- D.25/86 Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 18/86, 19/86, 20/86, 21/86,
22/86, 23/86 ve 24/86
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Salih S. Dayıoğlu, Aziz Altay, Hamdi Atalay.
Yargıtay/Hukuk- 18/86
(Dava No. 1012/81;Lefkoşa)
İstinaf eden: Mustafa Derviş ve diğeri
(davalılar)
ile
Aleyhine İstinaf edilen: Osman Ormanlı ve diğerleri
(davacılar)
- A r a s ı n d a.
Yargıtay/Hukuk 19/86
(Dava No.1012/81;Lefkoşa)
İstinaf eden: Mustafa Derviş ve diğeri
(davalılar)
ile
Aleyhine istinaf edilen: K-adriye Ormanlı annesi Nahide Ormanlı vasıtasıyle
(davacı)
A r a s ı -n d a.
Yargıtay/Hukuk 20/86
(Dava No.1014/81;Lefkoşa)
İstinaf eden: Mustafa Derviş ve diğeri
(davalılar)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Hüseyin Ormanlı vasıtasıyle Nahide Ormanlı
- (davacı)
A r a s ı n d a.
Yargıtay/Hukuk 21/86
(Dava No.1015/81;Lefkoşa
İstinaf eden: Mustafa Derviş ve diğeri
- (davalılar)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Nahide Salim
(davacı)
A r a s ı n d a.
Yargıtay/Hukuk 22/86
(Dava No.1016/81;Le-fkoşa)
İstinaf eden: Mustafa Derviş ve diğeri
(davalılar)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Tülin Müezzinler
(davacı)
- A r a s ı n d a.
Yargıtay/Hukuk 23/86
(Dava No.1017/81;Lefkoşa)
İstinaf eden: Mustafa Derviş ve diğeri
(davalılar)
ile
Aleyhine istinaf edilen namına: Mustafa Müezzinler
- (davacı)
A r a s ı n d a.
Yargıtay/Hukuk 24/86
(Dava No.10.18/81; Lefkoşa)
İstinaf eden: Mustafa Derviş ve diğeri
- (davalılar)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Sevilây Kaşif Paşa
(davacı)
A r a s ı n d a.
İstinaf edenler namına: Şefik-a Durduran
Aleyhine istinaf edilenler namına: Zeki Bayram
H Ü K Ü M
Salih S. Dayıoğlu: İşbu istinaf Lefkoşa Kaza Mahkemesinde konsolide edilerek dinlenen ve bir trafik kazasından ötürü zarar ziyan ve tazminat talebinde bulunan yedi davada verilen hüküm-den yapılmıştır. İstinafın duruşmasında ayrı ayrı olarak istinaf edilen bu istinaflar da konsolide edildi. İstinafların konusunu teşkil eden trafik kazası ile ilgili olguların özeti şöyledir:
12.7.1981 tarihinde C 988 plâkalı özel bir arabanın sahibi müt-eveffa Selim Ormanlı veya Selim Cemil sözü edilen arabasını Güzelyurt-Lefkoşa ana yolu üzerinde Serhatköy-Yılmazköy arasında saat 24 raddelerinde sürüyordu. Araba Vauxhall marka olup ön yastık yeri şoför mahalli ile birleşikti. Arabayı kullanan müteveffa d-a dahil önde üç büyük ve kucakta o tarihte 7 yaşında olan küçük Ecevit ile dört ve arkada da dört kişi bulunuyordu. Müteveffa, arabasını sözü edilen yerde bir viraj üzerinde kullanırken karşı taraftan gelen ve davalı 1 (istinaf eden no.1) tarafından kullan-ılan AE 550 plâkalı Mercedes marka bir araba ile çarpıştı. Çarpışmada Salim Ormanlı vefat etti ve C 988 plâkalı araba içinde bulunan diğer kişiler de muhtelif yaralar aldılar. Bu yaralara, gereksinme duyulması halinde, ileride temas edeceğiz.
Kaza yerin-e gelen trafik ekibi gerekli ölçüleri aldı. Bu ölçülere göre kaza yeri özetle şöyle tarif edilebilir. Kazanın vuku bulduğu zaman asfalt yol kuru ve temiz idi. Çarpışma noktası olarak belirlenen ve taraflar arasında ciddi ihtilâf konusu edilmeyen yer müteve-ffanın seyir istikametine göre yolun ortasından sol tarafına doğru iki ayak asfalt içinde, diğer bir ifade ile çarpışma noktası müteveffanın "tarafında" yolun ortasına 2 ayak kala bir yerdedir. Çarpışma noktası bir viraj üzerinde olup görüş mesafesi oradan- Lefkoşa istikametine doğru 80 metre, Güzelyurt istikametine doğru ise 200 metre idi. Her iki tarafın viraja girişte viraja girilmekte olduğuna dair trafik işareti vardır. Her iki arabanın kazadan önce fren yapmadığı gerçeği taraflarca paylaşılmaktadır. AE- 550 plâkalı arabanın kayıtlı mal sahibi davalı 2, (istinaf eden no.2) olup davalı 1 mezkûr arabayı onun izni ile sürüyordu.
Davayı dinleyen Lefkoşa tam kadrolu Kaza Mahkemesi kazanın vuku bulması olayına davalı 1'ı %90 ve müteveffa Salim Ormanlı'yı da %-10 oranında kabahatlı buldu. Bu esas üzerinden hareket ederek her iki davalı aleyhine münferiden ve müştereken aşağıda gösterildiği şekilde hüküm verdi:
1. 18/86 sayılı istinafta
311,000TL özel zarar ziyan
585,000TL hayat intizarı kaybı
7,309,864 genel t-azminat ve dava masrafları
19/86 sayılı istinafta:
54,000TL özel zarar ziyan
315,000TL genel tazminat ve dava masrafları
20/86 sayılı istinafta.
1,800,000TL genel tazminat
450TL özel zarar ziyan ve dava masrafları
21/86 sayılı istinafta:
45.000TL -genel tazminat
360TL özel zarar ziyan ve dava masrafları
22/86 sayılı istinafta:
1260TL özel zarar ziyan
450,000TL genel tazminat ve dava masrafları
23/86 sayılı istinafta:
800TL özel zarar ziyan
45,000TL genel tazminat
Dava masrafları
24/86 sayılı i-stinafta:
450TL özel zarar ziyan
360,000TL genel tazminat
Dava masrafları
Davalılar İlk Mahkemenin bu hükmünden istinaf ettiler.
-Mevzuat uyarınca her dava için ayrı ayrı istinaf ihbarnamesi dosyalandı. daha önce değinildiği gibi tüm isrinaflar birleştirilerek dinlendi. Davalılar İlk Mahkemenin müteveffaya sadece %10 katkısal kusur ve davalı 1'e %90 kusur atfetmekle hata ettiğini tü-m istinaf ihbarnamelerinde belirttiler. Bu husus tüm istinaflar için ortak bir noktadır ve tüm istinaflarda görülmektedir. Bu bakımdan bu hususu her istinafın istinaf sebeplerini özetlerken tekrarlamayı gereksiz buluruz. Davalılarıa göre İlk Mahkeme müteve-ffanın;
Kazadan hemen önce yeterince kendi sol tarafında sürmediğini,
Arabasını kolaylıkla sürmesine engel teşkil eder şekilde arabasının ön kısmına 3 kişinin oturmasına müsaade ettiğini,
Görüş mesafesi 80 metre olduğu halde frene basmadığı gerçeğini
yet-erince değerlendirmiş olsaydı müteveffanın katkısal kusurunu %10 değil de %40 oranında bulacaktı. Diğer istinaf sebepleri istinaflara göre şöyledir:
Yatgıtay/Hukuk 18/86
Bu istinafta davalıların istinaf sebepleri özetle şöyledir:
1. Müteveffanın terek-esine hayat intizarından ötürü hükmolunan tazminat miktarı müteveffaya muhtaç kişiler için (dependants) hükmolunan genel tazminattan tenzil edilmesi gerekirdi. İlk Mahkeme bunu yapmamakla hata etti.
2. Müteveffaya muhtaç kimselerin sosyal sigortadan aldık-ları 300,000.-TL'nı da onlara hükmolunan genel tazminattan tenzil etmemekle İlk mahkeme hata etti.
3. Müteveffaya ait C 988 plâkalı araba hurda olduğu için terekeye hükmolunan 270,000.-TL zarar çabuklaştırılmış gelir (accelerated incme) olarak nitelendiri-lmeli ve muhtaç kişilere hükmolunan genel tazminattan tenzil edilmeliydi. Bunu yapmamakla İl Mahkeme hata etti.
4. Terekenin Devletten aldığı 300,000TL'nı da muhtaçlara hükmolunan genel tazminattan tenzil etmemekle İlk Mahkeme hata etti.
5. Muteber şahad-et yokluğunda İlk Mahkeme C 988 plâkalı arabanın kazadan önceki değerini 300,000.-TL olarak saptamakla hata etti.
6. Müteveffanın yan gelir olarak elde ettiği senede 60,000.-TL'nın karısı tarafından kazanıldığı halde genel tazminat saptanırken bu rakamı -dikkate almamakla İlk Mahkeme hata etti.
7. İlk Mahkeme, muhtaçların yaşlarını anlış değerlendirmekle ve ilk üç yılı özel tazminat olarak dikkate alarak dikkate aldığı halde genel tazminatı saptarken çoğaltıcı rakamı 14 olarak belirlemesi hatalıdır.
Y-argıtay/Hukuk 19/86
Küçük Kadriye lehine tam mesuliyet esası üzerinden takdir edilen 350,000.-TL genel tazminat alenen çoktur.
Yargıtay/Hukuk 20/86
1. Küçük davacı Hüseyin Ormanlı'nın kaza neticesi aldığı yaraların kalıcı nitelikte olduğu hususunda İl-k Mahkemenin bulgusu hatalıdır.
2. Küçük davacı Hüseyin Ormanlı lehine hükmolunan iki milyon Türk Lirası genel tazminat alenen çoktur.
Yargıtay/Hukuk 21/86
İstinafın duruşmasında davalı 1, bu istinafta istinafını daha önce özeti verilen ve İlk Mahkemen-in müteveffaya sadece %10 katkısal kusur atfetmekle hata ettiği noktasıyle sınırlanmış olup davacı Nahide Salim lehine hükmolunan genel tazmianttan müşteki değildir.
Yargıtay/Hukuk 22/86
Davacı lehine hükmolunan 450,000.-TL genel tazminat alenen çoktur-.
Yargıtay/Hukuk 23/86
İstinafın duruşmasında davalı 1, bu istinafta istinafını daha önce özeti verilen ve İlk Mahkemenin müteveffaya sadece %10 katkısal kusur atfetmekle hata ettiği noktasıyle sınırlandırılmış olup davacı Mustafa Müezzinler lehine hük-molunan genel tazminattan müşteki değildir.
Yargıtay/Hukuk 24/86
İlk Mahkeme davacı lehine genel zarar ziyan olan 400,000.-TL'na hükmemekle hata etti.
Öte yandan tüm davacılar da mukabil istinaf dosyaladılar. Davacıların istinaf sebeplerinde ileri sü-rdükleri şikâyet ortak olup aşağıda serdedildiği şekilde özetlenebilir:
Tüm davacılar mukabil istinaf yoluyla İlk Mahkemenin müteveffaya %10 katkısal kusur bulgusunun hatalı olduğunu ileri sürdüler. Ayrıca:
Yargıtay/Hukuk 18/86 sayılı istinafta
(a) Da-vacılar davalıların istinaf konusu ettiği ve müteveffanın terekesine hayat intizarından ötürü hükmolunan tazminat miktarının müteveffaya muhtaç kişiler için hükmolunan genel tazminattan tenzil edilmesi gerektiği hususunu kabul etti.
(b) Davacılar aynı şe-kilde müteveffaya muhtaç kimselerin sosyal sigortalardan aldıkları 300,000.-TL'nın da onlara hükmolunan genel tazminattan tenzil edilmesi gerektiğini kabul ettiler.
(c) Davacılar sair konularda İlk Mahkemenin hükmü ile hemfikir oldular sadece mukabil ist-inaf yolu ile İlk Mahkemenin çoğaltıcı oranı 18 yerine 14 olarak belirlemekle hata ettiğini iddia ettiler.
Yargıtay/Hukuk 19/86 sayılı istinafta
Bu istinaftaki davacı davalıların istinaf sebeplerini reddeti ve mukabil istinaf yoluyle;
(a) Lehine hükmo-lunan 350,000.-TL genel tazminatı, müdahalemizi gerektirecek kadar az olduğunu ve
(b) 3. şahıs işlemleri usulen uygun bir şekilde tekemmül edilmediği için müteveffaya atfedilen %10 katkısal kusur -doğru olsa bile- dikkate alınmaması gerektiğini savundu.
-
Yargıtay/Hukuk 20/86 sayılı istinafta
Bu istinaftaki davacı davalıların istinaf sebeplerini reddetti ve mukabil istinaf yoluyle;
(a) Lehine hükmolunan 2,000,000.-TL genel tazminatın müdahalemizi gerektirecek kadar az olduğunu ve
(b) 3. şahıs işlemle-rinin usulüne uygun bir şekilde tekemmül ettirilmediği cihetle müteveffaya atfedilen %10 katkısal kusur -doğru olsa bile- dikkate alınmaması gerektiğini savundu.
Yargıtay/Hukuk 21/86 sayılı istinafta
Bu istinaftaki davacı davalıların istinaf sebebini r-eddederek mukabil istinaf yoluyla;
(a) Lehine hükmolunan 50,000.-TL genel tazminatın müdahalemizi gerektirecek kadar az olduğu ve
(b) 3. şahıs işlemleri usulüne uygun bir şekilde tekemmül edilmediği için müteveffaya atfolunan %10 katkısal kusurun -doğru- olsa bile- dikkate alınmaması gerektiğini savundu.
Yargıtay/Hukuk 22/86, Yargıtay/Hukuk 23/86 ve
Yargıtay/Hukuk 24/86 sayılı istinaflarda
Bu istinaflarda da davacılar Yargıtay/Hukuk 21/86'da özeti verilen sebepleri mukabil istinaf yoluyle talep ettil-er.
Birleştirilmiş olmalarına rağmen her istinafın, özelliklerine binaen ayrı ayrı alıp incelenmesinden önce tüm istinaflara konu olan ve mütevaffaya atfedilen %10 katkısal kusur konusunu ve bu noktada İlk Mahkemenin bulgusunun değişmemesi halinde 3. şah-ıs işlemlerinin tamamlanmamasının, hükmü ne dereceye kadar etkilediği konusunu incelememiz gerekmektedir.
İlk Mahkeme tarafların kazaya katkıları hakkında hükmünde şunları söyledi:
"Emare IV kroki ve kazanın tahkikat sorumlusu davacı tanığı no.5'e göre- çarpışma noktasında asfalt yolun 24 ayak geniş, Güzelyurt, lefkoşa istikametine doğru toprak banketin genişliği 5 ayaktı bu banketin kullanılıp kullanılamayacağı hususunda şahadet yoktur. Kaza Emara X noktasında vuku bulmuş X noktası yolu ayıran beyaz çiz-giden 2'3" C 988 no'lu aracın seyir istikameti içerisindedir. X noktasından C 988 no'lu aracın seyir istikameti içerisinde yolun kenarına 9'5" mesafe vardır. Bulgularımıza göre davalı 1 AE 550 plakalı aracı ile Lefkoşa istikametinden Güzelyurt istikametine- doğru sola meyilli virajı kendi, Emare 2 ifadesi ve şahadetinde teyid ettiği gibi saatte 110-115 Km. süratte müteveffanın gidiş istikameti içerisine giriş ve müteveffanın gidiş istikametine göre yolun solunda orta düz beyaz çizgiden iki ayak 3 inçlik bir -yerde çarpışma vuku bulmuştur. Her iki arca da hasar olmuştur.
Davanın bulgu ve hakikatleri yukarıda belirtildiği gibidir. tarafların kabahatlarına gelince, bu kazadaki esas kabahatlı davalı 1'dir. kazaya sebebiyet veren onu yokuş üzerinde 15 senelik vou-xhol bir araba içerisinde 8 kişi ile tırmanan bir arabanın gidiş istikameti içerisine girip önünü kesmiştir.
Davalı 1 kendisinden beklenen azami dikkat ve ihtimamını gösterniş olsa idi bu kaza vuku bulmayacaktı. Kendi şahadetine göre kaza viraj üzerinde -müteveffanın seyir istikameti içerisinde müteveffanın yavaş gittiğii de kabul etmektedir.
Davalı 1, kendi şahadetinde karşıdan gelen aracın ışıklarının 70-80 metre uzakta gördüğü halde ayağını gazdan kaldırmamışsa da fren yapmamıştır ve fren izleri çarpı-şma noktasından başlayarak çok uzun bir mesafe kat ettikten sonra bankete kadar devam ettiği Emare krokide de görülmektedir.
Davalı avukatı müteveffanın da kazaya katkısı olduğunu iddia etmiştir. Müteveffanın 15 senelik bir araba ile 8 kişilik yolcu ile -hafif bir yokuş çıkmakta idi, kendi şeridi içerisinde seyretmekte idi, kendisinden beklenen azami dikkat ve ihtimam ne olabilirdi?
Kaza geceleyin olmuştur. Merhum Salim Ormanlı kendi şeridi içerisinde seyretmekte idi kaza viraj üzerinde vuku bulmuştur vi-rajı dönen sürücülerin mümkün mertebe yolun solundan gitmeleri gerekir. mevcut şahadete göre her iki sürücü de birbirlerine 70-80 metre bir mesafede ışıkları ile karşı karşıya gelmişlerdir; müteveffa yolun biraz daha solunda seyretmiş olsa idi, kaza olmamı-ş olabilirdi, bu nedenle Salim ormanlının da kazaya %10 bir katkısı odluğu kanaatindeyim ve bu hususta bulgu yaparız."
Kazanın oluşumu ile ilgili olarak zabıtları ve özellikle kazanın tahkikatını yapan Polis Müfettişi Altay Alagün'ün şahadetii esaslı bir- şekilde inceledik. Her ne kadr da İlk Mahkemenin müteveffaya atfettiği %10 katkısal kusurun ilk bakışta az odluğu görünümünü vemekteyse de yaptığımız detaylı araştırmadan sonra İlk Mahkemenin böyle bir bulguya varabilmesi için önünde yeterince şahadet old-uğu kaısına vardık. davalı 1'in iniş aşağı yolda çok süratli bir şekilde ve de müteveffanın seyir hattı içinde sürmesi ona atfedilen kusur oranının %90 olmasına vesile olmuştur. Müteveffanın arabasının şoför mahallinde iki büyük yolcuya ek olarak bir çocuğ-un kucakta oturması ise kendi başına bir dikkatsizlik unsuru değildir. Bu çocuğun pozisyonu sonucu müteveffanın sürüşüne engel olduğu ve sürüşünü olumsuz yönde etkilediğinin kanıtlanamsı gerekir. Şahadetten bu hususun kanıtlandığını söylemek imkânı yoktur.- Müteveffanın kazadan hemen önce arabasını daha da solda sürmediği hususuna gelince müteveffanın kazadan önce kendi tarafında seyrettiği ihtilâfsız bir olgudur. Normal ve makul bir sürücüden beklenen husus kendi seyri hattında olması ve karşıdan araç gelme-si halinde daha da sola çekilmesidir. Şahadetten arabaların birbirlerini gördükler anda birbirlerinden 80 metre uzaklıkta odluğu şahadetle sabittir. Ayrıca davalı 1'in süratinin saatta 120Km. müteveffanın da 30Km. olarak kabul edersek 80 metrenşn katediliş-i için, tai iki arabanın çarpışmasına kadar sadece 1.92 saniyeye ihtiyaç vardı. Bu kadar kısa bir zamanda müteveffayı yolun daha da soluna çekilmemekle suçlamaj makul sayılmaz. Buna rağmen İlk Mahkeme müteveffaya %10 bir katkısal ksusr atfetmiştir. Olayın -tüm veçheleri dikkate alındığında İlk Mahkemenin kusur oranını bölüştürmede hatırı sayılır bir hata işlendiğine ikna edilmedik.
Üçüncü şahıs işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde tekemmül ettirilmediği cihetle İlk Mahkemenin müteveffaya atfettiği katkı-sal ksurun dikkate alınmaması gerektiği noktasına gelince, bu husus İlk Mahkemede hiçbir şekilde konu edilmedi. Bilindiği üzere istisnalar dışında İlk Mahkemede konu edilmeyen bir hususun daha sonra Yargıtayda istinaf sebebi olarak ileri sürülmesine yasal -olanak yoktur. Bu nedenle davacıların mukabil istinaf yoluyla yaptıkları bu istinaf sebebinin reddolunması gerekir.
Şimdi de birleştirilerek dinlenen istinafları ayrı ayrı ele alıp incelememiz gerekmektedir.
Yargıtay/Hukuk 18/86 sayılı istinaf
Davacı-lar istinafın duruşması esnasında müteveffanın terekesine hayat intizarından ötürü hükmolunan 585,000.-TL'nın ve Sosyal Sigortadan alındığı kabul edilen 300,000.-TL'nın müteveffaya muhtaç kişilerin lehinde hükmolunan 7309864.-TL genel tazminattan çıkarılma-sı gerektiğini kabul ve teslim etti, ancak geriye kalan rakamların tenzil edilmemeleri grektiğini iddia ett,. İlkin müteveffaya ait C 988 plâkalı arabayı ele alalım. Şahadete göre kazadan sonra C 988 plâkalı araba hurda olmuş ve o şekilde 30,000.-TL'na sat-ılmıştı. Davacılara göre kazadan evvelki haliye 300,000.-TL'na satılabilirdi. Bu durumda terekenin kaybı 270,000.-TL'dır. davalılar bu konuda iki sab ileri sürmüşlerdir.
C 988 plâkalı arabanın kazadan önceki kıymetinin 300,000.-TL olarak bulmakla İlk Mahk-eme hata etti.
Kıymette hata edilmese bile bu rakamın hızlandırlmış bir gelir (accelarated income) oalrak telâkki edilip genel tazminattan tenzil edilmesi gerekirdi.
Yukarıda (a) altında özetlenen husus için arzu edilen bir şekilde olmasa bile İlk Mahkem-enin vardığı bulguya varabilmesi için önünde yeterli şahadet vardı. Yukarıda (b) altında özetlenen noktaya gelince;
Trafik kazalarından ötürü açılan tazminat davaları, müteveffanın ölümü dolayısıyle meydana gelen bir kaybın yine makul ölçüler içinde tazm-ini içindir. Bu husus da müteveffanın ölümü neticesi muhtaç bir şahsın elde edeceği maddi çıkarı yine o şahsa hükmolunacak tazminat miktarından tenzil edilmesi gerektiği görünümü verebilir. Bu görünüm istisnai haller dışında doğru değildir. Nitekim Winfiel-d on Tort 8. baskı sayfa 621'de bu hususta şöyle denilmektedir:
"The action being founded upon pecuniary loss, in principle the dependants must bring into account against their loss any pecuniary benefit accuring in consequence of the death. This princip-le is, however, now subject to so many exceptions that in the ordinary case the only benefit that is likely, to have to be brought into account will be the sums (if any) which are received by the dependants in consequence of award of damages to the deceas-ed's estate under the Law Reform (Miscellaneous Act 1934. .....
Property left by the deceased and inherited by his dependants deserves separate mention. It might at first appear that the value of such property should be deducted in full in calculating th-e dependants pecuniary loss but in fact such a deduction would only rarely be correct .... Even where the dependant inherits stocks and shares or other income producing investments, no more should be deducted that the value of the accelerated receipt of th-e inheritance, and often less than that."
Yine bu konuda Yargıtay/Hukuk 27/78 sayılı içtihat kararında yukarıdaki alıntı iktibas edildikten sonra sayfa 5'te şu görüşlere yer verildi:
"Yukarıda iktibas edilenlerden de anlaşılacağı gibi Bidayet Mahkemesi- müteveffanın ölümü ile müstenifin elde ettiği KL600.-'lık maddi çıkarı tazminat miktarını saptarken sadece dikkate aşması gerekliydi ve Bidayet Mahkemesi bunu yapmamakla hata etmiştir."
Öte yandan ölüm vesilesiyle veraset yoluyla elde edilecek parasal k-azancın da dikkate alınabilmesi için gerçek ve hatırı sayılır bir miktarda olması gerekir. Clerk & Lindsell on Torts 15. baskı sayfa 263'te bu hususta şu görüşlere yer verildi:
".. Pecuniary gains by way of inheritance will only be taken into account whe-re the premature death results in a real and substantial gain to the dependants."
Önümüzdeki meselede müteveffanın varislerinin elde edecekleri 270,000TL parasal kazanç müteveffanın ölümü dolayısıyle olmayıp ölümü vesilesiyledir. Varislerin bu miktardan -elde edecekleri menfaat bu paranın çabuklaştırılmış olarak elde edilmesidir (accelerated receipt). Bu bir yana günümüzün ekonomik koşulları dikkate alındığında 270,000TL'nin "gerçek ve hatırı sayılır" bir miktar olduğunu söylemek ise oldukça güçtür bu nede-nle İlk Mahkemenin bu miktarı muhtaçlar lehine hükmettiği tazminattan tenzil etmemekle hata ettiği söylenemez.
Davacıların bir şikayeti de müteveffanın ölümü sonucu devletin müteveffaya muhtaç kişilere 300,000TL ödediğidir. Onlara göre bu miktarın genel -tazminattan tenzil edilmesi gerekir.
Müteveffanın ölümünden sonra Devletin müteveffaya muhtaç kişilere yaptığı ödemenin 300,000Tl olduğu taraflarca kabul edilmektedir. Bu miktarın Devletçe niçin verildiğinin diğerbir deyişle bir yasal zorunluluk sonucu m-u yoksa bir lutuf olarak mı verildiği belli değildir. Ancak bu miktarın bir lutf olarak verildiği izlenimi hakimdir. hal böyle olunca bunun hiç dikkate alınmaması doğrudur. Clerk & Lindsel 15th Ed. Sayfa 264'te şunlar yer almaktadır:
"Voluntary payments -or services rendered to dependants after a death will also generally be disregarded in asessing Fatal Accidents Act damages."
Keza Pencock v. Amusement Equipment Co. Ltd. & Another. Same v. Same 1954 2 AER s.689 sayfa 692'de şu görüşlere yer verildi:
"-There is another aspect of this matter which is very well stated in redpath v. Belfast & County Down Ry.(6) That was not a case under the Fatal Accident Acts, although one or two of the fatal accident decisions were referred to. There has been a railway a-ccident which was caused by the negligence of the railway company'a servants. A number of people had been killed or injured, and the public had subscribed to afund which was used to help those had been injured as well as the dependants of those who had bee-n killed. The defendants sought to inter- rogate the ğlaintiff as to what payments if any he had received from the fund. The learned Lord Chief Justice of Northern Ireland held that that was an irrelevant matter and could not be brough into account. After -referring to some of the fatal accident cases Andrews, L.C.J., said (1947) (N.1.175).
In these circumstances common sense and natural justice appear to me to rise in revolt against the proposition that the money so subscribed should be diverted from the -objects whom the subscriners intended to benefit n order to be applied in reduction of the damages properly payable by the wrongdoer as compensation to the victims for their loss. Why, one may well ask, should the defendants' burden be lightened by the ge-nerosity of the public.
I think one can say in the same way in this case, why sould the burden on the defendants be lightened by the gererosity of the stephchildren? I realise, of course, that a defendat may find his burden lightened for instance, by the- fact that the deceased, usually a husband, has saved money which goes to his wife as a result of the death.
I think the clue to this problem is, first, to consider the facts of Barker's case (1), and without saying that that is a line beyond which no vo-luntary payment would be taken into account- I do not express that view at all, but I think it would be only in very usual circumstances that a voluntary payment would be taken into account when there was no expectation of it at the time of the death. It s-eems to me that that indicates for itself that there is a nova causa interveniens and, therefore,, the payment was not made in consequence or as a result of the death. I would say that this payment was not made as the result of the deceased's death. Of cou-rse, it would not have been made unless the wife had died but I would say that it was made as the result of the stepchildren's consideration, and perhaps, affection for their stepfather."
davacılar, ayrıca müteveffanın yan iş olarak yaptığı ve yılda 60,0-00TL kazanç getirdiği odunculuk işini ölümünden sonra karısının yaptığı ve dolayısıyle muhtaçların (dependants) bu babta parasal kayıpları olamdığını iddia ettiler. Bu görüş ve iddiaya itibare tme olasılığı yoktur. Bunun aksini düşünmek ekmek parasını kaza-nan bir babanın ölümü halinde karısının işe başlayıp eve aynı parayı getirmesi halinde muhtaçlara hiçbir tazminatın verilmemesi gibi bir anlam çıkar ki hukukun buna izin vermesi beklenemez. esasen öğreti ve içtihat kararları da bu görüşü teyit etmektedir. -Clerk & Lindsell 15th Ed. sayfa 265'te bu hususta şunlar söylendi:
"The capacity of a wife to go out to work and earn will equally be disregarded as a benefit arising from her husband's death but rather viewed as a result of her own desire ability and la-bour."
Keza gör.- Hawitt v. Heads 1973 Q.B. s.64
Dodds v. Dodds 1978 Q.B. s.543
18/86, 20/86, 21/86, 22/86 ve 23/86 sayılı istinaflarda davalılar hükmolunan genel tazminatın alenen çok, ilgili davacılar ise alenen az oldukl-arından yakınmaktadırlar. Genel tazminatın az veya çokluğu hussuunda herhnagi bir taraf tarafından müdahalemizin gerekli olduğu hussuunda ikna edildiğimizi söyleyemeyiz. Sözü edilen istinaflarda hükmolunan genel tazminat biraz az veya biraz çok olabilir an-cak müdahale edebilmemiz için tazminat miktarının aşikâr surette az veya çok olması gerekir. Böyle bir hatırı sayılır azlık veya çokluk söz konusu olmadığı cihetle sözü edilen istinaflarda davalıların istinafları ve ilgili davacıların mukabil istinafları r-eddolunur.
24/86 sayılı istinafı ise ayrı olarak incelemeyi uygun bulduk. Bu istinafta davacı İlk Mahkemeye öre şu yaraları almıştı:
"Davacı Sevilây Kâşif'in 12.7.1981 tarihindeki kaza sonucu kafa travması, beyin zedelenmesi, yüüzn sağ tarafında merkezi- tipte felç, göğüs boşluğu, felcinde 2'nci kaburganın sağda kırık ve akciğer batık, ve kalçada sol tarafta pupis ve skiyomda kırık, sağda skiyomda kırık, sağ ayakta dış mallecide kırık ve unutkanlık tesbit edilmiştir. davacıyı tedavi eden Beyin Uzmanı Dr. -Öztürk Ünverdi, davacı hastanede 15 gün ve kendi evinde 45 gün tedavisini yapmış yüzdeki felç durumu 2 ay içerisinde düzelmiş ve tedavisi 6 ay sürmüştür. Doktorun bulgularına göre davacının post travmatik sendromları yani baş ağrıları, baş dönmesi ve unut-kanlık ortalama 4 sene, baş ağrısı ise hayat boyu devam edecektir.
Davacının almış olduğu yararlar ciddi ve uzun tedaviyi gerektiren yaralar olmasına rağmen herhangi bir iz bulunmayıp, iyileştiği, ilerideki hayatını etkilemediği bir gerçektir. Bu itibarl-a davacıya genel tazminat etsbit ederken bu hususları dikkate almamız gerekir. Bu nedenle davacının almış olduğu yaralar, çektiği acı ve ızdırap ile tedavisinin sürmesi de göz önünde bulundurarak 400,000.-TL genel tazminat alması uygun ve adildir, kanaatin-deyiz."
Yukarıdaki alıntıdan da açıkça görülebileceği gibi İlk Mahkeme en azından baş ağrısının hayat boyu devam edeceğini bir bulgu olarak bulurken, daha sonra aldığı yaraların iyileştiğini ve davacının ilerideki hayatının etkilenmiyeceğini bulmakla ken-di kendi ile çelişkiye düşmüştür. Hayat boyu devam edecek başağrılarının davacının ilerideki hayatını olumsuz yönde etkilemeyeceği söylenemez. Davacının ciddi yaralaar aldığı, kaza gecesi komaya giridği, yüzde felç olduğu ancak bunun daha sonra geçtiği ve -muhtelif yerlerinde kırıklar olduğu şahadetten görülmektedir. Kanaatımızca davacıya tam mesuliyet esası üzerinden hükmolunan 400,000.-TL genel tazminat alenen azdır. Kanımızca davacı lehine verilecek en uygun miktar 1,000,000.-TL'dir. BU miktardan %10 kat-kısal kusura tekabül eden 100,000.-TL tenzil edildikten sonra davacı lehine 900,000.-TL genel tazminata hükmedilmesi gerekirdi.
Sonuç olarak:
18/86 sayılı istinaf kısmen kabul edilir ve İlk Mahkemenin genel tazminat oalrak saptadığı 7,309,864.-TL 6,424-,864.-TL olarak değiştirlir. Mukabil istinaf ise reddolunur.
19/86, 20/86, 21/86, 22/86 ve 23/86 sayılı istinaflar ve mukabil istinaflar reddolunur.
24/86 sayılı istinaf reddolunur. Mukabil istinaf ise kısmen kabul edilir ve genel tazminat oalrak hükmo-lunan 400,000.-TL'lık miktar 900,000.-TL olarak değiştirlir.
İstinaf masrafları için herhangi bir emir verilmez.
(Salih S. Dayıoğlu) (Aziz Altay) (Hamdi Atalay)
Yargıç - Yargıç Yargıç
12 Eylül 1986
-
-
-
-
16
-
Full & Egal Universal Law Academy