-D. 25/09
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA. Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 20-21/2005
(Lefkoşa Dava No: 3540/2002)
Mahkeme Heyeti: Mustafa H. Özkök,Gönül Erönen,Seyit A. Bensen.
Yargıtay/Hukuk -20/05
(Lefkoşa Dava No: 3540/02)
İstinaf eden: Yasabank Ltd., c/o KKTC Merkez Bankası - Lefkoşa
(Davalı)
-ile-
Aleyhine istinaf edilen: Tayfun Tüccar, Lefkoşa
(Davacı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden na-mına: Avukat Ali F. Yeşilada
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Süleyman Dolmacı.
Yargıtay/Hukuk 21/05
(Lefkoşa Dava No: 3540/02) İstinaf eden: Tayfun Tüccar, Lefkoşa
(Davacı)
-ile-
Aleyhine istinaf ed-ilen : Yasabank Ltd., c/o KKTC Merkez
Bankası - Lefkoşa
(Davalı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Avukat Süleyman Dolmacı
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Ali F. Yeşilada.
Lefkoşa Kaza Mahkemesi -Başkanı Narin F. Şefik ve Yargıç Tanju Öncül'ün 3540/2002 sayılı davada 17.2.2005 tarihinde verdikleri karara karşı Davacı ve Davalı tarafından yapılan istinaflardır.
---------
K A R A R
Mustafa H.Özkök: Bu istinafta Mahkemenin hük-münü Sayın Yargıç Gönül Erönen okuyacaktır.
Gönül Erönen: Dava ile ilgili olgular şöyledir:
Davacı talep takririnde hali hazırda fon bünyesinde bulunan Davalı Bankanın faaliyette bulunduğu dönemde Lefkoşa şubesine başvurduğunu ve mevduat hesabı açma ist-eğinin kabulü sonrası,her birinin karşılığı 4,000,000,000TL'sı olan,20-300-173'den 20-300-180'e kadar numaralı toplam sekiz adet mevduat hesabını Davalı bünyesinde açtığını ve bankaya toplam 32,000,000,000TL yatırdığını, bilahare paralarını çekmek istediği-nde ise, bu meblağların kendisine, Banka tarafından haksız ve/veya gerekçesiz olarak ödenmediğini iddia etmiş, 32,000,000,000TL'nin ve yasal faizlerinin ödenmesini ve kendisi dövizcilik yaptığı ve bu paraları kullanmadığı için paranın yatırıldığı tarihteki- ABD dolar değeri ile dava tarihindeki ABD dolar değeri arasında 27,720 ABD dolar zarara uğradığını ileri sürerek bunun karşılığı olarak 45,460,000,000TL'sı zararının da tazminini talep etmiştir.
Davalı buna karşılık, dosyaladığı müdafaa takririnde, Dava-cının Davalı Bankanın müşterisi olduğunu reddetmiş ve Davalı Banka kayıtlarında yapılan incelemede, Davacının 9.1.2001 tarihinde, Bankaya para ödediğine veya para yatırdığına veya hesap açtığına yönelik bir kayda rastlanmadığını ileri sürmüştür. Davalı tar-afa göre mevcut olmayan bir hesap için ödeme yapılamazdı ve Türk Lirası cinsinden bir hesabın dövize çevrilip, hesaplanmasının da yasal dayanağı yoktur. Bu nedenlere dayanan davanın iptalini talep etmiştir.
Davacı taraf, Davalının bu özdeki müdafaasına -cevap dosyalamış ve Davalının kendisine verdiği vadeli hesap cüzdanları olduğunu, Davalı bankanın kayıtlarındaki eksiklikler veya oynamalar nedeniyle de bu alacakların yok sayılamayacağını ileri sürmüştür.
Davacı davasını kanıtlamak amacıyla şahsen şaha-det vermiş ve Emare 1 olarak 20-300-173, 20-300-174, 20-300-175, 20-300-176, 20-300-177, 20-300-178, 20-300-179 ve 20-300-180 nolu vadesiz hesap cüzdanlarını, emare 2 olarak da yukarıda emare 1'de sıralanan hesap numaralarını içeren sekiz adet yevmiye fişi-ni Mahkemeye sunmuştur.
Davalı taraf ise müdafaa amaçlı olarak ilgili tarihte Yasabank Girne sorumlusu Mehmet Nurak'ı ve yine ilgili tarihte Yasabank'ta çalışan, Lale Biçim ve Nazım Yetkiner'i şahadete çağırmış ve Emare 3 olarak 20-290-0000000000 hesap n-o'sunu içeren yevmiye fişini Mahkemeye sunmuştur.
Bidayet Mahkemesi, emare 1 de bulunan hesap cüzdanlarının Davalının ilgili devredeki yetkililerinin imzalarını da içerir şekilde Davacıya verildiği hususunda bulguya vardıktan sonra, emare 1 hesap cüzdanl-arına karşılık, Davacının Davalı bankaya para yatırıp yatırmadığı sorusuna yanıt arama yönüne gitmiştir. Bunu yaparken Bidayet Mahkemesi, gerek 14/2000 sayılı KKTC Bankalar Yasasının 14(2) maddesini gerekse bu yasayı yürürlükten kaldıran ve halihazırda yür-ürlükte bulunan fakat 14(2) maddesini aynen koruyan 39/01 sayılı KKTC Bankalar Yasasının 14(2) maddesini incelemiştir. Bu maddeyi inceledikten sonra aşağıdaki bulguya varmıştır:
"Anılan bu madde gözönünde bulundurulduğunda, ilgili devrede Davalının yetkil-isi olan kişilerin imzalarını içeren emare 1 vadesiz hesap cüzdanlarının Davalı Banka tarafından kabul edilen veya alınan paralar karşılığında Davacıya verildiğini düşünmek, kısacası, Davacının konu hesap cüzdanlarını Mahkemeye sunmakla kendi üzerine düşen- isbat yükünü yerine getirdiği veya dava konusu meblağları Davalı bankaya yatırdığı yönünde bir karine yarattığı sonucuna varmak kaçınılmaz olmaktadır.Kaldı ki Davalı tanıkları Lale Biçim ile Mehmet Nurak da hesap cüzdanı olanın, bankada parası olduğunun k-abul edilmesi gerektiğini dile getirmek suretiyle bu sonucu desteklemiş durumdadırlar. Bu nedenlerle Davalı Bankaya para yatırılmadığı iddiasını kanıtlamak veya konu paraların yatırıldığı yönlü karineyi ortadan kaldırmak durumunda olan artık davalı taraf o-lmakta, yani bir anlamda, bu nokta için isbat yükü davalı tarafa geçmektedir."
Bidayet Mahkemesi daha sonra Türkiye'de benzer mevzuatı uygulayan ve konu ile ilgili Mahkeme kararlarını incelemiştir.
Bidayet Mahkemesi, Davalının, Davacının para yatırmad-an mevduat cüzdanlarını aldığı yönündeki ispat külfetini yerine getirip getirmediği hususunda inceleme yaparken Davalı tarafından sunulan şahadetide incelemiştir. Bu meyanda Bidayet Mahkemesi Davalı tanıklarının Davacıya konu banka cüzdanları verildiğinde -Davacının 20-290-0000000000 nolu Girne merkez şubedeki vadesiz TL hesabı üzerinden borçlandırılmış olduğu keza işlemlerin kasa fişi ile yapılmamış olmasının bankaya nakit girmediğini gösterdiği iddialarını ve bu şahadetin Davalının ispat külfetini yerine g-etirmeye yeterli olup olmadığını değerlendirmiştir.
Huzurunda sunulan şahadet ve emareleri inceleyen Bidayet Mahkemesi, Davalı tanıklarının şahadetlerinin üzerinde olumlu ve güvenilir izlenim bırakmadığını belirterek Emare 1 vadesiz hesap cüzdanların-a konu paranın 9.1.2001 tarihinde Davacı tarafından Davalı bankaya yatırılmadığı sonucuna ve bulgularına varmayı olanaklı bulmadığını belirterek; aşağıdaki bulguya varmıştır.
"Yukarıda vurguladıklarımız dışında, Davalı tanığı Lale Biçim'in şahadetinde dil-e getirilen Davacıya ait konu hesapların, Davalı Bankanın kayıtlarında, anlaşıldığı kadarıyla 2001 yılının Eylül ayına kadar göründüğü, ancak sonradan kayıtların silindiği özlü husus da Davacı taraf lehine bir sonuç doğurmaktadır. Çünkü esas olarak alınan -veya değerlendirilen banka kayıtlarının Eylül 2001'e kadar varlığını devam ettirmiş olması, Davacının iddialarını teyit edici niteliktedir. Bu tarihten sonra Davacıyı haklı kılan veya gösteren konu Banka kayıtlarının, hangi nedenlerle ve koşullarda silindi-ği veya kayıtlarda kimlerin oynadığı ve bu kişilere ne gibi yasal işlemler yapıldığını izah etmek, Davalı tanığının dile getirdiği üzere, Davacının bu kayıtlarla oynama şansı da olmadığından bütünüyle Davalının yükümlülüğünde olan hususlardır. Ancak Davalı- taraf bu yönlerde de tatmin edici bir şahadet sunmuş değildir.
Tüm belirtilenler ışığında Davacının 9.1.2001 tarihine Davalı bankaya 32,000,000,000TL yatırdığı ve bunun sonrasında Davacı için Davalı nezdinde 20-300-174 no'lu 4,000,000,000TL'lik, 20-300-17-5no'lu 4,000,000,000 TL'lik 20-300-176no'lu 4,000,000,000 TL'lik 20-300-177no'lu 4,000,000,000TL'lik, 20-300-178no'lu 4,000,000,000TL'lik, 20-300-179no'lu 4,000,000,000TL'lik ve 20-300-180no'lu 4,000,000,000TL'lik vadesiz mevduat hesaplarının açıldığı hus-uslarında bulgu yaparız.
32,000,000,000TL'lik mevduatın, Davalı tarafından Davacıya ödenmediği ihtilafsız gerçeğinden ve tüm yukarıda dile getirilenlerden hareketle de, Davacının 32,000,000,000TL'lik mevduat alacağı açısından davasını kanıtladığı sonucuna -varırız"
İlgili karardan yine görülebileceği gibi Bidayet Mahkemesi Davalının tanıklarına ve Davalı tarafından sunulmuş olan şahadete inanmamıştır. Emare 2 yevmiye fişilerine rağmen, tanıkların yorum yaparak konu paranın bankaya girmediği hususunda mahk-emeyi ikna etmeye çalıştıkları kanaatine varmıştır. Paranın kesin olarak yattığına kanaat getiren ve bu konuda bulgu yapan Mahkeme, Davalı tanıklarının ileri sürdükleri iddiaların Mahkemeyi yanıltmaya yönelik olduğu noktasından hareketle Davalı tanıkların-ın şahadetlerine değer vermeyip inanmayarak, ayrıca konu emare 3 de görülen işlem ile ilgili olarak "şubeler arası işlem olarak Davacıyı ilgilendirmemektedir" demiştir.
Başka bir anlatımla, Bidayet Mahkemesi, Davalı tarafından şahadet veren Lale Biçim ve -Nazım Yetkiner'in şahadetlerine inanmamış, Ahmet Atalay'ın şahadet vermemiş olması ve bilhassa iddia edilen Girne Merkez şubesindeki 20-2900000 no'lu hesabın ekstrelerinin mahkemeye sunulmamış olmasını, sonuçta şahadet noksanlığı nedeniyle Davalının iddial-arını olası bulmamıştır.
Bidayet Mahkemesi daha sonra huzurundaki meselede vadesiz mevduatlara veya emare 1 belgelerle ortaya konmuş mevduatlara uygulanacak faiz ve oranlarla ilgili bir şahadet olmadığından Davacının 9.1.2001 tarihinden itibaren yasal fai-z ödenmesi talebini reddetmiştir.
Keza, Davacının mevduatı ödenmedi diye bu davadaki zarar ziyan temeline dayalı kayıp talebini, başka bir deyişle alacağını dövize endeksleyip kur farkını zarar ziyan olarak talep edemeyeceği görüşü ile, reddetmiştir. N-eticede, Bidayet Mahkemesi Davalı bankanın Davacıya 32 milyar TL ve dava masraflarını ödemesine hüküm vermiştir.
Davalı banka bu karara karşı Yargıtay/Hukuk 20/05 sayılı istinafı dosyalamıştır.
Davacı ise bu karara karşı dosyalamış olduğu Yargıtay/Hukuk -21/05 sayılı istinafta özetle, Bidayet Mahkemesinin Davacının 32.000YTL üzerinden 9.1.2001 tarihinden itibaren yasal faiz ödemesini reddetmekle hatalı hareket ettiğini; bu konuda gerek yasal gerekse olgusal durumu yanlış bir şekilde değerlendirerek hatalı -bir karar verdiğini; keza Davacının zarar ziyan talebini reddetmekle hatalı bir karara vardığını,ileri sürmüştür.
Yapılmış olan duruşmada Yargıtay/Hukuk 20/05 ve Yargıtay/Hukuk 21/05 sayılı istinaflar birleştirilerek dinlenmiştir.
İstinafın dinlenmesi s-ırasında 20/05 sayılı istinafta İstinaf Edenin avukatı 6 başlık altında bulunan istinaf sebeplerini bir başlık altına toplayarak, özetle Bidayet Mahkemesinin kararında şahadet ve emareleri hatalı değerlendirdiği görüşüne dayanarak ispat külfetini yerine ge-tirmediği konusunda Bidayet Mahkemesinin hatalı karara vardığını, ileri sürmüştür.
İlk önce Davalı bankanın dosyaladığı Yargıtay/Hukuk 20/05 sayılı istinafı ele almayı uygun bulmaktayız.
Bir çok kararımızda belirtiğimiz gibi bir davanın duruşması esna-sında şahadete ve emarelere verilecek değer davayı dinleyen Mahkemenin yetkisine girmektedir. Bu nedenle şahadet veren tanıklara inanıp inanmama hususunda karar vermede takdir yetkisini kullanan Bidayet Mahkememlerine bu takdir yetkilerini ancak yanlış vey-a hatalı verilere dayanarak kullanmaları halinde, Yargıtayca müdahale edilmektedir. Yukarıda söylediklerimizin bir yansıması olarak istinaflardaki denetimin uygun bir şekilde yapılabilmesi ve Bidayet Mahkemelerinin bu takdir yetkilerini nasıl kullandıkları-nı ve tanıklara inanıp inanmamalarını inceleyebilmek için Bidayet Mahkemelerinin bir tanığa inanıp inanmamaları ile ilgili bulgu ve kararlarını hangi gerekçe veya gerekçelere dayandırdıklarını açıklamaları gerekmektedir.
Bidayet Mahkemesi, Davalı tarafın- ileri sürmüş olduğu iddialar konusunda tabiri caiz ise başrolde olan müdür Ahmet Atalay'ın tanık olarak çağrılmamış olmasının nedenini anlamadığını ve Davalı bu riski göze alarak iddialarını kanıtlayacak olan bu kişiden sarfınazar ettiği cihetle yeterli -şahadet sunmadığı görüşüne varmıştır.
Girne merkez şubesinde bulunduğu iddia edilen Davacıya ait 20-290-0000000000 numaralı borç hesabı ile ilgili müdafaa takririnde Davalı herhangi bir olgu veya iddia ortaya koymamıştır. Bidayet Mahkemesi ise borç hesab-ı konusuna önem vermeden, kararını sadece Davacıya verilen mevduat hesap defterlerinin paranın Davacı tarafından Davalı bankaya yatırıldığının kesin kanıtı olduğuna dayandırarak Davacının talebi doğrultusunda hüküm vermiştir.
Davacıya vadesiz hesap cüzda-nları verilmesi ile ilgili hukuki durum Bidayet Mahkemesinin belirttiği gibi Davacı tarafından Davalı bankaya paranın ilk nazarda yatırıldığına karine teşkil etmektedir.
Dava konusu paranın Ahmet Atalay'a bankada, evrakların hazırlandığı sırada verilmedi-ği şahadetle ortaya çıkmış bir olgu olmakla beraber,bu şahadetin emare 1, 2, 3, belgelere verilecek olan değeri nasıl etkilediği ve bunun neticesinde bankanın Davacıya karşı sorumlu olup olmadığı hususlarında Bidayet Mahkemesi herhangi bir görüş beyan etme-miştir. Bunu yapmadığı cihetle de vardığı sonuçtan da anlaşılacağı üzere Bidayet Mahkemesi bu emarelere ve bilhassa emare 1 hesap cüzdanlarına gereğinden fazla değer vermiştir ve bunun sonucunda ise paranın Davalı bankaya yatırılıp yatırılmadığı ile ilgili- ispat külfetinin Davalıya geçtiği noktasından hareketle, Davalının sunmuş olduğu şahadeti reddetmeyi uygun görerek, hatalı bulgulara vardığı görüşündeyiz.
Başka bir ifadeyle, banka defterleri paranın bankaya yatırıldığı konusunda karine teşkil etmekle be-raber bu paranın bankaya yatırılmadığının Davalı banka tarafından sunulan şahadetle çürütülemediği söylenemez.
Şöyle ki: Bidayet Mahkemesi paranın bankanın müdürü olan Ahmet Atalay'a bankada değil, Davacının kendi ofisinde teslim edilip tasarrufuna verild-iği konusunda huzurunda açık şahadet olmasına rağmen, Bidayet Mahkemesi bu olgunun bankayı bağlayıp bağlamadığı konusunda bir görüş belirtmeden ve bulguya varmadan Davalı bankaya verilmiş gibi davranarak, neticeye gittiği görülmektedir.
Bu davanın temelin-i oluşturan ve üzücü gördüğümüz bir hususa değinmeden geçemeyeceğiz. Sunulmuş olan şahadete göz atıldığında Davacının dava konusu hesapları açarken banka nezdinde eğer yapmışsa ne gibi anlaşmalar olduğu,ne gibi belgeler imzalandığı müphem olduğu bir tarafa-, maalesef Davacı ile bazı banka yetkilileri arasındaki ilişki nedeni ile banka nezdindeki işlemlerin usülüne veya teamüllere uygun yapılmadığı veya resmi kaydı olmayan "özel" işlem gördüğü izlenimini açıkca vermektedir. Bu durumda bir çok yerde de bankacı-lık kurallarının çiğnendiği izlenimi ortadadır. Bunun da en açık örneği Davacı ve Davalı Banka müdürü olan Ahmet Atalay arasındaki "gentlemen's agreement"den anlaşılmaktadır.
Davacının Ahmet Atalay'la olan bu "gentleman's agreement" acaba Davalıyı bağlar-mı? Ahmet Atalay ve Davacı arasındaki ilişki, Davacının Davalı banka ile olan ilişkisi sayılabilirmi? Davalı bankanın müdürünün yaptığı bu anlaşmadan ve tasarrufuna verilen paradan Davalı bankanın sorumluluğu ne olabilir? Sorumlu ise, neden sorumlu; sorums-uz ise neden sorumsuzdur? Para ile ilgili işlemler Ahmet Atalay Davalı bankanın müdürlük görevlerini icra ettiği, Davalı banka adına hareket ettiği sırada mı gerçekleşti? Davalı banka eğer sorumlu ise hangi andan itibaren sorumludur? Yatırılması öngörülen -para ile ilgili Davalının ispat yükümlülüğü gerçekten varmıydı?
Bu sorular cevapsız kalmıştır ve mahkeme hiç bir şekilde bu soruların cevaplarına değinmemiştir.
Davacı kendi şahadetinde (Mavi 16) parayı Ahmet Atalay'a ofisinde teslim ettiğini paran-ın arabaya konulduğunu ve birlikte bankaya gidildiğinden bahsetmektedir.
"S: Siz bu parayı kime verdiniz?
C: Ahmet Atalay'a
S: Nerde verdiniz?
C: Büromda. Geldi, koyduk çantalara, arabaya bindik, gittik.
S: Siz Ahmet Atalay'a bu parayı verdiniz?
C: Evet.
-S: Bu ;Ahmet Atalay'a velevki Yönetim Kurulu bile olsa biz Ahmet Atalay'a bu parayı verdiniz diye Yasabanktan parayı talep edemezsiniz?
C: Ben bankaya verdim. Ahmet Atalay ile çıktık bankaya gittik. Bankadan fişlerimi aldım Ahmet Atalay teklif yaptı Netice-de ben bankadan aldım fişlerimi."
Davacı avukatı Bidayet Mahkemesi nezdindeki hitabı sırasında da şunları söylemiştir.(Mavi42)
"Davacı parayı yönetim kurulu üyesi ve bankanın genel müdürü olan Ahmet Atalay'a verdiği yönünde bir şahadet sunmuştur. Ahmet At-alay'la kendi ofisinde buluştuğunu, ordan birlikte çıktıklarını, bankaya gittiklerini, kendisine bu paraların bankaya yatırılmasını rica ettiğini, çünkü bankanın zor durumda olduğunu, kendisine off the record (yüksek faiz) verebileceğini söylediğini, Davac-ının bu saikle, bu beklentiyle hareket ettiğini hepsini gayet samimi olarak anlatmıştı Davacı."
Paranın arabadan indirilerek bankaya giriş yapmadığı konusunda Davalı tanıkları istintaklarında hiç sarsılmamış olmalarına rağmen, Bidayet Mahkemesinin Davalı-nın sorumlu olduğu noktasından hareket ederek, Emare 1 ve 2 nin sözkonusu paranın bankaya yattığına kesin delil teşkil ettiği varsayımıyla, bu konuda Davalı tanıklarının şahadetlerine inanmamayı tercih ettiği görülmektedir.
Halbuki, sözkonusu paranın bank-aya yatmadığı konusunda şahadet veren tüm Davalı tanıkları sözkonusu paranın yatırılmadığını, nakit paranın bankaya getirildiğini görmediklerini ve kasaya girmediğini açıkca ifade etmektedirler ve verdikleri şahadet sarsılmadan, birbirleriyle uyum içindedi-r. Banka nezdinde Emare 1, 2 ve 3 ile ilgili işlemler yapıldığı sırada bankada görevli hiç kimse paranın içinde bulunduğu iddia edilen çantaları dahi görmüş değillerdir. Kaldı ki Emare 1 ve Emare 2 kayıtların üzerinde paranın "nakit" olarak yatırıldığını g-österen herhangi bir kayıt veya ibare de yoktur. Dolayısıyla tüm diğer şahadet ışığında ve Bidayet Mahkemesinin görüşleri doğrultusunda, Emare 1 ve Emare 2'ye ve bu konuda verilen şahadete rağmen, paranın bankaya gerçekten girip kasaya yatırıldığını göster-mek için, yeterli olmadığı, keza bankanın sorumluluğu olup olmadığına ilişkin soruların ise hala yanıtsız olduğu görüşündeyiz.
Bir gerçek daha vardır ki o da bankacılık usulünde kişilere gerek para çekilişi gerekse para yatırdığı anda imza karşılığı "kasa- fişi" verilmektedir. Burada "kasa fişi" verilmemesi Davalının iddialarını bir yerde doğrulamaktadır. Bu husustaki şahadeti sorgulaması ve incelemesi gereken Bidayet Mahkemesinin bu hususa neden değer vermediği anlaşılmadığı gibi, Davacı lehine olan hükmün-ü sadece paranın yatırıldığı izlenimini veren mevduat cüzdanlarının varlığına dayandırdığı görülmektedir.
Emare 2 üzerindeki ibareden "alacak" hesaplarının Davacının isteği ve talimatıyla açıldığı görülmemektedir. Konu işlemlere ilişkin müşteri ve banka a-rasında Davacı tarafından doldurulmuş başvuru formu veya yazılı bir anlaşmanın var olup olmadığı ile ilgili şahadet bulunmadığı gibi, Emare 2 ve Emare 3'de "parayı alanın/yatıranın" imzası bölümünde imza bulunmamaktadır ve Emare'2 deki tüm işlemlerin banka-nın müdürü olan Ahmet Atalay'ın talimatıyla yapıldığı görülmektedir. Bu nedenlerle Ahmet Atalay'ın bankacılık kurallarına ters olmakla birlikte Davalı bankanın müdürü olduğu sırada yaptığı veya emrettiği işlemlerin Davalı bankayı bağlayıp bağlamadığı, Ahm-et Atalay'ın Davalı adına hareket edip etmediği konusunda bulguya varmadan, sırf mevduat defterlerinin mevcudiyetine dayanarak dava konusu meblağın Davacı tarafından bankaya yatırıldığının açıkca göstergesi olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir. Yukar-ıdaki nedenlerle de Bidayet Mahkemesinin banka defterleri konusundaki karinenin çürütülmediği ile ilgili bulguları hatalıdır.
Yine mevcut olgular çerçevesinde dava konusu hesaplara ilişkin tüm kayıtların da silinmiş olması gerçeği karşısında konu mevd-uat hesap cüzdanlarının içeriğinin doğruluğu ve geçerliliği konusunda salim neticeye varmak mümkün değildir.
Yapılan uzun boylu değerlendirmede ve yukarıdaki tüm görüşlerimiz neticesinde adaletin tecellisi gereği, keza meseleye ilişkin parasal rakamlar-ın yüksek olduğu itibarıyla tarafların herhangi birine yapılabilecek muhtemel adaletsizliği veya haksızlığı önlemek inancıyla daha ileri gitmeden davayı, tekrar dinlenerek Ahmet Atalay'ın bu meselede yaptıklarının Davalı bankayı bağlayıp bağlamadığı konusu-nda bulgu yapılmak üzere, Bidayet Mahkemesine iade etmeyi uygun görmekteyiz.
Konu davanın 2002 senesine ait eski bir dava olduğu gözden kaçmamıştır. Ancak KKTC'de nihai yargı merci olan Yargıtay'ın vereceği herhangi bir karardan geri dönülemiyeceği hususu-na değer vererek ve üzülerek bu neticeye varmak zorundayız. Kararımızın akışı içinde değindiğimiz hususların Bidayet Mahkemesine ışık tutmasını ümit etmekteyiz.
Neticede, Yargıtay/Hukuk 20/05 sayılı istinaf kabul edilerek 17.2.2005 tarihinde verilmiş olan- hüküm iptal edilir. Keza yukarıda değinilen hususlarda değerlendirmeye ve bulguya varılabilmesine olanak sağlamak için Yargıtay/Hukuk 20/05 ve Yargıtay/Hukuk 21/05 sayılı istinaflara ilişkin davanın bir an önce tekrar dinlenip, (retrial) en kısa zamanda k-arara bağlanmak üzere ilgili dosya, derhal gereği için Bidayet Mahkemesine iade edilir.
İşbu istinaflara ilişkin masraflar tekrar dinlenecek olan işbu davanın nihai sonucunu takip edecektir.
Mustafa H. Özkök Gönül Erönen Seyit A. B-ensen
Yargıç Yargıç Yargıç
23 Aralık, 2009
13
Full & Egal Universal Law Academy