-D.39/81 Yargıtay/Hukuk 17/81
(Genel İstida No: 13/80 Girne)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Ülfet Emin, Başkan, N-. Ergin Salâhi, Aziz Altay.
İstinaf eden: l. Ahmet Mustafa Kayyum, Ozanköy.
2. Ziya Abdulkadir, Yılmazköy.
ile -
Aleyhine istinaf edilen: KTFD Maliye ve Ekonomi Bakanlığı
vasıtasıyle KTFD'ni temsilen KTFD -
Başsavcılığı, Lefkoşa.
A r a s ı n d a .
İstinaf eden namına: Menteş Aziz
Aleyhine istinaf edilen namına: Derviş Akter.
Yabancıdan mal satın alma - Davacıların yabancıdan (Rumd-an) 1972 tarihinde tarla satın alması - Sözleşmeye göre 15 Temmuz 1974 tarihine kadar ilgili makamdan izin alınmaması halinde sözleşmenin iptal edilmiş sayılması - 7/80 sayılı Yabancıdan Satın Alınan Taşınmaz Malların Kaydı Yasasının 6(6) maddesi - Yasanın- 6(b) maddesine göre satışa ilişkin yazılı bir sözleşmenin 20 Temmuz 1974'ten önce yapılması koşulu.
Sözleşme - Satış sözleşmesi - Koşula bağlı satış sözleşmesi - Yabancıdan mal satın alma - 7/80 sayılı Yabancıdan Satın Alınan Taşınmaz Malların Kaydı Yasa-sı - Yasanın 6(b) maddesi - Sözleşmenin 2. maddesine göre 15.7.I974 tarihine kadar ilgili makamdan izin temin edilmemesi halinde sözleşmenin geçerliliğini yitirmesi - Alıcılar tarafından izin temin edilememesi - Rum Yönetiminden izin alınmadığı nedeniyle s-özleşmenin geçersiz sayılması - Koşula bağlı sözleşmelerde koşul yerine getirilmedikçe sözleşmenin nihai olmaması.
Kamu yararı - Davacı avukatının sözleşmede yer alan "ilgili makamdan izin temin etme" koşulunun kamu yararına aykırı nlduğu iddiası - Sözleş-me özgürlüğüne devletin güvenliği ve ahlaka aykırılık gibi haller dışında genellikle müdahale edilmemesi - Kamu yararı deyiminin sözleşmeyi bertaraf etmek için ileri sürülen bir müdafaa olması - Kamu yararı deyiminin muğlak olması.
Kamu yararı doktrini - -Sözleşmenin açıkça ve tartışmasız bir şekilde kamu yararına aykırı olduğu hallerde sözleşmenin geçersiz sayılması.
OLAY Davacılar (Alıcılar) 15 Temmuz 1972 tarihinde Dikmenli bir Rumdan iki parça tarla satın alarak bir sözleşme imzaladılar. Sözleşmeye gör-e Davacılar 15 Temmuz 1974 tarihine kadar ilgili makamdan (Rum Yönetiminden) malların tasarrufu için izin temin etmezlerse sözleşme iptal edilmiş sayılacaktı. Davacıların müracaatı üzerine, Geçici Türk Yönetimi arazilerin tasarrufu için Davacılara izin ver-di. Davacılar 1974 Barış Harekatından sonra koçan verilmesi için yetkili makamlara müracaat ettiler ancak olumlu bir sonuç alamadılar. Bunun üzerine Davacılar 7/80 sayılı Yabancıdan Satın Alınan Taşınmaz Malların Kaydı Yasasına dayanan bir istida dosyalaya-rak taşınmaz malların adlarına kaydedilmesini istediler. Davalı ise müdafaa dosyalayarak, davacıların 7/80 sayılı Yasanın 6. maddesinde belirlenen hususları ispat edemediklerini ileri sürdü.
İlk Mahkeme huzurundaki şahadeti ve belgeleri değerlendirdikten -sonra satış sözleşmesinin 2. maddesi uyarınca yetkili makamdan (Rum Yönetiminden) izin alınamadığı için sözleşmenin geçerllliğini yitirdiği kanısına vardı ve istidayı reddetti.
Davalılar İlk Mahkemenin geçerli bir satış sözleşmesi bulunmadığı hususundaki -bulgusunun hatalı olduğunu ileri sürerek istinaf ettiler.
SONUÇ: Yargıtay 7/80 sayılı Yabancıdan Satın Alınan Taşınmaz Malların Kaydı Yasasının 20 Temmuz 1974 Barış Harekatından önce Kıbrıslı Türklerin ve yabancı sayılmayan devlet uyruklularının satın alm-ış oldukları ve ülkedeki koşullar nedeniyle kaydını yaptıramadıkları taşınmaz malların kaydettirilmesi amacıyla yapıldığını belirtti. Yargıtay kaydın yapılabılmesi için 7/80 sayılı Yasanın 6(bl maddesine göre satış sözleşmesinin yazılı ve 20 Temmuz 1974 ta-rihinden evvel yapılmış olması gerektiğini vurguladı.
Satış sözleşmesinin 2. maddesine göre alıcıların 13.7.1974 tarihine kadar malların tasarrufa için ilgili makamlardan (Rum Yönetiminden) izin temin etmemeleri halinde sözleşmenin geçerliliğini yitireceğ-ini ve bunun bir koşul olduğunu vurgulayan Yargıtay, Davacıların bu şartları yerine getiremediklerini, dolayısıyla nihai ve geçerli bir sözleşmenin varlığından söz edilemeyeceğini belirtti.
İlgili makamdan izin alma koşulunun kamu yararına aykırı olduğu i-ddiasını inceleyen Yargıtay sözleşme özgürlüğüne ahlaka aykırılık, cürüm işlemeye teşvik veya devletin güvenliği gibi açıkça kamuya zarar veren haller dışında müdahale edilmediğini belirtti.
İlgili makamdan izin temin etme koşulunun devletin güvenliğine, -kamunun bir bütün olarak ekonomik varlığına, veya genel ahlak kaidelerine ters düşmediği kanısına varan Yargıtay ıstinafı reddetti.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
1-Hudson v. Buck (1877-8) Ch.D. 683 at p.687.
2- Curtis Moffat, Limited v. Wheeler (1-929) 2 Ch.D. 2.24.
3- Caney v. Leith (1937) 2 All E.R. sayfa 533-534.
4- Printing and Numerical Registering Co. v. Sampson ( 1875 ) L.R. 19 Eq. 462 at 465.
5- Fender v. Mildmay (1937) 3 All E R. 402 at 407.
6- Egarton v. Brownlow (Earl) (1853) 4.H.L. Cas-. at 123.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
Halsbury's Laws of England 3. Ed. Vol.B p.76 para 130.
Chieshire and Fifoot on- the Law of Contract Baskı S. sayfa
278 - 279.
-------------------------
H Ü K Ü M
ÜLfet Emin, Başkan: Bu istinafta mahkemenin hükmünü sayın Yargıç Aziz Altay verecektir.
Aziz Altay: İstinaf eden müstediler 15 Temmuz 1972 tarihinde Girne'de aktedil-en yazılı bir satış sözleşmesi ile Aşağı Dikmen'li Hristofi Savva Demetriu adında bir yabancıdan Aşağı Dikmen'de kâin Varaka/Harita XII/51 Parsel No.122 ve 123, kayıt numarası 2699 ve 2700 olan 12 dönümden ibaret iki parça tarlayı KL2600.,'ya müştereken sa-tın aldılar. Satış sözleşmesine göre konu- malların tasarrufu müstedilere bırakılmakta ancak müstediler 15 Temmuz 1974 tarihine kadar konu malların tasarrufu için ilgili makamdan izin temin etmedikleri takdirde sözleşme iptal edilmiş sayılacak ve yasal bir- geçerliliğd olmayacaktır. Sözleşmenin belirtilen nedenlerden dolayı iptal edilmesi halinde satıcı müstedilerin ödemiş oldukları KL2600.-'yı kendilerine iade edecek fakat yapmış oldukları herhangi bir inşaat ve inkişafı tazmin etmeye mecbur olmayacaktır.
-Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi hudutları dahilinde bulunan konu taşınmaz mallar satış sözleşmesinin imzalanmasından hemen sonra yönetim yetkililerine yapılan müracaat üzerine müstedilerin tasarrufuna bırakılmış ve bu tasarruf bugüne kadar aralıksız devam etmi-ştir. 1974 Barış Harekâtından sonra müstediler konu mallar için kendilerine koçan verilmesi hususunda ilgililer nezdinde yapmış oldukları müracaatlardan olumlu bir sonuç alamamışlardır. Kıbrıs'lı Türklerin ve yabancı sayılmayan diğer devlet uyruklularının -20 Temmuz 1974 Barış Harekâtından önce yabancılardan sözleşme ile satın aldıkları ve ülkedeki koşullar nedeniyle kaydını yaptıramadıkları taşınmaz malları adlarına kaydettirmek amacı ile Kıbrıs Türk Federe Meclisince kabul edilen 7/80 sayılı Yabancıdan Sat-ın Alınan Taşınmaz Malların Kaydı Yasasının yürürlüğe girmesinden sanra müstediler 3 Nisan 1980 günü Girne Kaza Mahkemesine bir istida dosyaladılar ve kanu taşırımaz malların müstedilerin adlarına müştereken tescil edilmeleri hususunda bir emir verilmesi i-steminde bulundular. Müstedaaleyh dosyaladığı itiraznamede müstedilerin istidalarına ekli yerinin varakasında ileri sürdükleri olguların 7/80 sayılı Yasanın 6. maddesinde belirlenen hususları ispatlayıcı nitelikte olmadığını ve konu taşınmaz malların satış-ının 20 Temmuz 1974 tarihinden önce yapıldığına dair kanıtlayıcı resmi herhangi bir belgenin bulunmadığını ileri sürerek istidanın reddedilmesi gerektiğini iddia etti.
İstidanın duruşmasında 2. müstedi bizzat şahadat vermiş ayrıca dört başka şahit çağırmı-ştır. Müstedaaleyh ise herhangi bir şahit çağırmamıştır. İlk Mahkeme huzurundaki şahadet ve ibraz olunan belgeleri değerlendirdikten sonra 15 Temmuz 1972 tarihinde aktedilen satış sözleşmesinde belirtilen taşınmaz malların istida konusu mallar olduğuna kan-aat getirmiş ancak müstedilerin söz konusu satış sözleşmesinin 2. maddesi uyarınca gerekli izni almamaları nedeniyle sözleşmenin 15.7.1974 tarihinde kendiliğinden iptal edilmiş addolunduğu ve hiçbir geçerliliği kalmadığı hususunda bulgu yapmıştır. Yapılar -bu bulgu ışığında 15.7.1974 tarihinde konu mallara ilişkin geçerli bir satış sözlesmesi bulunmadığından 20 Temmuz i974 tarihinden önce satışa ilişkin bir yazılı sözleşmenin yapılmış olmasını öngören 7/80 sayılı Yasanın 6(b) maddesinin buyurucu hükmünün yer-ine getirilmediği sonucuna vardı ve müstedilerın istidasını reddetti. Müstediler İlk Mahkemenin bu hükmünden istinaf ederek geçerli bir satış mukavelersinin bulunmadığı hususundaki bulgusunun hatalı olduğunu iddia ettiler.
7/80 sayılı Yabancıdan Satın Alı-nan Taşınmaz Malların Kaydı Yasası 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtından önce Kıbrıslı Türklerin ve yabancı sayılmayan diğer devlet uyruklularının yabancılardan yasada belirtilen koşullara göre sözleşme ile satın almış oldukları ve ülkedeki koşullar nedeniyle -kaydını yaptıramadıkları taşınmaz malların adlarına kaydettirilmesini düzenlemektecür. Böyle bir kaydın yapılabilmesi için yasada belirtilen koşullardan biri de satışa ilişkin sözleşmenin yazılı olması ve 20 Temmuz 1974 tarihinden evvel yapılmış olması ger-ekir. Yasanın 6. maddesinin (b) fıkrası aynen şöyledir:
"(b). satışa ilişkin yazılı sözleşmenin 20 Temmuz 1974 tarihinden önce yapılmış olduğu"
Hiç kuşkusuz Yasanın aradzğı sözleşme geçerli ve yasal olarak uygulanabilir (anforceable) bir sözleşme olmalıd-ır. Yasal alarak uygulanması olasılığı bulunmayan bir sözleşmenin bu Yasa altında da uygularıma alanı olamaz.
İstinafa konu sözleşmenin yazılı olduğu ve 20 Temmuz 1974 tarihinden önce yapıldığı taraflarca bir olgu olarak kabul edilmekle beraber geçerliliğ-i ihtilâf konusudur. Bu durumda sözleşmenin yasal olarak geçerli olup olmadığını incelemek gerekir. Sözleşmenin 2. maddesi aynen şöyledir:
"2. Mevcut anlaşma, eğer alıcılar 15.7.1974 tarihine kadar yukarıdaki malların tasarrufu için ilgili makamdan izin -temin etmedikleri takdirde iptal edilmiş sayılacak ve kanuni bir geçerliliği olamayacaktır. Şayet mevcut anlaşma yukarıdaki sebepten dolayı iptal edilirse ödenen meblağ KL2600.- 15.7.1974 tarihinde alıcılara iade edilecektir."
Görüleceği gibi sözleşme nih-ai olmayıp koşula bağlı bir sözleşmedir. Bu koşul da müstedilerin 15 Temmuz 1974 tarihine kadar taşınmaz malların tasarrufu için ilgili makamdan izin temin etmeleri koşuludur. Bu koşul yerine getirilmedikçe uygulamaya konabilecek nihai bir sözleşmeden söz -edilemez. Halsbury's Laws Of England 3. Ed. Vol.8 p.76 para.l30'da şöyle denmektedir:
"It is a question of construction whether the parties have come to a final agreement, ..... But if the acceptance is made subject to certain conditions then specified or- to be specified by the acceptor or by some other person on his behalf, then, until those conditions are accepted there is no final agreement such as the court will enforce."
Hudson v. Buck (1877-8) Ch.D.683- at p.687'de FRY. J, şöyle demektedir:
"This gives rise to the inquiry, what is the true meaning of the words "sunject to the approval of Mr. Buck's solicitor . ......... It appears to me that it is not unreasonable to suppose that the purchaser should de-sire to preclude the possibility of such a protracted ligitation, and that he sould intend to stipulate that the opinion of a particular person, his own solicitor, should be conclusive as to the sufficiency of the title deduced, and that, in the absence of- compliance with that' condition, the contract should not be capable of being enforced."
Curtis Moffat, Limited v. Wheeler (192-9) 2 Ch.D.224 davasında yu arıda alıntısı yapılan Fry J. hükmünü benimseyen Maugham J. sayfa 233-234'de şöyle demektedir:
"The first defence set up by the defendant is that the contract was expressly made subject to the approval of the title by the purcha-ser's solicitors and that, such approval not having been given by December 11, the vendor was entitled to treat the contract or negatiations as at an end. This raises a question upon which there is direct authority.
In the case of Hudson v. Buch (3) it wa-s held by Fry J. that if a contract for the purchase of a lease was stated to be made subject to the approval of the title by the purchaser's solicitors, the vendor could not enforce specific performance if the purchas-er's solicitor in good faith disapproved of the title."
Caney v. Leith (1937) 2 All E.R. sayfa 533-534'de Farwell J. şöyle demiştir:
"The contract is one which is clearly conditional on the purchaser's solicitors approving the lease, and unless and until- that approval is obtained there is not enforceable contract at
all. ........... In my judgment, if parties choose,when they make a contract, to make it subject to a condition of thet sort, whether it is wise or not, they are bound by the condition, and u-nless the condition is fulfilled the contract never becomes one that is enforceable."
Yukarıda değinilen hususlardan da açıkça- görüleceği gibi koşula bağlı sözleşmelerde koşul yerine getirilmedikçe sözleşme nihai değildir ve Mahkemeler böyle bir sözleşmeyi geçerli ve uygulanabilir bir sözleşme olarak kabul edemeı. İstinafa konu sözleşme de "ilgili makamdan izin temin etme" koşulu-na bağlı olduğuna göre bu koşul yerine getirilmeden nihai geçerli ve mahkemelerce uygulanabilecek bir sözleşmenin varlığından söz etmek olası değildir. Nitekim sözleşmenin 2. maddesinde müstedilerin 15 Temmuz 1974 tarihine kadar ilgili makamdan izin temin -etmemeleri halinde sözleşmenin iptal edilmiş olacağı ve yasal bir geçerliliği olmayacağı, peşin olarak ödenen satış bedelinin de 15.7.1974 tarihinde müstedilere iade edileceği, 5. maddede de yapılan inşaat ve inkişaf için müstedilere tazminat ödenemeyeceği- hususunda kesin hükümler konmuştur. Tüm bu kesin hükümler koşulun belirtilen tarihte yerine getirilmemesi halinde sözleşmenin son bularak bu tarihten sonra yasal bir kıymet ifade etmeyeceğinin açık göstergesidir. Müstediler ne lâyihalarda ne de istidanın -duruşmasında söz konusu koşulu yerine getirdiklerini iddia etmişlerdir. Koşul yerine getirilmediğine göre 15 Temmuz 1974 tarihinden sonra istinafa konu sözleşmenin mahkemelerce uygulanabilecek geçerli bir sözleşme olduğu söylenemez. Binaenaleyh İlk Mahkeme-nin bu doğrultuda verdiği hüküm hatalı değildir.
İstinafın görüşülmesi sırasında müstedilerin avukatı sözleşmede yer alan "ilgili makamdan izin temin etme" koşulunun kamu yararına (public policy) aykırı olduğunu ve bu nedenle söz konusu koşulun mahkemece -dikkate alınmaması gerektiğini ileri sürdü. Genel ilke odur ki tarafların serbest iradeleri ile yapılan sözleşmelerin Hukuk Mahkemelerince aynen uygulanması bir kamu yararı gereğidir ve bu sözleşme özgürlüğüne, cürüm işlemeye teşvik veya ahlâka aykırı veya- genel ahlâk kaideleri veya devletin güvenliği aleyhine gıbi kamu yararına ters düşen haller dışında, kolaylıkla müdahale edilemez.
Printin And Numerical Regustering Co. v. Sampson (1875) L.R. 19 Eq. 462 at 465'de Jesse M.R. şöyle demiştir:
"It must not -be forgotten that you are not to extend arbitrarily those rules which say that a given contract is void as being against public policy, because if there is one thing which more than another public policy requires it is that men nf full age and competent un-derstanding shall have the utmast liberty or contracting, and that their contracts when entered into freely and voluntarily shall be held sacred and shall be enforced by Courts of justice. Therefore, you have this paramount public policy to consider that y-ou are not lightly to interfere with this freedom of contract. Now, there is no doubt public policy may say that a contract to commit a crime, or a contract to give a reward to another to commit a crime, is necessarily void. The decisions have gone further-, and conzracts to commit an immoral offence, or to give money or reward to another to commit an immoral offence, or to induce another to do something against the general rules of morality, though far more indefinite than the previous class, have always be-en held to be void. I should be sorry to extend the doctrin much further."
Kamu yararı doktrini sadece tartışmasız bir şekilde -açıkça görüldüğü hallerde uygulanabilir. Fender v. Mildmay (1937) 3 All E.R. 402 at 407'de aynen şöyle denmektedir:
"The doctrine should be invoked only in clear cases, in which the harm to the public is substantially incontestable, and does not depend- upon the idiyosyncratic inferences of a few judicial minds, I thınk that thıs should be regarded as the true guide."
Kamu yararı deyimi muğlak olup karışıklıklara ve hatalara yol açmaya müsait olduğu cihetle mahkemeler yasal hakların karara bağlanmasında- kamu yararı doktrinini tatbik etmede çok dikkatli olmalıdırlar. Fagerton v. Brownlow (Earl) (1853) 4 H.L. Cas. At 123'de şöyle denmektedir:
"Public policy is a vague and unsatisfactory term, and calculated to lead to uncertainly and error, when applied t-o the decision of legal rights; it is capable of being understood in different senses; it may and does, in its ordinary sense, mean "political expedience," or that which is best for the common good of the community; and in that sense there may be every var-iety of opinion, according to education, habits, talents and dispositions of each person, who is to decide whether an act is against public policy or not. To allow this to be a ground of judicial decision-, would lead to the greatest uncertainty and confusion."
Kamu yararı bir sözleşmenin uygulanmasını sağlamak için değil, aksine sözleşmeyi bertaraf etmek için ileri sürülen bir müdafaadır. Bu da ancak Devletin güvenliği, devletin ve bir bütün olarak kamunu-n ekonomik ve sosyal refahı söz konusu olduğu veya adaletin yönetimine ilişkin olduğu zaman mümkündür. Cheshire And Fifoot on The Law Of Contract Baskı 5. sayfa 278-279' a şöyle denmektedir:
"Public policy" will then be served, not by enforcing, but by de-nouncing, a contract. The particular aspects of public welfare to which the Courts have paid attention are the safety of the State, the economic and social well-being of the State and its people as a whole, and the administration of justice. Any contract w-hich injures or which has a direct tendency to injure any one of these public interests is illegal and void."
İstinafa konu sö-zleşmede yer alan "ilgili makamdan izin temin etme" koşulu yukarıda alıntısı yapılan içtihatlar ışığında incelendiğinde söz konusu koşulun devletin güvenliği, veya devletin ve kamunun bir bütün olarak ekonomik varlığına ve sosyal refahına veya genel ahlâk -kaidelerine ters düşen bir yanı olmadığı açıktır. Tüm bu nedenlerden dolayı müstedilerin kamu yararı iddiası bu meselede varit değildir.
Sonuç olarak istinaf reddolunur. Masraflar için herhangi bir emir verilmez.
(Ülfet Emin) (N. Ergin Salâhi) - (Aziz Altay)
Başkan Yargıç Yargıç
30 Aralık 1981
Full & Egal Universal Law Academy