-D.34/89 Yargıtay/Hukuk 2/89
(Dava No. 2524/87; Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: Salih S. Dayıoğlu, Niyazi F. Korkut, Celâl Karabacak.
İstinaf eden: Kıbrıs Kredi -Bankası Ltd., Lefkoşa.
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: 1. Etaco Ltd, Lefkoşa.
2. Esman Ali Serener, Lefkoşa.
3. Gülgün Serener, Lefkoşa.
- (Davalılar)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Menteş Aziz.
Aleyhine istinaf edilenler namına: Kıvanç M. Rıza.
H Ü K Ü M
Salih S. Dayıoğlu: İş-bu istinaf tam kadrolu Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 7.12.1988 tarihinde verdiği hükümden yapılmıştır. Olgular taraflar arasında ihtilâf konusu olduğu cihetle, tarafların iddialarına, ibraz ettikleri şahadete ve İlk Mahkemenin yaptığı bulgular ile vardığı sonu-ca sıra ile değinmeyi uygun gördük.
Davacı (istinaf eden) Kıbrıs'ta bankacılıkla iştigal eden bir şirkettir. Bütün ilgili zamanlarda davalı 1 (aleyhine istinaf edilen 1) davacının müşterisi idi. Davalı 2 ve 3 (aleyhine istinaf edilen 2 ve 3) bütün ilgili- zamanlarda davalı 1'in sırasıyla direktör ve sekreteri idiler. Açtığı bir dava ile davacı davalılardan bazı taleplerde bulundu. İleride talep takririne atıfta bulunacağımız cihetle bu talepleri talep takririnde serdedildiği şekilde aktarmayı uygun bulduk:-
"1. Davalı no. 1 takriben 13 Ocak 1987 tarihinde ve/veya o tarihlerde Davalı No.2 ve 3'ün kefaleti ile ve mesum bir borç senedi ve/veya bir borç senedi tahtında Davacı Şirketten ilk talepte ödenmek üzere 77.500,000TL (Yetmiş yedi milyon beşyüz bin Tl) bo-rçlandı ve söz konusu borç için davaya ek listede gösterilen makineleri KKTC Şirketler Mukayyitliğinde yaptığı terhin işlemi ile Davacı lehine terhin eyledi. Davalı No.1'in söz konusu borç gereğince 30.6.1987 itibarı ile borç bakiyesi 84,811,420TL'sıdır. S-öz konusu borç 13.2.1987 tarihine kadar %24 ve 13.2.1987 tarihinden itibaren %48 faiz taşımaktadır.
2. Davalı No.1 keza Davacı banka nezdinde açtırdığı 3363 sayılı çek hesabında da 5.4.1986 tarihinden 19.8.1987 tarihine kadar yaptığı borçlanma ve ödemel-er neticesinde 60,650,313.81TL (Altmış milyon altı yüz elli bin üçyüz on üç Tl 81 Kr.) 19.8.1987 tarihi itibarı ile bakiye borcu bulunmaktadır. Söz konusu borç da 13.2.1987 tarihine kadar %24 ve 13.2.1987 tarihinden itibaren %48 faiz taşımaktadır.
3. Dav-alı No.1 keza yetkili direktörü olan Davalı No.2'nin imza yetkisi ile Davacı banka nezindeki ticari mevduat hesabından da 31.8.1987 tarihi itibarı ile D.M. 17,385.21 (Alman Markı onyedi bin üç yüz seksen beş. yirmi) borçlu bulunmaktadır."
Davacı talep ta-kririnin sair kısımlarında davalıların yukarıda birinci talep olarak gösterilen borç için muhtelif eşya veya makineleri ayrıca teminat olarak gösterdikleri, talepte görülen miktar ödenmediği için bununla ilgili olarak hüküm ve ayrıca rehin olarak verilen e-şyaların aleni müzayede ile satışı için mahkemenin bir emir vermesini talep etti. Keza davacı, yukarıda 2. ve 3. talep olarak aynen aktarılan taleplerde sözü edilen miktarların muacceliyet kesbettiğini iddia ederek bunlar için de hüküm talep etti.
Davalı-lar 11.3.1988 tarihinde dosyaladıkları müdafaa takriri ile özetle şu iddialarda bulundular:
1. Davacının birinci talebinde sözünü ettiği senet mersum borç senendi değildir çünkü söz konusu senette öngörülen faiz miktarı %9'dan fazladır.
2. Alelade bir -borç senendi olarak nitelendirilmesi gereken bu senet geçersizdir çünkü ivaz olarak gösterilen ve davalı 1'e ödendiği ifade edilen 77,500,000TL hakikatte davalı 1'e ödenmemiştir. Alternatif olarak bu senet geçerli addolunsa dahi, bunun taşıyacağı faiz azam-i %9'dur.
3. Davacının 2. talebi de hukuken geçersizdir çünkü 3363 no'lu hesabın açılması için davalı 1'in Yönetim Kurulunun bu hususta bir kararı yoktur. Halbuki davalı 1'in tüzüğüne göre şirketin borçlandırılması için Yönetim Kurulunun kararı olması ger-ekir.
4. 3363 no'lu hesap geçerli addolunsa dahi davacının faiz alma hakkı yoktur çünkü taraflar faiz hususunda herhangi bir anlaşma yapmadılar.
5. Davacının DM 17,385,21 ile ilgili 3. talebi de geçersizdir çünkü:
Davalı 1 bu veya herhangi bir miktarı -davacıdan borçlanmadı.
Borçlanmamışsa bile bu geçersizdir çünkü borçlanması için Yönetim Kurulu Kararı yoktur.
Yapılan işlem Tl dışında bir para birimi ile yapıldığı cihetle yapıldığı zamanki mevzuata aykırı olduğu gerekçesiyle geçersizdir.
Her halûkard-a bu hesap faiz taşıyamaz çünkü böyle bir anlaşma taraflar arasında yapılmadı.
Davalıların müdafaasına davacı 7.4.1988 tarihinde Müdafaaya Cevap Takriri verdi. Bu takrirde davacı özetle:
Davalıların müdafaa takririnde ileri sürdüklerini reddetti.
Davalı-lardan her üç talep altında talep edilen miktarlar için faiz talep edebileceğini ve bunun yasal olduğunu ve bu hususun davalıların ve/veya davalı no.1'in kabul ettiğini iddia etti.
Duruşma 31.10.1988 tarihinde başladı. 2.11.1988'de devam eden duruşma esna-sında meydana çıkan bir takım şahadet ışığında, davalılar müdafaa takririn tadil etmek ihtiyacını duydular ve bu doğrultuda müracaatta bulundular. Davacı tarafından yapılan itiraza karşın duruşma 4.11.1988'e ertelendi ve Mahkeme tadilât istidası yapılacaks-a bunun 3.11.1988'e ö.e. saat 9.00'a kadar yapılmasını, itirazname dosyalanacaksa bunun da aynı gün 4.30'a kadar dosyalanmasını emretti. Davalılar 2.11.1988 tarihinde tadilat istidasını dosyaladılar. Çekişmeli geçen tadilât istidasının duruşmasından sonra- İlk Mahkeme müdafaa takririnin tadil edilmesine izin verdi.
Tadil edilmiş şekliyle müdafaa takriri davacıya 8.11.1988'de verildi. Bununla davalılar eski müdafaa takririnde ileri sürdüklerine ek olarak aşağıdakileri iddia ettiler:
14.1.1987 tarihli borç- senedi davalı 1'in sadece bir direktörü tarafından imzalandığı için geçersizdir.
Konu 77,500,000TL davalı 1'e verilmediği ve ayrıca başka maksatlar için kullanılacağı davalı 2 veya 3'ten gizlendiği cihetle kefaletleri de geçersizdir.
Tadil edilen müdaf-aa takririne davacı 14.11.1988 tarihinde cevap verdi. Verilen bu cevap daha öncekinden her yönüyle çok farkıldır. Davacı istinafın duruşmasında bunlar üzerinde durduğu ve önemli oldukları için bunları da özet olarak aktarmak yerinde olacaktır.
1. Fasıl 15-0 Faiz Yasası'nın yürürlükten kaldırılması ve faiz oranlarının yeniden belirlenmesi ile mersum borç senetlerinde yıllık %9 faizi öngören Fasıl 149'un 78. maddesi zımnen ilga edildi. İlgili zamanda en yüksek faiz oranı %24 idi. Hal böyle olduğuna göre, konu- senet mersum senet olmaktan çıkmaz.
2. 77,500,000 Tl davalı 1'e veya yetkili vekiline veya direktörüne "verildi ve/veya ödendi".
3. Senet davalı 1'in tüzüğüne uygun bir şekilde imzalandı. İkinci bir direktörün imzalanması gerektiği iddiası reddolundu.
-4. Faiz oranları zaman be zaman değiştiği için davacının ilkin yılda %24, 13.2.1987'den 4.3.1988'e kadar yılda %48, 4.3.1988'den sonra ödeme tarihine karar da yılda %68 faiz almağa hakkı vardır.
5. 3363 no'lu hesap için tarafların faiz hususunda yazılı -anlaşma yapmadıkları doğrudur ancak bu hesabın faiz taşıyacağı davalı 1'in direktörüne söylediği veya bu gibi hesaplarda fazi talep edildiği bilindiği cihetle davalı 1 faiz ödemeyi zımnen kabul etti.
6. Her halûkarda, bankacılık teammül veya genel ticari- usul ve geleneklerine göre bu gibi hesaplarda yürürlükte olan en yüksek faiz oranı tahakkuk ettirilir.
7. D.M. 17,385,21 konusu ise davalı 1'in isteği üzerine açılan 122400 DM'lık akreditifin bakiyesinden ibarettir. Bu akreditife karşı davalı 1 sadece 1-05,234.69DM ödedi. Talep edilen 17,385.21 DM aradaki farktır. Bu miktar da makul olarak %14 faiz taşır.
8. Davalı 1'den talep edilen DM alelade bir borçlandırma değildir. Daha önce davalı 1'in ödemeği taahhüt ettiği ve açılmasını istediği akreditifin ger-i kalanıdır. Her halûkarda 17,385,21 DM karşılığı olan Türk Lirası için hüküm almaya hakkı vardır.
Yapılan duruşma bir aya yakın zaman aldı. Neticede İlk Mahkeme 7.12.1988'de hükmünü verdi. Hükmünde İlk Mahkeme,
13.1.1987 tarihli senedin (a) öngördüğü -faiz oranının %9'un üzerinde olması ve (b) sözü edilen senedin davalı 1 tarafından iki tanık huzurunda imzalandığının kanıtlanamadığı gerekçeleriyle, mersum bir borç senedi olmadığı,
Emare olarak ibraz edilen 13.1.1987 tarihli senette davalı 1'in 77,500,0-00TL'nı nakden aldığı beyan edilmesine rağmen gerçekte bu parayı almadığı, bu paranın davalıların arzusu hilâfına veya direktifleri olmaksızın yine davalı 2 ve davalı 3'ün sırasıyle direktör ve sekreteri oldukları başka bir şirket olan Ebenco Ltd. hesabına- aktardıldığı, bu nedenle Emare 8'de belirtilen ivazın gerçekleşmediği, bu yüzden davalı 1'in sorumlu olmadığı, esas borçlu olarak gösterilen davalı 1'in sorumluluğu olmadığına göre davalı 2 ve 3'ün kefaletinden de söz edilemiyeceği,
3363 nuamralı hesapta- davalı 1kâh alacaklı kâh verecekli duruma düştüğü, alacaklı durumda iken ona davacının faiz vermediği, verecekli duruma düşer düşmez önce %24 sonra da %48 faiz tahakkuk ettirdiği, faiz üzerinde anlaşma olmadığı, bu durumda davacının net alacağının 43,353,-228 TL olduğu ancak davalı 2 ve 3'ün bundan sorumlu tutulamayacakları,
Davacının davalı 1 nam ve hesabına ve onun talimatıyle Indus Rayon Mills isimli bir şirkete ödediği para ile ilgili işlemde davalı 2 ve 3'ün herhangi bir kefaletinin söz konusu olamaya-cağı, davacının davalı 1'in borcunu ödemekle ona kredi verdiği veya onu borçlandırdığı anlamının çıktığı, oysa ilgili zamanda meriyetteki mevzuatın bir banka durumunda olan davacının davalı 1'e yabancı para ile kredi vermeğe müsait olmadığı
bulgu ve yargı-sına vardı ve daha önce özetlendiği gibi sadece davalı 1 aleyhine 43,353,228TL için hüküm verdi.
İlk mahkeme, davacının birinci talebini reddettiği cihetle, bu talebe dayanıklık eden ve terhin edilen emtianın aleni müzayede ile satılmasına ilişkin talebi-ne değinmedi.
Davacının istinaf ihbarnamesine geçmeden önce bir hususa değinmek istiyoruz. İstinafın duruşması esnasında, tarafların Mahkememize aktardıkla-rından anladığımız kadarıyle, davacı, lehine verilen 43,353,228TL'lık hüküm tahsilât için rehin ol-arak verilen emtia üzerine bir menkul mal müzekkeresi çıkarttı ancak davalı 1 sözü edilen 43,353,228TL'lık hüküm ile bunun üzerinden hüküm tarihinden itibaren tahakkuk ettirilen %55 yasal faizi ödediği için menkul mal müzekkeresi de haliyle icra edilmedi.
-
Davacı İlk Mahkemenin hükmünden istinaf etti. Dosyalanan istinaf ihbarnamesi 22 sebep içermektedir. Bazıları içiçe, bazıları ise istinafın duruşmasında birlikte ele alındığı cihetle, bunları aşağıda gösterildiği şekilde özetlemek mümkündür. Şöyle ki:
İl-k Mahkeme, davanın duruşması esnasında, davalı 1 tarafından yapılan tadilât istidasına itibar etmemesi gerekirdi, çünkü tadilât istidası Emir 25'e göre yapılmadı. Bu bir yana, tadilât istidasını davalılar talep ettiği halde davacıya masraf verilmedi.
İlk -Mahkeme Emare 8 (13.1.1987 tarihli senet)'i mersum borç senedi olarak bulmamakla hata etti çünkü;
-Fasıl 149 madde 78'de öngörülen %9 faiz Fasıl 150 Faiz Yasası'nın öngördüğü azami faizdi. Fasıl 150 31/83 sayılı Merkez Bankası Yasası ile zımnen ilga edildi. 31/83 sayılı Yasa altında çıkarılan kararnamelerle azami faiz nisbetleri ilgili zamanda %24'e yük-seltildi.
-Emare 8'in davalı 1 tarafından iki tanık huzurunda imza edilmediği bir olgu meselesidir. Böyle bir olgu müdafaa takririnde iddia edilmediği gibi Emare 8'in iki tanık huzurunda imza edilmediği İlk Mahkeme huzurunda ihtilâf konusu dahi yapılmadı.
Her halûka-rda senedin iki tanık huzurunda ayni anda imzalanması gerekmez. Senette iki tanığın bulunması yeterlidir.
Davalı 1 senette 77,500,000TL nakden aldığını kabul ettiğine göre, bunun aksine bir yargıya varmakla İlk Mahkeme hata etti.
77,500,000TL'nın Ebenco -Ltd. hesabına aktarılması davalı 1 veya yetkili vekili olan davalı 2 tarafından istendi. İlk Mahkemenin bunun aksine bir bulguda bulunması hatalıdır.
İlk Mahkeme 77,500,000TL ve bu miktar üzerinden 13.1.1987'den 13.2.1987'ye kadar yıla %24, 13.2.1987'den -4.3.1988'e kadar yılda %48 ve 4.3.1988'den ödeninceye kadar yılda %68 üzerinden faize hükmetmekle hata etti.
İlk Mahkeme terhin edilen emtianın aleni müzayede ile satılmasını emretmemekle hata etti.
İlk Mahkeme 3363 numaralı çek hesabı için davalı 1'in y-ürürlükteki mevzuatın izin verdiği en yüksek oranda faiz ödemesine emir vememekle hata etti çünkü böyle bir faizin ödeneceği husunda zımni bir anlaşma vardır veya her halûkârda bu tür hesaplarda faiz ödeneceği banka teamülündedir.
Davacının davalı 1'in di-rektifi ile onun nam ve hesabına ödediği 1738,21DM için veya muadili olarak TL için hüküm alamayacağına dair İlk Mahkemenin hükmü hatalıdır çünkü;
-bu alacak akredidiften doğan bir alacaktır ve dolayısıyle alelade bir borçlandırma olarak nitelendirilemez.
-DM yerine TL olarak talep etmemesi Mahkemenin TL olarak hüküm vermesini engellemez.
Davacı, istinafın duruşması esnasında davada yapılan ve yukarıda iktibas edilen ve 3363 numaralı çek hesabı ile 17,385,21 DM'lık akreditife ilişkin talepleriyle davalı 2 v-e 3'ün sorululuğu bulunamdığı, dolayısıyle İlk Mahkemenin onların aleyhine bu taleplerle ilgili olarak hüküm verilemeyeceği doğrultusundaki kararının doğru olduğunu kabul etti.
Öte yandan davalılar Emir 35 nizam 10 altında bir yazılı ihbar dosyalayarak -özetle, İlk Mahkemenin davalı 1 aleyhine 43.353.228TL'na hükmederken bunun hüküm tarihinden itibaren %4 faiz yerine %55 yasal faiz taşıyacağına hükmetmekle ve davayı davalı 2 ve 3 açısından reddettiği halde onlar lehine masraf emri vermemekle hata ettiğin-i ileri sürdüler.
Davacı tarafından ileri sürülen ve yukarıda özeti verilen istinaf sebeplerine karşı davlıların görüş ve iddialarına o sebepleri incelediğimizde değinmeyi uygun bulduk.
İlkin davacının 1. istinf sebebini ele alalım.
Bu konuda davacın-ın esas şikâyeti, tadilât isteminde bulunurken davalıların Emir 24'e sıkı sıkıya uymamalarıdır. Diğer bir deyişle, davacı davalıların istidalarında müdafaa takririnin hangi maddesini tadil etmek istediklerini önceden belitmeli ve emir alınması halinde onda-n sonra tadil edilmiş şekliyle müdafaa takririni vermeleri gerekirdi. Halbuki önümüzdeki meselede bu yapılmadı. Davacıya göre bu durumda İlk Mahkeme tadilât istidasına itibar etmemeliydi.
Tadilâtla ilgili Emir 25'in gayesi, 1. nizamından da görüleceği gi-bi, taraflar arasında gerçek ihtilâfın bir sonuca vardırılması için taraflara, davanın herhangi bir safhasında, karşı tarafa adaletsizlik yapmamak koşuluyla takrirlerini tadil etmek imkânı vermektir. Bu meslede Emir 25'e sıkı sıkıya uyulmadığı bir gerçek -olmakla birlikte, bu keyfiyetin davacıya ne gibi bir zarar tevlit ettiğini anlayamadık. Tadilâtın içeriği davacının bilgisine, mahkeme kararına uygun olarak, zamanında getirildi. Davacı istenen tadilâtın ne odluğunu gördü ve buna itirazname de dosyaladı. B-undan davacının olumsuz yönde etkilenmediğini söylemeğe imkân yoktur. Bundan başka sadece usulsüzlükten şikâyet eden davacı Emir 64 nizam 2 uyarınca da harekete geçebilir ve davaların tadilât istidasını bertaraf ettirme yoluna de gidebildirdi. Bunları yapm-ayan davacının özellikle taraflar arasında esas ihtilâfa hiç etkisi olmayan ve tamamen usule ilişkin bir usulsüzlükten şikâyet etmeye hakkı yoktur. Bu bir yana, davacı itirazname dosyalamakla o konuda yeni adım atmış da oldu. Bu istinaf sebebi altında dava-cının diğer şikâyeti, İlk Mahkemenin tadilât istidasında lehine masraf emri vermediğidir. Genel ilke odur ki, bir taraf tadilât istidası yaparsa karşı taraf masraf almaya hak kazanır. Bu nedenle davacının bu noktadaki şikâyeti yerindedir. Ancak davalı 2 ve- davalı 3'ün de masraf hususunda şikâyetçi olduklarını dikkate alarak bu konuyu daha sonra ele almayı uygun bulduk.
2. istinaf sebebi:
Bu istinaf sebebinde ilkin Emare 8 olan 13.1.1987 tarihli senedin mersum bir borç senedi olup olmadığının incelenmes-i gerekir. Mersum borç senedi Fasıl 149 Sözleşmeler Yasasında madde 78'de şöyle tarif edilmektedir:
"78. A "bond in customary form" is a promise in writing made by one person to another signed by the maker in the presence of at least two witnesses themse-lves competent to contract, engaging to pay, on demend or at a person specified therein, together with interest at a rate fixed therein no exceeding nine per centum per annum and, in the event of any legal proceedings tehreon, the costs thereof, and statin-g teherin the consideration for which it s given.
The person who makes the promise is called the "debtor"; the person to whom the promise is ma-de is called the "creditor"."
Yukarıda alıntısı yapılan 78. maddenin içeriğinden de görüleceği gibi bir senedin mersum borç senedi olabilmesi için, sair şeyler meyanında, öngördüğü faiz oranının %9'u geçmemesi özelliğini taşıması gerekir. Mersum borç sen-etleri sıkı bir tefsire tabi tutulur. Bunun da nedeni yine Fasıl 149 madde 80'de görülmektedir. Bu madde aynen şöyledir:
"80. Whenever any legal proceeding are taken on a bond in customary from, the contents of such bond shall be conclusive evidence of t-he facts therein stated:
Provided that in any such proceeedings it shall be a good defence to rpove that the signature of the debtor or of any other prty to the bond is not in fact the signature of such debtor or party or that the bond has been obtained -by, or in circumstances amounting to, coercion or fraud."
Görülebileceği gibi mersum borç senedinin muhteviyatı kesindir. Diğe-r bir ifade şekliyle, 80. maddede belirtildiği gibi, mesum borç senedinde ileri sürülebilecek müdafaalar dışında, senedi imzalayan kişi gerçekte belirtilen parayı almamışsa bile bunu bir müdafaa olarak ileri sürmekten kanunen menedilir. Yargıtay/Hukuk 72/8-7, D.27/88 sayılı içtihat kararında 78. maddenin sıkı bir tefsire tabi tutulması gerektiğini Mahkeme vurgulamıştır. Bu kararda Mahkeme sayfa 5'te şunları söyledi:
"2. hususa gelince; Akitler Yasasının 78. maddesi hükümlerinin sıkı bir şekilde uygulanması- gerektiği görüşündeyiz.
Bizi bağlayıcı olmmakla beraber Rum Mahkemesinin Loukis Papastratis v. Takis G. Economou (1970) 1 C.L.R. davasında p.11 at 15'de şöyle denmektedir:
'In our view the provisions of section 78 have to ve strictly complied with if -a bond is to be a bond in customary form; and this view is strengthened by the kind of provisions set out in sections 79 and 80 of Cap.149.
Moreover, it has to be borne in mind, tha a bond in customary form is granted by the Limitation of Action Law (Cap-. 15) a much longer lease of life, for purposes of proceedings based on it, than ordinary bonds, and for this reason, too, we think that it is quite important that formalities regarding a- bond in customary form should be fuly complied with.'
Rum tarafının bu kararı Spillers Ltd. v. Cardiff (Borough) Assessment Committee (1931) 2 K.B. 21 at 43'teki Lord Hewart'ın görüşlerine dayanmaktadır ve biz de bu görüşleri paylaşmaktayız."
Keza Yarg-ıtay/Hukuk 14/79'da bu konuda sayfa 3'te Mahkeme şunları söyledi:
".... Mersum bir borç senedinin 80. maddede belirtilen özellikleri ve bu gibi senetlerin diğer senetlerden ayrı olarak çok daha uzun bir hayatiyete sahip olması 78. maddede yer alanların k-esin bir şekilde yerine getirilmesini kaçınılmaz kılar kanısındayız.
İlk Mahkeme Emare 8'in iki nedenle mersun borç senedi olmadığını buldu. Bunlar özetle; (a) Faizin %9 üzerinede oluşu ve (b) senedin iki tanık huzurunda imzalanmaması. İlkin senedin iki -tanık huzurunda imzalanmadığı konusunu ele alalım.
Müdafaa takririnin 1(a) paragrafı bu senedin geçersiz olduğunu çünkü "diğer şeyler meyanında sözü edilen senette öngörülen faiz oranının senede %9'dan fazla olduğunu" ileri sürdü. Müdafaa takririnin hiçb-ir yerinde bu senedin yüzünden görüldüğü gibi iki tanık huzurunda imzalanmadığı doğrultusunda bir iddiada bulunulmadığı gibi, İlk Mahkeme önünde de bu konuya hiçbir şekilde temas edilmedi. Esasa ilişkin bir olgu olduğu halde lâyihalarda yer almayan, usulü -veçhile konusu dahi edilmeyen bu hususun İlk Mahkemece kendiliğinden ele alınması kanaatımızca hatalıdır ve davacının bu istinaf sebebinde haklı olduğunun kabul edilmesi gerekir.
Faiz konusuna gelince; Emare 8'de öngörülen miktarın senede %24 olduğu tart-ışma konusu değildir. Davacıya göre, Fasıl 149 madde 78 yürürlüğe girdiğinde Fasıl 150 Faiz Yasasına göre azami faiz oranı %9 idi. Fasıl 150 Faiz Yasası ise 31/83 sayılı Merkez Bankası Yasası ile yürürlükten kaldırıldı. Merkez Bankası Yasasının 29. maddesi-, Maliye Bakanlığının uygun mütalâası ve Bakanlar Kurulunun kararı ile Merkez Bankasını, sair şeyler meyanında faiz oranlarını tesbit etmekle yetkili kıldı. Bakanlar Kurulu bu doğrultuda 25.10.1984 tarihli Resmi Gazetenin Ek IV'ünde A.E.50 tahtında yayınla-nan bir karar aldı ve 1.11.1984'den itbaren yürürlüğe girmek kaydıyle sair şeyler yanında, bankalar tarafından verilecek krediler için azami faiz oranını %24 olarak saptadı. Davacıya göre, bu durum Fasıl 149 madde 78'de öngörülen %9 faiz oranını zımnen ilg-a edip onun yerine %24'ü kaim kıldı.
Davalılar ise, bunun aksini savundu ve her halûkarda Bakanlar Kurulu kararının ultra vires olduğunu iddia ettiler.
Kanaatımızca, davacının görüş ve iddialarına katılma olanağı yoktur. Hemen belirtmekte yarar vardır -ki, Fasıl 149 Sözleşmeler Yasası ile Fasıl 150 Faiz Yasası iki ayrı yasa olup düzenledikleri alanlar, bazı durumlarda ilişkili olsalar bile, tamamen farklıdırlar. Fasıl 149 madde 78'de azami faiz oranı diye bir ibare geçmemektedir. Orada belirlenen %9 faiz-, %5 veya %6 da olabilirdi. Ayrıca, Fasıl 149 1.1.1931 tarihinde yürürlüğe girdi. Oysa azami faizin %9 olmasını sınırlayan Fasıl 150 Faiz Yasası 16.11.1944'de yürürlüğe kondu. Bu da, davacının iddiasının aksine, Fasıl 149 madde 78'de belirlenen %9 faiz, 16-.11.1944'de yürürlüğe giren ve akit gibi işlemlerde faiz olması halinde bunun yıllık %9'u geçemeyeceğini düzenleyen Fasıl 150 Faiz Yasasından önce yürürlükte idi. Diğer bir ifade şekliyle, 78. maddede görülen %9 Faiz Fasıl 150 Faiz Yasasından ötürü konmamı-ştır. Aslında bunun pek de önemi yoktur. Önemli olan faiz oranlarının değişmesine rağmen yasa koyucunun 78. maddedeki faiz oranını değiştirme yoluna gitmemiş olduğudur. Davacı Mahkemeden 78. maddede görülen "yüzde dokuz" sözcüklerini "yüzde yirmi dört" ola-rak değiştirip o şekilde okumamızı istedi. Bu isteme itibar etmek kendimizi yasa koyucunun yerine koymak olur ki, hukuk sistemimiz buna cevaz vermemektedir.
Belirtmekte yarar vardır ki, 7.4.1989 tarihinde yürürlüğe giren 21/89 sayılı Sözleşmeler (Değişik-lik) Yasası ile mersum borç senedinin taşıyabileceği faiz oranı KKTC Merkez Bankasınca saptanan yıllık kredi faiz oranını aşmayan bir miktar olarak belirlendi.
Bu durumda Emare 8'de öngörülen faiz oranı %9'un üzerinde olduğu gerekçesiyle Emare 8'in mersu-m borç senedi addedilmesine olanak yoktur ve İlk Mahkeme bu doğrultuda karar vermekle hata etmiş değildir.
Emare 8 mersum bir borç senendi olmadığı ve alelade bir borç senedi olduğuna göre, davalılar bu senette "nakten" aldıkları yazılan 77,500,000TL'nı -gerçekte almadıklarını iddia etmek hakkına haizdirler. Bu da bizi 3, ve 5. istinaf sebeplerine götürür.
3, 4. ve 5. istinaf sebepleri:
Emare 8'in davalı 1 tarafından imzalandığı, davalı 2 ve davalı 3'ün davalı 1'e kefil oldukalrı, ayrıca emarede öngö-rülen borca rehin olarak bir takım eşyaların terhin edildiği açıktır ve bu hususta Mahkeme önünde şahadet mevcuttur. Bu durumda, 77,500,000TL'nın gerçekte davalı 1'e ödendiğinin kanıtlanması gerekir. Davacı emare 8 ve hatta emare 11'i ibraz edip orada görü-len imzaların davalı 1'e ait olduğunu kanıtaldıktan sonra senette yazılan "nakden istikraz eyledim, borcumdur" ibaresi ışığında ilk etapta uhdesine düşeni yaptığı söylenebilir. Ne var ki, davalı 1 de ta baştan bu paranın kendisine o senette görüldüğü gibi- "nakden" ödenmediğini iddia etmiştir. Paranın ödendiğini iddia eden, diğer bir ifadeyle, olumlu iddiayı yapan davacı olduğuna göre, bunun isbatı da ona düşmektedir. Davacı tarafı duruşmanın belirli bir safhasına kadar bu paranın davalı 1'e nakden verildi-ğini iddia ederken, daha sonra bu paranın aslında davalı 1'in ve/veya vekili durumunda olan davalı 2'nin talimatı ile Ebenco Ltd'e aktarıldığını veya yatırıldığını iddia etti. Davalı 1 ise parayı nakten almadığı gibi, bunun Ebenco Ltd.'e aktarılması veya y-atırılması için de talimat verilmediğini iddia etti.
Bu iki zıt görüş ve iddia ile karşılaşan İlk Mahkeme, neticede davalı 1'e inandı ve paranın ödenmemesi sonucu Emare 8'deki ivaz gerçekleşmediğinden davacının bu talebini reddetti.
İlk Mahkemenin böyl-e bir bulguya varması için önünde yeterli şahadet olup olmadığına bakalım.
İlkin bu konuda takrirlere göz atmakta yarar vardır. Davacı talep takririnde davalı 1'in borçlandığından söz ederken, tadil edilmiş şekliyle müdafaaya verilen cevapta, bu paranın -"davalı 1'e ve/veya yetkili vekili ve/veya direktörüne verildi ve/veya ödendi" diye söz edilmektedir. Bu konuda, şahadet veren davacının müdür muavini zabıtların mavi 75'inde ilk sorgulamasında (examinatiom in chief) şöyle dedi:
" S. Davalılar yine iddia -edeler ki bu 77,500,000TL kendilerine ödenmedi.
C. 77,500,000TL kendilerine verildi. BU parayı alırlarken bize gereken makbuzları imza ettiler."
Mavi 80'de yine ilk sorgulamasında bu tanık şunları söyledi:
"S. Ve davalılar iddia ederler ki kefalet -senedinin Emare 9'un yani, ivaz verilmeden alındığını ve daha doğrusu tek tek sorayım, bu soruyu ne dersiniz? Emare 9'a ivaz verilmeden alındığını ve ivazsız olduğunu iddia ederler.
C. Karşılıksız değildir.
S. 77,500,000TL'yi veremdiniz diyorlar?
- C. Verdik."
Bu tanık mavi 88'de istintakında bu konuda şunalrı söyledi:
C. Bizim elimizde mevcut ve Mahkemeye ibraz edilen kayıt ve makbuzlara göre nakit almıştır."
Mavi 89'da ise şunalr göze çarpıyor:
C. Benim elimdeki belgelere göre bu para n-akit oalrk verildi. Ancak ben bu para kendisine verilirken görmedim. Gidip takip etmedim vezneden.
S. Bu paranın ödenmesine siz mi yetki verdiniz?
C. Evet ben ve başka bir arakadaşım.
S. Bu paranın ödenmesine davaclı 1 yerine başkasına ödenmesine -davalıalrdan herhangi biri yetki verdi mi, yetki aldınız mı?
C. Hayır.
S. Verme bize dediler mi ve başkasına ver?
C. Hayır.
Davalılar iddia ederler ki bu parayı siz kendilerine vermediniz banka olarak?
C. Biz verdik.
Ben size derim ki bu parayı- siz Ebenco diye bir şirketin aına yatırdınız davalıalrın arzusu hilafına?
Hayır.
S. Ebenco diye bir şriket var mı sizde?
C. Vardır.
Ben size derim ki Davalı 1'e vereceksiniz diye yaptırdınız ve Ebecoya aktardınız.
C. Aktarmadık.
S. İstiyor musunuz b-unu tetkik edesiniz?
C. Bizim aktarmalar bir hesaptan başka bir hesaba bu şekilde yapılmıyor. Fakat ben Ebenconun hesabını tetkik etmedim.
S. Ben size terkar derim ki siz bu parayı davalılara verecekmişsiniz gibi gösterdiğiniz Ebenco Ltd'in hesabına yatır-dınız.
C. Ben buna pek ihtimal vermiyorum. Ancak Mahkemeyi de yanıltmak istemiyorum. Ebenco'nun hesabını tetkik edebilirim. Ve Mahkemye daha sağlıklı bilgi verebilirim. Ancak saat 3.30''ur. Ambarda olabilir, eski bir muameledir. Büyük ihtimalle hemen tetk-ik edemem.
..................
Av. Kıvanç Bey: Tehirden yararlanarak Ebenco'nun Kasım 1985'ten 2 Ocak 1988 Aralık'ına kadar olan hesaplarını buldum. Bunlar sizin bankanın bana gönderdiği evraklardır.
Şahit: Şu anda bankanın evrakalrını görüyorum.
......-...........
S. Bu para bu adama nakit olarak verildiği görülmekle birlikte bu para Ebenco'nun hesabına aktarılmış olabilir mi?
C. Hayır. orada görülen yatırımlar ile borçlandırma arasında herhangi bir bağlantı yoktur, borçlandırılan miktar nakit olarak a-lınmıştır. Diğeri bir yatırımdır, nasıldır, bilmiyorum.
Yukarıdakilerden de görüleceği gibi, davacının tutumu 77,500,000 TL'nın davalı 1'e nakit olarak ödendiği olmuştur. Öte yandan davalı 1'in veya direktör veya vekil sıffatıyle davalı 2'nin ta baştaki -tutumu bu parayı iddia edildiği gibi nakit olarak almadığı ve Ebenco Ltd. hesabına yatırılan bu paranın yatırma işleminin kendi direktifi ile olmadığı doğrultusunda idi. Bu da tarafların şahadetlerinin tutarlılığı açısından bu konuda davalı 2'nin şahadetin-in daha tutarlı olduğunu göstermektedir. Vaktaki yatırımları gösterir belgeler Mahkemeye ibraz edilince 13.1.1987 tarihinde davacının veznesinde ödenecek 77,500,000TL'nın mevcut olmadığı görüldü bunun üzerine paranın aslında davalı 1'e veya onun nam ve hes-abına davalı 2'ye nakit olarak ödenmediği, ancak onun direktifi uyarınca Ebenco Ltd.'in hesabına aktarıldığı iddiası ortaya atıldı. Elebette ki belirli bir miktar para fiili olarak el değiştirmeden bir hesaptan diğer bir hesaba aktarılabilir ve bu işlemler- kağıt üzerinde gözükse bile bu işlemin geçerliliğine halel gelmez, yeter ki aktarma işlemine ilgili şahıs veya şahıslar rıza göstersin veya bu doğrultuda talimat versin. 77,500,000TL'nın davalı 1'e nakit olarak verilmediği sabittir. Bu husus geç de olsa d-avacı tarafından kabul edilmektedir. Şimdi de pul masrafları v.s. gibi giderler çıktıktan sonra bu paranın Ebenco Ltd. hesabına aktarılması işleminin davalı 1'in talimatı veya izni ile yapılıp yapılmadığı kalır. Bu paranın davalı 1 veya davalı 2'nin talima-t veya direktifi veya rızası ile yatırıldığı veya aktarıldığına ilişkin iddia talep takririnde hiç ileri sürülmedi. Yargıtay olarak birçok kez vurgulandığı gibi, talep takririnde ileri sürülmeyen hususlarda şahadet verilemez, verilse bile, bunlar dikkate a-lınamaz. Bundan hareketle, davacının bu konudaki iddialarına salt takrirler açısından itibar etmek olası değildir. Ancak davalılar tarafından bu doğrultuda ileri sürülen hukuki itirazı bir an gözardı ederek ve dava konusu miktarın büyük bir miktar olduğunu- da dikkate alarak, bir olgu olarak böyle bir talimat veya iznin davalı 1 veya onun nam ve hesabına davalı 2 tarafından verilip verilmediğine de bakılmasında yarar gördük.
Yine duruşma zabıtlarına dönersek bu konuda şunları görürüz. Mavi 89'da davacı ban-kanın müdür muavini bir ara bu parayı Ebenco Ltd. hesabına aktarıldığını dahi reddetti. Bu husus daha önce yapılan alıntıdan da görülebilir. Bunu bir an için gözardı edersek, bir hesaptan diğer hesaba olan aktarma işleminde takip edilen yöntem hakkında şah-adetin yine davacının müdür muavininden geldiğini görürüz. Bu hususta bu tanık, zabıtların 91. sayfasında şöyle dedi:
"S. Ebenco'nun veya başka bir şirketin hesabına para yatırılırken lodgement doldurulur mu?
C. Doldurulur.
S. Ve imzalar mı yatıran?
-
C. Genellikle imzalar.
S. Ebenco'nun hesabına yapılan bu yatırım ile ilgili lodgement var mı?
C. Muhakkak bankada vardır.
S. Bulabilir misiniz?
C. Evet."
Mavi 110'da ise bu tanık yine aktarmalarda uygulanan yöntemle ilgili olarak şunları söyledi-:
"S. Bankamıza müracaat eden bir kişi size talimat vermeden bir hesaptan bir hesaba para aktarır mısınız?
C. Kişi olarak mı?
S. Kişi veya şirket.
C. Kendi hesabı ise, aynı kişi ise ve kendi kendine ise, o kişinin verdiği sözlü talimatı kabul ed-eriz. Ancak ayrı kişiye yapılacaksa yazılı talimat isteriz. Yani herhalûkarda talimat isteriz. Birinde şifahi, diğerinde yazılı talimat ararız."
Yukarıda yapılan aktarmalardan, bir kişinin - ki bu tüzel kişi de olabilir - birkaç hesabı varsada bir hesapta-n diğer hesaba aktarmalar şifahi direktifle de yapılabilir. Ancak, aktarmalar değişik kişilerin hesaplarına yapılacaksa talimat yazılı olur. Bu meselede davalı 1, Ebenco Ltd'den ayrı bir tüzel kişidir. Her ikisinin direktörünün aynı kişi olması hukuki duru-mu değiştirmez. Bu durumda davacının ibraz ettiği şahadete göre de uyulması gerekli yönteme uyulmamıştır. Bu husus da davalı 1'den talimat aldığı hususundaki davacının iddiasına gölge düşürür.
Öte yandan davalı 1'in hesabından Ebenco Ltd.'in hesabına akt-arma yapılması için yatırım fişi (lodgement) kesildiği, yatırım fişlerini aktarmayı yapanın "genellikle" imzaladığı daha önce yapılan alıntıdan anlaşılmaktadır. Halbuki, Emare 19 olarak ibraz edilen yatırım fişinde "parayı yatıran"ın karşısında imzalnması -gerekli yer boştur.
Yine şifahi şahadete dönecek olursak, davacı tanığı olan müdür muavininin mavi 94'de bu konuda söyledikleri son derece ilginçtir. Tanık şöyle dedi:
"S. Bu parayı sizden ne yapmak için borçlandı Ataco Ltd.
C. Şirketin faaliyetlerin-i genişletmek için.
S. Yani size Ebenco'nun hesabına yatır demedi.
C. Söylemedi."
Yukarıdaki alıntı yalnız başına davacının iddiasına itibar etmenin tehlikeli olabileceğini göstermeğe yeterlidir.
Ne kadar ilginçtir ki, davacı tarafının celbettiği -tanıklar davalı 1'in ilgili parayı Ebenco Ltd.'e aktarması için talimat verdiğini esas sorgulamalarında söylemediler. Sadece davalı 2'nin istintakında (mavi 149) bu doğrultudaki talimatın davalı 2 tarafından veznedar veya Havva Hanım isimli bir şahsa veri-ldiği iddia edildi. Davalı 2 ise bunu reddetti. Bu konuda sözü edilen tanıkların şahadetlerine niye müracaat edilmediğini anlamakta güçlük çekmekteyiz. Bir taraftan davacı talimat verildi diyor ve talimatın kimin tarafından ve kime verildiğini de söylüyor.- Öte taraftan davalı 2 bunu kesinlikle reddediyor ve buna rağmen davacı talimatın verildiği iddia edilen kişi veya kişilerin müstahdemleri oldukları halde, tanık olarak celbetmiyor veya hiç olmazsa celbetmeyişi makul bir şekilde izah etmiyor. Bu durumda zi-hinlerde beliren şüpheleri davacı lehine almak mümkün değildir. İhtilâflı şahadet olduğu zaman özellikle isbat külfeti kendisinde olan bir tarafın elinde iddiasını destekleyecek (substantiate) şahadet olması ve makul izahat yokluğunda bunu ibraz etmemesi o- tarafın aleyhine alınması gerekli bir husus olduğu Philippo Charalambous v. Sotiriz Demetriou 1961 CLR s.14'de daha sonra Baş Hakim olan merhum M. Zekâ Bey tarafından vurgulanmıştı. Bu davada sayfa 18'de Zekâ Bey şunları söylemişti:
"Assuming that in th-is particular appeal reference could be made to the increased powers of this Court by virtue of section 25(3) of the Courts of Justice Law, in the light of the local conditions obtaining in this Island I am inclined to engraft some principle so as to disco-urage a trial judge from acting on the uncorroborated evidence of a single witness, especially when he is a aprty to the proceedings, in cases where it appears that the judge is not throughly satisfied with such evidence or although coroborative evidence -is available, such evidence is not forthcoming and the failure toa dduce such evidence is not satisfactorily explained bythe party in default."
Bizi bağlamamakla birlikte yukarıdaki görüşlerin Rum tarafınca da paylaşıldığı gözükmektedir. Gör.- Sofoclis M-amas v. The 'Arma' Tyres 1966 C.L.R. Part I p.158. Keza gör: Yargıtay/Hukuk 4/89 D.25/89 Erensoy V. Mustafa Göncüler ve Birleştirilmiş Yargıtay/Hukuk 53/88 ve 54/88 D.22/89 Mustafa Ertem V. Edith Lilian Reed.
Davacının bir başka iddiası da, davalı 1'in 77-,500,000TL borcu olduğunu kabul ettiği ve hatta tahakkuk eden faizler için Emare 25 çeki kestiğine ilişkindir. Bu çek davalı 1 tarafından kesilen bir çekti ve miktarı 10,291,280TL'dır. Davalı 2 bu çeki bir takım havaleler veya akreditifler için kestiğini i-ddia etti. Çekin tarihi 15.7.1987'dir. Davacının bu iddiasını iki nedenle kabule şayan bulmadık:
1. Davacı tarafından tutulan ve davalı 1'in hesap pusulasında "faiz 1987 Aralık'tan sonra alınacaktır" denmektedir. Bu gerçekse, 15.7.1987 tarihinde ödenen me-blağ faiz olamaz. Her ne kadar da davacı avukatı, taraflar arsında varılan anlaşmaya uyulması halinde faizin Aralık 1987'den sonra başlayacağını ve uyulmaması halinde faizin talep edilebileceğini söylemişse de bu husus ibraz edilen şahadetin hiçbir yerinde- gözükmemektedir. Ayrıca böyle bir iddia takrirlerde de yer almamaktadır. Davacı avukatı tarafından bu konuda söylenenleri şahadet yokluğunda dikkate almamıza olanak yoktur.
2. 10,291,280TL'nın faizi olarak verildiği iddiası bir an için kabul edilecek olu-nsa dahi Emare 25 olarak ibraz edilen çekteki bu miktarın 77,500,000TL üzerinden o güne kadar tahakkuk eden faizi temsil etmesi maddeten imkânsızdır, çünkü takrirlerinde iddia edildiği gibi faiz oranının uygulanması halinde Emare 25'in verildiği 15.7.1987 -tarihine kadar olan faizin bizim yaptığımız hesaplara göre şöyle olması gerekir:
13.1.1987'den 13.2.1987'ye kadar %24 faizden
77,500,000 x 24 x 1 = 1,550,000TL
12
13.2.1987 itibarıyle ana para olan 77,500,000 +1,550,000 faiz = 79,050,000TL
14.2.1987'den- 15.71987'ye kadar %48 faizden
79,050,000 x 48 x 5 = 15,810,000TL
12
Yukarıya çıkarılan basit hesaptan da görüleceği gibi davacının iddiası bu durumda varit olamaz.
Bütün bunların yanında, davalı 1'in baştan beri bir iddiası vardır. O da 77,500,000TL'nı- kendi inkişafı için talep ettiğidir. Bu husus daha önce yapılan alıntıda davacı tanığı tarafından da kabul edilmektdir. Yapılan bu istikrazın tümünün Ebenco Ltd.'e aktarılması ile, makul bir izahat yokluğunda, bunun davalı 1'in inkişafını nasıl gerçekleşt-ireceğini anlamak zordur. Bu safhada parantez açıp çok detaya girmeden şahadetten çıkan bir takım gerçeklere parmak basmak gereğini duyuyoruz.
Davalı 2 ile davalı 3, Ebenco Ltd. isimli bir şirketin sırasıyle direktörü ve sekreteridirler. Bu şirketin dava-cı nezdinde bir hesabı vardı ve bu şirkete davacından 15,000,000TL'na kadar para çekme yetkisi tanınmıştır. Hal böyle olmasına rağmen, şirket kendisine tanınan limiti çok aşmış ve borcu 92,365,882.73 TL'yi bulmuştur. Bu limitin nasıl bu kadar aşıldığını an-lamak güçtür ancak bu husus konumuz dışıdır. Aradaki farkın kapanması çin 77,500,000 TL'na ihtiyaç vardı. Aradaki küsurat mavi 92'de yine davacının tanığı tarafından izah edilen pul masrafı v.s. harçlarıdır. Ebenco Ltd.'in 92 milyona karşılık sadece 15 mil-yonluk bir teminatı vardı. Gerisi teminatız bir alacaktan ibaretti. 15 milyonluk limitin aşımasına davacının yetkili organlarının izin verdikleri de gözükmemektedir. Davalı 2'nin bidayetten iddiası davacının, Ebenco'dan teminastız alacağını davalı 2 ve dav-alı 3'ü kefil almak suretiyle davalı 1'ı borçlanmış olarak göstereceği şeklinde idi. Davanın seyri ve ibraz olunan şahadet ışığında davalı 2'nin bu iddiasının makul olmadığını söylemek son derece zordur.
Bundan başka davalı 1 veya davalı 2'nin böyle bir -talimat verip vermediği bir olgu meselesidir. İlk Mahkemelerin yaptığı bulgulara Yargıtayın genellikle müdahalede bulunmakta çekingen davrandığı da geçmiş birçok içtihat kararalrında vurgulanmıştır. Bu meselede, yukarıda serdedilen iddia ve olgular ışığınd-a İlk Mahkemenin en azından böyle bir talimatın davalı 1 veya davalı 2 tarafından verilmeiği bulgusuna varabilmesi için önünde yeterli şahadet olmadığını söylemeğe imkân yoktur.
Netice itibarıyle, 77,500,000TL davalı 1 veya onun nam ve hesabına davalı 2'-ye ödenmediğinden, ayrıca davalı 1 veya onun nam ve hesabına hareket eden davalı 2 tarafından talimat veya direktif verilmeden bu para Ebenco Ltd. hesabına yatırıldığından veya aktarıldığından, ve bu yatırım veya aktarma işlemi de davalı 1 veya davalı 2 ta-rafından tasvip edilmediğinden Emare 8 senette öngörülen ivaz yerine getirilmedi ve bu senetten ötürü davalı 1'in mesul tutulması olanaksızdır. Asıl olan kişi mesul olmadığına göre, ona kefil giren davalı 2 ve davalı 3'ün sorumlulukalrından söz etmek de ol-ası değildir. Bu doğrultuda karar vermekle İlk Mahkemenin hata etmediği açıktır. Netice itiabrıyle, bu istinaf sebeplerinin reddolunması gerekir.
6. istinaf sebebi:
Davacı ancak 3, 4 ve 5. istinaf sebeplerinde başarılı olması halinde bu istinaf sebe-binde haklı olabilirdi. Terhin senedi Emare 8'de görülen borca karşı verilmiş bir senetti. İvazın gereçekleşmemesi sonucu senet geçersiz olduğuna göre bunun için verilen terhin senedi üzerinden herhangi bir yargıya varmak olanaksızıdır. Bu yüzden olacaktır- ki İlk Mahkeme bu konuya hiç temas etmedi. Bu nedenle, bu istinaf sebebinin de reddolunması gerekir. Esasen davacı da istinafta bu sebeplerin ele alınmasının ancak 3, 4 ve 5. istinaf sebeplerinde başarılı olması halinde söz konusu olabileceğini teslim ett-i.
7. istinaf sebebi:
Davalı 1'in davacı nezdinde 5.4.1986 tarihinde 3363 numaralı bir çek hesabı açtırdığı, ayni gün bu hesaba toplam 38,114,696 TL yatırdığı, bu hesaptan zaman be zaman para çektiği gibi para da yatırdığı, 12.9.1986 tarihine kadar dav-alı 1'in bu heaspta alacağı olduğu, ancak 12.9.1986 tarihinden itibaren "overdraft" çekmeğe başladığı ve dolayısıyle verecekli duruma düştüğü şahadetten sabittir. Davalı 1 alacaklı durumda iken lehine faiz tahakkuk ettirilmediği, verecekli duruma düştükten- sonra borcuna 12.2.1987 tarihine kadar %24, 13.2.1987 tarihinden itibaren %48 faiz tahakkuk ettirildiği Mahkemeye ibraz edilen şifahi ve belgesel şahadetten sabit olmuştur. Ayrıca bu borcun faiz taşıyıp taşımayacağı ve taşıyacaksa oranın ne olacağı hususu-nda taraflar arasında yazılı ve şifahi herhangi bir anlaşma olmadığı da taraflarca kabul edilmektedir. Bütün ilgili zamanlarda davalı 1 bu hesaba 694,950,791,83TL yatırdı, 738,304,020.64TL da çekti. Bu durumda davalı 1'in net borcu 43,353,228TL'dir. İlk Ma-hkeme faiz konsunda anlaşma olmadığından hareketle, davacı lehine sadece sözü edilen 43,353,228TL için hüküm verdi. Davacı talep takririnde bu borcun neye istinaden faiz taşıyacağı hususunda hiçbir iddiada bulunmadı. Tadil edilmiş şekliyle müdafaaya verdiğ-i cevapta faiz hususunda taraflar arasında sarih bir anlaşma olmadığını kabul etti. Ancak;
Faiz alınacağının davalı 1 veya vekiline söylendiğini,
Böyle bir hesabın açılmasıyle taraflar arasında zımni bir anlaşma olduğunu ve bu zımni anlaşmaya göre faiz o-ranının mevzuatın öngördüğü en yüksek oran olduğunu;
Bankacılık teamüllerine göre bu tür hesaplarda makul faiz tahkkuk ettirildiğini ve makul faizin ise mevzuatın öngördüğü en yüksek faiz oranı olduğunu
ileri sürdü.
İstinafın duruşmasında ise, davacı sa-dece zımni anlaşma ve bankacılık teamülleri üzerinde durdu.
Buna mukabil davalı 1 şu iddialarda bulundu:
Taraflar arasında zımni anlaşma veya bankacılık teammülleri hususundaki iddialar ilk defa tadil edilmiş şekliyle müdafaaya verilen cevapta yer aldığ-ı cihetle, bunlar dikkate alınamaz.
Dikkate alınacak olsa bile, Bakanlar Kurulunca 94 sayılı ve 25.10.1984 tarihili Resmi Gazetenin Ek IV'ünde ilân edilen faiz oranlarına ilişkin karar 31/83 sayılı Merkez Bankası Yasaının 29. maddesine aykırı olarak alınd-ığı cihetle geçersizdir.
Bakanlar Kurulu kararı yukarıda (b)'de iddia edildiği gibi geçersiz (ultra vires) bulunmaması halinde ve banka teammülü kabul edilecekse, uygulanacak faiz oranının %9 olması gerekir.
İlkin davalı 1'in yukarıda (a) altında özetlen-en iddiasını ele alalım, çünkü davalı 1'in iddiasının kabul edilmesi halinde davacının iddialarının incelenmesi gerekmez. Davalı 1 görüş ve iddiasını Emir 19 nizam 14'e dayandırdı. Bu nizam aynen şöyledir:
"14. No pleading shall, except by way of amendme-nt where leave to amend has been granted, raise any new ground of claim or containa ny allegation of fact inconsistent with the provious pleadings of the party pleading the same."
Bizdeki Emir 19 nizam 14'ün İngiltere'deki muadili ise E.18/10/1'dir. (Gör.-- Supreme Court Practice 1970 Vol. I s.256).
Yukarıya çıkarılan emir 19'un 14. nizamının içeriği dikkatlice incelenecek olursa, bir tarafın müdafaaya verdiği cevaptaki iddiaları ile aynı tarafın daha evvel verdiği talep takririnde yer alan iddiaların çel-işkili olmaması gerekir. Kanaatimizce, davacının esas talep takririnde zımni bir anlaşma veya bankacılık teammülünden bahsedilmemekle birlikte, davalıların müdafaalarını tadil etmesini müteakip davacının verdiği cevapta bunları iddia etmesinde bir enegle y-oktur. Davacının talep takririnde faiz talep ettiği bir gerçektir. Cevabında ise bu faizin nereden kaynaklandığını belirtmektedir. Bu meselede, Cevapta serdedilenlerin talep takririnde yer alanlarla bağdaşmadığı söylenemez. Olsa olsa bunlar talep takrirind-eki iddiaların tamamlayıcısıdırlar. Odgers on Pleading & Practice 14. baskı sayfa 230'da şunlar yer almaktadır.
"The plaintiff must therefore be careful not to join issue merely, where, he ought to allege new facts in his facts in his reply; for a joiner -of issue only contradicts the facts alleged by the defendant."
Yukarıdaki nedenlerden ötürü, davalı 1'in bu iddiasında herhangi bir mesnet görmüyoruz. Bu durumda davacının yukarıda (b) ve (c) altında özetlenen iddialarını incelememiz gerekir.
İlkin bu -koundaki şahadete bakalım. Zabıtların mavi 132'sinde davalı 2 bu konuda istintak esanasında şunları söyledi:
"S. Niçin bozarlardı?
C. Çok para kazanırdı benden.
S. Nasıl?
C. Çok faiz, komisyon alırdı benden çok şeyler yaaprdı.
S. Faiz alırdı.
C.Faiz -anlaşması yoktu bunlar ile.
S. Faiz anlaşması olup olmadığını sormadım, faiz keserler miydi senden?
C. İşlerdi.
S. Faiz aldıklarını bilirdin?
C. Hesaptan alırlardı.
S. Faizi niçin alırlardı madem anlaşmanız yoktu?
C. Onlara sor.
S. Onlar diyor ki faiz anl-aşmanız vardır.
C. Onlara sorun.
S. Anlaşmanız olamdığı halde niçin alırlardı?
C. Alırlardı.
S. Bilirdiniz faiz aldıklarını?
C. Söyledi.
S. Bir an düşünelim ki usulsüz alırlardı. Şikâyette bulundunuz mu? Niçin faiz alırsınız diye?
C. 3363'te bulunmadım.
S.- Diyelim ki 30 milyon birşey eksiye düştünüz. Faiz alacaklarını usulsüz olarak bilirdiniz değil mi?
C. Yasal faiz, legal.
Mahkeme şahide: ne demek istersiniz, miktarı mı yoksa haklarını mı kasredersiniz.
Şahit: Yasal faizi alacaklardı.
S. Yasal faiz %50 is-e onu alacaklardı demek istersiniz.
C. Rakam yok, yasal faiz.
S. %9 ise 9.
C. Evet."
Yukarıdaki alıntıdan da görülebileceği gibi, davalı 1, 3363 sayılı hesap için davacının faiz alacağını biliyordu. Bu durumda davacının iddia ettiği gibi zımni bir anlaşm-anın var olduğunun kabul edilmesi veya davalı 1'in faiz talep edilen bu sistemde hesap açmakla bunu kabul ettiği sonucuna varılması gerekir. Muvafakat (acquiesence) hususunda Pagets Law of Banking 5. baskı sayfa 67'de şunlar yer almaktır:
"There is no com-mon law right to charge even simple interest on an overdraft. The claim could, however, be supported on the gorund of universal custom of bankers. Where the customer has acquiesced in the system under which the interest is charged that would also justify t-he claim."
Şimdi de bu oranın ne olması gerektiğinin saptanması gerekir. Banka teamüllerine göre bu tür hesaplarda hangi orand-a faiz uygulandığı hususunda şahadet yoktur. Ancak, Halsbury's Laws of England Vol.2 s.229 para.427'de bu gibi durumlarda teamülün bankaların makul oranda basit faiz uygulandığı doğrultusunda olduğu hususundadır.
İlgili kısım aynen şöyledir.
"By the un-iversal custom of bankers, a banker has the right to charge simple interest at a reasonable rate on all overdraft."
Davacı ise makul faiz oranının zaman be zaman yürülükteki mevzuat ile kredilere ödenmesi öngörülen azami faiz oranı olduğu iddiasındadır. -Davacıya göre, bu miktar 12.9.1986'dan 13.2.1987'ye kadar %24, 14.2.1987'den sonra ise %48'dir. Krediler için öngörülen azami faiz oranı Bakanlar Kurulunun aldığı 1.H-815-84 sayılı karar ile %24 olarak saptandı. Ne var ki davalılar bu kararın 31/83 sayılı -Merkez Bankası Yasasının 29. maddesine aykırı olarak (ultra vires) alındığını iddia etti. 31/83 sayılı Yasanın 29. maddesi aynen şöyledir:
"29. Banka, mevcuat kabulünde ve her türlü kredi işlemlerinde alınacak ve verilecek en yüksek faiz oranları ile tem-in edilecek öteki menfaatlerin ve tahsil edilecek masrafların mahiyet ve en yüksek oranlarını ve mevduatta vade müddetlerini tayin ve bunların yürürlük zamanlarını tesbit eder. Bu hususlar Bakanlığın uygun mütalâası ve Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe -girer."
Bu maddenin içeriğinden açıklıkla görülebileceği gibi, bankalarca uygulanacak faiz oranları Merkez Bankası tarafından saptanır. Bu maliye işlerinden sorumlu Bakanlığın uygunluk mütalâası vermesi halinde, Bakanlar Kurulu saptanan faiz oranlarının -yürürlüğe gireceği tarihi karar almak suretiyle saptar. 25.10.1984 tarih ve 94 sayılı Resmi Gazete Ek IV Karar No. 5.H-815-84 tahtında yayınlanan bir kararla yeni faiz oranları saptandı. Bu karar aynen şöyledir:
" 31/1983 Sayılı Yasa
Madde 29 Altında Kar-ar.
Bakanlar Kurulu, 31/1983 sayılı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Merkez Bankası Yasasının 29. maddesinin kendisine verdiği yetkiyi kullanarak aşağıdaki kararı aldı:
1. Bankaların mevduat kabulünde ve her türlü kredi işlemlerinde uygulayacakları yıllık -azami oranları aşağıdaki şekilde tesbit edilmiştir.
............................
B) Kredi faiz Oranları:
1. Genel olarakYıllık %24
2. İstisnalar:
Kontrollü Krediler
Tarım (Ayni) " %12
Tarım (Nakdi) " %18
Küçük Esnaf ve Küçük
Sanatkâ-r (Miktarı azami
1.5 Milyon TL'ye kadar
olan krediler) " %14 "
Davalı 1 bu kararın 31/83 sayılı Yasanın 29. maddesine aykırı bir şekilde alındığını (ultra vires) çünkü kararın 29. maddesinde öngörüldüğü gibi Merkez Bankası tarafında alınmadığın-ı iddia etti. Kanaatımızca davalı 1 bu iddiasında haklıdır. Ancak ne var ki, bu karar daha sonra 9.11.1984 tarih ve 99 sayılı Resmi Gazetetnin Ek IV'ünde sayfa 448'de yapılan bir "düzeltme" ile düzeltildi. Burada ilâve etmemiz gerekir ki, istinafın duruşma-sında kısa bir süre sonra bu davaya taraf olanların avukatları mesleklerine yaraşır bir şekilde davrandılar ve sözü edilen "düzeltme"yi Mahkemenin bilgisine getirdiler. Düzeltilmiş şekliyle 25.10.1984 tarihli karar şöyle oldu:
"Bakanlar Kurulu, 31/1983 s-ayılı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Merkez Bankası Yasasının 29. maddesinin kendisine verdiği yetkiyi kullanarak, Ekonomi ve Maliye Bakanlığının uygunluk mütalâası verdiği, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Merkez Bankasının mevduat kabulünde ve her türlü kred-i işlemlerinde alınacak ve verilecek en yüksek faiz oranları ile bunların yürürlük tarihlerini tesbit eden kararının yürürlüğe konmasına karar verir."
Bu durumda davalı 1'in bu iddiası ve dolayısıyle yukarıda (b) altında özeti verilen iddiası da varit ol-amaz. Davalı 1 tarafından çekilen "overdraftlar" üzerinden anlaşma olmamasına rağmen, bankacılık teamüllerine göre, daha önceden yapılan alıntıdan görülebileceği gibi, davacının "makul" bir faiz alması doğrudur. Bu da bizi "makul" faiz miktarının ne olması- gerektiği sorusu ile karşı karşıya getirir. Bu hususta davcı herhangi bir şahadet ibraz etmedi. İbraz edilen şahadet davalı 1'in "overdraft"ına bilfiil uygulanan faiz oranları idi. Davalı 1'e göre, davacının faiz almağa hak kazanması halinde, bunun %9'u g-eçmemesi icabeder. Bu durumda, en azından davalı 1'in iddiasının kabulü ile davacının 12.9.1986'dan itibaren 43,353,228TL üzerinden hüküm tarihine kadar yıllık %9 faiz almaya hakkı vardır. Bu nedenle bu istinaf sebebinin yukarıda belirtildiği şekilde kabul- edilmesi gerekir.
Şimdi de davacının son istinaf sebebinin incelenmesi gerkir. İlk Mahkemenin bu konudaki bulgusu aynen şöyledir:
"... Konuya ilişkin önümüzde ibraz olunan şahadet ve emareleri ve bilhassa Emare 13, 14, 15 ve 17'yi incelediğimizde bunun- Davalı 1 şirketin talimatı ile Pakistan'daki Indus Rayon Mills leyhine açılan bir akreditiften doğduğunu 122,400DM.'dan oluşan bu paranın hakikaten Davacılar tarafından Davalı 1 şirket hesabına, Davalı 1 şirketin talimatı ile Indus Rayon Mills'e ödendiğin-i ve Davalı 1'in Davacılar nezinde bu miktarı karşılayacak parası veya dövizi olmadığını, ve Davacıların bu parayı iyi niyetle ödemeleri neticesi Davalı 1'e 17,385,21 D.M. borç vermiş olduklarını doğru olarak kabul ederiz. Neticede Davacıların bu işlem net-icesi Davalı 1 şirketten 17,385.21 D.M. alacağı olduğu da sarihtir."
İlk Mahkeme davacı tarafından davalı 1 nam ve hesabına ödediği 17,385,21 D.M.'ı hukuken talep etmeğe hakkı olmadığı kanaatına varırken bu hususta şunları söyledi:
".. Davalıların konu-ya ilişkin müdafaa yönündeki iddialarının çoğunluğu bir yana, ortada duran ve göz ardı edilemeyecek bir gerçek vardır ki Davacılar Davalı 1 şirkete sözü edilen 17,385.21 D.M.'ı kredi olarak vermeye yetkili miydi yoksa değilmiydi? İlkin karara bağlanması ge-rken husus budur. Şayet iyi niyetle de olsa Davacıların davalı 1'e gösterdiği bu kolaylık mevzuata ters düşerse Davacıların bu talebini reddetmekten başka seçeneğimiz bizim yoktur. Konuya ilişkin mevuzat incelendiğinde esas yasanın 38/82 sayılı 30 Kasım 19-82 tarihli Resmi Gazetenin Ek-I'inde yayınlanan Para ve Kambiyo İşleri Yasası olduğu ve bunun 22/87 sayılı 1.6.1987 tarihli Resmi Gazetenin Ek-I'inde yayınlanan Para ve Kambiyo İşleri (Değişiklik) Yasası ile tadil edildiği görülmektedir. 22/87 sayılı Yasan-ın 4. maddesine bakıldığında bu yasanın 38/82 sayılı esas yasanın 3. maddesini kaldırarak yerine yeni bir 3. madde konmak suretiyle değiştirildiği görülmektedir. Buna göre diğer şeyler meyanında döviz kredisi temini Bakanlar Kurulunca çıkarılması gerken tü-zük ile düzenlenmesi gerektiği sarihtir. Buna istinaden Bakanlar Kurulunun 2 Kasım 1987 tarihli Resmi Gazetenin EK-3'ünde sayfa 1137'de başlayan bir tüzük yaptığı sarihtir. Bu tüzüğün sayfa 1144'de yer alan 8. maddesinin 8. paragrafı aynen şöyle demektedir-:
"Döviz kredilerinin türü, vadesi ve alım şartları Bakanlıkça çıakrulacak bir tebliği ile düzenlenmektedir."
Bu maddede öngörülen tebliğ, bizim yaptığımız araştırma neticesi henüz yayınlanmıştır ve yayınlandığı doğrultusunda ne Davacı ne de Davalı Avuk-atları bize herhangi bir doyurucu metin göstermemişlerdir. Bilâkis Davalı avukatı öngörülen bu tebliğin yapılmadığı doğrultusunda Mahkemeye beyanda bulunmuştur. Netice olarak Yasal durum o merkezdedir ki bugün bankalar yasal olarak döviz kredisi verecek du-rumda değildir. Dolayısıyle mevzuata ters verdikleri döviz kredilerini de yasal yollardan geri talep edemezler."
17,385.21 D.M.'ın davalı 1'in istemi üzerine açılan akreditiften dolayı olduğu ve bunun yine davalı 1 tarafından verilen talimat uyarınca öd-endiği hususunda İlk mahkemenin bulgus doğru ve yerindedir. Pakistan'a açılacak akreditifin D.M. ile olması da normaldir. Esasen davalı 1 ödenmesi için talimat verdiği gün 17,385,21 D.M. karşılığı olan TL'yi ödemekle mükellefti. Ancak davacı, ödediği bu mi-ktarı DM olarak talep etmesine yasal olanak yoktur. Ödenen 17,385.21 D.M.'ın bir döviz kredisi addolunması halinde davacı böyle bir krediyi yasal olarak veremezdi, çünkü İlk Mahkemenin de işaret ettiği gibi, değiştirilmiş şekliyle Para ve Kambiyo İşleri ya-sasının 3. maddesi döviz kredisi temini Bakanlar Kurulunca çıkarılacak tüzüğe bağlanmıştır. 2.11.1987 tarihli Resmi Gazetenin Ek III'ünde bu konuda AE 603 tahtında yayınlanan Para ve Kambiyo İşleri Tüzüğünün 8(8) maddesi de bu gibi döviz kredisi verilmesi- işlemini ilgili Bakanlıkça çıkarılacak bir tebliğe bağlamıştır. Böyle bir tebliğ ise, ancak 13.1.1989 tarih ve 4 sayılı Resmi Gazetenin Ek III'ünde yayınlanmış ve o tarihte yürürlüğe konmuştur. Sözü edilen tebliğin 1. maddesi aynen şöyledir:
"Yetkili B-ankalar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhriyeti'ndeki yerleşik kişilere döviz kredisi verebilirler."
Yukarıda izah edilen yasal durum muvacehesinde, davacının akreditif gereği ödediği dövizi döviz olarak talep etmesine olanak yoktur. Bunun aksini düşünmek yukarıda -atıfta bulunulan mevuzatın mevcudiyetini inkâr etmek olur. Ancak buna rağmen ortada bir gerçek vardır. O da davacının, davalı 1'in talimat ve direktifi ile 17,385.21 D.M. yasalara uygun olarak açılan akreditif için ödediğidir. Davalı 1 vecibelerini yerine -getirmiş olsaydı dövizin ödendiği tarih olan 31.8.1987'de davacıya 1DM=495.62 TL esası üzerinden (Gör: 4.9.1987 tarih ve 95 sayılı Resmi Gazete Ek III sayfa 514) yaklaşık 8,616,45TL ödemesi gerekecekti. Kanaatımızca, davacı bu miktarı almağa hak kazanmışır-. Davacı her ne kadar da telep takririnde 17,385.21 D.M. talep etmekte ise de, müdafaaya verdiği cevapta alternatif olarak TL de talep ettiğini dikkate alarak ve meselenin özelliklerini de gözönünde bulundurarak davacı lehine TL olarak hüküm verilebileceği- kanaatindeyiz. Bu durumda, bu istinaf sebebi kabul edilerek davacı lehine ve davalı 1 aleyhine 8,616,45 TL için hüküm verilmesi gerekir.
Davalıların karşı istemlerine gelince. İlkin masraf hususunu incelemeyi uygun bulduk. İlk Mahkeme davanın gereğinden- fazla uzamasına davacının sebebiyet verdiğini vurgulayrak masraflar için herhangi bir emir vermeyi uygun gördü. Daha evvel de değindiğimiz gibi, davalılar müdafaalarını tadil ettikleri vakit davacının tüm zai olan masraflarını ödemeleri gerekirdi ve İlk M-ahkemenin bu doğrultuda karar vememekle hata ettiğine inanıyoruz. Ne var ki İlk Mahkeme davalı 2 ve davalı 3'ün müdafaalarında başarılı oldukları halde, onların lehine de masraf emri vermedi. Anlaşılan İlk Mahkeme, davacı talebinin sadece bir kısmında başa-rılı olduğu ve davalı 2 ile davalı 3'ün de başarılı olmalarına rağmen davalı 1'le yakın ilişkileri bulunduğu nedenleriyle masraf vermemeyi uygun gördü. Davanın geçirmiş olduğu safahat, elde edilen hüküm miktarı, davalı 2 ve davalı 3'ün başarılı olmalarına -rağmen davalı 1'in direktör ve sekreteri oldukları ve sair faktörler dikkate alındığında, İlk Mahkemenin masraflar hususunda verdiği emrin keyfi olduğu söylenemez. Bu nedenle, gerek davacı ve gerekse davalılar tarafından yapılan masraflara ilişkin istinaf -sebepleri de reddolunur.
Davalı 1'in ihbarı ile ileri sürdüğü %55 faiz hususundaki görüşlerimiz ise şöyledir:
Bu istinaf sebebinde davalı 1'in iddiası özetle şöyledir:
Bu dava 16.9.1987'de açılmıştır. O tarihte yasal faiz oranı %4 idi. Hükmün verildi-ği günde yasal faiz %55 olmakla birlikte, hükme işlenecek faiz, davanın açıldığı tarihdeki yasal faiz oranı olmalıdır.
Yasal faiz ancak hüküm verilmesi halinde söz konusu edilebilir. Yargısal bir işlemde hüküm verilmeden yasal faizden söz etmek olası değ-ildir. Yasal faiz ile ilgili olarak 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının değiştirilmiş şekliyle 42(3) maddesi aynen şöyledir:
"Bu maddenin (1). fırkası uyarınca aksine hüküm verilmedikçe, her hüküm borçlunun, hükmün verildiği günden başlayarak son ödeme günü-ne kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Merkez Bankası Yaasının 25. maddesi uyarınca saptanıp yürülüğe konulan mevduat yıllık azami faiz oranında bir faiz ödemesini gerektirir."
Yukarıya çıkarılan fıkranın içeriğinden de görülebileceği gibi, yasal faizin -ödenmesi ancak hükmün verildiği günden itiabren söz konusu edilebilir. Bu durumda Yasanın değişik 42(3) maddesi açısından yasal faiz oranı hükmün verildiği tarihte geçerli olan faiz oranıdır. Önümüzdeki meselede hükmün verildiği tarih olan 7.12.1988'de 42(-3) maddesinin öngördüğü yasal faiz oranı %55 idi. Bu durumda hükme bu oranın işlenmesi doğrudur. Bu nedenle davalı 1'in isteminin reddolunması gerekir.
İstinafı sonuçlandırmadan bir hususa değinmek fayda mülâhaza ederiz. Yukarıda söylenenler ışığında 77,-500,000TL'nın Ebenco Ltd.'e aktarılması için davalılar tarafından talimat verilemdiği tebellür ettiğine göre, davacı davalı 1'in hesaplarını, 77,500,000TL'sı aktarılmış gibi muameleye tabi tutmakta veya bu doğrultuda gerekli tashihi yapmakta serbettir.
-Sonuç olarak istinaf davalı 2 ve davalı 3 için reddolunur. Davalı 1 için kısmen kabul edilir ve İlk Mahkemenin davalı 1 aleyhine 43,353,228,081 TL ile bu miktar üzerinden 12.9.1986 tarihinden hüküm tarihi olan 7.12.1988 tarihine kadar %9 faiz taşıyacağı %5-5 yasal faiz taşıyacağı kısmı aynen kalır. Ayrıca davacı lehine ve davalı 1 aleyhine 8,616,457 TL ve bu meblağ üzerinden bugünden itiabren ödeninceye dek %55 faiz için hüküm verilir. Davalıların istemleri ise reddolunur.
İstinaf masrafları için herhangi -bir emir verilmez.
(Salih S. Dayıoğlu) (Niyazi F. Korkut) (Celâl Karaabcak)
Yargıç Yargıç Yargıç
16 Haziran 1989
-
-
30
-
Full & Egal Universal Law Academy