-D.4/94 Yargıtay/Hukuk 22/93
(Dava No: 223/93; Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Taner Erginel, Metin A. Hakkı
İstinaf eden: Eren Kahya, Gönyeli-.
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Hasan Nazlı, Gönyeli.
(Davalı)
A r a -s ı n d a.
İstinaf eden namına: Avukat Serhan Çınar
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Menteş Aziz
K A R A R
N. Ergin Salâhi: Mahkemenin kararını Sayın Yargıç Taner Erginel okuyacaktır.
Taner Erginel: İstinaf eden (Davacı) bir Mahkeme Nizamatına -dayanarak açtığı bu davada Davalıdan 2000 Sterlin talep etti. Mahkeme Nizamatlarına dayanarak sadece tazminat talep edilebileceği kanısında olan İlk Mahkeme, Davacının davasını reddetti. Bu karar üzerine Davacı önümüzdeki istinafı dosyalayarak İlk Mahkeme -görüşünün hatalı olduğunu, yani Mahkeme Nizamatına dayanarak açılan bir davada İlk Mahkemenin tazminat dışında da hüküm verilebileceğini, dolayısıyle 2000 Sterlin için hüküm vermesi gerketiğini iddia etmektedir.
İstinaf konusu davanın olguları özetle şöy-ledir: Geçmişte Lefkoşa Kaza Mahkemesi önünde görüşülen bir istidada Müstedi ile Müstedaaleyh aralarında anlaştılar. Bunun üzerine İlk Mahkeme şöyle bir karar verdi.
"Hasan Nazlı'nın Eren Kahya'ya 2000 Sterlin borcu kaldığı hususunda taraflar arasındaki m-utabakat Mahkeme nizamatı olarak kaydedilir."
2000 Sterlin'in ödenmemesi üzerine Davacı önümüzdeki davayı açtı ve Davalıdan bu paranın ödenmesini talep etti. Emir 2 nizam 6'ya göre açılan dava Davalıya tebliğ edildiği halde Davalı isbat-ı vücut muhtırası -dosyalamadı ve Davacı tek taraflı olarak davasını ispat etmeye teşebbüs etti. Davacının şahadetinden sonra Mahkeme gerekçeli bir karar vererek Davacının talebini reddetti. Bu kararda şöyle denmektedir:
"Davacı tarafından Davalı aleyhine açılan bu davada D-avacı dava sebebini Emare 2 olarak ibraz ettiği 23.3.1992 tarihli Mahkeme nizamatına istinat ettirmştir.
Davacı mezkûr Mahkeme nizamatını Mahkemeye Emare olarak ibraz etmek suretiyle davasını ispat ettiği kanısını taşımakta ve Mahkeme nizamatına konu ola-n 2000 Sterlinlik alacak talebi için lehine hüküm verilmesini talep etmektedir.
.................................................................................................................
Birl. Yargıtay/Hukuk 91/85 - 92/85'de de vurgulandığı üzere -Mahkeme nizamatı olarak kaydedilen hususların ihlâlinden kendisini mağdur hisseden tarafın karşı taraftan tazminat talep etmekten başka bir seçeneği bulunmamaktadır."
Kararın başka bir yerinde ise şöyle denmektedir:
"....... Davacı Davalı aleyhine açtığ-ı bu davayı Mahkeme nizamatına dayandıracağı yerde, taraflar arasında varıldığı iddia edilen anlaşma ve mutabakata dayandırması ve davasını bu çerçeve içinde ispat etmesi gerekirdi."
Görüleceği gibi İlk Mahkemenin görüşüne göre Mahkeme Nizamatına dayanar-ak açılan bir davada sadece tazminat talep edilebilir. Bunun dışında başka bir hüküm verilebilmesi için Davacının davasını Mahkeme Nizamatına değil taraflar arasında yapılmış sözleşmeye dayandırması ve bu sözleşmeyi kanıtlaması gerekmektedir. Acaba İlk Mah-kemenin bu görüşü isabetli midir?
İstinaftaki ilginç gelişme tarafların dava konusunda ikinci kez anlaşmaları ve Davalının borcun bir kısmını ödeyerek mütebaki borcu aydan aya ödemeyi kabul etmesi oldu. Bu durumda taraflar arsındaki ihtilâf sona erdiğine- göre istinaf konusu akademik kalmıştır. Buna rağmen İlk Mahkemelerdeki uygulamayı etkileyen yasal bir sorunla karşı karşıya olduğumuz görüşündeyiz. Bu nedenle konuyu incelemenin ve İlk Mahkemelere ışık tutacak bir karar vermenin yararlı olacağı kanısınday-ız.
Tespit kararı (declaratory judgment) kavramı İngiliz mevzuatında çok eskiye dayanmaktadır. Langdale v. Birggs (1856), 8 D.E.G.M. and G.391'de görüldüğü gibi 1883 Judicature Acts'a göre Mahkemelerin icra kabiliyeti olmayan fakat bir hakkı tespit eden -kararlar vermesi mümkündür. The Supreme Court Practice (1937) 1. vol, p.212'de belirtildiğine göre 1883 Judicature Acts'dan önce Chancery Practice başlığı altında böyle uygulamalar bulunmaktaydı. Öyle anlaşılıyor ki ilk zamanlarda Chancery Practice'de görü-len tespit kararları 1883'den sonra Common Law'da uygulanmaya başlandı ve böylece aynı uygulama Kıbrıs'a da gelmiş oldu. Bu nedenle Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğü Emir 27 nizam 4, Mahkemelerimizin (declaratory judgment) tespit kararı verebileceklerini hük-me bağlamıştır. Aynı hüküm 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 49. maddesinde de mevcuttur.
The Supreme Court Practice (1973) 1. vol. p.212'de şöyle denmektedir:
"In the Court of Chancery, binding declarations of right were made, but only if some right to- relief which the Court could grant, whether claimed or not was shown and established."
Mahkemelerin talep edilsin veya edilmesin Mahkemenin karar verebileceği bir konuda bir hakkın varlığını tespit eden kararlar vermeleri mümkün olduğu gibi tarafların a-nlaşarak Mahkemeden bu anlaşmayı kaydetmesini istemeleri de mümkündür. 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 25(3)(a)(v) maddesi şöyledir:
"Kaza Mahkemesi ......................
Herhangi bir davada ...................
(v) taraflardan birinin talebi tamamen vey-a kısmen kabul ettiği halde, kabul edilen kısım hakkında hüküm vermeye yetkilidir."
Böylece taraflardan birinin talebi kabul etmesi üzerine Mahkeme tarafından kaydedilen ve Mahkeme Nizamatı olarak isimlendirilen bir anlaşma bir tür tespit kararıdır. Yani- kendiliğinden icra kabiliyeti olmamakla birlikte bir hak veya sözleşmenin en güçlü şekilde ortaya çıkmasını ifade etmektedir. Böyle bir sözleşmeye dayanarak hakkını elde etmeye çalışan tarafın amacına diğer sözleşmelere kıyasla daha kolay ulaşılabilmesi g-erekir.
İki kişi arasında yapılan anlaşmalar sözlü veya yazılı olabileceği gibi yazılı anlaşmaların da çeşitli şekillerde gerçekleşmesi mümkündür. Yapıldığı şekle göre anlaşmanın gücünün arttığını veya azaldığını söyleyebiliriz. Tüm sözleşmeler özde birb-irine benzemekle birlikte anlaşmanın dönüştürüldüğü şekle göre tarafların bu sözleşmeye karşı yapabilecekleri itirzlar sınırlanmakta, dolayısıyle anlaşmanın gücü artmakta veya azalmaktadır. Örneğin borç ilişkisi içerisinde olan iki kişi aralarında sözlü ol-arak anlaşabilecekleri gibi yazılı bir senetle, çekle veya Fasıl 149 Sözleşme Yasasının 78'inci maddesinde belirtilen şartlara uygun mersum bir borç senedi ile anlaşabilirler. Eğer mersum bir borç senedi yapmayı tercih etmişlerse bu senede karşı Fasıl 149 -Sözleşme Yasasının 80'inci maddesinde belirtilen savunmalardan başka savunma yapma olanağı yoktur. Yapılabilecek savunmalar azaldığına göre bu senet türünün diğer türlerden daha güçlü olduğunu söyleyebiliriz.
Tarafların anlaşmalarını bir tür tespit karar-ı olan Mahkeme Nizamatına dönüştürmelerini de buna paralel olarak değerlendirmek gerekir. Mahkeme Nizamatına dönüştürülmüş bir anlaşmanın diğer tüm anlaşmalardan daha güçlü olduğu açıkça ortadadır. Çünkü bir Mahkeme önünde yapılan ve zabıtlara geçirilen Ma-hkeme Nizamatına karşı yapılabilecek savunmalar son derece sınırlıdır. Bu görüşler ışığında 2000 Sterlin borcu olduğunu kabul eden ve bu borcunu tespit kararına dönüştüren bir kişi aleyhine bu nedenle dava açılamaması ve 2000 Sterlin'in talep edilememesi i-çin herhangi bir neden yoktur. Mahkeme Nizamatına dayanarak sadece tazminat talep edilebileceğini gösteren yasal hüküm olmadığı gibi bizi bu sonuca vardıracak teorik bir gerekçe de yoktur.
Şüphe yok ki Mahkeme Nizamatına dayanarak açılan bir davanın başa-rıya ulaşması için alacağın vadesinin gelmiş olması veya buna benzer bir engelin bulunmaması gerekir.
İlk Mahkemenin değindiği Yargıtay/Hukuk 91/85 - 92/85 (D.9/86) sayılı karara ilişkin yanlış bir anlaşmanın mevcut olduğu görüşündeyiz. Bu davada Mahkeme- önünde bir taşınmaz malın devredilmesine ilişkin bir anlaşma yapılmıştı. Anlaşma Mahkeme Nizamatı olarak kaydedilmiş yani tespit kararına dönüştürülmüştü. Yüksek Mahkemenin böyle bir anlaşmaya dayanarak taşınmaz malın devri yani sözleşmenin aynen ifası iç-in emir verilemeyeceğini belirtmesinin nedeni Fasıl 232 Arazi Satışı (Aynen İfa) Yasası hükümleridir. Bu Yasaya göre taşınmaz malın satışı için yapılan bir anlaşmaya dayanarak Mahkemenin malın tapuda devrini emredebilmesi için yasanın 24'üncü maddesindeki -şartların yerine getirilmesi gerekir. Bu şartlar yerine getirilmediği zaman Mahkemenin aynen ifa emri vermesi mümkün olmayıp sadece tazminata hükmetme olasılığı vardır. Söz konusu istinaf kararında Yüksek Mahkeme bu yasal durumu dikkate alarak tazminata hü-kmolunabileceğini karara bağlamıştı. Açıkça görülebileceği gibi bu karar Aynen İfa Yasası dışında her Mahkeme Nizamatına dayanarak açılan davada sadece tazminata hükmolunabileceği anlamına gelmemektedir.
Yukarıdaki nedenlerle İlk Mahkemenin Mahkeme Nizam-atına uygun olarak Davacı lehine 2000 Sterlin için hüküm vermesinin mümkün ve doğru olduğu görüşündeyiz. Dolayısıyle istinafı kabul ederiz.
Yukarıdaki nedenlerle İlk Mahkemenin Mahkeme Nizamatına uygun olarak Davacı lehine 2000 Sterlin için hüküm vermesi-nin mümkün ve doğru olduğu görüşündeyiz. Dolayısıyle istinafı kabul ederiz.
İstinafta taraflar arasında yeniden anlaşma olmuştur. Bu anlaşmaya uygun olarak aşağıdaki şekilde hüküm verilir.
Davalı Hasan Nazlı'nın Davacı Eren Kahya'ya 2000 Sterlinlik bor-cun 270 Sterlinini ödemiş olduğunu dikkate alan Mahkeme Davacı lehine ve Davalı aleyhine 1730 Sterlin için hüküm verir. Söz konusu hüküm bugünden itabren 15 Aralık 1994'e kadar ayda asgari 100 Sterlin taksitlerle ödenmesi halinde hükmün icrası1 sene için -durdurulur. Taksitler her ayın başında 15 gün atıfet süresiyle ödenecektir. Herhangi bir taksidin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan ödenmemiş tüm hükümlü borç için icraya başvurulabilecektir.
Masraflar için herhnagi bir emir verilmez.
(N. Ergin S-alâhi) (Taner Erginel) (Metin A. Hakkı)
Yargıç Yargıç Yargıç
16 Şubat 1994
Full & Egal Universal Law Academy