-D.19/94 Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 20/93 ve 42/93
Yüksek Mahkeme Huzurnda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Taner Erginel, Metin A. Hakkı.
Yargıtay/Hukuk 20/93
-(Dava No: 2956/91; Lefkoşa)
İstinaf eden: Ahmet Bahçeci, Lefkoşa.
(Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: 1. Salâhi Uluhan, Lefkoşa.
2. Ayşe Uluhan, Lefkoşa.
- (Davacılar)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Avukat Serhan Çınar
Aleyhine istinaf edilenler namına: Avukat Ergin Ulunay
Yargıtay/Hukuk 42/93
(Dava- No: 2244/91; Lefkoşa)
İstinaf eden: Ahmet Bahçesi, Leflkoşa
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: 1. Salâhi Uluhan, Lefkoşa
2. Ayşe Uluhan, Lefkoşa
- (Davalılar)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Avukat Serhan Çınar
Aleyhine istinaf edilenler namına: Avukat Ergin Ulunay
H Ü K Ü M
N. Ergin Sal-âhi: İstinaf eden davacı, Lefkoşa Kaza Mahkemesinde ikame ettiği 2244/91 sayılı bir davada, davalı mal sahiplerinin Lefkoşa Küçük Kaymaklı'da Pafta/Harita: XXI/30.E.2 Ada C'de görülen Parsel 848 üzerinde inşa edilmekte olan ancak yarım bırakılan bir apartm-an inşaatını tamamlamak üzere müteahhit olarak devraldığını ve mal sahipleri ile 22.8.1984 ve 23.8.1985 tarihlerinde 2 yazılı sözleşme yapılmasına rağmen bunların uygulanmadığını, sözlü bir anlaşma ile işe devam ederek işi bitirdiğini ve apartmana yapılan -inşaat bedelinin 90.558 Sterlin tuttuğunu, davalıların bu işe karşılık kendisine toplam 43.100 Sterlin ödediklerini iddia ederek baki olan 47.458 Sterlin, yasal faiz ve dava masraflarını talep etmiştir.
Davalılar ise, müdafaa takrirlerinde özetle; sözlü -bir anlaşma yapılamdığını, yazılı anlaşmalardan sonra ekstra işlerin yapıldığını, bunların davacıya ödendiğini iddia ederek fazla ödenen miktarın geri iadesini talep etmişlerdir. Davalılar, ayrıca, Lefkoşa Kaza Mahkemesinde dosyaladıkları 2956/91 sayılı bi-r dava ile müteahhidin apartmanın bir katını işgal ettiğini, ihbara rağmen çıkmadığını ileri sürerek müteahhitten bu hanenin tahliyesini talep etmişlerdir. İlk davadaki davacı müteahhit ise bu davaya verdiği müdafaada davalı mal sahiplerinin kendisine inşa-at bedelini ödeyemediklerini ve belli bir aşamada inşaatın bitirilmesi için bir apartman katı verilmesi yönünde anlaştıklarını iddia ederek oturma izninin mal sahipleri tarafından iptal edilmesinin mümkün olmadığını, alacağına mahsuben bu daire kendisine k-oçan edilinceye kadar dairede mal sahibi gibi oturma hakkına sahip olduğunu iddia ettmiştir.
İlk Mahkeme iki davayı birleştirerek ele almış ve neticede davacının taleplerini ispat edemediği, ancak davalıların fazladan ödedikleri miktarın ise ekstra işler-e mahsuben ödenmiş olduğu ve fazla ödenen miktarın geri davalılara ödenmemesi gerektiği kararına vararak davacının taleplerini reddetmiştir.
2956/91 sayılı tahliye davasınıda ise bu davadaki davacı mal sahiplerinin talebi doğrultusunda karar vererek müte-ahhit davalının konu evi veya apartman katını tahliye etmesi yönünde karar ve emir vermiştir.
20/93 sayılı Yargıtay/Hukuk, 2956/91 sayılı davada verilen tahliye kararına karşı davalı sıfatıyle, 42/93 sayılı Yargıtay/Hukuk ise müteahhit tarafından İlk Mah-keme kararına karşı istinaf dosyalanmıştır.
İlk Mahkemedeki duruşma 2956/91 sayılı tahliye ile ilgili dava ile yukarıda değindiğimiz gibi inşaat ihtilafı ile ilgili 2244/91 sayılı dava konsolide edilerek birlikte ele alınmış olmasına rağmen duruşmanın so-nunda konunun gecikebileceği, tahliye davasındaki davacıalra haksızlık olabileceği ve her iki davanın bazı şahadeti birlikte alınmış olmasına rağmen karar aşamasında İlk Mahkeme bu iki davanın ayrılarak ayrı ayrı karar verilmesini münasip görmüştür.
İsti-nafın duruşmasında ise her iki istinaf tekrar birleştirerek ele alınmıştır.
İlkin Yargıtay/Hukuk 20/93'ün konusunu teşkil eden 2956/91 sayılı tahliye davası ile ilgili istinafı ele almayı uygun buldum.
Müstenif istinaf ihbarnamesinde özetle; İlk Mahkem-e önünde birleştirilerek ele alınan tahliye davasındaki şahadetin diğer dava ile iç içe olduğunu ve birlikte değerlendirilmesinin gerektiğini ve İlk Mahkemenin bunu yapmayarak davayı ayırıp ayrı bir karar verne yönüne gitmesinin hatalı olduğunu ileri sürme-ktedir. Ayrıca İlk Mahkemenin davalının söz konusu apartman katındaki kullanma müsaadesinin iptal edildiği bulgusuna varırken davalı ile mal sahibi davacılar arasında mevcut olan satış anlaşmasını ve bu satış anlaşmasına dayanarak oturma izninin mal sahipl-eri tarafından keyfi olarak iptal edilemeyeceği hususlarını layıkı ile incelemediğini ileri sürmektedir.
Birinci konuyu ele alıp Mahkeme zabıtlarını ve sözü edilen 2956/91 sayılı tahliye davasını İlk Mahkemenin diğer inşaat ihtilafı ile ilgili 2244/91 sa-yılı dava ayırma gerekçelerini incelediğimde İlk Mahkemenin 2956/91 sayılı tahliye davasını diğer davadan ayırarak ayrı bir karar vermekle karşı tarafa adaletsizlik yaptığına ikna edilmedim.
Konu ile ilgili Sivil Mahkeme Nizamatına bakıldığında davaların- birleştirilmesi ile İlgili Emir 14'ün ilgili nizamlarında birleştirilmiş bir davanın re'sen Mahkeme tarafından ayrılmasını öngören açık bir kural veya nizam mevcut değildir. Kıbrıs Sivil Mahkeme Nizamatı Emir 14 İngiliz Sivil Mahkeme Nizamatı Emir 49 niza-m 8'den alınmıştı. İngiliz Mahkeme Nizamatı da incelendiğinde başlangıçta ahkâmı umumiye (Common Law)'da mevcut olan bu yetkinin genişletilerek Mahkeme Emir ve nizamı haline dönüştürüldüğü görülmektedir. Genel ilkeye göre Mahkeme safahatında yapılan bir iş-lemi faydalı bulmayan veya uygun veya münasip olmadığına karar veren Mahkemenin böyle bir işlemi değiştirme yetkisinin varolduğu söylenebilir. (Inherent jurisdiction) Ancak yukarıda değindiğim gibi açıklıkla böyle bir yetki bu emir altında görülmemektedir.- Benzer bir emir olan ve dava sebeplerinin bir dava altında birleştirilmesi ile iligili Emir 13'ün ilgili nizamlarına bakıldığında, Emir 13 nizam 7'de, Mahkemenin uygun ve münasip gördüğü hallerde daha önce birleştirilen dava sebebi veya sebeplerinin ayrıl-masına re'sen karar verme yetkisinin olduğu açıklıkla görülmektedir. Bu noktadan hareketle birleştirilen davalar ayrı ayrı dava sebepleri içerdiği halde iki ayrı davanın dava sebepleri dikkate alınarak birlikte duruşmanın yapılması uygun görüldüğü hallerde- birleştirilmesine karar verilebileceği Emir 14'de görülmektedir. Emir 13'ün ilgili nizamları farklı dava sebeplerinin birleştirilebileceğini ve icabı halinde tekrar ayrılabileceğini öngöremektedir. Hakikatte ayrı dava içerisinde yer alan dava sebeplerinin- Emir 14 altında birleştirilebilmesi bu Emir ve nizamlar altında mümkün uygun ve münasip hallerde bunların ayrılmasına Mahkemenin karar verip veremeyeceği hususu bir eksikliktir. Tam anlamı ile benzer konu olmamakla beraber iki paralel konuda bir emir Mahk-emeye açık bir yetki verirken diğer emrin bu konuda sukut kalması kanaatimce Mahkemenin genel yetkisini ortadan kaldırmaz ve Emir 14'ün ilgili nizamlarında yer almayan bu yetkinin Mahkemenin genel yetkileri içerisinde varolduğunu düşünmenin pek de yanlış o-lmaması gerekir.
İlk Mahkemenin konsolide edilen iki davadan birini ayırmaya karar verirken genel yetkisine dayandığını teslim etmemiz gerekir. Bunu yaparken de biri böyle ihtilâflı olan inşaat akdi davasında inşa edilen yerin bir kısmının tahliyesi ile -ilgili davayı sonunda her iki davanın olgularını da dikkate alarak ayrılmasına karar vermesi hatalı olmadığı gibi karşı tarafa da adaletsizlik yapmadığı kanaatindeyim.
İlk mahkemenin tahliye kararına gelince; davalı müteahhit 2956/91 sayılı davanın lâyih-alarında mukabil talep olarak oturduğu apartman katının kendisine satıldığını iddia ederek böyle bir satış anlaşmasına dayanıp konu apartman daireisnin kendisine bırakılması veya bu şekilde satıldığı iddia edilen apartmand airesi ile ilgili anlaşamanın dav-acılar tarafından iptal edidiğine dair ir iddiası ve buna karşı bir mukabil talebi de yoktur. Bunun alyihalarda ileri sürülmemesi davalı açısından büyük bir eksikliktir. Böyle olamsına rağmen yine de davalının ileri sürdüğü sözlü satış anlaşmasının varolup- olamdığını incelemeyi uygun buldum. Davacı mal sahiplerine ait olup davalıya sözlü oalrak satıldığı iddia edilen apartman daireisnin kaça ve ne miktarda satıldığı iddiaları lâyihalarda yer almadığı gibi şahadette de görülmektedir. Davalının iddiası ne mik-tar olduğu tespit edilemeyen ekstralardan doğan alacaklarına karşı kendisine davacılar tarafından bir apartman dairesi verileceği yönündedir. Fasıl 149'un 29. maddesi şöyledir:
"Agreements, one meaning of which is not certain, or capable of being made cer-tain, are void."
Indian Act'dan alınan ve İngiliz kanununda da yer alan benzeri madde birçok içtihat kararlarında işlenmiş olup satılan bir malın fiyatının belirlenmemiş olmasının kontratı batıl (void) kılacağı vurgulanmaktadır. Örneğin: May and Butcher -Ltd. v. R., (1934) L.J.K.B. 556, sayfa 559'da Viscount Dunedin bu hususta şöyle demektedir:
"This case arises upon a question of sale, but in may view the principles which we are applying are Principles which are in no way confined tos ale, but are the ge-neral principles of the law of contract. The law of contract is that to be a good contract you must have a concluded contracat, and a conculded contract is one which settles everything that is necessary to be settles, and leaves nothing still to be settled- by agreement between the parties. Of course, it may leave something which still has to be determined, but then tahat determination must be a determination which does not depend upon the agreement between the parties. In the system of law in which I was br-ought up, that was expressed by one of those brocards. Of which perhaps we have been too fond, but which often express very neatly what is wanted, and there it is said certum est quod certum reddi potest. Therefore, you may very well agree that the certain- necessity of the contract, if you take sale, such as price, may be settled by somebody else.. Now, of course, taking it as a matter of general law of contract, as I have said, yoy have to have all the essentials settled. What are the essentials may vary a-cording to the particular contract with which you are delaing. We are here deling with sale, and undobdetly price is one of the essentials of sale, and if it is left still to be agreed bertween the aprties, then it is no contract. It may be left, as I say,- to the determination of a certain person, and if it was so left, and that person either would not or could nota ct, I have no doubt also that there would be no contract because price was provided between the parties to be settled in a certain way, and it -has become impossible to settle it in that way, and therefore there is no settlement."
Ayrıca Williams on Vendor and Purchaser, 4. baskı sayfa 47'de bu hususta şöyle denmektedir:
"The parties to the contract and the property to be sold must therefore be- sufficiently described, and the price, or the means of ascertaining it, be stated."
Önümüzdeki meselede saniyen davalının iddia ettiği gibi söz konusu apartman dairelerinden birnin davacılar tarafından kendisine sözlü olarak satıldığı kabul edilse dahi -kaça satıldığı hakkında, diğer bir ifade ile, satış bedeli hakkında herhangi bir anlaşma olmadığından böyle bir anlaşmanın batıl olduğuna karar verilmesi gerekir. İlk Mahkeme davacı mal sahiplerinin davalıya oturmakta olduğu apartman dairesinden çıkması iç-in ihbar verdikten sonra yasal bir durum kalmadığı ve mütecaviz duruma düştüğü bulgusuna varmıştır. İlk Mahkemece varılan bu bulgu hatalı değildir. Durum bu olduğuna göre de mütecaviz durumda bulunan davalı aleyhine verilen tahliye kararının hatalı olduğu -söylenemez.
Netice olarak 2956/91 sayılı tahliye davası ile ilgili olarak Yargıtay/ Hukuk 20/93 sayılı istinafın reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
Yargıtay/Hukuk 42/93 sayılı istinafa gelince;
İstinaf ihbarnamesi 11 sebep içermekle beraber duruşma-da üzerinde durulan istinaf sebepleri aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1. İlk Mahkemenin Emare 1 sözleşme ile Emare 2 sözleşmenin yürülükte olduğu ve ortadan kalkmadığı hususundaki bulgusu hatalıdır. İlk Mahkeme bu karara varırken bu hususun dayandığı mevzua-t ve ilgili Yüksek Mahkeme kararlarını veya prensiplerini hatalı değerlendirmiştir.
2. İlk Mahkeme davacı tarafından yapılan işlerin makul piyasa değerinin 90558 Sterlin olduğu bulgusuna varmayıp davalı ve şahitlerine inanarak mukavele ile yapılan işleri-n bedelini 48300 ve ekstra işlerin bedelini 23000 ce'man 80300 Sterlin olarak tespit etmekle hata etmiştir.
3. İlk Mahkeme davalıların ödemeler husususnda verdiği şahadete ve özellikle davalı numara 2'nin şahadetine inanmak ve davacı ve şahitlerine inan-mamakla hata etmiştir. Ayrıca davalı 2'nin bitaraf bir şahit olmadığı, belirli ödemelerin banka makbuzları ile teyit edilmediği halde bu ödemelerin yapılmış olduğunu kabul etmekle da hata etmiştir.
4. İlk Mahkeme davacı tarafından davalılara yapılan işin -bedelinin davalıların ikrarına göre 80300 Sterlin olduğu ve bu meblağın davalılar tarafından davacıya ödenmesi gerektiği bulgusuna vardıktan sonra şahadete göre yapılan ödemelerin 78800 Sterlin tuttuğu dikkate alındığında 1500 Sterlin halen davalıların bor-çlu bulunduğu bulgusuna varmamakla hata etmiştir.
İstinafın duruşmasında müstenif avukatı üzerinde durulan istinaf sebeplerini genişleterek zabıtlardaki şahadete atıfta bulunmuştur. Müstenif avukatının esas argümanı davalı şahitleri ve özellikle davalı n-umara 2'ye Mahkemenin inanmaması gerektiği yanında Emare 1 ve 2 olarak ibraz edilen sözleşmelerin ortadan kalkmış olmasına rağmen bu iki sözleşmenin yürülükte olduğunu ve yapılan diğer işlerin bu sözleşmeler dışında ekstra işler olduğu bulgusuna varmakla h-ata ettiği ve keza yapılan tüm işlerin kalem kalem bedeli bilirkişi tarafından tespit edilerek bu rakamın 90558'e baliğ olduğu hususundaki şahadeti kabul etmemekle hata ettiği yönündedir.
Yapılan argümanlar ışığında 1. ve 2. istinaf sebebini ele alarak İ-lk Mahkemenin kararını incelediğimde aşağıdaki şekilde bir bulguya vardığı görülmektedir:
"23.8.85'de imzalanmış ve 52 haftalık bir süre üzerinde taraflar anlaşmış oldukları halde inşaatın bitiş tarihi 23.8.85 olarak gösterilmiştir. Bu 23.8.86 olmalıdır. -Yapılacak işlerin tafsilatını veren 2. paragraf dışında bu sözleşmelerin aynı olduğu ve profesyonelce hazırlanmamış oldukları görülür. Her iki sözleşmede de yapılacak işler sıralanmıştır ancak ikinci sözleşmede 1. sözleşmeden farklı olarak yol kenarındaki -kaldırımların tamamlanması ve de iki adet pergolanın yapılması gibi değişik işler de konmuş olmasına rağmen zemin kattaki konutun bir tamam bitirilmesi gibi aynı işin de yer aldığı görülür. 2. sözleşme aktedilene kadar hangi işlerin yapılmış olduğu 2. sözl-eşmede belirtilmemiştir. Her iki sözleşmede inşaat bedeli konmuştur. Bu bedelin hangi kalemleri kapsadığı belirtilmemiştir. Ancak 2. sözleşmede 1. sözleşmede olmayan kalemler de mevcuttur. 2. sözleşmenin 1. sözleşmenin yerine geçtiğine dair bir de ibare yo-ktur ve şahadette de böyle bir iddia yapılmamıştır. Taraflar iki sözleşmeyi de birlikte yürürlükte kalamları düşüncesi ile akteylemişlerdir. Şahadetten davacı konu inşaata girmeden önce zemin kat ve 1. katın dökülmüş olduğu, 1. sözleşmeye göre davacının 2 -kat daha ilâve etmesine anlaştıkları ancak davacının 1 kat ilâve döktüğünü ve bunun üzerine 2. sözleşmeye 2. maddenin 1. bendine 1 kat daha ilâve edilmesi hususunun konduğu sarihtir. Emare 1 ve 2 sözleşmelerden bu sözleşmelerde belirtilen tüm işlerin bedel-i olarak tarafların 20,000 artı 12,000 anlaştıklarını ve bu iki akitte sıralanan işlerin bedelinin de 32,000 olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Davalı 2 davacının aynı iş için iki kez ödendiği doğrultusunda iddia öne sürmüştür ancak davalı 2'nin bu iddias-ını kabul etmeyiz. Gerek davacı gerekse davalı Emare 1 ve 2 sözleşmeyi serbest iradeleri ile ve de herhangi bir tehdit veya baskı olmadan imzalamıştır, ev de yapılan işlere tuta ödeme yaparken de davalılar serbest iradeleri ile ödeme yapmaktaydılar. Bilinç-li hareket eden davalıların davacıya aynı iş için iki defa ödeme yaptıkları doğrultusundaki iddiayı kabul etmeyiz.
Davalı 1 ve 2 davacıdan Emare 1 ve 2'de olmayan işlerin yapılmasını da talep etmişlerdir. Kanaatimizce yapılması talep edilen ve yapım bed-eli üzerinde kesin bir anlaşmaya varılmayan bu işlerden dolayı Emare 1 ve 2 sözleşme ortadan kalkmaz. Taraflar arasında sözleşmelerde belirtilen yerdeki mevcut binanın bir kısmının bitirilmesi ve ilâve katlar yapılması taraflar arasında varılan mutabakattı-r ki bu mutabakat hiç değişmemiştir. Ancak mal sahipleri ve sözleşmeye taraf olan davalı 1 davacıdan bazı ek işler talep etmişlerdir. Bu ek işler nedeni ile Emare 1 ve 2'de mevcut şartların aynen devam etmesi imkânsız olmuştur, her katın alanı büyümüş, üst- katlardaki daire sayısı çoğaltılmış projeye tadilât yapılması gerekmiş ve de davacı tanığı mimarın da şahadetinde söylediği gibi davacıdan talep edilen ek işler zaman alan iş türündedirler. Bu nedenle Emare 1 ve 2 sözleşmelerde inşaatın bitim ve teslim ta-rihi ile ilgili şartların aynen devam etmesi de olamaz ve davalı 1'in zaman ile ilgili şartı waie yaptığı kabul edilmelidir. Ancak Emare 1 ve 2'nin ortadan kalktığı de kanaatimzce söylenemez. Yukarıdaki iktibaslardan da görüleceği gibi tarafların sözleşmel-ere konu niyetlerinde bir değişiklik ortaya çıkmış değildir, ancak yapılacak işlerde bir artış ve de değişiklik yapılmıştır, dolayısıyle sözleşmelerdeki 2. paragraflardaki yapılacak iş olarak belirtilen hususların bazılarında ve de inşaatın bitişi ile ilg-ili maddede tarafların ısrar etmesi olanaksızlaşmıştır.
Bu durumda Emare 1 ve 2 halen yürürlükte olan sözleşmeler olarak kabul edilir, ancak davacının bu sözleşme dışında davalıların talebi üzerine yaptığı ek işler nedeni ile Emare 1 ve 2'nin 5. ve 6. ma-ddelerine inşaat süresi ve bitim tarihi ile ilgili kısımların geçerliliği ortadan kalkmıştır."
İlk Mahkeme kararı, zabıtlar ve tarafların iddiaları incelendiğinde 22.8.1984 tarihinde yapılan sözleşmede ne gibi işlerin yapılacağının detayının verilmekte -olduğu, bu kontrata dayanılarak belirli işlerin yürütülüp ödemelerin yapıldığı, daha sonra bazı işlerin yapılmadığı ve mal sahiplerinin de bazı ekstralar talep ettiği dikkate alınarak ikinci ek sözleşmenin 23.8.1985 tarihinde yapılmış olduğu ve bu sözleşme-nin 2. paragrafında nelerin yapılacağının detaylandırdığı anlaşılmaktadır. Bu sözleşme uyarınca da taraflar hareket ederek belirli işlerin yapımına devam etmişler ve ödemelerde bulunmuşlardır. Bunların dışında ekstra işler yapıldığı da taraflarca kabul edi-lmektedir. Bu olgular dikkate alındığında İlk Mahkemenin, sözü edilen ve Emare 1 ve 2 olarka ibraz edilen sözleşmelerin yürülükte olduğu yönündeki bulgusunun hatalı olduğu söylenemez.
Davacı talep takririnde sözü edilen ve Mahkemeye Emare olarak sunulan -iki sözleşmeyi bir kenara itip yok sayarak tüm binaya yapılan işlerin bedelini bilirkişi aracılığı ile değerlendirmiş ve bilirkişinin tespit ettiği rakamı talep etme yönüne gitmiştir. Hesaplamayı yapan bilirkişi Mahkemeye şahit olarak çağrılmıştır. Sözü ed-ilen Emare 1 ve 2 sözleşmeye dayanılarak işlerin yürütüldüğünü, binanın tamamlanması için belirli inşaat yapıldığı, bunlar için peyderpey ödemeler yapıldığı ve yapılacak işlerin bedelinin bu kontratlarla belirlendiği ve sözleşmelere uygun olarak inşaatın d-evam ettiği dikkate alındığında, sözleşmelerin yok sayılması İlk Mahkemenin de bulgusunda belirtildiği gibi olası değildir. Ancak yine İlk Mahkemenin teslim ettiği gibi iki sözlşemeye rağmen mal sahipleri tarafından talep edilen bazı ekstra işler yapıldığı- taraflarca kabul edilmektedir. Ancak yapılan işlerin neler olduğu ve bunların tutarının ne kadar olduğu hususunda, iddia eden davacı tarafından doyurucu bir şahadet sunulmamıştır. Davacı tarafından sunulan şahadet tüm binaya yapılan işlerin birim fiyatlar-ı dikkate alınarak bir hesaplama yapıldığı yönündedir. İlk iki sözleşme uyarınca inşaatın devam ettiği ve davacının son verdiği rakam içerisinde bu sözleşmelerde yer alan ve yapılması gerekli işler de olduğu cihetle bu sözleşmeleri dikkate almayarak binaya- yapılan tüm işlemlerin birim fiyatlarının, son ekstraların birim fiyatlarına göre bir hesap yapılması doğru olmayıp yanıltıcıdır. Bu nedenle İlk Mhakeme davacı ve şahitlerinin bu yönde verdiği şahadeti haklı olarak kabul etmemiştir. Yine İlk Mahkeme Emare- 1 ve 2 olarak sunulan sözleşmelere ilâveten ekstra işler yapıldığını ve bunlar için pararlar ödediklerini davalıların kabul ettiklerini, ancak bu kontrat dışında ödenen paraların fazla olduğu iddiası ile geri talep ettiklerini dikkate alarak konuyu değerl-endirmiş ve neticede kontrat dışında ödenen paraların fazla ödenmediği, ekstralara tuta ödendiği kararına varmıştır. İlk Mahkeme tüm şahadeti değerlendirdirkten sonra davalıların şahadetine inanmayı tercih ederek iki kontratta yer alan işlerin bedelinin 48-,300 Sterlin, ekstra işlerin bedelinin 32,000 Sterlin olduğu ve inşaata mütehhitçe yapılan tüm işlerin yekün tutarı 80,300 Sterlin olarak Mahkemece tespit edilmiştir. Kanaatimce bu olgular ve şahadet ışığında İlk Mahkemenin yanlış bir yargıya vardığı söyle-nemez.
Bu nedenle 1. ve 2. istinaf sebebinin reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
3. istinaf sebebine gelince; Müstenif avukatı İlk Mahkemenin davalıların şahadeti ile çağırmış oldukları şahitlere ve özellikle davalıların ikinci şahidine inanmakla hata- ettiğini iddia etmektedir. Bu iddialar ışığında gerek davalıların kendi şahadetleri ve gerese davalı şahidi (2) olarak çağrılan İbrahim Beysoydan'ın şahadetini betekrar inceledim. Bu şahitlerin şahadeti hakkında İlk Mahkeme Mavi 33'de şu görüşlere yer ver-miştir:
"Davalı 1 şahadet vermemiştir. Davalı 2 şahadetinde birkaç ödemelerin tarihlerini değiştirdiği halde istikrarlı olarak nasıl ve ne şekilde davacıyı ödediklerini izah etmiştir. Davalı 2 Emare 1 sözleşmenin imzalanmasından sonra Emare 1'in arkasında- belirtildiği şekilde davacıya 2500 ödediklerini, 1984/5 yılında Hasan Kondoz ile 3000 gönderdiklerini, Ağustos 85 öncesi kayınpederi Ata Mulla Hasan ile 3000 gönderdiklerini 1985'de elden 3000 nakit ödediklerini, Ağustos 85'de Ali Cafer ile 4000 gönderdik-lerini, 85-86'da Hasan Ata ile 4000 gönderdiklerini, davacının talebi üzere Emare 8'deki evraklardan görüleceği şekilde davacıya verilmek üzere Enver Mehmet'in banka hesabına 3/1/85'e kadar 7 kez toplam 12,700 yatırıldıklarını, bunun toplam 32,200 yaptığın-ı, bütün bunların extra işleri için 22,000 anlaştıklarını ve buna tuta 86 Ağustos'da 8000 nakit, 87 Ağustos'da ise 14,000 nakit ödediklerini, 1988 veya 89'da ise 1. katın ödenmemiş kalan borcuna tuta davacının Türk Bankasındaki hesabına 13,600 yatırdıkları-nı, 89'da ise mimarın kendilerini anlaştırmış olduğu 11,000 ekstrayı son ödediklerini ifade etti.
Davacı ise bu ödemelerden ancak ilk 2500 ödendiğini, daha sonra mimar vasıtası ile 3000 aldığını, davalı 1'in akrabası olan Ali Dayı'dan 1000 aldığını, Enver- Mehmet'in hesabına kendisi için 4000 yatırıldığını, davalının kardeşi Hasan'dan 3000, Kondoz'dan 3000, hesabına 4/5/88'de 4000, 7/6/88'de 2000, 25/4/88'de 2600, 3/12/88'de 2000, 24/2/89'da 2000 ve 21/4/89'da 1000 havale edildiğini, 1989'da nakit olarak 11-000 ödendiğini ve davalı 1'in babasından da 3000 aldığını kabul etti.
Bu şahadetten davalıların davacıya toplam 78,800 ödedikleri davacının ise 42,100 ödendiğini kabul ettiği görülür. Davacı lâyihasında 43,100 ödediğini kabul etti. Davalılar ise lâyihalar-ında 80,300 ödediklerini iddia ettiler. Esasen davalıların ödediği ve davacının da ödendiğini kabul etmediği ödemelere bakmak gerekir. Davalıların davacıya elden 3. şahıslar ile gönderdikleri ödemeleri veya davacının verdiği isim olan Enver Mehmet'in hesab-ına yatırıldığı iddia edilen ödemeleri ve de davalıların nakit olarak davacıya yapmış olduklarını iddia ettikleri ödemeleri davacı kabul etmemektedir. Bazı rakamlarda da fark vardır. Davacı, Ali Cafer'den 1000 aldığını kabul etmekte davalılar ise 4000 gönd-erdiklerini ileri sürmektedirler. Davalı 1'in kardeşi ile 4000 gönderdiklerini davalı 2 söylemişse de davacı 3000 gönderildiğini kabul etmiştir. Davalıların davacıya yapmış oldukları ödemeleri teyit etmek için ne bankadan şahit getirmişler ne de paraları g-önderdikleri şahısları şahit olarak celbetmişlerdir. Davalıların Banka evraklarının ne olduğuna dair veya Londra'daki hesaba yapılan ödemeler ile ilgili şahadet çağırma olanağı kanaatimizce vardı. Davalıların bu meyanda şahadet çağırmamalarına da herhangi -bir neden öne sürülmüş değildir. Davalılar davacıdan ödendiklerine dair makbuz da almamışlardır. Bir tek son davacının başka alıp vereceği olmadığına dair aralarında konuşma geçtiğine dair davalı tanıklarının şahadeti vardır. Bu tanıklardan bir tanesi dava-lı 2'nin kızkardeşi, diğeri ise davalı 1'in akrabasıdır. Davalılar tanığı İbrahim Beysoydan şahadetinde gayet sarih bir şekilde davacı ve davalıların konuşmalarına tanık olduğunu ve davacının davalılardan başka alıp vereceği kalmadığı doğrultusundaki konuş-maları olduğunu ve davacının da son makbuz vermeyi huzurunda kabul ettiğini, ancak daha sonra özel sorunlar nedeni ile vermeyi ret ettiğini söylemiştir. Bu şahadete inanmamamız için bir neden yoktur."
Görülebileceği gibi İlk Mahkeme davalıların şahadeyti- ve özellikle ödemeler hususunda söyledikleri ile davalı şahidi numara 2 İbrahim Beysoydan'ın şahadetini gayet titizlikle inceleyerek bunlara inanmayı tercih ederek bir bulguya varmıştır.
Müstenif avukatı birçok ödemelerin banka havalesi veya makbuz ile -tevsik edildiğini, bazılarının tevsik edilmediğini ve tevsik edilmeyenlerin kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmektedir. İnşaatın geçirdiği safahat ve taraflar arasındaki ilişkiye göz atıldığında inşaatın devam ettiği sürede davalıların kızlarına inşaat-ı yapan müteahhidin oğlunun talip olduğu, bir ara nişanlanmaları söz konusu olduğu ve samimi ilişki içerisine girdikleri görülür. Daha sonra bu nişan veya nikahın gerçekleşmediği, ancak ödemelerin tarafların samimi oldukları dönemde ve belirtilen ortam içe-risinde yapıldığı hususlarını dikkate alarak şahadeti bu yönde değerlendirmek daha dorğu olacaktır.
Davalı şahidi numara 2 İbrahim Beysoydan'ın şahadeti hiçbir surette sarsılmamış ve verdiği şahadet ödemelere ışık tutacak mahiyettedir. Bu şahidin şahadet-ine göre en son yapılan ödemede hazır olduğu, tarafların hesaplaştığı ve müteahhidin davalılardan alacağını ödendiği, başka bir alacağı bulunmadığı yönünde makbuz vermeyi kabul ettiği, ancak daha sonra böyle bir makbuz vermeyi reddettiği yönündedir. Muhtem-elen taraflar arasındaki ailevi durumun bozuk olduğu bir zamanda davacının makbuz vermeyi reddetmiş olması bu şahidin söylediklerine daha fazla kuvvet kazandırmaktadır. Bu nedenlerel İlk Mahkemenin davalı ve şahitlerine inanmayı tercih etmesi hatalı değild-ir. Esasen İlk Mahkeme şahitlerin şahadetini değerlendirmekte Yargıtay'dan daha avantajlıdır. Birçok içtihat kararında değinildiği gibi İlk Mahkemelerin bu yöndeki karar ve bulgularına Yargıtayca nadiren müdahale edilmesi gerekir.
Yukarıdaki nedenlerle 3-. istinaf sebebinin de reddedilmesi gerektiği kanaatindeyim.
4. istinaf sebebine gelince; 4. istinaf sebebi, İlk Mahkemenin, davalı ve şahitlerine inanmasına ve bu şahitlerin şahadetine göre tüm paranın 80,300 Sterlin olduğu bulgusuna varmış olmasına rağ-men, davalılarca ödenen paraların 78,800 Sterlin tuttuğu dikkate alındığında 1500 Sterlin halen davalıların borcu bulunduğu bulgusuna varmamakla hata ettiği yönündedir. Bu konuda üzerinde yapılan argümanlar ışığında şahadeti ve zabıtları incelediğimde İlk -Mahkeme, Mavi 35'de son hesaplama yapılırken daha önce ödendiği kabul edilen 48,300 Sterlini toplama 46,800 Sterlin olarka geçirmiş ve neticede davalılar tarafından ce'man ödenen meblâğı 78,800 Sterlin olarak hesaplamıştır. Tüm şahadet incelendiğinde bunun- bir hesap hatası olduğu kanaatindeyim. Toplamda 48,300 Sterlin yazılması gerekirken 46,800 Sterlin olarak geçirilmiş ve hata bundan kaynaklanmıştır. Bilâhare de Mahkeme Mavi 35'de davalıların ödenmesi gerekli miktarı bir tamam ödediğini ve davalıların inş-aattan dolayı davacıya herhangi bir borcu kalmadığı yönünde bulgu yapmıştır ki az önce değindiğim gibi yapılan bir toplama hatasıdır.
Verilen şahadet ışığında yapılan hesaplamada davalılar tarafından ödenmesi gereken meblâğın ödendiğini ve davacı müteahh-idin davalılardan başka bir alacağı bulunmadığına karar verilmesi gerekir. Bu nedenlerle 4. istinaf sebebinin de reddedilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Netice olarak 2956/91 sayılı tahliye davasında yapılan 20/93 sayılı istinaf ile 2244/91 sayılı inşaat i-htilâfı ile ilgili yapılan 42/93 sayılı istinafın reddedilmesi gerektiği görüşündeyim. Masraflara gelince; istinaf masraflarının istinaf eden tarafından aleyhine istinaf edilenlere ödenmesi gerektiği görüşündeyim.
Taner Erginel: Müteahhit olan Davacı 2244-/91 sayılı davada Davalılardan inşa ettiği apartman nedeniyle alacağını talep etti. Davalılar bu talebi reddettiler ve mukabil davalarında Davacının taahhüt ettiği işleri yapmadığını veya zamanında yapmadığını iddia ederek Davacıdan tazminat talep ettiler.- 2956/91 sayılı davada ise Mal Sahipleri; Müteahhidin haklı bir neden olmadan apartman dairelerinden birinde oturmakta olduğunu iddia ettiler ve müteahhit aleyhine tahliye emri talep ettiler. İki dava İlk Mahkemede birleştirilerek dinlendi. İlk Mahkeme 224-4/91 sayılı davada talep ve mukabil talebi reddederken 2956/91 sayılı davada Müteahhit aleyhine tahliye emri verdi. Davacıyı (Müteahhidi) temsil eden avukat 2244/91 sayılı davada davayı reddetmekle İlk Mahkemenin hatalı hareket ettiğini öne sürerek hükmü i-stinaf etti. Davalıların (Mal Sahipleri) avukatı ise mukabil istinafında İlk Mahkemenin mukabil talep doğrultusunda karar vermekle hatalı hareket ettiğini öne sürdü. 2956/91 sayılı davada ise Müteahhit, verilen tahliye emrinin hatalı olduğunu öne süren bir- istinaf dosyaladı. İstinaflar birleştirilerek dinlenmiş bulunmaktadır.
Önümüzdeki istinaflara ilişkin olgular özetle şöyledir: Davlılar yani Mal Sahipleri Lefkoşa'da, Küçük Kaymaklı'da Pafta/Harita XXI/30.E. Ada C Parsel 848'de bulunan bir arsa ile bu a-rsa üzerindeki yarım inşaatın sahibi idiler. Yarım inşaat zemin katta bulunan bir yatak odası, oturma odası, mutfak ve banyodan oluşan bir daire idi. Davalılar bu yarım kalmış daireyi tamamlamak ve üzerine iki kat daha ilâve etmek istiyorlardı. Ağustos 198-4'de Davalılarla Davacı (Müteahhit) bir araya gelerek yarım kalmış dairenin tamamlanması ve üzerine 2 kat daha ilâve edilip bu katların kaba inşaatının yapılması hususunda anlşatılar. Taraflar arasında imzalanmış 22.8.1984 tarihli sözleşmede yapılacak işle-r ayrıntılı olarak belirlendi. Yaptığı işlere karşılık Davalılar Davacıya 20000 Sterlin ödemeyi kabul ettiler. Davacı ise sözleşmede belirtilen işleri 44 haftada tamamlamayı kabul ve taahhüt etti. Sözleşmenin imzalanmasından sonra işler zamanında tamamlana-madı. Buna rağmen taraflar 23.8.1985 tarihinde biraraya gelerek ikinci bir sözleşme imzaladılar. Bu ikinci sözleşmede yapılacak işlerde bazı değişiklerle eklemeler yapılmasına karşılık Mal Sahiplerinin Müteahhide 12000 Sterlin daha ödemesi kararlaştırıldı.-
Taraflar arasında ihtilâf konusu olmayan bu olgulardan sonra büyük görüş ayrılıkları başlamaktadır. Davacıya göre davalılar yazılı sözleşmeler yapıldıktan hemen sonra sözleşmelerde yer almayan farklı işlerin yapılmasını talep ettiler. Davalılar yazılı s-özleşmelerin uygulanmasına hiçbir zaman fırsat vermediler. Bu nedenle taraflar arasında yazılı sözleşmelere bağlı kalmadan Mal Sahiplerinin arzu ettiği işlerin yapılması ve yapılan işlerin ücretinin piyasada geçerli fiyat üzerinden Davacıya ödenmesi hususu-nda sözlü bir anlaşma yapıldı. Yapılan sözlü anlaşma ışığında davacı yazılı sözleşmelerde belirtilenden oldukça farklı ve daha büyük bir inşaat yapma yönüne gitti. Örneğin üst katlarda sözleşmede belirtildiği gibi tek değil çift hane yapıldı, zemin kattaki- odaların yerleri değiştirildi, garaj yıktırılıp arsanın arka tarafına başka garaj inşa edildi. Davacının iddiasına göre yapılan işlerin piyasa değeri 90558 Sterlin tutmaktadır ve Davalılar bu bedele karşı kendisine sadece 43100 Sterlin ödemiş bulunmaktadı-rlar. Davacıya göre inşaat tamamlanmak üzere iken Davalılar ödeme güçlüğü içine girerek inşaatı durdurmayı tercih ettiler. İnşaat bedelini Davacıya ödeyemeyen Davalılar borçlarına karşılık ona bir daire vermeyi teklif ettiler. Davacı bu teklifi kabul etti -ve ileride dairenin fiyatını piyasa değerinden hesaplayıp alacağına mahsup etmek düşüncesi ile dairelerden birine yerleşti.
Davacının iddialarına karşılık Davalıların iddiaları özetle şöyledir: Davacı yazılı sözleşmelerde taahhüt ettiği işleri zamanında -yapmadı. Buna rağmen davalılar iyi niyetle davranıp sözleşmelerde kabul ettikleri 20000 + 12000 = 32000 Sterlinin tümünü Davacıya ödediler. Davalılar yazılı sözleşmeler dışında yaptırdıkları ek işler için de anlaştıkları 11000 Sterlini Davacıya ödediler. B-unun dışında da başka ödemelerde bulunan Davalıların yaptıkları ödemelerin toplamı 80300 Sterlin tutmaktadır. Dolayısyle Davalılar Müteahhide gerğinden fazla ödeme yapmış durumdadırlar. Davacının dairelerden birine yerleşmesi konusunda da Davalıların iddia-sı Davacıdan tamamen farklıdır. Onlara göre Davacının köyüne gidip gelmesi zor olduğundan ve ayrıca binaya göz kulak olması gerktiğinden darielerden birine geçici olarak oturmasına izin verdiler. Daha sonra Davalılar bu izni geri aldılar. Dolayısıyle Davac-ının daireyi tahliye etmesi gerekmektedir.
Taraflar bu zıt iddialarını kanıtlamak için şahsen şahadet verdiler. Ayrıca Davacı 5, Davalılar ise 2 tanık dinletti. Davacı şahadetinde özetle; iki sözleşme yapılmasına karşılık Davalıların bu sözleşmelere hiç -uymadıklarını ve sözleşmeler dışında talimatlar vererek iş yaptırdıklarını, Mimarlar Odasından aldığı fiyat listesine göre yaptığı işlerin değerinin 90558 Sterlin tuttuğunu, Davalıların bu işe karşılık kendisine toplam 43100 Sterlin ödediklerini söyledi. D-avacı kendisine yapılan ödemelerle ilgili ayrıntılı bilgi verdi. Davcı şahadetinde Davalılardan yeterli para almadığı için inşaat işlerinin uzun sürdüğünü, başka işlerden kazandığı parayı da bu işe harcadığını, Davalıların borçlarına tuta bir daireyi piyas-a fiyatından hesaplayıp kendisine vermeyi kabul ettiklerini, zemin kattaki bir daireye yerleştiğini, Davlıların 1989'da Londra'dan Kıbrıs'a döndüklerini, 1 ay kadar birlikte oturduklarını, sonra kendisine üst katta bir daire teklif ettiklerini ve bunun üz-erine üst kata taşındığını, hiçbir zaman aralarında hesaplaşma olmadığını söyledi.
Davalılar adına şahadet veren Davalı (2) ise 22.8.1984 tarihli sözleşmenin imzalanmasından sonra İngilter'ye gittiklerini, telefonla konuşarak ve Davacının talep ettiği pa-raları göndererek inşaatın devamını sağladıklarını, 1985'de döndüklerinde inşaatı korkunç bir halde bulduklarını, Davacının taahhüt ettiği işleri yapmamış olduğunu, buna rağmen Davacının güvence vermesi üzerine ona inanıp 23.8.1985 tarihli ikinci bir sözle-şmeyi imzaladıklarını, yazları gelerek yapılan işleri kontrol ettiklerini, Davacıya toplam olarak 80500 Sterlin ödediklerini, 1985 yılında Serdarlı'dan gidip gelecek vasıtası olmadığı için Davacının bitmemiş inşaatın bir dairesinde kalmasına izin verdikler-ini, 1989'da İngiltere'den dönünce kendisiyle zemin katta birkaç ay kaldıklarını, kendisine çıkıp gitmesini söylediklerini, ancak Davacının gidecek yeri olmadığını söyleyerek 1. kattaki dairelrden birine taşındığını, 1yıl kadar kendilerini oyalayıp çıkmayı-nca ona ihbarname gönderdiklerini söyledi.
Şahadeti değerlendiren İlk Mahkeme kararının bir bölümünde şöyle demiştir:
"Davalı 1 ve 2 davacıdan Emare 1 ve 2 de olmayan işlerin yapılmasını da talep etmişlerdir. Kanaatimizce yapılması talep edilen ve yapım- bedeli üzerinde kesin bir anlaşmaya varılmayan bu işlerden dolayı Emare 1 ve 2 sözleşme ortadan kalkmaz. Taraflar arasında sözleşmelerde belirtilen yerdeki mevcut binanın bir kısmının bitirilmesi ve ilâve katlar yapılması taraflar arasında varılan mutabak-attır ki bu mutabakat hiç değişmemiştir. Ancak mal sahipleri ve sözleşmeye taraf olan davalı 1 davacıdan bazı ek işler talep etmişlerdir. Bu ek işler nedeni ile Emare 1 ve 2 de mevzut şatların aynen devam etmesi imkânsız olmuştur, her katın alanı büyümüş, -üst katlardaki daire sayısı çoğaltılmış, projeye tadilât yapılması gerekmiştir."
Davacının almaya hak kazandığı miktarlarla ilgili olarak kararda şöyle denmektedir:
"..... Davalılar davacıya tüm yapılan işler için ödediklerini kabul ettikleri toplam 80,-600 Sterlin vardır. Davalıların lâyihsında bu rakam 80,300 Stg. olarak geçer. Taraflar arasında yazılı sözleşme olarak mevcut bulunan Emare 1 ve 2 tahtında davalı 1'in davcıya bir tek 32,000 Sterlin ödemesi gerekli idi. Davalılar davacıya 80,300 Sterlin öd-ediklerini kabul ettiklerine ve emarelerdeki belirtilen rakamın üzeirnde ödedikleri 48,300 Sterlini fazla ödediklerini iddia edip geri iade olarak talep etmediklerine göre davalıların davacının yaptığı ek işlerin bedelin 80,300 Sterlin - 32,000 Sterlin = 4-8,300 Sterlin olarak kabul ettiklerini kabul ederiz. Davalıların bu kabulü ışığında davacı kendi talebini ispat edememişse de davalıların kabulü ışığında davcının davalılardan 48,300 Sterlin talep etmeye hakkı olduğunu kabul edebiliriz. ...................-.............................. Davacının konu inşaat için 80,300 Sterlin ödenmesi gerektiğini kabul ettikten sonra davalılar tarafından yaptıklarını öne sürdükleri ve de davacının yapıldığını kabul ettiği ödemelere bakmak gerekir."
İlk Mahkemenin bu bulg-usunun isabetli olduğu açıkça ortadadır. Gerçekten Davalılar gerek müdafaa takrirlerinde gerekse Davalı 2'nin şahadetinde Davacıya 80300 Sterlin ödediklerini iddia etmişler, fazladan ödedikleri parayı geri talep etmişler, dolayısıyla borçlarının 80300 Ster-lin olduğunu zımnen kabul etmişlerdir. Davalıların toplam borçlarının 80300 Sterlin olduğunu hususundaki İlk Mahkeme bulgusu istinaf edilmemiştir. Dolayısıyle bu bulguyu kesin bir gerçek olarak kabul edip Davalıların yaptıkları ödemeler üzerinde durmak zor-undayız. Davcı talep takririnde kendisine yapılan ödemelerin 43100 Sterlin olduğunu kabul etmiştir. Şu halde önümüzdeki davanın konusu aradaki farkı yani 37200 Sterlini Davalıların ödeyip ödemedikleri sorusundan ibarettir. Bu konuda ispat yükü şüphe yok ki- Davalılardadır.
Davalı 1 yapılan ödemelerle ilgili şöyle bir açıklama yapmıştır.
22.8.1984 tarihli sözleşme imzalandığı zaman
ödenen 2500 Sterlin
2. 1984/85 yılında Hasan Kondozla gönderilen3000 Sterlin
3. Ağustos 1985'den önce Ata Mulla Hasa-n'la
gönderilen3000 Sterlin
4. 1985'de nakden ödenen3000 Sterlin
5. Ağustos 1985'de Ali caferle gönderilen4000 Sterlin
6. 1985-86'da Hasan Ata ile gönerilen4000 Sterlin
7. 3.1.1985 - 15.7.1985 arasında Enver Mehmet'in
banka hesab-ından gönderilen12000 Sterlin
8. Ağustos 1986'da nakden ödenen 8000 Sterlin
9. Ağustos 1987'de ankden ödenen14000 Sterlin
10. 1988 - 89'da Davacının Türk Bankasındaki
hesabına yatırılan13600 Sterlin
11. 1989'da Mimarın a-nlaştırması sonucu ödenen11000 Sterlin
Toplam78800 Sterlin
Bu ödemelerle ilgili İlk Mahkeme kararında şöyle denmektedir:
"Bu şahadetten davalıların davacıya toplam 78,800 S-terlin ödedikleri davacının ise 42,100 Sterlin ödendiğini kabul ettiği görülür. Davacı lâyihasında 43,100 Sterlin ödendiğini kabul etti. Davalılar ise lâyihalarında 80,300 Stg. ödediklerinin iddia ettiler. Esasen davalıların ödediği ve davacının da ödendi-ğini kabul etmediği ödemelere bakmak gerekir."
Davacının reddettiği ödemeler şunlardır:
7. sırada belirtilen ve Enver Mehmet'in banka
hesabından gönderdiği iddia edilen12700 Sterlin
B) 4., 8. ve 9. sırada görülen nekden ödemeler25000 Sterlin
Dava-cının reddettiği bu ödemelerle ilgili olarak Davalıların ibraz ettiği şahadete göz attığımız zaman davalı 2'nin şahadeti ile İbrahim Beysoydan'ın şahadeti olduğunu görürüz. Bu konuda İlk Mahkeme kararında şöyle denmeketdir:
"... Davalıların davacıya yapmı-ş oldukları ödemeleri teyit etmek için ne bankadan şahit getirmişler ne de paraları gönderdikleri şahısları şahit olarak celbetmişledir. Davalıların Banka evraklarının ne olduğuna dair veya Londra'daki hesaba yapılan ödemeler ile ilgili şahadet çağırma ola-nağı kanaatimizce vardı. Davalıların bu meyanda şahadet çağırmamalarına da herhangi bir neden öne sürülmüş değildir. Davalılar davacıdan ödendiklerine dair makbuz de almamışlardır. Bir tek son davacının başka alıp vereceği olmadığına dair aralarında konuşm-a geçtiğine dair davalı tanıklarının şahadeti vardır. Bu tanıklarıdan bir tanesi davalı 2'nin kızkardeşi diğeri ise davalı 1'in akrabasıdır. Davalılar tanığı İbrahim Beysoydan şahadetinde gayet sarih bir şekilde davacı ve davalıların konuşmalarına tanık ol-duğunu ve davacının davalılardan başka alıp vereceği kalmadığı doğrultusundaki konuşmaları olduğunu ve davacının da son makbuz vermeyi huzurunda kabul ettiğini, ancak daha sonra özel sorunlar nedeni ile vermeyi ret ettiğini söylemiştir. Bu şahadete inanmam-amız için bir neden yoktur .............. İbrahim Beysoydan'ın şahadeti doğru şahadet olarak kabul ettikten sonra davalıların davacıya yaptıklarını iddia ettikleri ödemeleri ispat etme veya teyit etme olanakları var iken kullanamamış olmalarından dolayı bi-r kayıpları olmadığına kanaat getiririz."
Görülebileceği gibi İlk Mahkeme nakden ödemeler veya banka vasıtasıyle ödemelerde Davalıların teyit edici şahahdet çağırmadıklarını, niçin çağırmadıklarını izah da etmediklerini, bunun bir eksiklik olduğunu söyle-miş, ancak İbrahim Beysoydan'ın şahadetine inandığı için bu eksikliğe rağmen ödemelerin yapıldığı sonucuna varmıştır. Acaba İlk Mahkemenin bu bulgusu isabetli midir? Diğer bir ifade ile bir davada herhangi bir hususu kanıtlamak zorunda olan bir tarafın idd-ialarını kesin delillerle kanıtlama olanağına sahipken bunu yapmaması ve sözlü şahadetle yetinmesi doğru mu?
İlk Mahkemenin şahitlere inanıp inanmama konusundaki bulgusuna Yüksek Mahkeme genellikle müadahle etmez. Bu konuda çok sayıda içtihat bulunmaktad-ır. Bilindiği gibi delillerin sözü (oral), yazılı (written), resmi (official) ve gerçek (real) olmak üzere çeşitli türleri vardır. Bir davada taraflar birbirine zıt sözlü şahadet ibraz etmişlerse İlk Mahkemenin bu şahadetleri değerlendirip hangi tarafın do-ğruyu söylediği konusunda bir bulgu yapması gerekir. Ancak sözlü şahadet en fazla hata payı bulunan bir delildir. Taraflar genellikle kendi lehlerine olan hususları abartma ve karşı tarafın lehine olan hususları hiç söylememe eğilimindedirler. Bu nedenle d-aha kesin deliller bulunan bir davada sözlü şahadetle yetinmek hatalı sonuçlar verebilir. Örneğin senetli alacağı olan bir alcaklı açtığı davada senedi ibraz etmeyip Mahkeme benim şahadetime inanarak Davalının şahadetine inanmayarak hüküm versin diyemez. B-unu yapabilmek için hiç olmazsa senedi niçin ibraz edemediğini izah etmek zorundadır.
Yargıtay/Hukuk 4/89'da (D.25/89) belirtildiği gibi ispat yükü kendisinde olan bir taraf iddialarını destekleyecek deliller bulunduğu takdirde bu delilleri Mahkemeye su-nmak veya sunmadığı takdirde niçin sunmadığı makul gerekçelerle izah etmek zorundadır.
Burada davacı banka vasıtasıyle yapılan ödemeleri şiddetle reddeden şahadet vermiştir. Davalıların bankadan br tanık çağırarak gerçeği ortaya çıkarmaları mümkündü. Bun-u yapmayarak ve nedenini de izah etmeyerek sözlü şahadetle yetinmeleri hatalı olmuştur.
Davalıların Enver Mehmet'in banka hesabından yaptıkları 12700 Sterlinlik ödemeyle ilgili normal ve kesin kanıtlama yönteminin dışına çıkmaları yani bankadan tanık ç-ağırmaları bir eksiklik olduğu gibi ibraz ettikleri sözlü şahadette de eksiklikler bulunmaktadır. Şöyle ki; Davalıların ibraz ettikleri şahadet tarafsız bir şahadet değildir. Bu konuda önümüzde Davalı 2'nin şahadeti ile İbrahim Beysoydan'ın şahadeti bulunm-aktadır. Davalı 2 davada taraftır. İbrahim Beysoydan ise Davalı 1'in akrabasıdır ve Davalı 2'nin kardeşi ile iş ortaklığı yapmaktadır. Ayrıca dava konusu inşaatın inşaat işlerini yapmış olan bir marangozdur. Dolayısıyle bu ihtilâfta Davalıların safında yer- alan ve mümkün olduğu ölçüde Davalıları destekleyen bir tanıktır. Kaldı ki İbrahim Beysoydan'ın şahadeti dikkatele incelendiği zaman tüm borcun ödendiği konusunda kesin birşey söylemediği de görülür.
Davalıların nakden yaptıklarını iddia ettikleri yukrı-daki listede 4., 8. ve 9. sırada belirtilen 3000 Sterlin, 8000 Sterlin ve 14000 Sterlinlik ödemelerle ilgili yasal durum da banka vasıtasıyke yapılan ödemeden farklı değildir. Ödeme yapan bir kişinin doğal olarak karşı taraftan makbuz alması ve bu makbuzla- yaptığı ödemeyi kanıtlaması gerekir. Makbuz alma gereği küçük ödemelerde geçerli olduğu gibi büyük ödemelerde daha da fazla önem arzeder. Borç öderken bu doğal yöntemden ayrılan ve makbuz almayan bir kişi bunun riskini de üzerine almış demektir. Bu durumd-a ödeme yaptığını iddia eden makbuz kadar inandırıcı başka bir delille iddiasını kanıtlamak zorundadır. Örneğin duruşmada ödemenin yapılmış olduğu çok açık ve net bir şekilde ortaya çıkabilir veya ödediğini iddia eden tarafsız ve çok güvenilir tanıklarla i-ddiasını kanıtlayabilir. Önümüzdeki davada ödeme yapıldığını kanıtlama yükümlülüğü Davalılarda olduğu halde Davalılar normal kanıtlama yönetmini teretmişler ve taraf tutan bir tanığın çok genel ve açık olmayan şahadeti ile iddialarını kanıtlamaya çalışmışl-ardır. Davacının karşı şahadeti de dikkate alındığında Davalıların kanıtlama yükümlülüklerini yerine getirdiğini kabul etmek mümkün değildir. Bu konuda karar verirken Mahkeme kararlarının emsal olma özelliğini de göz önünde tutmak gerkir. İlk Mahkeme karar-ı onayladığı takdirde 80 Bin Sterlin gibi çok büyük bir miktarda borcu olan bir kişi, "bundan böyle makbuz almama gerek yok, bankayla yaptığım havaleleri bankadan tanık celbederek kanıtlamama gerek yok, ödemelerimi tek tek kanıtlamama da gerek yok. Bana iş- yapan bir yakın akrabamın 'tüm borcun ödendiğine ilişkin konuşma işittim.' demesiyle sorun çözülebilir" diye düşüncektir. Böyle bir yaklaşımın "Evidence Law"a uygun olmadığı açıkça ortadadır.
Bir davada tartışmasız kabul edilen veya kesin olarak kanıtlan-an olguların hangi görüşü destekeldikleri de önem arzeder. Burada Davacının dairelerden birinde oturmasıyla ilgili zıt iddialar yapılmamıştır. Dikkatle incelediğimizde ve teste tabi tutuğumuzda Davacının iddialarının daha tutarlı olduğunu görürüz. Şöyle ki- Davacılara göre Davacı köye gidip gelmesi güç olduğu için ve dairelere göz kulak olmak için dairelerden birinde oturmaktadır. Ancak bu iddia Davacının alt kattaki daireye ilk girişini izah edebilse bile 1989'dan sonra Davacının üst kata taşınmasını izah e-dememektedir. Çünkü bu tarihte inşaat durmuş ve hesaplaşma devri başlamıştı. Davalılar dairelerden birinde oturduklarına göre inşaatı kontrol etme ihtiyacı yoktu. Davalılar Davacının kendilerini aldatarak üst kata taşındığını öne sürmektedirler. Ancak bu -iddia da Davalıların Davcının üst katta oturmasına uzun süre ses çıkarmamaları gerçeği ile çelişmektedir. Bir apartmanda inşaa edilen dairelerden birinde müteahhidin oturması alışılmamış oldukça ters bir olaydır. Bu olayın zayıf gerçeklerle izahı mümkün de-ğildir. Makûl olan izah Müteahhidin dairelerden birini alacğına karşılık satın alması ve bu yönde yapılan bir anlaşma nedeniyle dairede oturmasıdır. Dolaysıyle Davacının dairelerden birinde oturması gerçeğinin de Davalıların tüm borçlarını ödemedikleri ve -Davacının ödenmemiş alacağı olduğu iddiasını destekeldiği görüşndeyim.
Bu gerekçelerle 2244/91 sayılı davada istinafın kabul edilemsi ve mukabil istinafın reddedilmesine taraftarım.
Yukarıdaki görüşlerim ışığında 2956/91 sayılı davadaki istinafın da k-abul edilmesi gerektiği görüşündeyim.
Metin A. Hakkı: Sayın Yargıç N. Ergin Salâhi'nin az önce okuduğu kararında serdettiği görüşler ve vardığı netice ile tamamen hemfikirim.
N.Ergin Salâhi: Netice olarak 2956/91 sayılı tahliye davası ile ilgili 20/93 sa-yılı istinaf ile 2244/91 sayılı inşaat ihtilâfı ile ilgili 42/93 sayılı istinafın reddedilmesine, Yargıç Taner Erginel'in karşıoyu ve oyçokluğu ile karar verilir.
(N. Ergin Salâhi) (Taner Erginel) (Metin A. Hakk-ı)
Yargıç Yargıç Yargıç
25 Kasım 1994
Full & Egal Universal Law Academy