-D.15/84 Yargıtay/Hukuk 23/84
(Dava No. 114/83; Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme heyeti: N. Egin Salâhi, Niyazi F. Korkut, Aziz Altay.
İstinaf eden: İlkay Hikmet, Lefkoşa
- (Davalı)
-ile-
Aleyhine istinaf edilen: Metin A. Hakkı şahsen ve Dr. Tekin A. Hakkı'nın
yetkili vekili sıfatı ile, Lefkoşa.
(Dava-cı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Ülfet Emin.
Aleyhine istinaf edilenler namına: Kıvanç M. Riza.
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Bu istinafta Mahkemenin ilk hükmünü -Sayın Yargıç Aziz Altay verecektir.
Aziz Altay: Aleyhine istinaf edilen müstedaaleyhler Mahkemeler Önü Lefkoşa'da bulunan ve zemin katta 6 dükkân, üstte de bir ofisten ibaret bir binanın sahibidirler. İstinaf eden müsetdi söz konusu 6 dükkândan biri olan -24 numaralı dükkânla, müstediye göre kiracı, müstedaaleyhlere göre ise yasal kiracı sıfatı ile oturmaktadır. Müstedaaleyhler söz konusu binanın tümünü yıkıp yeniden inşa etmek istediklerinden müsetdiye oturmakta odluğu dükkânı tahliye etmesi için 3 aylık i-hbar verdiler ancak müstedi tahliye etmediği için Lefkoşa Kaza Mahkemesinde müstedi aleyhine 1114/83 sayılı davayı açtılar. Müstedi 8.3.1984 tarihinde işbu istidayı dosyaladı ve müstedaaleyhlerin diğer dükkânlarlla üstteki ofisi yıkmak üzere olduklarına da-ir bilgi aldığını ileri sürdü ve müstedaaleyhlerin söz konusu yıkımı gerçekleştirmeye girişimleri halinde kendisinin dükkânda oturup çalışmasının imkânsız olacağını hatta dükkânın çökebileceğini veiçindeki eşyaların da enkaz altında kalıp telâfisi imânsız -zarara uğrayacağını iddi etti ve dava sonuçlanıncaya kadar müstedinin oturmakta olduğu dükkâna veya tüm binaya müstedaaleyhlerin herhangi bir şekilde müdahale etmekten veya herhnagi bir kısmını yıkmaktan menedilmeleri veya binayı aynen muhafaza etmeleri hu-susunda emir verilmesini istedi. İlk Mahkeme istenen geçici ara emrini verdi ve kesinleşip kesinleşmeyeceğini karara bağlamak üzere istidayı 13.3.1984 tarihine tayin etti. Müstedaaleyhler bir itirazname dosyalayarak müstedinin dükkânı dışındaki dükkânların- ve üstteki ofisin yıkılması sonucu müstedinin dükkânını işgal etmesinin imkânsız olacağı veya zorlaşacağı veya eşuyalarına zarar verileceği iddiasını kabul etmediler. Müstedaaleyhler her halûkarda yıkım esnasında alınması gerken her türlü tedbiri alacakla-rını iddia ettiler ve müstedinin ara emri ile diğer dükkânlarla ofisin yıkılmasını engellemesinin yasal veya adil olmayacağını ileri sürdüler. Müstedaaleyhler müstedinin işgalindeki dükkân için tahliye emri verilmemesi halinde dahi diğer dükkânlar ile ofis-in yıkılıp inkişaf ettirilebileceğini, bu nedenle gecikmenin her gün artan fiyatlar karşısında kendilerine büyük haksızlık olacağını iddia ettiler ve verilen ara emrinin iptalini talep ettiler.
Yapılan duruşmada müstedi bizzat şahadet verdi ve ayrıca bir- de teknik şahit çağırdı. Müstedaaleyhler ise 4 teknik şahit çağırdılar. Huzurumdaki şahadeti değerlendiren İlk Mahkeme konunun ciddi odluğu, müstedinin kiracılık statüsünnün ihtilâflı olduğu cihetle müdafaasında haklı olabileceğine dair belirtilerin bulun-duğu, meni müdahale emri verilmediği takdirde dükkânın yıkılması sonucu ileride telâfisi imkânsız bir zarar doğuracağı veya eski duruma dönüşün çok zorlaşacağı hususunda kanaat getirdi. Ancak İlk Mahkeme şahadetten müstedaaleyhlerin gerekli tedbirleri alar-ak müstedinin dükkânına ve içindeki eşyalara zarar vermeden, dükkânda oturmasına veya kulalnmasına mani olamdan veya müstediyi herhangi bir tehlikeye maruz bırakmadan, binayı oluşturan diğer dükkânlarla üstteki ofisi yıkacakları hususunda ikna odlu ve daha- önce verdiği geçici ara emrini tadil edipbinayı oluşturan diğeer dükkânlarla ofis için vermiş olduğu geçici ara emrini kaldırdığı ve sadece müstedinin işgalindeki 24 numaralı dükkân için verilen ara emrini kesinleştirdi.
Müstedi İlk mahkemenin dava konu-sunu sadece 24 numaralı dükkânın teşkil ettiği hususunda bulgu tyaparak dükkânın, binanın diğer kısımları ile bir bütün teşkil ettiğini, bu bütünlüğün bozulması halinde 24 numaralı dükkânın muhafazası ile kullanımının tehlikeye düşeceğini ve bu suretle sta-tus quo'nun etkileneceğini dikkate almamakla, müstedinin sakin kullanım (qiet enjoyment) hakkına yeterince değer vermemekle, müstedaaleyhlerin yıkım için izin almadıklarını ve binanın eski eser olduğunu göz önünde bulundurmaakla, müstedi şahidinin şahadeti-ni kaale almayarak, gerek binanın yıkımında gerekse yeni binanın yapımında menfaatleri olan müstedaaleyhlerin şahitlerinin şahadetini tercih ederek dükkânın yıkımdan etkilenmeyeceği ve hiçbir tehlikeye maruz kalmayacağı hususunda bulgu yaparak verilen geçi-ci ara emrini kesinleştirme- mekle ve her halükarda insan gücü ile gerçekleştirilecek bir yııkımın 24 numaralı dükkân için ethlike arzetmeyeceği ve dükkânın yıkımdan etkilenmeyeceği bulgusuna rağmen sınırlı oalrak kesinleştirdiği ara emrine bu hususta hiçb-ir koşul koymamakla hata ettiğini, lâyihalarda ileri sürülmediği için müstedaaleyhleri sürprizle karşı karşıya bırakacağı gerekçesi ile Eski Eserler Yasasına ve bu Yasa altında alınan kararlara müstedinin atıfta bulunmasına müsaade etmemek ve istidanın tad-ili için yapılan müracaatta da geç kalındığı ve yeterli ve kuvvetli bir mazaret bulunmadığı nedeni ile reddetmekle hataya düştüğünü ileri sürerek istinaf etti.
Ara emri verilebilmesi için ilgili malın dava konusu olması gerektiğine kuşku yoktur. (Bak: Hu-kuk/İstinaf 15/73, Yargıtay/Hukuk 22/80, Yargıtay/Hukuk 15/81.) Müstediye göre konu dükkânda sakin kullanım (quiet enjoyment) hakkı vardır ve bu hak sadece işgali altındaki dükkâna şamil olmayıp bir cüzünü teşkil ettiği tüm binaya şamildir. Bu nedenle bina-nın diğer kısımlarının yıkılması halinde müsetdinin sakin kullanım hakkını engelleyeceği için ara emrinin tüm bina için verilmesi ve status quo'nun muhafaza edilmesi gerekirdi. Mahkeme binanın yıkılıp yıkılamaycağına karar verirken müstedaaleyhlerin müsted-iye kariı sözleşmeden doğan bir sorumlulukları bulunduğunu da göz önünde bulundurmalı idi.
Müstedinin işgalinde bulunan dükkânda sözleşmeden doğan sakin kullanım hakkı odluğu hususu karşı tarafca teslim edilmektedir. Ancak bu hakkın ne zaman ve hangi hal-lerde ihlâl edildiği bir olgu meselesidir ve bir ihlâlin olup olmadığına karar verebilmek için her davanın kendine özgü olgularına bakmak gerekir. Sanderson v. Mayor of Berwick -upon- Tweed (1884) 13 Q.B.D. p.547 at 551'de şöyle denmektedir:
"But it app-ears to us to be in every case a question of fact whether that quiet enjoyment of the land has or has not been interrupted; and where the ordinary and lawful enjoyment of the demised şand is substantially innterfered with by the acts of the lessor, or thos-e lawfully cclaiming under him, the covenant appears to us to be broken, althought neither the title to the land to us to be broken, although neither the title to the land nor the possession of the land may be otherwise affected."
Kullanım hakkının ihlâl- edilmiş sayılabilmesi için taşınmaz malın kullanımına fizikman müdahale edilmesi gerekir. malı kullananın rahatının bozulmasına yeterli değildir. browne v. Flower (1911) 1 Ch. D. s.219 at 228'de şöyle denmektedir:
"It appears to me that to constitute a -breach of such a cobenant there must be some physical interference with the enjoyment of the demised premises, and that a mere interference with the cmfort of persons using the demised premises by the creation of a personal aynoyance such as might arise fr-om noise, invasion of privacy, or otherwise is not enough."
Kiracının tasarrufuna müdahale etmeyenn geçici bir kullanıma ilişkin tecavüz ise, sözleşmenin ihlâli için yeterli bir neden teşkil etmemektedir. Manchester, Sheffield and Lincolnshire Railway v-. Anderson, (1898) 2 Ch. 394 C.A. at 401'de şöyle denmektedir:
"I take it that a mere temporary inconvenience caused by a lessor, not it depriving his tenant of a right of way, but in rendering his access a little less convenient that it was, is not a br-each of covernant for quiet enjoyment. A temporary invonvenience which does not interfere with the estate, or title, or possession, is not, in may mind, a breach of covennant, nor is there any case that goes anything like the length required to show that i-t is."
-Bu meselede dava konusu olan ve tahliyesi istenen mal 24 numaralı dükkândır. Bu dükkânın, bir cüzünü teşkil ettiği binanın diğer kısımalrının yıkılması sonucu fizikman etkileneceği, içinde oturulması veya kullanılması tehlikeli bir duruma düşeceği veya mü-stedinin işinin engelleneceği söz konusu olması halinde status quo'nun muhafaza edilmesi maksadı ile yıkımı önleyecek bir meni müdahale emri verilmesi zorunlu hale gelebilirdi. ne var ki İlk mahkeme doğru oalrak kabul ettiği teknik şahadet ışığında müsteda-aleyhlerin gerekli tüm tedbirleri alacaklarına ve yıkım dolayısıyle müstedinin sakin kullanımının etkilen- meyeceğine, içinde oturup çalışmasının tehlikeye düşmeyeceğine, dükkâna tehlike teşkil edecek bir zarar yapıllamayacağına kanaat getirecek tüm bina i-çin verilen geçici ara emrini kesinleştirmedi ve sadece 24 numarlaı dükkân için olan ara emrini kesinleştirdi. Müstedi tarafından çağrılan şahidin şahadeti dahil tüm şahadet dikkate alındığında İlk Mahkemenin bu hususta yanıldığını söylemek mümkün değildir-. Müstedi şahidi Ahmet Ünsal dahi binanın yükünü alttaki duvarlarını kaldırmakla alt duvarlara zarar olmayacağını, tedbir alındığı takdirde dükkâna su akmayacağını, iksa tabir edilen tahkimat yapıldıktan sonra gerekli yıkımın, dozer ile olmaması kaydı ile,- yapılabileceğini kabul etmiştir. Bu durumda İlk mahkemenin yıkımda ve yeni inşaatta menfaatleri olan müstedaaleyh şahitlerinin şahadetlerinin dikkate alındığı ve müstedi şahidinin şahadetine önem verilmediği iddiasının varit olamdığı açıktır.
-
Müstedi dükkânın önüne yapılacak iskelenin dükkâna fizikman müdahale teşkil ettiğini ve dükkânın sajin kullanımını engelleyeceğini iddia etmiştir. Kuşkusuz kurulacak iskelenin dükkânın kulalnımına müdahale teşkil etmesi halinde önlenmesi gerekir. Ancak m-üdahale teşkil edip etmeyeceğini, yukarıda belirtildiği gibi, her davanın kendine has olgularına bakıp karar vermek gerekir. Owen v. Gadd (1956) 2 All E.R. 28 at 29-30'da şöyle denmektedir:
"Still, the leessee claimed that he had suffered through this vi-tal week a serious and a substential loss of his business as a shopkeeper, and that for a reason not faar to seek, anmely, that the presence of these scaffold poles, and perhaps the men working on the planks imediately above them, seriously interfered with- the ordinary access of the public to the shop window. It need not be empahsised that a lock-up shop, according to the ordinary signifiance of that term, menas o palce which will have e shaop window, andd in that shop window the goods to be sold will be ex-hibited so as to attract custom.
In the circumstances, as I have started them, the jusge came to the conclusion that the erection of these scaffold poles in close proximity to the shop window constituted a breach of the covenant for quite enjoyment, not -being of so triffling or purely transitory a character as to dissentitle the lessee from making any claim;"
Leader v. Moody (1875) 33 Eq. 711 at 715'te şöyle denmektedir:
"You may such a case as the locking of a gate which may be temporary if you intend- to lock , it for an hour or for five minutes, or it many be a permanent locking, as it was in one of the decided cases -Kidgill v. Moor- with a view to stop the exercise of a right of way for ever. There the locking of the gate was held by all the Judges -to be a permanent obstruction, that being the true intention, though it was a mere locking of the gate. On the other hand you may gave the erection of a timber scaffolding, a work of considerable expense, taking a consi- derable time to perform, and a cons-iderable tine to remove; but here, if it were shewn that it was not intended as a permanent construction, but was merely for the purpose of a scaffolding with a view to the erection of somethings else, which would not be an obstruction, and was intended to- be taken away as soon as that was completed, it would not be an erection of permanent character, through a work, as I said before, of considerable extent and occasioning great expense. You must consider the inetntion."
Yukarıdaki alıntılardan da anlaşıl-acağı gibi iskelenin kuruluş şeki, dükkânın hangi maksat için kullanıldığu ve engellemenın mahiyeti önemlidir. Own v. Gadd davasında kiracı dükkânda çocuk arabaları ve oyuncakları, radyo setleri ve parçaları satıyordu ve halkın ilgisini çekmek için bu eşya-larını dükkânın önündeki vitrinde teşhir ediyordu. Kiracı dükkânı kiralayıp içine yerleştikten üç gün sonra binaya yapılacak onarım için dükkânın önüne iskele kurulmuştu. İske- lenin kurulmasını talep eden hafta içinde kiracının sattığı eşyaların satışı ba-kımından ok hareketli bir hafta oalcağı kabul edilen bir olgu idi. İskelenin dükkânın önündeki vitrine çok yakın bir yerde kurulması ve üzerinde işçilerin çalışması sonucu halkın vitrine yaklaşamadığı yine kabul edilen başka bir olgu idi. Davaya özgü tüm b-u ve buna benzer olgular dikkate alındığında bir haftalık süre ile dükkânın önüne kurulan iskelenin sakin kullanıma müdahale teşkil ettiği kabul edilmişti. Öte yandan Leader v. Moody davasında üç aylık bir süre için kurulan bir iskele, ciddi ir engel teşki-l etmediği nedeniyle dükkânın sakin kullanımına müdahale olarak nitelendirilmişti. Görüleceği gibi sakin kullanıma müdahale edilip edilmediği her meselenin kendine özgü olgularına bağlıdır. Dükkânın normal ve yasal kullanımına büyük ölçüde müdahale edilmed-ike sakin kullanıma müdahale şeklinde yorumlanmamaktadır. Foa'' General Law of Landlord and tenant (7th Edn.) p.292'de şöyle denmektedir:
"The question whether the quiet enjoyment of the premises demised has been interrupted or not is in every case one -of fact; and the covenant is broken although neither the title to the land nor the possession of the land may be otherwise affected, where the ordinary and lawful enjoyment is substantially interfered with by the acts of the lessor or of those lawfully cla-iming under him."
Önümüzdeki meselede müstedi konu dükkânı bir avukat yazıhanesi olarak kullanmaktadır. Bu nedenle müşterilerin ilgiisini çekecek herhangi bir vitrin de söz konusu değilddir. İskelenin ise nasıl ve nerede kurulacağı bilinmemektedir. İstid-aya ekli yeminn varakasında kurulacak iskelenin müşterilerin giriş ve çıkışını engelleyeceği iddia edilmiş değildir. Bu duruma iskele kurulmadan, nasıl ve nerede kurulacağı bilinmeden avukat yazıhanesi olarak kulanılan bu dükkânın giriş ve çıkışının engell-eneceği ve böylece dükkânın sakin kullanımının da etkileneceği söylenemez.
Müstedi binanın yıkılması işleminin eski eser olması nedeni ile suç teşkil ettiği gibi önceden izin alınmadan yapılacak bir yıkımın da suç olduğunu ileri sürdü ve gerek yıkımdam e-tkilenecek bir kimse sıfatı ile ve gerekse bir vatandaş olarak bir suçun işlenmesini önlemek için Mahkemeye müracaat edip meni müdahale emri isteyebileceğini iddia etti. Bir şahıs bir suçun işlenmesi sonucu etkilennecekse böyle bir şahır suçun işlenmesini -önlemek üzere Mahkemeye müracaat edip meni müdahale emri isteyebileceğini iddia etti. Bir şahıs bir suçun işlenmesi sonucu etkilenecekse böyle bir şahıs suçun işlenmesini önlemek üzere Mahkemeye müracaat edip bir meni müdahale emri isteyebilir. Ne var ki ö-nümüzdeki meselede suç olduğu ileri sürülen söz konusu yıkımın müstediyi, yukarıda da belirtildiği gibi, etkilemeyeceğine göre onun Mahkemeden meni müdahale emri isteminde bulunamıyacağı açıktır. Müstedinin sadece bir vatandaş sıfatıyle böyle bir istemde -bulunması ise mümkün değildir. Gouriet v. Union of Post Office Workers and Other (1977) 3 All E.R. 70 at 92'de şöyle denmektedir:
"It is not necessary therefore to consider the long line of cases dealing with the right of individuals to secure injunction-s and declarations when their private rights are threatened though it is not without interest to note that in Springhead Apinning Co. v. Riley it was held that an injusction could be granted at the instance of a person tp prevent the commission of a crime -if, but only if, that person would damaged thereby."
Sayfa 94'de ise şöyle denmektedir:
"Whie the contention that if a private individual can start a prosecution, he sould be able to take steps directed to preventing the commision of a crime appears at -first sight ettractive and logical, I do not find anthing to support it in the decided cases .........
The conclusion to which I have come in the light of the many authorities to which we were referred is that it is the law, and long established law, tha-t save and insofar as the Local Government Act 1972, s.22, gives local authorities a limited power so to, only the Attorney General can sue on behalf of the publicc for the purpose of preventing public wrongs and the a private ind,vidual cannot do so on be-half of the public though he may be able to do so if he will sustain injury as a result of a public wrong. In my opinion the cases estabilsh that the courts have no jurisdiction to entertain such claims by a private individual whohas not suffered and will -not suffer damage."
Sayfa 95'de şöyle denmektedir:
"In conclusion, as I see it, we are asked not to just extend the existing law but to override a mass of authority and to say that long established law should no longer prevail. That is a question for th-e legislature to consider and, in the light of what I have said about the exceptional character of requests by the Attorney-General to the civil courts to come to the aid of the criminal law and of the occasions when that has been given, I must confess to -cnsiderable doubt whether it would be in the public interest that private individuals such as Mr. Gouriet should be enables to make such applications in cases where such interest as they have is in common with all other members of the public and when the o-bject is the enformcement of public rights."
Bu safhada şunu da belirtmek gerekir ki istidanın duruşması sırasında müstedaaleyhlerin yıkım izni olmamakla beraber, binayı izin alamdan fiilen yıkmaya başlayacakları belli değildir. Nitekim müdtedaaleyhler M-ahkemede izinsiz yıkıma girişmeyeeklerini açık ve seçik bir şekilde beyan etmişlerdir. İlk Mahkeme yapılan bu beyanı tatminkâr bulmuş ve herhangi bir izinsiz yıkıma gidilmeyeceğine kanaat getirmiştir.
İstidanın duruşmasının sonunda müstedi avukatı Mahkem-eye yaptığı hitabede ilk defa binanın eski eser olduğunu iddia ederek eski Eserler Yasasına ve bu Yasa altında alınan Bakanlar Kurulu kararlarına değinmek istedi. İlk mahkeme layihalarda bu konuda herhangi bir iddia ileri sürülmediği için karşı tarafın sür-prizle karşı karşıya bırakılacağını belirterek bu konuya değinmesine izin vermedi ve bilâhare istidayı tadil etmek için yapmış olduğu müracaatı da reddetti.
Yukarıda belirtilenler ışığında bu konuyu derinlemesine incelemeye gerek yoktur. İlk Mahkeme izns-iz yıkım yapılmayacağı hususunda bulgu yaptığına göre binanın eski eser olup olmadığı ve yıkılıp yıkılmayacağı hususu, yıkım izni verilip verilemeyeceği incelenirken dikkate alınacak bir husustur. Bu nedenle İlk Mahkemein müstedinin bu konuda hitap etmesin-e izin vermmmemesi ve bilâhare yaptığı tadil müracaatını da reddetmesi sonucu istidanın kaderinin etkilendiği söylenemez. kaldı ki müstedinin meni müdahale emri isteminde bulunabilmesi için yukarıda etıfta bulunduğum Gouriet davasında da belirtildiği gibi -yıkımdan etkilenen kişi olması gerekir. Aksi takdirde sadece bir vatandaş olarak suç teşkil eden bir işlemi veya eylemi önlemek için meni müahale emri isteyemez. BU meselede ise müstedinin yıkımdan etkilenecek bir kişi olmadığı bulgusuna varıldıktan sonra -ve bir vatandaş olarak da böyle bir istemde bulunamayacağına göre, tadilâtın davanın gereksiz yere gecikmesi dışında herhangi bir yararlı amaca hizmet etmeyeceği açıktır. Bu nedenle İlk Mahkeme müstediye istidasını tadil etmek için izin vermemekle hatalı h-areket etmiş değildir.
İlk Mahkemenin binanın insan güücü ile yıkılacağı için konu dükkânın etkilenemeyeceği veya bu şekilde gerçekleştirilecek bir yıkımın dükkân için tehlike arzetmeyeceği hususunda bulgu yaptıktan sorna kesinleştirdiği ara emrinde bun-a dair şartlar koymamakla hata ettiğine ilişkin istinafa gelince: İlk Mahkeme huzurundaki şahadet binanın yıkımının dozer ile yapıldığı takdirde 24 numaralı dükkânın tehlikeye gireceği merkezindedir. Gerek müstedinin şahidi gerekse müstedaaleyhlerin şahitl-eri binaın insan gücü ile yıkılması halinde böyle bir tehlikenin söz konusu olmadığı ve dükkânın etkilenmeyeceği görüşünü paylaşmaktadırlar. Bu şahadeti dikkate alan İlk Mahkeme yıkımın dozer ile gerçekleşmemesi halinde konu dükkânın etkilenmeyeceği kanaat-ına vardı ve istinafa konu ara emrini verdi. Ne var ki İlk mahkeme emride müstedaaleyhleri binayı dozerle yıkmaktan men eden herhangi bir şart koymuş değildir. Kanımca İlk Mahkemenin yapmış olduğu bu bulgular ışığında ara emrine böyle bir şart koyması gere-kirdi. Nitekim müstedaaleyhlerin avukatı da istinafın görüşülmesi sırasında emirde böyle bir şartın konmasına karşı olamdıklarını beyan etmiştir. Bu durumda İlk Mahkemenin vermiş olduğu emrin uygun şekilde tadil edilmesi grektiği kanısındayım.
Son olarak- müstedaaleyhler itiraznamelerinde masraf talep etmedikleri halde İlk Mahkemenin lehlerine masraf emri vermekle hatalı hareket edip etme- diğini incelemek gerekir.
İstidalarda, celpnamelerde odluğu gibi, talebin ne olduğunu açıklayan bir talep kısmı (pra-yer) olduğu halde istidaya karşı dosyalanan itiraznamelerde böyle bir talep kısmı mevcut değlidir. Bundan dolayıdır ki müstedaaleyhler dosyaladıkları itiraznamede müstedinin taleplerini reddettikleri halde masraf talebinde bulunmamışlardır.
Bizde müsteda-aleyhler tarafından dosyalanan itiraznameye ekli yemin varakasının sonunda istidanın masraflarla reddini talep ettiklerini belirten sözcüklerin eklenmesi adet haline gelmiştir. Ne var ki bu gibi sözcüklerin eklenmemesi müstedaaleyhlerin masraf talep etmed-ikleri anlamına alınamaz ve mahkemenin uygun görmesi halinde adli takdirini kullanarak masraf vermeye hakkı vardır. (Bak: Clark v. Jaques (1849) 11 Beav. 623)
Önümüzdeki meselede İlk Mahkeme adli takdirini kullanarak istida masraflarının yarısının müsted-i tarafından müstedaaleyhlere ödenmesi hususunda emir verdi. Müstedi İlk Mahkemenin takdir hakkını yanlış kullandığını iddia etmiş değildir. Esasen İlk Mahkemenin bu hususta yanıldığı söylenemez.
Sonuç olarak İlk Mahkemenin 5.4.1984 tarihinde kesinleştir-diği ara emrinin aşağıdaki şekilde tadil edilmesi ve ileri sürülen diğer istinaf sebeplerinin ise reddolunması gerektiği kanısındayım.
"Davacının ve/veya ajanlarının işbu dava sonuçlanıncaya kadar dava konusu 24, Mahkemeler Önü, lefkoşa'da bulunan dükkân-a ve bu dükkânı oluşturan duvar ve tavana müdahale etmekten veya yıkmaktan veya 24 numaralı dükkânın dışında kalan konu binayı dozer ile yıkmaktan men edilmelerine emir verilir."
Yukarıdaki sonuç ışığında istinaf edenin, aleyhine istinaf edilenin yarı is-tinaf masraflarını ödenmesinin uygun olacağı görtüşündeyim.
N. Ergin Salâhi: Sayın Yargıç Aziz Altay'ın az önce okumuş olduğu karar ve vardığı sonuç ile hemfikirim. Sadece bir hususu açıklığa kavuşturmak istiyorum. O da İlk Mahkemenin ara kararına yapılan- tadilâtta "buldozer ile yıkımdan men edilir" yerine "yıkımın sadece insan gücü ile yapılması ve makine gücünün yıkım esnasında kullanılmasının men edilmesi" şeklinde değiştirilmesinin daha uygun olduğu görüşündeyim. Şimdi de Sayın Yargıç Niyazi F. Korkut -hükmünü verecektir.
Niyazi F. Korkut: sayın Yargıç Aziz Altay'ın hükmünde belirtmiş olduğu görüşler ile varmış olduğu sonuca (masraflar hariç) katılırım. Ancak alt mahkemenin vermiş olduğu emir tadil edilirken yapılacak tadilin Sayın yargıç N. Ergin Salâh-i'nin belirttiği şekilde olması gerektiği görüşündeyim.
Masraflara gelince, istinaf bir tümolarak dikkate alındığında istinafın esas can alıcı noktası yıkımın elle yapılması halinde tehlike olmayacağı hususunda kanaat getirdikten sonra mahkemenin bunlar-ı esas hükme dahil etmemesi üzerine toplanmaktadır ki, istinafta bunun hatalı olduğu ve bu hususların hükme eklenmesi gerektiği kanaatına varılarak alt mahkemenin bu husustaki hükmü değiştirme yönüne gidilmiştir. Bu kanaata vardıktan ve bu konuda istinaf e-den haklı olduktan sonra istinaf eden aleyhine masraf vermenin de uygun olmayacağı görüşündeyim. Bu nedenle masraflar hususunda Sayın Aziz Altay'ın görüşüne katılmam.
N. Ergin Salâhi: Netice olarak, söylenenler ışığında, istinaf belirtildiği şekilde kısme-n kabul edilir ve, oy çokluğu ile, ara emir aşağıdaki şekilde tadil edilir:
"Davacılar ve/veya ajanlarının işbu dava sonuçlanıncaya kadar dava konusu 24, Mahkemeler Önü, lefkoşa'da bulunan dükkâna ve bu dükkânı oluşturan duvar ve tavanca müdahale etmekte-n veya yıkmaktan veya 24, Mahkemeler Önün'deki dükkân dışında kalan binayı yıkımın sadece insan gücü ile yapılması ve makine gücünün yıkım esnasında kullanılmasının menedilmesine emir verilir."
Diğer istinaf sebepleri reddolunur.
Masraflar hususuna gel-ince oy çokluğu ile istinaf masraflarının yarısının istinaf eden tarafından aleyhine istinaf edilene ödenmesine emir verilir.
(N. Ergin Salâhi) (Niyazi F. Korkut) (Aziz Altay)
Yargıç - Yargıç yargıç
15 Haziran 1984
-
-11-
-
Full & Egal Universal Law Academy