-D.8/92 Yargıtay/Hukuk 21/91
(Mağusa Dava No: 1154/87)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Niyazi F. Korkut, Celâl Karabacak, Taner Erginel
İstinaf eden: Musa Yazgı, Türkm-enköy.
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Ektam Kıbrıs Ltd., Lefkoşa c/o Çayönü.
(Davalı)
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Menteş Aziz adına Özkul Özdevrim
Aleyhine istinaf edilen namına: Tahir Seroydaş
H Ü K Ü M
Niyazi F. Korkut: İstinaf eden davacı, dava ile -ilgili zamanlarda, aleyhine istinaf edilen davalının işletmecisi olduğu Kukla köyünde kâin meşrubat fabrikasında makine teknisyeni olarak çalışmakta idi. Davacı Mağusa Kaza Mahkemesinde davalı aleyhine dosyalamış olduğu dava celbnamesinde, sair şeyler yanı-nda, davalının talimatı ile çalıştığı bir esnada davalının ihmalkârlığı ve yasal vecibelerini yerine getirmemesi ve mezkûr işyerindeki makineler ile ilgili gerekli tedbiri almaması ve keza davacının güven içinde çalışmasını sağlayacak güvenlik tedbirlerini- almaması ve davacıya yanlış ve yanıltıcı bilgi vermesi ya da gerekli bilgiyi vermemesi sonucu davacının maktap makinesini çalıştırmaya çalıştığı bir sırada meydana gelen bir kaza sonucu ciddi surette bedensel yaralanmasına neden olduğunu ileri sürerek gen-el ve özel tazminat talebinde bulundu.
Davalı ise dosyalamış olduğu müdafaa takririnde, sair şeyler yanında, davaya konu kazanın davalının işi ile hiç ilgisi olmadığı gibi davalının talimat ve ihtiyacı için de yapılmayıp davacının kaza anında yaptığı işi-n kendi özel işi olduğunu ve kazanın davacının davalıdan izin ve yetki almadan matkabı kendi işi için kullandığı bir esnada meydana geldiğini ve bu nedenle mezkûr kazadan dolayı davalının davacıya karşı herhangi bir mesuliyeti bulunmadığını; kazanın meydan-a gelmesinde de davalının hiç bir dikkatsizliği ve ihmâli bulunmadığı gibi herhangi bir yasal vecibesini de ihlâl etmediğini ileri sürdü.
Davanın duruşmasından sonra Alt Mahkeme vermiş olduğu hükmünde, sair şeyler yanında, davacının dava ile ilgili zaman-larda davalıya ait Ektam Kıbrıs Ltd. fabrikasında makinistlik yapmakta iken 15.6.1986 tarihinde maktap makinesinde çalışırken meydana gelen bir kazada yaralandığının ihtilâfsız olduğunu vurguladıktan sonra davacının maktap makinesinde bakırdan pul yapmakta- olduğu bir sırada kazanın meydana geldiğine ve davacının el parmaklarının yaralandığına ilişkin de bulgu yaptıktan sonra kazanın vukubulduğu makinenin Fasıl 134 Fabrikalar Yasası'nın 26(1) maddesi uyarınca tehlikeli bir makine olup olmadığını da inceleyer-ek konu makinenin tehlikeli bir makine olduğuna ilişkin bulgu yaptı.
Alt Mahkeme daha sonra taraflarca sunulan şahadetleri de inceleyerek ve inandığı şahadete dayanarak, davacının o gün yaptığı işin davalının talimatı ile yapıldığına ilişkin savını kanıt-layamadığına; davalı şirketin müdürünün şahadetine göre ambarlarında basınç makinesi için hazır pul bulunup davacının iddia ettiğinin aksine davalının basınç makinesine pul yapması hususunda davacıya talimat vermediğinin kanıtlandığına; kaza gününde davalı-ya ait işyerinde her türlü güvenliğin sağlanmış olduğuna ve keza maktap makinesinin de iş güvenliği açısından tamam olduğuna ilişkin bulgu yaptı.
Alt Mahkeme varmış olduğu bu bulgular ışığında davacının yaralanmasına neden olan kazanın fabrika ile ilgisi- olmayan bir işi ifası sırasında davacının dikkatsizliği, ihmalkârlığı ve yasal görevlerini yerine getirmemesinden mütevellit meydana geldiği sonucuna vararak ve davacının davasını kanıtlayamadığı gerekçesi ile tazminat taleplerini reddetti.
Alt Mahkeme -verilen karardan istinaf edilebileceği gerekçesi ile davacının davasında haklı bulunması halinde ona ödenmesi gereken özel ve genel tazminatın ne olabileceğini de inceleyrek davacının özel tazminatını 9500TL ve genel tazminatını da (tam mesuliyet esası üze-rinden) 6.000.000 TL olarak saptadı.
Davacı bu hükme karşı istinaf dosyaladı. Davacı 5 ayrı istinaf sebebi içeren istinaf ihbarnamesinde, özetle;
Alt Mahkemenin davacının yaptığı işin fabrika ile ilgisi olmadığına ilişkin bulgusunun hatalı olduğunu;
Kon-u işin davalının talimatı ile yapılmadığı bulgusuna varmakla Alt Mahkemenin hata ettiğini;
Davacının, yaralanmasına neden olan kazanın davalının dikkâtsizliği, ihmalkârlığı ve yasal görevlerini yerine getirmeme-sinden mütevellit meydana geldiğine ilişkin -savlarını kanıtlayamadığına ilişkin Alt Mahkeme bulgusunun hatalı olduğunu;
İş güvenliği ile ilgili olarak gerekli tedbirlerin alınmadığına ilişkin yeterli şahadet olmasına karşın Alt Mahkemenin davacının davasını kanıtlayamadığına ilişkin bulgusunun hata-lı olduğunu; ve
Alt Mahkemenin tam mesuliyet esası üzerinden saptamış olduğu 6.000.000 TL tazminatın hatalı ve az olduğunu ileri sürdü.
Aleyhine istinaf edilen davalı da dosyalamış olduğu mukabil istinafında özetle, Alt Mahklemenin davacıya tam mesuliyet- esası üzerinden 6.000.000 TL tazminat ödemesine ilişkin bulgusunun hatalı olduğunu; Alt Mahkemenin miktarı saptarken hatalı olarak dikkate alması gereken hususları dikkate almayıp, dikkate almaması gereken hususları dikkate aldığını ve keza davacının maki-ne teknisyenliğini eskisi gibi yapamayacağına ilişkin bulgusunun da hatalı olduğunu ileri sürdü.
Özetlenen istinaf sebelerinden görülebileceği gibi istinaf edenin ilk dört istinaf sebebi birbiri ile bağlantılı olup davacının yaralanmasına neden olan işin- fabrikaya ait bir iş olup olmadığına, konu işi davacının davalının talimatı ve istemi üzerine yapıp yapmadığına, konu makinede çalışabilmesi için güvenliği bulunup bulunmadığına ve bunların sonucu olarak da davalının bir dikkatsizliği, ihmali bulunup bulu-nmadığı ile yasal görevlerini yerine getirip getirmediği hususlarına dayanmaktadır.
Alt Mahkeme daha önce özetlendiği gibi, bu hususlarla ilgili olarak bulgu yaparak konu kaza anında davacının yaptığı işin fabrikaya ait bir iş olmadığına, bu işin yapılma-sı için davalının davacıya talimat ve yetki vermediğine, davacının işyerinde ve özellikle yaralanma olayının vukubulduğu matkap makinesinde iş güvenliği bulunduğuna ve bu bulgulara dayanrak da davacının davalının kaza ile ilgili herhangi bir dikkatsizliği -ve ihmali ya da yasal görevlerini yerine geirmediğini kanıtlayamadığı kanaatine varmıştır.
Bir davada taraflar ile tanıkları dinleyip onları yakından izleme ve gözlem altına bulundurma olanağına sahip olan Alt Mahkemenin hangi tanığın doğruyu söyleyip sö-ylemediği hususunda Yargıtaya nazaran daha avantajlı durumda olduğu ve bu nedenle Alt Mahkemenin şahadeti değerlendirirken hataya düştüğü açıkca görülmedikçe bu husustaki bulgularına müdahalede çekingen davranıldığı birçok kez vurgulanmıştır.
Bu istinaft-a da Alt Mahkemenin inandığı ve istinafta tartışma konusu yapılmayan tanıkların şahadetine dayanarak varmış olduğu bulgulara varabilmesi için, tutanaklara göre, önünde yeterli şahadet var olup Alt Mahkemenin istinaf konusu bulgularında hatalı olduğu hususu-nda istinaf eden tarafından ikna edilmedim.
İstinaf eden ilk 4 sebebinde başarılı olmadığına göre tazminat miktarı ile ilgili 5'inci istinaf sebebi akademik kaldığından bu istinaf sebebine değinmeye gerek görmüyorum.
Davacı istinafında başarılı olmadık-tan sonra davalının mukabil istinafını incelemye gerek kalmamıştır.
Sonuç olarak istinaf ve mukabil istinafın reddolunması ve masraflarla ilgili herhangi bir emir verilmemesi gerektiği görüşündeyim.
Celâl Karabacak: Sayın Yargıç Niyazi F. Korkut'un beli-rtmiş olduğu görüşler ve varmış olduğu sonuç ile hemfikirim.
Taner Erginel: Davalı şirkete ait bir gazoz fabrikasında makine teknisyeni olarak çalışan Davacı, 15.6.1986 tarihinde matkap makinesi ile pul yaparken meydana gelen bir kaza sonucu yaralandı. Ka-zada Davacının sol elinin 5'inci parmağı 2'inci boğumdan, 4'üncü parmağı ise 1'inci boğumdan koptu. Davacı işvereni olan Davalı şirket aleyhine açtığı bu davada kazaya Davalının ihmalinin neden olduğunu iddia etmekte ve yaraları için Davalıdan özel ve gene-l tazminat talep etmektedir. Talep takririnde davalının ihmalinin ayrıntıları şöyle belirtilmiştir. "Davacı davalının ihmalkârlığının ve/veya yasal vecibelerini yerine getirmemesinin ve/veya işyerindeki makinelerle ilgili güvenlik tedbirleri almamasının ve-/veya güvenli bir çalışma sistemi oluşturmamasının kazaya neden olduğunu iddia eder."
İlk Mahkeme duruşma sonunda verdiği kararında Davacının davasını reddetti. Kazanın nasıl meydana geldiğine ilişkin olarak İlk Mahkeme, kararında şöyle dedi:
"Kazanın n-asıl vuku bulduğu hususunda kazayı sadece davacının kendisi gördüğü cihetle bu hususta davacının şahadetini doğru bir şahadet olarak kabul ederiz. Doğru kabul ettiğimiz davacının şahadeti ışığında, davacının 15.6.1986 tarihinde davalıya ait fabrikada matka-p makinesinde çalışırken bakırdan pul yaptığı esnada plâkayı kütük üstüne koyduğu ve matkabı indirdiğinde bakır parçasının sarılarak kazanın meydana geldiği ve davacının parmaklarının yaralandığına ilişkin bulgu yaparız."
Kazanın oluşumuna ilişkin bu bul-guyu yapan İlk Mahkeme daha sonra kazaya neden olan matkap makinesinin Fasıl 134 Fabrikalar Yasası madde 26(1)'e göre tehlikeli bir makine olup olmadığı üzerinde durdu ve şöyle dedi:
"28/72 sayılı Hukuk İstinaf kararında belirtilen prensipleri meselemize- uyguladığımızda, matkap makinesinin Fasıl 134 madde 26(1) maksatları bakımından tehlikeli bir makine olduğu kanısındayız ve bu hususta bulgu yaparız."
Matkap makinesinin tehlikeli olduğu bulgusuna rağmen İlk Mahkeme aleti kullanması için kimsenin Davacı-ya talimat vermediği görüşünden hareketle Davacının davasında haklı olmadığı sonucuna vardı. Kararda şöyle denmektedir:
"...... Davacı o gün yaptığı işin davalının talimatı ışığında yapıldığı hususundaki savını kanıtlayamamıştır.
Davacı, şahadetinde kaz-anın meydana geldiği gün fabrikada çalışan ismini hatırlamadığı bir arakadaşının ricası üzerine bakırdan pul yaptığını öne sürmesine karşın, bu savını kanıtlamak için bahse konu kişiyi tanık olarak celbetmemiştir. ..........................................-................ ...............................................................................................................
Davacının şahadeti incelendiğinde, o gün basınç manometresi için bakırdan pul yapılmasının kendi fikri olduğunun belirtildiği- görülmektedir. Davacının bu husustaki şahadetinden de o gün yaptığı işi davalının talimatı dışında yaptığı anlaşılmaktadır. ............................. .....................................................................................................-......
Sunulan tüm şahadet ışığında kazanın davacının kendi dikkatsizliği ve kusurundan meydana geldiği ve kazanın fabrika ile ilgili bir işin ifası esnasında değil de kendine ait bir işin ifası esnasında vukubulduğu kanısındayız. Bu nedenle davcının dav-asını kanıtlaya-madığı ve davanın ret ve iptal edilmesi gerektiği kanısında olup bu hususta bulgu yaparız."
Yukarıdaki nedenlerle davayı reddeden İlk Mahkeme kararına karşı davacı avukatı önümüzdeki istinafı dosyalamış bulunmaktadır. İstinafın duruşmasın-da İlk Mahkeme kararının hatalı olup olmadığı çeşitli yönleriyle tartışılmıştır. Kanımca bu istinafta dava konusu ihtilâfın yanısıra genelde işyerlerinde meydana gelen iş kazalarında işçilerin hangi ölçüde korunduğu sorunu gündeme gelmiştir. Aşağıda açıkla-yacağım nedenlerle İlk Mahkeme kararının hatalı olduğu görüşündeyim.
İlk Mahkeme kararının eleştirisini üç başlık altında yapmayı uygun buluyorum.
A) İlk Mahkemenin şahadeti değerlendirmesi isabetli midir?
B) İlk Mahkemenin Fasıl 134 Fabrikalar Yasasın-a göre işverenin sorumlu olmadığı sonucuna varması isabetli midir?
C) İlk Mahkemenin benimsediği iş kazalarında işverenin sorumlu-luğuna ilişkin ilkeler isabetli midir?
İlk Mahkemenin şahadeti değerlendirmesi isabetli midir?
İlk Mahkeme kararından anlaş-ıldığına göre bu olayda Davacının matkap makinesi ile pul yaparken yaralandığı tartışmasız kabul edilen bir gerçektir. Ancak Davacının pulu kimin talimatı üzerine niçin yaptığı konusunda üç alternatif iddia ortaya atılmıştır.
a) Davacının amirlerinden ald-ığı talimat üzerine fabrikada bulunan basınç manometresi için pul yaparken kazanın meydana geldiği iddiası.
b) Davacının kimseden talimat almadan fabrikanın işlerini kendi inisiyatifi ile yaparken basınç manometresi için pul yapmaya çalıştığı bir esnada k-azanın meydana geldiği iddiası.
c) Davacının şahsi bir işi pul yaparken kazanın meydana geldiği iddiası.
Yukarıdaki alıntılardan görülebileceği gibi İlk Mahkeme, Davacının kendisine talimat veren kişiyi tanık olarak dinletemediğini ve bu nedenle birinci- alternatifi kanıtlayamadığını belirtti. İlk Mahkeme ikinci alternatif üzerinde fazla durmadı. Davacının pulu kendi inisiyatifi ile yapması durmunda otomatik olarak davayı kaybedeceği görüşünden hareket eden İlk Mahkeme üçüncü alternatifin doğru olduğuna d-air bulgu yaptı.
Halbuki şahadet incelendiğinde Davacının baştan itibaren ikinci alternatifi kanıtlamaya çalıştığı yani pulu fabrikanın ihtiyaçlarını karşılamak için kendi inisiyatifi ile yaptığını iddia ettiği görülmektedir. Davacı şahadetinin başında p-ulu yapma nedenini şöyle anlatmıştır:
"Soru: Bu işi yapmanız için size kim talimat verdi?
Cevap: Bize daha önce talimat verilmişti. Fabrikanın eksiklerini yapacaktık. Müdürümüz tarafından yani Akşit Bey tarafından bize daha önceden fabrikada gerekli işler-i yapmamız hususunda talimat verilmişti. Ben de yaptım. Bunu yap, bunu yapma diye ayrı bir talimat vermiyorlardı. Ben teknik adam olarak çalışırdım."
İbraz edilen şahadet ışığında İlk Mahkemenin Davacının pulu kendisine verilen özel bir talimat üzerine y-apmadığı bulgusunun doğru olduğuna şüphe yoktur. Hatta Davacının kendisinin dahi böyle bir iddia yapmadığını söylemek mümkündür. Ancak duruşmada ibraz edilen şahadeti incelediğimiz zaman İlk Mahkemenin doğru kabul ettiği üçüncü alternatifi destekleyecek şa-hadetin de bulunmadığını görürüz. Davacı pulu şahsi bir işi için yaptığı iddiasını kesinlikle reddetmiştir. Davalı adına şahadet veren iki tanıktan ilki Fabrika Müdürü Fevzi Akşit, Davacının pulu niçin yaptığını bilmediğini söyledi. Davalının 2. tanığı Ga-zi Mağusa Sosyal Sigortalar Dairesi Müfettişlerinden Hüseyin Nazım Davacının kendisine verdiği ifadede basınç manometresi için pul yapmaya çalıştığını iddia ettiğini söyledi. Bu durumda davacının şahsi bir işi için pul yaptığı iddiasını destekleyen ne bir -şahadet ne de bir belirtinin olmadığı görülmektedir. Dolayısıyle bu alternatif müdafaa takririnde öne sürülen kuru bir iddidan başka birşey olamaz.
a) ve c) altrrnatiflerinin doğru olmadığı açıkça görüldüğüne göre İlk Mahkemenin üzerinde önemle durması ge-reken alternatif (b) alternatifi idi. Şimdi de bu alternatif üzerinde yani davacının fabrikanın işlerini yaparken basınç manometresindeki eksikliği görerek kendi inisiyatifi ile pul yapıp yapmadığı olasılığı üzerinde duralım. Bu konuda Davacının ısrarlı şa-hadeti vardır. Davacı fabrikanın ihtiyaçları için matkap makinesinde çok kez pul yaptıklarını söylemiştir. Davacı tanığı Ali Doğan Özoğlu Davacının iddialarını destekledi ve Davacının emir almadan bozuk gördüğü aletleri kendi inisiyatifi ile tamir ettiğini-, bu konuda uzmanlaşmış bir kişi olduğunu ve basınç manometresi için pul yaparken yaralandığını söyledi.
İlk Mahkeme Doğan Özoğul'un şahadetiyle ilgili şöyle dedi.
"Bu tanığın şahadeti kendi içinde çelişkiler arzetmektedir. Şöyle ki bu tanık kazanın o-lduğu gün Davacının vardiyasında sorumlu olduğunu, davacının o gün talimatları altında olduğunu belirtmekte ancak bu işin yapılması için Davacıya kimin talimat verdiğini hatırlamadığını ileri sürmektedir. Bu tanık Davacıya talimat vermediğine göre davacıya- yaptığı iş için talimat verilmişse kimin talimat verdiğini bilmesi gerekirdi kanısındayız. Bu nedenle bu tanığın şahadetini kabule şayan ve itibar edilecek bir şahadet olarak kabul etmiyoruz."
Görülebileceği gibi İlk Mahkeme pul yapmanın mutlaka bir tal-imat sonucu olması gerektiği görüşünden hareketle Ali Doğan Özoğul'un şahadetinde çelişkiler bulmuştur. Halbuki gerek davacı gerekse Ali Doğan Özoğul sürekli olarak Davacının kendi inisiyatifiyle fabrikanın ihtiyacı için pul yaptığını söylemişlerdir. Dolay-ısıyle ortada bir çelişki yoktur. Ayrıca Ali Doğan Özoğul elektrik mühendisi ve fabrikanın vardiya sorumlusu olan önemli bir tanık idi. Davacının iddialarını kanıtlamak için Ali Doğan Özoğul'dan daha uygun bir tanık bulması mümkün değildi. İlk Mahkemenin b-öyle bir tanığın şahadetini reddederken daha titiz davranması gerektiği görüşündeyim. Kaldı ki Ali Doğan Özoğul ve Davacının iddiaları dışında a) ve c) alternatifleri için hiç şahadet yoktu ve ihtimaller dengesi dikkate alındığında Davacının b) alternatifi- yani fabrikanın ihtiyaçları için pul yaparken yaralandığı iddiasını kabul etmek kaçınılmazdı.
B) İlk Mahkemenin Fasıl 134 Fabrikalar Yasasına göre işverenin sorumlu olmadığı sonucuna varması isabetli midir?
Yukarıdaki alıntıdan görüleceği gibi İlk Mahk-eme Fasıl 134 Fabrikalar Yasası 26(1) maddesini inceleyerek ve 28/72 sayılı Hukuk İstinaf kararını da dikkate alarak dava konusu matkap makinesinin tehlikeli bir makine olduğu kanısına varmıştır. 26(1) maddeye göre makinelerin tehlikeli kısımlarının ya par-maklıkla çevrilmesi ya da tehlike anında otomatik olarak duracak şekilde yapılması gerekirdi. Dava konusu matkap makinesinin bu özellikleri taşımadığı dolayısıyle tehlikeli bir makine olduğu şahadetten açıkça ortaya çıkmıştır. Bu durumda Davalının tehlikel-i bir makinenin kullanılmasına izin verdiği ve dolayısıyle yasal yükümlülüklerini yerine getrimeyerek ihmalkâr hareket ettiği anlaşılmaktadır. İlk Mahkemenin makinenin tehlikeli olduğu bulgusuna rağmen Davalıyı sorumlu tutmamasının nedeni "gerçi makine teh-likeli fakat Davacıya kimse bu makineyi kullanması için talimat vermediğine göre yine de Davalı bu kazadan sorumlu değildir" şeklinde olaya yaklaşması neden olmuştur. Halbuki bu işyerinde çalışan bir işçiye yaptığı her iş için özel olarak talimat verilmesi- gerekmez. İşçi görevi icabı yaptığı işin yanısıra bu işle makul bağlantısı olan diğer işleri de yapmak zorundadır. İşyerinde tehlikeli bir makine bulunduran Davalı ihtiyaç duyuldukça bu makinenin kullanılmasını öngörmüş olmalıdır. Dolayısıyle Davalının Fa-sıl 134 Fabrikalar Yasasında belirtilen yasal yüükümlülüğünü yerine getirmediği için kazadan sorumlu tutulması gerketiği görüşündeyim.
C) İlk Mahkemenin benimsediği işverenin sorumluluğuna ilişkin ilkeler isabetli midir?
İlk Mahkeme kararında Davacının- matkap makinesini kullanmak için talimat aldığını kanıtlayamadığını ve bu nedenle Davalının kazadan sorumlu olmadığını belirtmiştir. Acaba İlk Mahkemenin bu görüşü doğru mudur? Yani bir işyerinde meydana gelen bir kazada işçi, tazminat alabilmek için o iş-i Davalının talimatıyla yaptığını kanıtlamak zorunda mıdır? Bu sorun genelde işverenin sorumluluğunun çerçevesini belirleme açısından önemlidir. Eğer yasal durum böyleyse yani bir işçi kaza meydana geldiğinde yapmakta olduğu işi yapması için Davalıdan özel- bir talimat aldığını kanıtlayamadığı hallerde Davalının sorumluluktan kurtulması mümkünse işverenin sorumluluğunun oldukça daralacağı açıktır. Şu halde genelde her iş kazasına etki edebilecek bir ilke sorunu ile karşı karşıya bulunuyoruz. Böyle önemli bir- soruna doğru bir yanıt verebilmek, diğer bir deyişle işverenin sorumluluğunun sınırlarını çizebilmek için konunun ayrıntılı bir incelemesini yapmayı uygun buldum.
Kıbrıs'ta uyguladığımız İngiliz Hukukunun işverenin sorumluluğuna ilişkin bölümünü inceled-iğimiz zaman görürüz ki son 150 yılda iş kazalarına uygulancak ilkelerde sürekli değişiklikler olmuştur. Yeni durumlar ve sorunlarla karşılaşan İngiliz Mahkemeleri adalet yapmaya çalışarak yeni ilkeler ürettiler ve işverenin sorumluluğunun ayrı bir hukuk d-alı olarak gelişmesini sağladılar. Mahkemelerin benimsediği ilkeler daha sonra yasalara dönüştü ve bugün Kıbrıs'ta da uyguladığımız iş kazalarına ilişkin hukuk dalı meydana geldi. Bugün önümüze gelen herhangi bir davada doğru karar verebilmek için işvereni-n sorumluluğuna ilişkin yasal ilkelerin İngilteredeki tarihsel gelişmesi hakkında bilgi sahibi olmamızın yararlı olacağı görüşündeyim. Aksi halde bir hata sonucu 1880 yılında Employers' Libability Act. devrinde veya başka bir devrede benimsenen ve daha son-ra terkedilmiş ilkerli ugulamamız mümkündür.
İngilterede önceleri iş kazalarına normal ihmal hukuku ilkeleri uygulanıyordu. 1837'de Priestley v. Fowler davasında ihmal hukukunun genel ilkelerinin yeterli olmadığı anlaşıldı ve işverenin sorumluluğuna iliş-kin özel ilkeler benimsenmeye başlandı. Meydana gelen değişikliklerin farklı aşamalar oluşturduğunu kabul etmek mümkündür. 19. yüzyılın ilk yarısında İngilterede liberal ekonomi ilkeleri benimsenmekte idi. Bu ilkeler hukukta herkesin kendi fiikinden soruml-u olduğu, tehlikeli bir işte çalışmanın bu işin risklerini önceden kabul ettiği görüşü ile yansıdı. 19. uncu yüzyılın ikinci yarısında bu görüş değişti ve bir işyerinin kârından yararlanan işverenin bu işyerinin külfetine de katlanması gerektiği görüşü ort-aya atıldı. Bu görüş ışığında işçileri tehlikeli iş koşullarına karşı koruyan ilkeler benimsenmeye başlandı. Böylece Mahkeme kararları daha insancıl bir ton kazandı.
Pristley v. Fowler davasında bir işçinin kendi kendini korumak zorunda olduğu dolayısıyl-e genel ilke olarak işverenin iş kazasından sorumlu olmadığı görüşü benimsendi. Buna rağmen karar veren Mahkeme işverenin işçlerinin güvenliğini sağlamak için makul bir kişinin göstereceği dikkat ve ihtimamı göstermek zorunda olduğu görüşünü de kararına ek-leyerek işçileri tamamen korumasız bırakmadı.
İngilterede 1880 yılında kabul edilen Employers Liability Act'la işçileri koruyan yasal düzenlemeler yapılmaya başlandı. Bu yasaya göre işverenin iş kazasından sorumlu tutulabilmesi için işyerindeki makineler-e veya çalışma yöntemine ilişkin işverende ihmal bulunması veya işçinin amirlerinin kendisine verdiği bir talimatla işi yaptığını ve bu talimatta hata bulunduğunu kanıtlaması gerekir. Bu devrede tartışılan ilginç bir dava Smith v. Baker and Sons (1891) A.C-. 325 davasıdır. Bu davada işveren volenti non fit injuria savunmasını yani işçinin gönüllü olarak işin risklerini göze aldığı iddiasını yaptı. İşçilerin lehine ağırlığını koymaya başlayan İngiliz İstinaf Mahkemesi bu iddiayı reddederek işverenin sorumlulu-ktan kurtulmak için işçinin tehlikeli bir iş yapmayı kabul ettiğini kanıtlamanın yeterli olmadığını, işçinin tazminat hakkından feragat ederek tehlikeli bir iş yapmayı kabul ettiğinin kanıtlanması gerektiğini karara bağladı.
Employers Liability Act'ın ge-tirdiği ilkeler kısa sürede yeteriz kaldı ve 1897 de ilki yapılan Workmans Compensation Yasaları yapılmaya başlandı. Bu yasalar iş kazalarında sigorta kavramını gündeme getirdi. Böylece işçinin tazminat alabilmesi için işverenin ihmali olduğunu kanıtlaması-na gerek kalmadı. İşyerinde meydana gelen bir kaza sonucu yaralanan işçi otomatik olarak tazminat almaya başladı. Ancak bu tazminat bir defada değil haftalık ücretler şeklinde işçiye ödeniyordu. İşçi isterse Workmans Compensation Yasasının gerektirdiği gib-i haftalık ücretler halinde tazmiantını alıyor isterse normal bir ihmal davası açarak işverenden tazminat talep edebiliyordu. İşçi iki yoldan birini seçmek zorundaydı.
Modern Hukuka geldiğimiz zaman 19. yüzyılın ilk yarısında uygulanan hukukun aksine gen-el eğilimin işçiyi korumak olduğunu görürüz.
Employers Liability seventh edition, Munkman sayfa 20'de şöyle denmektedir:
"Moders case-law, especially in the House of Lords, has been as much in favour of the workman as the case-law of the eraly nineteen-th century was against him."
İşçilerin sigortalanmalarının zorunlu hale gelmesi ve böylece işçilerin sigortadan bir miktar tazminat alıp Mahkemelere sigorta parasına ek bir tazminat için başvurmaları İngiliz Mahkemelerini büyük ölçüde rahatlatmış ve işve-reni sorumlu tutma yönündeki gelişmeyi durdurmuştur. Buna rağmen uygulanan ilkelerde işçiyi koruma özelliğinin devam ettiğini ve ağır bastığını söylemek mümkündür. Wilson and Clyde Ceal Co. V. English değinilmesi gerken önemli kararlardan biridir.
"Fina-lly, in the most important case of all, Wilsons and Clyde Coal Co. V. English, (1938) A.C.57; (1937) 3 All E.R. 628, the House of Lords erescued from oblivion the old Scottish cases on the personal duty of the employer to take reasonable care for the safet-y of his workman. This duty, they decided, is therefold: it requires him to provide safe plant and machinery, a competent staff and a safe system or work - to which other authorities have added a safe place of work. The decision was followed by a vast numb-er of cases in which an unsafe system was ad the foundation of the calim. ................................. .................................................................................................................
In many cases is renders the empl-oyer absolutely liable for defects in machinery."
Görülebileceği gibi modern İngiliz Hukukunda işveren güvenli makine güvenli -çalışma sistemi ve güvenli çalışma yeri sağlamak zorundadır. Makinelerin kusurlu olması birçok halde işvernein mutlak sorumluluğuna neden olmaktadır.
Employer's Liability at Common Law, seventh edition, By John Munkman, sayfa 4'de şöyle denmektedir:
"A-t the present day, therefore, the law is favourable to the injured workman. He receives insurance benefits whether he was to blame for his accident or not. In addition, he is entitled to damages at common law if the accident was caused by the fault of his -employer....."
Buna göre özellikle Lordlar Kamarasında modern içtihatlar işçiler lehine olmaya devam etmektedir. Bu durum 19. yüzyılın ilk yarısındaki durumun tam tersidir. İngiltere İşverenin Sorumluluğu Hukukunun tarihçesi incelendiği zaman genel kural- olarak Davacının tazminat alabilmek için işverenin ihmali olduğunu kanıtlaması gerektiğini görürüz. Ancak bu kuralın getireceği adaletsizliği önlemek için ilke yumuşatılmış ve işçileri koruyan ilkelerle değiştirilmiştir. Yer yer kusursuz mesuliyete çok ya-kın bir uygulamaya yer verildiğini söylemek mümkündür. Örneğin bazı hallerde "res ipsa loquitur" ilkesi uygulanma yönüne gidilmiştir Res ipsa loquitur bazı hususların kanıtlanmalarına gerek olmayacak kadar açıkça ortada bulunduğu anlamına gelir. Dolayısıyl-e bazı hallerde işverenin ihmali olduğu o kadar açıktır ki Davacının bunu ispatlamasına gerek olmadığı kabul edilmiştir. Aksini kanıtlamak yani ihmalin olmadığını kanıtlamak işverene düşünce ve işveren de bunu kanıtlayamayınca Res ipsa loquitur ilkesinin u-ygulandığı hallerde kusursuz mesuliyete çok yakın sonuçlar ortaya çıkmıştır.
Benimsenen diğer bir ilke ise işverenin güvenlikli çalışma sistemi oluşturmak zorunda olduğu ilkesidir. Buna göre bir kaza meydana geldiğinde işçi işverenin özel olarak ihmalini- kanıtlayamadığı hallerde çalışma sistemindeki bir hata nedeniyle kazanın meydana geldiğini iddia edebilir ve işverenin çalışma sistemini oluşturmada ihmali olduğunu kanıtlayarak tazminat alabilir.
İlk Mahkeme kararını incelediğimiz zaman İngilteredeki t-arihsel gelişmeyi ve işçiler lehine kabul edilmiş ilkeleri dikkate almadığı izlenimini ediniriz. İlk Mahkemenin "davacı matkap makinesini kullanması için kendisine talimat verildiğini kanıtlayamadı, şu halde davalı sorumlu değildir" görüşü 1880 Employers L-iability Act. devrinde uygulanan ve daha sonra terkedilen görüşleri anımsatmaktadır. Bugün uyguladığımız İngiliz Hukukunun bu noktadan çok ileride ve farklı olduğu ve işçileri çok daha fazla koruduğu görüşündeyim.
Employers Liability 7th ed., John Munkma-n sayfa 96, 97'de şöyle denmektedir:
"The duty is not confined to the actual performance of work, but also applies when the servant is doing something rasonably incidental to work, as where the plaintiff had gone to wash a tea-cup when she slipped on an -oily duck-board and injured herself: Davidson v. Handley Page, Ltd., (1945) 1 All E.R. 235.
"The obligation of the employer extends to cover all such acts as 'are normally and personably incidental to a man's day's work". Per Lord Greene, M.R., ibid., p.-237.
Difficult question may arise where a man strays to a part of a factory or ship where his duties do not requires him to be, and there encounters some danger. If, however, the workman is doing his employer's work, he does not cease to be acting in the- course of his employment by the fact that he is working in a place where he is forbidden to go, even by statutory orders; see Rands v. Mc Neil, (1955) 1 Q.B. 253. (1945) 3 All E.R. 593 (entry into shed where dangerous bull was kept), Stapley v. Gypsum Min-es, Ltd., (1953) A.C.663; (1953) 2 All E.R. 478 (working under roof wich was not secure). Laszezyk v. National Coal Board, (1954) 3 All E.R. 205 (trainee miner to coal face contrary to regulations). Likewise, disobedience to orders does not necessarily mea-n that the workman has moved out of the course of the employment, even when he arrogates to himself duties which he is not employed to perform and is forbiden by statute to perform: National Coal Board v. England, (1954) A.C. 403; (1954) 1 All E.R. 546 (mi-ner coupled up cables, which should be done by sotfirer personally). All these cases have the common feature that the palintiff, however foolishly or misguidedly, was doing the em-ployer's work. Probably the reason why the court has taken a broader view of the course of employment in this connection is that the fault of the plaintiff can always be taken into account to reduce the damages."
Yukarıdaki içtihatlardan İngiliz Yüksek M-ahkemesinin süekli olarak adalet yapma çabası içinde olduğu ve bu nedenle işçileri koruyan içtihatlar ürettiği açıkça görülmektedir. Bu içtihatlara göre bir işçi sadece kendisine verilen talimatı yerine getirirken değil yaptığı işle makul bağlantısı olan d-iğer işleri yaparken meydana gelen kazalarda da tazminat alma hakkına sahiptir. İşçinin kendisine talimat verildiğini kanıtlayamaması halinde davayı kaybetmesi şöyle dursun, verilen talimata zıt veya yasak bir işi yapması halinde dahi tazminat alması mümkü-ndür. Bu içtihatlar ışığında Davacının fabrikanın bir işi için yani manometre makinesi için pul yaparken yaralanması nedeniyle tazminat almaya hakkı olduğu açıktır. Davacının matkap makinesini kullanması hatalı bir davranış ise bu husus davacının karşıt ku-suru olarak dikkate alınabilir ve davacının alacağı tazminatta bir indirim yapılmasına neden olabilir. Ancak bu durum davacının tazminat alma hakkını tamamen ortadan kaldırmaz.
Yukarıdaki nedenlerle istinafın kabul edilmesi ve Davalı aleyhine hüküm veril-mesi gerektiği görüşündeyim. Kararın bir azınlık kararı olduğu ve uygulanamayacağı için karşıt kusur oranı ve tazminat miktarı konuları akademik kalmıştır. Bu nedenle bu konular üzerinde ayrıca durmayı gereksiz buluyorum. Bu davada İlk Mahkeme Davacının da-vasını reddetmekle birlikte istinafın farklı görüşü benimsemesi olasılığına karşı Davacının almaya hak kazanabileceği tazminat miktarını da tespit etmişti. Davalı ise teorik mahiyette bulunan bu tazminatın miktarına karşı mukabil istinaf dosyalayarak tazmi-natın daha az olması gerektiğini iddia etmişti. Yukarıdaki çoğunluk kararı ışığında tazminat miktarı tamamen akademik kaldığından mukabil istinafın da reddedilmesi kaçınılmaz olmuştur.
Niyazi F. Korkut: Sonuç olarak, istinaf oyçokluğu ile mukabil istinaf -oybilriği ile reddolunur.
Masraflarla ilgili herhangi bir emir verilmez.
(Niyazi F. Korkut) (Celâl Karabacak) (Taner Erginel)
Yargıç Yargıç - Yargıç
24 Nisan 1992
Full & Egal Universal Law Academy