-D.20/97 Yargıtay/Hukuk 2/97
(Dava No:2947/94;Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Taner Erginel, Metin A.Hakkı, Nevvar Nolan.
İstinaf eden : İsmail -Bodurhan, yetkili vekili ve/veya
yetkili temsilcisi Cemal Boran vasıtası ile Haspolat
(Davacı)
- ile -
Aleyhine istinaf edilen: Salih Ulular, H-18- Haspolat
(Davalı)
A r a s ı n d a.
Lefkoşa Kaza Matıkerııesirıin 2947/94 sayılı davada 30.5.1996 tarihinde verd-iği karara (Hüseyin Besirnoğlu Kaza Mahkenıesi
Kıdemli Yargıcı) karşı Davacı tarafından yapılan
istinaftır.
İstinaf eden naIııırıa: Avukat Ata Dayanç
Aleyrıine istinaf edilen namına: Avukat Türkây Saadetoğlu.
---------------------
H Ü K Ü M
T-aner Erginel: İlk Mahkenıe Davacıııın açtığı tahliye davasını reddetti. Davacı bu red kararına karşı önümüzdeki istinafı dosyalanııŞ bulunmaktadır ve İlk Mahkeme kararının hatalı olduğunu yani tahliye emri verilmesi gerektiğini iddia etmektedir.
-
İstinaf konusu davanın olguları özetle şöyledir.
Talep takririne göre Davacı Haspolatta H-18 numarada bulunan evi devletten yarım inşaat olarak kiraladı, evi tamir ederek oturulacak hale getirdi ve içerisinde oturmaya başladı. Davacının Devlet Emlak v-e Malzeme Dairesi ile yaptığı sözleşme her yıl yenilendiğinden Davacı uzun süre herhangi bir sorunla karşılaşmadı. 1993 yılında rahatsız
olup tedavi amacıyla yurt dışına gitmek zorunda kalan
Davacı evle ilgilenmesi için kayınpederi Cemal Boran'ı
vekil t-ayin etti. Davacının iddialarına göre Davalı Türkiye'den turist olarak gelmiş, kalacak yer arayan
parasız birisidir. Evin boş durduğunu dikkate alan Cemal Boran Davalıyı zor durumdan kurtarmak için ona evde kalma izni verdi. İzin 10 günlük olmasına rağmen- Davalı 10 günün sonunda evden çıkmadı. Cemal Boran evden çıkması için Davalıyı ikaz etmeye başladı. Davalı evden çıkma şöyle
dursun İskân Bakanlığına başvurarak eve sahip çıkma gayretleri içerisine Davacının iddiasına göre girdi.
Ocak 1994 ve muhtelif ta-rihlerde Davalıya iznin sona erdiği bildirildiği halde Davalı işgalci olarak evde oturmaya
devam etmektedir. 10.8.1994 tarihinde Davacı, avukatı
vasıtasıyla Davalıya bir ihbar göndererek evi tahliye
etmesini istedi. Davalının bu ihbarı da dikkate almama-sı
üzerine aleyhine önümüzdeki tahliye davası açıldı.
Davacının bu iddialarına karşı Davalının savunmalarını
üç başlık altında toplamak mümkündür.
Eve izinli cılarak girdiği iddiasına karşı Davalı
eve kira sözleşmesi ile girdiğini, Cemal Boran'la
-
Şubat 1994'de 1 yıllık kira sözleşmesi yaptığını ve ayda
1,500,000.TL kira ödediğini iddia etti.
İznin geri alındığı iddiasına karşı Davalı bu
iddiayı kabul etmedi ve herhangi bir ihbar almadığını
iddia etti.
Davalı yukarıdaki iki iddiasına ek -olarak Davacının
eve ilişkin haklarını yitirdiğini ve bu nedenle tahliye
davası açamayacağını öne sürdü. Müdafaa takririne göre
Davacı İngiltere'ye temelli olarak gittiği için ev üzerindeki haklarını kaybetmiş buluzımaktadır. Ayrıca Davacının devletle y-aptığı mukaveleye göre evi kiralama hakkı yoktur. Buna rağmen Davacı evi Davalıya kiralama yönüne gittiği için Davacının ev üzerinde herhangi bir hakkı kalmamıştır.
İlk Mahkemede yapılan duruşmada Davacının vekili Cemal Boran şahadet verdi ve 2 tanık din-letti. Davalı da şahadet vererek ve 2 tanık dinleterek savunmasını yaptı.
İlk Mahkeme tartışma konularında aşağıdaki bulguları
yaptı.
Davalının eve izinli girip girmediği konusu.
İlk Mahkeme Davalının 1 yıllık yazılı kira sözleşmesi yapıldıktan sonra e-ve girdiğini söylediğini, ancak bu sözleşmeyi ibraz edemediğini dikkate aldı. Davalının sözlü
bir kira sözleşmesi yapıldığı konusunda da inandırıcı
şahadet ibraz edemediğini belirten İlk Mahkeme Davalının
eve kiracı olarak değil izinli olarak girdiği -sonucuna
vardı.
2)İznin qeri alındığı konusunda Davalıya ihbar
gönderilip gönderilmediği konusu:
Bu konuda İlk Mahkeme kararında şöyle demektedir.
"Davalının dava konusu konutta izinli kalmakta olduğu bir hakikat olmakla birlikte bu iznin geri
alındığı-na dair huzurumda inanılır şahadet yoktur."
Davacı vekilinin Davalıyı evden çıkarmak için ikaz
ettiği, Davalı tarafından da kabul edilmektedir.
Tarafların bu konuda kavga ettikleri ve olayın polise
intikal ettiği de üzerinde tartışılmayan bir gerçektir.-
Buna rağmen İlk Mahkemenin sözlii ihbarın geçerli olmayacağı düşüncesi içinde oldıığu ve sözlü ihbarları dikkate almadığı
anlaşılmaktadır.
Yazılı ihbarın yapılmadığı konusuna gelince; Davacı
avukatı davayı açmadan önce 17.8.1994 tarihinde Davalıya
bir- ihbar göndererek iznin geri alındığını bildirme
girişiminde bulundu. İadeli taahhütlü gönderilen bu
ihbarın Davalı tarafından alındığına dair bir belge Mahkemeye sunuldu. Bu belgede Davalının imzası
görülmektedir. Buna rağmen Davalı ihbarı aldığını redd-etti
yani imzanın kendisine ait olmadığını iddia etti. İlk
Mahkeme imzanın Davalıya ait oldıığunıı Davacının isbat edemediğini düşünerek ihbarın yapılmadığı sonucuna vardı.
3) Davacının eve ilişkin haklarını yitirdiği iddiası:
İlk Mahkeme bu konu-da şöyle demiştir.
"Bu dava ikame edildiği zamanlarda Emare 2 olup 1.12.1994 - 30.11.1995 tarihlerini kapsayan mukavelenin
mevcut olmadığı gayet açıktır. Ancak Davacı ile devlet arasında daha
önceden yapılmış olan ve 30.11.l993 - 30.11.1994 tarihlerini -kapsayan
mukavele sözkonusu idi. Bu
mukavelenin yürürlükte olduğu bir zamanda davacı vekili dava konusu
konutu parasız olarak davalının kullanımına vermiş ve davalı dava
konusu konutun tasarrufunu bu şekilde almıştır. Davacının dava konusu
konut üzerin-de ilgili zamanlarda
yasal olarak ve mukaveleye dayanan
bir hakkı olduğunu doğru olarak kabul etmekteyim. Devlet bu güne kadar
davacı aleyhine bu mukavelenin iptal edildiği ile ilgili herhangi bir dava ikame etmemiştir. Bu nedenle
davalının bu konudak-i iddialarına
itibar etmek olası değildir."
Bu gerekçelerle İlk Mahkeme Davacının ev üzerindeki
haklarını yitirdiği iddiasını kabul etmedi.
Görüleceği gibi tarafların tartıştıkları üç konunun
ikisinde İlk Mahkeme Davacıyı haklı bulmuş, iznin geri
al-ındığına ilişkin ihbarın yapıldığı konusunda ise
Davacının iddiasını kanıtlayamadığı kanısına vararak
tahliye talebini reddetmiştir.
Bu karara karşı önümüzdeki istinafı dosyalayan Davacı
ihbarın gönderildiğinin kanıtlandığını, İlk Mahkemenin bu
konud-aki bulgusunun hatalı olduğunu öne sürdü. Davacı
avukatı istinafın duruşmasında İlk Mahkemenin Davalının
şahadetini güvenilir bulmadığını, her konuda Davacının lehinde bulgu yaptığını, sadece ihbarın gönderildiği konusunda yaptığı bulgunun olumsuz oldu-ğunu belirtti. Davalı avukatı da Davacı avukatının bu iddiaları çerçevesinde yanıt vererek ihbarın gönderildiğinin kanıtlanamadığını öne sürmekle yetindi. Davalı avukatı ihbarın yapıldığının kanıtlanması durumunda İlk Mahkemenin tahliye emri vermesi gerekt-iğini ifade etti.
Taraflara göre istinafta karar verilmesi gereken konu tek olmasına rağmen daha sonra Mahkeme heyetinde Davacının eve ilişkin haklarını yitirdiği iddiasının da incelenmesi gerektiği görüşü hakim oldu. Bu nedenle bu konu üzerinde
de dura-rak görtişlerimi belirtmem gerekiyor. Sırayı
bozmamak için tartışma konularını bir bir ele alalım.
l.Davalının eve izinli irip irmediği konusu.
Davalının eve kira sözleşmesiyle değil izinli girdiği konusunda İlk Mahkemenin gerekçeli kararı vardır ve bu -husus istinafta tartışılmamıştır. Şu halde bu tartışma konusu keşinleşmiş bulunmaktadır.
2.İznin geri alındığı konusunda Davalıya ihbar önderilip gönderilmediği konusu:
-İlk Mahkeme Davacının ihbarın gönderildiğini kanıtlayamadığını belirtmiştir. Halbuki Davacı avukatının yazdığı ihbar Davalıya iadeli taahhütlü mektupla gönderilmişti ve alndı belgesinin üzerinde Davalının imzası vardır. Davalı avukatı imzanın Davalıya ait- olduğunu da Davacının kanıtlaması gerektiğini öne
-
sürmektedir. Acaba İlk Mahkemenin de katıldığı bu görüş isabetli midir? Fasıl 1 Tefsir Yasasırıda posta ile gönderme konusunda şunlar yer almaktadır.
"Posta ile gönderme" bir Yasa
veya Amme Enstrumanı herhangi
bir evrakın posta ile tebliği
iç-in yetki verdiği veya posta ile
tebliğini gerektirdiği hallerde
"tebliğ" veya "vermek" veya
"gönderme" veya başka herhangi bir
deyim kullanıldığına bakılmaksızın,
aksine bir niyet görülmedikçe,
evrakı içeren mektubun üzerne
doğr-u adres yazılır, ücreti ödenir
ve mektup postalanırsa, aksi ispat
edilmedikçe mektup, postanın normal
seyri sırasında teslim edileceği
vakitde, tebliğ edilmiş sayılır."
Görüleceği gibi Tefsir Yasanıız posta ile gönderme ,
konusunda bir karine k-abul etmiştir. Buna göre bir zarf üzerine doğru adres yazılır ve mektup postalanırsa bu mektubun postanın normal seyri esnasında teslim edildiği kabul edilir. Şüphe yok ki bu karinenin aksini isbat etmek mümkündür. Yani Davacının mektubun postayla doğru ad-rese gönderildiğini kanıtlaması üzerine Davalı ihbarı almadığını kanıtlama yönüne gidebilir. Ancak bu konuda isbat yükü Davalıdadır. Önümüzdeki davada Davacı itibarı postalamanın ötesinde iadeli taahhütlü posta ile gönderdiğini ve alındı belgesi üzerinde -Davalının imzası olduğunu kanıtlamıştır.
Bu noktadan sonra imzanın kendisine ait olmadığını kanıtlamak Davalıya düşüyordu. Davalı bu konuda hiç bir gayrette bulunmamıştır. Halbuki Davalının imzayı
reddetmekle yetinmemesi ve imzanın kendisine ait olmad-ığını da kanıtlama yönüne gitmesi gerekiyordu. Davalı gerçek imzasının farklı olduğu konusunda şahadet verebilirdi veya bu hususta şahit dinletebilirdi. Bunları yapmadığına göre imzanın Davalıya ait olduğu yani ihbarın yapıldığı sonucuna varmamız gerekir.
-
İlk Mahkemenin karar verirken benimsediği diğer bir ilke, izni sona erdiren ihbarın yazılı yapılması gereğidir. Davacının Davalıyı evden çıkması için ikaz ettiği, bu konuda tartıştıkları, kavga ettikleri ve olayın polise intikal ettiği tartışmasız kabul -edilen gerçeklerdir. Eğer sözlü bir ihbar yeterli ise böyle bir ihbarın tekrar tekrar yapıldığı açıkca görülmektedir. Bir evde izinli olarak oturan kişiye verilmiş olan izni geri almak için yazılı bir ihbar gönderilmesi gerektiği prensibine herhangi bir ye-rde rastlamış değiliz. Davalı avukatı bize böyle bir prensibi içeren içtihat gösterebilmiş değildir. Bu durumda genel hukuk ilkelerinden hareket ederek sorunu çözmemiz gerekir. Genel hukuk ilkelerine göre bir yasal ilişkiyi sona erdirmek için tarafların ya-sal ilişkiye girerken izledikleri yöntemi izlemek gerek.ir. tlk Mahkemenin bulgularına göre izin ilişkisi sözlü olarak başladığına göre, sona ermesi için de sözlü bir ihbar yeterli olmalıdır. Sonuç olarak izin ilişkisinin sona erdiği konusunda yeterli şaha-det ibraz edildiği görüşündeyiz.
3.Davacının eve ilişkin haklarırıı itirdiği iddiası:
Bu konuda İlk Mahkeme yukarıda yaptığını alıntıda da görüleceği gibi Davalınızı iddialarına itibar etmedi. Davalı avukatı İlk Mahkenıe kararındaki gerekçeyi tatm-in edici bulmuş olacak ki bu konuyu istinafta tartışma gereği duymadı. Acaba Mahkememizin tarafların tartışmaktan vazgeçtikleri bir konuyu re'sen ele alarak incelemesi doğru mu? Yargıtay/Hukuk 47/9'1 D.11/97 sayılı kararda bu konuda Şunları belirtmiştim.
-"Hukuk sistemimizde yargıcın re'sen bir hukuk kuralını ortaya çıkarması ve meseleye uygulaması mümkün olmakla birlikte, bu çok istisnai hallerde başvurulması gereken bir davranıştır. Bunun için
(a) kuralın örıemli olması
(b) tartışma kabul etmiyecek- kadar açık ve kesin bir kural olması gerekir. Her halükarda yargıç böyle bir kuralı uygulamak niyetinde olduğunu taraflara bildirmeli ve onların görüşlerini dinledikten sonra yapılan tartışmalar çerçevesinde bir sonuca varmalıdır. Açık ve kesin olmayan bi-r kuralı ortaya çıkarmak ve tarafların görüşlerirıi almadan uygulamak doğru değildir."
Gerçi burada olay Mahkemenin tarafların
tartışmadıkları bir konuyu ortaya çıkarması olayı değildir. İlk Mahkemede tartışılmış ve kapanmış bir konuyu
tekrar canlandırm-ası olayıdır. Ancak iki durum arasında benzerlik vardır. Yukarıda alıntı yaptığım Y/H 47/97 D.11/97'nin başka bir bölümünde belirtildiği gibi Mahkeme tarafların tartışma alanı dışına çıktığı zaman taraf haline gelmekte ve âdil karar verme olanağını yitirme-ktedir. Bu
nedenle tarafların istinafta tartışmadıkları bir konuyu canlandırıp davayı bu nedene dayanarak sonuçlandırmayı
doğru görmüyorum. Biz engeli aşıp konuyu incelemeye başladığım zaman da İlk Mahkemenin bu konuda hata yapmadığı kanısına varıyoru-m. Çünkü Davacı ile Devlet arasında yapılmış 30.11.1993 tarihli mukavele 30.11.1994 tarihine kadar yürürlükte idi. Bu mukavelenin iptali sözkonusu olmamıştır. Davacı vekilinin Davalıya izin vermesi, bu izni geri alması, ihbar göndermesi ve dava açması hep -geçerli olan mukavele süresi içerisinde olmuştur. Daha sonra yapılmış olan 1.12.1994 tarihli mukavele bir süre sonra iptal edilmiştir ve bu konuda Davacı tarafından Devlet aleyhine İdari bir dava açılmıştır. İdari davanın açılmasından sonra Davacının ev üz-erindeki haklılığı tartışmalı hale gelmiştir. Ancak bu tartışmanın önümüzdeki davayı etkileyebileceği çok şüphelidir. Kanımca önümüzdeki davanın açılmasından sonra ortaya çıkan bu tartışmalı durumun davayı etkilemesi şöyle dursun Devletle Davacı arasındaki- ihtilafların hiçbirinin davayı etkilemesi mümkün değildir. Çünkü estoppel prensibi buna engeldir. Bir kiracının ev sahibinin ev üzerindeki haklarını tartışmaya kalkması halinde ev sahibinin kiracıya şöyle demeye hakkı vardır. "Benim bu ev üzerindeki hakla-rım tartışmalı olabilir. Ev benim olmayabilir. Evin gerçek sahibi veya herkes evin bana ait olmadığını veya haklarımı yitirdiğimi öne sürebilir.Ancak sen bu iddiayı öne süremezsin Çünkü sen evde oturma hakkını benim hakkıma dayanarak aldın.
Eğer benim ev-e ilişkin hakkım yoksa veya senin iddia
ettiğin gibi hakkımı yitirmişsem senin evde oturmaya hiç hakkın yok. Ünvanımı tanıyıp benimle bir hukuki ilişki
içerisine girdiğirıe ve burıdan yararlandığına göre ünvanımı tartışma hakkını kendi iradenle sınır-lamış bulunuyorsun."
Çok basit bir şekilde ifade etmeye çalıştığım bu ilkeden de anlaşılacağı gibi hukuk sistemimiz bir yere kiracı veya
izinli olarak giren bir kişinin daha sonra oraya sahip
çıkmaya çalışmasını hoş karşılamamaktadır ve bu kişinin kendi-sini oraya koyana karşı öne sürebileceği iddiaları sınırlamıştır. Bu rıederıle Davalı avukatı istinafta
tartışmış olsaydı bile iddialarında başarılı olmayacağı kanısındayım.
Şunu da belirtmek gerekir ki eğer mal sahibi olan Devlet, evin kira sözleşmesin-i Davacıdarı iptal edip evi evde oturmakta olan Davalıya kiralamış olsa daha değişik bir yasal durum ortaya çıkabilirdi. Çünkü Davalının daha üstün hakkı olan bir kişiden doğrudan hak kazanması söz konusu olurdu. Önümüzdeki olayda böyle bir durum olmadığı -için bu olasılığın ayrıntılarına girmek istemiyorum.
Yukarıdaki nedenlerle İlk Mahkeme bulguları arasında
sadece ihbarın yapıldığının kanıtlanamadığına ilişkin
bulgunun hatalı olduğu kanısındayım. Dolayısıyle Davacı
lehine ve Davalı aleyhine tahliye e-mri verilmesi gerektiği görüşündeyim.
Metin A. Hakkı. Yukarıda ünvan ve sayısı gösterilen davada İstinaf Eden Davacı durumunda bulunan kişi, 28.10.1994
tarihinde Lefkoşa Kaza Mahkemesirıde, Aleyhirıe İstinaf
Edilen Davalı durumunda bulunan aleyhine bir d-ava açarak,
özetle, Lefkoşa Kazasında Haspolat'da H18 numaralı olup
Davalının tasarrufunda bulunan konutun tahliye edilmesi için kendi lehine ve Davalı aleyhine bir hüküm talep etti. Davalı ise sözü edilen davaya dosyaladığı Müdafaa Takririnde sair şey-ler yanında davaya konu konutun kiracısı olduğunu iddia edip davanın iptalini talep etti.
Alt Mahkeme davayı dinledikten sonra 30.5.1996 tarihinde verdiği bir kararla, dava konusu konutun 1974 Barış Harekâtı öncesi Rum malı olduğunu, mal sahibi Rumun Bar-ış Harekâtını müteakip konutu ve KKTC'yi terkettiğini, Anayasa ve yürürlükteki mevzuat muvacehesinde konutun mülkiyetinin KKTC devletine intikal ettzğini, Davacı sözü edilen konutu Devletten 1 yıl süre ile icar ettiğini, 1 yıl süre hitam bulmadan Davacının- "licencee" sıfatı ile sözü edilen konutu Davalının tasarrufuna verip işgal etmesine müsaade ettiğini, taraflar arasında herhangi bir kira münasebeti olmadığını, Davalının "licence" nın ise Davacı tarafından usule uygun olarak iptal edilmediğini dolayısıyl-e bu vasfının devam ettiği bulgusuna varıp Davacının davasını reddetti.
Davacı bu karar aleyhine 7.11.1996 tarihinde
önümüzdeki istinafı dosyalamış ve Alt Mahkeme kararının değiştirilip kendi lehine ve Davalı aleyhine tahliye emri verilmesi isteminde bu-lunmuştur. İstinaf görünürde birden fazla istinaf sebebi içermekle birlikte, bunları tek başlık altında toparlama mümkündür. Şöyle ki; İstinaf Edenin iddiasına göre Davalının "licence" nın iptal edildiğini Davacının ispat edemediği yönünde Alt Mahkemenin b-ulgusu hatalıdır, önündeki şahadet ve emareler muvacehesinde Alt
Mahkeme Davalının "licence" nın iptal edildiği bulgusuna
varıp, İstinaf Ederı lehine tahliye kararı vermeli idi.
İstinafın duruşrnası safhasında taraflarırı Mahkemeye
yaptığı beyanlarda-n ve zabıtların tetkikinden, istinafın
kökeninde yatarı olguları tabloyu tamamlamak amacı ile
genişletmek yerinde olacaktır. İhtilâf konusu konut
Lefkoşa Kazasında Haspolat' dadır. Haspolat, yürürlükteki
mevzuat muvacehesinde Kira Denetim Alarıı(Rent C-ontrol Area) dışındadır. Davacının Devletten icar edip tasarrufuna
aldığı konut şatıadete göre 30.11.1993 tarihlidir ve 1 yıl
süreli idi. Süre dolmadan Davacı hiçbir kira münasebeti
olmadan ve "licencee" sıfatı ile Davalının sözü edilen
konutu işgal ed-ip tasarrufuna almasına izin verdi. Bunu
müteakip Davacı ile Devlet arasındaki kira mukavelesini
Devlet feshetti. İstinaf Eden Davacı, Devletin kira
mukavelesini feshetmesinin haksız olduğunu öne sürüp bu
feshin geçersiz olduğunu sağlamak amacı ile Yük-sek İdare
Mahkemesine başvurmuş durumdadır. Bu başvuru henüz karara bağlanmamıştır. Ancak her halükârda 30.11.1993 tarihli
kira mukavelesinin ömrü 1 sene müddet ile sınırlı olduğuna
göre, 1 sene dolmuştur ve hitam bulmuştur. Gayrımenkul
halen Aleyhine -İstinaf Edilen Davalının tasarrufundadır.
Aleyhine İstinaf Edilen Davalı, istinafın duruşması
sırasında müdafaa babında Davacırıın ihtilâf konusu
gayrımenkul ile hiçbir ilişkisinin artık kalmadığını, bu
nedenle tahliye talep etmesinin kendine hiçbir m-enfaat ve
yarar sağlamayacağını iddia edip istinafırı daha ileri
gitmeden iptalirıi, sair iddiaları yanında, talep etmiştir.
İstinafın esasını tezekkür etmezden önce, istinaf
dosyasını, zabıtları ve taraf avukatlarının iddialarını
inceledikten son-ra şunu söylemeliyim ki, davanın lâyihaları arzu edilir düzeyde olmadığı bir yana, Alt Mahkemede dava gerektiği şekilde Mahkemeye sunulmamış ve Davacı İstinaf Eden, davanın zabıtlarda sözünü ettiği Devletle Davacı arasındaki 30.11.1993 tarihli yazılı kira -mukavelesini dahi Alt Mahkemeye emare yapmamıştır. Bu eksiklikler
çerçevesinde Alt Mahkeme yapabileceğini adalet yapmak amacı ile, yapmaya çalışmıştır. Taraflar davalarına iyi
hazırlanıp bunları Mahkemeler önüne en iyi şekilde sunmakla mükelleftirler ve -taraflar Mahkemeye adalet yapması için yardımcı olmalıdırlar. İyi hazırlanmadan eksik şahadetle Mahkemeye gidilmesi tasvip edilir bir durum değildir.
Bu çerçeve içinde ve yukarıda özetlemeye çalıştığım
olgular muvahecesinde istinafı tezekkür etmeye geld-iğimde
ilk önce akla şu soru gelir:
Davacının bu istinafı yürütmede bir menfaati var mı? ve
yasal olarak yürütebilir mi?
Bilindiği gibi Mahkemeler tamamı ile akademik kalacak olan
hususlarda karar vermezler. Bu husus birçok içtihatın yanı
sıra şimdiki -Başhakim Salih S. Dayıoğlu'nun Yargıtay/Hukuk
13/83. (D.13/83) sayılı kararında kararın 4. sayfasında
aynen şu şekilde kaleme alınmıştı:
"Bu durum bizi istinafın tamamen
akademik kalacağı sonucuna vardırır
oysa ki Mahkemeler genelde akademik
kalacak- konularda karar vermezler.
Bu nedenle istinafın reddolunması
gerekir."
Bu görüş veya prensip, eski İngiliz içtihatları ile de desteklenmektedir. (Bak: Sun Life Assurance Co. of Canada
v. Jervis (1944) A.C. 111.) Sözü edilen prensip ışığında,-
istinafın kökeninde yatan olgulara bakıldığında İstinaf
Eden Davacının tahliye talep ettiği gayrımenkul ile hiçbir
ilişkisinin kalmadığı görülmektedir. İlgili gayrımenkulün
mülkiyeti kendinde değil Devlettedir. Devlet, Davacıya
yaptığı kira mukaveles-ini haksız olarak feshetmiş olsa dahi, silresi de sona ermiştir, ve dava konusu konut Kira Denetim Alanı dışında kaldığına göre Davacının bu koııutta kanuni kiracılığı söz konusu olamaz. Üstelik konutun tasarrufu kendinde olnıadığı cihetle ve tasarrufunu m-ukavelenin hitanı tarihinde yitirdiği cihetle, ilgili konut Kira Denetim Alanı içinde dahi olsa bunun yine kanuni kiracısı olamaz. (Bak: Hukuk İstinaf 39/73). İlgili gayrımenkulün tasarrufu kendinde olmadığına göre bunun mütecavizcisi (trespasser'i) bile d-eğildir. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın İstinaf Eden Davacının istinaf konusu konut ile bugün hiçbir ilişkisi kalmamıştır. Bu durumda istinaf sebebi de ortadan kalkmıştır. (Bak:
Yargıtay/Hukuk 41/93 D.3/95) Bu nedenle istinafın
reddedilmesi ve istinaf ma-srafları ile ilgili herhangi bir
emir verilmemesi taraftarıyım.
Nevvar Nolan Sayın Yargıç Taner Erginel'in kararına
katılırım.
Mahkeme: Sonuç olarak Sayın Yargıç Metin A. Hakkı'nın
karşı oyu ve oy çokluğu ile istinaf kabul edilir ve Davacı
leyhin-e ve Davalı aleyhine dava konusu Haspolat'ta H-18
numarada bulunan evin tahliye edilerek Davacıya boş olarak
teslim edilmesi için emir verilir. Gerek Alt Mahkeme
gerekse istinaf masrafları Davalı tarafından ödenecektir.
Taner Erginel Meti-n A. Hakkı Nevvar Nolan
Yargıç Yargıç Yargıç
22 Aralık 1997
-
16
-
Full & Egal Universal Law Academy