-D.16/87 Yargıtay/Hukuk 22/87
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: Salih S. Dayıoğlu, Niyazi F. Korkut, Aziz Altay.
İstinaf eden: KTFD Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı
- (Davalı I)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Şerife Kuyucuoğulları, (Küçük Yüksel Kuyucuoğulları-
nın annesi ve/veya en yakını tabii vasisi sıfatıyle) Gönyeli.
- (Davacı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Kıdemli Savcı Yaşar Boran.
Aleyhine istinaf edilen- namına: Avukat Hüseyin Celal.
H Ü K Ü M
Salih S. Dayıoğlu: İşbu istinaf Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 2.10.1985 tarihinde vermiş olduğu bir hükümden yapılmış bulunmaktadır. Olgular özetle şöyledir: Bütün ilgili zamanlarda küçük Yüksel Kuyucuoğlulları 11 y-aşında ve ilkokul öğrencisi idi. 19.7.1980 tarihinde geçirdiği bir kaza sonucu küçük Yüksel'in sol kolu kırıldı ve gerekli tedavinin yapılabilmesi için 16 yaşındaki kardeşi ile birlikte aynı gün Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastahanesine başvurdu. Hastahande -o gün, Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı yoktu. İbraz edilen şahadete göre ilgili Ortopedi ev Travmoloji uzmanı evinde idi. Küçük Yüksel'in kolunun röntgeni çekildi ve röntgende yeşil ağaç kırığı tespit edildi.
Küçüğün durumu ve kırıklığın nevi telofoniye-n uzman doktora bildirildi ve onun talimatı ile kol alçıya alındı ve gerek küçük Yüksel'e ve gerekse kardeşine sızı, kanama ve şişlik olması halinde hastaneye müracaat etmeleri gerektiği söylendi. Pazartesi yani 21.7.1980 tarihinde küçük Yüksel, bu sefer b-abası eşliğinde kırık kolunun ağrılı ve şişliğinden şikâyet ederek hastahaneye müracaat ettiğinde kolunun kangren olduğu tespit edildi ve artık yapılacak birşey olmadığı gerekçesiyle kesildi.
Küçük Yüksel'in en yakın akrabası ve tabii vasisi olan babası -vasıtasıyle açılan davada devlet ve kişi olarak ilgili Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı olan Dr. Erdinç İnan dava edildiler. Dosyalanan Talep Takriri gerek 1. ve gerekse 2. davalının ihmallerinin veya yasal vecibelerinin ihlâlleri sonucu küçük Yüksel'in kol-unun kesildiği iddia edilerek zarar ziyan talebinde bulundu. Müdafaa ise uygulanan alçıya alma tedavi yönteminin bu tip kırıklarda uygulanması gerken bir tedavi yöntemi olduğu ve bu hususta herhangi bir dikkatsizlik söz konusu olmadığı doğrultusunda idi. A-yrıca gerek Küçük Yüksel ve gerekse ona eşlik eden büyük kardeşine ağrı, şişlik ve morarma olması halinde derhal hastahaneye müracaat etmeleri gerektiği ikazının da yapıldığı buna rağmen bu ikaza kulak asılmadığı ve küçük davacının bu ihmalinden ötürü kang-renin vuku bulduğu ve bunun sonucu da kolunun kesilmesi icap ettiği iddiası yapıldı. Davayı dinleyen Kaza Mahkemesi yapılan tedavi yönteminin ve alçı işleminin hatalı olmadığını ancak küçük Yüksel ve kardeşine hastane görevlilerince yapılan ikazın yetersiz- olduğunu, bununla yetinilmeyip daha ileri gidilerek onlara kırılan kolda şişlik, ağrı veya morarma gözükmesi halinde hastahaneye derhal başvurulması, başvurulmaması halinde kolun kangren olabileceği ve kesilebileceği ihtimalinin ayrıca onlara açık bir şek-ilde izah edilmesi gerektiği görüşüne vardı ve bu yapılmadığı için devletin, müstahdemleri vasıtasıyle, yasal vecibelerini yerine getirmediği kanaatına vardı ve küçük Yüksel'in de ibraz edilen şahadet ışığında kırılan kolda morarma ve sızı görüp hissetiği -halde 20.7.1980 tarihinde hastahaneye başvurmayıp ertesi günü beklemesini katkısal bir kusur olarak gördü ve mesuliyet konusunda küçük Yüksel'e %50 kusur atfetti. Bunun neticesi olarak tam mesuliyet esası üzerine, kesilen kol için 5 Milyon TL.- tazminatı u-ygun gören İlk Mahkeme, küçük Yüksel'e katkısal kusurunu dikkate aldıktan sonra 2 Milyon 400 Bin TL.- takdir etti. İlk Mahkeme Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı olan ve 2. davalı durumunda bulunan Dr. Erdinç İnan'ın bu olayda herhangi bir kişisel hatası olma-dığı kanaatına vardı ve aleyhine olan davayı iptal etti.
Devlet, Başsavcılık vasıtasıyle bu hükümden istinaf yapmış bulunmaktadır. Gerek dosyalanan istinaf ihbarnamesinde ve gerekse istinafın duruşmasında savcı, iki sebep üzerinde durdu. Bu sebepler aşağ-ıdaki şekilde özetlenebilir:
-1) Hastahane görevlilerinin normal ikazı yaptıktan sonra bununla yetinmeyip daha da ileri giderek ikazlarının dikkate alınmaması halinde kolun kangren olabileceği ve kesilebileceği doğrultusunda ikinci ikazın veya benzeri bir ikazın yapılmamasının bir ihma-l teşkil ettii hususundaki İlk Mahkemenin bulgusu hatalıdır.
-2) İkinci bir ikazın yapılmamasının bir hata veya ihmal teşkil etmesi halinde dahi bunun Talep Takririnde yer alması gerekirdi. Talep Takrininde bunun bir hata veya ihmal tafsilatı olarak yer almadığına göre bu konuda şahadet ibraz edilse dahi bu hususun -İlk Mahkemece dikkate alınmasına yasal olanak yoktu.
Her iki sebebi birlikte ele almayı uygun bulduk. Kanımzıca Başsavcılık, yapmış olduğu istinafta ikinci ikazın yapılmamasının bir kusur veya ihmal olduğunun Talep Takririnde yer alması gerektiği görüşün-de haklıdır. Gerçekten davacının iddia ettiği gibi ikinci ikazı yapmamak bir ihmal ise -ki bu hususta herhangi bir karar vermiyoruz- bunun başlı başına bir kusur veya ihmal sebebi olarak nitelendirilmesi gerekir ki böyle bir hareketin esasa müteallik olmas-ı nedeniyle sair kusur veya ihmal tafsilatı gibi Talep Takririnde açıklıkla yer alması gerekirdi. Bunun talep takririnde yer almadığı ve binaenaleyh şahadet ibraz edilse dahi dikkate alınamıyacağı aşikârdır. Bu durumda davalının bu noktada haklı olduğu ve -İlk Mahkemenin bu hususu dikkate almakla hata ettiği görüşündeyiz. İstinaf sadece belirtilen noktalara münhasır kalmış olsaydı reddetmek suretiyle bir sonuca varmak mümkündü. Ne var ki ihtlâfsız şahadete göre hastahane yetkililerinin açık kusuru vardır. Ş-öyle ki: İlk Mahkemeye sunulan belgesel şahadetten Ortopedi ve Travmatoloji Servisi Klinik Şefinin kendi servisine intikal eden vakalar ve özellikle alçı müdahalesinin yapılması gerektiği vakalarda Ortopedi uzmanının hazır olması gerektiği ve haberi olmada-n alçı müdahalesinin hiçbir kimse tarafından yapılmaması için talimat verdiği görülmektedir. Klinik Şefinin bu yazısına göre bu tür vakalar için ilgilileri defalarca ikaz ettiği ancak başarı sağlanamadığı anlaşılmaktadır. Yine sunulan şahadetten öyle anlaş-ılmaktadır ki 27.1.1980 tarihinde ilgili uzman Dr. Erdinç İnan evinde ve "hasta" bulunmakta idi. Klinik Şefinin 28.1.1980 tarihli yazısından alçıya alma işlemlerinin ehil ellerde yapılmasının şart olduğu anlaşılmaktadır. İlgili uzmanın ilgili tarihte "hast-a" olduğu varsayımından ve bu dalda başka bir uzman bulunmadığı gereğinden hareketle küçük Yüksel'in kolunun alçıya alınması bu şartlar altında doğru olabilirdi. Ne var ki küçüğün ertesi gün bu sefer esas uzman doktor tarafından niye görülüp alçının tetkik- edilmediğini anlayamadık. Diğer bir ifade şekliyle kaza günü mevcut uzman doktor şu veya bu nedenle hazır olmayabilir ve acil müdahale bir başka doktor veya teknisyen tarafından yapılabilir ve bunda da herhangi bir mahzur olmayabilir. Ancak uzman doktorun- yokluğunu intaç eden sebepler ortadan kalktıktan sorna yani doktora ertesi gün erişilebildiği halde, mecburiyet tahtında yapılan alçı işleminin doğru olup olmadığının artık o uzman tarafından tetkik edilmesi gerekirdi. Önümüzdeki meselede bunun yapılmadığ-ı açıktır. Küçük Yüksel'in Cumartesi günü kolunun uzman doktor tarafından veya onun gözetiminde alçıya alınmaması şartların gerektirdiğinden olabilirdi. Ancak küçüğün Pazar günü uzman doktor tarafından görülüp ona uygulanan tedavinin doğur olup olmadığının- tespit edilmesi gerekirdi. Bu yapılmamaka tedavi yönteminde hastanenin bu hususta gerekli tedbiri almakta kusur ettiği açıktır. Bu kusur ise Talep Takririnde özellikle Talep Takririnn 8. paragrafında serdedilen dikkatsizlik veya ihmalkarlığın tafsilatında- yer almaktadır.
İlk Mahkemeye ibraz edilen şahadetten, küçük Yüksel'in kırılan kolundaki sızı veya şişlik veya morarmanın en geç Paza günü görüldüğü ve buna rağmen ikaz uyarınca hastaneye başvurmadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar da küçük veya ailesi b-unun aksini iddia etmişlerse de İlk Mahkemenin onlara bu konuda inanmaması tamamen doğrudur. İkazın yapıldığı zaman küçük Yüksel 11 yaşında idi ve hastane yetkililerinin ona yaptığı ikazın mahiyetini anlayacak yaş ve kabiliyette idi. Keza bu husus ona eşli-k eden 16 yaşındaki kardeşi için de geçerlidir. İkaza rağmen küçüğün hastaneye gelmemesi ile onun da kusurlu olduğuna şüphe yoktur.
Tam mesuliyet esası üzerine takdir edilen 5 Milyon TL.- tazminat miktarına gelince; çeşitli otoriteler çeşitli rakamlardan- söz etmekte ise de bu miktarın her halükârda 5.000 Sterlin üzerinde olduğu görülmektedir. Her ne kadar da kol kaybından ötürü küçük, çok yakın bir gelecekte kazanç kaybına uğrayacağı söylenemezse de onun gelecekte iki kollu normal bir kişinin çalışabilece-ği bir işte çalışamıyacağı aşikârdır. Keza yüzme, av ve güreş gibi iki kolla yapılan spor ve hobilerden yaşam boyu mahrum olacağı, bunun da yaşantısı üzerinde olumsuz psikolojik etki yapacağına kuşku yoktur. Bunları ve çekilen sızı ve ızdırabı göz önünde t-utarak tam mesuliyet esası üzerinden takdir edilen 5 Milyon TL.-'nin müdahalemizi gerektirecek kadar az olduğu inancındayız. Kanımızca bu meselede en uygun tazminat miktarı 8 Milyon TL.-'dir.
Davacı da mukabil istinaf yolu ile kendisine atfedilen %50 kat-kısal kusurun müdahalemizi gerektirecek kadar çok olduğunu ileri sürdü. Gözden ırak tutulmaması gerken husus odur ki hastane yetkililerince yapılan ikaz, sırasıyle 11 ve 16 yaşlarında olan çocuklara yapılmıştı. Bu bakımdan küçük Yüksel'e atfedilen katkısal- kusurun yaşları itibarıyle de müdahalemizi gerektirecek kadar çok olduğu inancı içindeyiz. Bu meselenin olguları dikkate alındığında küçüğe atfedilebilecek katkısal kusur oranı %35 olması gerekir.
Sonuç olarak istinaf reddolunur. Mukabil istinaf kabul e-dilir ve İlk Mahkemenin tam mesuliyet esası üzerinden hükmettiği 5 Milyon TL.- tazminat miktarı 8 Milyon TL.- olarak değiştirilir. Küçüğün %35 katkısal kusuru da dikkate alındığında onun lehine 5 Milyon 200 Bin TL.- tazminata hükmolunur.
İstinaf masrafla-rı istinaf eden tarafından ödenecektir.
(Salih S. Dayıoğlu) (Niyazi F. Korkut) (Aziz Altay)
Yargıç Yargıç Yargıç
16 Temmuz 1987-
-
1
-
Full & Egal Universal Law Academy