-D.8/2000 Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 27/98 ve 48/99
(Dava No. 2289/96; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti:Celâl Karabacak,Mustafa H.Özkök,Seyi-t A.Bensen.
Yargıtay/Hukuk 48/99
(Dava No.2289/96; Lefkoşa)
İstinaf eden : Pembe Alaçam, Ortaköy
(Davalı)
- - ile -
Aleyhine istinaf edilen: Metin A.Hakkı, Cemal Münir'in yetkili
vekili sıffatıyle, Yüksek Mahkeme
(Davacı)
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına : Avukat Talât Kürşat ve Avukat Tahir
Seroydaş
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Kıvanç M. Rıza.
- Yargıtay/Hukuk 27/98
(Dava No.2289/96; Lefkoşa)
İstinaf eden : Pembe Alaçam, Ortaköy
(Davalı)
- ile -
Aleyhine istinaf edilen: Metin A.Hak-kı, Cemal Münir'in yetkili
vekili sıffatıyle, Yüksek Mahkeme
(Davacı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına : Avukat Talât Kürşat -ve Avukat Tahir
Seroydaş
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Kıvanç M. Rıza.
Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 2289/96 sayılı davada 15.3.1999 tarihinde verdiği karara (Hüseyin Besimoğlu Kaza Mahkemesi Kıdemli Yargıcı, Hasan Sözmener Ka-za Mahkemesi Kıdemli Yargıcı) karşı Davalı tarafından yapılan istinaflardır.
--------------------
H Ü K Ü M
Celâl Karabacak : Bu istinaflarda Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç Seyit A. Bensen okuyacaktır.
Seyit A. Bensen- : Davacı, vekili vasıtasıyle Lefkoşa Kaza Mahkemesinde Davalı aleyhine ikame ettiği 2289/96 sayılı davada, 11.6.1996 tarihinde Davalının CF 160 plakalı arabasını gereken dikkat ve ihtimamı göstermeksizin kullandığı esnada Lefkoşa'da Bedrettin Demirel Cadd-esinde vuku bulan bir trafik kazası neticesi aldığı yaralardan mütevellit zarar ziyan talep etti.
Davacı 19.9.1997 tarihinde Mahkemeye tafsilatlı talep takririni dosyaladı. Davacı talep takririnin 5. paragrafının son cümlesinde "esas davacıya Internatio-nal Hospital'da yapılan bakım ve tedavinin daha fazla ayrıntıları ekte bir fotokopisi bulunan ve bu talep takririnin bir parçasını teşkil eden "A" işaretli raporda gösterildiği gibidir." iddiasını yaptıktan sonra bu talep takririne 15.9.1996 tarihli ve 4 s-ayfadan müteşekkil bir de hastahane raporu ekledi. Davalı dosyaladığı müdafaa takriri ile, sair iddialar yanında, talep takririne böyle bir raporun eklenmesine itiraz etti.
Davalı, avukatı vasıtasıyle dava layihaları tamamlandıktan sonra, Hukuk Muhakeme-leri Usulü Nizamatı E.19, n.26 tahtında Mahkemeye dosyaladığı ihbarlı bir istida ile talep takririnin 5. paragrafında temas edilen "esas davacıya International Hospital'da yapılan bakım ve tedavinin daha fazla ayrıntıları ekte bir fotokopisi bulunan ve bu- talep takririnin bir parçasını teşkil eden "A" işaretli raporda gösterildiği gibidir." mealindeki ifade ile talep takririne ekli ve/veya "A" olarak işaretli 4 sayfadan müteşekkil hastahane raporunun fuzuli ve/veya gereksiz ve/veya skandal nitelikte olması- ve/veya davanın adil seyrini Davalı aleyhine etkileme veya zorlaştırma ve/veya geciktirme mahiyeti taşıması ve/veya Mahkeme sistemini suistimal etme mahiyeti taşıdığı cihetle talep takririnden ihracı için bir Mahkeme emri verilmesini talep etti.
Davacı -tarafından dosyalanan itirazda ise yukarıda özeti verilen iddialar reddedildi ve söz konusu raporun talep takririne emare ve/veya şahadet olarak değil de, sırf tekerrürü önlemek maksadıyle ve talep takririnin bir parçası olmak üzere eklenmiş ve herhangi bi-r "evidential" kıymeti olmadığını, bunun bir usulsüzlük olsa bile, Davalının herhangi bir hakkının bu usulsuzlük nedeni ile rencide edilmiş olmadığını ileri sürdü.
İstidayı dinleyen İlk Mahkeme, yasal durumu ortaya koyduktan sonra, ihracı talep edilen hu-susların tafsilâtlı talep takririnde de yer aldığı, talep takririnde yer aldığına göre bu hususları, gereksiz olarak kabul etse dahi sadece bu neden ile, aktardığı yasal durum ışığında, bu hususların layihadan ihraç edilmesine emir verilemeyeceğini, talep -takriri ve ihracı istenen doktor raporunu gözönünde bulundurduğu zaman bu raporda yer alan hususların talep takririnde de bulunduğu ve alternatif surette iddialar olduğunun görüldüğü, dolayısıyle bu hususların rahatsız edici olduğunun söylenemeyeceği, çünk-ü bu hususların talep takririnde belirtilen ve dava ile ilgisi olan hususlar olduğu, bu hususların layihalarda bırakılmasının gereksiz masraf yapılmasına veya karara bağlanması gereken konuyu taraflar için gereksiz tartışmalara sokacak ve davanın adil duru-şmasına zarar verici niteliği olmadığına, aksine bu hususların Davalıya müdafaasını yapmakta daha da yardımcı olduğu, bu hususların herhangi bir skandal mahiyeti taşıdığını söylemenin ise olası olmadığı kanaatına vardı. Mahkeme, doktor raporunun talep takr-irine eklenmesi ile şayia şahadetin yasal hale getirilmesi veya yurt dışında tanzim edilmiş bir raporun şahadet kurallarına aykırı emare yapılması davanın duruşması sırasında şayia şahadetin yasal hale getirilmesinin söz konusu olamayacağını, şayia şahadet-in mevcut hukuk ve şahadet kuralları çerçevesinde herhangi bir şekilde şahadet olarak duruşmalarda değer bulmadığını, bu raporun içeriğinin ise emare yapılmasının yine mevcut şahadet kuralları ışığında şartları bulunduğunu, talep takririne eklenmesi ile he-rhangi bir şekilde bu raporun emare olmasını ve şahadet değeri kazanması neticesini ortaya çıkarmadığı kanaatına vardı ve Davalının istida ve taleplerini red ve iptal etti.
Önümüzdeki 27/98 sayılı istinaf bu ret kararındandır. Davalı, ret kararından ist-inaf ettikten sonra, Mahkeme 11.3.1998 tarihinde esas davanın duruşmasına geçti. Davanın duruşmasında taraf avukatları müştereken yaptıkları bir beyanla Davacının kazaya olan katkısının %33, Davalının ise %67 oranında olduğunu kabul ve beyan ettiler. Tazmi-natla ilgili davayı dinleyen İlk Mahkeme, Davacı lehine ve Davalı aleyhine tam mesuliyet esası üzerinden özel tazminat olarak 4,406,591,224.-TL ve genel tazminat olarak da 8.000.000.000-TL için hüküm verdi. Ancak Davacının %33, Davalının ise %67 oranında k-usurlu olduğunu belirttikten sonra Davacı leyhine 2,952,416,120.-TL özel ve 5,360,000,000.-TL genel zarar ziyan için hüküm verdi. Davalı bu hükümden de 48/99 sayılı istinafı dosyalamıştır.
İstinafın duruşmasında taraflarca yapılan müşterek müracaat üzer-ine 27/98 ve 48/99 sayılı istinaflar birleştirilerek dinlenmiştir.
27/98 sayılı istinaf aşağıda gösterilen üç istinaf sebebini içermektedir.
1. Muhterem Bidayet Mahkemesi talep takririne eklenen doktor raporunun layihalardan ihracı(strike out) için M-üstedinin (Davalının) yapmış olduğu bu istidada böyle bir strike out müracaatı için gerekli yasal prensipleri doğru olarak ortaya koyduğu halde, bu meseledeki talep takririne ekli doktor raporu içeriğinin talep takriri iddialarıyla alternatif surette iddia-lar olduğu, dolayısıyle bu hususların rahatsız edici olduğu söylenemez şeklindeki bulgu ve/veya görüşü ve/veya bu hususların dava ile ilgili olması ve layihalarda bırakılması gereksiz masraf yapılmasına ve/veya tarafları gereksiz tartışmalara ve/veya davan-ın adil duruşmasına zarar verici nitelikte olmadığı, aksine Davalıya müdafaasını yapmakta daha da yardımcı olduğu binaenaleyh bu hususların skandal mahiyeti taşımadığı nedeniyle istidanın iptali gerektiği şeklindeki bulgu ve/veya gerekçesi ve/veya kararı y-anlış ve hatalıdır.
2. Muhterem Bidayet Mahkemesi doğru olarak serdettiği hukuki durumu bu meselenin olgularına yanlış tatbik etmiş ve/veya gerektiği şekilde tatbik edememiş ve neticede yanlış ve hatalı olarak Müstedinin (Davalının) istidasını reddetmiş-tir.
3. Talep takririne eklenmiş olan raporun, talep takririndeki iddiaların fuzuli ve/veya gereksiz mahiyette tekrarı ve dolayısıyle davanın adil seyrini Davalı aleyhine etkileme ve/veya zorlaştırma ve/veya geciktirme ve/veya çok lüzumsuz ayrıntı ile u-ğraştırma mahiyeti taşıması ve dolayısıyle skandal nitelikte olduğu ve hatta yasal uygulama hilâfına bir eklenti olduğu ve/veya şahadet mahiyeti taşıyan hususların ve/veya yurt dışında tanzim edilen ve yasal geçerlilik taşımayan ve/veya şayia şahadet içeri-ği taşıdığı açıkca görülen hususların davaya dahil edilmesi gayreti olduğu görülmesine rağmen Muhterem Bidayet Mahkemesinin Müstedinin (Davalının) iddialarına itibar etmeyerek aksi bulguda bulunması ve/veya istidasını red veya iptal etmesi yanlış ve hatalı-dır.
Dosyalanan istinaf ihbarnamesi 3 ayrı sebeb içermekle birlikte istinaf eden bunları birlikte ele alıp istinafı bu şekilde sürdürdü.
Yargıtay/Hukuk 37/80 (D.14/81)'de belirtildiği gibi Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğü Emir 19, nizam 26'ya göre Mah-keme veya yargıç, yargı işlemlerinin herhangi bir safhasında layihalarda yer almış olan gereksiz veya skandal niteliğinde veya zarar verici veya rahatsız edici olabilecek veya davanın duruşmasının adil bir şekilde yapılmasını geciktirecek kısımların çıkarı-lmasını veya değiştirilmesini emredebilir. Bundan da anlaşılacağı gibi layihalardan herhangi bir kısmın ihraç edilebilmesi veya değiştirilebilmesi için o kısmın gereksiz veya skandal veya rahatsız edici veya duruşmanın adil bir şekilde yapılmasını geciktir-ecek nitelikte olmalıdır. Layihalarda birbirine zıt veya alternatif olarak yer alan hususlar sırf zıt veya alternatif olduklarından dolayı rahatsız edici sayılmazlar. Çıkarılmak istenen kısmın rahatsız edici sayılabilmesi için, dava ile o kadar ilgisi olma-malıdır ki layihalarda bulunması halinde gereksiz masraf yapılmasına, tarafların dava ile ilgisi olmayan konularla uğraşmasına ve böylece davanın olumsuz yönde etkilenmesine yol açmış olması gerekir.
Davacı avukatı talep takririne eklenen raporun, tale-p takririne emare veya şahadet olarak değil de, sırf tekerrürü önlemek maksadıyle ve sadece talep takririnin bir parçası olmak üzere eklendiğini ileri sürdü.
Takrirlerde nelerin yer alması gerektiği Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğü Emir 19. nizam 4'de be-lirtilmiştir. Yargıtay/Hukuk 23/77'de belirtildiği gibi Hukuk Muhakemeleri Usulü Nizamatı E.19, n.4'e göre "bir takrirde takriri veren tarafın talep veya müdafaasının üzerine dayandığı esasa ilişkin olguların özetle zikredilmesi gerekir. Esasa ilişkin olg-ular dendiğinde tam bir dava sebebini veya müdafaayı ortaya koyacak olgular demektir. Bir takrirde esasa ilişkin olgu veya olgular eksik olursa, takrir kusurlu ve geçersizdir. Eksik olgu veya olgularla ilgili şahadet verilemez ve verildiği takdirde de dikk-ate alınmaması gerekir."
Davacı, bu meselede talep takririne International Hospital İstanbul, tarafından tanzim edilen ve başhekim ile 5 doktor tarafından imzalı 4 sayfadan müteşekkil bir fotokopi hastahane raporu eklemiştir. Bu raporun içeriği incelendi-ğinde Davacının dava konusu kaza nedeniyle almış olduğu yaralar ve görmüş olduğu tedavi ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Talep takririne ekli hastahane raporunun talep takririne emare veya şahadet olarak değil de, sadece talep takririnin bir parçası -olmak üzere eklendiği, bunun ise, alışıla gelmiş normal teamüller dışında bir davranış olmasına rağmen, Davalının herhangi bir hakkının bu davranış nedeniyle zarara uğramadığı kanısındayız. Talep takririnin Emir 19, n.4'de belirtilen kurallara uyması gerek-mektedir. Bu durumda 19.9.1997 tarihinde dosyalanan talep takririnin 5. paragrafının son cümlesinde 4 sayfadan müteşekkil ayni hastahane raporuna atıfta bulunulduğundan bu gibi hallerde atıfta bulunulan hastahane raporu şahadet veya emare değil de talep ta-kririnin bir parçası addolunması gerekir.
Talep takririne ekli hastahane raporu ile ilgili durum bu merkezde olduğuna göre, talep takririnin 5. paragrafının son cümlesinde temas edilen "esas davacıya International Hospital'da yapılan bakım ve tedavinin -daha fazla ayrıntıları ekte bir fotokopisi bulunan ve bu talep takririnin bir parçasını teşkil eden "A" işaretli raporda gösterildiği gibidir." mealindeki ifade ile talep takririne ekli ve 4 sayfadan müteşekkil hastahane raporunun talep takririnden çıkarıl-abilmesi için, talep takririndeki iddiaların karşı tarafa zarar verecek nitelikte veya karşı tarafı müşkül duruma düşürücü nitelikte veya rahatsız edici olabilecek nitelikte olması gerekir. Halbuki ihtilâf konusu talep takririne ekli hastahane raporunda da-ha önce belirtildiği şekilde sadece Davacının dava konusu kaza sonucu aldığı yaralar ve görmüş olduğu tedavi ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Talep takriri ve ihracı talep edilen hastahane raporu gözönünde bulundurulduğu zaman bu raporda yer alan hus-usların talep takririnde de bulunduğu ve açıklayıcı mahiyette olduğu görülmektedir. Talep takririnde açıklayıcı olarak yer alan hususlar rahatsız edici sayılmazlar. Dolayısıyle, dava ile ilgisi olan bu hususların Davalıya herhangi bir şekilde zarar verici -veya Davalıyı müşkül duruma düşürücü nitelikte olduğu söylenemez. Yine bu hususlar talep takririnde belirtilen ve dava ile ilgisi olan hususlar olduğundan bu hususların rahatsız edici olduğu söylenemeyeceği gibi, bu hususların dava layihalarında bırakılmas-ı ile davanın adil duruşmasına zarar verici niteliği olduğuna veya bu hususların herhangi bir skandal mahiyeti taşıdığını söylemek olası da değildir, bu nedenle 27/98 sayılı istinafın reddedilmesi gerekir.
Mahkeme önündeki olgular ve yapılan iddialar te-zekkür edildiğinde İlk Mahkeme Davacının talep takririnin 5. paragrafının son cümlesinde yer alan ifade ile talep takririne ekli hastahane raporunun talep takririnden çıkarılmasına emir vermemekle ve Davalının istidasını reddetmekle herhangi bir hata işlem-iş değildir.
48/99 sayılı istinafa gelince, Davalı, istinaf ihbarnamesinde yedi ayrı sebep ileri sürmüşse de, istinafın duruşmasında üzerinde durulan noktaları başlıca beş başlık altında toplayarak şöyle sıralanması mümkündür.
1. Davacının almış olduğu- yaralar nedeniyle sırf daha iyi imkânlara sahip diye tedavisini yurt dışında ve üstelik Türkiye'nin en pahalı hastahanelerinden olan International Hospital'da yaptırmasının makul olduğu hususundaki Mahkeme bulgusu alenen hatalıdır.
2. Davalının haksız bi-r fiilden zarar gören Davacının zararını azaltmak için çaba ve/veya gayret göstermesi (mitigation of damages) gerektiği halde muhterem Mahkemenin Davacının zararını azaltma anlamında "elinden geleni yapmış olduğu" mealindeki bulgusu yanlış ve hatalıdır.
-3. Yurt dışında tanzim edilen faturanın, Fasıl 9 Şahadet Yasası gereklerine uyulmadan emare olarak ibrazına izin vermekle ve/veya böyle bir belgenin tasdiğe ihtiyacı olmadığı mealindeki Mahkemenin bulgusu yanlış ve hatalıdır.
4. Muhterem Mahkemenin tesbi-t ettiği 8,000,000,000.TL genel zarar ziyan aşırı derecede çoktur.
5. Davacının, ortada kaçınılmaz bir durum olmamasına rağmen, bir Yüksek Mahkeme Yargıcı ve Yüksek Adliye Kurulu Üyesi vasıtasıyle bu davayı ikame etmekle Muhterem Mahkemeyi etki altında t-utmuştur.
1. ve 2. istinaf sebeplerini birlikte ele almayı uygun bulduk. Davacı namına şahadet veren doktorların şahadeti ve emare 1 ve 2 doktor raporlarını gözönünde tuttuğumuzda Davacının kaza neticesinde çok ciddi bir surette yaralandığına hiç şüphe y-oktur. Davacıyı muayene eden Dahiliye ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Dr. Sait Kenan şahadetinde (M.44'de) şöyle dedi:
"............önce hastanın gerekli cerrahi ve ortopedik tedavileri yapıldı. Ertesi gün hastanın yaşının büyük olması, hastanın akciğer solun-umunun travmaya bağlı göğüs adale kaslarının normal ekspansiyon hareketini yapmamaktan dolayı hastada ileri derecede solunum yetersizliği ve boşluğu olması, buna bağlı hastanın yoğun bakımda daha uzun bir süre kalması ve tedavi edilmesi gereği görüldü, fak-at bizim o zamanki yoğun bakım ünitemizin şartları buna müsait değildi....."
Tanık yoğun bakım ünitesinde eksik olan solunum ve basınç aletlerini sayıp ve bunların görevlerini belirtikten sonra şahadetine devam etmiş, ve
"....... Bu gibi koşullar gözönü-nde tutularak yoğun bakımda uzun süre kalacağı hemfikrine varıldıktan sonra bu koşullarda hastanın daha iyi şartlarda yoğun bakımı olan bir yere gitmesine karar verdik. Aile ile birlikte karar verdik. Benimle görüşerek karar verdik. Bir doktor nezaretinde -aile de benim gitmemi, yakınları olduğum için benim götürmemi ve bu arada aile kendileri International Hospital ile temasa geçtiler, oradaki yoğun bakım ünitesi şefi ile ben direk temas edip ordaki yoğun bakım standardının ne olduğunu öğrendim ve bütün bu -olanakların orda olduğu kanaatine vardıktan sonra ......... Hastayı sedyeli bir şekilde İstanbul International Hospital'a götürdüm."
demiştir.
Bu tanık Davacının International Hospital'a götürülmesinin gerekli olup olmadığı hususunda sorulan bir soruya -karşılık, yoğun bakımın tam teşekküllü olması gereken bir vaka olduğu bu nedenle Davacının yoğun bakımı olan bir yere götürülmesinin şart olduğunu belirtti.
Davacı Vekili de şahadetinde Davacının tedavi için İstanbul'a götürülmesine, doktorun tavsiyesi -üzerine ailece karar verdiklerini söylemiştir.
Tüm bu şahadet ışığında Davacının ileri derecede solunum yetersizliği nedeniyle yoğun bakımda uzun bir süre kalacağı kararına varıldıktan sonra Ada haricine gitmesi kanımızca zorunlu ve makul idi. Hukuk İst-inaf 5/75 sayılı kararda belirtildiği gibi yaralanan bir şahıs isterse Devlet Hastahanesinde, isterse özel klinikte tedavisini yapar ve zararı yapan şahsın zarar gören şahsı tazmin etmesi gerekir. Bu nedenle Davacının Ada haricine gidiş gelişi ve orada yap-tığı masrafların zaruri ve makul olduğu hallerde Davacının Davalı tarafından tazmin edilmesi gerekir. Davacı da Ada haricine gitmiş İstanbul İnternational Hospital'da yatmıştır. İnternational Hospital'ın Türkiye'nin en pahalı hastahanelerinden biri olduğu -veya hastahaneye ödenen tedavi ve bakım ücretlerinin çok yüksek olduğuna ilişkin iddialara karşın bu hususta İlk Mahkemeye herhangi bir şahadet ibraz edilmemiştir. Kanaatımızca, International Hospital'ın Davacıya yaptığı tedavi ve bakım gözönünde tutulduğu-nda hastahane tedavi ve bakım ücretinin ilk nazarda o günün koşullarında yüksek olarak görülmekte ise de, bu gibi hallerde makul ücretin ne olabileceği hususunda aksine şahadet olmadığı cihetle ve İlk Mahkemenin bu husustaki kararının hatalı olduğu ve değ-iştirilmesi gerektiği hususunda istinaf eden Davacı avukatı herhangi bir iddia veya istinaf yapmadığı cihetle İlk Mahkemenin bu husustaki kararına müdahale etmeği doğru bulmadık. Davacının tedavi amacıyla Ada haricine gitmesinin zorunlu ve makul olduğu bul-gusuna varıldıktan sonra Davacının zararını azaltmak için hiç bir şey yapmadığı iddiası ile ilgili 2. istinaf sebebinin tezekkür edilmesi gerekmemektedir. Bu sebeple 1. ve 2. istinaf sebepleri reddolunur.
3. istinaf sebebi bir belgenin Mahkemeye ibraz e-dilmesiyle ilgilidir. Davanın duruşması esnasında Davacı Vekili şahadet verirken İnternational Hospital tarafından hazırlanan 5.10.1996 tarihli faturayı ibraz etmek istediğinde Davalının avukatı bu faturanın ibrazına itiraz etti ve buna sebep olarak da bu -belgenin yurt dışında İstanbul'da hazırlandığı ve İstanbul'da hazırlanan bu belgenin konsolosluktan veya belli makamlarca tasdik edilmesi gerektiğini veya belgeyi düzenleyenin gelip şahadet vermesi gerektiğini, gelmezse niçin gelemeyeceğinin izah edilmesi -gerektiğini ileri sürdü. Davacının avukatı ise hastahane masraflarının Davacı Vekili tarafından ödendiğini ve faturanın da ödemelere karşılık bir makbuz olduğunu şahadet veren kişiye verildiğini ve bu makbuz da ödeyenin tasarrufunda olduğundan bu belgenin -Mahkemeye ibraz edilebileceğini iddia etti. İlk Mahkeme ibraz edilmek istenen fatura ile ilgili Davalı avukatının serdettiği itirazı reddetti ve konu faturaya verilecek değeri esas kararda kararlaştırmak üzere konu makbuzun emare 4 olarak ibrazına izin ver-di. Mahkeme esas kararında emare 4'ün Mahkemeye ibrazı ve ona değer verilmesi için herhangi bir tasdiğe ihtiyaç olmadığını belirterek emare olarak kabul etti. Emare olarak Mahkemeye ibraz edilen emare 4 belge incelendiğinde, bu belge İstanbul International- Hospital tarafından bu davada Davacı olan Cemal Münür adına düzenlenmiş 3 yapraktan müteşekkil bir faturadır. Bu belge 5.10.1996 tarihli olup her 3 sayfası da ayrı ayrı imzalanmış ve hastahane mühürü ile mühürlenmiştir. Belgenin üçüncü yaprağının arka tar-afında 3,545,571,224.TL rakam ve yazı ile ödendi yazısı ve hastahane mühürü vardır.
İlk Mahkeme huzurundaki bu belgenin yapılan istinaf ışığında şahadet hukuku açısından incelenmesi gerekir.
Dava tutanaklarına bakıldığında emare 4 belgenin KKTC dışında- Türkiye'de Davacı Vekilinin huzurunda hazırlandığı, ona verildiği ancak bu belgeyi düzenleyen şahsın Mahkemeye tanık olarak çağrılmadığı görülmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi emare 4 belge Mahkemeye ibraz edilmek istenildiğinde istinaf eden Davalı- avukatı İstanbul'da hazırlanan bu belgenin konsolosluk veya belirli makamlarca tasdik edilmediği cihetle ibrazına itiraz etti. İlk Mahkeme ise bu hususta kararında şunları söylemiştir.
"Kanaatimize göre Emare 4'ün Mahkemeye ibrazı ve ona değer verilmes-i için herhangi bir tasdiğe ihtiyaç yoktur. Yürürlükteki mevzuata göre bazı evrakların geçerliliği mevzuatın saptadığı kişi veya makamların tasdikine tabidir. Tasdik yapacak kişi veya makamın KKTC'de kimler olduğu, keza yurt dışında kimler olduğu belirlenm-iştir. Emare 4 niteliğindeki bir evrağın geçerliliğinin tasdike tabi olduğu hususunda bize herhangi bir mevzuat gösterilmediği gibi biz de böyle bir mevzuata rastlamadık."
Fasıl 9, Şahadet Yasasının 17. maddesi, Kıbrıs dışında icra edilen belgelerin KKT-C Mahkemelerinde şahadet olarak kabulü ile ilgilidir. Emare olarak İlk Mahkemeye ibraz olunan emare 4 belgeye bakıldığında bu belgenin yurt dışındaki herhangi bir konsolos, noter veya diğer bir makam tarafından tasdiklendiği görülmemektedir. Bu durumda, ma-ddenin öngördüğü şekilde yurt dışında herhangi bir makam tarafından tasdikli olmayan emare 4 belge İlk Mahkemeye emare olarak ibraz edilemezdi. Ancak emare 4 belge, Şahadet Yasasının 4. maddesinde öngörülen koşulların yerine getirilmesi kaydıyle, Mahkemede- şahadet olarak kabul edilebilirdi. Yasanın 4. maddesi belgesel şahadetin kabulü ile ilgilidir. Daha önce belirtildiği gibi emare 4 belgeyi düzenleyen şahıs Mahkemeye tanık olarak çağrılmamıştır. Davanın duruşmasında tanık olarak hazır olmayan bir şahsın d-üzenlediği belge şayia şahadettir. Özel bir evrak durumunda olan emare 4 belgenin ibraz edilmesi ve içeriğinin de şahadet babında kabul edilebilmesi için böyle bir belgenin, ilk nazarda bazı şartlara tabi olarak, düzenleyen tarafından ibraz edilmesi gereki-rdi. Şahadet Yasanın 4(1) maddesi bu gibi evrağın düzenleyen tarafından ibraz edilmesini öngörmektedir. Yasanın 4(1) ve (2) maddeleri aynen şöyledir:
"4(1) Bir olgu hakkında doğrudan doğruya verilen
sözlü şahadetin geçerli sayıldığı herhangi bir hukuk -işleminde, bir kişice bir belge üzerinde verilen ve söz konusu olguyu saptamayı amaçlayan herhangi bir ifade, aşağıdaki koşullar yerine getirilmişse, belgenin aslının ibraz edilmesi üzerine o olgu için şahadet olarak kabul edilir:
(a)İfadeyi veren kişi-
- (i)İfadede yer alan konular hakkında
kişisel bilgiye sahip ise; veya
(ii)Söz konusu belgenin sürekli olduğu
ileri sürülen bir kayıt olduğu veya böyle bir kaydın bir bölümünü oluşturduğu durumlarda, ifadesini, (kendi bilgisi da-hilinde olmayan konuları ilgilendirdiği derecede) o konular hakkında kişisel bilgiye sahip olan veya olduğu sanılan bir kişi tarafından verilen bilgileri kayda geçirmek görevini yerine getirirken vermişse; ve
(b)Bu maddenin (2). fıkrasına bağlı k-alınması
koşuluyla, ifadeyi veren kişi yargı işlemine
tanık olarak çağrılmışsa:
Ancak, ifadeyi veren kişinin ölmüş olması
veya bedensel veya ruhsal durumunun tanıklık
yapmak üzere hazır bulunmasına müsait
olmaması veya deniz aşırı bir yer-de olup hazır bulunmasını sağlamanın makul biçimde pratik olmaması veya kendisini bulmak için girişilen çabaların bir sonuç vermemesi durumunda ifadeyi veren kişinin yargı işlemine tanık olarak çağrılması koşulunun yerine getirilmesi gerekmez.
(2) -Herhangibir hukuk işleminde,
Mahkeme -
(a)İfadeyi verenin, hazır olduğu halde, tanık
olarak çağrılmamış olmasına; ve
(b)Belgenin, duruma göre, Mahkeme emrinde
belirtildiği veya Mahkemenin onayladığı bir
biçimde tasdik edilmiş aslın-a uygun bir
suretinin veya esaslı bir bölümünün ibraz
edilip belgenin aslının ibraz edilmemiş
olmasına,
bakmaksızın hukuk işleminin herhangi bir aşamasında, davanın bütün durum ve koşulları gözönünde tutulduğunda başka türlü davranmanın gereksiz gec-ikme veya masrafa neden olacağına kanaat getirdiği takdirde, bu maddenin (1). fıkrasında söz konusu edilen ifadenin şahadet olarak kabul edilmesini emredebilir veya böyle bir emir vermeksizin ifadeyi şahadet olarak kabul edebilir."
Yukarıya aktarılan mad-deden görüleceği gibi bir belgenin Şahadet Yasasının 4. maddesinin (1). fıkrası altında Mahkemeye ibraz edilmesi ve içeriğinin de şahadet olarak kabul edilebilmesi için:-
belgenin aslının ibraz edilmesi,
ifadeyi veren kişinin ifadede yer alan konular hak-kında kişisel bilgiye sahip olması veya kişisel bilgisi olan başka bir kişi tarafından verilen bilgileri devamlı bir kayda geçirmekle görevli olması, ve
ifadeyi veren kişi yargı işlemine tanık olarak çağrılması gerekmektedir. Ancak ifadeyi veren kişinin ö-lü olması veya bedeni veya ruhi durumunun tanıklık yapmak üzere Mahkemede hazır bulunmasına müsait olmaması veya deniz aşırı bir yerde olup getirilmesinin makul biçimde pratik olmaması veya kendisini bulmak için girişilen çabaların bir sonuç vermemesi duru-munda ifadeyi veren kişinin tanık olarak çağrılması gerekmez.
Yine Yasanın 4. maddesinin (2). fıkrasına göre Mahkeme, duruşmanın herhangi bir aşamasında davanın bütün durum ve koşulları gözönünde tutulduğunda başka türlü davranmanın gereksiz gecikme veya- masrafa neden olacağına kanaat getirdiği takdirde;
ifadeyi verenin tanık olarak çağrılmamış olmasına; ve
belgenin, duruma göre, aslının ibraz edilmemiş olmasına,
bakılmaksızın 4. maddenin (1). fıkrasında söz konusu edilen ifadeyi şahadet olarak kabul e-debilir.
Yasanın 4. maddesinin fıkraları ayrı ayrı incelendiğinde, 4. maddenin (1). fıkrasına göre belgenin ibraz edilmesi için belgedeki ifadeyi veren kişinin de tanık olarak çağrılması ön koşuldur. Ancak bu önkoşul, 4. maddenin (1). fıkrasında belirtil-en hallerde yerine getirilmeyebilir.
İstinaf konusu davada ifadeyi veren veya emare 4 belgeyi düzenleyen kişi Mahkemeye tanık olarak çağrılmamıştır. Emare 4 belgeyi düzenleyen kişinin Yasanın 4. maddesinin (1)(b) fıkrasının şart bendi kapsamında Mahkemed-e hazır bulunmasını sağlamanın makul biçimde pratik olmaması vesair nedenler hakkında ne bir iddia yapılmış ve ne de herhangi bir şahadet ibraz edilmiştir. Bu durumda 4. maddenin (1). fıkrasının hükümleri yerine getirilmiş değildir. Bu nedenle de emare 4 b-elge İlk Mahkemeye emare olarak ibraz edilemezdi.
Yasanın 4. maddesinin (2). fıkrasına göre Mahkeme, davanın bütün durum ve koşullarını göz önünde tuttuğunda ifadeyi veren kişinin tanık olarak çağrılmasının gereksiz gecikme veya masrafa neden olacağına -kanaat getirdiği takdirde, ifadeyi veren kişinin tanık olarak çağrılmamasına veya belgenin, duruma göre, aslı yerine bir suretinin ibraz olunmasına izin verebilir.
Görülebileceği gibi kabul edilebilen bir belge olan emare 4 belgenin düzenleyen tarafından- değil de, Davacı Vekili tarafından mevcut zorluklar ve ileri sürülen diğer sebepler dikkate alınarak ibraz edilmesi ve belgedeki ifadenin şahadet olarak kabul edilmesi mümkündür. Önümüzdeki meselede emare 4 belgeyi düzenleyen şahsın tanık olarak çağrılmas-ının 4. maddenin (2.) fıkra kapsamında gereksiz gecikme veya masrafa neden olacağı hakkında ne bir iddia yapılmış ve ne de bu hususlarda herhangi bir şahadet ibraz edilmiştir. Kanaatımızca emare 4 belgeyi düzenleyen şahsın tanık olarak çağrılmadığı hallerd-e, belgenin ibrazını mümkün kılacak şartların yerine getirildiği hakkında Mahkemeyi tatmin etme külfeti belgenin ibraz edilmesini isteyen şahsa aittir. Bu ise bu davada yapılmamıştır. Bu durumda, emare 4 belgenin ibrazına ve içeriğinin geçerli şahadet olar-ak kabul edilip buna değer verilmesinin mümkün olmadığı görüşündeyiz.
Ancak, aleyhine istinaf edilen Davacı avukatı, hastahane masraflarının Davacı Vekili tarafından Davacı adına bizzat ödendiğini ve faturanın da ödemelere karşılık bir makbuz olduğunu b-u nedenle belgenin Mahkemeye ibraz edilebileceğini iddia etti. Doğrusunu söylemek gerekirse, belge veya makbuz, ödemenin yapıldığını ispat etmez. Fakat belge veya makbuz ödemenin yapıldığına ilişkin Davacının ifadesini veya şahadetini desteklemeğe yarar ve- ekseriyetle bu yönde kullanılır. İlk Mahkeme emare 4 belgeyi, bağımsız şahadet olarak değil de, hastahane masraflarının Davacı Vekili tarafından Davacı adına ödendiğine ilişkin Davacı Vekilinin ödeme ile ilgili şahadetini desteklemek amacı ile kabul edebi-lirdi. İlk Mahkeme emare 4 belgeyi veya makbuzu şahadet olarak değil de, Davacı Vekilinin ödeme ile ilgili şahadetini desteklemek amacı ile kabul etmekle hata etmiş değildir. Kaldı ki, emare 4'de zikredilen tedavi ve bakım ücretlerinin makul olmadığına vey-a ödenmediğine ilişkin herhangi bir iddia veya istinaf sebebi ileri sürülmüş değildir. Bu nedenle 3. istinaf sebebi de reddolunur.
4. İstinaf sebebi genel tazminatla ilgilidir.
11.6.1996 tarihinde vukubulan trafik kazasında kafa ve göğüs travması geçire-n 80 yaşındaki Davacı, kazadan hemen sonra yaralı olarak Lefkoşa Dr.Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastahanesine kaldırıldı. 21.6.1996 tarihine kadar hastahanede yattıktan sonra mezkûr tarihte ileri tedavisini Türkiye'de devam ettirmek üzere hastahaneden çıkarı-ldı. Türkiye'ye gittikten sonra tedavisini 19.9.1996 tarihine kadar takriben 3 ay müddetle İstanbul'daki International Hospital'da devam ettirdi.
Genel tazminatın müdahalemizi gerektirecek kadar çok olup olmadığı hususunu tezekkür ederken Davacının aldığ-ı yaraların neler olduğunun bilinmesinde yarar vardır. Davacının aldığı yaralar ve bunların tedavisi ile Davacıya yaptığı etkiler hakkında hazırlanan doktor raporu taraf avukatlarının mutabakatı ile emare 1 olarak İlk Mahkemeye ibraz edildi. Bu rapor aynen- şöyledir:
"Tıbbi Rapor
1915 doğumlu olan Cemal Münir'i kendimi bildim bileli tanırım. Benim mesleğe başladığım 1977 yılından beri de kendinin ve ailesinin aile doktoruyum. Normal olarak sağlıklı bir kişi idi. Takriben 11.6.1996 tarihinde sabah saat -11:00 civarında kardeş gibi büyüdüğümüz Yargıç Metin A. Hakkı bana çok acele gelerek kayın pederinin (yukarıda sözü edilen Cemal Bey'in) bir trafik kazası geçirdiğini ve ilk yardım da yattığını söyledi. O anda ben kardioloji labaratuarında çalışıyordum. İş-imi ayarladıktan sonra ilk yardıma koştum ve hastanın genel durumunun ne olduğunu gördüm. Şuur yarı açık, sorulanlara tam cevap veremez idi. Çok ağrılı idi ve her tarafında küçük küçük yaralar vardı. Yüzeysel ve derin yaralardan kan akmakta idi. Solunumu i-yi değildi. Tansiyon düşük, kalp ritmi çok hızlı idi. Hasta derhal yoğun bakıma alındı. Gerekli ilgili doktorlar konsultasyona çağrıldı ve yapılacak tedavi plânlandı. Çekilen filimlerde:
Sağ hemitoraks 3,4,5,6 ve 7 kotlarda kırık;
Sağ skapulâ boynunda kı-rık;
Sağ krurisde 1/3 orta bölgesinde tibiya fibula parçalı kırık;
Batın sert hypotansiyon mevcut;
Kalp hızı taşikardik müşahade edildi.
Hastanın ameliyata alınması kararlaştırıldı ve kanama ihtimali göz önünde tutularak laparotomi yapılarak karaciğerd-e laserasyon tespit edildi. Gerekli müdahale hastanın durumunun öyle gerektirmesi üzerine aynı gece yapıldı. Ameliyatı yapan Dr. Ahmet Tandoğdu idi. Bilâhare ortopedik olarak da Dr. Asım Yürüker tarafından kalkaneusdan krichner teli geçirilerek kruris kırı-kları iskelet traksiyonuna alındı ve hastanın hayati fonksiyonlarının idamesi için dahili ve kardiyolojik konsultasyonuna ben çağrıldım. Genel durumunun iyi olmadığını, yaşının ön plânda olması, ağır bir travma geçirmekte olması, hastanın çok daha iyi bir -yoğun bakım merkezinde takip edilmesinin şart olduğunu, mevcut yoğun bakımdaki eksik monitörize, basınç ölçme, kan gazı aletlerinin olmaması bir pressurieze oksijen sisteminin bulunmaması, icabında sol kalp yetmezliğine girme olasılığı yüksek görülen hasta-da kullanılacak ağortikpumping balonunun bulunmaması göz önünde tutularak doktor refaketinde İstanbul İnternational Hospital'a nakli, tüm doktorların onayı ve ailesinin isteği ile kararlaştırıldı. Ailesi hastayı kendine refakatçı olacak olan eşi ile birlik-te benim götürmemi istedi. Ben de geçirdiği ameliyat sonucu hastanın seyahat edebilecek duruma gelmesini istedim ve bekledim ve işlerimi ayarlayarak hastayı takriben 21.6.1996 tarihinde sedye ve ambulans ile hastahaneden alıp uçak alanına benim refakatimde- götürülüp ve yine benim refakatimde uçakta kendine ayrılan yere yerleştirilip tansiyon kontrolü ve mayi kontrolu altında İstanbul'a varıldı ve yine orda aynı şekilde sedye ve ambulans ile International Hospital'a götürülüp hasta hospitalize edildi.
Hast-a takriben 3 ay süre ile eşi refakatinde İstanbul International Hospital'da yatılı tedavi gördü ve gerekli bakım kendisine yapıldı. Bu 3 ay süre zarfında ben başka işlerden dolayı İstanbul'u ziyaret ettiğimde kendini bir kaç kez hastahanede gidip gördüm ve- kendine bakan doktorlar ile görüşme olanağı buldum. Esas olarak International Hospital'da kendine şunlar yapıldı.
1.7.1996 tarihinde hasta genel anastezi altında ameliyathaneye alındı. Sağ kururisteki tibiya fibula parçalı kırığına açık rediksiyon plak -ve vidalarla internal fiksasiyon uygulandı. Uzun bacak alçısı tatbik edildi. Bir gün sonra hastada Kıbrıs'ta dikilen kafa ve kulaktaki dikişler alındı. Bir kaç gün sonra karındaki Kıbrıs'ta yapılan ameliyatın dikişleri alındı. Cerrahi bir pataloji görülmed-i. Çarpıntı şikayetinin devam etmesi üzerine kardiyolojik konsultasyon istendi. Hastada hızlı atrialfibrilasyon görüldü. Gerekli tedavi uygulandı. Aynı gün atrialfibrilasyonun düzelmediği saptandı. Tansiyon düşmesi görülünce hasta kardiyoloji yoğun bakıma -alındı. 23.6.1996 tarihinde yeniden odasına çıkarıldı. Bu arada urolojik konsultasyonu ve yapılan ultrasaund'ta bir özellik görülmedi. Göğüs cerrahisi konsiltasyonunda akciğerlerin tolore ettiği görüldü. Yakın klinik takibi uygun görüldü. Dahili konsiltasy-onda anemi ve hipo-albuminemi saptandı. Hastanın ödemlerinin hipo-albuminemiye'ye bağlı olduğu görüldü. Gerekli tedavi başlatıldı. Travmaya bağlı ilk kez şekerin yüksek olduğu görüldü. Diyabetik yönden kan şekeri takibi ve tedavisi ayarlandı ve yukarıda be-lirttiğim gibi 1.7.1996 tarihinde de ameliyata alındı.
Post operativ seyir istenilen düzeyde seyretmedi. Yapılan fizik tedavi ve rehabilitasyon konsultasyonu sonucu sol alt ve üst ektremite içim ROM sağ üst ektremitiye pasif ROM ve solunum rehabilitasyon-u uygulanması plânlandı. Psikiyatrik konsilatasyon sonucu ameliyat ve travma yorgunluğu saptandı. Gerekli ilâç verildi. 6.7.1996 tarihinde gaitanu siyah renkte gelmesi bir batın içi kanaması olduğu şüphesi uyandırdı. Muhtemelen 12 parmak barsağı ülseri düş-ünüldü. Endoskopi uygulandı aktif bulbus ülseri linear ülserler tespit edildi. Ona göre tedavisi plânlandı. Tekrarlanan akciğer filiminde 8.7.1996 da halen sinüstlerin tam olarak açılmamış olduğu sol akciğerde minümal volum kaybı görüldü. Sol kaide tam ola-rak seçilmedi. Sol akciğer alt labta atelektozi görüntüsü saptandı. Bu koşullarda yoğun bakım uzmanlarından konsultasyon istendi. Gerekli tedavi ayarlanıp başlatıldı. Kulak burun boğaz konsultasyonu ağır işitme nedeni ile odiometrik tetkik yapıldı ve bilât-eral hafif derecede ES/EN tipte kayıp tespit edildi. Sağ kulağa işitme cihazı denendi ve kendisine önerildi. Nörolojik konsultasyon sonucu EEG ve MRI istendi. EEG'i sonucu sağ temporal bölgede bir biyo elektrik dis-organizasyonu görüldü. Cranal MRI sonucu -minimal hydrosefali kortikol atrofi bulgusu her 2 mastcoi hücrelerde sıvı görüldü. 6.8.1996 tarihinden itibaren wheel-chair ile koridorda dolaşmaya başlatıldı. Genel durumu iyileşen hastanın 15.9.1996 da taburcu olması ve Kıbrıs'a evine gelmesi kararlaştır-ıldı. Bu şekilde hasta ambulans ve sedye ile uçağa bindirildi. Oturur vaziyette Kıbrıs'a geldi.
Tarafımdan uçaktan alındı ve refakatimde evine getirildi. Hasta yürüyemiyor her 2 bacak ve her 2 kolda adale erimesi atrofisi mevcut idi. Sağ kururisteki amel-iyat neticesi kaynama henüz daha tam değildi. Sol ayak bileğinde dropfoot sağ ayak bileğinde inversiyon deformitesi tespit edildi. Tansiyon normal, kalp hızı irregular atrialfibrilasyon devam ediyordu. Gerekli tedavi ve fizik tedavi uygulanması kararlaştır-ıldı. Guluteal bölgedeki dekubütis yarası cerrahi tarafından tedavi edilmeye başlatıldı. Uzun süre yara iyileştirilmesi için uğraşıldı. Daha sonra fizik tedavi başlatıldı ve takriben 3-4 ay süren çok zor ve yorucu günlerden sonra hasta yardımsız yürür hale- getirildi.
5.6.1997 tarihinde yapılan ortopedik konsultasyonda sağ kururis kırıkları kaynamıştı plak ve vidaların çıkarılması 2. bir ameliyata gerek göstermektedir. Sağ ayak bilekteki enversiyon deformitesi düzeldi. Sol ayaktaki drepfoot düzeldi. Scopul-a boyun kırığı nedeni ile sağ omuz hareketleri özellikle abdüksüyon çok mahdut ancak 30 derece yapabiliyor, 160 derecelik abdüksüyon mahdudiyeti mevcut. Bu durum kalıcıdır. Yaptığım kardiyolojik muayenede 2 ay sonra kalp ritmi ve tansiyon normal sınırlara -geldi. Akciğerdeki bulgular temizlendi. Hastanın genel durumu yeme ve içmesi normale döndü. Bütün bunların normale gelmesi için hasta takriben 1 sene müddetle ağrı ve ızdırap çekti. Bu süre zarfında normal günlük yaşamından sosyal hayat ve faaliyetinden ma-hrum kaldı. Sağ omuz hareketlerinden sağ kol üzerinden %60 total, vücut üzerinden %6-7 sakatlığı kalıcı olarak kaldı. Geçirdiği travma ve şok neticesi senelerdir yapmakta olduğu günlük sosyal aktif hayatından ve yürüyüşlerinden daimi olarak mahrum kaldı.
-
Dr. Sait Kenan
Dahiliye ve Kalp Hastalıkları Uzmanı
Dahiliye Servisi Klinik Şefi"
Davacı İstanbul'da tedavi edildikten sonra Dr. Mustafa Soydan tarafından muayene edilmiş ve 24.5.1998 tarihi itibarı ile- Davacının son durumu ile ilgili hazırlanan rapor yine taraf avukatlarının mutabakatı ile emare 2 olarak İlk Mahkemeye ibraz edildi. Bu rapor şöyledir:
"Hastanın ismi: Cemal Münür 24.5.1998
Doğum tarihi : 25.12.1915
TIBB-İ RAPOR
Yukarıda açık ismi ve doğum tarihi yazılı hasta 11.06.96 tarihindeki trafik kazasında politravma geçirmiş, aşağıda gösterildiği gibi vücudunun birçok yerinden yaralanmıştır:
Karaciğer laserasyonu
Sağ thoraks 3.4.5.6.7. kotlarda seri fraktürü
Sa-ğ scapula (kürek kemiği) fraktürü
Sağ pupis kolunda kırık
Sağ altbacak kırığı
Acilen Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesine kaldırılan yaralıya karaciğer yaralanmasından dolayı ayni gün laparatomi yapılmış bu arada sağ bacağa kırık dolayısıy-le calcaneus traksiyonu uygulanmıştır. Hasta 21.06.96 tarihinde İstanbul İnternational Hospital'e aktarılmış 01.07.96 tarihinde kırık sağ bacağı plak-vida tekniği ile ameliyat edilmiştir. Hastanede yatılı tedavisi 15.09.96 tarihinde sonbulmuştur.
Cemal -Münür 22.05.98 tarihinde muayene edilmiştir.
Şikayeti: "Merdiven inerken zorlanıyorum, çünkü sağ dizim iyi katlanmıyor, omuzlarımda iki tarafta birden ağrı var. Yerdeki eşyayı eğilip alamıyorum. Duş yaparken yardıma ihtiyacım var. Tuvalette ilave koltuk k-ullanıyorum, aksi takdirde oturup kalkmam mümkün değil."
22.05.98 tarihindeki bulgular: Hasta herhangibir koltuk değneği veya baston yardımı olmadan yürüyebiliyor. Yürürken belirgin bir aksama görülmüyor. Tek ayak üstünde durma testinde sağda olduğu gibi- solda da emin değil etrafa tutunuyor.
Thoraks kompresyonu ağrısız. Oskültasyonda her iki akciğerde yeterli ve simetrik solunum sesleri alınıyor. Kırık geçiren sağ kürek kemiğinde veya sağ göğüs kafesinde herhangibir deformite kalmamış.
Her iki kol a-dalesinde ileri yaşı ile ilgili adale atrofisi gelişmiş.Her iki eli ile güç denemesi için sıkarken güçler ayni tesbit ediliyor.
Omuz hareketleri; Anteversiyon (önden kaldırma) sağda 120 solda 140 derece, omuz abduksiyonu (yandan kaldırma) sağ 100 sol 120- derece omuz eklemi rotasyon hareketi (yana kaldırılmış kolda) sağ 60-0-30 sol 70-0-70 derece ölçülüyor.
Sağ ve sol dirseğin ekstensiyon ve fleksiyon ve alt kol rotasyon hareketlerinde kısıtlılık yok. Sağ ve sol elbileği ve parmak hareketleri iki tarafta- ayni tesbit ediliyor.
Karında 11.06.96 tarihinde yapılan acil laparatomi ameliyatının 19 cm lik yara izi bulunuyor. Batın yumuşak ve ağrısız.
Her iki kalçadan yapılan pelvis kompresyonunda ağrı yok. Yine pupisten baskı ile ağrı çıkmıyor.
Yaralının ka-lça hareketleri rotasyon iki tarafta ayni ölçülüyor. Vertikal fleksiyon sağda 100 solda 130 derece tesbit ediliyor.
Üstbacak çevresi sağa 38 solda 39cm, altbacak çevresi sağda 28 solda 26 cm ölçülüyor. Sağda osteosintez materyeli mevcudiyetinden alt baca-k şişkin kalmış. Sağ alt bacakta önde 22 cm lik yara izi mevcut. Sağ diz fleksiyonu 130 sol diz 145 derece ölçülüyor. Ekstensiyon iki tarafta ayni.
Ayakbileği hareketleri sağ 0-0-30 derece. Yani ayak antefleksiyon yapamıyor. Sol 15-0-40 derece.
Os sacr-um (kuruk sokumu) üzerinde decubitus ülseri iyileşmiş,4x3 cm lik nedbe dokusu kalmış.
X-ray bulguları: (01.05.1998)
Akciğer: infiltrasyon yok. Sinüsler normal. Sağ hemitoraksta axiller hatta plevra kalınlaşmış. Kırık geçiren 3.4.5.6.7. kotlar ve ayni -şekilde sağ skapula iyileşmiş.
Pelvis: Sağ pupis kolundaki kırık iz bırakmadan konsolide olmuş sağ altbacak 2 yönlü: Sağ fibuladaki segment kırığı ve sağ tibia 1/3 orta kesimindeki kırık tamamen iyileşmiş. Tibiada halen kemik plağı ve vidalar mevcut. Sa-ğ diz ve ayakbileği eklem yapıları normal, sağ ayakbileğinde sudek atrofisi gelişmiş.
Netice olarak 11.06.96 tarihindeki kazada politravma geçiren, ayni gün karaciğer yaralanması dolayısıyle ameliyat edilmiş hastanın, gerek sağ kürek kemiği ve göğüskafes-inin sağında seri olarak kırılmış eye kemikleri gerekse sağ pupis kolu ve osteosintez ameliyatı geçiren sağ altbacak kırıkları iyileşmiştir. Hastanın geçirilen kaza ile ilgili olarak sağ omuz rotasyon hareketinde normalin 1/3'ü kadar, önden ve yandan kaldı-rma hareketinde normalin 1/5'i kadar bir azalma mevcuttur. Yine sağ kalçanın vertikal ekstensiyonu normalin 1/4'ü kadar azalmıştır. Sağ üstbacak adalesindeki atrofi önemsiz seviyededir. Hasta sağ ayakbileği ile vertikal ekstensiyon yapamamaktadır. Bu hasta-nın çömelmesine engeldir. Kırıklardaki iyileşme röntgen filmlerinde de görülmektedir.
Sağ tibiada halen mevcut osteosintez materyelin (kemik plak ve vidaları) bu gün 83 yaşındaki hastada şikayet yapmazsa çıkarılması gerekmez.
- Op.Dr.Mustafa Soydan"
Görüleceği gibi Davacının almış olduğu yaralar basit değildir ve kendisini hayati tehlikeye attığı açıklıkla şahadette görülmektedir.
İlk Mahkeme, kaza tarihinde 80 yaşında olan Davacının yaşına rağmen son derece sağlıklı bir -kişi olduğu ve kimseye ihtiyaç duymadan tüm gereksinimlerini karşılamakta olduğu ve hergün çok sevdiği yürüyüşler yapmakta olduğunu, Davacının kaza sonucu aldığı yaralar, geçirdiği tedaviler, sıkıntılar ve kalıcı sakatlıkları, kaza neticesinde Davacının öm-ür boyu yürüyüş yapmaktan mahrum kaldığını ve duş yaparken bir yardımcıya ihtiyaç duyduğunu, çömeşemediği için tuvalet ihtiyaçlarını ek bir koltukla yaptığını, Davacının aldığı yaralar neticesinde çok acı ve ızdırap çektiğini gözönünde tutarak Davacıya tam- sorumluluk esası üzerinden 8,000,000,000.-TL genel tazminat verilmesini uygun gördü. İlk Mahkeme bu miktarı saptarken Davacının muhtemel 300.000.000.TL tutarındaki ikinci bir ameliyat ihtiyacını da dikkate aldı.
İstinafın duruşması esnasında istinaf ede-n Davalı avukatı tesbit olunan 8,000,000,000.-TL genel tazminatın aşikâr surette fahiş olduğunu ileri sürdü. Ayrıca 80 yaşında olan Davacı için İlk Mahkemenin tesbit ettiği 8,000,000,000.-TL genel tazminatın hüküm tarihindeki karşılığının ise £13,600 sterl-ing olduğunu, İlk Mahkemenin hükmünde genel tazminatı tesbit ederken neye ağırlık verdiğini söylemediğini, benzeri İngiliz içtihat kararlarında bu gibi yaralanmalara verilen genel zarar ziyanın £3,500 sterling ile £8,500 sterling arasında olduğu üzerinde d-urmuştur.
Aleyhine istinaf edilen Davacı avukatı ise, Davacının kaza neticesi aldığı yaralar, çektiği sızı ve ızdırap için İngiliz ve yerli içtihat kararları ışığında İlk Mahkemece verilen genel zarar ziyanın az olduğunu ve yapmış olduğu mukabil istinaf -dolayısıyle artırılmasını talep etmiştir.
Yüksek Mahkeme, Yargıtay olarak İlk Mahkemelerin kararlarına bilhassa takdir yetkisine ne gibi hallerde müdahale edebileceği bir çok kararlarda değinilmiştir. Buna göre genel kaide Yüksek Mahkemenin İlk Mahkemele-rin takdirine müdahale etmekten kaçınır, meğer ki, esaslı bir hata yapılmış olsun.
İstinaf eden Davalı veya karşı istinaf eden Davacının, İlk Mahkeme kararının ne yönde hatalı olduğu, genel tazminatı takdir ederken ne şekilde hataya düştüğü hususunda Yar-gıtayı iknâ etmesi gerekir.
Taraf avukatları istinafın duruşmasında, benzeri İngiliz ve yerli içtihat kararlarına atıfta bulunmuşlardır. Bu davalarda takdir edilen genel tazminatlar dikkate alındığında istinaf eden Davalı açısından takdir edilen genel ta-zminatın aşikâr surette çok, karşı istinaf eden Davacı açısından ise iktibas ettiği davalar dikkate alındığında takdir edilen genel tazminatın çok az takdir edildiği üzerinde durulmuştur. Hemen şunu belirtelim ki benzer içtihat kararları, takdir yetkisi ku-llanan Mahkemelere ancak genel anlamda bir ışık tutabilir ve Mahkemeler genel tazminatı takdir ederken sadece bunları ölçü olarak almaları doğru ve salim değildir. Bu durumda takip edilecek en doğru yol mevcut benzer içtihat kararları da göz önünde bulundu-rularak verilen olgular çerçevesinde kazazadeyi tatmin edici makul bir tazminatın takdir edilmesidir.
Yukarıdaki kriterleri ve dinlenen davaya has olguları, İlk Mahkeme değerlendirerek makul bir tazminat vermişse kesilen bu genel tazminata daha önce beli-rtilen prensipler ışığında Yargıtayca müdahale edilmemesi gerekir.
Davacının, emare doktor raporlarına bakıldığında, dava konusu kaza neticesinde aldığı yaraların ciddi olduğuna kuşku yoktur. Geçmişte dinlenip karara bağlanan ve bize ışık tutacak en iyi -emsal dava Hukuk/İstinaf 5/75 sayılı kararda Davacının aldığı yaralar ve çekmiş olduğu sızı ve ızdırap için genel zarar ziyan olarak 1975 yılında £5,000- Kıbrıs Lirası uygun görülmüştür. Önümüzdeki davada da Hukuk/İstinaf 5/75 sayılı davada yaralanan Dava-cının aldığı yaralar kadar ağır ve ciddi yaralar vardır. Bu davada Davacının aldığı yaralar ve bazılarının kalıcı oldukları, çekmiş olduğu sızı ve ızdırap, 1975 yılından bugüne değin Kıbrıs Lirası ve Sterlinin alım gücünün enflasyon nedeniyle en az 3-4 mis-li düştüğünü ve zamanın değişken şartları dikkate alındığında tam mesuliyet esası üzerinden Davacı lehine takdir edilen 8,000,000,000-TL genel tazminat müdahalemizi gerektirecek kadar aşikâr surette çok veya az olmadığı kanısındayız. Bu nedenle Davalının 4-. istinaf sebebi ve Davacının mukabil istinafı reddolunur.
İstinaf sebebine gelince : Davacının, bir Yüksek Mahkeme Yargıcı olan vekili vasıtasıyle bu davayı ikame etmiş olması bizce istinafın kaderini etkileyecek bir sonuca vardırılmasında etken değildi-r. Önümüzdeki meselede ilgili yargıç, Davacının Vekili olarak görülmektedir. Hemen belirtmeliyiz ki, bir davada bir yargıcın taraf olması ona herhangi bir avantaj sağlamaz. Bu nedenle bir davada taraf olduktan sonra bir kişinin yargıçlık statüsü üzerinde f-azla durulmaması gerekir. Kaldı ki İlk Mahkemenin hükmü bir bütün olarak okunduğunda Davalı, ilgili yargıcın Davacının Vekili olması nedeniyle haklarını savunmakta herhangi bir müşkülât çektiği zabıtlarda görülmemektedir. Hatta böyle bir şikâyet vaki bile -değildir.
Son bir hususa değinmek istiyoruz. Yargıtay/Hukuk 10/82 (D.18/82)'de söylendiği gibi, bir yargıç mümkün olduğu kadar ve başka çare olmaması gibi zorunlu haller dışında Mahkemeye bir taraf olarak veya bir tarafı temsil ederek gelmekten sakınmalı-dır. Bu davada ilgili yargıcın hüsnüniyetle hareket etmiş olduğuna kuşkumuz olmamakla beraber böyle bir davranışın son derece arzu edilmeyen bir davranış olduğunu vurgulamak isteriz.
Sonuç olarak her iki istinaf da reddolunur. Keza, 48/99 sayılı Yargıtay/-Hukuk istinaftaki mukabil istinaf da reddolunur.
Meselenin tüm ahval ve şeraiti nazarı itibara alınarak istinaf ve mukabil istinaf masrafları ile ilgili herhangi bir emir verilmez.
Celâl Karabacak Mustafa H.Özkök Seyit A. Bensen
Yargıç - Yargıç Yargıç
28 Kasım, 2000
-
27
-
Full & Egal Universal Law Academy