- Yargıtay/Hukuk 26/77
(Dava No. 638/75; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA
Mahkeme Heyeti: Ülfet Emin, Başkan, Şakir Sıdkı İlkay ve Salih S.
Dayıoğ-lu.
İstinaf eden: Fatma Ersin Öztürk, Lefkoşa.
(Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Azmi Mustafa Kemal, küçük en yakın arkadaşı
ve/veya babası Mustafa Kemal vasıtasıyle-,
Lefkoşa.
(Davacı)
a r a s ı n d a .
İstinaf eden namına: Ali Dana.
Aleyhine istinaf edilen namına: Kıvanç M. Rıza.
Trafik kazası - Kaza neticesi küç-ük Davacının yaralanması - Kazadan
doğan özel ve genel tazminat talebi - Davalının arabası ile yaya
olarak yolu bir taraftan diğer tarafa katetmeye çalışan 8 yaşındaki
küçük Davacıya çarpması ve yaralaması - İlk Mahkemenin kazanın
oluşunda Dava-lının %80 Küçük Davacının ise %20 oranında kusurlu
olduğu kanısına varması - Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasası madde 9
hükmü ışığında küçük Davacının %20 katkısal kusurunun tazminattan
düşülemeyeceği kanaatine varan İlk Mahkemenin tam mesuliyet
e-sasına göre tazminata hükmetmesi - Yargıtayın İlk Mahkemenin
tarafların kusur oranına ilişkin bulgusunu onaylaması - İlk
Mahkemenin Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasası madde 9'un "12 yaşından
küçükler aleyhine dava ikame edilemez" hükmüne dayanarak Kü-çük
Davacının katkısal kusurunu tazminattan düşmemesini Yargıtayın
hatalı bulması.
Müterafik kusur - Küçüklerin katkısal kusuru - Kavram olarak
küçüklerle büyükler arasında fark olmaması, farkın beklenen dikkat
ve ihtimamda olması - Yaşları ic-abı beklenen ihtimamın derecesinin
yaşlarıyle orantılı olması.
Dikkatsiz sûrüş - Kazayı önlemek için gereken dikkat ve ihtimamı
göstermeme - Kazanın yolun bir taraftan diğer tarafına geçen 8
yaşındaki küçüğe arabası ile Müstenifin çarpması sonucu- meydana
gelmesi - İlk Mahkemenin Müstenifi (a) Kazayı önleyici bir eylemde
bulunmamaktan (avoiding action) (b) etrafını dikkatli izlemekte
kusur eylediğinden (failed to have a proper look out) ve (c) fren
kullanmadığından kusurlu bulması ve ku-sur oranını %80 olarak
saptaması - Mesuliyetle ilgili istinaf - Yargıtayın İlk Mahkemenin
kusur oranı konusunda hata etmediği sonucuna varması.
Tazminat - Genel tazminatın aşikâr surette fahiş olması nedeniyle
istinaf - Yargıtayın 8 yaşındaki küç-ük Davacının yaraları ile
Kıbrıs ve İngilterede benzeri davalarda verilen hükümlere göre
genel tazminatın aşikâr surette fahiş olduğu kanısına varması ve
genel tazminatı K.L.700.-den K.L.400.-ye düşürmesi.
Mahkeme hükümlerinin muğlak olmaması ve -hükümlerde istenildiği şekle çevrilen terimlere yer verilmemesinin yararları - Hükümlerde
"ve/veya" gibi muğlak sözcüklere veya hükmün açıkça anlaşılmasını
zorlaştıracak, hatta olanaksız kılacak sözcüklere yer verilmemesi
ve özellikle trafik kazal-arında tarafların kusurlarının açık ve
kesin olarak belirtilmesi gerekir.
Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasası - Yasanın 9. maddesi - 12 yaşından
küçükler aleyhine haksız fiillerden dolayı dava getirilememesi-
Bunun katkısal kusur atfedilemeyeceği ve -tazminatlardan katkısal
kusur oranında düşüş yapılamayacağı anlamına gelmemesi.
OLAY: Davacı 8 yaşını doldurmamış bir küçüktür. Okuldan evine giderken
arkadaşı ile yolun karşı tarafına geçmek istediler. Arkadaşı
koşarak karşı tarafa geçti. Davac-ı yolu yürüyerek geçmek isterken
arabası ile gelmekte olan Davalı ona çarptı. Davacı yaralandı ve 6
ay sızı ve ızdırap çekti.
Davacı en yakın arkadaşı ve babası vasıtasıyle açtığı davada
kazanın Davalının dikkatsizliği sonucu meydana geldiği-ni iddia etti
ve Davalıdan tazminat talep etti.
Davalı Müdafaa Takririnde kazada herhangi, bir sorumluluğu
olmadığını ileri sürdü.
Davayı dinleyen İlk Mahkeme kazanın meydana gelmesinde Küçük
Davacının %20. Davalının ise %80 oranında k-usurlu olduğu kanısına
vardı. Ancak Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasasının 9'uncu maddesini
dikkate alarak tazminat miktarında indirim yapmadı ve tam mesuliyet
esası üzerinden Davacı lehine ve Davalı aleyhine tazminata
hükmetti.
Davalı, İlk M-ahkemenin sorumlulukla ilgili yanlış bulgulara
vardığını ve fahiş genel tazminata hükmettiğini ileri sürerek hükmü
istinaf etti.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme şahadetlerde tenakuzlar bulunmakla birlikte
bunların esasa değil teferruata ilişkin olduğunu b-elirtti.
Küçüğün kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğuna şüphe
bulunmadığını belirten Yüksek Mahkeme, Davacının küçük bir çocuk
olduğu dikkate alındığında İlk Mahkemenin küçüğe kazada %20 kusur
atfetmekle hata etmediği sonucuna vardı.
- Yüksek Mahkeme, Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasasının 9.
maddesinin 12 yaşından aşağı bir çocuk aleyhine haksız fiil davası
açılamayacağını belirttiğini halbuki burada küçüğün davacı değil
davalı olduğunu, dolayısıyle tazminatlardan %20 oranının -düşülmesi
gerektiğini belirtti.
İlk Mahkemece hükmedilen genel tazminatın, küçük Davacının
aldığı yaralar ile Kıbrısta ve İngilterede benzeri davalarda
verilen tazminat miktarları gözönünde bulundurulduğunda aşikâr
surette fazla olduğu ka-nısına varan Yüksek Mahkeme, toplam tazminat
miktarını indirdi.
Yüksek Mahkeme Davalıya istinafında kısmen başarılı olduğundan
dolayı K.L.l3.- masraf ödenmesini ise oyçokluğu ile emretti.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
1- The Media (19-00) A.C. s.113 sayfa 116.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
Charlesworth on Negligence 5. baskı (1971) sayfa 624.
2- Kemp and Kemp, The Quantum of Damages, 2. baskı sayfa 284.
H Ü K Ü M
Ülfet Emin, Başkan:
Bu istinafta i-lk hükmü Sayın Yargıç Salih S. Dayıoğlu verecektir.
Salih S. Dayıoğlu:
Küçük Azmi Mustafa Kemal, en yakın arkadaşı ve babası Mustafa Kemal vasıtasıyle Lefkoşa Kaza Mahkemesinde davalı aleyhine açmış olduğu davada 26.5.1975 tarihinde davalının DV 923 -plâkalı arabasını gereken dikkat ve ihtimamı göstermeksizin kullandığı esnada Lefkoşa'da, Mehmet Akif Caddesinde vukubulan bir trafik kazası neticesi aldığı yararlardan mütevellit zarar ziyan talep etmiştir.
Davalı ise dosyaladığı müdafaa takriri ile- vukubulan trafik kazasında herhangi bir mes'uliyeti olmadığını ileri sürerek davacının zarar ziyan talebini reddetmiştir.
Davayı dinleyen Lefkoşa Kaza Mahkemesi sözü edilen kazanın meydana gelmesinde küçük davacının %20 ve davalının ise %80 katkısı- olduğu kanaatına varmış fakat kaza tarihinde küçük davacının yaşının sekiz olduğunu ve Fasıl 148, madde 9 hükümlerini dikkate alarak küçük davacıya herhangi bir sorumluluk atfetmemiş ve tam mes'uliyet esası üzerinden davacı lehine ve davalı aleyhine K.L.7-5.- özel ve K.L.800.genel zarar ziyan için hüküm vermiştir. Davalı işbu hükümden istinaf etmiştir.
Davalı, istinaf ihbarnamesinde dokuz ayrı sebep ileri sürmüşse de bunları daha az sayıda başlıklar altında toplayarak şöyle sıralayabiliriz:
l. B-idayet Mahkemesi davalıya herhangi bir sorumluluk atfetmekle
hataya düşmüştür.
2. Bidayet Mahkemesi küçük davacıya daha fazla mes'uliyet nisbeti
atfetmemekle hataya düşmüştür.
3. Alternatif olarak Bidayet Mahkemesi küçük davacı-ya kazada %20
katkısal kusur yükleyebileceğini belirttiği halde, yaşının
küçük olması nedeniyle küçük davacının bundan sorumlu
tutulamayacağı doğrultusunda karar vermekle hata etmiştir.
4. Hükmolunan K.L.800.- genel zarar ziya-n alenen fahiştir.
Bidayet Mahkemesi kaza ile ilgili olarak hükmünde şunları söyledi:
"1. Davacı küçük Azmi 2.9.1967 doğumludur ve kaza tarihinde henüz
8 yaşını doldurmamıştı.
2. 28.5.1975 tarihinde davacı küçük Azmi ilk okulun- 2'nci
sınıfında talebe idi. O gün öğle suları 2 okuldaşı ile
birlikte okuldan çıkmış evinde gidiyordu.
3. Küçük Azmi, anne ve babasının Lefkoşada Mehmet Akif
Caddesinde Çığır Apartmanındaki bir dairesinde ikamet ederdi.
-Beraber olduğu 2 arkadaşından biri Toros Apartmanında
oturduğu cihetle, o Toros Apartmanı civarında kendilerin-
den ayrıldı.
Toros Apartmanı, Mehmet Akif Caddesinin bir tarafında,
Çığır Apartmanı ise yolun diğer tarafındadır.
Küçük Azmi- bir arkadaşı ile beraber Çığır Apartmanına
gitmek için mezkûr apartmanın karşısına geldiğinde yolu
geçmeğe koyuldu. 0kul arkadaşı koşarak yolu geçti, küçük
Azmi ise yürüyerek yolu geçmeğe çalışırken Emare 2'de
görülen takriben X n-oktasında Orta Köy istikametinden
Lefkoşa Osman Paşa Caddesi istikametinedoğru DV 923
plâkalı arabasında seyreden Davalı, küçük Azmi'ye araba-
sının ön orta kısmı ile çarptı ve küçükAzmi'yiöne fır-
latıp, X noktasından takriben 30 ayak ileride b-ir mesafede
durdu.
7.Küçük Azmi'ye çarpmazdan önce Davalı küçükAzmi'yi
yolu geçmek üzere iken gördü ve/veya çok geç gördü (kaza
mahallinde yol düzdür ve görüş mesafesiçokiyidir) ve
kaza olacağını da anladı ancak paniğe kapıldı, kazayı
önl-emek için fren yapmadığı gibi istikamet de değiştırmedi
ve bilhassa kazadan hemen sonra şok geçirdi.Kazadan
hemen sonra vaka mahaline gelip ilgili ölçüleri alan Davacı
Şahidi PÇ 1558 Mehmet Baysal kaza yerine geldiğinde Da-
valı halâ şok tesir-i altında idi ve bu şahide o an hatta
ondan sonra bir müddet, konuşup ifade verecek halde de-
ğildir.
Kaza olmazdan hemen önce ve yolu geçmezden önce
muhakkak ki küçük Azmi 'Highway Code'mucibince uhdesine
düşen mükellefiyetler tümünü yerine g-etirmedi. (He did not
ascertain that it was safe for him to cross)."
Kaza neticesi ise küçük davacı şu yaraları aldı.
"a)Kafa trauması ve buna bağlı olarak concussion ve
retro-grade amnesia.
b)Sol parietal bölgede 3 cm. uzunluğunda radd-i yara.
c)Sol parietal kemikte kırık veya çatlaklık.
d)Sağ yanakta ve göz kapaklarında geniş haematom.
e)Ağzının sağ köşesinde üst dudak üstünde 2 cm. uzunluğun-
da kesik yara.
f)Burnunun sağ deliğinden kan akımı.
Kazadan itibaren 6 ay müddet-le baş ağrıları,
uykusuzluk,baş dönmesi ve kusmaya mustarip kaldı."
Bidayet Mahkemesinin bulgularına göre kazayı müteakip küçük davacı derhal hastahaneye kaldırıldı. Hastahanede 4 gün alıkonulan küçük davacı bilâhare taburcu edilerek evinde bir a-y tıbbi müşahade altında bulunduruldu. Dr. Bekiroğlu'na göre küçük davacının aldığı yaralardan çektiği sızı ve ızdırap altı ay kadar sürdü.
1, 2 ve 3. istinaf sebepleri birbirlerine sıkı bir şekilde bağlı
olmaları nedeniyle bunların tümünü birden ele- alıp tezekkür etmeği uygun buldum.
Olayda methalder veya olaya tanık kişileri görüp şahadetlerini dinleyip değerlendiren onları müşahade altında bulunduran bir alt mahkemenin İstinaf Mahkemesine kıyasla daha avantajlı bir durumda olduğuna kuşku yokt-ur. Bu hususa kadar çok içtihat kararlarında yerini bulmuştur ki bunları belirtmekte fayda görmüyorum.
Bu meselede de Bidayet Mahkemesi kaza ile ilgili şahadeti dinlemiş, küçük davacı ve şahitlerine inanmıştır. Şahadet iyice tetkik edildiğinde bazı t-enakuzların varolduğu göze çarptığı doğrudur fakat bunların esasa değil de teferruata mebni olduklarına da şüphe yoktur.
Bidayet Mahkemesi müstenife (davalıya) kusur atfederken şunları söyledi:
"Önümdeki tüm şahadete dayanarak yaptığım yuk-arıdaki
bulgulardan da belli olduğu gibi davalı ilgili tarih ve mahalde
küçük Azmiye yolu geçerken ve yol düz ve görüş mesafesi iyi
olduğu halde görüp 'avoiding action' almadı ve/veya geç gördü
ve/veya parıiğe kapılıp, (failed to have a- proper look out)
kazayı önlemek için istikamet bile değiştirmedi ve/veya kazayı
önlemek için fren kullanmadı (fren kullanaydı yolda PÇ 1584
Mehmet Baysal fren izi bulacaktı veya davalının arabası küçük
Azmiye çarpmadan durabilecekti)."-
Sırası gelmişken, bu safhada, bidayet mahkemelerine ışık tutmak amacıyle şu görüşümü açıklamak isterim. Bidayet Mahkemelerinin hükümleri açık şeçik olması ve "ve/veya" gibi muğlak terimleri içermemesi gerekir. Bir hükümde belli bir görüş belirtildik-ten sonra sırasında alternatif bir görüşe de yer verilebilir ve bunda mahzur da olmayabilir fakat bir hûkümde "ve/veya" gibi istenildiği şekle çevrilmeğe elverişli terimlere yer verilmesi o hükmün sarahaten anlaşılmasını zorlaştırabilir ve hatta bazı durum-larda olanaksız kılar. Saniyen, özellikle haksız fiillere dayanan davalarda, örneğin bu meselede olduğu gibi, kazanın meydana gelmesinde tarafların hangi eylem veya ihmallerinin kusur addedildiğinin kesin ve sarih olarak belirtilmesi gerekir. Bu görüşümü d-e bu şekilde belirttikten sonra istinafı incelemeye devam edebilirim.
Yukarıdaki iktibastan da görüleceği gibi Bidayet Mahkemesi müstenifi (a) kazayı önleyici bir eylemde bulunmadığından (avoiding action) (b) ertafını dikkatle izlemekte kusur eylediğ-ınden (failed to have a proper look out) ve (c) fren kullanmadığından, kusurlu bulmuştur.
Küçük davacının şahadeti dikkatle incelenecek olursa kaza mahallinde bir okul arkadaşı ile geldiğini, arkadaşının yolu koşarak geçtiğini, onun da yolu yürüyerek- geçmeğe başladığını ve bu esnada bir arabanın kendisine çarptığını söylediği görülmektedir. Küçük davacıdan önce okul arkadaşının yolu geçmediğine dair küçük davacıya herhangi bir soru sorulmadığı gibi bu yönde herhangi bir iddia da yapılmamıştır. Binaena-leyh bu hususun doğru olarak kabul edilmesi gerekir. Öte yandan Mahkeme huzurunda şahadet vermeyen davalı müstenifin polise vermiş olduğu yazılı ifadesinde küçük davacıdan önce yolu geçen herhangi bir çocuktan bahsetmedi. Böyle olduğuna göre müstenifin küç-ük davacıdan önce yolu geçen okul arkadaşını görmemekle önünü izlemekte gereken dikkat ve ihtimamı göstermediği sonucu çıkar. Müstenif gereken dikkat ve ihtimamı göstermiş olsaydı küçük davacıdan önce yolu geçen çocuğu görecek ve yol kenarında durur vaziye-tte olan küçük davacının da yolu geçmeğe çalışacağı ihtimalini düşünecek ve ona göre süratini azaltma gibi bazı önlemler alabilecekti. Müstenif bunları yapmamakla olayda kusurlu hareket etmiş ve Bidayet Mahkemesi de bu doğrultuda bulgu yapmakla hata etmemi-ştir.
Bidayet Mahkemesi, küçük davacının da motorlu araçların daimi olarak kullandıklarını bildiği bir yolu geçmezden önce sağına soluna bakmadan ve yolun motorlu araçlardan o anda arındığına emin olmadan geçmeğe çalıştığı için kazaya katkısı olduğun-u bulmuş ve bunu %20 oranında saptamıştır.
Özellikle trafik kazalarında methaldar olan küçüklerin kusuru olamayacağına dair herharıgi bir kural yoktur. Bir küçüğün kusuru olup olmadığını saptamak için her olayın kendine has olguları değerlendirildikt-en sonra bir sonuca varılabilir. Belli yaşta bir küçüğün bir olayda kusuru olmaması aynı yaştaki başka bir küçüğün başka bir olayda ve hatta aynı olayda kusuru olamaz manası çıkmayabilir.
Katkısal kusur, kavram olarak, büyüklerle küçükler arasında ay-nıdır. Küçükler, küçük oldukları için katkısal kusur kavramında, onlara ayrı bir hak tanımaz sadece yaşları icabı onlardan beklenen ihtimamın derecesi yaşlarıyle orantılı olması gerektirir. Bu hususta Charlesworth on Negligence 5. baskı 1971 sayfa 624' de- şunlar yer almakatdır:
"Infancy as such is not a 'status conferring right', so that
the test of what is contributory negligence is the same in the
case of a child as of an adult, modified only to the extent that
the degree of car-e to be expected must be proportioned to the age
of the child."
Önümüzdeki bu istinafta küçük davacının katkısal kusuru olduğu kuşkusuzdur. Hiç şüphe yoktur ki küçük davacının yerinde bir büyük kişi olmuş olsaydı katkısal kusuru çok daha yüksek -olabilirdi. Fakat küçük davacının, kaza zamanında sekiz yaşında olduğu dikkata alındığında, katkısal kusurun %20 olarak saptanmasıyle Bidayet Mahkemesinin hata işlediğine ikna edilmedim.
Bidayet Mahkemesi küçük davacıya %20 oranında katkısal kusur at-fetmekle beraber Fasıl 148, madde 9 hükümlerini dikkata alarak bu oranı genel ve özel zarar ziyandan çıkarmadı. Adıedilen madde
şöyledir:
"No action shall be brought against any person in respect
of any civil wrong committed by such person- when such person was
under the sge of twelve years."
Maddeden de açıklıkla görüleceği gibi haksız bir fiil için oniki yaşından aşağı bir çocuğun aleyhine dava ikame edilemeyeceği öngörülmektedir. Bu istinafta ise müstenif küçük davacının aleyhi-ne herhangi bir dava ikame etmiş değildir. Dolayısıyle sözü edilen madde bu meselede uygulanamaz. Bidayet Mahkemesi ise bu maddeyi uygulayarak hükmün öngördüğü zarar ziyandan %20 oranında bir düşüş yapmamakla hatalı hareket etmiştir.
Genel zarar ziya-n kısmına gelince; Bidayet Mahkemesi genel zarar ziyan tesbit ederken küçük davacının aldığı yaraları ve bunların etkisini şöyle tanımladı:
"Öyle anlıyorum ki bu davada küçük Azminin geçirdiği kafa
trauması ciddi idi. Hatta başı o kadar cid-di bir concussion ve
retrograde amnesia (loss of memory for past events) geçirdi. 6 ay
kendine gelemedi ve hayatı hoş olmadı. 6 ay müddetle (on and off)
doğru dürüst yemek yiyemedi, kay etti, doğru dürüst uyku
uyuyamadı, veya rahat uyur-ken ansızın fena rüyalar ile uyandı,
baş dönmesi ve baş ağrılarına muzdarip kaldı. Kazadan hemen sonra
baygınlık, burundan kan gelme, gözlerde şişlik (haematom)
geçirdi. Ciddi bir concussion muhakkak ki hastayı çok rahatsız
eder."
- Küçük davscının aldığı yaralardan sağ yanak üstündeki ile ağızın sağ köşesinde üst dudak üstünde takriben bir inç uzunluğundaki yaraların kalıcı bir iz bıraktığı için Bidayet Mahkemesi yargıcı bunlara K.L.100.- zarar ziyan tesbit etmiş ve müstenifin avuka-tı da istirıafın duruşmasında bunun üzerinde fazla durmamıştır. Müstenifin esas şikâyeti küçük davacıya çektiği sızı ve ızdırap için, takdir edilen K.L.700.içindir.
Bir şahsın yaralarından ötürü çektiği sızı ve ızdırabın para ile ölçülmesi olanaksızd-ır. Kemp and Kemp, The Quantum of Damages, 2. baskı, sayfa 284'de şu görüşe yer verildi:
"Pain and suffering.. .................' are matters which
cannot be calculated in terms of money."
Yine The Medina 1900 A.C. s.113, sayfa 116'da- Earl of Halsbury şunları söyledi:
"How is anybody to measure pain and suffering in moneys
counted? Nobody can suggest that you can by any arithmetical
calculation establish what is the exact sum of money which would
represent suc-h a thing as the pain and suffering which a person
has undergone by reason of an accident."
Durum bu merkezde olduğuna göre mahkemeler bu gibi ahvalde makul bir tazminat verme yönüne giderler. Makul tazminat saptanırken ise genellikle geçmişte b-enzeri davalarda verilen tazminat miktarları, kıyas yoluyle, göz önünde tutulur. Şüphe yoktur ki bu gibi kıyaslamalarda paranın da satın alma gücü dikkata alınır.
Yine Kemp and Kemp, The Quantum of Damages, 2. baskı sayfa 284' de şu görüşlere yer ver-ildi:
"Nevertheless, the law recognises these as topics upon which
damages may be given. Faced with this problem the courts have
solved it by saying that the injured man should be given
reasonable compensation. What is reasonable -sum for such matters
can only be assessed in the light of previous awards made by the
courts in comparable cases. When making comparsion, both
principle and common sense require that the courts should take
into account large and relativ-ely permanent changes in the real
value, i.e. in the purchasing power, of money."
Geçmişte gerek Kıbrısta ve gerekse İngiltere'de benzeri davalarda verilen tazminat miktarları incelendiğinde istinaf konusu miktarın küçük davacının aldığı yaralar- da dikkate alındığında aşikâr surette fazla olduğu gözükmektedir.
Kanaatımca bu istinafta meselenin tüm ahval ve şeraitine binaen sızı ve ızdırap için küçük davacıya tam mesuliyet esası üzerinden hükmolunabilecek en makul tazminat miktarı K.L.400.-d-ır.
Bu durumda tam mesuliyet esası üzerinden küçük davacıya özel ve genel tazminat olarak hükmolunabilecek miktar K.L.575.-dır. Bundan da yukarıda bahsedildiği gibi küçük davacının %20 katkısal kusuru çıkarıldığı zaman küçük davacı lehine net olarak -K.L.460.- hükmolunması gerekmektedir.
Netice itibarıyle istinafın kısmen kabul edilmesi, Bidayet Mahkemesinin hükmünün mesuliyet ve tazminat miktarı ile ilgili kısmı iptal edilmesi, tazminat miktarı yerine K.L.460.- konması ve istinaf kısmen muvaffak- olduğu için aleyhine istinaf edilenin, istinaf masraflarına tuta K.L.l3.- masraf ödenmesi gerekir görüşündeyim:
Şakir Sıdkı İlkay: İstinaf ihbarnamesinin içerdiği sebepler incelendiğinde esas itibarı ile Kaza Mahkemesinin, kaza ile ilgili olarak davacını-n kusuru olduğunu bulmasına rağmen ona herhangi bir mesuliyet yüklememesinden ve ayrıca davacının lehine takdir ettiği genel tazminatın yüksek olduğundan şikâyet edildiği görülmektedir. Her iki hususta da müstenif yapmış olduğu istinafta muvaffak olmuştur.- Bu nedenle müstenifin istinaf masraflarını almağa hak kazanmış olduğu görüşündeyim. Bu görüşe tabi olmak koşulu ile Sayın Yargıç Salih S. Dayıoğlu'nun vermiş olduğu hüküm ile hemfikirim.
Ülfet Emin, Başkan:
Sayın Salih S. Dayıoğlu'nun vermiş olduğu -hükümle tamamen hemfikirim. İstinaf eden istinaf ihbarnamesinde ilk mahkemenin istinaf edene herhangi bir sorumluluk yüklemekle hataya düştüğünü iddia etmiştir. Bu hususta ise istinaf eden kısmen muvaffak olmuştur. Bu nedenle aleyhine istinaf edilenin isti-naf masraflarına tuta sadece K.L.l3.- ödemesine emrolunması uygundur.
SONUÇ:
Sonuç olarak istinaf oybirliği ile kısmen kabul edilir ve Bidayet Mahkemesinin tazminat miktarı ile ilgili hükmü yani Bidayet Mahkemesinin saptadığı ve istinaf edenin aleyhi-ne istinaf edilene ödemesi gereken K.L.875.- tazminat miktarı K.L.460.-ya indirilir. Aleyhine istinaf edilenin istinaf edene istinaf masraflarına tuta K.L.l3.- ödemesine oyçokluğu ile hüküm verilir. K.L.460.-dan ilk mahkemenin saptadığı K.L.75.- özel tazmi-nat ilk mahkemenin hükmünde belirtildiği kişilere aleyhine istinaf edilenin avukatı tarafından ödendikten sonra geriye kalan kısmından yani K.L.460.- - 75=K.L.385.-dan istinaf edenin avukatına ödenecek K.L.l3.- masraf ve aleyhine istinaf edilenin avukatını-n istinaf masrafları, Mukayyit tarafından tesbit edildikten sonra, çıkarılarak, geriye kalan kısmının küçük davacı namına bir bankaya avukatı tarafından yatırılmasına ve yatırımın yapıldığını gösteren belgenin küçük davacının avukatı tarafından Kaza Mahkem-esi Mukayyidine ibraz edilmesine oybirliği ile emir verilir.
(Ülfet Emin) (Şakir Sıdkı İlkay) (Salih S. Dayıoğlu)
Başkan Yargıç Yargıç
13 Ocak, 1978
- 102 -
Full & Egal Universal Law Academy