-D.2/88 Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 124/87 ve 125/87
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Hamdi Atalay, Celâl Karabacak
Yargıtay/Hukuk 124/87
(Girne Da-va No.956/87)
İstinaf eden: Hasan Gencay, Lâpta
(Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Derviş Ahmet Kara, Lefkoşa.
(Davacı)
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Oktay Feridun ve ortakları
Aleyhine istinaf edilen namına: Ünsal Çağda
Yargıtay/Hukuk 125/87
(Girne Dava No.956/87)
İstinaf eden: Derviş Ahmet Kara, Lef-koşa.
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Hasan Gencebay, Lâpta.
(Davalı)
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Ünsal Çağda
Aleyhine istinaf edilen naına: Oktay Feridun ve ortakları
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Davacı, aleyhine istinaf edilen, Girne Kaza Mahkemesinde dosyaladığı 956/87 sayılı bir dava ile, davalı-nın Karava'da Pafta/Harita XII.17.W.2 Parsel 799, 800, 801, 802 ve 803'de görülen cem'an 37 dönüm alanındaki eşdeğerden intikal eden taşınmaz malın Girneli Derviş Babayiğit'e 18.500,000.-TL'ye satışında aracılık veya komisyonculuk yaptığını ve bu hizmetler-ine karşılık uyuşulmuş bedel olarak 2,000,000.-Tl'sı alacak, bu miktar üzerinden faiz ve dava masraflarını talep etmektedir. Davacı talep takriri dosyaladıktan sonra 20.11.1987 tarihinde tek taraflı bir istida ile Fasıl 6 Hukuk Muhakemeleri Usulü Yasası'nı-n 6. ve 9. maddeleri ile 9/76 sayılı Mahkemeler Yasası'nın 41. madesine istinaden, davalının bu talebi ödennceye kadar veya bu miktar oranında teminat gösterilinceye kadar tutuklanmasını veya KKTC'den ayrılmasını men eden bir emir talep etmiştir. İlk mahke-me aynı gün bir emir vermemiş, karşı tarafa söz hakkı tanınmasını öngörmüş ve istida ile istidaya ilişik yemin varakasının karşı tarafa tebliğ edilmesini emretmiştir. İstidanın duruşması 24.11.1987 tarihine tayin edilmiş, ancak duruşma gününde istida karşı- tarafa tebliğ edilmiş olmasına rağmen davalı mahkemede hazır bulunmamış ve onun gıyabında davalı aleyhine istidadaki talep doğrultusunda emir verilmiştir.
Davalı 3.12.1987 tarihinde bir istida dosyalayarak 24.11.1987 tarihli emrin değiştirilmesi, kaldır-ılması veya en azından davalının ada dışına çıkmasına izin verilmesini talep etmiştir. Bu arada konu tarafların avukatları ile görüşülmek suretiyle uzlaşma yolları denenmiş ancak taraflar uzlaşma zemini bulamamış-lardır. Davalı aleyhine verilen emrin değiş-tirilmesi için yapılan istidada 8.12.1987 tarihine duruşma için tayin edilmiş ancak vakit darlığı nedeniyle daha sonra 10.12.1987 tarihine tayin edilmiştir. 10.12.1987 tarihinde ise davalı avukatı, durumun uzayabileceği düşüncesiyle yapmış olduğu istidayı -geri çekmiş ve ilk mahkemece verilen emirden istinaf eteme yolunu tecih etmiştir. Bu arada istinaf süresi geçirilmiş olduğundan, ilk mahkemeye E.35 n.2, E.57 n.2, E.48 n.2 uyarınca istinaf süresinin uzatılması için 14.12.1987 tarihinde müracaat etmiştir. B-u müracaatına ekli yemin varakasında, özetle, haklı bir dava sebebinin bulunduğunu, tebligatın yaşlı annesine yapıldığını ve rahatsızlığı nedeniyle mahkemede hazır bulunmadığını, talep edilen para miktarında veya herhangi bir miktarda borcu bulunmadığını i-leri sürmüştür. Neticede, istida karşı tarafa tebliğ edildikten ve ilk mahkeme, tarafları dinledikten ve ilk mahkeme istinaf dosyalama süresinin 7 gün daha uzatılması yönünde bir karar vermiştir. 125/87 sayılı istinaf ilk mahkemenin istinaf süresinin uzatı-lması kararına karşı davacı tarafından yapılmış, 124/87 sayılı istinaf ise ilk mahkemenin 24.11.1987 tarihinde verdiği emre karşı davalı tarafından dosyalanmıştır.
İstinafın duruşmasında tarafların müracaatı üzerinde her iki istinaf da birleştirilerek ele- alınmıştır.
124/87 sayılı istinafın kaderini tayin edecek olan 125/87 sayılı istinafı ilkin ele almayı daha uygun bulduk.
Bu istinafta müstenif avukatı özetle, davalının yemin varakasında bir çok sebeplere değinilmesine rağmen istinaf süresinin ne seb-eple geçirildiği hususunda herhangi bir mazaret ileri sürülmediğini, istidanın duruşmasında ise makul ve geçerli mazaretin ne olduğu yönünde herhangi bir şahadet de sunulmadığını, bu nedenle ilk mahkemenin adli takdirini kullanabilmesi için önünde yeterli -bir şahadet bulunmadığını, bu gibi hususlarda isbat külfetiin müstediye ait olduğunu, müstedinin ise bu isbat yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca müstedinin yemin varakasındaki olguların davacı müstedaaleyh tarafından reddedildiğini,- bu nedenle yemin varakasında serdedilen iddiaların müstenif davalı tarafından şahadetle isbat edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Keza, ilk mahkemenin bu olgular ışığında adli takdirini hatalı kullanarak istinaf süresinin uzatılması kararı vermekle hata-lı harket ettiğine değinmiştir.
Aleyhine istinaf edilen müstedi avukatı ise, mahkemenin geniş takdir yetkisi bulunduğunu, ilk mahkeme bu takdir yetkisini kullanırken müstedinin istidasına ilişik yemin varaksında ileri sürülen hususları ve özellikle 11. p-aragrafta yer alan istinaf süresinin geçirilmesi ile ilgili müstedinin mazaretini dikkate aldıktan sonra adli takdirini doğru olarak kullanıp doğru ve adil bir yagrıya vardığını ileri sürmüştür.
İlk mahkemenin kararına göz atıldığında kararın 2. sayfasın-da şu gerekçelere yer verilmektedir:
"Müstedi davalıya 24.11.1987 tarihli emirden istinaf dosyalayabilmesi için sürenin uzatılması davacıya bir haksızlık olacak mıdır, davacının herhangi bir hakkını olumsuz yönde etkileyecek midir? talep ettiği sürenin d-avalıya tanınması davacının davasıın daha geç sonuçlanmasına mı neden olacaktır? Talep edilen sürenin davalıya tanınması davalıyı davacıya karşı avantajlı bir statüye mi getirecektir? Davalının 24.11.1987 tarihli emirden istinaf dosyalayabilmesi için, isti-naf süresinin uzatılması davacının herhangi bir hakkını yitirmesine neden mi olacaktır? Tüm bu sorunların yanıtı hayır'dır. Davalının tek istediği Mahkemenin 24.11.1987 tarihli emrinin doğruluğunu veya haklılığını yargıtayda tartışmaktır. Bu meselede daval-ının bu hakkını kullanmaktan engellenmesi adil değildir görüşündeyim. Davalının 14 günlük istinaf dosyalama süresini geçirdiği bir gerçek, ancak bu tek başına davalının istidasının reddi için bu meselede yeterli değildir, kanısındayım, bu meselenin tüm olg-uları ışığında davalıya talep ettiği sürenin verilmesi adildir."
-İlk mahkemenin 24.11.1987 tarihinde verdiği kararda açıklıkla görülebileceği gibi davalı müstedinin, ilkin istinaf etme yolunu seçmediğine, bu emrin ilk mahkeme tarafından değiştirilmesi için 8.12.1987 tarihinde bir istida dosyaladığına, daha sonra yine k-endi arzusu ile bu istidayı geri çekerek istinaf etmek istediğine ancak bu arada istinaf süresini geçirdiği cihetle istinaf süresinin uzatılması için müracaat ettiğine değinilmiştir. İlk mahkeme kararında esas itibarıyle müstedinin mevcut olabilecek mazare-tine fazla ağırlık vermeden istinaf süresinin uzatılmasına karar verilmesi halinde davacı müstenife ne gibi haksızlık olabileceğini detaylı olarak tezekkür etmiş ve neticede davacıya haksızlık olmayacağı kanaatine vararak istinaf süresinin uzatılmasına kar-ar vermiştir.
Yapılan argümanları ve hukuki durumu değerlendirdiğimizde; ilk mahkemelerin verdiği kararlardan memnun olmayan tarafın belirlenen süreler içerisinde istinaf etmesi gerektiği, bu sürelerin geçirilmesi halinde ise E.35 n.2 ve E.57 n.2 uyarınc-a mahkemeye yapılacak bir müracaatla istinaf süresinin makul ve uygun hallerde uzatılabileceği görülmektedir. Ancak bunun yapılabilmesi için ilkin, müracaat eden müstedinin belirlenen istinaf süresini hangi sebepten geçirdiğine dair makul bir mazaret ileri- sürmesi gerekmektedir. Bu hususta, Yargıtay/Hukuk 10/75 Yeşilırmaklı Aysel Cahit ile Salâhi Kâzım arasındaki davada, sayfa 5'te şu görüşe yer verilmiştir:
"İstinaf edebilme süresinin uzatılmasını sağlamak için gereken emrin verilebilmesi gecikmenin makul- ve tatminkar bir şekilde izahına bağlıdır. Bunu yapmak da müstediye düşer."
Yine aynı kararın 4. sayfasında ise mahkeme nizamlarında belirlenen sürelere uyulması gerektiğine, bu sürelerin ne sebeple geçirildiğinin makul ve geçerli bir izahı yapıldıktan s-onra istinaf sürelerinin uzatılabileceğine değinilmekte ve şu görüşe yer verilmektedir:
"Herhangi bir meselede makul ve ikna edici sebep yoksa, herhangi bir sürenin mahkeme tarafından uzatılmaması gerekir. Çünkü kanun ve kanun gereğince yapılan nizamların- esas amacı bu gibi kanun ve nizamlarda belirlenen zamana uyulmasıdır. Uyulmadığı takdirde zararı uymayan taraf çeker. Kanun veya nizamnamelerde belirtilen süreye makul takdir hakkını kullanarak belirlenen süreyi makul bir müddet için uzatabilirler."
İlk -mahkeme, takdir hakkını kullanırken ilkin, belirlenen istinaf süresinin ne sebeple geçirildiğine dair makul ve geçerli olabilecek mazaretin müstedi tarafından ileri sürülmesi ve ihtilaf halinde isbatlanması; bu mevcut ise karşı tarafa sürenin uzatılması ha-linde ne gibi haksızlık ve adaletsizlik olacağını tezekkür ederek bir yargıya varması gerekir. Bunu yaparken de Georghios Christofi v. Polyvios Socratous 2 C.L.R. 1963 sayfa 71'deki kararda değinildiği gibi belirlenen sürelerin ancak istisnai hallerde uzat-ılabileceği hususunun da gözde uzak tutulmaması gerekir. Bu kararda, sayfa 72'de bu hususta şöyle denmektedir:
"The grounds put forward by the applicant do not, in our opinion, justify the Court to grant the relied which has been sought. The appellant ou-ght to have proceeded more promptly if he really desired to appeal and it was too late, after the writ of execution was issued and part payment of the amount recoverable was effected under it, to bring this application. Unless there are some very exception-al circumstances, and there were none before this Court in this case, an application of this kind cannot succeed."
Keza müstedi tarafından istinaf süresinin ne sebeple geçirildiğine dair makul bir mazaret ileri sürülmemesi halinde istinafta tartışılabilec-ek esaslı noktaların mevcut olduğu iddiası kendi başına sürenin uzatılması için yeterli değildir. Areti Pavlou and Another v. Geaorge P. Cacoyiannis and Others 2 C.L.R. 1963 s.405 ay 406'da bu hususta şöyle denmektedir:
"There is a fundamental distinct-ion between a matter of law and a matter of law and a matter of discretion; here, powers in favour of the application, on grounds and facts which may be summarised thus:- The advocate handling the case (or his client) failed to take the appropriate steps f-or filling an appeal within the time prescribed by the Rules; and as there is an important point of law to be argued in the appeal, the Court should grant the application. The words "negligence", "failure" and "omission" were all used by counsel in the cou-rse of his argument to describe the conduct which resulted in the necessity to make the present application."
Önümüzdeki meselenin olgularına göz atıldığında müstedi, istidasına ilişik yemin varakasında tebliğin kendisine değil yaşlı annesine yapıldığını-, söz konusu borcun ödenmemiş olduğunu, davasında haklı bir sebebi olduğunu ileri sürmesine rağmen 24.11.1987 tarihinde alyehine verilen emir en geç 3.12.1987 tarihinde kendisine fiilen tebliğ edildikten sonra da ne sebeple istinaf etmediğini ve istinaf et-me imkânı varken bu süreyi ne sebeple geçirdiğini izah edememiş ve bu yönde de herhangi bir makul mazaret beyan etmemiştir. Sadece yemin varakasının 11. paragrafında şu iddiaya yer verilmektedir:
"İlk aşamada aleyhindeki emri daha kısa sürede kaldırmak ve-/veya değiştirmek istediğimden mahkemeye 3.12.1987 tarihli istidayı dosyaladığım, fakat bu prosedürün daha da uzun olacağını gördüğümden istinafa başvurmak zorundayım."
Bu paragraftan görülebileceği gibi müstedi istinaf dosyalamak yerine başka yöntemleri -tercih etmiş ve daha sonra bundan vazgeçerek istinaf etme yönünü tercih etmiştir. Bu paragraf bile makul sayılabilecek bir mazeret içermemektedir. Kadlı ki davacı, müstedinin yemin varakasında serdettiği olguları reddettiği cihetle müstedinin mahkemeye şah-adet sunarak makul olabilecek mazereti yönünde şahadet vermesi ve mahkemeyi ikna etmesi gerekirdi. Müstedi bunu da yapmamıştır. İlk mahkeme takdir hakkını kullanırken bu takdir hakkını her meselenin kendi olguları içerisinde ve adli olarak kullanmak durum-undadır. Şayet istinaf süresini uzatmak için müracaatta bulunan bir müstedi mahkemeye adli takdirini kullanabilecek düzeyde makul ve geçerli mazeret sunmamış ve bunu isbat yönüne gitmemişse mahkemenin istinaf süresinin uzatılmaması halinde müstediye adalet-sizlik olacağı, karşı tarafa adaletsizlik olmayacağı veya karşı tarafın istinaf süresinin uzatılmasından zarara düçar olmayacağı görüşüyle belirlenen süreyi uzatmak hakkını haiz değildir. İstinaf etme niyetinde olan müstedilerin vaktinde hareket etmeleri v-e kendilerine tanınan süreleri geçirmemeleri gerekir.
Önümüzdeki meselede yukarıda değinildiği gibi müstedi yemin varakasında istinaf süresinin uzatılması için herhangi bir sebep ileri sürmediği gibi makul sayılabilecek mazereti yönünde de şahadet sunmam-ıştır. İlk Mahkeme istinaf süresinin uzatılmaması halinde karşı tarafa adaletsizlik olmayacağı görüşüne yeterinden fazla ağırlık vererek hatalı olarak istinaf süresini uzatmıştır. Bu nedenle 125/87 sayılı istinafın kabul edilmesi gerekir.
Netice olarak 1-25/87 sayılı istinaf kabul edilir ve 21.12.1987 tarihli emir iptal edilir. 24.11.1987 tarihli ilk mahkmeme emrine karşı yapılan 124/87 sayılı istinaf ise vaktinde dosyalanmadığından yukarıda verilen karar ışığında reddedilir.
Masraflar hususunda herhnagi- bir emir verilmez.
(N. Ergin Salâhi) (Hamdi Atalay) (Celâl Karabacak)
Yargıç Yargıç Yargıç
11 Ocak 1988
-
-
-7-
-
Full & Egal Universal Law Academy