- Yargıtay/Hukuk 2/78
(Dava No. 308/76 Girne)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Ahmet İzzet, Şakir Sıdkı İlkay, Salih S. Dayıoğlu.
İstinaf eden: Kıbrıs Tür-k Turizm İşletmeleri Ltd. Şti. Girne.
ile
Aleyhine istinaf edilen:Riza Öztükel, Dirim Sokak, 8/7 İçcebeci,
Ankara.
a r a s ı n d a .
İstinaf eden- namına: Mustafa Güryel.
Aleyhine istinaf edilen namına: Rifat Mehmet, Hüseyin M. Celâl.
Sözleşme - Hizmet sözleşmesi - 1 yıllık hizmet sözleşmesi - Süresi
dolmadan hizmet sözleşmesine son verilmesi - Davacının maaş kaybı
yanında lojman, araba ve D-avalı şirketin sunduğu hizmetlerden %50
indirimli yararlanma olanağından mahrumiyet için ' tazminat talebi
İlk Mahkemenin Davacının işine haksız olarak son verildiği
bulgusuna varması ve Davacı lehine maaş kaybı, lojman
tahsisatından mahrumiyet ve Daval-ı şirketin sunduğu hizmetlerden
%50 indirimli yararlanma olanağından mahrumiyet için tazminata
hükmetmesi - Davalının sözleşme kapsamında olmadığı halde İlk
Mahkemenin lojman tahsisatından mahrumiyeti ve Davalı şirketin
sunduğu hizmetlerden indirimli ya-rarlanma olanağından mahrumiyeti
dikkate almakla hatalı hareket ettiğini öne sürerek hükmü istinaf
etmesi - Sözleşmede açıkça yer almayan menfaatlerin sözleşmenin bir
parçası olarak kabul edilmesi.
Tazminat - Hizmet sözleşmesine işverenin haksız -olarak son
vermesi Sözleşmenin haksız iptalinden doğan tazminat talebi -
Tazminatın kapsamı ve tüm kayıpları içerip içermemesi - İlk
Mahkemenin maaş kaybı, lojman tahsisatından mahrumiyet ve Davalı
şirketin sunduğu hizmetlerden %50 indirimli ya-rarlanma olanağından
mahrumiyeti dikkate alarak tazminata hükmetmesi - Sözleşmede yer
almayan lojman tahsisatından mahrumiyet ve şirket hizmetlerinden
indirimli yararlanma olanağından mahrumiyetin tazminat
hesaplanırken dikkate alınabilip alına-maması.
OLAY: Davacı, 1 yıllık sözleşme ile Davalı şirkette personel müdürü
olarak çalışmaya başladı. 1 yıllık süre dolmadan Davalı Davacının
işine son verdi. Bunun üzerine ` Davacı haksız olarak işine son
verildiğini iddia ederek Davalı aleyhine- tazminat davası açtı.
İlk Mahkeme Davacının işine, sözleşmeye aykırı ve haksız olarak
son verildiği kanaatine vardı ve Davacı lehine,
a) maaş kaybı olarak 64,733.53TL;
b) lojman veya lojman tahsisatı kaybı olarak 13,350TL; ve
c)- Davalı, şirkete ait işletmelerdeki hizmetlerden %50 indirimli yararlanma olanağının kaybı için 8896TL ve toplam olarak 87,019.53TL
tazminata hüküm verdi.
Davalı, Davacının lojman veya lojman tahsisatı almaya ve Davalıya ait işletmelerdeki hizmetlerde-n indirimli yararlanmaya hakkı bulunmadığını dolayısıyle bu haklardan mahrum kaldığı nedeni ile tazminat almasının hatalı olduğunu öne sürerek hükmü istinaf etti. Davalı istinafında bu menfaatlerin sözleşme kapsamında olmadığını ve bunların birer lûtuf old-uğunu iddia etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme çoğunluk kararında, haksız olarak işine son
verilen bir kişinin işverenden genellikle kaybetmiş olduğu maaş
tutarı kadar tazminat alabileceğini belirtti. Buna rağmen
sözleşmede açıkça belirtilmese bile tara-fların istihraç edilebilen
niyetine ve sözleşmeyi çevreleyen ahvale bağlı olarak zimni
şartların bulunabileceğini dikkate alan Yüksek Mahkeme bu şartların
da tazminatın hesaplanmasında göz önünde tutulabileceğini kabul
etti. Dolayısıyle İlk Mah-kemenin lojman tahsisatından mahrumiyet ve
şirket hizmetlerinden indirimli yararlanma olanağından mahrumiyeti
dikkate almakla hatalı hareket etmediği sonucuna vardı.
Azınlık kararı ise Davacının lojman ve şirket hizmetlerinden indirimli -yararlanma hakkı bulunmadığı bu olanakların sözleşmenin zimni bir şartı olmadığı görüşünü benimsedi ve İlk Mahkeme kararının hatalı olduğu sonucuna vardı. Dolayısıyle İlk Mahkeme kararı çoğunluk kararı ile onaylanmış oldu.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtiha-tlar:
Lavarack v. Woods of Colchester Ltd., (1966) 3 All E.R. s.683
sayfa 690.
2- The Moorcock (1889) 14 P.D. s.64.
Reigate v. Union Manufacturing Co. (Ramsbottom) (1918) 1 K.B. s.
592 sayfa 605.'
Shirlaw v. Southern Foundries Ltd. (1939) 2 All E-.R. s.113 sayfa
124.
5- Manubens v. Lean 1919 1 K.B. s.208.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar
1- Chitty on Contracts 23. -baskı 2 cilt para.746.
2- Cheshire and Fifoot'un The Law of Contract 7. baskı sayfa 157.
3- Chitty on Contracts 23. baskı 1. cilt, s.696,697.
H Ü K Ü M
Ahmet İZZET:
Bu istinafta sadece bir hususun karara bağlanması söz konus-udur. O da işine son verilen davacının (aleyhine istinaf edilenin), davalı ile (istinaf eden ile) yaptığı bir hizmet sözleşmesi altında, lojman ve indirim tahsisatı için 'tazminat talep etmeğe hakkı olup olmadığıdır.
Davalı şirket, 14 Nisan 1975 tari-hli "Halkın Sesi" Gazetesinde yayınladığı bir ilân ile davalı şirkette Genel Müdür Yardımcısı, Genel Müdürlük Müşaviri ve Personel Müdürü mevkileri için dilekçe kabul edildiğini bildirmiş, bu mevkilerin her biri için ne kadar maaş ödeneceğini belirttikten -sonra loj man ve araba tahsis edileceğirıi de bildirmişti.
Davacı, Personel Müdürü mevkiine müracaat etti ve müracaatı kabul olundu. Davacı ile davalı şirket arasında 7 Mayıs 1975 tarihinde imzalanan bir hizmet sözleşmesi uyarınca davacıya 3 aylık de-neme süresince ayda 5000TL ve deneme süresini başarı ile tamamlamasından sonra ayda 7500TL maaş ödenecekti. Bir senelik hizmet süresi 12 Mayıs 1975 tarihinden itibaran başlayacaktı. Hizmet sözleşmesinde lojman, araba veya %50 indirim tahsisatından hiç bahs-edilmemiştir.
Davacı istenilen günde görevine başladı fakat sözleşmenin bir yıllık süresi dolmadan, davalı tarafından görevine son verildi. Bunun üzerine davalı Girne Kaza Mahkemesinde dosyaladığı bir dava ile tazminat talep etti. Alt Mahkeme davacın-ın işine haksız olarak son verildiği kanısına vararak davacı leyhine maaş kaybı olarak 64,773.53TL lojman veya lojman tahsisatı kaybı olarak 13,350TL ve davalı şirkete ait işletmelerdeki harcamalar üzerinden %50 indirimden istifade hakkı kaybı olarak da 8,-896TL yani toplam olarak 87,019.53TL için hüküm verdi.
Bu hükümden istinaf eden davalı, istinafın duruşmasında bazı istinaf sebeblerini geri çekmiş ve istinaf yalnız lojman tahsisatı ile indirimli hizmetler için hükmedilen tazminata münhasır kalmıştı-r.
İstinaf edenin başlıca iddiası, loj man tahsisatının ve davalı işletmelerinde yapılan harcamalar üzerinden %50 indirim talebinin davacı ile davalı arasanda imzalanan hizmet sözleşmesi kapsamına girmediği, bunların sadece bir lûtuf olarak verildiği-, ve herhangi bir zaman bunların kalkmasının sözkonusu olabileceği hususundadır.
Haksız olarak işine son verilen bir müstahdemin tazminat almağa hakkı vardır. Normal olarak bu tazminat müstahdemin sözleşme süresince kazanacağı maaş veya ücrettir. Anc-ak bazı hallerde müstahdem, anlaşma süresince kazanması muhtemel diğer başka menfaatlar için de tazminat alabilir. Meselâ ev tahsisatı veya kira tahsisatı gibi. Ancak müstahdem bu tahsisatları sözleşmenin bir şartı olduğu takdirde alabilir. Meselâ müstahde-me zaman zaman verilen primler tamamıyle işverenin takdirine kalmışsa, müstahdem bu primler için tazminat alamaz. Fakat eğer müstahdem, o sözleşme şartlarına göre müşterilerden bahşiş alabilirse sözleşme süresince alacağı bahşişleri tazminat olarak alabili-r. Manubens v. Leon davasında müstahdem müşterilerden alacağı bahşişleri tazminat olarak alabilmişti, çünkü bahşiş alma hakkı işveren ile yaptığı anlaşmanın bir parçası olarak telâkki edilmişti. Bu hususa daha sonra yine değineceğim.
Bahsettiğim pren-sipler Chitty on Contracts, (23. baskı), 2. kitap, para 746'da şöyle izah edilmektedir:-
"Damages for other lost benefits. Damages for wrongful
dismissal may also include an assessment of other benefits which
the dismissed employee wou-ld have received from the continuation
of his employment, e.g., the value of board and lodging or of a
rent-free house. But the employee cannot claim for the loss of
expected benefits if these were not benefits which the employer
was co-ntractually bound to give him. Thus, where the grant of
bonuses was entirely in the employer's discreation, damages for
wrongful dismissal should not include any compensation for the
loss of expected bonuses in the future. But if the employe-e was
entitled, by the terms of his employment, to receive gratuities
given by customers, the estimated value of these gratuities may
be taken into account in assessing damages."
Cheshire -and Fifoot'un The Law of Contracts adlı eserinde (7. baskı) sayfa 545'te "remoteness of damage" ile "measure of damages" arasında ayırım yapılması gerektiği belirtildikten sonra, tazminatın hesaplanması ile ilgili olarak şöyle denmektedir:
"The -evaluation of the damage, however, must be based solely
upon the legal obligations of the defendant. 'A defendant is not
liable in damage for not doing that which he is not bound to do.'
An employee, for instance, who has been wrongfully dis-missed, is
admittedly entitled to recover what he would have received had
his employment run its full course; but if his contractual salary
was increasable by any bonus that the employer at his discreation
might from time to time award,- the assessment of damages must
ignore undeclared bonuses, even though it is highly probable that
they would have been declared had the employment continued."
Lavarack v. Woods of Colchester Ltd. (1966) 3 All E.R.683 davasında davacı, daval-ılar ile beş senelik hizmet sözleşmesi yapmıştı. Alacağı maaşa ilâveten şirketin yönetim kurulunun zaman zaman saptayacağı primi de almaya hakkı olacaktı. Bu hususta da sözleşmede bir madde vardı. Davacı 1964 senesinin ortasına doğru haksız olarak işinden -durdutuldu. Tazminat için açtığı bir davada mahkeme davacının bu primleri alamayacağı kanısına vardı. Bu davada sayfa 690'da şöyle denmektedir:-
"The law is concerned with legal obligations only and the
law of contract only with legal oblig-ations created by mutual
agreement between contractors-not with the expectations, however
reasonable, of one contractor that the other will do something
that he has assumed no legal obligation to do. So if the
contract is broken or wron-gfully requidated, the first task of
the assessor of damages is to estimate as best he can what the
plaintiff would have gained in money or money's worth if the
defendant had fulfilled his legal obligations and had done no
more."
-Aynı davada daha sonra davacının prim hakkının tamamıyle yönetim kurulunun takdirine bırakıldığı ve bu primlerin herhangi bir zamanda dava ile ilgili olmayan sebeplerden dolayı durdurulabileceği, nitekim davacının işine son verildikten bir müddet sonra dur-dutulduğu belirtilmiştir.
İstinaf konusu davada, davacıya ve diğer müstahdemlere verilen lojman tahsisatının ve harcamalar üzerinden indirimlerin İdare Heyetinin takdirine kaldığı şahadetten açıktır. Genel Müdür Yardımcısı Erdal Camgöz Mahkemenin sor-duğu sorulara şu cevabı vermiştir:
"Toplam harcamalar üzerinden yapılan iridirimler İdare
Heyeti kararıyle davacı göreve başlamadan evvel departman müdürü
olarak personele uygulanıyordu. Göreve başladıktan sonra da
uygulanmaya dev-am edildi. Bu uygulama mukavelede buna dair her
hangi bir hüküm bulunmamasına bakılmaksızın yapılıyordu. İdare
Heyeti nisbetleri istediği zaman değiştirebilir, hatta
kaldırabilir."
Bu tahsisatların hakikatta zaman zaman değiştirildiğin-e dair de şahadet vardır. Aynı şahit şahadetinde, İdare Heyetinin 8 sayılı kararı ile, lojman tahsisinin 8 Temmuz 1975 tarihinde İdare Heyetinin başka bir kararı ile kaldırılarak yerine lojman tahsisatının ödenmeğe başlandığını, daha sonra 12 Mart 1976 tar-ihinde, üçüncü bir karar ile lojman tahsisi veya lojman tahsisatı hakkında müstahdemlere tercih hakkı verildiğini izah etti. Aynı şekilde, kısa bir süre için araba tahsis edildiğini ancak 11.10.1975 tarihli bir karar ile bunun durdutulduğunu söyledi.
- Bütün bunlardan anlaşılıyor ki üst kademe yöneticilerine ödenen tahsisat İdare Heyetinin takdirine kalmış birşeydir. Zaten bunun aksi de iddia edilmiş değildir. Alt Mahkeme hakimi bunun aksine bir bulgu yapmamakla beraber, bu tazminatların fiilen ödendiği- üzerinde durmuştur.
Alt Mahkeme hükmünün dayandığı esas aşağıdaki pasajdan görülebilir:-
"Davacı daha göreve başlamadan evvel İdare Meclisi kararıyle
davacının statüsünde olan personele sözleşmede buna dair hüküm
olup olmadığına bakı-lmaksızın lojman tahsis edilmekte, yapılan
toplam harcamalar üzerinden %50 indirim yapılmakta olduğu davalı
tarafından bilinmekte idi. Davacının göreve başlaması ile onun da
bu hallerden istifade edeceği, zamanından evvel de sözleşmenin
- ihlâl edilmesi halinde de bu haktan kaybedeceği yine davalı
tarafından bilinmekte idi. Nitekim davacı işe başladıktan sonra
işine son verildiği tarihe kadar kendisine lojman tahsis edilmiş,
yaptığı harcamalar için de %50 indirim yapılmıştır-. Davalı
şirketin genel Müdür Yardımcısı Erdal Camgöz de bu hususu teyit
etmiş, davacının statüsünde olan personele sözleşmede hüküm
olmamasına rağmen lojman tahsis edilmediğinde tavanın 18007L
olmak kaydıyle brüt maaşın %20 karşılığını-n lojman tahsisatı
olarak ödenmekte olduğunu açıklamıştır. Davacı işine zamanından
evvel son verilmekle lojman ile harcamalar üzerindeki
indirimlerden faydalanmasının da engellendiğine hiç şüphe
yoktur."
Bundan görüleceği gibi Alt- Mahkeme hakimi, davacı göreve başlamadan önce de İdare Meclisi kararı ile üst kademe yöneticilerine lojman ve diğer tahsisatların verildiği, bu tahsisatların davacı tayin olduktan sonra da verilmekte devam edildiği ve bunun davalı tarafından da bilindiği -üzerinde durmuştur. Yani Alt Mahkeme, sözleşmede olmamasına rağmen, fiilen bu tahsisatların davacıya verildiği nedeni ile işten çıkarıldıktan sonra davacının bu tahsisatları tazminat olarak alabileceğine hükmetmiştir.
Araba tahsisi için de Alt Mahkem-e fiili duruma dayanarak karar vermiştir. Bu da hükmündeki şu pasajdan görülebilir:
"Araba tahsisi ile ilgili talebine gelince; davacının böyle
bir haktan bütün görev süresi esnasında fiilen istifade etmediği
şahadetle sabit olmuştur. -Binaenaleyh işine son verilmekle
davacının bu hususta herhangi bir kaybı olmadığından bu başlık
altındaki taleplerinin reddedilmesi gerekmektedir."
Kanımca bu prensip hatalıdır ve içtihat kararları tarafından desteklenmemektedir.
Bu g-ibi hallerde davacının tazminata hak kazanabilmesi için sözleşme şartlarının haksız olarak ihlâl edilmesi gerekmektedir. Sözleşme şartları ya açık (express) veya zımni (implied) olur. Davacırın tazminat hakkı ancak açık veya zımni bir şartın ihlâlinden doğ-ar.
İstinaf konusu davada tahsisatlarla ilgili provizyonların sözleşmenin açık şartları olmadığı aşıkârdır. Bunların ancak zımni şartlar olduğu neticesine varılırsa davacının tazminat hakkı doğar. Bu halde de yalnız lojman ve indirim tahsisatı hakkın-da değil, araba tahsisi hakkında da davacının tazminat almağa hakkı olmalıdır.
Bir sözleşme tefsir edilirken zımni bir şartın istihraç edilebileceği haller şöyle izah edilebilir: Tarafların hazırladıkları bir sözleşme genel taahhütleri hakkında şüphe-ye mahal bırakmayacak şekilde açık olabilir. Ancak ya dikkatsizlik yüzünden, ya da sözleşmenin beceriksizce kaleme alınması yüzünden, akla gelmeyen bir ihtimal sözleşmeye konmayabilir. Bu eksiklik doldurulmadığı takdirde, tarafların sözleşmeyi yaptıkları z-amandaki niyetleri gerçekleşemeyeceğinden, Mahkeme zımni bir şart istihraç ederek bu eksikliği doldurmak yönüne gider. Bu prensip, "The Law of Contract", Chesire and Fifoot (7. baskı), sayfa 157'de şöyle izah edilmektedir:-
"....... the courts m-ay, in any class of contract, imply a
term in order to repa.ir an intrinsic failure of expression. The
document which the parties have prepared may leave no doubt as to
the general ambit of their obligations; but they may have
omitted, -through inadvertence or clumsy draftsmanship, to cover
an incidental contingency, and this omission, unless remedied,
may negative their design. In such a case the judge may himself
supply a further term, which will implement their presumed
- intention and, in a hallowed phrase, give business efficacy" to
the contract. In doing this he purports at least to do merely
what the parties would have done themselves had they thought of
the matter."
The Moorcock (1889) 14 P.D.-64 davasında uygulanan bu prensip, bunu müteakip birçok davalarda da tekrarlanmıştır. Reigate v. Union Manufacturin Co. (Ramsbot-tom) (1918) 1 K.B. 592 davasında sayfa 605'te şöyle denmektedir:-
"A term can only be implied if it is necessary in the
business sense to give efficacy to the contract; that is, if it
is such a term that it can confidently be said that- if at the
time the contract was being negotiated someone had said to the
parties, ' What will happen in such a case?' they would both have
replied: ' Of course, so and so will happen; we did not trouble
to say that; it is too clear.' "-
Shirlaw v. Southern Foundries Ltd., (1939) 2 All E.R. 113 davasında sayfa 124'de şöyle denmektedir:-
"Prima fa-cie that which in any contract is left to be
implied and need not be expressed is something so obvious that it
goes without saying.
Thus, if, while the parties were making their bargain, an
officious bystander were to suggest som-e express provision for it
in their agreement they would testily suppress him with a common:
'Oh, of course.' ".
Alt Mahkeme bu karara varırken Manubens v. Leon (1919) 1 K.B. 208 davasından esinlenmiştir. Adı geçen davada bir berber yanında- asistan olarak çalışan davacı, işine haksız olarak son verilmesinden dolayı, ücrete ilâveten müşterilerden alacağı bahşişleri de tazminat olarak alabilmişti. Ancak bunun sebebi, müşterilerden bahşiş almanın, davacı ile davalı arasındaki sözlü anlaşmanın z-ımni bir şartı olmasındandır. İstinaf konusu davada, lojman tahsisinin ve indirimlerin davacı ile yapılan hizmet sözleşmesinin zımni bir şartı olduğu, ne dava lâyihalarında vardır, ne de Alt Mahkemede iddia edilmiştir. Alt Mahkeme hükmünde, sadece bu tahsi-satların verildiği hususunun davalı tarafından bilindiği üzerinde durmuş, zımni şarttan bahsetmemiştir. Davacı Talep Takririnde hangi taleplerinin hizmet sözleşmesinde yazılı olduğunu ve hangi taleplerinin de sözleşmenin zımni şartları olduğunu belirtmemes-i bir yana, bütün taleplerini yalnız hizmet sözleşmesine değil, "şirketin münhal ilânına...., taraflar arasında teati edilen evraklara, taraflar arasındaki sözlü anlaşmalara, davalı şirketin organlarının vermiş olduğu kararlara ve şirketle ilgili diğer tüm- mevzuata" dayandırmıştır. Yani, davacı, taleplerinin esası olarak akla gelen herşeyi sıralamıştır.
Bir an için davacının talep takririnde zımni bir şart iddiasının yer aldığını kabul etsem bile kanımca yukarıdaki prensiplerin istinaf konusu davaya u-ygulanması söz konusu olamaz. Az önce aktarılan pasajda dendiği gibi, eğer birisi taraflar, sözleşmeyi yaptıkları zaman,
"lojman tahsisatını ve harcama indirimlerini sözleşmeye koymayacak mıydınız" diye sormuş olsaydı, taraflar "Tabii, yanlışlık yaptık, ko-ymamız lâzımdı" diyecekler miydi? Kanımca, hayır. Yoksa, davalı şirket şunu mu diyecekti: münhal ilânına, ilânın kapsadığı bütün mevkiler için lojman ve araba tahsisatı koyduğumuz doğrudur. İndirim tahsisatını ilâna bile koymadık, fakat bütün bunları anlaş-maya dahil etmek istemiyoruz. Bu tahsisatları, İdare Heyeti kararına göre, istediğimiz zaman vereceğiz, istediğimiz zaman durdurabileceğiz". Buna da yanıt, kanımca, evettir.
Talep edilen lojman tahsisatı ve harcamalar üzerinden indirimler davalı ile -yapılan yazılı anlaşmanın bir parçası olmadığı, bu tahsisatların tamamıyle İdare Heyetinin takdirine kalmış bir husus olduğu ve herhangi bir zamanda kaldırılabileceği veya miktarların azaltılıp çoğaltılabileceği göz önünde tutulduğunda, kanımca davacının b-u tahsisatları tazminat olarak almağa hakkı yoktur. Alt Mahkemenin bu hususta verdiği karar hatalı olduğundan davacı leyhine verilen toplam tazminat miktarından 13,350TL'nın çıkarılması gerekir.
Şakir Sıdkı İlkay: Müstenif, Girne Kaza Mahkemesinin 87019.5-3TL zarar ziyan için aleyhine vermiş olduğu hükümden istinaf etmiştir.
Müstenif-Davalı, Şirketler Mukayyitliği nezdinde kaydedilmiş bir şirkettir. Aleyhine istinaf edilen davacı ise Ankara Üniversitesi Maliye ve İktisat Bölümü mezunudur.
14 Nis-an, 1975 tarihli Halkın Sesi gazetesinde davalı şirketin personel müdürü mevkii için müracaat kabul ettiğine dair ilânı çıkmıştı. Davacı müracaat ederek münhal ilân edilmiş olan bu mevkiye atanmasını istedi. Davalı şirketin Genel Müdürü 9. 5.1975 tarihli b-ir yazı ile personel ve sosyal işler müdürlüğüne atandığını davacıya bildirdi ve 12.5.1975 tarihinde de göreve başlamasını istedi. Belirtilen günde göreve başlayan davacı aynı gün davalı ile yazılı bir hizmet sözleşmesi imzaladı. 12.5.1976 tarihine kadar b-ir yıl geçerli olmuş olacak olan bu sözleşmeye göre deneme süresi olarak kabul edilen ilk 3 ay zarfında davacının aylık brüt maaşı 5000TL deneme süresinin başarı ile tamamlanması halinde de 7500TL olacaktı.
Davalı, 24.7.1975 ile 16.8.1975 tarihli yaz-ılarla sözleşmenin bir yıllık geçerlilik süresi hitam bulmadan, davacının işine son verdi. Davacı da haksız ve sebepsiz olarak işine son verildiğini iddia ederek davalı aleyhine açtığı dava ile zarar ziyan talebinde bulundu. Davalı dosyaladığı müdafaa takr-irinde davacının iddialarını reddetti ve davacının işine haksız nedenlere istinaden son verilmediğini ve talep edilen zarar ziyan kalemlerini almağa davacının hakkı olmadığını ileri sürdü.
Davayı dinleyen Girne Kaza Mahkemesi davacının işine, tarafla-r arasındaki sözleşmeye aykırı ve haksız olarak, 31.8.1975 tarihinden itibaren son verildiği kanaatına vardı ve davacı lehine maaş kaybı olarak 64773.53TL, lojman veya lojman tahsisatı kaybı olarak 13350TL, ve davalı şirkete ait işletmelerdeki hizmetlerden- %50 indirimli istifade hakkı kaybı olarak 8896TL'den oluşan 87019.537TL zarar ziyan için hüküm verdi. İstinaf Girne Kaza Mahkemesinin işbu hükmünden yapılmıştır.
Müstenifin dosyaladığı istinaf ihbarnamesi 9 istinaf sebebi içermektedir. Müstenif bu i-stinaf sebepleri ile (a) davacının işine taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı ve haksız olarak son verildiğine ve (b) davacının lojman veya lojman tahsisatı alma ve davalıya ait işletmelerdeki hizmetlerden indirimli istifade etme haklarından mahrum edildi-ği için zarar ziyan almağa hakkı olduğuna dair Bidayet Mahkemesinin yaptığı bulguların hatalı olduğunu iddia etti. İstinafın duruşmasında ise müstenif davacının işine haksız olarak son verildiği hususundaki bulgunun hatalı olduğuna dair olan istinaf sebepl-erini geri çekti ve sadece davacının, lojman veya lojman tahsisatı alma ve davalıya ait işletmelerdeki hizmetlerden indirimli istifade etme haklarından mahrum edildiği nedeni ile zarar ziyan almağa hakkı olduğu hususunda Bidayet Mahkemesinin yaptığı bulgul-arın hatalı olduğuna dair istinaf, sebeplerini ileri sürdü.
Müstenif, sözü edilen menfaatların taraflar arasındaki sözleşmenin kapsamına girmediğini, bunların davacıya sadece bir lûtuf olarak tanınmış olduğunu ve davalının istediği an bunları kaldıra-bileceğini ve binaenaleyh bunların kaybından ötürü davacının herhangi bir zarar ziyan almağa hakkı olmadığını iddia etti.
Bidayet Mahkemesi huzuruna davacı tarafından şahit olarak çağrılmış olan davalı şirketin Genel Müdür Yardımcısı Erdal Camgöz'ün -şahadetine göre sözü edilen menfaatlar kendisi ve davacı işe başlamazdan önce, İdare Meclisi kararı ile, diğerleri arasında davacı statüsündeki müdürlere tanınmış ve halen bu gibi personel bu menfaatlardan yararlanmaktadır. Erdal Camgöz, Mahkeme tarafından- kendisine tevcih edilen sorulara cevaben şöyle demiştir:
"Toplam harcamalar üzerinden yapılan indirimler İdare Heyeti
kararıyle davacı göreve başlamadan evvel departman müdürü olan
personele uygulanıyordu. Göreve başladıktan sonra da -uygulamaya
devam edildi. Bu uygulama mukavelede buna dair herhangi bir hüküm
bulunmasına bakılmaksızın yapılıyordu. İdare Heyeti nisbetleri
istediği zaman değiştirebilir, hatta kaldırabilir."
Önündeki şahadeti değerlendiren Bidayet Mah-kemesi, lojman veya lojman tahsisatı alma ve davalıya ait işletmelerdeki hizmetlerden indirimli istifade etme hakları ve bu hakların kaybı neticesi davacının uğradığı zarar ziyan ile ilgili olarak hükmünde şöyle demiştir:
"Davacı daha göreve baş-lamadan evvel İdare Meclisi
kararıyle, davacının statüsünde olan personele sözleşmede buna
dair hüküm olup olmadığına bakılmaksızın lojman tahsis edilmekte,
yapılan toplam harcamalar üzerinden %50 indirim yapılmakta olduğu
davalı tarafı-ndan bilinmekte idi. Davacının göreve başlaması ile
onun da bu hallerden istifade edeceği, zamanından evvel de
sözleşmenin ihlâl edilmesi halinde de bu haktan kaybedeceği yine
davalı tarafından bilinmekte idi. Nitekim davacı işe başladıktan
- sonra işine son verildiği tarihe kadar kendisine lojman tahsis
edilmiş, yaptığı harcamalar için de %50 indirim yapılmamıştır.
Davalı şirketin genel Müdür Yardımcısı Erdal Camgöz de bu hususu
teyit etmiş, davacının statüsünde olan person-ele sözleşmede hüküm
olmamasına rağmen lojman tahsis edilmediğinde tavanın 1800TL
olmak kaydıyle brüt maaşın %20 karşılığının lojman tahsisatı
olarak ödenmekte olduğunu açıklamıştır. Davacı işine zamanından
evvel son verilmekle lojman i-le harcamalar üzerindeki
indirimlerden faydalanmasının da engellendiğine hiç şüphe yoktur.
Davacı lojman tahsisatı kaybının 13350TL harcamalar üzerindeki
indirimlerden kaybının da 8896TL, olduğunu söylemiş müdafaa bu
miktarların fazla o-lduğunu iddia etmemiştir. Bütün şahadet
ışığında bu miktarların makul olduğu kanaatindeyiz ve bu
miktarlar için davalı aleyhine hüküm verilmesi gerekmektedir:"
Bidayet Mahkemesinin bu husustaki olgular ile ilgili bulguları huzurundaki şahad-etle desteklenmekte olup hatalı değildir. Tezekkür edilip kararlaştırılması gereken husus Bidayet Mahkemesinin bu olgulara uyguladığı kanuni prensiplerde hata edip etmediğidir.
İşine haksız olarak son verilen bir kişinin işverenden genellikle almağa -hakkı olduğu zarar ziyan kaybetmiş olduğu maaş veya ücret tutarıdır. Buna ilâveten işine son verilmesi neticesi kaybettiği sair menfaatler için de zarar ziyan alabilir. Mamafih, işverenin sözleşme uyarınca vermekle mükellef olmadığı menfaatların kaybı için- zarar ziyan istenemez.
Bidayet Mahkemesi ihtilâf konusu olan menfaatların kaybı için davacıya zarar ziyan verirken Manubens v. Leon (1919) 1 K.B.D. p. 208'de verilen kararı örnek almıştır. O davada taraflar arasındaki sözleşmeye göre davacı bir berb-er yardımcısı olarak davalıya çalışacak ve buna karşılık haftalık ve aynı zamanda yapılan tahsilât üzerinden komisyonluk ödenecekti. Davalı tarafından davacının işine haksız olarak son verilmesi üzerine Mahkeme davacının kaybettiği haftalık ve komisyonluğa- ilâveten davacının müşterilerden aldığı ve işine son verilmesi neticesi kaybettiği bahşişler için de zarar ziyan almağa hakkı olduğuna karar verdi. Mahkeme bu kararı verirken taraflar arasındaki sözleşmenin davacının müşterilerden bahşiş almasına müsaade -edeceğine dair zımni bir şartı içerdiğine ve binaenaleyh sözleşmenin kırılması neticesi davacının bu bahşişlerle ilgili bir kayba uğrayacağını tarafların sözleşme yapıldığında bildiğine kanaat getirdi.
Bir sözleşmenin herhangi zımni bir şartı içerip -içermediği tarafların istihraç edilebilen niyetine ve sözleşmeyi çevreleyen ahvale bağlıdır. Çoğu kez bir şartın bir sözleşmeye dahil olduğu o kadar aşikârdır ki sözleşmede zikredilmemesine rağmen sözleşmenin zımni bir parçası olduğu kabul edilebilir. Bu g-ibi bir durumda Mahkeme, sadece aşikâr olduğu nedeni ile sözleşmede zikredilmesine taraflarca lûzum görülmediğine kanaat getirirse böyle bir şartı sözleşmenin zımnen içerdiğine karar verir.- Gör: Chitty on Contracts, 23. baskı, Cilt I, s. 697, p.696.
- Bu meselede sözü edilen menfaatlar davacı işe başlamazdan önce davacı statüsündeki personele tanınmıştı. Müstenif, bu menfaatları davalının istediği an kaldırabileceğini iddia etti. Bu böyle olmakla beraber gerçek şudur ki bu menfaatlar dava ile ilgili sü-re zarfında kalkmamış ve halen de davacı statüsündeki personel bunlardan yararlanmaktadır.
Sözü edilen menfaatların davacı statüsündeki personele daha önceden tanındığı, davacı işe alındığında bu gibi personelin bu menfaatlardan yararlanmakta olduğu -ve sözleşmeyi çevreleyen sair ahval göz önünde tutulduğunda sözü edilen menfaatlardan, kaldırılıncaya değin, davacının da istifade edeceğine dair bir şartı taraflar arasındaki sözleşmenin zımnen içerdiği ve davacının işine sözleşmeye aykırı son verildiği t-akdirde davacının bu menfaatlar ile ilgili bir kayba uğrayabileceğinin taraflarca sözleşme yapıldığında bilindiği anlaşılmakta ve Bidayet Mahkemesinin bu mealdeki bulgusunun hatalı olmadığı gözükmektedir. Bu böyle olduğuna göre de Bidayet Mahkemesi sözü ed-ilen menfaatların kaybı için davacıya zarar ziyan vermekle doğru hareket etmiştir.
Yukarıda söylenenlerden anlaşılacağı gibi müstenif yaptığı istinafta muvaffak olmamıştır.
Netice itibarı ile istinafın reddolunması ve istinaf masraflarının müst-enif tarafından ödenmesi gerektiği görüşündeyim.
Salih S. Dayıoğlu: Sayın Yargıç Şakir Sıdkı İlkay'ın vermiş olduğu hükümle hemfiırim.
Ahmet İZZET:
Sonuç olarak istinaf oy çokluğu ile reddolunur. İstinaf masraflarını istinaf eden ödeyecektir.
(Ahm-et İzzet) (Şakir Sıdkı İlkay) (Salih S.Dayıoğlu)
Yargıç Yargıç Yargıç
25 Mayıs, 1978
Full & Egal Universal Law Academy