-D.4/92 Yargıtay/Hukuk 1/92
(İstida/İstinaf 2/92; Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Taner Erginel, Metin A. Hakkı
İstinaf eden: Ömer Bullici, -Lefkoşa.
Ersoy Bullici, Lefkoşa.
(Müstedaaleyh 4 ve 5)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Şefika Durduran, Gülten Ali Dana ve Zerrin Ş. İlkay'ın
Yetkili vekili sıfatıyle, Lefkoşa.
- (Müstediler)
A r a s ı n d a.
İstinaf edenler namına: Tahir Seroydaş.
Aleyhine istinaf edilenler namına: Kı-vanç M. Riza.
K A R A R
N. Ergin Salâhi: Bu istinaf Lefkoşa Tapu Amirinin aşağıda referansı verilen bölünmesi gayrıkabil taşınmaz malların aleni müzayede ile satış kararına karşı müstediler tarafından Kaza Mahkemesine dosyalanan istida istinafında tale-p edilen ve İlk Mahkemece kesinleşmesine karar verilen ara emrine karşı müstedaaleyh numara 4 ve 5 tarafından yapılmıştır. Bu meselenin olguları özetle şöyledir:
Lefkoşada Selimiye Mahallesi Pafta/Harita XXI/46.3.XIII Parsel 33'de görülen ve 1404 ayakkar-eden oluşan bir dükkânın 531/11008 hissei müstedi Zerin Şakir İlkay'a, 531/11008 hissesi müstedi Gülten Ali Dana'ya aittir. 1/256 hissesi müstedaaleyh numara 2, 2/256 hissesi müstedaaleyh numara 3 ve 2465/2752 hissesi müstedaaleyh numara 5 adına 1504 numar-alı koçan tahtında kayıtlıdır. Aynı mahallede, aynı pafta ve haritada parsel 32 olarak görülen ve 324 ayakkareden müteşekkil olup yukarıda referansı verilen dükkâna bitişik dükkânda müstediler ile müstedaaleyhler yukarıda görülen aynı oranlarda hisseye sah-iptirler.
Müstedaaleyh numara 4 ve 5 ilkin konu dükkânların taksiminin gayrıkabil olduğuna dair bir belge almak için Lefkoşa Kaza Tapu Dairesine müracaatta bulundular. Lefkoşa Kaza Tapu Dairesi konu taşınmaz malların Fasıl 224 Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayı-t ve Kıymet Takdiri) Yasası madde 27 tahtında taksiminin gayrıkabil olduğuna dair müstedaaleyh numara 4 ve 5'e 2.5.1991 tarihinde bir bölünmezlik sertifikası verdi. Böyle bir sertifika temin eden müstedaaleyh numara 4 ve 5 bu belgeyi aldıktan sonra Fasıl 2-24 Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasası madde 28(1)'e istinaden diğer ortak mal sahiplerine bu bölünmezlik sertifikası ile birlikte 9.12.1991 tarihli 30 günlük bir ihbar göndererek hisselerin bir kişide toplanmasını veya ortak mal sahip-leri arasında konu dükkânların taksimi kabil olacak şekilde bir düzenleme yapılmasını talep ettiler. Bu ihbardan sonra ihbar süresi içerisinde taraflar arasında öyle anlaşılıyor ki herhangi bir uyuşma hasıl olmamıştır. Bunun üzerine müstedaaleyh numara 4 v-e 5 konu dükkânların müzayede yolu ile Tapu Amiri tarafından satılması için müracaatta bulunmuşlardır.
Lefkoşa Kaza Tapu Dairesi Amiri 9.12.1991 tarihinde ortak mal sahiplerine göndermiş olduğu ihbarla konu dükkânların 12.1.1992 tarihinde saat 12.00'de -Asmaaltı Kahvehanesinde açık artırma ile satılacağını bildirdi. Müstediler 7.1.1992 tarihinde Kaza Mahkemesinde dosyaladıkları 1/92 sayılı istida istinafta 9.12.1991 tarihli Kaza Tapu Amirinin BMS. 8/91 ve 9/91 sayılı ihbar veya kararlarının hatalı olduğun-u ileri sürerek iptal edilmesi için müracaatta bulundular. Bu müracaata ilâveten aynı tarihte konu kararda yer alan 12.1.1992 tarihli satışın durdurulması yönünde bir ara emri talebinde bulunmuşlardır.
İlk Mahkeme aynı gün 7.1.1992 tarihinde ara emri ist-idasında talep edildiği şekilde geçici bir emir vererek bu emrin kesinleşip kesinleşmeyeceğine karar verebilmek için istidayı duruşma olarak 14.1.1992 tarihine tayin etti. Bu arada müstedaaleyh numara 1 Lefkoşa Kaza Tapu Amiri, 6.1.1992 tarihinde, 12.1.19-92 tarihinde yapılacak satışı 19.1.1992 tarihine ertelediğini ortak mal sahiplerine yeni bir ihbarla bildirdi. Bunun üzerine müstediler 2/92 sayılı işbu istinafı İlk Mahkemeye 9.1.1992 tarihinde dosyalayarak 1/92 sayılı istidada yaptıkları talepleri yenile-diler ve keza aynı gün dosyaladıkları bir ara emir istidası ile 19.1.1992 tarihinde aleni müzayede ile yapılması öngörülen satışın yapılmaması yönünde bir ara emri talep ettiler.
Tek taraflı olarak yapılan bu ara emri istidasını İlk Mahkeme tezekkür etti-kten sonra ara emrinde talep edildiği şekilde bir geçici emir vererek bu emrin kesinleşip kesinleşmeyeceğine karar verebilmek için ara emrinin duruşmasını 13.1.1992 tarihine tayin ederek taraflara betekrar istida ile ara emrinin tebliğ edilmesine emir vedi-. İlk Mahkeme önünde 13.1.1992 ve 14.1.1992 tarihinde yapılan ara emri duruşmasında müstedaaleyh numara 1 savcılık tarafından temsil edildi, müstedaaleyh numara 2 ve 3 hazır bulunmadı ancak avukatları tarafından temsil edildiler. Müstedaaleyh 4 hazır bulun-madı; müstedaaleyh 5 hazır bulundu ve müştereken avukatları tarafından temsil edildiler. Müstedilerin ara emri istidasına karşı sadece müstedaaleyh numara 4 ve 5 itiraz dosyalamış, müstedaaleyh numara 1 ara emri yerine meselenin esasının dinlenmesinin daha- uygun oacaağı düşüncesi ile itirazname dosyalamamıştır. Neticede tarafları dinleyen İlk Mahkeme gerekçeli kararını vererek geçici olarak verilen ara emrinin kesinleşmesine karar vermiştir.
İstinaf müstedaaleyh numara 4 ve 5 tarafından bu karara karşı ya-pılmakta olup 8 istinaf sebebi içermektedir. İstinafın Yargıtaydaki duruşmasında İlk Mahkemede temsil edilen müstedaaleyh 1, 2 ve 3'e tebligat yapılmadığı için Mahkeme bunlara da tebliğ yapılmasını uygun görerek istinafın bu müstedaaleyhlere de tebliğ edil-mesi sağlanmış ancak müstedaaleyh numara 2 ve 3 bu tebliğe rağmen istinafta hazır bulunmamış, müstedaaleyh numara 1'i ise temsilen Savcı Derviş Akter hazır bulunmuştur. İstinafın duruşmasında müstenifler avukatı 1. ve 2. istinaf sebplerini ayrı ayrı geriye- kalan sebepleri de birlikte ele almıştır. Üzerinde durulan 1. ve 2. istinaf sebepleri aynen aşağıdaki gibidir. Geriye kalan ve birlikte ele alınan istinaf sebepleri ise özetlenerek 3 başlık altında toparlanmıştır.
Muhterem Bidayet Mahkemesi tek taraflı o-larak vermiş olduğu 9.1.1992 tarihli ara emrini Müstedaaleyh No.4 ve No.5'in ön itirazları ve/veya ön itirazlarından herhangi biri nedeni ile iptal etmemekle, değişik bir ifade ile Müstedaaleyh No.4 ve No.5'in ön itirazlarından Müstedilerin istidalarını re-ddetmekle hatalı hareket etmiştir.
Muhterem Bidayet Mahkemesi huzurundaki lâyihalar ve şahadete rağmen Müstedilerin ilk nazarda bir dava sebebi olduğu ve/veya istidalarında muvaffak olabileceklerine dair belirti olduğu hususunda bulgu yapıp 9.1.1992 tarih-li ara emrini kesinleştirmekle hatalı hareket etmiştir; Çünkü Mahkeme huzurundaki şahadete göre bu husus ispatlanmamıştır ve/veya ispatlanamamasına rağmen Muhterem Mahkeme mezkûr emri kesinleştirmiştir. Muhterem Bidayet Mahkemesinin bu hususun ispatlanmadı-ğı noktasından ve/veya prensibinden hareketle Müstedilerin tek taraflı olarak elde etmiş oldukları mezkûr emri iptal etmesi gerekirdi.
İlk Mahkeme müsteniflerin konu mallarda %92 oranında hisse sahibi bulundukları, aleyhine istinaf edilen müstedilerin ise- hisse oranının %8 olduğu ve bu durumda daha üstün bir hakka sahip olan müsteniflerin bu hakkını korumak için serdedilen olguları dikkate almamak ve ara emrini kesinleştirmekle hata etmiştir. Ayrıca ilk Mahkeme ara emirleri ile ilgili yasal ve içtihadi pre-nsipleri yanlış anlamış ve bu olgular ışığında bu meseleye yanlış uygulayarak ara emrinin kesinleştirilmesine karar vermekle hata etmiştir.
Müstenifler avukatı 1. istinaf sebebi üzerinde dururken iki ayrı taşınmaz mal ile ilgili kararın İlk Mahkemede birl-eştirilerek ele alınmaması gerketiği yönünde ön itirazda bulunduklarını, İlk Mahkemenin bu ön itirazı kaale almadan karar verdiğini, her halükârda iki ayrı taşınmaz malı içeren kararın ayrı ayrı tezekkür edilmesi gerektiğini, küçük dükkân olarak bilinen pa-rsel 32'deki dükkânın boş olduğunu, parsel 33'de görülen ve büyük dükkân olarak nitelendirilen dükkânın ise 5. davalıya ait bir şirket tarafından tasarruf edilmekte olduğunu, bu olgular dikkate alındığında Yargıtay'da olduğu gibi İlk Mahkemeye de ayrı ayrı- müracaatlar yapılması gerektiğini ileri sürerek istinafların ayrı görülmesi ile ilgili prensiplere bir paralellik kurarak İlk Mahkemece iki ayrı taşınmaz malı ilgilendiren kararların birleşik olarak değil de ayrı ayrı ele alınıp karara bağlanması gerktiği-ni ileri sürmüştür. 2. istinaf sebebi üzerinde ise müstenifler avukatı İlk Mahkemenin müsteniflerin haklı bir dava sebebi olup olmadığı yönünde kendine bir soru yöneltmiş olmasına rağmen bu yönde herhangi bir bulguya varmadan karar vermiş ve bu nedenle ara- emrinin verilmesinde esas prensiplerden biri olan müsteniflerin haklı bir dava sebebi olup olmadığını araştırıp bir karara varmamakla hata ettiğini ileri sürmüştür. Müstenifler avukatı ayrıca İlk Mahkemenin verilen ihbarların yasal yönden geçerli olduğu, -Kaza Tapu Amirinin bu ihbarları vermekle hatalı hareket etmediği bulgusuna vardıktan sonra geçici ara emrinin kesinleştirilmesine karar vermekle hata ettiğini ileri sürerek konu ile ilgili mevzuata değinmiştir. Özetlenen 3. istinaf sebebine gelince müsteni-fler avukatı olgulara değinerek konu taşınmaz malların bulunduğu Asmaaltı Sokağının trafiğe Belediyece kapatılarak yeni düzenlemeler getirildiğini, bunun aleyhine istinaf edilenlerin vekili tarafından da kabul edildiğini ve bu düzenlemenin yapılması halind-e söz konusu taşınmaz malların kıymetinde düşüş olacağını, daha fazla ve daha üstün hakka sahip olan davalı numara 4 ve 5'in bu değişiklikten telâfisi imkânsız zarar göreceğini ara emrini kesinleştirirken kaale almadığını ileri sürmüştür.
Satış kararını -alan davalı 1 Lefkoşa Kaza Tapu Amiri tarafından bulunan savcı, ara emrinin İlk Mahkemedeki duruşmasında itiraz dosyalamadıklarını ve ara emrinin kesinleşmesine de itiraz etmediklerini beyan etmiştir. Bunu yapmaktaki esas amaçlarının ara emrinin duruşması -yerine meselenin esasının görüşülmesinin daha uygun olacağından hareketle bu yolu seçtiklerini ileri sürmüştür.
Aleyhine istinaf edilenlerin avukatı ise istinafa cevap verirken istinaf ihbarnamesinde yer alan sırayı takip etmiştir. Aleyhine istinaf edile-nlerin avukatının iddiasına göre ayrı ayrı iki parseli konu alan ihbarlarda taraflar ve hissedarlar aynı olup satış konusu iki dükkân yanyana ve birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Bu nedenle taraflar arasındaki ihtilâfın bir bütün olduğunu ve birleştirile-bileceğini ileri sürerek konuya istinaf kurallarının uygulanması yerine davaların birleştirilmesi ile ilgili kuralların uygulanması gerektiğini ileri sürmüştür. Mesele bu açıdan tezekkür edildiğinde aynı hissedarları ilgilendiren ve aynı yerde olan taşınma-z malla ilgili alınan satış kararının birlikte bir davada birleştirilmesinde herhangi bir yasal sakınca bulunmamaktadır.
Aleyhine istinaf edilenler avukatı 2. istinaf sebebi üzerinde dururken İlk Mahkemenin konuyu gayet titizlikle incelediğini, ara emri -prensiplerine detaylı olarak değindiğini ve özellikle bu prensipler içerisinde davacı müsteniflerin haklı bir dava sebebi olup olmadığını incelediğini ileri sürerek İlk Mahkemenin bu husustaki kararına değinmiştir. Keza avukatın iddiasına göre İlk Mahkeme -meselenin esasını inceleyerek ara emri safhasında taraflar arasındaki mevcut ihtilâfı karara bağlamanın doğru olmayacağına karar vererek ara emrinin kesinleşmemesi halinde tarafların düçar olacağı zorlukları da dikkate aldıktan sonra bir karara vardığına i-şaret ederek bu kararın doğru olduğunu ileri sürmüştür. Aleyhine istinaf edilenler avukatının iddiasına göre Fasıl 224 Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasası madde 28(1) altında yapılan işlemlerde Kaza Tapu Amirinin geniş takdir yetkisi b-ulunduğunu ancak bu takdir yetkisini kullanırken satışın en avantajlı ve adil olması için gerekli araştırmayı yaparak bu takdir yetkisini kullanması gerektiğini, bu ilkenin yasanın ruhunda mevcut olduğu gibi çıkarılan tüzüklerde de bunun açıklıkla vurgulan-dığını ileri sürmüştür. İlk Mahkemeye Kaza Tapu Amirinin kararından dosyaladıkları başvuruda ve bu başvuruya ekli yemin varakasında başlıca 3 başlık altında toparlanabilecek itiraz ileri sürdüklerine de işaret ederek bunlara değinmiştir. İlk Mahkemede iler-i sürdükleri 1. itiraz satış için çıkarılan ve tebliğ edilen ihbarların yasaya uymadığı ve hatalı olduğu; 2. başlık altındaki itirazları ise tayin edilen satış tarihinin kış aylarına isabet etmesi nedeni ile mezkûr taşınmaz mallarına alıcı bulamayacağı ve -taraflara avantajlı bir satış sağlamayacağı; 3. itirzaları ise büyük dükkân diye tarif edilen ve küçük dükkânın tamamlayıcısı olan parsel 32'deki taşınmaz malın hissedarlarından birinin sahip olduğu şirket tarafından tasarruf edildiği ve bunun satışta ger-ek artıranlara ve gerekse diğer hissedarlara büyük dezavantaj yarattığını ve bu hususun da tezekkür edilmeden bir karara varıldığını ve alınan satış kararının bu yönü ile de hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
Aleyhine istinaf edilenlerin avukatı ayrıca İlk- Mahkemenin ilk nazarda davacıların tartışılabilir haklı bir dava sebebi bulunduğundan hareketle meselenin esasını başvurunun duruşmasında incelemeyi uygun görmüştür. Bu nedenle ilk nazarda haklı bir dava sebebi bulunmadığı yönündeki iddiaların kabul edilm-emesi gerekir.
Aleyhine istinaf edilenler avukatı keza Fasıl 224, Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasası madde 28(1)'e atıfta bulunarak bu maddeden görülebileceği gibi Kaza Tapu Amirinin belirli bir takdir yetkisi kullanarak satışın yapı-lmasına veya yapılmamasına karar verebileceğini, bu takdir yetkisini kullanırken de gerek satışla ilgili tüzük ve mevzuatın ve gerekse ileri sürülen hususlar bilgisine geldikten sonra taraflara en avantajlı satış ortamının sağlanması yönünde takdir yetkisi-ni kullanması gerektiğini ileri sürmüş ve bu yönde takdir yetkisini kullanmadığına veya yanlış kullandığına değinmiştir. Ancak bu konuların İlk Mahkeme önünde halen tartışma konusu olduğu cihetle detayına girmemiştir. Aleyhine istinaf edilenler avukatı öz-etlenen 3. istinaf sebebi üzerinde ise bölgede belirlenen bir plân dahilinde düzenleme yapılacağını kabul etmekle beraber bunun konu dükkânların değerini azaltacağı yönündeki iddiaları kabul etmemiş ve keza müstenifler avukatı tarafından iddia edidiği gibi- davacıların vekilinin konu dükkanların değerinde azalma olacağı yönünde şahadet verdiği iddialarının da hakikat olmadığını ileri sürerek zabıtlara atıfta bulunmuştur.
1.istinaf sebebini ele aldığımda tek dereceli Mahkeme olarak görev yapan Lefkoşa Kaza M-ahkemesine müracaat eden müstedilerin iki ayrı dükkânın satışını bir başvuruda yakınma konusu yaparak birleştirmeleri Mahkeme Nizamatımıza aykırı değildir. Tapu Amirinin kararından Kaza Mahkemesine istinaf hakkı tanınmasına rağmen bu Mahkemedeki işlemler n-ormal dava işlemleri gibi muamele görmekte ve bunlara istinaf kuralları uygulanmamaktadır. Bunun aksine herhangi bir içtihat kararı yoktur. Bu durumda müsteniflerin 1. istinaf sebebinin reddedilmesi gerekir.
2. istinaf sebebine gelince; istinafın duruşma-sında müstenifler avukatı İlk Mahkemenin, davacıalrın ilk nazarda haklı bir dava sebebi bulunup bulunmadığına dair bulgu yapmamakla hata ettiğini ileri sürmektedir. Halbuki istinaf ihbarnamesinde İlk Mahkemenin davacıların ilk nazarda haklı bir dava sebebi- bulunduğu yönünde bulgu yapmakla hata ettiği iddia edilmektedir.
İlk Mahkeme kararına göz atıldığında İlk Mahkemenin ara emri verilmesi için gerekli kriterleri detaylı olarak incelediği ve dava sebebi hakkında şu soruyu sorarak konuyu incelediği görülme-ktedir.
"Davacının davasında haklı olabileceğine dair belirtiler olduğu, karara bağlanması gereken konunun ciddi olduğu ve talep edilen ara emri verilmezse telâfisi imkânsız zarar ziyanın doğacağı veya geriye dönüşün çok güç olacağı, acaba bu meselede mü-stedilerin istida istinaflarında haklı olduklarına dair belirtiler var mıdır?"
İlk Mahkeme kendi kendine bu soruyu yönelttikten sonra konuyu detaylı olarak incelediğini ancak ileri sürülen argümanların meslenin esasına inen argümanlar olduğunu ve ara emr-i safhasında bu iddiaları karara bağlamanın tüm davayı karara bağlama anlamına geleceği görüşünden hareketle bu iddiaları başvurunun esasında incelemeyi uygun bulmuştur. İlk Mahkeme davanın esasında incelenmesi gereken ciddi ve tartışılması gereken bir dav-a sebebi bulunduğu kanaatına varmamış olsa tabiatıyle bunu başvurunun duruşmasına bırakmayacaktı. İlk Mahkeme diğer ara emri kriterlerini de inceledikten sonra ara emrinin kesinleşmesi veya kaldırılmasının taraflara yaratacağı zorulukları da titizlikle inc-eleyerek şu görüşe de yer verdiği görülmektedir.
"..... satış engellenmezse müstedilerin kullanabileeği hukuki bir çare var mıdır? Kanaatimce müstedilerin başvurabilecekleri böyle bir hukuki çare yoktur. Ortaya çıkan tablo odur ki satış işlemi ya ara emri- kesinleştirmek suretiyle ortadan kalkacak ve bu durumda istida istinafdaki bazı talepler neticelenmiş olacaktır. Veya, ara emri kesinleşmeyecek bu takdirde mesele kendiliğinden çözülecektir. Yani filliyatta da istida istinafdaki taleplerin çoğu ortadan ke-ndiliğinden kalkacaktır.
Hangisini yapmak daha doğru ve adil ve uygundur? Bunu düşünürken çok zorlandığımı, bugüne kadar verilmiş olan istinaf kararlarını defalarca okuduğumu söylemek isterim. Netice itibarıyle, müstedilerin satışın yapılması halinde mür-acaat edebilecekleri hukuki bir çare kalmayacağını düşünerek verilmiş olan ara emrinin kesinleşmesi gerektiği yönünde kanaate varırım. Bu kanaatım ışığında verilmiş olan ara emri istida - istinafın neticesine değin ayni koşullarla kesinleştirilir."
Görül-ebileceği gibi İlk Mahkeme her kriter üzeirnde ayır ayrı bulgu yapmamış olmasına rağmen karar bir bütün olarak okunduğunda davacıların ilk nazarda haklı olabileceğinin belirtileri bulunduğu ve ciddi bir dava sebebi olduğu yargısına varmıştır. Esasen yukarı-da değindiğim gibi 2. istinaf sebeplerinde müstenifler de İlk Mahkemenin tüm kararı incelendiğinde davacıların ilk nazarda haklı bir dava sebebi bulunduğuna dair İlk Mahkemenin hata etmiş olduğunu ileri sürmekte ve onlar da İlk Mahkemenin bu yönde bulgu ya-ptığını kabul etmektedirler.
Davacıların ilk nazarda haklı bir dava sebebi mevcut olup olmadığına gelince; davacılar ihbarların hatalı olduğunu ileri sürmüşlerdir. İlâveten yemin varakasında belirtilen nedenlerle Kaza Tapu Amirinin aleni müzayede tarihin-i belirlerken taraflara avantaj sağlayacak kış ayları yerine yaz aylarını seçmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca konu dükkânlardan bir tanesinin hissdarlarından birine ait bir şirket tarafından tasarruf edildiği ve bunun da adilâne bir satış olmaya-cağı savını ileri sürmüşlerdir. Bu hususlar İlk nazarda haklı birer dava sebebi, en azından üzerinde tartışılması ve karara varılması gereken ciddi sebepler olarak görülmektedir. İlk Mahkeme de bunları ciddi dava sebebi olarak gördüğünden konuyu meselenin -esasında tezekkür etmeyi uygun bulmuştur.
Fasıl 224 Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasası madde 28(1) bölünmez malların satışı ile ilgili olup aynen şöyledir:
" 28. (1) Where immovable property is held in undivided shares but the part-ition therof among the co-owners cannot be made without contravening the provisions of section 27 of this Law, any co-owner may apply to the Director for a certificate to the effect that partition of the property is impossible by reasons of the saidf provi-sions, and upon being furnished with such certificate such-co-owner mays erve a notice on the other co-owners in Cyprus together with a copy of such certificate informing them that, unless within thirty days after service they can agree to an arrangement w-hereby the property is allocated to one person or divided in a manner which does not contrevene any of the said provisions, he will apply to the Director to put up the property for sale by acution; and the Director, upon proof of such service and upon bein-g satisfied that no arrangement as hereinbefore has been agreed upon, may, at his discretion and without any further notice and notwithsatnding thea bsence of any co-owner from Cyprus, proceed to sell the property by auction, and distribute the proceeds, -after deducting the expenses of such sale, among the persons entitled thereto according to their respective rights in the property:"
Görülebileceği gibi yukarıda alıntısı yapılan maddede 'may' sözcüğü kullanılmakta ve Kaza Tapu Amirine belirli bir takdir- yetkisi vermektedir. Bu takdir yetkisinin neler olduğu ancak meslenin esası incelendiğinde karar verilebilecek bir husustur. Yine Fasıl 224 Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasasının 35. maddesi satış ile ilgili yürürlükteki nizamatın bu m-adde altındaki satışlara da uygulanması gerektiğini karara bağlamaktadır. Satış ile ilgili birçok detay içeren nizamata bakıldığında gerek ihbarların verilmesi gerekse satış yöntemleri bu nizamatlarda yer almaktadır. Özellikle satış mevsimleri ile ilgili 9-(a) maddesi şöyledir:
"9. (a) Rule 4, Rules of Sale, Cap.6 says that -
The D.L.O., when fixing the date and place of sale shall pay special attention to the following facts in order to ensure that the property may be sold to the best advantage:-
the kin-d of property to be sold;
the season of the year.
No property shall be sold unless at least the fifteen days' notice required by law be duly given.
Where it is brought to the notice of the D.L.O. that the date fixed for the sale does not allow of the pr-operty being sold to the best advantage, he may alter the date of sale provided notice is given to the parties interested and to the public at least seven days prior to the date advertised."
-Yukarıda alıntısı yaplan 9(a)(3) den görülebileceği gibi satış zamanının uygun olmayacağı Kaza Tapu Amirinin bilgisine getirildikten sonra taraflara en fazla avantaj sağlayacak zaman seçimi yapılabilmesi için Kaza Tapu Amirine tarih değiştirmesi yönünde ta-kdir hakkı verilmektedir. Yukarıda iktibası yapılan 9(a) genel bir madde olup tüm taşınmaz mallara şamildir. 9. maddenin (b) fıkrası ise özellikle bazı tarımsal kaynakların yaz aylarında satılmasını öngörmektedir. Ancak 9(b) de yer alan özel bir maddenin 9-(a)(3) maddesindeki ilkeyi ortadan kaldırmadığı kanaatındayım. Gerek bu nokta ve gerekse satış konusu edilen malın hissedarlardan birinin tasarrufunda bulunmuş olması konusu, satışı engelleyip engellemeyeceği veya ertelenmesine vesile olup olmayacağı, üzer-inde argüman dinlenmesi gereken konulardır. İstinafın duruşmasında bu hususlarda konunun detayına inilmeden belirli bir argüman dinlenmiştir. Ancak ihbarların yanlış olduğu yönündeki iddialar hususunda istinafta herhangi bir argüman müstenifler tarafından -ileri sürülmemiş ve aleyhine istinaf edilenler tarafından da üzerinde durulmamıştır. Bu konular İlk Mahkemece tezekkür edilmeden ve yeterli argüman dinlenmeden İlk Mahkemeyi devre dışı bırakacak şekilde istinafın bu konu üzerinde kesin bir karara varması a-ra emri verilme prensiplerine ters olduğu gibi istinafın görevlerini de zorlama anlamına gelecektir.
Okuma fırsatını bulduğum çoğunluk kararında Fasıl 224 Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasasının 27. maddesine dayanarak bir malın bölünm-ezlik sertifikası alındıktan sonra aynı Yasanın 28. maddesine göre tapu amirinin böyle bölünmez bir malın satışına karar verirken kullandığı takdir yetkilerinin idari yargı sahasına girdiği ve bu gibi takdir yetkilerinin yanlış kullanılıp kullanılmadığının- incelenmesinin Anayasamızın 152. maddesine istinaden Yüksek İdare Mahkemesine başvurularak yapılabileceği vurgulanmıştır ve taraflar arasındaki ihtilâfın esasını teşkil eden bu hususlar İlk Mahkemece davanın duruşmasına bırakılıp incelenmediği gibi istina-fta da incelenmeden bir karara varılmıştır.
Taşınmaz mallarla ilgili hak ve ihtilâflar hakkında verilen kararlar kamuyu genel olarak ilgilendirmiyorsa bu gibi kararların idari yargı denetimi dışında olduğu az sonra değineceğim kararlarda vurgulanmıştır. -Örneğin bir mal istimlâk, yol genişletilmesi veya herhangi bir nedenle kamu menfaatı ile mala el konulması ile ilgili kararların idari yargı sahasında olmasına karşın kişi arasında olan taşınmaz mal ihtilâflarının ve bu arada Fasıl 224 Taşınmaz Mal (Tasarr-uf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasasının 27. ve 28. maddelerini ilgilendiren karar ve işlemlerin idari yargı sahasına giren kararlar olmadığı geçmiş içtihat kararlarında karara bağlanmış bir husutur. Örneğin Savvas Yianni Valana, And The Republic of Cyprus, -Through The Director of Lands And Surveys arasıdaki başvuruda Prof. Ernest Fortshoff 3 RSCC p.91 at 93'de şu görüşe yer vermiştir.
" Civil law rights in immovable property are, as a rule, matters in the domain of private law.
In so far as a public offi-cer, in this case the Director is vested with competence to take action in connection with civil law rights in immovable property, and the primary object of such action is not the promotion of a public purpose, but the regulation of the aforesaid civil law- rights, then such action is a matter within the domian of private law and does not amount to an "act" or "decision" in the sense of paragraph 1 of Article 146."
-Yine yukarıda alıntısı yapılan Valana kararından sonra Theocharis Charalambides, and The Republic of Cyprus, Through The District Lands Officer Anf The Principal Land Registry Officer, asrasındaki başvuruda 4 RSCC p.24 at 25'de yine aynı görüş tekrarlanar-ak aşağıdaki görüşe yer verilmiştir.
"In the light of the Judgment of this Court in the Case of Savvas Yianni Valana and The Republic (Director of Lands & Surveys), 3 R.S.C.C. p.91 at p.93, the Court is of the opinion that it has no competence to enterta-in this recourse because the said refusal of the Director involves the exercise of a power which does not have as its primary object "the promotion of any public purpose" but it only concerns civil law rights inasmuch as it is designed to ensure that the s-ale of mortgaged property take place in a proper manner for the purpose of safeguarding the intersts of the parties concerned. The said refusal, therefore, does not amount to an "act" or "decision" in the sense of paragraph 1 of Article 146."
-Yukarıda alıntısı yapılan Charalambides kararında Yüksek İdare Mahkemesinin kamuyu ilgilendiren mesellerde alınan kararın bir idari karar olduğu kabul edilmekle beraber sivil taraflar arasında onların sivil haklarını ilgilendiren meselelerin idari yargı s-ahası dışında olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Bu son yapılan iktibas önümüzdeki mesele gibi mecburi bir mal satışı konusu olup bu kararı alırken Kaza Tapu Amirinin bazı hatalar işleyip işlemediği ve takdir hakkını yanlış kullanıp kullanmadığı yönünde i-di ve böyle bir meselenin bizim 1985 Anayasamızın 152. maddesine tekabül eden 1960 Anayasasnın 146(1) maddesi anlamında idari yargı sahasına giren bir karar olmadığı karara bağlanmıştır. Ancak bir kararın, kamu hukuku veya özel hukuk sahasında olup olmadığ-ını tayin etmek her zaman kolay değildir. Taraflar arsındaki sivil hakları ilgilendiren konularda alınan kararlar genelde özel hukuk sahasında olmasına rağmen bazen sivil haklarla ilgili kararlarda genel uygulama sahası mevcut olması ve kamuyı ilgilendirme-si halinde idari yargı sahasına girmektedir. Bu durumda alınan kararın idari yargı sahasında olup olmadığına karar verebilmek için konu kararın içeriğini ve şümulünü incelemek gerekeceğinden her kararın içeriği ve olgularına göre bir yargıya varmak daha do-ğru olacaktır.
Yukarıda değindiğim içtihat kararları ışığında önümüzdeki meselede alınan kararın tamamen özel hukuk sahasına girdiği açıktır.
Bu meslede Kaza Tapu Amirinin söz konusu kararı alırken takdir yetkisini hatalı kullanıp kullanmadığı veya yas-aları ihlâl edip etmediği yönündeki taraflar arasındaki ihtilâf konusu idari yetki sahasında olmayıp Kaza Mahkemesinin yetkisi dahilindedir ve esasen İlk Mahkeme önündeki esasa ilişkin argümanlar da Kaza Tapu Amirinin bu takdir yetkilerini yanlış kullanıp -kullanmadığı yönündedir.
Kaza Tapu Amiri tarafından tespit edilen satış günü İlk Mahkemenin kesinleştirdiği ara emri neticesinde ortadan kalkmış olduğunu göz önünde bulundurduğumda esası dinlenmiş olan davanın İlk Mahkemece dinlenmesine fırsat verilmesin-in adalet gereği olduğu inancındayım. Bu fırsatın verilmemesi halinde İlk Mahkemeyi devre dışı bırakmış olacağımız gibi görüşülmekte olan bir konu üzerinde taraflara söz hakkı tanımadan meseleyi re'sen Yargıtay olarak bazı yasa maddelerini tefsir edip bir -karara varmış olacağız ki bunun son derece adaletsiz ve sakıncalı olduğu kanaatindeyim.
Bu nedenlerle 2. istinaf sebebinin reddedilmesi gerekir.
Özetlenen istinaf sebebine gelince; müsteniler avukatı tarafından ileri sürülen hususlar sunulan şahadetle -bağdaşmamaktadır. Yapılan iddialar ışığında zabıtları incelediğimizde tasarlanan plânın tahakkuk etmesi halinde bu dükkânların değer kaybına uğrayacağı şahadete dayanmayan mesnetsiz bir faraziye olarak kabul edilmelidir. Bu nedenlerle 3. istinaf sebebinin -de reddedilmesi gerekir.
Netice olarak istinafın reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
Şunu da ayrıca belirtmekte fayda görüyorum. Bu meselede İlk Mahkeme davanın esasına giren konuları ara emri safhasında tezekkür edip karara bağlamayı uygun görmemişti-r. Birçok içtihat kararında değindiğimiz gibi bazı meselelerde konunun esasına girilmesi zaruri ve kaçınılmaz olabilir ve bu durumlarda İlk Mahkemenin davayı kısa bir süre sonraya erteleyerek meselenin esasını dinleyip karara bağlaması daha uygun ve adil o-lur. Önümüzdeki meselede de davalı numara 1'i temsilen bulunan savcının teslim ettiği gibi en uygun yöntem ara emrini duruşma tarihine kadar kesinleştirmek ve en erken bir zamanda meselenin esasını dinleyip karar vermek olacaktır. Bunun yapılmamış olması k-anaatimca bir hatadır. Konunun bir satış meselesi olduğu ve fazla sürüncemede kalmaması gerektiği görüşünde olduğumdan İlk Mahkemeye bu davaya öncelik vererek 1 ay gibi kısa bir zaman zarfında meselenin esasını dinleyip bir karara varmasına direktif verilm-esinin uygun olacağı kanaatındayım.
Taner Erginel: Sayın Metin A. Hakkının kararını önceden okuma fırsatını buldum. Sayın Metin A. Hakkının kararında varılan sonuca ve gerekçelerin büyük bir bölümüne katılmaktayım. Ona katılma nedenlerimi ve ayrıldığım no-ktları kısaca anlatmaya çalışacağım.
Bu istidadaki olgular özetle şöyledir: Taraflar Lefkoşada Arasta Çarşısında bulunan iki dükkânın ortak malikidirler. Müstedaaleyhler (istinaf edenler) Lefkoşa Tapu Dairesine başvurarak bu dükkânların taksim edilemez d-urumda olduklarını iddia ettiler ve aleni müzayede yolu ile satılmalarını istediler. Lefkoşa Tapu Amiri de bu istemi haklı bularak Fasıl 224 Taşınmaz Mal Yasasının 27 ve 28. maddeleri hükümlerine uygun olarak dükkânların 19 Ocak 1992 tarihinde satılmasına -karar verdi. Müstediler (aleyhine istinaf edilenler) bu karar üzerine Lefkoşa Kaza Mahkemesinde bir istida/istinaf dosyalayarak söz konusu satış kararının iptal edilmesini talep ettiler. Müstediler bu istida ile birlikte bir de ara emri istidası dosyaladıl-ar ve esas istidanın sonuçlanmasına değin İlk Mahkemenin satışı durduran bir ara emri vermesini talep ettiler. İlk Mahkeme önce tek taraflı bir ara emri ile dükkânların satışını dururdu. Daha sonra ara emri istidasını dinleyen İlk Mahkeme tek taraflı veril-en ara emrini kesinleştirdi yani dükkânların satışını esas istidanın sonucuna değin durdudu.
Bir ara emri verilirken üzerinde durulması gereken en önemli husus Müstedinin ileride telfisi imkansız zarar görmesini önlemektir. Bu ara emri istidasında da Mü-stediler (aleyhine istinaf edilenler) İlk Mahkemenin ara emri vermemesi yani söz konusu satışın gerçekleşmesi durumunda geriye dönüşün mümkün olmayacağını, bu nedenle telâfisi imkânsız zarar göreceklerini öne sürdüler. Bu iddiada bir gerçek payı olduğunu k-abul etsek bile ara emri verirken taraflardan sadece birinin muhtemel zarar ziyanını göz önünde bulundurmamız yeterli değildir. Bir ara emri istidasında iki tarafın da muhtemel zararlarının göz önünde bulundurulması ve bir tarafı korumaya çalışırken bu kez- karşı tarafa telâfisi imkânsız zarar verme yönüne gidilmemesi gerekir. Burada Müstedilerin söz konusu dükkânlardaki hisseleri %8 olup Müstedaaleyhlerin hissesi %92 kadardı. Müstedaaleyhlerin payları daha çok olduğu için ara emri verilmesi halinde Müstedaa-leyhlerin görmeleri muhtemel olan zarar ara emri verilmemesi halinde Müstedilerin görmeleri olan zarardan daha fazla olabilir. Bu nedenle önümüzdeki istidada Müstediler lehine rahat ara emri verilebilecek koşulların bulunmadığı görüşündeyim. Diğer bir ifad-eyle Müstediler lehine ara emri verirken sınırları iyi belirlemek ve bu kez Müstedaaleylere daha büyük zarar vermemek için titizlik göstermek gerekmektedir.
Bir davada Müstedilerin ara emri alabilmeleri için davada haklı olduklarına dair belirtilerin bul-unduğunu kanıtamaları gerekir. Burada Müstediler iki nedenle satış kararının haksız olduğunu öne sürdüler. Bu nedenler üzerinde ayrı ayrı duralım.
a) İstida konusu dükkânlardan birini Bullici Ltd. isimli bir şirket kiracı olarak tasarruf etmektedir. Doğa-l olarak satıştan sonra da aynı şirket bu dükkânın kiracısı olmaya devam edecektir. Müstediler bu durumun satışı etkileyeceğini ve dükkânların daha düşük fiyata satılmasına neden olacağını iddia ettiler. Bu nedenle Müstediler satıştan önce dükkânların tahl-iye edilmeleri gerektiğini öne sürdüler. Bir dükkânda kiracı bulunduğu sürece o dükkânın daha düşük fiyata satılabileceği gerçek olmakla birlikte bu tüm dükkân satışlarında geçerli olan bir durumdur. Taksimi mümkün olmadığı için satışı yapılan hisseli dükk-ânların tümüne değilse bile büyük bir bölümünde bir kiracı bulunmakta ve satın alan dükkânı kiracısı ile birlikte almak zorunda kalmaktadır. Müstedilerin bu argümanını kabul ettiğimiz an, hisseli dükkânların büyük bir bölümünün satışı kiracının tahliyesi ş-artına bağlanacak ve dolayısıyle satış çok zor veya imkânsız hale gelecektir. Bu durumda Fasıl 224 Taşınmaz Mal Yasasının 27 ve 28. maddelerinin uygulanmasının çok güçleşeceği veya Yasanın bu maddelerinin işlemez hale geleceği açıktır. Bu zorluklara karşıl-ık Müstediler Fasıl 224 Taşınmaz Mal Yasasının 27 ve 28. maddelerine göre yapılan bir satışta kiracıların öncelikle taşınmaz malı tahliye etmeleri gerektiğini gösteren herhangi bir yasal dayanak veya içtihat gösterebilmiş değillerdir. Bu nedenlerle Müstedi-lerin yukarıdaki argümanlarının ilk bakışta haklı görünmediği kanısındayım. Diğer bir ifade ile Müstediler bu iddialarında haklı olduklarına dair belirtiler gösterebilmiş değillerdir. Dolayısıyle bu gerekçe ile Müstediler lehine ara emir vermenin doğru olm-adığı görüşündeyim.
b) Müstedilerin ikinci argümanı satışın 19 Ocak 1992 de değil de yaz aylarında yapılması halinde Kıbrıs dışında yaşayan Kıbrıslı Türklerin Kıbrısa gelip müzayedeye katılmalarının mümkün olacağı ve dükkânların daha yüksek fiyata satıl-abilecekleri şeklindedir. Bu iddiaya karşı çıkan Müstedaaleyhler Mahkemenin bu gerekçe ile satış tarihini ertelemeye yasal yetkisi bulunmadığını ve dükkânların bulunduğu Arasta Çarşısının değer kaybetmekte olup yaza kadar beklemesi halinde dükkânların fiya-tlarının yükselmeyip bilâkis düşeceğini öne sürdüler. İlk Mahkeme öne sürülen bu iki iddiadan hangisinin doğru olduğunu araştırmak zorundaydı. Eğer Müstedilerin iddialarının doğru olma ihtimali olduğu kanısına varırsa diğer bir deyişle Müstedilerin iddiala-rında haklı olduklarına dair belirtiler görürse ara emri verme yönüne gidebilirdi. Kanımca Müstedilerin yukarıdaki iddialarının doğru olma ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle İlk Mahkemenin Müstedilerin bu iddialarında haklı olduklarına dair belirtiler oldu-ğunu kabul etmesi ve satış tarihini erteleyen bir ara emri verme yönüne gitmesi uygundu. Ne var ki bu ertelemeyi yaparken Müstedaaleyhlerin söz konusu dükkânlarda daha büyük pay sahibi olduklarını, onların verilen ara emrinden Müstedilerden daha büyük zara-r görebileceklerini de dikkate almak zorundaydı. Müstedilerin yukarıdaki argümanları tamamen haklı bile olsa onlara satışı en geç turistlerin gelemye başladığı Mayıs-Haziran aylarına kadar durdurma hakkı tanımaktadır. Müstedaaleyhler ise satışın mümkün old-uğu kadar erken yapılması için ısrar etmektedirler. Şu halde bu iki olguyu dikkate alan İlk Mahkemenin ara emri verirken bir sınırlama koyması ve satışı sınrısız olarak değil en geç turist mevsiminin başladığı Mayıs ayına kadar durdurması daha uygun olacak-tı kanısındayım.
Yukarıdaki nedenlerle istinafın kabul edilmesinin ve İlk Mahkemenin verdiği ara emrinin değiştirilerek dükkânların satışının turist mevsiminin başladığı 24 Mayıs tarihinde yapılmasının uygun olacağı görüşündeyim. Bu tarihe kadar satış iç-in Yasanın gerkeli gördüğü ihbar ve ilânların yapılması ve diğer formalitelerin yerine getirilmesi de mümkün olackatır. Masraflarla ilgili herhangi bir emir verilmemesinin de daha isabetli olacağı kanısındayım.
Metin A. Hakkı: Yukarıda ünvan ve sayısı gös-terilen istinaf Lefkoşa Kaza Mahkemesinin tek taraflı bir istida ile 9 Ocak 1992 tarihinde verdiği ve bilâhare mezkûr emirden kendilerini mağdur addeden işbu istinafı dosyalayan kişilerin itirazlarını da dinledikten sonra 15.1.1992 tarihinde kesinleştiridğ-i ara emri aleyhine yapılmıştır. Bu davada istinaf edenler (Kaza Mahkemesindeki esas dava veya başvuruda olduğu gibi) Müstedaaleyh 4 ve 5 olarak anılacaktır. İstinafın kökeninde yatan olgular ihtilâf konusu olmayıp şöyle özetlenebilir:
Davacılar veya Müs-tediler Lefkoşa Kasabasında Selimiye Mahallesinde 1503 kayıt numaralı gayrımenkulde takriben %7 oranında kayıtlı mal sahibidir (tam hisse oranı 106/11008 dir). Geri kalan hisseler 1/256 Hıvsiye Reşat Ebeoğlu, 1/526 Sezen Reşat Ebeoğlu ve müteabki takriben -92/100 hisse de (tam oran olarak 2465/2752) istinaf eden Müstedaaleyh 4'ün ismine kayıtlıdır. Mezkûr dükkânın tapu kayıtlarına göre parsel numarası 32'dir. Mezkûr dükkâna bitişik olan parsel 33 dükkân da yine takriben %7 oranında Davacılara veya Müstedile-re, 1/256 oranında Hıvsiye Reşat Ebeoğlu ve 1/256 hisse de Sezen Reşat Ebeoğlu, mütebaki takriben 92/100 hisse de istinaf eden Müstedaaleyh 5'e aittir (yukarıda verilen tam hisse oranları rakamsal olarak aynen bu mala da şamildir). Dava ile ilgili zamanlar-da Müstedaaleyh 4 ve 5 Lefkoşa Kaza Tapu Dairesine söz konusu gayrimenkullerin hissedarlar arasında bölünmesi için müracaat etmiş, Kaza Tapu Amirinin Fasıl 224 madde 27 uyarınca söz konusu gayrimenkullerin her ikisinin de gayrıkabili taksim olması kararına- varması neticesi Müstedaaleyh 4 ve 5'e bölünmezlik sertifikası vermiştir. Böyle bir sertifika temin eden Müstedaaleyh 4 ve 5 belgeyi aldıktan sonra Fasıl 224 madde 28(1)'e istinaden diğer ortak mal sahiplerine bu bölünmezlik sertifikası ile birlikte mevzu-atın öngördüğü 30 günlük bir ihbar göndererek hisselerin bir kişide toplanmasını veya ortak mal sahipleri arasında konu dükkânların taksimi kabil olacak şekilde bir düzenleme yapılmasını talep ettiler. Bu ihbardan sonra öngörülen ihbar süresi içerisinde ta-raflar arasında öyle anlaşılıyor ki herhangi bir uzlaşma hasıl olmamıştır. Bunun üzerine Müstedaaleyh 4 ve 5 konu dükkânların aleni müzayede yolu ile Lefkoşa Kaza Tapu Amiri tarafından satılması için Lefkoşa Kaza Tapu Dairesine müracatta bulunmuşlardır. Ka-za Tapu Amiri bu müracaatları değerlendirdikten sonra dükkânların her ikisinin de satılması için 19 Ocak 1992 tarihini tespit edip taraflara bildirmiştir. Bunun üzerine Davacılar veya Müstediler 9 Ocak günü Lefkoşa Kaza Mahkemesine müracat ederek, Kaza Tap-u Amirinin söz konusu gayrimenkulleri satışa çıkarırken yetkisini hatalı kullandığından ve göz önünde bulundurulması gereken kriterleri göz önünde bulundurmadığından yakınarak Fasıl 224 Madde 80 ve 1956 Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Tüzü-ğü ile Hukuk Muhakemeleri Usulü Nizamları O.48 r.2'ye istinaden istinaf yolu ile bir başvuru dosyalayıp yine Davacıların veya Müstedilerin tek taraflı bir istidasına atfen satışın önceden tayin olunduğu gibi 19 Ocak'ta yapılmaması yönünde Lefkoşa Kaza Mahk-emesinden bir ara emri kararını temin etmişlerdir. Mezkûr karar taraflara tebliğ edildiğinde Kaza Mahkemesindeki esas başvuruda Müstedaaleyh 4 ve 5 olup bu istinafta da istinaf eden kişiler olan taraflar bu ara emrine itiraz etmiş ve Kaza Mahkemesi gerek e-sas istidadaki Müstedilerin vekillerini gerekse Müstedaaleyh 4 ve 5'in itirazlarını dinledikten sonra dava sonuna kadar Tapunun tasarladığı satışı yapmaması yönünde bir karar vermiştir. Bir başka deyişle ara emrini kesinleştirmiştir. İstinaf Müstedaaleyh 4- ve 5 tarafından bu emir aleyhine yapılmıştır. İstinaf nedenlerini incelemezden önce tabloyu tamamlamak için yine ihtilâf konusu olmayan bazı hususlara kararımda yer vermeyi uygun gördüm. Şöyle ki dava ve istida konusu dükkânların üzerinde bulunduğu Arasta- Sokakta, benzeri durumda daha birçok hisseli dükkânlar bulunmaktadır. Bunların en az 3 tanesi hissedarlardan birinin müracaatı üzerine ve hissedarlar arasında yasaya uygun olarak bölünememeleri nedeniyle, Kaza Tapu Dairesi tarafından aleni müzayede ile so-n 3-5 sene zarfında satılmıştır. Bu şekilde satılan dükkânların en az bir tanesinde gerek Davacılar veya Müstediler, gerekse Müstedaaleyh 4 ve 5 yine muhtelif oranlarda hissedar idiler. Dava ve istinaf konusu dükkânlardan kıta 33 üzerinde bulunan dükkân ha-len Bullici Ltd. isminde tescil edilip faaliyet gösteren ve hissedarlarını da Müstedaaleyh 4 ve 5'in oluşturduğu bir şirketin tasarruf ve kirasındadır. Kıta 32'de olan dükkân ise halen boştur ve Müstediler ile Müstedaaleyh 4'ün müşterek tasarruf-larındadır-, yani o dükkânın bir anahtarı Müstedilerde bir anahtarı da Müstedaaleyh 4'dedir.
Bu istinafı karara bağlamak için ara emrinin ötesinde kalan ve Davacılar veya Müstedilerin esas davasında Kaza Tapu Amirinin söz konusu dükkânları aleni müzayede ile satış-a çıkarırken ne için hata ettiği doğrultusundaki iddiaların da göz önünde bulundurulması kaçınılmazdır. Müstediler Kaza Tapu Amirinin hatalı hareket ettiği tezini savunurken şu iki iddia üzerinde durmuşlardır.
1. Söz konusu dükkânların Kaza Tapu Amirinin -tayin ettiği gibi 19 Ocak'ta değil de yazda, bilhâssa Temmuz-Ağustos aylarında satılması daha uygundur, çünkü o tarihlerde Kıbrıs Türk asıllı olup da ada dışında yaşayan turistler de Kıbrıs'a gelmektedir. Satışın yaz ayında olması halinde dükkânlar daha yü-ksek fiyata satılacaktır bu da tüm hissedarların lehine olacaktır. Kıbrıs'a gelecek olan bu turistler arasından da alıcı çıkması muhtemeldir.
2. Kıta 33 üzerinde bulunan dükkân boş değildir. Müstedaaleyh 4 ve 5'in sahibi olduğu bir şirketin tasarrufunda -olması hasebiyle içinde bir kircının olduğu bir dükkânın satılması daha düşük bir fiyata olabilecektir. Halbuki Kaza Tapu Amiri, tahliyesini sağlayıp da söz konusu dükkânı boş vaziyette satmış olsaydı, dükkân daha yüksek bir fiyata alıcı bulabilecekti, bu -da tüm hissedarların lehine olacaktır.
Zabıtlardan öyle görülüyor ki Kaza Mahkemesinde ara emrinin kesinleşip kesinleşmemesine karar vermezden önce yapılan duruşmada Müstediler namına Mahkemede şahadet veren vekillerine, kıta 33 üzerinde olan dükkânın bo-ş olduğu da göz önünde bulundurularak satılması yönünde muvaffak edip etmeyeceği sorulduğunda buna menfi bir cevap vermiş ve dükkânların her ikisinin de birlikte bir birim olarak satılması halinde daha yüksek bir fiyata alıcı bulacağını Mahkemeye söylemişt-ir. Bir başka deyişle esas istidadaki Müstediler veya Davacılar halen boş olan dükkânın da tapuca aleni müzayede ile satılmasına muterizdir.
Bu safhada bizi Yargıtay olarak ilgilendiren husus istinafı karara bağlamaktır. Ancak bunu yaparken, ara emri ist-diasının ve istinafın ötesinde bulunan, ihtilâf konusu olmayan esas başvuruya müteallik olguların da göz ardı edilmemesi gerekir, çünkü bir yerde ara emrinin akıbeti, esas dava veya başvuruda Müstedilerin veya Davacıların iyi bir davası olduğuna, veya yasa-l açıdan Müstedilerin esas başvuruda haklı olabileceğine dair belirtiler olmasına ve Mahkemenin bu hususta da tatmin olması hususunu da araştırmamız gerkmektedir. Önümüzde 8 istinaf sebebi vardır. Ancak istinafın duruşmasında istinaf eden taraf iddialarını- 3 başlık altında şöyle toplamıştır.
1. Bu meselede 2 ayrı koçan altında kayıtlı 2 parça gayarımenkulün satışı söz konusudur ve ortada Davacılar veya Müstedilerin yakınma konusu yaptığı iki satış kararı vardır. Dolayısıyle Müstediler bunlardan yakınarak -Kaza Mahkemesine müracaat ederken bunu tek başvuru ile yapamazdı. Ortada iki karar olduğuna göre Kaza Mahkemesine iki başvuru yapılmalı idi. Müstediler tarafından yapılan başvuru hatalı olarak dosyalandığına göre, ara emri de verilemezdi. Kaza Mahkemesi bu- hususu göz ardı etmekle hata etti.
2. Yerleşmiş prensiplere ve tatbikata göre bir davada ara emri verilirken Mahkemenin araması gereken kriterler arasında ara emrinin ötesinde ve davanın esasında Davacıların veya Müstedilerin kuvvetli bir dava sebebi o-lması gerektiğine Mahkemenin tatmin olması gerekmektedir. Halbuki bu meselede Davacılar veya Müstediler, yani lehlerine ara emri istihsal eden tarafın, davanın esasında mevzuatın öngördüğü gibi iyi bir dava sebebi yoktur. Kaza Mahkemesi bu hususu araştırma-dan ve bu hususta tatmin olmadan ara emrini kesinleştirmekle hata etmiştir.
3. İstinaf eden Müstedaaleyh 4 ve 5'in Müstediler veya Davacılara oranla daha üstün bir hakkı veya büyük hissesi olduğu hususunu Kaza Mahkemesi kabul ettikten sonra buna gerekli -ağırlığı vermemekle hata etti.
Aleyhine istinaf edilen Müstediler veya davacılar ise bu iddiaların hiçbirinin geçerli olmadığını, verilen ara emrinin uygun olduğunu, ve esas dava tartışılıp karara bağlanmadan Yargıtayın ara emrine müdahalesinin uygun olm-ayacağı tezini savunup istinafın reddedilmesini talep etmiştir.
İstinafın duruşmasında Lefkoşa Kaza Tapu Amirini Mahkemede temsil eden Savcı, Müstedilerin esas başvurusuna itiraz dosyaladıklarını, ara emrine bir itiraz dosyalamadıklarını, ihtilâfın esas -davada veya başvuruda tartışılmasının daha uygun olduğunu söyleyip, bu ara emrine ilişkin istinafın duruşmasında pek faal bir rol üstlenmemiştir. Söz konusu dükkânlarda diğer hissedarlar yani esas başvuruda Müstedaaleyh 2 ve 3 olan kişiler ise istinafın ke-ndilerine tebliğ edilmesine rağmen İstinaf Mahkemesine gelip herhangi bir görüş belirtmemişlerdir.
İstinaf sebeplerini incelemeye gelince:
İstinaf eden Müstedeaaleyh 4 ve 5'in avukatının da istinafın duruşma-sında Mahkemenin bir sualine cevaben teslim -ettiği gibi, Kaza Tapu Amirinin kararından istinaf yolu ile Kaza Mahkemesine başvurulurken, satılması öngörülen malların birden fazla olması halinde teker teker dava veya başvuru mu dosyalanmalı yoksa aynı başvuru içine birden fazla olan gayrımenkullerin s-atışlarınının yakınma konusu yapılabileceğine dair ilgili mevzuatta herhangi bir hüküm yoktur. Dolayısıyle herhangi bir Yasa hükmüne veya tüzük maddesine dayanarak başvurunun hatalı yapıldığını söylemek mümkün değildir. Bu konuda karar verebilmek için anca-k benzer işlemlerdeki mevzuatlardan paralel kurmak suretiyle yararlanılması gerkemektedir ki Yargıtay olarak bu safhada bu başvuruda bunu yapmayı uygun görmeyip neticede usule matuf olan (procedural) bu mesle üzerinde herhangi bir karar vermemeyi, istinafı-n esasını inceleyip onun üzerinde karar vermeyi daha uygun gördük. Dolayısıyle bu safhada bu istinaf sebebi üzerinde durmayı arzu etmiyor ve bu istinaf sebebini reddediyoruz.
2. istinaf sebebine yani verilen ara emrini Kaza Mahkemesi verirken, esas başvu-runun veya davanın esasında Müstedilerin haklı ve iyi bir dava sebebi olduğunu incelemeden ve bu hususta tatmin olmadan karar verdiği yönündeki yakınmaya gelince, Yargıtayın geçmişte birçok defalar vazettiği prensiplere göre, ara emir safhasıda genelde dav-anın esası ile ilgili olarak Mahkemelerin yorum veya bulgu yapmasının doğru olmayacağı söylenmişti ve Kaza Mahkemesinin bu prensibe sadık kalamya çalıştığı kararından bellidir. Nitekim ilgili Kaza Mahkemesi Yargıcının Müstedilerin esas davada iyi bir davas-ı var mıdır diye kendi kendine bir sual sorduğu fakat bu suale cevap vermekten kaçındığı zabıtlardan görülmektedir. Ancak Kaza Mahkemesi bu prensibe sadık kalmaya çalışırken yine bu Mahkemenin geçmişte vaz ettiği bir başka prensibini de çiğnediği sarihtir.- Şöyle ki, Mahkemeler ara emri verirken lehine ara emri verilen kişinin davanın esasında da kuvvetli dava sebebi olduğu ve bunu gösteren belirtilerin olduğu konusunda da tatmin olması gerek-mektedir. Bir başka deyişle, gerektiğinde ve kaçınılmaz olduğunda -Kaza Mahkemeleri bu hususu da araştırıp davanın esasında kuvvetli bir dava olduğu veya en azından belirtiler olduğu hususunda tatmin olduktan sonra ara emrinin verilmesi bir ön koşuldur. Mahkemeler bu hususta ve ara emrinin verilmesi için aranan ve gerekli- tüm hususlarda tatmin olduktan sora dava nihayetine kadar geçerli olan bir ara emir verilmelidir. Aksi halde ara emrinden mağdur olan kişilere adaletsizlik olur.
Bu meselede davanın esasında veya başvurunun esasında Müstedilerin haklı bir davası var mıd-ır? Bunun incelenmesi kaçınılmazdı. Kaza Mahkemesinin bu hususta bir karar vermeden veya en azında başvurunun esasında Davacıların veya Müstedilerin haklı olabileceği hususunda belirtiler olduğuna tatmin olmadan ara emri vermesi ve sonra da aynı hatayı tek-rarlıyarak emri kesinleştirmesi bir hata idi. Bu hatanın giderilmesi Yargıtayın görevidir. Taraflar arasındaki ihtilâf olgusal olmadığına göre ve Kaza Mahkemesi bu hususta tatmin olduğuna dair karar verdiğine göre, bu hususu Yargıtay olarak bizim araştırıp- karar vermemiz ve ona göre ya Kaza Mahkemesinin kararını onaylamamız veya ona müdahale etmemiz gerekmektedir. Davacılar Kaza Tapu Amirinin söz konusu gayrımenkulleri aleni müzayede ile satışa çıkarırken hata ettiği tezini savunurken herhangi bir yasa veya- nizamın tesine hareket ettiği veya herhangi bir yasa veya nizamın yapmasını öngördüğü ve yapmadığını duruşma esnasında ne Alt Mahkemeye ne Yargıtaya gösterememiştir. Dolayısıyle Müstediler veya Davacılar davanın esasında iyi bir dava sebebi olduğu belirti-lerini ortaya koyamamışlardır.
Herhangi bir Yasaya ters düşmeyen bir kararı Kaza Tapu Amiri görevini ifa için ve yasaları uygulamak için çekinmeden verebilmelidir. Nitekim Fasıl 224'ün 80. maddesinin ilk paragrafı da aynen şöyledir:
"80. Any person agg-rieved by any order, notice or decision of the Director made, given or taken under the previsions of this Law may, within thirty days from the date of the communication to him of such order, notice or decision, appeal to the Court and the Court may make su-ch order thereon as may be just but, save by way of appeal as provided in this section, no Court shall entertain an action or proceeding on any matter in respect of which the Director is empowered to act under the provisions of this Law." (underline suppli-ed.
Bir başka deyişle alıntı yapılan madde dikkalice okunduğunda ortaya çıkan sonuç şudur; bu madde hükümlerine göre ilgili Kaza Tapu Amiri bir işlem yapmaya yetkili ise, veya yaptığı herhangi bir işlem herhangi bir mevzuata ters değilse, o hareket Fasıl- 224 Madde 80 altında Kaza Mahkemesinde istinaf yolu ile yakınma konusu yapılamaz. Eğer Kaza Tapu Amiri, İdare Hukuku ilkelerine göre bir hata yapmışsa, yani, herhangi bir yasa maddesine ters düşmeden, idari hukuk açısında göz önünde bulundurulması gereken- hususları, esas başvuruda Müstedinin yakınma konusu yaptığı gibi, göz önünde bulundurmamışsa belki de bu yakınmasını Anayasanın 152. maddesine istinaden Yüksek İdare Mahkemesinde yapabilir ve iddiaları daha sempati ile karşılanabilirdi. Yüksek İdare Mahke-mesi olarak değil de Yargıtay olarak oturum yapan bu Mahkemenin görevleri farklı olduğu gibi incelenen hususlara bakış açıları da farklıdır. Konu Yargıtayda görüşülmekte olup Yüksek İdare Mahkemesi önünde bulunmadığından ve istinafın sonuçlanmasında da dir-ekt etkisi olmadığı ve bu nedenle söyleneceklerin tamamen akademik kalabileceği nedeniyle bu safhada daha fazla birşey söylemeyip sadece bu babta geçmişte verilmiş içtihat kararları olduğunu ve ileride uygun bir meselede konuyu daha derinlemesine incelemey-i uygun bulduğumu ifade etmekle yetineceğim.
Kaza Mahkemesinin, bu istinafta, esas başvuruda Müstedinin kuvvetli bir davası olmaden ve bu hususta ne Kaza Mahkemesi ne de Yargıtayı tatmin etmeden, hatalı olarak verilen bu ara emrini bertaraf etmez ve isti-naf konusu karara müdahalede bulunmazsak arzu etmediğimiz düzeyde birtakım iddialarla Fasıl 224 Madde 28'in işlenmesini ortadan kaldırmaya olanak sağlamış olacağız, şöyle ki, bir malda küçük bir hissesi olan bir kişi, bilhassa ilgili malı yasal olarak tasa-rruf da ederse ve diğer hissedarların çoğu söz konusu gayrımenkul bölünmez diye satışını isterse ve Tapu da bunu uygun görüp işlem yapacaksa, bu kişi ilgili Kaza Mahkemesine müracaat ederek Müstedilerin bu başvuruda yaptıkları iddialara benzer iddialar yap-arak satışı durdurabilecektir. Bu durumda Fasıl 224'ün 28. maddesinin işleme konmasını engelleye-bileceklerdir.
İstinafın Yargıtay önündeki duruşması esnasında, aleyhine istinaf edilen Davacıların veya Müstedilerin Avukatı KKTC'nin küçük bir devlet olduğ-unu genelde halkın birbirini tanıdığını, birbirinden çekindiğini hatırlatarak sıkı sıkıya yasal olmamakla beraber bazı hususlarda 'Judicial Notice' almaya bizi inter alia, davet etmiştir. Bu davetten esinlenerek şahadette olmayan fakat herkesce bilinen (co-mmon knowledge) bir hususu göz önünde bulundurarak kararımı destekler mahiyette şu misali vermeyi uygun gördüm. İstinaf konusu dükkânlar 'Green line'a çok yakındır. Tartışma konusu olmayacak kadar sarihtir ki Kıbrıs meselesi bilhassa KKTC lehine bir anlaşm-a ile sonuçlanırsa, gayrımenkul fiyatları bilhassa bu bölgede artacaktır. Bu demek midir ki söz konusu hissedar ilgili gayrımenkul malın yasalara uygun olarak ve halen tatbikata uygun olarak satışa çıkarılması halinde Mahkemeye müracaat edebilecek ve şimdi- satış olmasın, anlaşma olursa gayrımenkul fiyatları artacak, onun için satış o zaman gerçekleşsin diyebilecek ve Mahkeme de buna müsaade edecek. Bir başka misal gerekirse bugün dünyada ve ülkemizde bir ekonomik kriz yaşanmaktadır. Bu demek midir ki hissed-arlardan biri Mahkemeye müracaat edecek ve şimdi mal satılmasın ekonomik kriz geçtikten sonra satılsın o zaman satış daha yüksek fiyata gerçekleşebilir diyecek ve Mahkeme de bu teze uyup tapunun işlemini ara emri ile dururacak?
Aleyhine istinaf edilen Da-vacılar veya Müstediler tarafı esas başvurularında, Lefkoşa Kaza Tapu Amirinin, istinaf konusu dükkânın boş olmayanı ile ilgili olarak, satış kararı verirken hata ettiğini ve onun tahliyesini sağladıktan sonra satış kararı vermesi gerektiği iddiası üzerin-de de durmuştur. Söz konusu dükkân halen Bullici Ltd'in kira ve tasarrufundadır. Bu ihtilâf konusu değildir. Bullici Ltd., kayıtlı bir şirket olduğuna göre hissedarlarından ayrı bir hükmi şahsiyettir. Bu çok iyi yerleşmiş bir yasal prensiptir ve son olarak- Yargıtay/Hukuk 64/90 (D.4/91) de uygulanmıştı. Bullici Ltd.'in istinaf konusu gayrimenkulde bir mülkiyeti de yoktur. Mülkiyet sahibi hissedarların ihtilâfına taraf da değildir. Kaza Mahkemesine yapılan başvuruya taraf yapılmamıştır, istinafta da taraf değ-ildir, ancak iddiaya göre, bu gerçeklere rağmen Kaza Tapu Amiri satış kararı verirken, Bullici Ltd.'in kiracı olarak tasarrufunda bulundurduğu dükkânın tahliyesini sağlamadan satış kararı aldı diye hata etti. Yine iddiaya göre kira yasasında tahliye nedeni- teşkil etmeyen bir hususu Kaza Tapu Amiri uygulamadı diye hata etti.
Hiçbir yasal dayanağı olmayan bu iddiaları benim paylaşmama olanak yoktur. Bunlar açıkça göstermektedir ki, başvurunun esasında Davacıların veya Müstedilerin haklı olduğuna dair, belir-ti de yoktur, aksine haksız olduklarını gösteren yasal dayanaktan yoksun iddiaları olduğuna dair belirtiler vardır.
Yukarıdakilerden görülmektedir ki davacılar veya Müstedilerin esas başvuruda, üzerinde istinad ettiği en mühim nokta olan Kaza Tapu Amirin-in kıta 33 üzerindeki dükkânının tahliyesini sağlamadan satış kararı verdiği doğrultusundaki iddiaları hiçbir içtihat ile deteklenmemekte olup hukuki dayanaktan yoksundur. Kaza Mahkemesi bu hususu araştırmadan ve başvurunun esasında davacılar veya Müstedil-erin iyi bir davası olduğuna kani olmadan ara emrini kesinleştirmekle hata etmiştir.
İstinafı karara bağlayabilmek için davacılar veya Müstedilerin istinaf konusu dükkânların Kaza Tapu Amirince yaz ayında değil de 19.1.1992 tarihinde satılmasına yönelik -bir karar almakla hata ettiği doğrultusundaki iddiasına gelince, Müstediler bu iddiasını da bir önceki gibi ne Alt Mahkemede ara emrinin duruşması esnasında, ne de Yargıtayda istinafın duruşması esnasında herhangi bir mevzuat ile destekleyememiştir. Bizim -yaptığımız çalışmalarda saptadığımız mevzuat ise köylerde tarla satışlarıyla ilgili olup bu tip satışların yaz aylarında hasat zamanından sonra gerçekleşmesi gerektiği doğrultusundadır. Ancak şehirlerde dükkân satışları ile ilgili Müstedilerin iddiasını de-stekleyici herhangi bir mevzuat olmadığına kani olduk. Müstedilerin esas başvurudaki iddiaların tam tersine, ilgili mevzuat şehirlerdeki gayrımenkullerin satışının bütün sene zarfında olabileceğini göstermektedir. Mühim olması hasebi ile ilgili mevzuatın i-lgili hükmünü aynen aktarıyoruz.
"Sales of properties in towns and in suburs having urban value can be fixed to take palce all the year round." (Bak: Fasıl 224 Madde 35 altında yapılan Sales by Public Auction Rules, bilhassa Sales Under s. 28(1) of 1. P.- (T.R. and v.) Law, Cap 224, Sec. 16 başlık 'Sale Seasons' ve bunun atıfta bulunduğu Sale of Mortgaged property Rules, Part II, Sec.9.)
Yukarıdakilerden sarihtir ki, Müstedilerin esas başvurudaki bu iddiası herhangi bir mevzuat ile desteklenmemektedir ve- dolaysıyle Davacıların veya Müstedilerin başvurunun esasında haklı olabileceğine dair herhangi bir yasal belirti yoktur. Tam tersine kanunen haksız olduklarını gösteren belirtiler vardır.
Netice olarak Kaza Mahkemesi başvurunun esasında Davacıların veya- Müstedilerin ilk nazarda da dahi olsa haklı bir davası olup olmadığını araştırmamakla ve haklı olabileceğine kanaat getirmemekle ve buna rağmen ara emrini kesinleştirmekle hata etmiştir. Başvurunun veya davanın esasını da tetkik edip ara emrini sonra kesi-nleştirseydi, Kaza Mahkemesinin düştüğü hataya düşmeyeceği sarih olacaktı. Bu hatanın giderilmesi de bu Yargıtayın kaçınılmaz görevidir.
Netice olarak istinafın kabul edilmesi ve Kaza Mahkemesinin verdiği ara emrinin iptal edilmesi gerektiği görüşündeyim-. Bu durumda diğer istinaf sebeplerinin incelenmesine gerek kalmamıştır.
Öyle anlıyorum ki istinafın kabul olunmasına yönelik bu karar neticede çoğunluk kararı teşkil etmektedir. Yargıtayın diğer üyesi Sayın Taner Erginel de kendi kararında belirttiği ne-dnelerle bana katılmaktadır veya bir başka deyişle neticede ben ona katılmaktayım.
Bu kararımız neticesi Tapunun bıraktığı yerden satış işlemlerini tamamlaması normaldir. Ancak gazete de dahil olmak üzere gerkeli tüm ihbarların verilerek, gereken işlemle-rin yapılabilmesi ve hissedarlara da satış için hazırlık fırsatı vermek amacı ile başvuru ve ara emri konusu gayrımenkullerin Tapuca 24 Mayıs Pazar günü aleni müzayede ile satılmasının uygun olacağı kanaatındayım.
İstinaf masrafları ile ilgili olarak her-hangi bir emir verilmemesinin uygun olacağı görüşündeyim.
N. Ergin Salâhi: Netice olarak istinafın kabul edilmesine, oyçokluğu ile, karar verilir ve Lefkoşada Selimiye Mahellesi Pafta/Harita XXI/46.2.XIII Parsel 33, koçan no: 1504'deki dükkân ile aynı paf-ta haritada görülen koçan no:1503'de tefsir edilen parsel 32 numaralı dükkânın Fasıl 224 madde 28(1) altında aleni müzayede ile 24 Mayıs 1992 Pazar günü sabahı Tapu Dairesince tespit edilecek bir saatte satılması hususunda emir verilir. Ayrıca bu satışın g-erçekleşebilmesi için gerekli yasal ihbarların yeniden Kaza Tapu Amiri tarafından verilmesi hususunda emir verilir.
Masraflar hususunda herhangi bir emir verilmez.
(N. Ergin Salâhi) (Taner Erginel) (Metin A. -Hakkı)
Yargıç Yargıç Yargıç
20 Şubat 1992
Full & Egal Universal Law Academy