-D.20/80 Yargıtay/Hukuk 21/80
(Dava No. 51/78: Lefkoşa
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: Ülfet Emin, Başkan, N. Ergin Salâhi, Aziz Altay.
İstinaf eden: Hasan Ha-cı İzzet, Lefkoşa.
- ile -
Aleyhine istinaf edilen: Hasan Abdullah, Gaziveren
A r a s ı n d a .
İstinaf eden namına: A.M.Berberoğlu.
Aleyhine istinaf edilen namına: İlkay Hikmet.
Satış s-özleşmesi - 120 ton portakalın beher tonu 1300Tl, olmak üzere satışı - Davacının Davalıya 2O,OOOTl, pey vermesi - Davalının Davacının kendisini hile yolu ile ve kandırarak satış senedine portakalın beher tonunu 1300Tı. olarak yazdırdığı iddiası - Davalının- Mukavele Yasasının öngördüğü rızanın mevcut olmaması nedeniyle satış senedinin batıl olduğu iddiası - Fasıl 149 Mukavele Yasasının 13. maddesine göre akdin oluşabilmesi için tarafların rızalarını aynı şeyde, aynı manada beyan etme zorunluluğu - Rıza beyan-ının serbestçe yapılması - Rıza beyanının serbestçe yapılmadığı hallerde akdin iptal edilmesi - Davacı ile Davalının portakalın tonunu 2300Tl olarak anlaşmalarına rağmen Davacının satış senedine 1300Tl, olarak yazdırmasının tarafların satış bedeli üzerine -rızalarının birleşmediğini göstermesi.
Şahadet - Yapılan herhangi bir akdin şartlarını değiştirecek, şartlarına ilave edilecek veya herhangi bir şekilde şartları nakzedecek akit dışında herhangi bir şahadetin kabul edilmemesi - Bu genel ilkenin istisnalar-ı olması - Yargıtayın akdin meydana gelmesi için gerekli olan rızanın yokluğu halinde yazılı akit dışında sözlü veya başka türlü şahadetin kabul edilebileceği görüşü - Şahitlere inanıp inanmamanın ilk mahkemelerin takdirine kalmış bir husus olması - İlk Ma-hkemenin yazılı bir akdin içeriğini yalanlayan veya ters yönde etkileyen sözlü şahadeti kabul etmekle hata ettiğine ilişkin istinaf.
Usul - Yazılı bir sözleşmeyi nakzederek tanık dinlenmesi - Tarafların rızası yokluğunda sözleşmenin batıl olması - Tarafla-rın sözlü olarak anlaştıkları hususu yazılı sözleşmeye yazmamaları.
OLAY: Davacı, Davalı ile aralarında yaptıkları yazılı bir anlaşma gereğince tonu 1300Tl'den olmak üzere tahlminen 120 ton portakalı satın aldığını ve 20.000Tl pey verdiğini ve daha sonra -Davalının porakalları teslim etmekten vazgeçtiğini iddia ederek 84,000Tl zarar ziyan ve 20,000Tl peyin iadesini talep etti.
Davalı ise portakalın beher tonu 2300Tl olarak Davacı ile sözlü olarak anlaştığını, satış senedinin düzenlendiği esnada 10 dakika i-çin ordan ayrıldığını, senedi okumadan imzaladığını, Davacının kendisini aldattığını, sözlü olarak tonu 2300Tl olarak anlaşmalarına rağmen Davacının satış senedine 1300Tl olarak yazdırdığını dolayısıyla sözleşmenin batıl olduğunu ileri sürdü.
İlk Mahke-me Davalı ve tanıklarının verdiği şahadete inanarak senedin batıl olduğuna karar verdi.
Davacı, İlk Mahkemenin, Yazılı bir akdin içeriğini yalanlayan veya nakzeden veya ters yönde etkileyen sözlü şahadeti kabul etmekle hata ettiğini ilerü sürerek isti-naf etti.
SNUÇ: Yargıtay, şahadethukuku ilkelerine değinerek, yazılı olarak yapılan herhangi bir akdin şartlarını değiştirecek, şartlarına ilave edecek veya herhangi bir şekilde şartlarını nakzedecek, akit dışında herhangi bir şahadetin kabul edilemeyece-ğini, ancak bu îlkenin istisnaları olduğunu belirtti. Yargıtay, bu ilkenin is-tisnası olarak bir aktin karşılıklı rıza beyan edilmediği veya hile ile yapıldığı iddia edilen hallerde yazılı aktin dışında kalan sözlü veya başka şahadetin mahkeme tarafından -şahadet olarak kabul edilebileceğini vurguladı. Yargıtay, Davalının aldatıldığını ve tarafların sözlü olarak anlaştığı miktardan farklı bir miktarın mukaveleye yazıldığını kabul ederek aktin meydana gelmediği kanaatine vardı.
Yargıtay, yazılı akii imzalan-dığında tarafların rızasının birleşmediğini dikkate aldı ve istinafı reddetti.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
Smitlı v. Hughes (1871) L.R. 6 Q.B.597 sayfa 607 ve 609
Pagert v. Marshall (1885) 28 Ch. D.255 sayfa 262 ve 263.
Hickman v. Berens (1895) -2 ChD.638 sayfa 646,647 ve 649.
Wilding v. Sandersin (1897) 2 Ch.D.534 sayfa 550.
Atıfa Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
Phipson on Evidence 10. Baskı sayfa 1779, 1801.
Chitty on Contracts 33. Baskı sayfa 649, 656.
H Ü K Ü M
Ülfet Emin, Başkan : İstinaf e-den (davacı) 13 Nisan 1978 tarihinde davalı ile Gaziveren'de buluştuunu, davalının Gaziveren'deki iki
bahçesini birlikte dolaştıklarını, bahçedeki Valencia portakalları 120 ton tahmin ettiğini ve beher tonunun 1300Tl'dan olmak üzere davalıdan satın aldığı-nı ve 2O,OOOTl pey verdiğini, bahçeden ayrıldıktan sonra davalı ile beraberce davalının kardeşine giderek bahçede yapılan anlaşmayı yazılı olarak yaptıklarını, daha sonra davalının portokalları davacıya teslim etmekten vazgeçtiğini iddia ederek davalı eley-hine Lefkoşa Kaza Mahkemesinde 518/78 sayılı davayı ikame eâerek davalı aleyhine 84,OOOTL zarar ziyan ve pey olarak verdiği 2O,OOOTl'nın iadesini talep etti.
Davalı ise dosyaladığı müdafaa takriri ve mukabil dava ile diğer şeyler yanında 13.4.l978 tarihin-de davacı ile iki bahçesinin ürününü tonu 2300Tl'dan satmaya sözlü olarak anlaştığını ve davacıdan 20,OOOTl pey aldığını daha sonra sözlü anlaşmalarını yazdırmak üzere okula öğretmen olan kardeşine gittiklerini ve kendisinin hazır olmadığı bir sıraâa davac-ının satış bedelini kardeşine dikte ettirdiğini, davacının davalıyı dolandırmak ya da aldatmak makasadı ile, kasıtlı, hile ile ve/veya yanlışlıkla kardeşine satış bedelini 1300Tl, tonu olarak söylediğini, satış senedine sözlü anlaşmaya uygun olarak 2300Tl,- tonu yazıldığına inanarak senedi imzaladığını, satış senedini imza ederken satış bedeli ile ilgüi şartlarda davacı ile aynı görüş ve fikirde olmadıklarından, satış senedinin batıl ve gerçersiz olduğunu, satış senedi imza edilirken Mukavele Yasasının öngör-düğü rızanın mevcut olmaâığını ve bu nedenle satış senedinin Mukavele Yasasına göre batıl (void) olduğunu ileri sürerek 13.4.1978 tarihli satış senedinin batıl (void) olduğuna ilişkin mahkemenin bir beya.n vermesi veya alternatif olarak 13.4.1978 tarihli s-atış senedini davalının haklı olarak iptal ettiğini ve/veya davalının portakalları 1300Tl' dan davacıya vermeyi reddetmesinîn haklı olduğuna dair bir mahkeme beyanı talep etti.
Müdafaaya cevsp ve mukabil talebe müdafaasında davacı talep takririndeki iddia-larını yineleyerek sair şeyler meyanında davalının kardeşine gittiklerinde davalının satış fiyatı dahil, sözlü anlaşmalarını kardeşine bizzat söylediğini ve senet daktilo edilirken davalının bizzat hazır olduğunu ve yazılan senedin kendilerine davalının ka-rdeşi tarafından okunduğunu iddia etti.
İlk Mahkernede davacı bizzat şahadet verdi. Davalı da bizzat şahadet verdikten sonra müdafaasında ileri sürülen hususları isbat etmek îçin 9 tanık çağırdı. Mahkeme davada verdiği hükmünde, davalı ile tanıklarının ve-rdiği şahadete inandığını belirttikten sonra davalı lehine 13.4.1978 tarihli satış senedinin batıl olduğuna dair bir beyan vedi. Davacının dava masraflarını davalıya ödemesi için de ilk mahkeme emir verdi.
Davacı ilk mahkeme hükmünün, diğer şeyler yanında-, aşağıdaki sebeplerden ötürü hatalı olduğunu ileri sürerek istinaf eyledi.
1. İlk Mahkeme yazılı bir akdin içeriğini yalanlayacak, nakze- decek ve/veya ters yönde etkileyecek sözlü şahadet kabul etmekle hata etmiştir.
2. İlk Mahkeme davacının şahadetine -inanmamakla veya sözü edilenin şahadetini değerlendirmemekle hata etmiştir.
3. İlk Mahkeme davalının şahitlerine inanmakla ancak portakal fiyatlarında o günün içinde veya bir kaç gün sonra artışlar olduğunu saptamış oldu. Akdi daktilo eden şahide inanmakl-a hata etmiştir.
4. İlk Mahkeme davalının senedi okumadan imza ettiğine inanmakla hata etmiştir.
5. İlk Mahkeme davacının hile yaptığı ve/veya dolandırmak niyeti ile harekette bulunduğu ve tarafların rızası ile bir akdin tekevvüm etmediği hakkındaki bulg-usu hatalıdır.
İlk önce 1. istinaf sebebini ele alalım. İstinaf eden yazılı bir akdin içeriğini yalanlayan, nakzeden ve/veya ters yönde etkileyen sözlü şahadet kabul etmekle mahkemenin hata ettiğini ileri sürdü. Yazılı akdin içeriğini etkileyen sözlü şaha-det kabul ederken Emare 2 ve 3'ü göz önünde tutmamakla mahkemenin hata ettiği ayrıca ileri sürülmüştür.
Gerçekten şahadet hukuku ilkelerine göre yazılı olarak yapılan herhangi bir akdin şartlarını değiştirecek, şartlarına ilâve edecek veya herhangi bir şe-kilde şartları nakzedecek, akit dışında herhangi bir şahadet kabul edilemez. Ancak bu genel ilkenin istisnaları vardır. Örneğin aksi yapan tarafların ehil olmadığı, akdin hile, hata, zorIama, ivaz karşılığı ve tarafların birinin veya her ikisinin rızası ol-madan yapıldığı haller. Bu hususta Phibson on Evidence, 10. baskı sayfa 1799'da şunlar yer almaktadır:
"Extrinsic evidence is admissible to prove any matter which by substantive Law affects the validity of a document, or entitles a party to any relief in -respect thereof, notwithstanding that such evidence tends to vary, add to or, in some cases, contradiet the writing, e.g. defective or conditional execution, contractual incapacity, fraud, forgery, duress, undue influence, illegality or subject-matter, mis-take or want of failure of consideration."
Aynı kitapta hata ile ilgili hususlarda sayfa 1801'de şunlar yer almaktadır:
"Where- the mistake is one of substance, relief may be had in several ways; parol evidence which at common law was wholly inadmissible, may now usually be given to prove the error, whether it be held sufficinet to entitle the party to a remedy or not. Thus. it ma-y be shown, as we have seen, that,by mistake, the parties were never really ad idem, and therefore did not validly contract at all."
Aynı konuda Chitty on Contracts 33. baskı sayfa 649'da şunlar yer almaktadır:
"Extrinsic evidence is admissible to show t-hat what appears to be a valid and binding; contract is in fact not contract at all. Thus evidence may be admitted to show that one or both parties contracted under a mistake, or that a person who signed the document was under a misapprehension as to the r-eal nature of the transaction."
sayfa 656'da şunlar yer almaktadır:
"Extrinsic evidence will always be admitted to defeat a deed or written contract on the ground of fraud, illegality, misrepresentation, mistake or duress."
Yukarıda belirtilen istisnai -ilkelerden açıkça görülüyor ki bir akdin taraflar arasında yapılmadığı ve/veya karşılıklı rıza beyan edilmediği ve/veya akdin hataen ve/veya hile ile yapıldığı iddia edilen hallerde yazılı akdin dışında kalan sözlü veya başka şahadet mahkeme tarafından şah-adet olarak kabul edilebılir. Müdafaa ve mukabil talep incelendiğinde davalının taraflar aynı şeyde ve aynı manada rıza beyan etmediklerinden dolayı aralarındaki akdin meydana gelmediği. ve/veya davalı söz konusu akdi hataen imza ettiği ve/veya söz konusu -akdi, yazılı akitten önce yapılan sözlü anlaşmada belirtilen satış bedelinin yazılı akitte yazıldığına inanarak imza ettiğini ve/veya davacının hilesinden dolayı dava konusu akdi imza ettiğini ileri sürdüğü görülmektedir. Bu durumda yazılı akdin şartlarını- değiştirecek ve/veya şartlarına ilâve edecek ve/veya taraflardan birinin akdin meydana gelmesi için gerekli olan rızanın yokluğu nedeni ile akdin meydana gelmediği nitelikte yazılı akit dışında sözlü veya başka türlü şahadetin kabul edilmesi hatalı değild-ir. İstinaf eden böyle bir şahadet kabul edilirken mahkemenin, mahkemede ibraz olunan emare 2 ve 3'ü nazarı itibar almadığını iddia etmektedir. Emare 2 bizzat davalı tarafından emare 3'de davalı avukatı tarafından davacıya gönderilen ihbarnamelerdir. Her i-ki ihbarnamenin esası 13 Nisan 1978 tarihinde sözlü olarak davalı portakallarını davacıya 2300Tl, tonundan satmayı ve davacı da 2300Tl, tonundan satın almayı kabul ettiğinden bahsetmektedir. Ancak sözlü anlaşma daktilo edilirken yanlışlıkla veya hataen 230-0Tl, yerine 1300Tl yazıldığı iddia edilmektedir ve durumun düzeltilmesi talep edilmektedir. Her iki ihbarnamede de durum düzeltilmediği takdirde 1300Tl tonundan portakalı vermeyeceğini ve pey olarak aldığı 2O,OOOTl'nı da iade etmeye hazır olduğu iddia edil-mektedir. Her iki ihbarnamenin içeriğinden açıklıkla görülmektedir ki davalı müdafaa takririnde ve mukabil talebinde ve mahkemede verdiği şahadette iddia edildiği gibi portakal satışı ile ilgili anlaşmanın ilk önce sözlü olarak tesbit edildiğinin iddia edi-ldiği görülmektedir. Bu nedenle ilk mahkemenin yazılı akdin içeriğini ters yönde etkileyen sözlü şahadeti kabul ederken Emare 2 ve 3'ü göz önünde tutmadığı söylenemez.
2. istinaf sebebini ele alalım. İstinaf eden ilk mahkemenin, davacının şahadetine inanm-amakla ve davacının şahadetini değerlendirmemekle hata ettiğini ileri sürmüştür. Şahitlere inanıp inanmama hususu ilk mahkemenin takdirine kalmış bir husustur. İlk Mahkemeler bu hususta İstinaf Mahkemesinden çok daha avantajlı bir durumdadır çünkü ilk mahk-emeler şahidin şahadet verirken tutumunu izlemek olanağına sahiptir. İlk mahkemelerin herhangi bir şahidin şahadetine inanıp inanmama hususunda verdikleri kararlara genellikle istinaf mahkemesi müdahale etmez ancak istinaf eden belli bir şahidin şahadetine- ilk mahkeme inanmakla yanlış hukuk ilkelerini uyguladığı ve/veya yanlış bir değerlendirme yaptığı hususunda istinaf mahkemesini ikna ederse o zaman istinaf mahkemesi ilk mahkemenin takdir yetkisine müdahale eder. Bu meselede ilk mahkeme hükmünde şahadet h-ususunda aynen şunları söylemektedir:
"Davacı ile davalı ve tanıkları şahadet verirlerken gözlem altında bulundurduğumuz tavır ve hareketleri, şahadetlerinde vermiş oldukları izahatlar ile davalı ile tanıklarının şahadetlerinin tutarlı ve daha mantıklı ol-ması, davacının ise mukavele dışındaki her hususu inkâr yönüne gidişi sonucu bu davada bir karara varmak için münazaalı olan hususlarda davalı ile tanıklarının şahadetini davacının şahadetine tercih etmeyi uygun gördük."
İlk Mahkeme davacı ile davalını-n davalıya ait iki portakal bahçesinin ürününün satışı için 13.4.1978 tarihinde bahçede tonu 2300Tl'dan anlaştıkları ve davacının davalıya 2O,OOOTl pey verdiği, yazılı mukavele yapmak için okulda bulunan davalının kardeşi tanık No.8'e gittikleri, tanık No.-8 daktiloda mukaveleyi hazırlamakta iken satış bedeli yazılmazdan önce davalının odadan ayrıldığı, davalının orada hazır bulunmadığı bir sırada davacının satış bedelinin tonunun 1300Tl'dan yazıldığını, yazılı mukaveleye tanıklık eden Sıdkı Mehmedin davcını-n huzurunda portakalı kaça sattığını sorduğu ve davalının tonu 2300Tl'dan dediği ve davacının da bu konuşmayı duyduğu halde bir şey söylemediği daha sonra tarafların davalının evine gittiği ve davalı karısına portakalları davacıya 2300Tl'dan sattığını söyl-ediği ve davacının bu konuşmayı da işittiği halde bir şey söylemediği, davalının davacıyı Gemikonağı'na götürdüğü ve geri köye geldikten sonra karısının ikazı üzerine yazılı mukaveledeki satış fiyatındaki yanlışiığı farkoderek davalırıın derhal Gemikonağı'-na gidip davacıyı bu1duğu, davacının evvelâ senedi yırtmayı kabul etmekle beraber sonradan vazgeçtiği, aynı gün polis tanık N.6 ile davalının tekrar davacıya gidip sair şeyler yanında pey aldığı parayı davalının iade etmek istediği ve davacının almayı kabu-l etmediği, davalının bunun üzerine davacıya evvelâ Emare 2 ihbarı ve daha sonra Emare 3 ihbarı gönderdiği ve keza kEmare 1 mukavele yapıldığı tarihte valencia valencia portakallarının tonunun 2000-2500Tl, arası satıldığı hususunda bulgu yaptı. Mahkeme huz-urunda verilen şahadeti, tüm olguları ve özellikleri tamamen birtaraf olan öğretmen Sıdkı Mehmet'in ve polis tanık No. 6'nın şahadeti nazarı itibara alındığında ilk mahkemenin davacının şahadetine inamamakla ve davalının ve tanıklarının şahadetine inanmakl-a herhangi bir hata yaptığı söylenemez:
Şimdi de 3. istinaf sebebini ele alalım. İstinaf eden 3. istinaf sebebi ile davalının şahitlerine inanmakla mahkemenin hata ettiği ve özellikle davalının kardeşine inanmakla hâta ettiği ileri sürülmektedir.
Mahkeme- huzurunda verilen ve mahkeme tarafından inanılan şahadete göre davalının kardeşinin verdiği şahadet başkaları tarafından da teyid edilmektedir. Örneğin davalının kardeşi satış bedelini yazarken davalının orada hazır olmadığını söyledi. Öğretmen Sıdkı Mehm-et de davalının 5-10 dakika için odadan ayrıldığını söylemektedir. Daha önce belirttiğimiz sebeplerden dolayı da mahkeme davalının şahitlerine inanmakla hata etmiş değildir.
Şimdi de 4. istinaf sebebini ele alalım. İstinaf eden davalının senedi okumadan i-mza ettiğine inanmakla mahkemenin hata ettiğini ileri sürmektedir. Daha önce belirtildiği gibi ilk mahkeme davalının şahadetine inanmıştır ve yine ilk mahkemenin bulgularına göre davalının şahadeti esaslı noktalarda, örrleğin portakal satışının tonunun 230-0Tl, olduğu hususundaki şahadeti öğretmen Sıdkı Mehmet, karası ve bir dereceye kadar da polis şahidi tarafından desteklenmişzir. Bu nedenle mahkeme bu hususta hata etmiş değildir.
Şimdi de 5. istinaf sebebini ele alalım. İstinaf eden davalının hile yaptığı- ve/veya dolandırmak niyeti ile hareket ettiği ve/veya tarafların rızası ile bir akdin tekevvüm etmediği hakkındaki bulgusu hatalı olduğunu iddia etti. Tutanaklardaki şahadetin sözü edilen bulguyu desteklemediği de iddia edilmektedir.
Fasıl 149, Mukavele -Yasasının 2. maddesinin (2)(h) fıkrası uyarınca kanunla uygulanabilen (Enforceable by lavv) bir anlaşma agreement) bir akittir (contract). Yasanın 10(1) maddesi uyarınca akit (contract) yapmaya ehil kişilerin serbest rızaları ile yasal ivaz karşılığı ve ya-sal maksat için yaptıkları ve yasa uyarınca batıl (void) oldukları açıklıkla belirlenmeyen anlaşmalar (agreements) akittir. Yasanın 13. maddesine göre 2 veya daha fazla kişi aynı şeyde aynı manada (upon the same thing in the same sense) anlaştıkları zaman,- rızalarını vermiş (beyan etmiş) olurlar. Mukavele Yasasının 10. maddesinden açıkça görülüyor ki herhangi bir anlaşmanın yasa uyarınca uygulanabilen akit sayılabilmesi için anlaşmanın tarafların serbest rızaları ile yapılması gerekir. Tarafların rızaları i-le yapılmayan herhangi bir anlaşma akit sayılmaz ve taraflar arasında herhangi bir anlaşma veya akit meydana gelmez. Mukavele Yasasının 10. maddesi uyarınca istenilen rıza yasanın 13. maddesinde tarif edilen rızadır. Yani taraflar aynı şeyde, aynı manada -rıza vermeleri veya beyan etmeleri gerekir. Taraflar aynı şeyde ve aynı manada rıza beyan etmezlerse, taraflar arasında bir anlaşma meydana gelmez ve bu gibi hallerde tarafların rızası aynı şeyde aynı manada birleşmiş olmaz. Başka bir anlatımla taraflar ay-nı şeyde aynı manada rıza beyan etmiş olmazlar.
Bu istinafta karara bağlanması gereken en önemli husus dava konusu akdin tarafların rızası ile yapıldığı ve/veya böyle bir rızanın serbest olup olmadığıdır. Bir anlaşmada Mukavele Yasasının 13. maddesinde ta-rif edildiği gibi tarafların rızası yoksa taraflar arasında herhangi bir akit meydana gelmez. Diğer taraftan taraflar arasında 13. maddede tarif edildiği gibi, rıza mevcut ise başka bir anlatımla taraflar aynı şeyde aynı manada rıza beyan etmişlerse tarafl-âr arasında bir akit meydana gelir. Ancak böyle bir rıza beyanı serbestçe yapılmamışsa rıza beyanını serbestçe yapmayan taraf akdi iptal edebilir. Rıza beyanını serbestçe yapmayan taraf Mukavele Yasasının 19. maddesi uyarınca akdi iptal edebilır. Böyle bir- akit iptal edilebilen (voidable) akit sayılır. Mukavele Yasasının 14. maddesi rıza beyanının hangi hallerde serbestçe beyan edildiğini açıklıkla belirlemektedir. Yasanın 14. maddesine göre bir tarafın hileli beyanları (fraud) ve yanlış zehabı uyandıran iz-ah beyanlarına (misrepresentation) uyularak yapılan rıza beyanı serbestçe yapılmış sayılmaz. Hangi beyanlarının hileli beyan (fraud) veya yanlış zehabı uyandıran (misrepresentation) izah ve beyan olduğu Mukavele Yasasının 17 ve 18. maddelerinde belirlenmek-tedir.
Mahkeme huzurunda verilen şahadet ışığında, davacı ile davalının ilk önce sözlü olarak portakal satışı hakkında bir anlaşma yaptıkları ve bu sözlü anlaşma ile davacı davalının portakallarını beher tonu 2300Tl'na satın almayı kabul ettiği hususunda -bulgu yapmıştır. Yine mahkemenin bulgusuna göre söz konusu sözlü anlaşma yazılırken ve özellikle fiyat hususunda şartlar yazılırken davalı hazır değildi ve fiyat hususu bizzat davacı tarafından davalının gıyabında söylenmiştir. Mahkemenin bulgusuna göre da-valı dava konusu akit imza edilirken veya imza edildiğinden hemen sonra, akdi şahit olarak imza eden Sıtkı Mehmet davalıya portakalları kaça sattığı hususunda sorduğunda davalı, davacının huzurunda portakalları 2300TL'na sattığını söylemiş ve davacı ise bu-nu işittiği veya işitmesi gerektiği halde birşey söylememiştir. Bu durumda davalı dava konusu akdi imza ederken akdin esas koşullarından biri olan portakalların satış bedelinin tonu 2300Tl. olduğuna inanmaktâ idi ve bu inancına başlıca sebep de akit yazılm-azdan hemen önce yaptıkları sözlü anlaşma idi. Diğer taraftan davacı ise portakalların satış bedelinin akitte 1300Tl yazıldığını bilmekte idi. Davacı satış bedelini tonu 1300Tl, davalı ise 2300Tl biliyordu. Görülüyor ki davacı ile davalının satış bedeli il-e ilgili rıza beyanları aynı manada değildi. Başka bir anlatımla tarafların satış bedeli hususundaki rızaları birleşmiş (consensus ad idem) değildi. Tarafların rızaları akdin esas bir koşulu hakkında aynı olmadığı nedeni ile taraflar arasında herhangi bir -akdin meydana geldiği aöylenemez.
Bu hususta Smith v. Hughes (1871) L.R. 6 CZ.B. 597'de s.607'de Cockburn C.J. şunları söyledi:
"I apprehend that if one of the parties intends to make a contract on one set of terms, and the other intends to make a contra-ct on another set of terms, or, as it is sometimes expressed, if the parties are not ad idem, there is no contract."
sayfa 609'da ise Hannen J. şunları söyledi:
"It ise essential to the creation of a contract that both parties should agree to the same th-ing in the same sense...
But one of the parties to an apparent contract may, by his own fault, be precluded from setting up that he had entered into it in a different sense to that in which it was understood by the other party. Thus in the case of a sale -by sample where the vendor, by mistake, exhibited a wrong sample, it was held that the contract was not avoided by this eror of the vendor: Scott v. Littledate.
But if in the last-mentioned case the purchaser, in the course of the negotiations preliminary- to the contract, had discovered that the vendor was under a misapprehension as to the sample he was offering the vendor would have been entitled to shew that he had not intended to enter into the contract by which the purchaser sought to bind him ........-.......... The promiser is not bound to fulfil a promise in a sense in which the promisee knew at the time the promiser did not intend it. "And in considering the question;- in what sense, a promise is entitled to enforce a promise, it matters not in what way the knowledge of the meaning in which the promiser made it is brought to the mind of the promisee, whether by express vıords, or by conduct, or previous dealings, or oth-er circumstances. If by any means he knows that there was no real agreement between him and the promiser, he is not entitled to insist that the promise shall be fulfilled in a sense to which the mind of the promiser did not assent.
If, therefore, in the p-resent case, the plaintiff knew that the defendant, in dealing with him for oats, did so on the assumptation that the plaintiff was contracting to sell him old oats, he was aware that the defendant apprehended the contract in a different sense to that in w-hich he meant it, and he is thereby deprived of the right to insist that the defendant shall be bound by that which was only the apparent, and not the real bargain."
ve Paget v. Marsha.ll (1885) 28 Ch.D. 255 sayfa 262 ve 263'de Bacon, V.C. şunları söyledi-:
"In all these cases on the law of mistake it is vary diffîcult to apply a principle, because you have to rely upon the statements of partîes interested, and upon not very accurate recolloctions of what took place between them. But the law I take to be a-s statod this morning by Mr. Hemming. If it is a case of common mistake -a common mistake as to one stipulation out of many provisions contained in a settlement or any other deed, that upon proper evidence may be rectified- the Court has the power to recti-fy, and that power is very often exercised. The other class of cases is one of what is called unilateral mistake, and there, if the Court is satisfied that the true intention of one of the parties was to do one thing, and he by mistake has signed an agreem-ent to do another, that agreement will not be enforced against him, but the parties will be restored to their original position, and the agreement will be treated as if it had never been entered into."
ve H-ickman v. Berens (1895) 2 Ch.D.638 davasında Lindley L.,J. sayfa 646 ve 647'de şunları söyledi:
"The counsel for the defendants meant exactly what I may call a 'compromise' of all these items in the account. The plaintiff's counsel, however, never address-ed his mind to that possible view of the case. He addressed his mind to a much narrower view of the case, and he put it in this way -and I am convinced, on looking at the evidence, that he is, right from his point of view. He said, 'It never occurred to me- as possible that what I was signing and alluding to, could be construeted so as ta apply to matters which I did not suppose could ever be disputed, that is to say, the large trade discounts."
...........................................................-.........
if counsel does sign a document like this, and comes and tells the Court it must have beon a mistake of the kind which I have alluded to, that is to say, either a mistake of fact -which I do not think there was here- or that they were not ad ide-m, and that he was compromising, or thinking he was compromising, one thing whilst he inadvertently expressed himself so as to enlarge the subject-matter of the Compromise, it is almost a matter of course to set that compromise aside and not to hold the cl-ient bound by it."
Lopes L.J. ise sa.yfa 647'de şunları söyledi:
"After very careful consideration I have come to the conclusion that the learned counsel for the parties were not ad idem with regard to the compromise. I am of opinion that they had differe-nt views in their minds as to the meaning of the comprorrıise at the time it was signed."
Rıgby L.J. de sayfa 649'da şunları söyledi:
"I consider that it is quite plain that the plaintiff"s counsel, in signing this document, had not present to his mind t-hat it was intended to cover every conceivable case of discount, but that he thought he was compromising doubtful cases only, and not, of course, giving up those cases that were not doubtful but plain. If that was the real state of his mind -and I am satis-fied it was- then the compromise was thought by one party to be more extensive than the other party intended it to be; that it to say, they were not agreed upon the subject-matter or the compromise: and in that case I conceive it is right that the compromi-se should be dealt with as if it had never been entered into."
ve Wilding v. Sanderson (1897) 2 Ch.D.534 sayfa 550'de şunlar yer almaktadır:
"If the parties are not ad idem as to the subject-matter about which they were negotiating, there is no real agree-ment between them."
Daha önce belirtilenlerden açıkça görülüyor ki yazılı akit imzalandığında tarafların rızası birleşmiş değildi. Başka bir anlatımla akdin esas koşullarından biri olan satış bedelinin miktarını davacı tonu 1300Tl davalı ise tonu 2300Tl b-ilirdi. Bu esas koşul hakkında tarafların rızaları aynı şeyde aynı manada değildi. Bu nedenle taraflar arasında herhangi bir akit meydana gelmiş değildir. İlk Mahkemenin bu husustaki bulgusu hatalı değildir bilâkis mahkeme huzurunda verilen şahadet ışığınd-a ve olgular hakkında mahkemenin bulgusu ışığında kanunen bu bulgudan başka bir bulgu yapılamaz.
Sonuç olarak istinaf reddolunur ve istinaf edenin istinaf masraflarını ödemesi emrolunur.
(Ülfet Emin) (N.Ergin Salâhi) (Aziz Altay)
Baş-kan Yargıç Yargıç
24 Temmuz l980
Full & Egal Universal Law Academy