet veren Tapu memuru Sabri Oğuzkan da Tapuda (i) Land Register ve (ii) Roll of Owners olarak iki defter tutulduğunu Roll of Owners'e mal üzerindeki yükümlülüklerin kaydedildiğini ve Land Register'-in de malın kime ait olduğunu gösterdiğini ve emvcut kayıtlara göre malın halen davacının adında olduğu belirtmiştir.
Bu nedenle bu davada davalı 2'nin mukabil talebi uyarınca bir tesbit kararı verilip verilmediğine bakılmaksızın konu malın Tapudaki kayı-tlara göre halen davacının adında olduğu sonucuna varılması gerekir.
21.12.1963 ile 20.7.1974 tarihleri arasında Türk bölgelerindeki Tapu Dairelerinde tapu işlemi yapılmayıp bu süre zarfındaki tüm işlemlerin Rum tarafınaki Tapuda yapıldığı adli ihbar ola-rak alınabileceği gibi 11/78 sayılı yasanın 54. maddesi de bu süre zarfındaki tüm devir işlemelerini bu yasa altında yapılmış gibi yasallaştırdığına göre davacı adına yapılan devir işleminin yasal olmadığını söylemek de oalsı değildir. Kanun koyucu istese -idi bu yasaya bir madde koyarak Türk Cemaatı mensubu olmayanlara yapılan devirleri istisna oalrak geçersiz sayabilirdi ancak yasa koyucu yasada böyle bir ayırım yapmamıştır.
Konu malın mülkiyeti davacıda olduğuna göre de tasarrufunun da davacıya ait oldu-ğunu kabul etmek gerekir. 1974 Barış Harekatı nedeni ile davacının geçici olarak konu taşınmaz maldan uzaklaşmış olması onun tasarruf haklarını ortadan kaldırmaz.
Sırası gelmişken 15/75 sayılı yasa ile tâdil edilen 6/69 sayılı 1968, Kıbrıs Türk Cemaatına- Mensup Olmayan Şahıslara Gayrımenkul Mal Satışını Meneden Kural'ın 10(a) maddesine değinmekte yarar vardır. Davalılar müdafaalarında bu yasaya aykırı olarak satılan Zekiye Hasan'a ait 32 dönümün mülkiyet ya da zileytliğinin davalı 2'ye ait olduğunu ileri -sürmüşlerdir. 6/69 sayılı esas yasa 19.4.1969 da yayınlanıp 11.6.1975 de 15/75 sayılı yasa ile getirilen bir değişiklik sonucu esas yasaya 20(A) maddesi eklenmiştir.
Esas yasaya eklenen 20 A maddesi aynen şöyledir:
"Madde 20 A (a) Esas Yasa veya yürülükt-e bulunan mevzuata aykırı olarak satılmış olduğu mahkemece karara bağlanacak olan herhangi bir taşınmaz malın mülkiyetinin, Türk toplumuna mensup olmayan şahsa devri veya intikali ile ilgili tapu sicilindeki kaydı, nazarı itibara alınmaz ve böyle bir muame-le yapılış anından itiabren geçersiz sayılır.
(2) Böyle bir taşınmaz mal üzerinde, satanın herhangi bir mülkiyet hak veya talebi kalmaz.
(3) Bu şekilde satılmış bir taşınmaz malın idaresi ve tasarrufu, Bakanlar Kurulu kararnamesi ile saptanacak koşulla-ra bağlı olarak, Vakıflar ve Din İşleri Dairesine verilir.
(4) Her ne sebeple olursa olsun satışı bugüne değin dava konusu olmayan, fakat Tapu kayıtlarında Türk toplumu mensubu bulunmayan kişilere, yasaya aykırı olarak satıldığı kesinlikle saptanan taşın-maz malların Tapu sicilindeki mülkiyet devri ile ilgili kaydı Bakanlar Kurulu kararı ile geçersiz ve hükümsüz sayılabilir. Bu malların idare ve tasarrufu Vakıflar ve Din İşleri Dairesine devredilir. Ancak, bu gibi hallerde söz konusu malların satışı ile il-gili koğuşturma yapma ilgili kişinin mahkemeye başvurma hakları saklıdır."
-Alıntısı yapılan maddenin içeriğinden de görülebileceği gibi maddenin uygulaması ileriye dönük olup yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra Mahkemece esas yasa ya da yürülükte bulunan mevzuata aykırı olarak satıldığı saptanacak olan satışlardan bahsetmek-tedir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de 15/75 sayıl yasanın 20(A) maddesi ile ilgili olarak yapılan A.M.3/86 sayılı havalede, bir yasa maddesinin yorumunu yapmanın esas itibarı ile davanın önünde bulunduğu Kaza Mahkemesine dönüştüğü ve bu nedenle Kaza Mahkem-esince yorumlanmasının doğru olacağına değinilmekle beraber yine de sözü edilen 20(A) maddesinin (1). (2). ve (3). fıkralarının, ilk nazarda, geriye dönük olmadığının gözükmekte olduğuna ilişkin "obiter" de olsa, bir görüş belirtmiştir.
Bu meselede ise k-onu mal şahadete göre, 4.4.1969 da satıldığına ve ilgili tâdil yasası da 11.6.1975 de yayınlandığına göre bu yasayı geriye dönük olarak bu davaya konu malın satışına uygulamak olası değildir. Yerleşmiş genel hukuk ilkelerine göre, istisnai haller dışında y-asalar yürürlüğe girdiği tarihten itibaren etkili olabilir. İstisnai hallerde geriye dönük olarak uygulanacaksa da bu hususun kanun koycu tarafından yasada sarahaten belirtilmesi gerekir. Yine bir yasa, geçmişe dönük yürürlü olacaksa kazanılmış haklara etk-i yapmaması gerekir. Bu hususlar A.M. 9/79, 4/82 ve Konsolide 20-21-11-23-14-25-27/81'de vurgulanmaktadır. Bu ileklere göre bu meselenin olgularına göz attığımızda 1969'da satışı yapılan ve şahadete göre daha sonra 1971 yılında davacı şirkete devredilmiş t-aşınmaz malın kaydının 1975 yılında geçirilen bir yasa ile ortadan kaldırılabileceğini söylemek mümkün değildir.
Davalıların yakınma konusu yaptıkları diğer bir husus da dava konusu taşınmaz malın terkedilmiş bir mal oluşu nedeni ile davalı 2'nin zilyetl-iğinde olduğudur. Bu nedenle dava konusu taşınmaz malın terkedilmiş bir mal olup olmadığı hususunun da incelenmesi gerekir.
Anayasanın 159(1)(b) maddesinde sözü edilen "terkedilmiş veya sahipsiz taşınmaz mal" söz dizisinin yorumu Anayasa Mahkemesi tarafı-ndan A.M.2/86 sayılı davada yapıldı. Bu davada Anayasa Mahkemesince yapılan yoruma göre yukarıda alıntısı yapılan söz dizisinden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kontrol ve yönetimindeki bölge dışında ikâmet eden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yurttaşı -veyA Kıbırs Türk Toplumu mensubu olmayan Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşları, Kıbrıs ve Yunan asıllı Rumlar, Ermeni asıllılar ve hisseleri oranında bunlar tarafından kurulmuş şirket, ortaklık, firma, dini, sosyal, kültürel kurum veya kuruluşlar tarafından terke-dilmiş taşınmaz malların murat edildiği ve yine Anayasanın 159(1)(b) maddesine ikinci kez sözü edilen "yasanın terledilmiş veya sahipsiz mal oalrak nitelendirdiği" söz dizisi ile: Anaysa yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan mevcut mevzuat uyarnca -yabancı sayılan veya sayılabilecek kişi, şirket, firma, kurum veya kuruluşlar tarafından terkedilmiş taşınmaz malların murat edildiği, ayrıca böyle bir yasanın 13.2.1975 tarihinden sonra yapılmış olması koşul olmakla beraber Anayasanın yürürlüğe girdiği ta-rihte yürürlükte bulunan bir yasa olabileceği gibi Anayasadan sonra yapılmış bir yasa da olabileceği vurgulanmıştır. Bu yoruma göre dava konusu taşınmaz malın Anayasanın 159(1)(b) maddesi kapsamında terkedilmiş bir mal olmadığına kuşku yoktur.
İncelenmes-i gereken başka bir husus da dava konusu taşınmaz malın mülkiyetinin, davalıların ileri sürdükleri gibi, yürülükteki mevzuata göre davalı 2'ye ait bir mal olup olmadığıdır. 29/87 sayılı Karama Şirketlere Ait Taşınmaz Mallar (Denetim ve Yönetim) (Değişikli-k) Yasası ile değiştirilmiş şekli ile 27/83 sayılı Yasanın 4. maddesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içinde ve karma şirketlerin mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar ile yabancı kişi veya yabancıların taşınmaz mal sahibi karma şirketlerdeki pay, a-lacak ve her türlü haklarının Bakanlığın mülkiyetinde olduğu öngörülerek bu konularda düzenleme getirmekle ve yasanın 2. maddesininde de "yabancı kişi" veya "yabancı"nın tanımı yapılmakta ise de bu yasanın ilgili maddeleri Anayasa Mahkemesine havale ediler-ek A.M. 1/88 de Anayasaya aykırı bulunduğu cihetle bu maddelerin bu davaya uygulanması olası değildir. Kaldı ki davalılar müdafaalarınında ve Alt Mahkeme hiç bir zaman konu taşınmaz malın karma bri şirkete ait oluşu nedeni ile mülkiyetinin davalı 2'ye ait -olduğunu ileri sürmüşlerdir. Esasa ilişkin bir olgu olan bu hususların layihalarda yer alması gerekli iken müdafaa takrirind konu edilmeyişi ve Alt Mahkemede de tartışılmamış olması nedeni ile bu hususun istinaf aşamasında ileri sürülmesi mümkün değildir. - Müdafaalarında ve Alt Mahkemede konu edilmemesine karşın istinafın duruşması sırasında davalılar 29/87 sayılı yasa ile tadil edilen 27/83 sayılı yasanın 4(1)(c) maddesine atıfla dava konusu malın zilyetliğinin davalı 2'de olduğunu da ileri sürmüşse de yuk-arıda belirtilen nedenlerle davalıların bu hususta söylediklerinin dikkate alınması mümkün değildir.
İlâveten 27/87 sayılı 1963-1974 döneminde yapılan Taşınmaz Mal Satışı ve Devir İşlemlerini Düzenleyen Yasanın "üçüncü devlet uyruklularının hissedar bulu-ndukları şirketlerin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Şirketler Mukayyitliği nezdinde tescil edilmeleri için başvurmamaları ya da başvurularının redddilmesi halinde böyle bir şirket adına tapu kayıtlarında mevcut herhangi bir taşınmaz malın terkedilmiş mal sa-yılarak 41/77 sayılı yasa kuralları uyarınca işlem göreceğine" ilişkin ilgili maddesi de A.M. 1/88 de Anayasaya aykırı bulunduğu cihetle bu yasa da bu davaya uygulanamaz.
Bütün bu nedenlerle davalılar dava konusu taşınmaz malın mülkiyetinin davalı 2'ye a-it olduğuna ilişkin savlrında da başarılı olmamışlardır.
Davalıların başka bir iddiaları da davacı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kendi adına bulunmadığına göre böyle bir mal için herhangi bir talepte bulunamayacağına ilişkindir.Davalıların bu savları- 28/87 sayılı yasa ile tadil edilmiş Fasıl 113 Şirketler Yasasının 112 A maddesine dayanmaktadır. Bu maddenin de bu dava bakımından Anayasaya aykırı olduğu A.M.1/88 de karara bağlandığı cihetle bu iddianın da ileri gitmesi olası değildir.
Davalıların yak-ınma konusu yaptıkları başka bir husus da davacı şirketin 1974 den sonra Şirketler Mukayyitliği nezdinde tescil edilmediği için bu davayı açamayacağına ilişkindir. Davalıların bu iddiaları 30/83 sayılı yasanın 6. maddesi ile esas yasaya eklenen 112 A'ya da-yanmaktadır. Bu madde ile 15.7.1974 öncesi Kıbrıs'ta kayıtlı olan şirketlerin veya böyle bir şirkette 15.7.1974 öncesinde sermaye payı bulunan Kıbrıs'ta kayıtlı şirketlerin Federe Devlette faaliyet gösterebilmeleri için Şirketler Mukayyitliği nezdinde tesc-il edilmeleri zorunluluğu getirilmiştir. "Faaliyet", Alt Mahkemenin de vurguladığı gibi, lugati manada, normal iş yapmak anlamına gelir ve dava açarak bir hak aramayı içermez. Yabancı bir şirketin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde faaliyet gösterebilmesi i-çin Şirketler Mukayyitliğinde tescilli olması ön koşul olmakla beraber böyle bir şirketin tescil edilmemiş oluşu onun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları ieçrisinde bulunan kayıtlı bir taşınmaz malının gasbedildiği ve de tecavüze uğradığı iddiası ile d-ava açmasına bir engel teşkil etmez. Bunun aksini düşünmek yabancı bir şirketin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhriyeti'nde bir haksızlığa uğradığında hiç bir zaman hakkını arayamıyacağı anlamına gelir ki hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde böyle bir yoruma itibar -etmek olası değildir.
İlâveten yasanın öngördüğü yeniden tescil bu durumda olan şirketklerin Kuzey Kıbrıs Türk Cuhuiryeti'nde faaliyet gösterebilmeleri için bir ön koşul olup böyle bir kayıt yaptırmayan bir şirketin zamanında yürürlükte olan mevzuata uyg-un olarak yaptırmış olduğu tescil işleminin geçersiz olacağı ya da o zamanki kaydının muteber olamıyacağı anlamına gelmez ve yasada da böyle bir koşul yoktur. Bu nedenle davacı şirketin zamanında o günkü yasalara uygun olarak yaptırdığı tescilinin geçerli -olduğu sonucuna varmak gerekir.
Alt Mahkemenin davacı şirketin dava açmasının konu şirketin bir iç meselesi olduğu ve dava açmaya yetkili olup avukat tutma varakasına da gerek olmadığına ilişkin bulgusunun hatalı olduğu hususunda davalılar tarafından ikn-a edilmedik, ve bu nedenle davalıların bu hususlara ilişkin istinaf sebeplerinde de bir mesnet görmüyoruz.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde tescilli olmayan bir şirket Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içerisinde faaliyet gösteremiyeceğine göre bö-yle bir şirketin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde mukim olmadığı bulgusuna varmak gerekir. Hernekadar Emir 2, nizam 14'de Kıbrıs'ta ikâmet edenlerin avukat tutma varakası dosyalamaları gerektiği vurgulanmakta ise de bugünkü koşullar içerisinde de bu emird-e sözü edilen "Kıbrıs" sözcüğünü bugün "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" olarak okuyup, onun dışında kalan Rum kesiminin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dışında mütalâa edilmesi gerekir.
Daha önce özetlenen olgulardan da görülebileceği gibi, davalıların esas- müdafaaları dava konusu malın zilyetliği veya mülkiyetinin davalı 2'ye ait olduğuna ilişkindir.
Davalıalrın bu savlarında başarılı olmayıp konu malın kayıtlı mal sahibinin davacı olduğu sonucuna varıldıktan sorna mütecavizlik durumunun layihalarda yeter-li olarak ileri sürülüp sürülmediği, davalıların mütecaviz olup olmadıkları ve mütecaviz iseler mütecavizliğin ne zaman başladığının incelenmesi gerekir.
Tutanaklardan da görülebileceği gibi davacı talep takririnde dava konusu taşınmaz malın kayıtlı sahi-bi ya da mutasarrıfı olup davalı No.1'in 8.11.1974 tarihinden itibaren konu malı davalı 2'den kiraladığı ve davalı No.1'in konu tarihten itiabren konu taşınmaz malı davacının izni olmadan işgalinde bulundurduğu ileri sürülmüştür.
Davalılar, Yargıtay/Hkuk- 28/80 sayılı karara atıfla talep takririnde yukarıda alıntısı yapılan iddiaların yeterli olmadığını ev davalıların ne şekilde mütecaviz olduklarının layihalarda yeterli şekile yer almaması nedeni ile davanın daha ileri gitmeden reddedilmesi gerektiğini il-eri sürmüşlerdir.
Alıntı yapılan Yargıtay/Hukuk 28/80 de yasal kiracılık durumu incelenerek bir kişi aleyhine tahliye alınabilmesi için onun yasal kiracı olması gerekli olduğundan layihalarda ne şekilde yasal kiracı olduğu hususunun belirtilmesinin şart -olduğu vurgulanmıştır. Yasal kiracılıktan farklı olarak bir taşınmaz malın sahibi ya da mutasarrıfı tarafından böyle bir taşınmaz mala yapılan bir tecavüz üzerine açılan bir davada onun konu malın sahibi ya da mutasarrıfı olup konu mala izinsiz girildiğini- ileri sürmesi yeterlidir.
Bu hususta Gör: Precedents of Pleadings, Bullen & Leake, 10. baskı s.449. Bu nedenlerle layihalarda mütecavizlik durumunun yeterli şekilde ileri sürülmediğine ilişkin davalıların istinaf sebeplerinde de bir mesnet görmüyoruz.
-Bu durumda şimdi de davalıların davada ileri sürüldüğü gibi mütecaviz olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Bir taşınmaz mala tecavüzün ne olduğu Fasıl 148, Haksız Fiiller Yasası Madde 43'de tanımlanmaktadır.
Maddde 43'ün Türkçe çevrisi aynen şöyledi-r:-
"Madde 43. "(1) Taşınmaz mallara elatma, herhangi bir kişinin bu gibi mallara, yasalara aykırı olarak, girmelerini, onlara zarar yapmasını veya müdahale etmesini anlatır.
(2) Şikâyet konusu eylemlerin bölgesel töreye göre müsaade edilen eylemler olm-ası durumunda, böyle bir töre, varlığı saptanırsa, savunma teşkil eder; ancak taşınmaz mallara elatma konusunda açılan herhangi bir davada, şikâyet konusu eylemin yasalara aykırı olmadığını kanıtlama yükü davalıya aittir.
Yukarıda alıntı yapılan maddeni-n içeriğinden de görülebileceği gibi, herhangi bir şahıs diğer bir şahsın tasarrufunda bulunan bir taşınmaz mala kanunsuz olarak girerse ya da kanunsuz olarak müdahale ederse yasal anlamda bir tecavüzcülük durumu doğmaktadır. Ayrıca herhangi bir taşınmaz m-ala önceleri yasal olarak girilse bile sonradan orada kalmaya devam ediliş, bazı hallerde, tecavüz sayılabilir. Bu istinafa konu davada Barış Harekatından sonra dava konusu taşınmaz malın davalı 2 tarafından devralınışı yakınma konusu değildir. Davacının e-sas yakınması konu tesislerin 8.11.1974'de davalı 1'e kiralanması ile başlamaktadır. Daha önce değinilen zilyetlik ve mülkiyetle ilgili yasal durum çerçevesinde davalıların konu tesisleri tasarruflarında bulundurmaları mesnetten yoksun olduğuna göre daval-ıların konu tesisleri tasarruflarında bulundurmaya devam etmelerinin yasal anlamda, bir tecavüz olduğu sonucuna varmak gerekir.
İstinaf eden davacı, istinaf ihbarnamelerinde, davayı dinleyen Tam teşekküllü Kaza Mahkemesi üyesinin davalıları mütecaviz bul-masına karşın daha sonra davalı No.2'nin dava konusu taşınmaz mala koruma için girip o günkü koşullar altında girişlerinin makul olduğu ve davalıların 1.1.1978 tarihinden itibaren mütecaviz olduklarına ilişkin bulgusunun hatalı olduğunu ileri sürmesine kar-şın istinafların duruşması sırasında bu istinaf sebebi ile ilgili olarak davalı No.2'nin Barış Harekatı sonrası konu taşınmaz mala girişini davada konu yapmadıklarını ve layihalarda davalı No.2 tarafından dava konusu tesislerin 8.11.1974 tarihinde davalı N-o.1'e kiralanması üzerine işgalin başladığını ileri sürdüklerini ve bu nedenle üyenin işgalin 8.11.1974'den itibaren başladığına ilişkin bulgu yapmamakla hata ettiğini ileri sürdü.
Davalılar ise Mahkeme üyesinin işgale ilişkin bulgusunun Emare 7 olan YİM- 168/85 sayılı dava tutanaklarına dayandırıldığı için hatalı olduğunu savundular.
Olgulardan ve tutanaklardan görülebileceği gibi davacı Alt Mahkeme davanın duruşması sırasında şahadet vermedi. Mahkeme üyesi de hükmünde, şahadeti incelerken, davacı şirket-in direktörü John Crowther'in YİM 168/85 sayılı başvurunun Emare 7 olarak ibraz olunan tutanaklarındaki şahadetine dayanarak, davacının dava konusu taşınmaz malın kendisine iadesi için 1977 içerisinde devlet ilgililerinden talepte bulunduğuna ilişkin bulgu- yaptı. Tutanaklar incelendiğinde tarafların onayı ile hüküm verildiği için, YİM 168/85 sayılı başvurudaki davacı şirketin direktörünün şahadetinin doğru olup olmadığına ilişkin o başvuruda Alt Mahkemenin bir bulgusu olmadığı bir yana o başvurudaki şahadet-e + ilişkin şahadet veren tanığı davalılar istintak etmedikleri gibi tutanaklardaki şahadette konu tesislerin iadesinin istendiğine ilişkin bir sav da yoktur. Bu nedenlerle bu emareye dayanarak mütecavizlik durumunun 1.1.1978 tarihinden itibaren başladığın-a ilişkin Mahkeme üyesinin bulgusu hatalıdır.
Bu durumda, layihalar ve mevcut şahadet ışığında, mütecavizliğin ne zaman başladığının incelenmesi gerekir.
Olgulardan da görülebileceği gibi davacı davalı 2'nin Barış Harekâtından sonra dava konusu tesisle-ri, korumak ve sair nedenlerle, devralmasın ve bilahare 8.11.1974 tarihinde davalı No.1'e kiralanmasına ses çıkartmamıştır. Davacı dava açılana dek konu tesislerin kendisine iade edilmesini istediğine ilişkin şahadet de sunmamıştır. Bu durumda davacı dava -konusu tesislerin davalı 2 tarafından devralınıp bilâhare davalı No.1'e kiralanmasına dava açılana dek göz yumarak zımnen izin vermiştir. Bu durumda mütecavizlik durumunun ancak dava ile tesislerin iadesinin istenmesi üzerine başladığı sonucuna varmak gere-kir.
Davacı dava açılana dek davalıların dava konusu tesislerde bulunmalarına zımnen izin verdiği ve mütecavizlik durumunun davalılar aleyhine dava açılması ile başladığı kanaatına vardıktan sonra davacının talep takririnde görülebileceği gibi, davalılar-dan 1975 yılından itibaren talep takririnde belirtilen farklı süreler için tahliyeye dek farklı miktarlarda ara kâr talep etmektedir. Bir tahliye davası ile birlikte davacının ara kâr talebinde bulunabilmesi için taşınmaz malı tasarrufunda bulunduran kişi -ile arasında bidayette bir mal sahibi kiracı ilişkisi varolması gerekir ve ancak böyle bir ilişki olması halinde ara kâr ödenmesi için talepte bulunabilir.
Bu hususta Gör: Woodfall on Landlord and Tenant 27. baskı, cilt 1, sayfa 1017, para.2167.
Bu dav-ada daha önce belirtildiği gibi davacı ile davalılar arasında bir mal sahibi kiracı ilişkisi varolmayıp, davalıların 1975 yılından beri dava açılana dek konu taşınmaz malı, davacının zımni izni ile tasarruflarında bulundurdukları ve dava açıldıktan sonra d-a işgalci oldukları kanaatına varıldığına göre, davacı davalılardan ara kar için herhangi bir talepte bulunamazdı. Davalılar 1975 yılından dava açılana dek olan tasarrufları ile dava açıldıktan sonra tahliyeye dek olan tasarruf sırasında bu tasarrufun sonu-cu olarak davacının bir zarara uğraması halinde davalılardan böyle bir zarar ziyan için talepte bulunabilmesi yasal olarak mümkün olmakla beraber davacının talep takririnde böyle bir iddiası ya da talebi yoktur.
Yargıtay olarak birçok kez vurgulandığı gi-bi Mahkemeler talep takririnde ileri sürülmeyen hususlar ile ilgili olarak hüküm veremezler.
Yukarıda belirtilen nedenlerle Alt Mahkeme davacı leyhine ara kâr için hüküm vermekle hatalı hareket etmiştir ve Alt Mahkemenin ara kâr ile ilgili olarak davacı -leyhine vermiş olduğu hükmün iptal edilmesi gerekir.
Bir an için davacının talep takririnde zarar ziyan talebi bulunduğu varsayılsa bile 1975 yılından sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne ulaşma zorluğu, bu davaya konu kompleksin ancak dışa bağlı bir t-urizm ile çalışabileceği ve davalıların sunduğu şahadet ile otelin kârı olmadığı dikkate alındığında davacının yatırım metoduna dayanan şahadeti ile zarar ziyan hususunda salim bir karara varabilmesi de olası değildir.
Davalıların bu istinafa konu taşınm-az malda mütecaviz oldukları kanaatına vardıktan sonra genelde, ilke olarak, tahliye için bir süre verilmesi uygun olmamakla beraber uygun görülen istisnai hallerde tahliye emrinin icrasının bir süre için ertelenmesine ilişkin emir vermeye Mahkemenin yetki-si vardır.
Bu hususta Gör: Glykys v. I. Ioannides, 24 C.L.R. sayfa 220.
Bu istinafta, konunun kendine has olguları ve özellikle tahliyesi öngörülen taşınmaz malın dış turizme dönük bir otel oluşu, davacının, 1975 yılından 1985 yılında dava açana dek da-valıların otelde bulunmalarına ve dolayısıyle oteli çalıştırmalarına göz yummuş olmasını dikkate alarak davalılara tahliye için Şubat 1990 sonuna dek bir süre tanınmasını uygun gördük. Tabiatı ile bu süre için davacının makul bir kira talep etme hakkı sakl-ıdır.
Yukarıda söylenenlerden anlaşılacağı gibi davacının dava açmaya ehil olduğu, dava açabilmek için avukat tutma varakası gerekmediği, davacının halen dava konusu taşınmaz malın tapuda kayıtlı sahibi bulunduğu, davacının gıyabında verilen tespit karar-ının malın mülkiyetinin ortadan kaldırılamıyacağı, 27-28-29/87 sayılı yasaların bu davaya uygulanamıyacağı, dava konusu taşınmaz malın terkedilmiş bir mal olmadığı davalıların bu davanın açıldığı tarih olan 3.10.1985 den itiabren konu tesislerde mütecaviz -oldukları kanaatına vardıktan sonra, davacının istinafları kısmen kabul edilerek;
Davalıların, ajanlarının ve/veya hizmetkârlarının, müştereken ve münferiden Mağusa Kazasına bağlı Yeni Boğaziçinde kâin Salamis Bay Oteli olarak bilinen tesislere müdahale -etmemelerine ve dava konusu tesisleri en geç 28.2.1990 tarihine dek tahliye edip davacıya teslim etmelerine, hükmolunur.
Davalıların mukabil istinafı kısmen kabul edilerek ara kâr ile ilgili davacının talepleri reddolunur.
Masraflarla ilgili herhangi -bir emir verilmez.
Son olarak bir hususa daha değinmek isteriz. Bu davanın safahatından görülebileceği gibi dava 3 Ekim 1985 tarihinde dosyalanmış, İlk Mahkeme önünde çok uzun bir süre askıda kalmış, bu arada hükümde konu edilen bazı yasalar geçirilerek -bu yasaların bu davaya uygulanıp uygulanamıyacağı tartışılıp, gerek İlk Mahkeme aşamasında gerekse İlk Mahkeme hükmüne karşı istinaf dosyalandıktan sonra olmak üzere 3 kez, Anayasa Mahkemesine gidilmiş ve dava ancak bugün sonuçlandırılabilmiştir.
Bu böy-le olduğuna göre ilgili mercilerin, hukukun üstünlüğü ilkesini gözönünde bulundurarak, konuyu daha fazla sürüncemede tutmadan davacının yasal haklarını elde etmesi için gerekeni yapmalarına salık veririz.
(N. Ergin Salâhi) (Niyazi F. Kor-kut) (Taner Eginel)
Yargıç Yargıç Yargıç
28 Kasım, 1989
-
-
19
-
Full & Egal Universal Law Academy