-D.21/97 Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 22/97 ve 23/97
(Birl.Dava No:1518/90 ve 1037/93 Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Taner Erginel, Metin A. Hakkı, Nevvar Nolan.
-
Yargıtay/Hukuk 22/97
(Dava No: 1518/90:Lefkoşa)
İstinaf eden: Ahmet Sedat, Lefkoşa
(Davalı)
- ile -
Aleyhine istina-f edilen: Hıfsıye Zincir, yetkili vekili
Avukat Boysan Boyra vasıtası ile
Lefkoşa
(Davacı)
A r a s ı n d a .
İstinaf eden namına: Avukat Kıvanç M. Riza
Aleyhine istinaf ed-ilen namına: Avukat Ergin Ulunay.
Yargıtay/Hukuk 23/97
(Dava No: 1037/93: Lefkoşa)
İstinaf eden: Hüseyin Orhan, Lefkoşa
(Davalı)
- ile -
Aleyh-ine istinaf edilen: Hıfsıye Zincir, yasal ve gerçek
vekili Avukat Boysan Boyra
vasıtası ile, Lefkoşa
(Davacı)
A r a s ı n d a .
İstinaf eden namına: Avukat Serha-n Çınar
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Ergin Ulunay.
Lefkoşa Kaza Mahkemesinin birleştirilmiş 1518/90 ve 1037/93 sayılı davada 28.6.1996 tarihinde verdiği karara (Hasan Sözmener, Kaza Mahkemesi Yargıcı) karşı Davalılar tarafından yapılan istinaftı-r.
------------
H Ü K Ü M
-
Taner Erginel: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç Metin A. Hakkı okuyacaktır.
Metin A. Hakkı: Yukarıda sayısı gösterilen istinaflar Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 28.6.1996 tarihinde verdiği ve İstinaf Edenlerin kiracı, Aleyhine İstinaf Edilenin -ise mal sahibi olduğu ve tahliye talep ettiği 2 davada, İstinaf Edenlerin tasarruflarında bulundurdukları gayrımenkulleri tahliye etmelerini emreden kararlara veya emirlere karşı yapılmıştır.
Her iki istinaf da aynı Mahkemenin, benzeri 2 davada, mülk-iyeti Aleyhine İstinaf Edilene ait olup, İstinaf Edenlerin de kiracı sıfatı ile tasarruflarında bulundurduğu gayrımenkulleri, benzeri nedenlerle tahliyesini emrettiği, olguların büyük ölçüde müşterek olduğu, 2 davanın Alt Mahkemede konsolide edilerek birli-kte dinlenmiş olduğu ve her 2 istinafın da müşterek olgusal ve yasal noktalar içermesi nedeni ile Yargıtayın 15.10.1997 tarihli oturumunda istinaflar ele alındığında, tüm ilgililerin muvafakatı ile Yargıtayca her iki istinaf da birleştirilerek dinlenmiştir-. Bu şekilde konsolide edilen istinafları tezekkür etmezden önce istinafın kökeninde yatan olguları aşağıdaki şekilde özetlemek yerinde olacaktır: Aleyhine İstinaf Edilen Davacı, Lefkoşa'da, 38 Girne Caddesi adresinde bulunan Korkut Efendi Mahallesi, Blo-k A, Pafta/Harita XXI/46.2.XII Parsel 103, ile 9-11 Asmaaltı Sokak adresinde bulunan yine Korkut Efendi Mahallesi, Blok A, Pafta/Harita XXI/46.2.XII Parsel 96'daki gayrımenkulün kamilen kayıtlı mal sahibidir. Alt Mahkemenin bulgusuna göre bu istinaf ile i-lgili tüm zamanlarda her iki istinafta, İstinaf Eden Davalılar kanuni kiracı sıfatı ile halen tasarruflarında bulundurduğu yukarıda sözü edilen gayrımenkulleri tasarruflarında bulundurmakta idiler ve halen de tasarruflarında bulundurmaktadırlar. Aleyhine -İstinaf Edilen Davacı, konuya şamil tadil olunmuş şekli ile 17/81 sayılı Kira (Denetim) Yasasının 7(1) (ı) maddesine istinad ederek sözü edilen gayrımenkulleri yıkmak veya esasa müteallik tadilât yapmak amacı ile ilgili gayrımenkullere ihtiyacı olduğunu ön-e sürüp sözü edilen gayrımenkullerin tahliyesini talep etti.
Alt Mahkemece dinlenen her iki davada da Lefkoşa Kaza Mahkemesi, Davalıların yasal kiracı olduklarını, yasa gereği davalar dosyalanmazdan önce kendilerine Davacının tahliye talebini içere-n 3 aydan az olmamak üzere yazılı ihbar verildiğini, ve ilgili makam olan Lefkoşa Türk Belediyesinden tadilât veya yeni inşaat için gerekli izni Davacı Aleyhine İstinaf Edilenin temin ettiği hususunda tatmin olduktan sonra, her 2 Davalı aleyhine tahliye iç-in emir verdi ve Alt Mahkeme 28.6.1996 tarihinde verdiği karar ile, 31.12.1996 tarihine kadar da icrayı durdurdu.
Davalılar, aleyhlerine verilen tahliye kararının Alt Mahkemece hatalı olarak verildiğini öne sürerek istinaf ettiler. Yargıtay/-Hukuk 22/97 de istinaf sebebi olarak 6 neden öne sürülmekte, Yargıtay/Hukuk 23/97 de ise aynı veya benzeri istinaf sebepleri adapte edilmiş ancak bir ek istinaf sebebi öne sürülmüştür. Her iki istinaf geçen adli yıl, 28.5.1997 tarihinde taraflar huzurund-a Yargıtayca ele alınmış ve mention olarak 8.10.1997 tarihine, duruşma olarak da 10.10.1997 tarihine tayin edildikten sonra Yargıtayca istinafın duruşması bilâhare 15.10.1997 tarihine ertelenmiştir.
Yargıtay/Hukuk 22/97 sayılı istinaftaki İstinaf E-den Davalı, 14.10.1997 tarihinde Mahkemeye bir istida dosyalayarak istinafın duruşmasında ek ve yeni şahadet ibraz etmek isteminde bulunmuş olduğu cihetle Yargıtay önce bu istidayı ele alıp 15.10.1997 tarihinde esas istinafların duruşmasına geçmeden karşı -tarafın itirazını da değerlendirdikten sonra bu istidayı reddedip esas istinafı dinleyip karar için süresiz ertelemiştir. 15.10.1997 tarihinde Yargıtay 14.10.1997 tarihli istidayı reddederken red nedenlerini bilâhare vermeyi tercih etmiş ve istinaflar bu- çerçevede dinlenmiştir. Yargıtay 14.10.1997 tarihli istidayı reddederken, davanın Alt Mahkemede 1990 yılında dosyalandığını ve maalesef 7 sene gibi uzun bir süre zarfında neticelendirildiğini görüp, istinafın 26.7.1996 tarihinde dosyalanmasına karşın Yük-sek Mahkemede ek şahadet dinletme istidasının ancak 14.10.1997 tarihinde dosyalandığı gerçeği karşısında bunun zamanlama olarak çok geç yapıldığını düşünüp istidayı reddetmiştir. Yüksek Mahkemenin istinafın duruşmasında adalet gerektiğinde ek şahadet dinl-eme yetkisi olduğu bir gerçek olmakla beraber bunun ancak çok ender hallerde ve zaruri olması halinde kullanıldığını sırası gelmişken tekrar vurgulamak isteriz. Bu meselede sözü edilen istidayı kabul etmek ve ek şahadet dinlenmesine fırsat vermek, otomati-kman istinafın tehir sonucunu doğuracağından ve zaten arzu edilmeyen çok uzun bir sürede Alt Mahkemece davanın neticelendirildiği gözönünde bulundurularak bu istidanın iyi niyetle yapıldığını ve adaletin gerçekleşmesi için zaruri olduğunu kabul etmemiştir.-
Meselenin kökeninde yatan olguları ve tarihçesini yukarıdaki şekilde özetledikten sonra 22/97 sayılı istinafta yer alan ve 23/97 sayılı istinafta da geçerli olan istinaf nedenlerini teker teker incelemek yerinde olacaktır.
Yargıtay/Hukuk 22/-97 sayılı istinafta İstinaf Edenin ilk istinaf sebebi aynen şöyledir:
"Muhterem Bidayet Mahkemesi Davacının
esasa müteallik tadilât yapmak
ihtiyacında olduğu bulgusuna varmakla
hata etmiştir. Çünkü Davalının esas
amacı Davac-ıyı tahliye etmektir."
İstinafın duruşmasında bu neden üzerinde duran Davalı İstinaf Eden avukatları, Davacı Aleyhine İstinaf Edilenin, esas gayesinin Davacıları tahliye ettirme olduğunu, ve bu gayeye varmak için köprü olarak Davalıların tasarrufunda- bulunan kısma esasa müteallik tadilât yapmak istediğini öne sürmüştür. İstinaf Edenler, bu gayeye varmak için, esasa müteallik tadilâtın da gerçekleşebileceğini istinafın duruşmasında teslim etmişlerdir. İstinaf Edenlerin iddiasına göre, kiracının tasar-rufunda bulunan bir gayrımenkule, mal sahibinin sadece yıkmak veya esasa müteallik tadilât yapmak ihtiyacında olduğu hallerde tahliye talebinde bulunulabilir. Esas veya öncelikli neden bu olmadığında tahliye talebinde bulunulamaz. İstinafın duruşmasında,- İstinaf Edenlerin avukatlarının bu hususu destekleyen bir içtihatı Mahkemeye göstermesi istendiğinde, gösteremeyeceklerini beyan edip, iddialarını desteksiz olarak bırakmışlardır. Böyle bir iddianın desteklenir bir içtihattan mahrum olması, kanımca bu is-tinaf nedeninin reddedilmesine yeterlidir. Mal sahibi kiracısının tasarrufunda bulundurduğu gayrımenkule mevzuatın izin verdiği oranda tadilât veya yeni inşaat için ihtiyacı olması, kanımca yasal kiracısı aleyhine tahliye emri almaya (yasanın öngördüğü di-ğer koşulların da mevcut olması halinde), yeterlidir. Mal sahibi bunu icraata koymak koşulu ile esas gayesi tahliye olsa da kiracıya müşkilât çıkarma olsa da, tahliye emrini bu koşullar altında alabilir.
22/97 sayılı ve 23/97 sayılı istinafa da şam-il, İstinaf Edenlerin 2. istinaf sebebi aynen aşağıdaki şekilde kaleme alınmıştır:
"Muhterem Bidayet Mahkemesi, Davacının
esasa müteallik tadilât yapmak için
mali imkanlara sahip olduğu hususunda
bulgu yapmakla hata etmiştir, çünkü,-
Davacının mali sıkıntı içinde olduğuna
dair huzurunda yeminli şahadet vardır
ve bu durumda mali imkanlarının olduğunu
ve özellikle Bir Milyon Doları olduğunu
ispatlamak Davacıya düşer."
İstinaf Edenlerin bu iddiaları-nı desteklemek amacı ile zabıtlar incelendiğinde, hakikaten aynı taraflar arasında geçmiş senelerdeki kira artış istidalarında İstinaf Edenlerin bu iddialarını destekler mahiyette ibareler mevcut olduğu görülür. Ancak bir an için bu geçerli olarak kabul -olunsa dahi, bunların geçmiş senelerle sınırlı olduğu sarihtir. Esas bu davanın Alt Mahkemedeki duruşmasında şahadet veren mal sahibi Aleyhine İstinaf Edilen Davacı, zabıtların Mavi 51. nci sayfasında mali imkanlarının ne olduğunu ve Belediyeden almış old-uğu izni tatbikata koymak amacı ile mali imkanlarının olduğunu açık bir şekilde Alt Mahkeme önüne koymuş bu hususlarda istintaka tabi tutulmuş ve Alt Mahkeme de bu hususta tatmin olmuştur. Burda Alt Mahkemenin herhangi bir hataya düştüğüne ikna olmadım, - dolayısıyle bu istinaf sebebinin de reddedilmesi taraftarıyım. Bir an için daha da ileri giderek diyebilirim ki mal sahibinin inşaatı gerçekleştirmek için nakit parası olmasa dahi, borçlanmak suretiyle inşaatı yapmaya mali destek sağlamış olması (ki bu -meselede böyle bir iddia yapılmadı) kanımca yasanın öngördüğü diğer koşulların da tatmin olması koşulu ile mal sahibi tahliye talebinde bulunabilir. Yasa koyucu 17/81 sayılı Yasanın 10. maddesi ile mal sahibinin kiracı aleyhine aldığı tahliye hükmünün vey-a emrinin Mahkemeyi yanıltma yolu ile elde edildiğinin ispatlanması halinde, ilgili mal sahibinin ilgili kiracının tahliye sebebi ile uğradığı zarar veya kaybının tazmini için bilâhare tazminat davası açma hakkını saklı tutmuştur. Dolayısıyle mal sahipler-i Mahkemeyi yanıltma sonucu, bir başka deyişle ilgili mala yeni inşaat yapmak için ihtiyacı olduğunu öne sürerek haksız yere tahliye emri alması durumuna veya tahliyeden sonra bu gayeyi gerçekleştirmemesi durumunda, bu şekilde tahliyeye maruz kalan kiracın-ın tazmin olabileceğini yasa öngörmüştür.
22/97 sayılı istinafta 23/97 sayılı istinafa da şamil, İstinaf Edenlerin 3. istinaf sebebi aynen şöyle kaleme alınmıştır:
"Muhterem Mahkemenin, tadilât veya müessir
yeni inşaat için alınan iznin v-e/veya ruh-
satın yıkım işlerini de kapsadığı hususundaki
görüşü ve/veya bulgusu hatalıdır. Çünkü yıkım
için ihtiyacı olduğu hususunda Davacının her-
hangi bir iddiası ve bu hususla ilgili herhangi
bir izni ve/veya ruhsatı yo-ktur."
Bu istinaf sebebi ışığında Alt Mahkemenin kararı ve ilgili duruşma zabıtları ve de emare planlar tetkik edildiğinde, İstinaf Edenlerin tasarrufunda bulunan kısımların (dış duvarlar hariç) yıkılacağı ve Belediyenin verdiği izne istinaden yapıla-cak olan yeni inşaat veya tadilâtla bu kısımların tasarlanan yeni inşaatın 2 yoldan giriş kısımlarının teşkil edeceği görülmektedir. Yetkili merci olan Lefkoşa Türk Belediyesi, bu projeyi gerçekleştirmek için mal sahibi, Aleyhine İstinaf Edilen Davacıya i-zin verdiğine göre ve bunu gerçekleştirmek için Davalı İstinaf Edenlerin tasarruflarında bulundurduğu kısmın yıkılacağı tartışma konusu olmayacak kadar sarih olduğuna göre Belediyenin zımnen bunu da onayladığı sarihtir. Üstelik 17/81 sayılı Yasanın 7(1)(ı-) maddesi aynen şöyledir:
"Bu Yasa kapsamına giren herhangi bir taşınmaz malın tahliyesine ilişkin hüküm veya emir ancak aşağıdaki hallerde verilir:-
Mal sahibinin taşınmaz mala esasa
müteallik tadilât veya taşınmaz mala
müessir yeni in-şaat veya taşınmaz malı
yıkmak amacı ile ihtiyacı bulunması ve
Mahkemenin tadilât, inşaat veya yıkım
için gerekli ruhsatın mal sahibi
tarafından istihsal edildiği hususunda
tatmin edilmesi ve kiracıya taşınmaz
malı tah-liyesi için 3 aydan az olmamak
üzere yazılı ihbar vermesi halinde;
Bu bend amaçları bakımından 'esasa
müteallik tadilât' ile 'müessir yeni
inşaat' taşınmaz malın temelinde veya
dış duvarlarında veya çatısındaki
esaslı -yıkıma dayalı ve kiracının
tahliye edilmesi zorunluluğunu içeren
inşaat işleridir."
Yukarıda alıntısı yapılan yasa maddesinden görülebileceği gibi, tahliye nedeninin yeni inşaat veya esasa müteallik tadilât olması halinde, ilgili makamın -bu hususta verdiği izin, aynı yasa maddesinin öngördüğü diğer hususların da tatmin olması halinde, tahliye için emir almaya yeterlidir.
Yukarıda aynen alıntısı yapılan yasa maddesinin içerdiği hüküm, 17/81 sayılı yasa ile yeni konmuş bir hüküm değil-dir. Benzeri hükümler halen ilga edilmiş durumda bulunan yasalarda da vardı veya halen yürürlükte bulunan ancak bize şamil olmıyan yasalarda da vardır ve bunları tefsire tabi tutan geçmiş içtihatlar göstermiştir ki, bir mal sahibi kiracının tasarrufunda b-ulundurduğu bir malı sadece yıkmak için tahliye davası açması halinde yıkım için izin gereklidir. Ancak aynı yerde yeni inşaatın yapılması için yetkili mercinin izin vermesi ve davadaki tahliye talebinin yeni inşaat yapma veya esasa müteallik tadilât yapm-a olması halinde, projeyi gerçekleştirmek için alınan inşaat izni gereken yıkım işlerini de kapsar ve bu durumlarda yıkım için ayrı izin gerekmez. (Bak: Andreas Yerasimu v.Andreas Rousoudhiou, 1974 1CLR sayfa 107) İsmi verilen bu davada mal sahibi Davacı-, kiracısının tasarrufunda bulunan bir malı yıkmak ve/veya yeni inşaat yapmak ve/veya esasa müteallik tadilât yapmak için ihtiyacı olduğunu iddia ederek bir dava açmış ve duruşmada aynı yere yeni inşaat yapacağı hususu tebellür ettikten sonra, mal sahibini-n yapmayı tasarladığı yeni inşaat için yetkili merciden inşaat izni olmadığı (sadece yıkım için izni olduğu) sabit olmuş ve bu nedenle mal sahibi Yargıtay'da tahliye talebini kaybetmişti. Bir başka deyişle mal sahibinin esas gayesi yıkımdan sonra yeni inş-aat yapmaktı ancak bunun için gerekli izni yoktu. Sözü edilen kararda Mahkeme şöyle demişti:
".. each ground is enterely separate
and independent, and which if proved,
entitles the landlord to succeed
(See: Fisher v. Taylor Furnis-hing Stores
Ltd. (1956) 2AER. 78)"
Bu meselede mal sahibinin esas gayesi yeni inşaat yapma veya esasa müteallik tadilât yapma olduğuna göre ve mal sahibi bu maksat için gerekli izni temin ettiğine göre, talep ettiği tahliye emrini almamasına bi-r neden yoktur ve Alt Mahkemenin bu emri vermekle bir hataya düştüğü söylenemez.
22/97 sayılı istinafta, 23/97 sayılı istinafa da şamil, İstinaf Edenlerin 4. istinaf sebebi aynen aşağıdaki gibidir:
"4. Muhterem Mahkemenin, Davacının yapmayı
- düşündüğü esasa müteallik tadilât ile
ilgili olarak yapılan projenin tatbiki-
nin mümkün olduğu hususunda yaptığı bulgu
hatalıdır. Çünkü:
Mezkûr projenin tatbiki aşamasında mezkûr
bina yıkılabilir ki Davacının esas amacı-
budur.
Mezkûr projenin tatbiki teknik olarak
mümkün olsa bile böyle bir teknoloji
KKTC'de yoktur.
Mezkûr projenin uygulanması aşamasında
mezkûr binanın yıkılma tehlikesi vardır
ve bu durumda eski eser de sayılan
binanın riske atılması söz konusudur ki-
Muhterem Mahkemenin eski eserleri de
gözetmesi lâzımdır.
Projelerde mezkûr binanın temelleri
incelenmemiştir ve temellerinin durumu
ve/veya toprağın durumu belli olmadığı
için mezkûr tadilâtı mezkûr temellerin
kaldıracağı ve/veya taşıyabileceği
kesin d-eğildir ve yıkılma tehlikesi
büyüktür.
Mezkûr proje yanında bir de yıkım
projesi hazırlanması ve yıkım bu
proje uyarınca gerçekleştirilmeli
idi, böyle bir yıkım projesi Muhterem
Mahkemeye sunulmadığı cihetle yıkımın
gerçekleşmesi mümkün değildir- ve/veya
farazidir."
Bu istinaf sebebi ışığında, Alt Mahkemenin kararını üzerine istinat ettirdiği, Alt Mahkemede tarafların ibraz ettiği şahadet ve emareler incelendiğinde ortaya şöyle bir tablo çıkmaktadır:
Lefkoşa'da Asmaaltı Sokak ile Girne- Caddesine, yani her 2 yola cephesi bulunan, Davacı Aleyhine İstinaf Edilene ait olan binanın, 2 yola bakan dış duvarları aynen korunacak ve onun ötesinde bulunan tüm kısımları yıkılarak bunlara yeni inşaat veya ilaveler yapılacaktır. Bu projenin gerçekle-şmesine izin veren yetkili makam olan Lefkoşa Türk Belediyesi, sözü edilen izni vermezden önce Anıtlar Yüksek Kurulu dahil tüm ilgililerin görüşünü mevzuat gereği almış ve sözü edilen izni ona göre vermiştir. Dolayısıyle bu inşaatın gerçekleşebileceği doğ-rultusunda tüm ilgililer görüş birliği içindedir. Bunun hatalı olarak verildiğini söylemek bu aşamada imkânsız olduğu gibi, bu davada bu konu Yargıtayın görevi de değildir. Bu konu, başka Mahkemede, örneğin Yüksek İdare Mahkemesinde belki tartışılabilir -veya tartışılabilirdi. Öyle düşünmek yerinde olur ki, inşaatın tüm safhası boyunca ilgililer yapılmakta olan işleri denetleyecekler ve gerekirse inşaat veya tadilât iznini iptal yoluna gideceklerdir. Eski eserleri koruma, başlıca yetkili makamların görev-idir, Mahkemenin bunları atlayarak bu konuya direkt olarak müdahale etmesi uygun bir davranış değildir. Önümüzdeki zabıtlar ile emareler incelendiğinde izin verilen projenin tatbikatının mümkün olduğu hususunda Alt Mahkemenin yaptığı bulgu hatalı görülmem-ektedir. Bir başka deyişle bu bulgunun hatalı olduğuna ikna edilmedim. Dolayısıyle bu istinaf sebebinin de reddedilmesi taraftarıyım.
22/97 sayılı istinafta, 23/97 sayılı istinafa da şamil 5. istinaf sebebi aynen şöyledir:
"Muhterem Mahkeme h-er halükârda Davacıya
inanıp tahliye emri vermekle hata
etmiştir."
İstinafın duruşmasında İstinaf Edenlerin avukatları bu hususta Mahkeme önüne doyurucu ve Yargıtayı ikna edici bir tez koymamışlardır. Bu nedenle bu istinaf sebebi üzerin-de daha fazla durmayı ben de gereksiz görür istinaf sebebinin de reddedilmesini uygun görürüm.
Yargıtay/Hukuk 22/97'de, Yargıtay/Hukuk 23/97'ye de şamil ve 6. istinaf sebebini teşkil eden son yakınma konusu aynen şöyledir:
"Muhterem Mahkeme, h-ükmün icrasını
31.12.1996 tarihine kadar durdurmakla
hata etmiştir. Çünkü, Davalı yıllardan
beri dava konusu yerde çalışmakta olup
iyi bir isim yapmıştır. Dolayısıyle
yeni bir yere taşınması Davalı için
kolay değildi-r ve yeni bir yere taşın-
ması için 12 aylık bir süre ile hükmün
icrası durdurulmalı idi."
Bu istinaf ışığında ve bu konuya şamil Alt Mahkemenin kararı incelendiğinde durum şöyle özetlenebilir. Bu istinafa konu davalardan biri 13 Temmuz -1990 tarihinde, diğeri de 21.4.1993 tarihinde Lefkoşa Kaza Mahkemesinde dosyalanmış ve tebliğ, ilgili Davalılara akabinde yapılmıştır. Davalar dosyalanmazdan önce de mal sahibinin kiracılarına 3 aydan az olmamak üzere tahliye talep eden yazılı ihbarları v-erdiği ihtilâf konusu olmadığına göre ve her 2 dava da Alt Mahkemece ancak 28.6.1996 tarihinde neticelendiğine göre, Alt Mahkeme icrayı 31.12.1996 tarihine kadar durdurmakla icrayı karar tarihinden sonra takriben 6 ay durduttuğu görülmektedir. Bu olgular -muvacehesinde taraflara yeterli ihbar verilmediği söylenebilir mi? İlgili yasa maddesini teşkil eden 17/81 sayılı Yasanın 7(2) maddesi, zaten Alt Mahkemenin tahliye emri verdikten sonra icrayı durdurma yetkisini azami olarak 1 yıl ile sınırlamıştır. Mahk-eme 1 yılın ötesinde icra durdurma yetkisine haiz olmadığına göre (Bak: Yargıtay/Hukuk 44/84 D. 28/84) Alt Mahkemenin icrayı 6 ay durdurmakla bir hatası olduğu söylenemez. Bir başka deyişle bu istinaf sebebi Alt Mahkemenin ilgili emrine müdahale gerektirm-ekten çok uzaktır ve bunun da reddedilmesi gerektiği görüşündeyim. Mahkemeler takdir yetkilerini kullanırken azamisini kullanmaları gerekmemektedir.
Sadece Yargıtay/Hukuk 23/97'de yer alıp, yukarıda özeti verilen istinaf sebepleri dışında kalan -istinaf ihbarnamesinde yer alan ve 2 sebep olarak görünen 2 istinaf sebebinin duruşma safhasında ele alındığı gibi tek başlık altında ele alınabileceği, veya tek yakınma konusu olabileceği görülmekle beraber, istinaf ihbarnamesinde bu konuları içeren yakın-ma nedenlerini de aynen karara aktarmayı uygun gördüm. Sözü edilen istinaf sebepleri aynen şöyledir:
"1.Muhterem Bidayet Mahkemesinin Davalının
30.4.1987 tarihinden beri konu dükkânı
kanuni kiracı olarak tasarruf ettiği
husu-sundaki bulgusu hatalıdır. Muhterem
Bidayet Mahkemesi huzurundaki tüm
şahadet ve emareler esaslı şekilde
incelendiği takdirde Davalının konu dükkân
ile ilgili Davalı ve/veya temsilcileri ile
her sene için 1 Hazira-n'dan ertesi senenin
31 Mayıs'ına kadar sene ve sene anlaştığını
ve davanın açıldığı ve keza yıkımla ilgili
ihbarın verildiği tarihlerde Davacının Davalı
ile aralarında sözlü anlaşma olduğu tespit
edilecekti. Muhter-em Bidayet Mahkemesi bu
şekilde bulguya varmamakla hata etmiştir.
2. Muhterem Bidayet Mahkemesi Davalının
kanuni kiracı olup olmadığı hususunda
Davalının şahadetine itibar etmemekle
ve/veya Davacı tarafından verilen
- şahadete itibar etmekle hata etmiş
ve takdirini hatalı kullanmıştır."
Bu istinaf sebeplerine konu teşkil eden Alt Mahkemenin bulgusu, kendimi tekrarlama pahasına şöyle özetlenebilir: Mal sahibi ile İstinaf Eden kiracı arasında 1985 yı-lında yazılı bir sözleşme yapıldığı, bunun 31.5.1987 tarihinde hitam bulduğu, ve ondan sonra da taraflar arasında 1 yıl süre ile sene be sene 1 Haziran'dan itibaren geçerli olmak üzere kira miktarı hususunda anlaşma yapıldığı ve İstinaf Edenin, Aleyhine İ-stinaf Edilene taraflar arasında anlaşılan kiranın bedelini ay be ay ödediği doğrultusundadır. Alt Mahkemenin kararına göre, taraflar arasındaki yazılı sözleşme sona erdikten sonra İstinaf Eden, ilgili gayrımenkulün 'yasal kiracısı' (statutory tenant) olm-uştur. Alt Mahkeme burda hata etmiş midir? Bunu karara bağlamak için önce Alt Mahkemenin bulgusunu, üzerine istinat ettirdiği şahadeti incelemek, bilâhare de konunun yasal açısını değerlendirmek yerinde olacaktır. İstinaf Eden Davalı bizzat Alt Mahkemed-e şahadet vermiştir. Bu konu ile ilgili Mavi 119 da yer alan İstinaf Edenin şahadeti aynen şöyledir:
"S: Bir sözleşme yaptınız 1985 yılında
emare 20'de (okundu) ... ve 30.4.87
tarihinde bittikten sonra ne yaptınız.
C: Rana ha-nım devamlı olarak kirayı
artırırdı ve aylığı da o şekilde
alırdı.
S: Rana hanım kimdir.
C: Rana hanım Hıfsiye hanımın annesidir.
S: Bu malla alâkası nedir.
C: Vekilidir. Devamlı olarak benden
kirayı ala-n odur. Makbuzları kesen
odur.
S: Bu malla ilgili sizinle anlaşma
yaptı mı.
C: Sözlü yaptı.
S: Neydi anlaşmanız sözlü.
C: Vadesi bittiği zaman telefon ederdi
sözlü anlaşma yapardı parayı artırırdı.
-S: Hangi dönemden hangi döneme artırırdı
hatırlarmısın.
C: Hatırladığım kadarı ile 1 Haziran'da
artırırdı. 1 yıllık anlaşırdık.
31 Mayıs'a kadar en son 31 Mayıs'a kadar
devam etti.
S: Ne kira öderdiniz.
- C: Pek hatırlamam. Makbuzlar ordadır."
Yukarıdaki iktibas Yargıtay/Hukuk 23/97'de İstinaf Edenin Alt Mahkemede verdiği kendi şahadetindendir.
Mavi 86'da da Davacı tanığı Rana Mısırlızade Süha'nın şahadeti yer almaktadır. Sözü edilen şahit, -Mavi 87'de İstinaf Edenin avukatı tarafından istintak edilmiştir ve bu konu ile ilgili onun şahadetine de yer verilmesi uygun olacaktır. Bu şahidin bu konu ile ilgili şahadeti aynen şöyledir:
"S: Orhan Bey'de kiracılardan biridir.
Tanırmısı-nız.
C: Evet.
S: Sizin adamınız mı alırdı paraları.
C: Evet.
S: Her sene 1 Mayıs veya 1 Haziran.
C: 1 Haziran'da.
S: Her sene kirayı değiştirirdiniz.
C: Telefonda konuşurduk ve bunu
vereceğim derdi ve kend-i dediği
olurdu.
S: 1 Haziran, 31 Mayıs'a kadar o kirayı
verirdi size, ertesi sene yine aynı
şekilde.
C: Evet anlaşma yoktu.
S: Sözlü olarak anlaşırdınız ve
konuşurdunuz.
C: Evet."
Taraflar-ın Alt Mahkeme önünde ibraz ettiği bu şahadet karşılaştırıldığında ortaya şöyle bir durum çıkar. Tabloyu tamamlamak için şunun da söylenmesi yerinde olur ki Boysan Boyra da mal sahibi tarafından Alt Mahkemede şahadet vermiştir, ancak 'discredit' olan bu ş-ahidin şahadetine Alt Mahkeme itibar etmemiştir. Burda Alt Mahkemenin hata ettiği söylenemez. Bu şahidin şahadetini bir kenara ittikten sonra diğer 2 kişinin şahadeti incelendiğinde ortaya şöyle bir tablo çıkar. Mal sahibi ile İstinaf Eden kiracının 198-5 yılında yaptıkları yazılı kira mukavelesi 31.5.1987'de hitam buldu. Bunun akabinde taraflar her sene anlaşarak kira miktarını her sene bir yıl süre ile artırırlardı ve bu temayül ilgili tarihlerde yürürlükte idi. Alt Mahkeme bunlara istinat ederek, hat-ta İstinaf Eden tarafın şahadetine itibar etmeyip Aleyhine İstinaf Edilenin tanığının şahadetine itibar ederek, taraflar arasındaki yazılı kira mukavelesi sona erdikten sonra İstinaf Edenin 'yasal kiracı' statüsünde olduğunu veya bu statünün devam ettiğin-i kabul etti. Burda Alt Mahkemenin hatası var mı? Konuya şamil mevzuat 17/81 sayılı Yasanın 2. maddesinde yer alan "yasal kiracı" nın tefsiri ile aynı yasanın 6. maddesinde yer alan hükümdür. Bunlara göre, kira denetim bölgesinde bulunan bir gayrımenkul-ün kira mukavelesi hitam bulduğunda kiralanan malı tasarrufunda bulundurmaya devam eden kiracı "yasal kiracı" olur, ve 6. madde, kira miktarında değişiklik olması halinde yasal kiracının ödemekle yükümlü olduğu kira bedelini, önce tarafların anlaşmak suret-iyle kendi aralarında saptanmasını, taraflar arasında kira bedeli ile ilgili olarak anlaşma olmaması halinde tarafların herhangi birinin Mahkemeye kira tespiti için başvurabileceğini öngörmektedir. Dolayısıyle kira artışı kiracının yasal kiracılık statüsü-nü değiştirmez ve etkilemez. 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 38. maddesi, Mahkemelerin uygulamakla yükümlü olduğu mevzuatı sıralarken "ahkâmı umumiye" (Common Law) prensiplerinin de bunlar arasında yer aldığını söylemektedir. Bu konuya şamil "Common Law-" prensibi, Halsbury's Laws England, Third Edition, vol.23 sayfa 810, paragraf 1589'da "Termination of Statutory Tenancy" başlığı altında aynen şöyle kaleme alınmıştır:
"....... Mere payment of rent, if it
can be referred to the statutory
- tenancy, does not give rise to the
inferece of a new contractual tenancy
nor does an agreement varying the
method of paying the rates."
(underline supplied).
Nitekim aynı şekilde, Yüksek Mahkememizde, mal sahibi ile kiracı-sı arasında kira sözleşmesinin sona ermesi halinde, kira denetim bölgesinde bulunan ve kiracının tasarrufu devam edilen bir gayrımenkule ödenen kira miktarında değişiklik veya artış olmasının kiracının yasal kiracı statüsünün değişmediğini kabul etmiştir. - (Bak: Yargıtay/Hukuk 35/92, D. 26/93). Yukarıdakiler muvacehesinde Alt Mahkemenin gerek olgusal gerek yasal bir hata yapmadığı ve bu meselede yazılı kira mukavelesinin hitamından sonra İstinaf Eden Davalının 'yasal kiracı' statüsünde olduğunu ve kira art-ışlarının bu statüsünü değiştirmediği sarihtir. Üstelik şahadetin hiç bir yerinde yazılı kira mukavelesi sona erdikten sonra taraflar şifahen ödenecek kira miktarını artırırken bunun yeni bir kira sözleşmesi ihdas etme niyetlerinin olduğunu gösterir nitel-ikte değildir. Dolayısıyle bu istinaf sebebinde de bir mesnet olduğunu görmemekteyim ve Alt Mahkemenin bu konuda hataya düştüğü de görülmemektedir. Bu konudan ayrılmadan önce Yargıtay/Hukuk 6/84 (D.20/84)ile Yargıtay/Hukuk 44/84 (D.28/84) sayılı içtihatl-ara da değinmek yerinde olacaktır. İstinaf Eden Davalının avukatı, bilhassa Yargıtay/Hukuk 6/84'e dayanarak bu meselede (1) tarafların belli olduğunu, (2) icar edilen malın belli olduğunu, (3) taraflarca varılan şifahi anlaşmalarla sürenin belli olduğunu,- (4) 1 yıl süre ile ödenecek kira miktarının belirlendiğini, dolayısı ile taraflar arasındaki yazılı kira sözleşmesi 1987 yılında hitam bulduğunda, tarafların ileriki yıllarda her sene 1 Haziran'dan itibaren kira miktarında değişiklik yaparak 1 yıl süre il-e ve her yıl yenilenmek koşulu ile taraflar arasında seneden seneye (yearly tenancy) şifahi mukaveleli kiracılık ilişkisinin doğduğunu, dolayısı ile ilgili tarihlerde İstinaf Eden Davalı kiracının yasal kiracı olmadığını ve aleyhine tahliye talebi verilemi-yeceğini Alt Mahkemenin tahliye emri vermekle hata ettiğini ileri sürmüştür.
İlk nazarda bu tezi sempati ile karşılamakla birlikte iddiayı etraflıca düşündükten sonra iddiayı ret etmeyi uygun gördüm. Şöyleki:
Bu iddia, 'Common Law' daki karineye (p-resumption) ters düşer. Karineye göre kira artışı, yasal kiracılık statüsü ile bağdaşırsa, yasal kiracılık statüsünün devam etmesini öngörür. Yani, 4 koşulun mevcut olması ille de yeni mukaveleli kiracılık statüsü doğurmaz. Tarafların yeni mukaveleli ki-racılık yaratma istemi (intention) mühimdir. Bu meselede tarafların niyetinin bu olduğuna dair Alt Mahkeme önünde doyurucu bir şahadet yoktur, netice olarak karine geçerlidir.
Yukarıda başka vesile ile temas ettiğim 17/81 sayılı Yasanın 6.ncı maddesi, kir-a sözleşmesi sona erdikten sonra, tarafların önce kendi aralarında anlaşarak yeni kirayı saptamasını öngörmektedir. Taraflar kendi aralarında anlaşmazsa Mahkemeye yeni kiranın tespiti için başvurulmasını yasa öngörmektedir. Bu tip anlaşmalarda taraflar b-ellidir, icar konusu gayrımenkul bellidir, süre genelde belirlenir, ve yeni kiranın miktarı da taraflarca belirlenir, yani her 4 koşul da mevcuttur, bu demekmidir ki yasal kiracılık statüsü, taraflar kendi aralarında anlaşır da Mahkemeye kira artışı için b-aşvurmazsa, (yasanın öngördüğü gibi) sona erer? Bunun cevabı, (tarafların niyeti yeni mukavele yapma değilse), yasal kiracılık statüsünün devam ettiğini kabul etmek gerekir, olmalıdır. Aksini düşünmek benzeri tüm meselelerde yasal kiracılık statüsünü ort-adan kaldırmak olacaktır.
Netice olarak, yukarıdakilerden de görülebileceği gibi İstinaf Edenler, istinaflarında muvaffak olamamışlar ve her 2 istinafın da masraflarla birlikte reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
Taner Erginel: Sayın Yargıç Metin -A. Hakkı'nın vardığı karara katılırım.
Nevvar Nolan: Sayın Yargıç Metin A. Hakkı'nın kararına katılırım.
Taner Erginel: Netice olarak oybirliğiyle her 2 istinaf da reddolunur. Davalı İstinaf Edenlerin tasarruflarında bulundurdukları Lefkoşa'da 38 Gir-ne Caddesi ile 9-11 Asmaaltı Sokak adresindeki gayrımenkulleri tahliye ederek boş olarak Davacı Aleyhine İstinaf Edilene teslim etmeleri emrolunur.
Taner Erginel Metin A. Hakkı Nevvar Nolan
Yargıç Yargıç Yargıç
-26 Aralık 1997
20
Full & Egal Universal Law Academy