-D.34/88 Yargıtay/Hukuk 16/88
(Dava No: 1961/86, Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Niyazi F. Korkut, Hamdi Atalay, Taner Erginel.
İstinaf eden: Aziz Çelebi n/d Aziz -Çelebioğlu, Yeşilırmak.
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Yılmaz Karaban n/d Yılmaz Kabora, Yeşilırmak.
- (Davalı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Av. Kıvanç M. Rıza.
Aleyhine istinaf edilen namına: Av. Hasan Balman ve Av. Emi-n Asaf.
H Ü K Ü M
Niyazi F. Korkut: İstinaf eden davacı, aleyhine istinaf edilen davalı aleyhine Lefkoşa Kaza Mahkemesinde dosyalamış olduğu bir davada, sair şeyler yanında, dava ile ilgili zamanlarda takriben 81 yaşında sıhhati yerinde olmıyan ya da b-akıma muhtaç bir kişi olup okuma yazma bilmediğini, Yeşilırmak'ta 10230 numaralı koçan gereğince takriben 1 dönüm bir evlek alanı olup içinde bir de ev bulunan bir taşınmaz malın sahibi bulunduğunu, eşinin çoktan vefat ettiğini ve herhangi bir çocuğu olma-dığını, dava ile ilgili zamanlarda tek malı olan konu taşınmaz mal içerisindeki evde yalnız olarak yaşadığını, akrabası olan davalının ise genç, sıhahtli ve kültürlü birisi olduğunu, davalının davacının mevcut durumunu suistimal ettiğini ve davacının konu -taşınmaz malı takriben 21.3.1986 tarihinde davalının luzumundan fazla tesiri (udue influence) altında kalarak hibe yolu ile davalıya koçan etmesini sağladığını ileri sürerek:
(i) konu taşınmaz malı davacı tarafından davalı adına Tapu'da yapılan devir ya- da hibe mukavelesinin geçersiz olduğu;
(ii) davalının konu taşınmaz malı davacı adına emaneten tuttuğu;
(iii) konu taşımaz malın tapu kayıtlarında tekrar davacının ismine kayıt edilmesi hususunda bir emir;
(iv) 3 milyon Türk Lirası tazminat ve;
(v)- dava masrafları için istemde bulundu.
Davalı ise dosyaladığı müdafaa takririnde davacının savlarını reddederek sadece konu taşınmaz malın 21.3.1986 tarihinde hibe yolu ile kendisine dervedildiğini kabul etmiş ancak bu devir işlemini davacının bilerek ve- isteyerek yaptığını ileri sürmüştür.
Davanın duruşmasında davacı bizzat şahadet verdi ve bir de tanık dinletti. Davalı da bizzat şahadet verip 3 de tanık dinletti.
Şahadeti ve sunulan emareleri değerlendiren alt mahkeme davacının 1905 doğumlu cahil, g-özleri gören, işitmesinin yerinde, eli kolu çalışır ve kafası yerinde birisi olduğu, davcının geri zekâlı ya da ahmak diye vasıflandırıla-mıyacağı ve ne yaptığını ne ettiğini bilen bir kişi olduğu, çatlak ve mide ameliyatı geçirdiği, evli olmakla beraber k-arısının çoktan vefat ettiği ve halen dava konusu taşınmaz malın içinde bulunan 3 odalı bir evde yalnız olarak yaşadığı, oğlu Salahi'nin ise 1957 yılında vefat ettiği ve tek yasal varisinin torunu Ferhan isimli bir kız olduğu ve hibe yapıldığı tarihte toru-nu Ferhan ile küs olduğu ancak bu dava ikâme edildikten sonra davacı düşüp kolunu kırdığında torunu ile barıştığı, davalının karısının ise davacının kardeşi kızı olduğuna ilişkin bulgu yaptı. Alt Mahkeme ilâveten davacının devletten ayda 40.000TL civarında- yardım gördüğü ve evinin ittisalinde bulunan küçük bir barakada kürek sapı, çapa sapı v.s. yapıp ufak tefek gelir elde ettiğine ilişkin de bulgu yaptı.
Alt Mahkeme hükmünde davacının dava konusu malı üvey torunu olan davalının karısı Gökçen'e hibe etmek- istediği ancak onun bu hibe önerisini kabul etmemesi sonucu davacının davalı ile anlaşarak birlikte Lefkoşa'da avukat Halil Dinç Onur'a giderek bir hibe senedi yapıp bilâhare de Tapu'da davacının konu malı hibe olarak davalıya devrettiği hususunda de bulg-u yaptıktan sonra hibenin nedenlerini de inceleyerek davacının davalı tarafından kandırılarak konu malı hibe ettiği savına karşın davalının da davacının vefatı halinde konu taşınmaz malın o tarihte küs olduğu torunu Ferhan'a kalmasın diye kendisine koçan e-ttiğini ileri sürdüğünü vurgulayarak davacının konu malı davalıya koçan etmesinin en mühim sebebinin vefatı halinde torununa kalmaması olduğu ve ilâveten ilgili tarihlerde davalı ile karısının davacıya baktıkları ve davacının bunun etkisi altında kalarak i-leriye dönük aynı hizmetleri beklediğinden bu beklenti ile hibeyi yapmış olmasının kuvvetle muhtemel olabileceğine ilişkin bulgu yaptı.
Alt Mahkeme konu malın davacı tarafından 22.8.1972'de Huriye Mehemt isimli birine hibe edilip konu şahsın 1977 yılınd-a Avustralyaya hicret etmezden önce konu malı hibe yolu ile davacıya iade ettiği hususunda taraflar arasında görüş birliği bulunduğuna da değinerek tarafların Mart 1986'da Lerfkoşaya gelerek davada emare olan hibe senedini avukat Halil Dinç Onur'un yazıhan-esinde yapıp daha sonra da Tapu'ya giderek gerekli hibe takririni yaptıkları, avukatı davacının ödediği, ayrıca davacının davalı leyhine bir de vasiyet yaptığı ve bu nedenlerle ilgili tarihlerde davalının davacıyı tamamen etkisi altına aldığına ilişkin de -davacının savını benimsemediklerini vurguladıktan sonra hibe ile ilgili yasal durum da incelenerek hibe ivazsız olduğuna göre hibeyi alanın hibeyi verene bakacağı için ya da hibeyi aldıktan sonra bakacağı doğrultusunda verdiği taahhütlerin hibeye ters düşt-üğü ve dolaysııyle geçersiz olduğuna ilişkin de bulgu yaparak devamla hibe senedi geçerli sayılsa bile, konu hibe senedi yapıldıktan sonra taraflar Tapu''a giderek muamele yaptıkları ve orada yaptıkları işlem ve imzaladıkları evrakların emare hibe senedin-e ters düştüğü ve o oranda hibe senedi altındaki yükümlülükleri ortadan kaldırdığı hususunda da bulgu yaptı ve sonuçta davacının davasını reddetti.
Davacı bu karara karşı istinaf dosyaladı.
24 istinaf sebebi içeren istinafı ile ilgili olarak Mahkemeye -hitap eden davacı avuaktı, sair şeyler yanında, davanın "undue influence" üzerine açıldığını, bu tür bir davada kişinin ille de deli olması gerekmediğini, ilk görünüşe göre moral yönden bir aksaklık var ise isbat yükümlülüğünün karşı tarafa geçtiğini, bu m-eselede davacının yaşlı, cahil, ameliyatlar geçirmiş birisi ve davalının da genç birisi olduğunu vurgulayarak mevcut şahahet ışığında yapılan işlemde ilk nazarda bir aksaklık olduğunun aşikâr olduğunu savundu. Davacı avukatı savlarına devamla davacı şahade-tinde defalarca "beni kandırdırlar" dediği ve davalı da "davacı gelir gider ve malı vermek isterdi" şeklinde şahadet verdiği halde alt mahkemenin kararında bu hususta hiç bulgu yapmadığını halbuki bu hususun davanın esası olduğunu savundu.
Davacı avukatı- ayrıca davacının kendi geleceğini garanti etmek üzere emare 2 hibe senedini yaptırıp konu malı ona karşı verdiğini ve alt mahkemenin bulgusunda belrittiği gibi nedenin torununa mal kalmaması olmadığını, alt mahkemenin de bu bulguya baktıları ve ileriye dö-nük aynı hizmetleri beklediğinden hibe yaptığını ve bu nedenlerle davacının etki altında kalarak konu malı verdiğini ve hibe senedinn de bunun temel unsurlarında biri olduğunu, alt mahkemenin emare senet ivazsız olduğu için davalının davacıya bakma yükümlü-lüğü bulunmayıp senedin geçersiz olduğuna ilişkin bulgu yaptığını halbuki şahadete göre iki tarafın da anlaştıkları bir husus olarak yapılan hibenin şartlı olduğunu, davalının hayat boyu davacıya bakacağını ve ortada bir ivaz bulunduğunu ancak yapılan muam-elenin tarafların vardıkları anlaşmayı yansıtmadığını, davalı müdafaasında davacı "independent advice" aldıktan sonra davacının dava konusu malı verdiğini ileri sürmekle bereaber böyle bir şahadet getirmediğini ve bunun davacı lehine bir "presumpiton" yara-ttığını, Tapu'da muamele yapılırken tarafların "ad idem" olup olmadıkları hususunda alt mahekmenin bulgu yapmaktan kaçındığını, davacı sıhatti bozuk ve cahil olduğunu ileri sürmesine karşın alt mahkemenin bu hususta da bulgu yapmadığını, davacı talep takri-rinde dava konusu maldan başka malı yok savını ileri sürüp bu hususta şahadet vermesine karşın alt mahkemenin bu noktada bir bulgu yapmadığını; davacı "devir işlemlerinden sonra davalı kendisi ile ilgilenip yardım etmedi ve davalı kendini kandırdı" diye şa-hadet vermesine karşın alt mahkemenin bu hususlarda bir bulgu yapmadığını, neye dayanarak davalının şahadetine inandığını da hükmünde belirtmediğini halbuki duruşma süresince davalının tüm tanıkları dinlediğini ve istintakı sırasında da birçok soruyu "bil-miyorum" "hatırlamıyorum" şeklinde kaçamak yanıtladığını ve davalıya inanmaması gerektiğini ileri sürdü.
Davalı adına konuşan avukatı ise Mahkemeye hitabında sair şeyler yanında, talep takririnde davacının davasını "undue fluence"e dayandırdığını, bu hus-usta tek şahadetin davacı ile davalı ve karısının olduğunu, "undue influence" olabilemsi için karşı tarafın kişinin arzularına hükmedecek durumda olup onu tahakkümü altına aldığının kanıtlanması gerektiğini halbuki bu hususlara ilişkin şahadet sulunmadığın-ı, alt mahkemenin şahadet verirken davacıyı görüp onun eli ayağı tutar ve zekâsının yerinde, ne yaptığını bilen birisi olduğuna ilişkin bulgu yaptığını, hibe gününde davacının durmunda gayrı tabii bir durum olduğuna ilişkin de şahadet olmadığını, ilâveten -davacının "independent advice" da aldığını ve konuyu anlayarak konu işlemleri yaptığına göre de yapılanların kendisinini bağladığını, "undue influence" ile ilgili isbat yükümlülüğünün davalıda olmadığını ve olsa bile davacının "independent advice" alarak, -bilerek işlem yaptığını kanıtladıklarını, davacının konu malın küs olduğu torununa kalmaması arzusu ile hibe yaptığını ve koçan döndükten sonra da davalının davacıya bakmadığına ilişkin şahadet bulunmadığını savundu.
Savlarına devamla davalı avukatı tara-fından hibe yapmak üzere Tapu'ya gittiklerini, tek taraflı bir yanlışlık bulunmadığını ve her iki tarafın da ne yaptıklarını bilerek hareket ettiklerini ve dava konusu mal koçan edildiği an emare hibe senedinin de ortadan kalktığını, geçerli olsa bile sene-de uyulmadığının kanıtlanması gerektiğini ve bunun isbat edilmediğini, ilâveten talep takririnde ileri sürdüğü gibi 3 milyon TL zararları olduğunun isbatı gerektiğini ve bu hususta da şahadet bulunmadığını savundu.
İstinaf edenin Mahkemeye hitabında söyl-ediklerinden de görülebileceği gibi istinaf eden, esas itibarı ile, tarafların "ad idem" olmayışları ve "undue influence" üzerinde durmuştur.
Davacı şahadetinde davalının kendisine bakacağı ve hayat boyu da konu taşınmaz mal içerisindeki evde oturacağı v-e ölene kadar davacıya bakacağını kabul etmesine karşın emare 2 hibe senedinde davacının konu evde oturacağına ilişkin bir madde mevcut değildir ve davalı da bu nokta üzerinde konu senedin eksik olduğunu şahadeti sırasında kabul etmiştir. Tapu devir işlemi- yapılırken de bu hususlara değinilmemiştir ve Tapuda yapılan muamele de davalının davacıya ölene kadar bakacağına ve davacının ölene dek konu evde oturacağına ilişkin anlaşmayı aksettirmemektedir. Mahkemede şahadet veren muameleyi yapan Tapu memuru da şah-adeti sırasında yapılan hibenin şarta bağlı olduğunu bilse idi muameleyi kabul etmiyeceğini belirtmiştir.
Bir taşınmaz mal ile ilgili olarak Tapuda yapılan bir devir de hibe işleminin geçersiz olduğuna ilişkin hüküm verilmesi genelde çok zordur. Ancak is-tisnai durumlarda böyle bir yöntem düşünülebilir.
Önümüzdeki meselede yaşlı ve kimsesiz biri olan davacı, olgulardan da görülebileceği gibi sırf kendisine bakılsın diye sahibi bulunduğu tek taşınmaz malını davalıya hibe yolu ile devrederken konu taşınmaz- mal içerisinde bulunan evde de hayat boyu oturacağı ve davalı tarafından kedine bakılacağı hakkında davalı ile anlaşmalarına karşın yapılan senet böyle bir koşul içermemekte ve bu hususlar tamamen davalının arzu ve insafına bırakılmaktadır. Buna ilâveten -Tapuda yapılan muamele de bu anlaşmaları yansıtmayıp koşulsuz bir hibe görünümündedir.
Bütün bunlara ilâveten devir muamelesinden sonra davalının davacıya, anlaşmalarına aykırı olarak, gerektiği şekilde bakmadığı da açıktır.
Bütün bu nedenlerle bu dava-da da yapılan hibe senedi ile Tapuda yapılan hibe muamelesi tarafların "ad idem" olduğu hususları içermediği cihetle geçersizdir.
Nitekim Mahkememizi bağlayıcı olmamakla beraber ışık tutucu olarak atıfta bulunulan Keziban Raif As Administratrix Of The Es-tate Of The Deceased Shaziye Alias Shaziye Djemal v. Enver Dervish (1971) 1 C.L.R. s.158'de yayınlanan davada da Mahkeme dava konusu evin müteveffiye tarafından davacıya satışı ile ilgili senedin tarafların hakiki amaç ve niyetlerini yansıtmadığı gerekçesi- ile geçerli olmadığı kanaatına vardı.
Bu nokta üzerinde davacı başarılı olduğuna göre istinafın kabul edilerek konu malın davacı tarafından davalı adına Tapuda yapılan devir ya da hibe muamelesinin geçersiz oluşu nedeni ile konu taşınmaz malı Tapu kayıt-larında tekrar davacının ismine kayıt edilemsi hususunda emir verilmesi gerekir. Ancak konunun önemine binaen "undde ifluence" hususunda ileri sürülen savları da incelemeyi uygun gördük.
Bu davadaki davacının yaşlı ve kimsesiz oluşu, davalının ona yakınl-ık gösterişi ve davacının yegâne malı olan dava konusu taşınmaz malı davalıya vermiş olması gibi haller nedeniyle hibenin bozulmaması ev aldığı malın kendine bırakılmasını haklı göstermek davalıya düşmektedir. Bu hususta Bak Equity, Doctrines and Remedies -by RP. Meagher QC. (1975) sayfa 342, para 1522.
Alt Mahkeme ise hükmünde, sadece, davalının davacı üzerinde "undue influence" kurmadığı ve kursa idi davacının bankada olan parasını da alacağına değinmekle yetindi. Halbuki şahadete göre parayı almak için -davacı ile davalının birlikte bankaya gittikleri ancak parayı almadıkları görülmekte ve davalı bu hususta şahadetinde "biz artık baba evlat olduk. Para nasıl olsa bizimdi" diyerek varolan "undue influence" in açık bir örenğini vermektedir. Davalı müdafaası-nda ilâveten davacının "independent advice" aldığını iddia ederek hibe senedini yapan avukat Halil Dinç Onur'a şahit merkezi çıkarmasına karşın bu tanığı şahadete çağırmadı.
Halsbury 3rd. edt. Vol.17 para.1299 ve 1300'de "independent advice" ile ilgili o-larak şöyle denmeketdir:
"para. 1299 Transactions by aged or infirm persons. There is no presumption of imposition or fraud merely because a donor is old or of weak character; but where an illiterate or an aged an infirm person purports to give all his pr-operty to another, even to his wife, the court must be satisfied that he knew what he was doing before the gift will be enforced.
"para. 1300 Independent advice. The most obvious way of proving that a gift was the result of the free exercise of independ-ent will is by establishing that the nature and effect of the transaction had previosuly been fully ecplained to the donor by some independent and quaified person so com*letely as to satisfy the court that the donor was acting indenpendently of any influen-ce from the donee and with full appreciation of what he was doing. proof of only way of proving this fact, and other circumsatnces which show that the act of the donor was the result of the free exercise of independent will will not be disredarded merely -because they do not include independent advice from a lawyer, but there may be circumstances in which independent advice from a competent adviser is regarded as indispensable.
Where the existence of independent legal advice is relied upon to discharged t-he onus, it must be shown that the advice was given with a knowledge of all relevant circumstances, and was such as a competent and honest adviser would give if acting solely in the interests of the donor. The donee'ss solicitor is not an independent advis-er. The duty of the independent adviser is not merely to satisfy himself that the donor understands the effect of and wished to make the gift, but to protect the donor from himself as well as from the infulence of the donee. A solicitor who is called upon -to advise the donor must satisfy himseld that the gift is one that is right and proper in all the circumstances af the case and if he cannot so satisfy himself he should advise his client not to proceed, and refuse toa ct further for him in the matter. If -in fact such advice is given, it is not necessary, however, to prove that it was acted upon in order to rebut the presumption of undue influence."
Alıntıdan da görülebileceği gibi davacının avukata gitmiş olması yeterli değildir. Avukatın davacıya yapıla-n muameleyi anlatması da yeterli değildir. Avukatın yapılan muamelenin onun lehine ve iyiliğine olduğunu davacıya anlatması gerekir. davacının müdafaa takririnde davacının avukattan tavsiye sorduğu ve ona tavsiye verildiğine ilişkin bir savı olmadığı bir y-ana bu hususta şahadet de yoktur.
Davacı avukattan tavsiye istemiş olsa idi en azından anlaşmalarına uygun olarak davacının konu taşınmaz mal içerisindeki evde oturacağına ilişkin senede bir kayıt düşülebilirdi.
Bu davadan önce hibeyi yapan avukat tar-afından benzeri bir dava açılmış olması da ona davacı tarafından birşey sorulup tavsiye verilmediğini gösterir.
Davacı şahadeti sırasında defalarca davalı kendini kandırdı diye şahadet verdiği halde alt mahkeme bu hususa da eğilip bir bulgu yapmamıştır.
-
Yine Halsbury's Laws of England, 3rd. edt. Vol.17 para. 1313 de "Jurisdiction to grant relief" başlığı altında şöyle denmeketdir:
"para.1313 Jurisdiction to grant relief. Courts of equity have undoubted jurisdiction to grant relief against every species- of fraud, including cases where it may be apparent, form the intrinsic nature and subject of the bargain itself, that it weas one which no man in his senses and not under delusion would make on the one hand, and no honest and fair man would accept on the -ather; in fact, an inequitable and unconscionable bargain.
The principle has now been extende to all cases in which the aprties contracting do not meet on equal terms, and is not limited to expectant herits, but applies to all persons under pressure with-out adequate protection, and the onus of supporting the transaction is thrown on the person benefiting. In dertermining whether the bargain is a hard one, the whole transaction has to be considered and not only the price.
Certain bargains, concerned with- sahring of the fruits of litigation, which might be impeached as unconscionable, may be unenforcable at common law on wholly district grounds discussed elsewhere, as also are the statutory provisions for giving relief n rspect of harsh and unconscionable -moneylending transactions."
Mahkeme olarak uygulamakla yükümlü olduğumuz Equity ilkeleri uyarınca yukarıda belritilen olgular ve yasal prensipler çerçevesinde de dava konusu Tapu muamelesinin iptâl edilmesi gerekir.
Yukarıda belritilen görüşler nedeni -ile istinaf edenin tazminat ve sair hususlardaki sav ve istemlerine değinmeye gerek görmüyoruz.
Sonuç olarak istinaf kabul edilerek, dava konusu taşınmaz malın davacı tarafından davalı adına, Tapu'da yapılan devir ya da hibe muamelesi geçersiz oluşu nede-ni ile, konu taşınmaz malın tapu kayıtlarında tekrar davacının ismine kayıt edilmesine ilişkin hüküm verilir.
Masraflarla ilgili herhangi bir emir verilmez.
(Niyazi F. Korkut) (Hamdi Atalay) (Taner Erginel)
- Yargıç Yargıç Yargıç
1 Eylül 1988
-
-
9
-
Full & Egal Universal Law Academy