-D.18/89 Yargıtay/Hukuk 22/88
(Dava No.546/87; G. Mağusa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Niyazi F. Korkut, Taner Erginel.
İstinaf eden: Hasan Kürü, Beledi-ye Çarşısı, Mağusa.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Mustafa Aydınlık, Akdoğan.
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Av. Dolun Üstüner.
Aleyhine istinaf edilen namına: Av. Özkul Özdevim.-
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Davacı, Mağusa Kaza Mahkemesinde dosyalamış olduğu 546/87 sayılı bir dava ile, davalıya 19.4.198-6 tarihinde, okkası 1100TL'den 80 okka kredi usulü ile piliç satıp teslim ettiğini, bu piliçlerin bedelinin 92.000TL olduğunu ve talep edilmesine rağmen davalı tarafından ödenmediğini iddia ederek bu miktarı, yasal faiz ve dava masraflarını talep etmiştir.-
Davalı ise dosyalamış olduğu müdafaa takririnde, talep takririndeki iddiaları reddederek, iddia edildiği gibi davacıdan piliç satın almadığını davacıya borcu bulunmadığını, davacının ise bu davayı aralarında doğan bir husumetten açmış olduğunu iddia etm-iştir.
Davanın duruşmasında davacı davasını ispat için kendisi şahadet vermiş ve piliçlerin satıldığını gösteren 152 no'lu faturayı ibraz etmiştir. Davalı ise şahadetinde özetle; Mağusa'da surlar içinde dükkânı bulunmasına rağmen bu yerde piliç satmadığı-nı, piliçleri muhafaza için buzluğu bulunmadığını, hiç bir zaman davacıdan piliç satın almadığını iddia etmiştir.
Neticede davayı dinleyen ve verilen şahadeti değerlendiren ilk mahkeme, davacının şahadetini davalıya tercih ederek, davacının talebi doğrul-tusunda bir hüküm vermiştir. İstinaf bu karara karşı yapılmakta olup 4 istinaf sebebi içermekle birlikte bunları (2) başlık altında toplamak mümkündür.
-İll Mahkeme davacının şahadetine inanmak ve bu şahadeti davalının şahadetine tercih etmekle hata etmiştir. Özellikle imzasız faturaya dayanan davacının şahadetini tercih etmemeli idi.
-Davalının dükkânında piliç muhafaza etmeye buzluğu olmadığı hususunda kendisi şahadet verdiği gibi ek şahit çağırdığı hususu ile bu davanın davacı ile davalı arasında bir kavgadan kaynaklandığı yönündeki şahadetine de yeterince ağırlık vermemekle hata etmi-ştir.
-İstinafın duruşmasında müstenif avukatı sunulan şahadeti eleştirerek davacının şahadetindeki tutarsızlıklara değinmeye çalışmıştır.
Yapılan iddiaları gözönünde tutarak mevcut şahadete ve İlk Mahkemenin bulgularına eğildiğimizde İlk Mahkeme sunulan şahade-ti mukayeseyle değerlendirmesini yaptıktan sonra şu görüşe yer verdiği görülmektedir.
"Huzurumuzda şahadet veren davacı ile davalının şahadet verirken takındıkları hal, tavır ve hareketlerini uzun boylu müşahadem altında bulundurduktan sonra şahadetlerini- ihtimaller dengesi ve makuliyet esaslarına göre değerlendirmeye tabi tuttuğumda, davacının dürüst ve ikna edici şahadet verdiğini, davalının ise her şeyi inkâr yönüne gidip davacıdan temzilenmiş piliç eti satın almadığını, hiçbir mal satın almadığını, bo-rcu olmadığını iddia ederek ve davacının bu davayı aleyhine kavga ettikleri için açtığını söylemiştir. Davalının bu şahadetini ikna edici ve inandırıcı bulmadığım için reddeder ve davacının şahadetini davalının şahadetine tercih eder ve doğru olarak kabul -ederim."
İlk Mahkeme bu bulguya varırken davalının istintakında 5-6 senden beri davacıyı tanıdığını, Mağusa Belediyesi Surlariçi Pazarındaki dükkânını çalıştırmakta olduğunu, davacının dükkânına devamlı surette geldiğini kabul etmesine rağmen, ısrarla id-dia ettiği davacı ile arasında çıkan kavganın ne zaman ve nerede yer aldığını bilmediğini söyliyerek bu kavga hakkında hiçbir bilgi veremediğine de değinmiştir. Davalı tarafından çağrılan Mustafa Erciyes'in şahadeti ise davaya ışık tutucu mahiyette olmayıp-, sadece davalının piliç satmadığı hususunda şahadet vermiştir.
Sunulan şahadeti tezekkür ettiğimizde, İlk Mahkemenin bu bulguya varabilmesi için önünde yeterli şahadetin bulunduğu kanaatindeyiz. Müstenif avukatı davalının buzluğu bulunmadığını ve bu dur-umun davalının işyerinde piliç satamdığını gösterdiğine değinmiştir. Şahadeti tezekkür ettiğimizde davacının davalıya devamlı surette piliç sattığını iddia etmediğini bu nedenle piliçlern muhafaza edilebilmesi için davalının bir buzluğunun olup olmadığının-, şahadetine inanılması açısından önemli bir husus olmadığı kanaatindyiz. Sunulan fatura ise imzasızıd ve İlk mahkeme de buna büyük bir ağırlık vermemiştir. İlk Mahkemnin bulguları esas itibarı ile davacının şahadetine dayanmaktadır ve davacının şahadetini-, davalının şahadetine tercih ederken nedenlerini de izah etmiştir. Kanaatimizce İlk Mahkeme bu kararında ve bulgusunda hatalı değildir.
Yargıtayın, ilk mahkemelerin şahadete dayanan bulgularına ne gibi hallerde müdahale edebileceği geçmiş birçok içtihat- kararlarında değinilmiştir. Bu kararlardan da görülebielceği gibi ilk mahkemelerin şahadete dayanan bulgularına kolaylıkla müdahale edilmemesi gerektiği defaten vurgulanmıştır. Örmeğin: Kyriacos Protopapas v. Eleni Syprou Vassiliou C.L.R. Vol.24 p.132 at- p.135'de hakim Zekâ bey bu konu üzerindeki İngiliz içtihat kararlarına değinerek şu görüş ve alıntıya yer vermektedir:
"In exercising our appelate jurisdiction in relation to findings of fact when such findings primarily depend on the credibility of a w-itness credited partly or entirely by a trial court, we ara quided by principles appearinf in the following extraccts from the judgement of Authoritative Courts: Khoo Sit Hoh v. Lim Thean Tong (912) A.C. 323, at p.325, P.C.
"Not to have seen the witnesse-s puts appellate Judges in aperamanent position of disadvantage against rthe trial Judge, and unless it can be shown that he hada failed to use or has palpably misused his advantage-for example has failed to observe inconsistencies or indisputable fact or -amterial probabilities (ibid. and Yuil v. Yuil, (1945) P.15; Watt. v. Thomas, (1974) A.C. 484) - the higher Court ought not to take the responsibilty of reversing conclusions so arrived at merely as the result of their own comparisons and criticisms of the- witnesses, and of their own view of the probabilities of the case. If his estimate of the man forms any substantial part of his reasons for his judgement the trial Judge's conclusions of fact should be let alone."
Keza Nicholas Nicola Markou Masiouta v-. Georghios Nicola Skoullou and Others 1963 C.L.R. Pat 2 s.304 at 310'da şu görüşe yer verilmektedir:
"The trial Court after hearing the two conflicting versions preferred the version of the defendants and rejected that of the plaintiff. In doing so, the -trial Court had the opportunity of watching the demeanoour the witnesses while giving evidence, and in fact the jusgement contains an estimate of these witnesses. In the circumsatnces, so far as the credibility of the witnessses goes, it would not be advis-ible for this Court to reverse the finding of fact of the trial Court."
Bazı davalarda taraflar ek şahadet çağırmayıp sadece davalı ve davacının şahadetini sunmakla yetinirler. Nitekim önümüzdeki meselede de durum budur. Sunulan iki zıt şahadet arasında -tercih yapmak çoğu kez ilk mahkemeler için zorluk yaratır, ancak ilk mahkeme şahadeti dikkatlice inceledikten, özellikle tavır ve hareketlerini nazarı itibare aldıktan ve hangisine inanacağına karar verdikten sonra, böyle bir şahadetin yetersiz olacağı vey-a sadece davacının şahadeti ile yetinilmemesi gerektiği yanlış bir düşüncedir. Ancak bazı avukatlar bu yanlış intiba altında istinaf etmeyi tercih etmektedirler. Hemen şunu da belirtelim ki zor da olsa ilk mahkemeler bir karara vardıktan sonra pek istisnai- haller dışında ki bu gibi haller birçok içtihat kararlarında değinilmiştir, ilk mahkemelerin hakikatlere dayanan kararlarına müdahale edilmemesi gerekir.
Sadece davacının şahadetine istinat eden meslelerde davacı leyhine karar verilip verilemeyeceği hus-usunu 1930 öncesi yasal durumla birlikte inceleyen hakim Zekâ bey Philippos Charalambous v. Sotiris Demetriou 1861 C.L.R. s.14 at 17' de bu hususta şu görüşe yer vermektedir:
"Zekia, J: This case brings to the forefront the question as to what extent thi-s Court will consder itself bound by the finding of fact of the trial court based on the uncorroborated evdience of the palintiff. That a trial judge could in law act on such uncorroborated evidence there is no doubt6. According the Medjelle (Article 1655)- in a civil action the evidence of two men was required if such evience was otherwise uncorroborated. This was considered to be a salutary point of evidence at the time the eminent jurists drafted Medjelle. By the Contact Law, 1930, this article together w-ith the chapter delaing with evidence were repealed. The English law and Rules of Evidence were introduced in civil matters also. Save in specified instances the Court can now legally act on the uncorroborated evidence of a single witness. (Evidence Law, C-ap.9, sections 6, 7 & 8).
A finding of the trial court based on the credibility of a witness save ine xceptional instances according to English authorities which were followed hitherto in this İsland cannot be disturbed by an appellate court. The recent- authorities dealing with such exceptions are given in the following cases: Powell and another v. Streatham Manor Nursing Home (1935) A.C. 243, Yuil v. Yuil (1945) P.15 and Watt. v. Thomas (1947) A.C.484."
Yukarıdaki prensipler ve birçok içtihat kararla-rı dikkate alınarak önümüzdeki meselede, İlk Mahkemenin mevcut olgular ışığında yapmış olduğu bulguların hatalı olmadığı ve bu bulgulara varabilmesi için önünde yeterli şahadet olduğu görüşündeyiz ve davacının şahadetine inanmakla da hata ettiğine ikna edi-lmedik.
Netice olarak istinafın yukarıda söylenenler ışığında reddedilmesine, istinaf masraflarının ise istinaf eden tarafından aleyhine istinaf edilene ödenmesine oybirliği ile karar verilir.
(N. Ergin Salâhi) (Niyazi F. Korkut-) (Taner Erginel)
Yargıç Yargıç Yargıç
24 Nisan 1989
-
-
-5-
-
Full & Egal Universal Law Academy