-D.6/97 Yargıtay/Hukuk 16/95
(Dava No.470/90;Magosa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Celal Karabacak, Mustafa H.Özkök, Gönül Erönen.
İstinaf edenler: 1.Nazım Erden, Ergenekon v-e diğerleri
(Davacılar)
-ile-
Aleyhine istinaf edilenler: 1. İçişleri, Köyişleri ve Çevre
Bakanlığı, Lefkoşa ve diğerleri
(Davalılar)
-
A r a s ı n d a.
Magosa Kaza Mahkemesinin 470/90 sayılı davada 9.3.1995 tarihinde verdiği karara ( Şafak Öneri Kaza Mahkemesi Başkanı, Emine Dizdarlı Kaza Mahkemesi Yargıcı) karşı Davacılar tara-fından yapılan istinaftır.
İstinaf edenler namına: Avukat Orhan Z. Bilgehan
Aleyhine istinaf edilenler namına: Başsavcı Yardımcısı Muavini Mustafa Arıkan.
---------------
H Ü K Ü M
Celal Karabacak: Bu isti-nafta Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç
Gönül Erönen okuyacaktır.
Gönül Erönen: Davacıların 6 Mart 1990 tarihinde Davalılar
aleyhine açmış oldukları davadaki olgular şöyledir:-
Davacılar, Ergenekon köylüleri, Davalılar ise ilgili
Devlet org-anlarıdır.
Ergenekon köyü, Beşparmak dağlarının güney eteklerinde ve Magosa Kazası sınırları içinde yer alan 87 nüfuslu küçük bir köydür. Yaklaşık 30 haneden oluşan köyün dava ile ilgili zamanlardaki geçim kaynakları arasında meyve bahçeciliği de b-ulunmaktadır. Köyün içme suyu ihtiyaçları 1961 tarihine kadar sadece köyün üst kısmında bulunan ve Eski Çeşme adı verilen 100 yıllık bir pınardan karşılanmaktaydı. Yine ilgili tarihlerde, Davacı 1,3,5,6,8,9'a ait çoğunluğu zerdali ve kayısı ağacından oluşa-n değişik miktardaki meyve ağaçları mezkur pınarın içme suyundan artık olarak kullanılan sudan sulanmaktaydı. İngiliz İdaresi döneminde Ergenekon köylülerinin geçim kaynaklarından birini oluşturan küçük baş (keçi) hayvancılığı dağ ve orman alanlarında zar-ara sebebiyet vermesi üzerine zamanın idaresi keçi besiciliği yapan köylülere keçi besiciliğinden vazgeçmelerine karşılık köy civarında bulunan toplam 81 dönüm hali arazinin mülkiyetini verdi. 1961 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde Ergenekon ve bölgeni-n diğer köylerinden olan Pınarlı ve Sütlüce köylerinin içme suyu ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile Devlet tarafından Ergenekon sondaj kuyusu açıldı. 1963'den sonra dönemin askeri yetkilileriyle sivil yetkilileri ve köylülerin işbirliği ile 1967-1968 yıll-arında mezkur 81 dönüm arazi ıslah edilerek çeşitli meyve ağaçlarından oluşan meyve bahçeleri kuruldu. Davacı 2,3, 4, 5, 6, 7, 8,10,11'e ait mezkur bahçeler, Ergenekon kuyusunun içme suyundan artık olan kısmından sulanmakta idi. 1972-1973 yıllarına kadar g-erek Eski Çeşme Pınarı gerekse Ergenekon sondaj kuyusu sulama yöntemleri ilkel bir şekilde devam ettikten sonra her iki sulama bölgesi için 2 ayrı iskaiye örgütü kuruldu ve daha modern bir sulama yöntemine geçildi. Devlet, sulamada kullanılan boru ve diğer- tesisat masrafları için iskaiye örgütüne Davacıları borçlandırmak suretiyle yardımda bulundu.
1978 yılına kadar herhangi bir sorun yaşamadan bahçelerini sulayan Davacılar, mezkur tarihte Davalıların köy yakınında başlattıkları Akova kuyusu sondaj çalı-şmaları nedeniyle Devlet ile ihtilafa düştüler. Akova sondaj kuyusunun açılması halinde Eski Çeşme Pınarı ve Ergenekon sondaj kuyusunun kuruyacağından endişe eden Davacıların Akova kuyusunu engelleme girişimleri Devlet yetkililerinin, köyün içme suyu ihtiy-acı meydana gelmesi halinde bu ihtiyacın Akova kuyusundan karşılanacağını taahhüt etmesi ile son buldu. Akova kuyusu, 1978 yılında açılarak deneme üretimine başladı. Akova projesi ile, içme suyu sıkıntısı çeken bölgenin diğer köylerine içme suyu sağlanmas-ı amaçlanmaktaydı.
Akova kuyusunun 29.2.1980'de devreye girmesinden sonra takriben 1981 Ekim ayında Ergenekon sondaj kuyusu verimsiz hale gelerek kurudu. Yine Eski Çeşme Pınarı da 1982-1983 yıllarına kadar aktıktan sonra bu tarihlerde kuruyarak devre dış-ı kaldı. Ergenekon köyünün içme suyunun ve dava konusu bahçeleri sulamakta kullanılan mezkur su kaynaklarının kuruması üzerine,Ergenekon köyünün içme suyu ihtiyacı, Davalılar (Devlet) tarafından Akova kuyusundan verilen su ile karşılandı ve halen karşılanm-aktadır. Ancak dava konusu bahçe ve ağaçların tümü Ergenekon kuyusu ve pınarın devre dışı kalması nedeniyle sulanamadıklarından belli bir süre içinde tamamen kurumuşlardır.
Beşparmak dağlarının güney kısmında Alevkayası ile Tirmen arasındaki yaklaşık 10 -km2'lik yeraltı su yatağı (akifer) bu bölge içerisinde yer alan kuyu ve pınar gibi su kaynaklarının esas kaynağını teşkil etmektedir. Bölgede birbirlerinden çeşitli uzaklıkta çok sayıda kuyu ve pınar bulunmaktadır. Dava konusu Eski Çeşme Pınarı, Ergenekon -köyünün doğusunda yer almaktadır. Pınar, deniz seviyesinden 1175 ayak yükseklikten akış yapmaktadır. Ergenekon sondaj kuyusu ise köyün batısında
yer almaktadır.205 ayak derinliğinde olan kuyunun tabanı, deniz seviyesinden itibaren 945 ayaktır. 1961 yılı-nda açılan kuyunun ilk zamanlardaki verimi 28 m3/saat, su seviyesi yer seviyesinden itibaren 80 ayaktı. 1963 yılında su seviyesi 140 ayağa düştü. 1972'de 160 ayak, 1973'de ise 163 ayak seviyesinde idi ve kurumaya yüz tutmuştu. 1979 yılındaki verimi 13 m3/s-aattir. Su seviyesinin azalması üzerine kuyu 513 ayağa kadar kazılmasına rağmen su veriminde bir artış olmadı ve tuzlandığı için doldurularak eski haline getirildi.
Akova sondaj kuyusu Ergenekon kuyusunun 375 metre batısındadır. Derinliği 500 ayak olup k-uyunun tabanı deniz seviyesinden 900 metre yüksekliktedir. Suyun istatik seviyesi 194 ayaktır. 1978 yılında sondajı tamamlanan kuyunun 163 saat sürekli çalıştırmak suretiyle yapılan denemesinde 70 m3/saat verimi olduğu görüldü. Kuyu 29.2.1980 tarihinde hiz-mete girdikten sonra veriminde düşüşler kaydedildi. 1980'deki verimi 20 m3/saat civarındadır. 1981'de kuyunun verimi 19.3m3/saat, istatik seviyesi 234 ayağa düştü. 1983'de ise istatik seviyesi 290 ayak idi.
Akova kuyusu ile Eski Çeşme Pınarı kuyusu aras-ındaki mesafe 750 metredir. Akova kuyusu üretime geçtikten takriben 19 ay sonra Ergenekon sondaj kuyusu kurudu. Bir müddet sonra ise 1982-1983 tarihlerinde Eski Çeşme Pınarı kurudu.
Davacılar Eski Çeşme Pınar suyu ile Ergenekon sondaj kuyusunun kurumasın-a Akova kuyusunun neden olduğunu, Akova kuyusunun kazılışı ve sularının kullanılışında Davalıların ihmal ve hatalarının bulunduğunu ve bu ihmal ve hataların pınar ve Ergenekon kuyusunun kurumasına neden olduğunu ileri sürmektedirler.
Davacılara göre A-kova kuyusu, Davalılar tarafından bölgenin jeolojik ve yeraltı su yatakları iyice etüt edilmeden ve bölgedeki diğer kuyuların kuruma ihtimali olduğu göz önünde bulundurulmadan, gerekli araştırma yapılmadan, bölgedeki tüm su kaynaklarının aynı havzadan besl-endikleri dikkate alınmadan, Ergenekon kuyusu ve pınarın derinliğinden daha derin şekilde bilinçsizce kazılmış olup, deneme safhasında su kapasitesi hakkında yeterli çalışma ve hesaplama yapılmamıştır. Davacılar, Davalıların, keza güçlü motor kullanmak sur-etiyle çok su çekerek yeraltı su dengesini bozduklarını ve bunlar neticesinde Ergenekon kuyusu ve pınarın kurumasına sebebiyet verdiklerini ileri sürmektedirler.
Davalılar ise, Davacıların tüm iddialarını reddederek ilgili yasalar uyarınca yeraltı su ka-ynaklarının Devletin mülkiyetinde olduğunu, bu nedenle Davacıların dava sebebi bulunmadığını, gerek Ergenekon kuyusunun gerekse pınarın, su havzalarının kuraklık nedeniyle beslenememesinden dolayı kuruduğunu ileri sürmektedirler. Davalılar, keza, müdafaa t-akririnde ön itiraz olarak;
1. Davacıların taleplerinin münhasıran Yüksek İdare Mahkemesi yetkisine girdiğini Mahkemenin bu davayı
görmeye yetkisi olmadığını,
2. Dava açma hakkının zaman aşımına uğradığını,
3. Davacıların iskaiye ile- ilgili münferiden ve/veya müştereken dava açma hakları olmadığını,
4. Mahkemenin bu davaya bakmaya bölgesel yetkisi bulunmadığını, ileri sürmüşlerdir. Ancak duruşma safhasında 3 ve 4. ön itirazlarını geri çekmişlerdir.
Davacılar 20 tanık, Dava-lılar ise duruşma safhasında 4 tanık dinletmiştir. 40 adet emare ibraz edilmiştir.
Alt Mahkeme 1.Ön itirazı reddetmiş, 2.Ön itirazda ileri sürülen zaman aşımı ile ilgili iddiaları ise kararının bir kısmında şöyle değerlendirmiştir:
"Huzurumuzdaki ş-ahadete göre, Akova kuyusu
1980 yılında devreye girmiş olup Ergenekon
kuyusu 1981'de, Eski Çeşme Pınarı ise 1983
yılında kurumuştur. Davanın ikame tarihi ise
6.3.1990'dır. Görüleceği gibi bu dava 6 yıllık
azami zaman aşımı süresi dolduktan sonra ikame-
edilmiştir. Bu itibarla, davalılar bu ön
itirazlarında haklıdır ve zaman aşımı nedeniyle davanın red ve iptal edilmesi gerekir."
Davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiğine inanan Mahkeme, muhtemel bir istinafı dikkate alarak davanın esasını- da incelemiştir.
Davanın esası ile ilgili 9.3.1995'de karara varırken Bidayet Mahkemesi davayı reddetmeyi uygun görmüş ve şu görüşlere yer vermiştir:-
"İnandığımız bu şahadet ışığında netice
olarak, Akova sondaj kuyusunun kazılmasının ve
üretimini-n Ergenekon sondaj kuyusu ile Eski
Çeşme Pınarının kurumasına etken olmadığı,
Ergenekon kuyusu ile Eski Çeşme Pınarının
kurumasına kuraklık dolayısıyle yeraltı su rezervindeki düşüşün neden olduğu, Ergenekon
sondaj kuyusu ile Eski Çeşme Pınarının
kurum-asına davalıların hiçbir ihmal veya
hatasının sebebiyet vermediği ve doğal
nedenlerden meydana geldiği hususunda bulgu
yaparız."
Kararının tümünün istinaf edilebilme ihtimaline değinen Alt Mahkeme talep edilen tazminat ile ilgili olarak da şöyle dem-iştir:-
"Yukarıdakiler ışığında 1986 tarihinde
her bir davacının yukarıda belirttiğimiz kuruyan ağaçları için ağaç başına 11.802.000Tl.
zarar ziyana uğradıkları hususunda bulgu
yaparız. Mezkur ağaçların duruşma tarihindeki
değeri hususunda -ise huzurumuzda hiçbir
şahadet yoktur. Bu nedenle davacılar lehine
tazminat hükmü verirken 1986 daki zararın
esas alınması gerektiği kanaatindeyiz."
Bu görüşlere yer verdikten sonra, tazminat vermiş olsa idi ne vermeyi düşündüğünü açıklayan -Alt Mahkeme, her Davacı için gerekli hesaplamayı yaparak zarar ziyan tesbiti yönüne gitmiştir.
Alt Mahkeme, davayı reddederken bilirkişi olarak çağrılan ve teknik konularda şahadet veren Davalıların 1. tanığı Jeoloji Mühendisi Güngör Mullaoğlu'nun şah-adetini Davacıların bilirkişi tanığı Yakın Doğu Üniversitesi İnşaat-Makine Bölümü Başkanı Dr. Hüseyin Gökçekuş'un şahadetine tercih etmiştir. Bu iki tanığın Mahkeme huzurundaki şahadeti aşağıda özetlendiği gibidir:-
Davacılar tanığı Dr. Gökçekuş şahadet-inde; kendisine Davacılar tarafından verilen doneler, köylülerden aldığı bilgileri, emare 28 materoloji datalarını inceleyerek ve birgün arazide gözlem yaparak dava konusu ile ilgili olarak bir sonuca ulaştığını, toplam çalışmasının 10-15 gün aldığını, dav-a konusu kuyularda herhangi bir ölçüm yapmadığını, herhangi bir sondaj çalışmasında bulunmadığını, kendisine verilen bilgilerin eksik olmasına rağmen bir sonuca ulaştığını, bulgularının ve şahadetinde söylediklerinin teorik olduğunu söylemiştir. Tanık şaha-detinde,araştırması sonucunda elde ettiği bulgulara göre, dava konusu her 3 su kaynağının aynı yeraltı su kaynağından (ana akiferden) beslendiğini, hepsinin de yeraltındaki fayların çatlak ve kırıklarından sızan sudan beslendiklerini, aralarında geçirimsiz- tabaka olmadığından birbirlerini etkilediklerini, Akova kuyusunun diğerlerine nazaran daha derin kazılması ve günde 24 saat çalışması sonucunda diğerlerinin su kaynaklarını sömürdüğünü ve kurumalarına neden olduğunu ileri sürmektedir. Tanığa göre kuyuları-n kurumasına kuraklık neden olmamıştır. Tanık, az yağışın ana akiferdeki su potansiyelini ve dolayısıyle
bütün kuyuları olumsuz yönde etkilemesine rağmen dava konusu kuyuların kurumasına neden olmadığını belirtmiştir. Tanık şahadetinde , Akova kuyusunun- deneme üretimine başlandığında Ergenekon kuyusu ile Eski Çeşme Pınarının su seviyesinin ve veriminin ölçülmesi ve bu ölçümlere göre ayarlama yapılması gerektiğini, halbuki bunun yapılmadığını belirtmiştir.
Davalıların uzman tanığı Jeoloji Mühendisi Gü-ngör Mullaoğlu ise şahadetinde, 1973 yılından beri bölgede yeraltı suları ile ilgili jeolojik araştırmalar yaptığını, sondaj faaliyetlerinde bulunduğunu, Akova kuyusunun Ergenekon kuyusunun 375 metre batısında bulunduğunu, her iki kuyu arasında geçirimsiz -tabaka olduğundan birbirini etkilemelerinin söz konusu olmadığını, Akova kuyusunun bir fay üzerine açılmış olduğunu, Akova kuyusunun esas beslenme kaynağının 400 metre ilerideki ana akifer olduğunu ve üzerinde bulunduğu fay yardımı ile ana akiferden beslen-diğini, 1978 Mart ayında deneme yapıldığını, deneme sırasında 73 m3/saat verimi olduğunu, toplam 163 saat pompalama yaparak kuyunun denendiğini, herhangi bir olumsuzluğun görülmediğini, 29.2.1980'de hizmete girdiğini, bu kuyu hizmete girmezden önce 1979 yı-lında Ergenekon kuyusunun veriminin 13 m3/ saate düştüğünü, 19 ay süreyle her iki kuyunun da birlikte çalışmasına rağmen Ergenekon kuyusunun kurumadığını, Akova kuyusunun Ergenekon kuyusuna nazaran daha derin olmasının Ergenekon kuyusu için olumsuz etki ya-ratmadığını, Akova kuyusunun daha derin olduğu için Ergenekon kuyusu suyunu sömürmesinin söz konusu olmadığını, bölgede Akova kuyusundan daha derin kuyuların da mevcut olduğunu, Eski Çeşme Pınarı ile Akova kuyusu arasında 750 metre mesafe bulunduğunu, pına-rın jeolojik yapısı itibarı ile Akova kuyusundan çok farklı olduğunu, kendine ait beslenme havzası olduğunu, bu beslenme havzasının yağışlardan beslendiğini, ana akiferden ise fayların yardımı ile bir miktar su alabildiğini, Akova kuyusunun pınarı etkileme-diğini, Ergenekon kuyusunun pınara daha yakın olması hasebiyle bir etkilenme söz
konusu ise Ergenekon kuyusunun pınarı etkilemesi gerektiğini, halbuki böyle bir durumun mevcut olmadığını, ana akiferin ve dolayısıyle bölgedeki bütün su kaynaklarının pınar- ve kuyuların esas beslenmesinin yağışlar olduğunu, yağışların az olduğu zamanlarda ana akiferdeki ve kuyulardaki su seviyesinin düştüğünü ve veriminin etkilendiğini, Kıbrıs'ta genel bir kuraklığının hüküm sürdüğünü, bölgenin yaklaşık 80-85 yıllık yağış or-talamasının 500-550 mm olduğunu, bu miktarın altında yağış alınan yıllarda kuyuların olumsuz olarak etkilendiğini, Jeolojik bakımdan kuraklıktan çok etkilenen bir kuyu olan Ergenekon kuyusunun ve pınarın kuraklık sonucunda kuruduğunu söylemiştir.
Mah-keme kararını istinaf eden Davacılar, istinaf sebeplerini 5 başlık altında topladılar. Bunlar özetle şöyledir:- Alt Mahkeme,
1. Davacıların taleplerini Haksız Fiiller Yasası madde 68(b) ve (c) ile Fasıl 15 madde 5 ile Fasıl 351 madde 110'un kapsamı içind-e mütelaa etmesi gerektiği halde, bunu yapmayıp, davacıların meyve ağaçlarının kurumalarından mütevellit uğradıkları zarar ziyan taleplerini yanlış değerlendirmeye tabi tutarak talepleri zaman aşımına uğradığı gerekçesi ile taleplerini red ve iptal etmekle- hata etmiştir.
2. Davacıların ağaçlarını sulamada kullandıkları kaynak sularının tükenme nedenini incelerken davalıların söz konusu su kaynağı kuruma ameliyesinin kuraklıktan ve/veya az yağıştan dolayı meydana geldiği hususundaki iddialarının isbat külfe-tinin kime ait olduğu hakkındaki prensibi hatalı algılayıp bu iddiayı Davacıların isbatlaması gerektiği şeklindeki değerlendirmesi hatalıdır.
3. Davalıların ve/veya Müstahdemlerinin söz konusu kuyuyu açarak deneme yaparken ve/veya kullandıkları motor ile -suyu yeraltı havzasından yer üstüne çıkarıp kullanmak suretiyle dikkatsiz, hatalı, ihmalkar ve bilinçsiz hareket ettikleri açık bir şekilde isbatlanmışken davacıların meyve ağaçlarını sulamada kullandıkları su kaynaklarının kurumalarının nedeninin kuraklı-k olduğu hususundaki bulgusu hatalıdır.
4. Davalıların tanığı Güngör Mullaoğlunun verdiği şahadeti davacıların tanığı bilirkişi Dr. Hüseyin Gökçekuşun şahadetine tercih etmekle hata etmiştir.
5. Türk parasının devamlı değer kaybına uğradığını dikkate -alması gerekirken davacıların uğradığı zararları hesaplayıp saptarken davacıların beher ağaç için hüküm verdiği tarih itibarıyle değerlerinin 11.802 Türk Lirası olduğu hususunda bulgu yaparken ve tazminatları bu esasa göre saptarken hata yapmıştır.
Alt- Mahkemenin, bu davada gerçekten anlaşılması zor, teknik ve ilmi konular içeren şahadeti titizlikle inceleyip değerlendirmeye tabi tutmuş olduğunu kabul etmek gerekir. Daha çok bilirkişilerin şahadetlerine değer ve önem veren Alt Mahkemenin kararı aleyhine- sıralanan istinaf sebeblerini teker teker ele alıp incelemek en doğrusu olacaktır.
1. İstinaf sebebi:
Bu başlık altında yakınma konusu ile ilgili yasa maddelerini sıralamakta fayda vardır.39/83 sayılı yasa ile tadil edilen Fasıl 148 Haksız Fiiller Ya-sasının 68(b)ve (c) maddesi aynen şöyledir:-
(b)"where the civil wrong causes fresh damage continuing from day to day within five years next after the ceasing thereof, or
(c) where the cause of action does not arise from the doing of any act or failure to -do any act but from the damage resulting from such act or failure within five years next after the plaintiff sustained such damage, or......"
Halsbury's Laws Vol. 24 3.Baskı sayfa 195 para 348 altında dava sebebinin ne zaman oluştuğu hakkında şöyle deni-yor:-
"Where damage is the cause of action, or part of the cause of action, the statute runs from the date of the damage and not of the act which causes the damage. Thus, if a lessee of minerals works them and leaves insufficient support for the surface wh-ich belongs to another person and damage in consequence occurs to the surface more than six years after the working of the minerals, the statute runs from the occurrence of the damage and not from the working of the mine or from the leaving of insufficient- support. Where there has been a continuance of the damage, a fresh cause
of action arises from time to time, as often as damage is caused. If the owner of the mines works t-hem and causes damage to the surface more than six years before action and within six years of action, a fresh subsidence causing damage occurs without any fresh working by the mine-owner, an action in respect of the fresh damage is not barred, as the fres-h subsidence resulting in injury gives a fresh cause of action ......."
Işık tutmak açısından incelenen Petrou ve Petro-u 1978 1 CLR 257 at page 263 davasında şu görüşe yer verilmiştir:-
"Normally a cause of action accrues when there is in existence a person who can sue and another who can be sued and when all the facts have happened which are material to be proved to entit-le the plaintiff to succeed.(see Halsbury's Laws of England, 3rd ed., vol.24, pp. 193, 194, para.347)"
Bu konuda ayrıca Coburn v. Colledge,(1897) 1 Q.B. 702, davasında Lord Esher M.R.(at pp.706,707) şöyle demiştir:-
"The definition of 'cause of action' wh-ich I gave in Read v. Brown has been cited. I there said that it is "every fact which it would be necessary for the plantiff to prove, if traversed, in order to support his right to the judgment of the Court". The language I used obviously means this: the -plaintiff in order to make out a cause of action must assert certain facts which, if traversed,he would be put to prove. It is well known, of course, that any of those facts which is not traversed is taken to be admitted. The words "if traversed" were inse-rted to make it clear that the facts spoken of were those which the plaintiff must allege in this statement of claim as it is now called, or his declaration as it used to be called. In former times, if he failed to assert any of those facts, his declaratio-n was demurrable as showing no cause of action. If he asserted those facts, and they were traversed, it lay upon him to prove them. If any of them were not traversed, he need not of course prove them. I adhere to the definition of "cause of action" which I- then gave, and which was assented to by Fry and Lopes L.JJ. It has been suggested that it is inconsistent with the effect of what was said by Lindley L.J., in Reeves v.Butcher. But I do not think there i-s really any such inconsistency as was suggested. If the plaintiff alleges the facts which if not traversed, would prima facie entitle him to recover, then I think he makes out a cause of action."
Bu görüş aynı zamanda House of Lords tarafından England Ce-ntral Electricity Board v. Halifax Corporation, 1963 A.C. 785,
davasında onaylanmıştır. Bu davada Lord Guest, Coburn v. Colledge davasına atıfta bulunarak sayfa 806 da şöyle demiştir:-
"The date when a cause of action accrues may be said to be the da-te on which the plaintiff would be able to issue a statement of claim capable of stating every existing fact which, if traversed, it would be necessary for the plaintiff to prove in order to support his right to judgment, This, I take it, is the effect of -the judgment of Lord Esher M.R. in Coburn v. Colledge."
Cheshire and Fifoot - Law of Contract 9. baskı, p.619, da ise şöyle de-nmektedir:
"The expression cause of action means the factual situation stated by the plaintiff which, if substantiated, entitles him to a remedy against the defendant. "
Otoritelerden de anlaşılacağı üzere bu meseleye ilişkin olgulardan doğan- zarar ziyan talebi, zararın gerçekleştiği başka bir ifadeyle Davalı aleyhine dava sebebinin varlığının tamamlandığı tarih esas alınmaktadır. Davanın, zararın gerçekleşmeden açılması halinde Davacının zarar ziyan talebi tamamlanmış olacaktı. Böyle bir duru-mun olması halinde ise davanın dayandığı tüm olguların talep takririnde yer alması mümkün olmıyacaktır. Davalılar kuyuların ve dolayısıyle ağaçların kurumasına ve bundan dolayı meydana gelen zarara neden olup sorumlu tutulmaları halinde, talebin zamanaşımı-na uğrayıp uğramadığı ile ilgili tesbiti yaparken, zarara sebep olan fiilin yapıldığı, yani kuyuların kuruduğu tarih değil, iddia edilen zararın yani ağaçlarda meydana gelen kurumanın tamamlandığı tarih esas olarak alınmaktadır. Davacıların zararlarının ol-uşmasından sonra dava açmaları yerinde bir harekettir. Davanın 6 Mart 1990 tarihinde açıldığı dikkate alındığı zaman Alt Mahkemenin zamanaşımının tesbiti açısından ağaçların kuruduğu tarih olan 1986-1987 senelerini değil de kuyuların kuruduğu tarih olan 19-81-1983 senelerini esas alması hatalıdır. 1986-1987 senelerini dikkate aldığımızda 1990 yılında açılan bu dava zamanaşımına uğramamıştır.
2. İstinaf sebebi:
Bu başlık altında etüt edilmesi gereken konulardan biri Davacıların üzerlerine düşen ispat külf-etini yerine getirip getirmedikleridir. Bu meselede önemli olan iki husus vardır. Birincisi Akova su projesi ve açılan su kuyusu ile Ergenekon su kuyusu arasında bir bağ var mıdır veya birbirlerini etkileyecek bir konumda mıdırlar ? Yanıtlanması gereken -ikinci husus ise eğer etkilenme ihtimali varsa Davalılar Akova Su Projesini uygulamaya koymakla ihmalkar davrandılar mı ?
Davacıların isbat külfetlerini yerine getirdiklerinden bahsedebilmek için yukarıda yer alan soruların yanıtlarını ortaya koyan şahad-eti Alt Mahkeme huzuruna getirmeleri gerekir. Bir başka deyişle Davalıların Akova projesiyle Akova su kuyusunu açarak bu kuyudan su pompalarken Davacıların hakkı olan ve kullanmakta oldukları su kuyusu ve pınarın beslendiği kaynağa olumsuz etki yaptığı ve-ya müdahalede bulunduğu, Davalıların kuyu ve pınarına doğal olarak gelen (akan) suyun akışını değiştirdikleri veya Davacıların kuyu ve pınarına giden suyun gitmesini veya birikmesini engelledikleri, her iki su kuyusunun fayları arasında bağlantı olduğu hus-usları Davacılar tarafından isbatlanması gerekir.
Bu hususların ispatı Davacıların ileri sürdüğü ihmalkarlığın varlığını ortaya koymak açısından önemlidir. Davacıların yukarıda açıkladığımız hususlarda ihtimaller dengesi çerçevesinde şahadet sunmaları hal-inde aksini göstermek veya ispatlamak külfeti bu kez Davalılara geçecektir. Bunların herhangi birinin varlığı veya Davalıların dikkatsizliğinin kanıtlanmaması halinde Davalılar Davacıların zararından sorumlu tutulamaz. Şöyle ki, su projesinin uygulanması -sırasında su çekilmesinin diğer kuyunun suyunu azaltacak şekilde etkilediği ile ilgili hususların ihtimaller dengesi çerçevesinde Davacılar tarafından kanıtlanması halinde, ilgili Akova su projesinin usulüne uygun ve ihmalkarlığa
yer vermeyecek şekilde -yapıldığını kanıtlamak Davalılara düşecekti (shifting the burden of proof).
(Bu konu ile ilgili gör:-Bradford Corporation v. Ferrand 1902
2 Ch p655; Chasemore v. Richards 1859 7 H.L.C. 349; Smith v. Kennick L.J. vol.18 1849 p.172 ve Halsbury's Laws Vol.24- 3.Baskı p195.)
Davacıların, ispat külfetlerini yerine getirip getirmediği konusuna kararımızın akışı içinde değineceğiz.
3. ve 4. İstinaf sebepleri:
Davalıların ihmalkarlığına ilişkin iddialar büyük ölçüde Hüseyin Gökçekuş ile Güngör Mullaoğlu'nun- şahadetleri ile açıklığa kavuşmaktadır. Bu nedenle 3. ve 4. istinaf sebeplerinin birlikte etüd edilmesi yerindedir.
Davacıların hemen hemen tümü şahadet vermiştir. Hayatta olmayanların ise yakınları şahadet vermiştir. Davacılar davalarını desteklem-ek için bilirkişi olarak sadece Dr. Hüseyin Gökçekuş'u dinletmişlerdir.
Bilirkişi şahadeti, Mahkemenin bilgisi ve tecrübesi dışında olan konularda Mahkemeye, teknik ve bilimsel hususlarda aydınlatıcı ve tarafsız şahadet vermek açısından gerekli ise- de, yine de bir Mahkeme bilirkişinin şahadetini değerlendirirken diğer uzman olmayan tanıkların şahadetini incelediği gibi değerlendirmelidir. Tanığa inanıp inanmamak, şahadete ağırlık veya değer verip vermemek kendi takdirine kalmıştır.
Huzurumuzda-ki istinaftan görüleceği gibi Alt Mahkeme, Hüseyin Gökçekuş'un şahadetine değil Mullaoğlu'nun şahadetine değer vererek, kararını esasta bu tanığın şahadetine dayandırmıştır. Acaba Alt Mahkeme bunu yaparken hata etmiş midir? Genelde Yargıtay, huzurunda şaha-det veren tanıkları dinleme
değerlendirme fırsatına sahip olan Alt Mahkemenin hangi tanığa inanıp inanmaması hususundaki görüşlerine müdahale etmemeyi uygun görmektedir. Meğer ki, bu konudaki tercihi yanlış ve hatalı verilere dayanmış olsun. Yargıtay hi-çbir zaman yargılayan Alt Mahkemenin yerine geçmemektedir.
Bidayet Mahkemesinin huzurunda bulunan mevcut şahadetle Mullaoğlu'nun şahadetine değer vermekle hata edip etmediğine bakmak gerekecektir.
Davacı tanığı Hüseyin Gökçekuş'un şahadeti, Daval-ı makamlarından elde edilen belge, rapor ve haritalara, bir aya yakın yerinde yapılan inceleme ve Davacılardan elde eldilen bilgilere dayanan şahadettir. Bu tanığın şahadetini açık ve dürüst bir şekilde vermediği söylenemez.
Davalılar tanığı Güngör Mu-llaoğlu ise daha çok konuyla ilgili bilgi sahibi olan, uzun seneler konu su projesi üzerinde ve ilgili bölgede çalışma yapmış olan tecrübe sahibi bir kişidir. Bu tanık da verdiği şahadetini açık, dürüst bir şekilde vermiştir. Tanık, bilgisi dışında olan hu-suslarla ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştır. Direkt bilgi sahibi olduğu hususlarda şahadet verdiği gözlemlenmiştir. Tanığın Akova su projesi ile direkt ilgilenen kişilerden birisi olması şahadetinin etkilendiğini göstermez ve bu konumda olması taraf-sızlığı konusunda şüphe uyandırmamıştır. Mullaoğlu'nun şahadetine daha fazla değer vermeyi uygun gören Alt Mahkeme, daha çok Mullaoğlu'nun tecrübesine, pratik ve konu yerde elde ettiği bilgilerine dayanarak tercihini yapmıştır.
Davacı tanığı Dr.Hüseyin G-ökçekuş, Akova su projesinde açılan kuyunun Ergenekon su kuyusu ile arasında bir bağ olup olmadığını veya birbirlerini etkileyip etkilemedikleri hususundaki incelemesini, Davalılardan aldığı donelere dayanarak
yapmıştır. Bu tanık, Davalılar tarafından ke-ndisine tüm belgelerin verilmiş olduğunu belirtmekle beraber, eksik belge ve inceleme olduğuna işaret ederek bu eksik belge ve inceleme gıyabında bazı hususlarda bulguya varmanın mümkün olmadığına değinmiştir. Nitekim tanık, yeraltı çalışmaları ile ilgili -bazı konularda inceleme yapmanın mümkün olmadığını teslim etmektedir. İlgili kuyuların birbirlerini etkilemesi konusunda vermiş olduğu şahadetin büyük ölçüde teorik olduğu gözlemlenmektedir. Hatta Akova projesinden dolayı pınarın ve Ergenekon kuyusunun kur-uduğu ancak Akova su motorunun arızalanması ile tekrar aktığı bunun da her ikisinin aynı kaynaktan beslendiğini gösterdiği ile ilgili şahadeti, Davacılardan elde ettiği bilgilere dayandırmaktadır. Motorun bozulmasıyle suyun tekrar akıp akmaması konusunda -vermiş olduğu teknik şahadet bu konudaki diğer şahadetin yetersizliği yanında sadece varsayıma dayanan şahadet niteliğinde kalmaktadır. Bunun yanında Akova su kuyusunun Ergenekon kuyusu ve pınarı kuruttuğu iddiasının en büyük dayanağı olan su motorunun arı-zalanmasının hangi tarih veya mevsimde meydana geldiğine dahi değinmeyen Davacılar, duruşma safhasında söylenen bir kaç cümle dışında, bu konu üzerinde fazla durmamışlardır. Bu konuda H. Gökçekuş'un teknik içerikli şahadeti ise, köylülerden aldığı bilgiler-e dayanmaktadır. Bu tanık alınan bu bilgi üzerine kuyuların birbirine etki yapıp yapmadığını tesbit etmek için herhangi bir araştırma veya kuyularda deneme yapmamıştır. Davacılar leyhine konuya çok kısa olarak tek temas eden kişi olan Tanık 1 dışında motor-un bozulması ile Ergenokon kuyusundaki suyun çoğalması ve akması konusunda şahadet veren başka tanık yoktur.
Mullaoğlu'nun motorun bozulması hakkındaki bilgisi de, Gökçekuş'un bilgisi gibi, köylülerden alınmıştır. Konu ile ilgili bir soruya şu şekilde- cevap vermiştir:-
"C: Bunun yatağında bir miktar su yükselmesi olabilir. Eski pınarın beslenebileceği durumda ise o su içerisinde beslenmiş olabilir."
Akova su kuyusunun motoru bozulduktan sonra Ergenekon su kuyusundaki akışın çoğalması hususunda A-lt Mahkeme huzurundaki şahadet yüzeyseldir ve tatmin edici değildir.Bu hususta şahadet veren tek tanık olan Tanık 1 konuya yüzeysel olarak tek bir cümle ile açıklama getirmiş ancak yaptığı açıklama bilimsel değildir. Bilimsel açıklama yapmak üzere Mahkemey-e gelen gerek Davacı tanığı Gökçekuş'un gerekse Davalı tanığı Mullaoğlu'nun bu konuda bilimsel araştırmaları ve bu araştırmalara dayalı şahadetleri yoktur. Her ikisi de köylülerden duyduklarını tekrarlamışlar ve görüşlerinde varsayıma dayanmışlardır. Bilir-kişi tanıkların, bu kadar önemli bir olayın bilimsel nedenini araştırmamış olmaları tarafımızdan anlaşılamamıştır. Neticede bu konudaki şahadet yetersizliği karşısında Alt Mahkeme, kararında bu konuya haklı olarak yer vermemiştir.
Bir başka yakınma k-onusu olan Akova su kuyusundan su çekiminde kullanılan motorun gücü ve çekilen su miktarı ile ilgili hususların ise iki kuyunun birbirlerini etkilediği veya aralarında ciddi etki yapacak olan herhangi bir bağlantının olması halinde önem arzedeceği, bu husu-sun ise isbatlanmadığı gerçeği karşısında bu konudaki ispat külfeti üzerine birşey söylemeyi gereksiz görüyoruz.
Alt Mahkeme kararının bir kısmında huzurunda bulunan şahadete dayanarak yağmurların azlığından etkilenen su kaynakları hakkında görüşler-ini şöyle sıralamıştır:-
"....1961 tarihinde yıllık yağış ortalaması 639.82 mm iken Ergenekon kuyusunun verimi 28 m3/ saattir. 1972'de yıllık yağış ortalaması 425.6 mm iken Ergenekon kuyusunun verimi ise 16.36 m3 /saattir. 1973'de ise yıllık yağış ortalam-ası 143.6 mm iken kuyunun verimi 8.8 m3/saattir. 1979 yılında yağış ortalaması 630.9 iken kuyunun verimi 13m3 /saate yükselmiştir. 1981'de kuyunun kuruduğu tarihte ise, yıllık yağış ortalaması 365.5 mm
dir. Ergenekon kuyusunun 1961 tarihinde yeni açıld-ığı tarihte günlük verimi 90m3 /gün iken 1973'deki kuraklıkta verimi 29.5m3/güne düşmüştür. Aynı tabloyu Akova kuyusunda da izlemek mümkündür."
Alt Mahkemenin bu konudaki görüşleri mevcut şahadet ışığında hatalı değildir. Aynı şekilde Alt Mahke-menin huzurunda bulunan ve inandığı şahadete dayanarak Akova su kuyusu ile Ergenekon su kuyusu ana su kaynaklarının aynı, ama her iki kuyunun faylarının farklı olduğu ve birbirleriyle bağlantıları olmadığı, birbirlerini ciddi bir şekilde etkilemediği husus-unda varmış olduğu görüşlerde de hata ettiği söylenemez. Keza davayı dinleyen Alt Mahkemenin Güngör Mullaoğlu'nun verdiği şahadeti Davacılar tanığı H. Gökçekuş'un şahadetine tercih etmesine müdahalemizi gerektirecek bir durum görmemekteyiz.
2. istin-af sebebi başlığı altındaki konuya atfen doğru kabul edilen şahadet ışığında Davalıların ihmalkar veya dikkatsiz olduklarına ilişkin iddiaları Davacılar ispatlayamadıklarından, ihmalkar olmadıklarını ispat etme yükümlülüğü Davalılara geçmemiştir. Dolayısı-yle Alt Mahkemenin ihmalkarlık konusunda varmış olduğu görüşler yerindedir.
5.İstinaf sebebi:
Huzurumuzdaki meselede Davalıların Akova projesinin uygulanmasında, ihmalkar davrandıkları ve ağaçların kurumasıyle meydana gelen zarar ziyandan sorumlu- olabilecekleri ile ilgili ispat külfetini Davacılar yerine getiremediklerinden bu başlık altındaki istinaf sebebini incelememiz akademik kalacaktır. Bu nedenle bu istinaf sebebini incelemeye gerek duymuyoruz.
Yukarıda belirtilenlerden anlaşılacağı üze-re Davacılar zamanaşımı ile ilgili savları dışında, istinaflarında başarılı olamamışlardır.
Sonuç olarak istinaf red ve iptal edilir. Masraf emri verilmez.
Celal KarabacakMustafa H. ÖzkökGönül Erönen
YargıçYargıç Yargıç
18 Haziran -1997
-
-19-
-
Full & Egal Universal Law Academy