-D.20/86 Yargıtay/Hukuk 27/85
(Deniz Hukuku No. 5/81; Mağusa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: Şakir Sıdkı İlkay,Başkan, Niyazi F. Korkut, Aziz Altay.
İstiaf eden: 'Hande' -gemisi sahipleri Karahasan Denizcilik İşlete, Sanayi ve
Ticaret A.Ş., İstanbul.
ile
Aleyhine istinaf edilen: (1) 'Hande' M/V gemisi üzerinde yüklü ve/veya Hande
M/V gemisinden Mağusa Limanına tahliye edilmiş
bulunan 'Yük'.
- (2) Cambridge Shipping Co. Ltd., İngiltere.
Dae Woo Development Co. Ltd., Libya.
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Ali Dana ve Osman Ertekün.
Aleyhine istinaf edilenler namına: Oktay Feridu-n, Hüseyin Besimoğlu ve
Narin Ferdi.
H Ü K Ü M
Şakir Sıdkı İlkay, Başkan: Bu istinaf Mağusa Kaza Mahkemesinin, deniz hukuku yetkisine giren bir davada, davacı aleyhine verdiği karardan yapılmıştır.
İlk mahkeme davayı reddetmiş olmasına rağme-n istinaf edilmesi ve Yargıtayın başka kanaata varması ihtimalini göz önünde bulundurarak davacının ilgili vakitlerde gelir kaybını günde 4000 dolar oalrak tespit etti. Aleyhlerine istinaf edilen davalı (1) ve (3) de bir mukabil istinaf ile bu bulguyu dest-ekleyecek şahadet olmadığını ileri sürerek değiştirilmesini istemiştir.
Daha önce görmek fırsatını buldum iki Yargıç arkadaşımın hükümlerinde mesele ile ilgili olgulara geniş şekilde yer verildiği cihetle ben hükmümde olgulara sadece gerekli oranda temas- edeceğim. Şunu da belirteyim ki esas davada üç davalı ardı. Alt Mahkeme ikinci davalı aleyhindeki davayı da reddetmiş olduğu halde istinaf sadece davalı (1) gemi yükü ve bu yükün sahibi davalı (3) aleyhine yapılmıştır. Bu nedenle davalı (2) ile ilgili olg-ulara değinmekte fayda mülahaza etmemekteyim.
Hande gemisinin 16.8.1981 tarihinde Libya'da Missurata limanına varmakla "vasıl olan gemi" (arrived ship) olduğu ve uhdesine düşen yük taşımacılığı yükümlülüğünü yerine getirmiş sayıldığı ihtilaf konusu olmay-an bir husustur. Yine ihtilaf konusu olmayan bir husus da geminin ilkin rıhtıma 22.10.1981'de yanaşıp yükünü boşaltmaya başladığı, 15-20 ton yük boşalttıktan sonra ise tahliye işleminin durdurularak boşaltılan yükün geri gemiye yüklendiği ve geminin tekrar- demire gönderildiğidir. Gemi 19.10.1981 tarihine kadar liman dışında demirde bekledikten sonra o tarihte Libya'dan ayrılıp 2-3 Kasım 1981'de Mağusa limanına gelerek yükünü boşalttı ve 13.11.1981'de Mağusa'dan ayrıldı.
Söylenenlerden anlaşılacağı gibi ha-nde gemisi Müssurata limanında 74 gün bekledikten sonra oradan ayrılcı. Geminin Mağusa limanına gelip yükünü boşaltması için de aradan 15 günlük bir süre daha geçti.
Müstenif davacı geminin 28.8.1981 tarihinden itibaren 76 gün süre ile haksız olarak bekl-etildiğini iddia ederek tazminat talep etmiştir.
İlkin karar verilmesi gereken husus aleyhine istinaf edilen davalı (3)'ün hande gemisinin bekletilmesinden sorumlu olup olmadığı ve sorumlu ise hangi süre için sorumlu olduğudur.
Taraflar arasındaki anla-şmaya göre davalı (3), yükü liman teamülüne (custom of the prot) göre teslim almakla yükümlü idi.
Davacı, talep takririnde, Missurata limanı teamülüne göre yükün boşaltılması veya teslim alınması için sürenin 10 gün olduğunu ve her halükarda tahliye için- makul sürenin 10 gün olduğuna, davalı (3)'ün kusur ve ihmali ve davacı ile arasındaki mukaveleyi ihlâl etmesinden ötürü geminin fazladan 76 gün haksız olarak bekletildiğini iddia etti. Davacı, davalı (3)'ün yükün boşaltılması için gerekli işlemleri yapmad-ığını ve mikellefiyetlerini zamanında yerine getirmediğini ileri sürdü.
Davalı (1) ve (3), müdafaa ve mukabil talep takririnde, liman teamülüne (COP) göre geminin sırasını beklemesi gerektiğini, 10 gün veya makul süre gibi bir sınırlama söz konusu olamdı-ğını, yükün boşaltılması için davalı (3)'ün uhdesine düşeni yaptığını ve her türlü tedbiri aldığını, geminin sırasının, limanda mevcut tıkanıklık doalyısıyle, ilkin 22.10.1981'de geldiğini ve rıhtıma yanaşıp yükü boşaltmaya başladığını ancak gemi acenti Sa-brata'nın talimatı üzerine yükü tekrar geri alıp iskeleden ayrıldığını iddia ettiler.
Davanın duruşma tutanakalrının tetkikinden görülebileceği gibi Missurata liman teamülüne göre vasıl olan bir geminin yükünü boşaltması için sırasını beklemesi gerektiği-ni, liman yetkilileri tarafınan girişe göre sırası gelen gemiye rıhtıma yanaşmasına müsaade edildiği ve taşıdıkalrı yüke göre bazı gemilere öncelik tanıdığı taraflarca kabule dilen hususlardır.
Geminin boşaltılması için sırasının gelmesi gerektiğine göre- bu sıra gelinceye kadar geçen süre için davalı 83)'ün bir sorumluluğu olamaz. Ancak geinin sırasının gelemsinde bir gecikme var ve bu gecikme davalının kusur ve ihmalinden doğmuş ise o zaman davalı 83) böyle bir gecikmeden sorumlu olur. Halsbury's Laws of- England, 4th Ed., Vol.43 p.315, para 477'de şöykle denmektedir:
"He is not, therefore, responsible for any delay arising from the ship having to wait for her turn in the ordinary course, but only for such delay as is attributable to his own efault, as f-or instance, where the ship loses her turn owing to the fact that he is not ready to deliver or take the cargo."
taraflar arasındaki anlaşmada bir süre belirlenmemişe yük alıcısının boşaltma yükümlülüğünü makul bir zaman zarfında yerine getirmesi egrekir-. Eğer boşaltma liman teamülüne göre yapılacaksa boşaltmanın bu teamüle bağlı olarak makul bir zaman zarfında yapılması gerekir. Hick v. Raymond and Reid (1893) 62 LJR 98 at p.102'de Lord Watson şöyle dedi:
"When the language of a contract does not ecpre-ssly or by necessary implication fix any term for the performance of a contractional obligation, they law implies that it shall be performed within a reasonable time. The rule is of universal application, and is not confined to contracts for the carriage o-f goods by sea. In the case of other contracts the condition of reasonable time has been frequuently interpreted, and has invariably been held to mean that the party upon whom it is incumbent duly fulfils his obligation, notwithsatnding protracted delay, s-o long as such delay is attributable to causes beyond his control, and he has neither acted negligently nor unreasonably."
Postlethwaite v. Freeland and Another (1880) 49 LJ 630 at p.633'de Lord Selborne LC şöyle dedi:
"If by the terms of the charte-par-ty he has agreed to discharge it within a fixed period of time, that is an absolute and unconditional engagement, for the nnperformance of which he is answerable, whatever may be the nature of the impediments which prevent hin from performing it, and which- cause the ship to be detained in his service beyond the time stipulated. If on the other hand there is no fixed time, the law implies an agreement on his part to dischange the cargo within a reasonable time, that is (as was said by Lord Blackburn in Ford -v. Cotesworth), 'a reasonable time under the circumsatnces'. Difficult questions may sometimes arise as to the circumsatnces which ought to be taken into consideration in determiming what time is reasonble. If (as in the present case) an obligation, indefi-nite as to time, is qualified or practically defined by express or implied reference to the custom or practice of a particular port, every impediment arising from or out of that custom or practice, with the cahracter could not have overcome by the use of a-ny reasonable diligence ought (I think) to be taken into consideration."
-Müstenif davacı, geminin sırasının 10-12 günde gelemsi gerektiğini, ancak davalı 83)'ün yükün boşaltılıp teslim elınması için makul ve akılcı olarak gerkeni yapmadığını ve böylelikle ilk defa sırasının 22.10.1981'de geldiğini ve o sırayı da kaybedip tekr-ar demire gönderildiğini ve bu gecikmeden davalı 83)'ün sorumlu odluğunu ileri sürdü. Davacıya göre Hande gemisi Missurata'ya vardığında limanda 32 gemi beklemekte, rıhtımda ise 7-8 gemi yük boşlatmakta idi ve rıhtımın boyu 100 metre uzunluğunda olduğuna -ve bir gemi normal 2-3 günde boşaltılabileceğine göre Hande gemisinin sırasının 10-12 günde gelmesi gerekirdi.
-
Geminin sırasının ne vakit gelmiş olması gerektiği sadece davacının ileri sürdüğü hesaplama yolu ile bulunamaz. Boşaltma sırası daha önce olan gemiler, şu veya bu nedenle ve davalı (3)'e hamledilebilecek bir kusur veya ihmale mebni olmaksızın, yavaş boşa-ltılmış olabilirler. Hulthen v. Stewart and Co. (1903) 72 LJ 917 at p.919'da Earl halbury LC şöyle demiştir:
"So far as I can understand the argument, it is that you are to take capacity of a vessel as equivalent to a number of days, and that, because t-he capacity of this vessel was five days, therefore you are to substitute in a contract between the parties the words "five days" for the words you actually find, so as to make that an absolute and unconditional term. It seems to me that that is reasoning- for which there is no foundation. Without going through the cases, it appears to me that every one of these attempts to import an absolute unconditional burthen upon the charterers has always failed, because it is to be measured by the legal test-namely, -what is reasonable under the circumstances."
Aynı meselede Lord Macnaghten de şöyle denmiştir:
"The charterparty provides that the cargo is to be "discharged with customary steamship despatch as fast as the steamer can . deliver during the ordinary work-ing hours" of the prot of discharge, "but according to the custom" of the port, "Sundays, general or local holidays (unless used), excepted.
The question is, what is the meaning of this provision? It is thantamount to fixing a certain definite number of d-ays or hours as the period within which the discharge of the vessel is to be accomplished? taking the word by themselves, apart from all authority, I should say certainly not. The words used do not specify, or even, I think, point to a definite period of t-ime. What they do point to is the discharge of the cargo with the utmost despatch practicable, having regard to the custom of the prot, the facilities for delivery possessed by the particular vessel under contract of affreightment, and all other circumsdt-ances in existence at the time not being circumsatnces brought about by the person whose duty it is to take delivery or within his control."
Bu meselede ilk mahkeme davalı (3)'ün yükü en erken bir zamanda teslim almak için tüm gerekli formaliteleri tama-mladığına, görevlerinin bilinci içinde olduğuna, uhdesine düşen vazife ve yükümlülükleri lâyıkı veçhile yerine getirdiğine kanaat getirdi ve Hande gemisinin 22.10.1981 tarihine kadar demirde beklemesinin nedeninin davalıların kusur veya ihmalinden değil de- Missurata limanındaki gemi tkanıklığındanilri geldiği hususunda bulgu yaptı. İlk mahkeme hükmünde şöyle demiştir:
"Halbuki verilen şahadetten ve keza Davalı No.3'ün herhangi bir kusur veya ihmalkârlığı olmaksızın, Limandaki gemi tıkanıklığından dolayı H-ande gemidi 10-12 günde rıhtıma gelememiş ve gemi ilk kez 22.10.1981 tarihinde rıhtıma yanaşıp yüünü boşaltmaya başlayabiliştir.
.........................
Davalı No. 3 tarafından Mahkemeye ibraz edilen ve inandığımız şaahdete göre davalı 3'ün demir yükün-e acilen ihtiyaçları olduğunu ve yükü en erken bir zamanda teslim almak için tüm gerekli formaliteleri tamamladıkalrı şahadetlerinde belirtmişlerdir. Nitekim 22.10.1981 tarihinde Hande gemisi saat 8.30'da Rıhtıma dayandığı zaman geminin boşaltılamsına derh-al Davalı No.3 tarafından başlanmış ve yükü teslim almak için de gerekli kamyonların önceden hazır olduğu hussuunda şahadet vermişlerdir. Bu nedenle Davalı No.3'ün görevlerinin bilinci içinde oldukları ve uhdelerine düşen vazife ve yükümlülğkleri lâyıkı ve-çhile yerine getirdiklerine kanaat getirdik.
Netice olarak 22ç10ç1981 tarihine akdar Hande gemisinin demirde beklemesinin nedeni Davalıların kusur ve ihmalkârlığından değil de Missurata Limanındaki gemi tıkanıklığından ileri geldiği hususunda bulgu yaparı-z."
Tutanaklar tetkik edildiğinde ilk mahkemenin bu bulgusunu destekleyeek şahadetin mevcut olduğu gözükmektedir. Müstenif, rıhtımın boyu ve limanda bekleyen gemilerin adedi ve her geminin 2-3 günde boşaltılabileceği göz önünde buludnurulduğunda Hande ge-misinin sırasının limana vasıl olamsından 10-12 gün sorna gelmiş olması gerektiğini ve davalı (3)'ün kusur ve ihmalinden dolayı çok daha uzun bir süre bekletildiğini ileri sürerek ilek mahkemenin bu husustaki kanaat ve bulgusuna müdahalede etmemizi istedi.- Ancak daha önce de belirtildiği gibi geminin sırasnı ne vakit gelmış olması gerketiği sadece müstenif davacını ileri sürdüğü hesaplama yolu ile bulunamaz. Geminin sırasının daha önce gelmiş olduğunu veya gelmesi gerektiğini gösteren şahaet olduğu takdirde- böyle bir hesaplama mevcut şahadeti teyid edebilir. Önümüzdeki meselede, sözü edilen hesaplama dışında, Handenin sırsının daha önce gelmiş olduğunu veya gelmesi gerektiğini gösteren şahadet, örneğin 22.10.1981 tarihine kadar geçen sürede sırası Hande'den -sonra gelmesi gereken bir geminin yükünü Hande'den önce boşaltmış olduğunu gösteren bir şahadet, mevcut değildir. Tüm hal ve koşullar ışığında ilk mahkemnin Gande'nin 22ç10ç1981 tarihine kadar bekletilmesinin davalı (3)'ün kusur ve ihmalinden ötürü olmadığ-ı hususundaki bulgusuna müdahale etmemiz için geçerlineden bulunmadığı ve bunu yapma-mızın doğru ve uygun olmadığı görüşündeyim.
Şimdi de 22.10.1981 tarihinden sonra geçen süre için Hande'nin bekletilmesinden davalı (3)'ün sorumlu olup olmadığının incele-nmesi gerekir.
Taraflar arasındaki anlaşmaya göre, daha önce de belirtildiği gibi, davalı (3) yükü liman teamülüne göre teslim almakla yüküml idi ve Missurata liman teamülüne göre de vasıl olan bir geminin yükünü boşaltması için sırasını beklemesi gereki-rdi. hande'nin sırası, yine daha nce belirtildiği gibi, ancak 22.10.1981'de geldi ve gemi rıhtıma yanaşarak yükünü boşaltmaya başladı. Gemi 15-20 ton kadar yük boşalttıktan sonra ise tahliye işlemi durdurularak boşaltılan yük gemiye yüklendi ve gemi tekrar- demire gönderildi. Boşaltma işlemi Sabrata isimli acentenin emri ile durdurularak gemi terkar demire gönerildi. davacı, Sabrata isimli acentenin emir ile durdurularak gemi tekrar demire gönderildi. davacı, Sabrata'nın davalı (3)'ün, davalı (3) de Sabrata'-nın davacının acenti olduğunu iddia etti. İlk mahkeme ise, yeterli şahadet bulunmadığı gerekçesi ile, Sabrata'nın kimin acenti olduğu hususunda bulgu yapmadı. İlk mahkeme sadece Sabrata'nın bir kamu kuruluşu olduğu ve gemi acentliği işleri ile uğraştığı hu-susunda bulgu yaptı. davacı ileri sürdüğü 16. istinaf sebebi ile ilk mahkemenin bu husustaki kararının hatalı olduğunu iddia etti. Yükün boşaltılmasının davacıya ait olmadığı kabul edilen bir husustur. İlâveten davalı (3) tarafından çağrılan Choong Shik Ka-ng şahadetinde, boşaltma masraflarının davalı (3) tarafından karşılanmış olacağını ve bu maksat için davalı (3)'ün Sabrata'ya talimat verip tahliye için elzem olan tertibatı almasını istemiş olduğunu söyledi. Bu durumda Sabrata'nin, bir kamu kuruluşu olmas-ına rağmen, davalı (3) namına ve onun acenti olarak hareket etmekte olduğu anlaşılmaktadır.
Sırası gelmiş olmasına rağmen boşaltmanın durdurulup geminin terkar demire gönderilmesi Sabrata'nın talimatı ile yapılmış olduğuna göre 22.10.1981 tarihinden sonr-aki bekletilmeden davalı (3) sorumludur. Gemi sırasınıngelmesi için 16.8.1981'den 22.10.1981'e kadar beklemiş ve o tarihte sırası gelip boşaltmaya başlamış olmsına rağmen tekrar demire gönderilerek bekletilmiştir. Gemi demirde 29'una kadr yine beklemiş ve -o tarihe kadar terkar boşlatma işlemi başlatılımayınca Missurata'dan ayrılarak Mağusa'ya gelip yüünü boşaltmıştır. Meselenin tüm olguları ışığında davacının 29.10.1981'de Misusurata'dan ayrılamsı ve Mağua'ya gelip yükü boşaltması makul bir hareketti.
20.-10.1981'den sonraki bekletilmeden davalı (3) mesul odluğuna göre ilkin bu sürenin ne kadar olduğunun saptanması gerekir. Sürenin 22.10.1981'den geminin Mağusa Limanından ayrılabileceği 13.11.1981 tarihine kadar geçen sredir. Ancak bu süreden 3 günlük boşla-tma süresinin çıkarılamsı gerekir, çünkü geminin Missurata'da 22.10.1981'de sırası geldiğinde boşaltmaya devam edilmiş olunsaydı orada da boşaltma makul surette 3 gün sürecekti. Bu durumda davalı (3)'ün sorumlu odluğu bekletilme süresi 19 güne baliğ olmakt-adır.
Şimdi de bu süre için davacıya ödenecek tazinatın miktarının saptanması gerkir. Halsbury's Laws of England 3rd Ed. Vol.35, para.451'de şöyle denmektedir:
"However, detention after the lay days or ofter the demurrage days, where either are specifi-ed, and in other cases, detention after the expiraion of a reasonable time for loading ort discharging, constitutes a brach of contract on the part of the charterer. In respect of this breach of contract the charterer is liable for any damage actually suff-ered by the shippowner in consequence of the delay and not merely for the agreed rate of demurrage.."
Keza Gör: Halsbury's Laws of England, 4th Ed. Vol.43, para.471.
Carver on British Shipping Laws, 3 Carriage by sea, Vol.II, para.1207'de de şöyle denm-ektedir:
"Measure of damages for detendtion. Damages for detention are generally calculated at the rate with has been agreed upon for the demurrage days, if any are provided for. But either paty may shows that that is not the true measure of the loss to -the shipowner by the detention, and it that case that rate ought not to be adopted. The shipowner should have a just compensation for his loss and not more, or less."
Yapılan iktibastan anlaşılacğı gibi davacının gerçekten düçar odluğu zararı veya düçar o-lduğu zarar için adil bir tazminatı almaya hakkı vardır.
İlk Mahkeme davcının davasını reddetmekle beraber, daha önce de belirtildiği gibi, Yargıtayın başka birt knaata varması ihtimalini göz önünde tutarak, davacının ilgili vakitlerde gelir kaybının ne -olduğunu tespit etmeyi uygun gördü ve bunu günde 4000 dolar oalrak tespit etti.
hande gemisinin kaptanı şahadetinde böyle bir geminin ilgili tarihlerde gelirinin asgari 4000 dolar olabileceğini söylemiştir. Davacının ikinci şahidi Emine Kumcu da şahadeti-nde Hande gibi bir geminin ilgili vakitlerde spot piyasasındaki günlük gelirinin en az 4000-5000 dolar oalbileceğini söyledi. Bu şahit, time-charter'in piyasanın yarı ayrıya veya bazan 1/3 altında olduğunu söylememişse de şahadetinde Hande gibi bir geminin-, ilgili tarihlerde, günlük gelirinin en az 4000-5000 dolar olabileceğini vurgulamıştır. Görülüyor ki alt mhkemenin bu husustaki bulgusunu destekeleyecek şahadet önünde mevcuttu ve mukabil istinafta ileri sürülen sebep geçersizdir. Bu nedenle alt mahkemeni-n bu husustaki bulgusuna müdahale etmemiz doğru ve uygun değildir. Bu durumda davacının günde 4000 dolardan 19 gün için gelir kaybı 76,000 dolardır.
Davacı, ilâveten, geminin bekletilme süresi zarfındaki gerçek masrafını da alma hakkına sahiptir. Mahkeme- önündeki şahadete göre davcının Missurata'da 73 gün zarfında 15,000 dolar masrafı olmuştur. Davalı 22.10.1981'den sonraki süre için sorumlu olduğuna göre davacının bu miktarın sadece 1438 dolarını almaya hakkı vardır. davacının, yine mahkeme önündeki şaha-dete göre, Missurata'dan Mağusa'ya yapılan yolculuk için kullanılan 24 ton mazot için tonu 320 dolardan 7680 dolar masrafı olmuştur. Mağusa'daki boşaltma masrafalrı ise 21317 dolar tutmuştur. Bu 3 kalem masrafın tutarı 30435 dolardır.
Yukarıda söylenenle-rden anlaşılacağı gibi mukabil istinafın reddedilmesi, istinafın ise kabul edilerek ilk mahkemenin davalı (1) ve (3) aleyhindeki davayı reddetme kararının iptal edilerek onun yerine müstenif davacı lehine ve aleyhlerine istinaf edilen davalı (1) ve (3) ale-yhine 106435 dolar için hüküm ve bunun üzerinden dava masrafları için emir verimesi gerektiği görüşündeyim.
Aleyhine istinaf edilenlerin istinaf masraflarını da müstenifer ödemelerinin doğru ve uygun olacağı görüşündeyim.
Niyazi F. Korkut: İstinaf eden -davacı Hande gemisinin sahibi olup Türkiye'de kayıtlı ve deniz taşıamcılığı ile uğraşan bir şirkettir.
Aleyhine istinaf edilen davalı 81) Hande gemisinden Mağusa limanına boşaltılan demir yükü, davalı (2) İngiltere'de kayıtlı birşirket ve davalı (3) ise -davalı (1) demir yükünün sahibi olan Libya'da kayıtlı bir şirkettir.
Hande gemisi, emare olarak sunulan 3 ayrı konşimento tahtında, takriben 24.7.1981 tarihinde İspanya'nın Barselona limanından 1,992,924kg. ve takriben 27.7.1981 tarihinde Valencia'dan 34-0.964kg. ağırlığındaki inşaat demirini yükledikten sonra Libya'nın Missurata Limanında davalı (3)'e götürmek üzere yola çıktı ve 16.8.1981 tarihinde Missurata limanına vardı.
Emare olarak Mahkemeye sunulan 3 adet konşimentonun koşullarına göre navlun peş-in ödenmiş olup "demurrage" (süristarya tazminatı) söz konusu olmayıp Davalı (3) de demir yükünü liman teammülüne göre teslim almak zorunda idi.
hande gemisi limana vardıktan sorna ilk defa 22.10.1981 tarhinde rıhtıma yanaşarak yükünü boşaltmaya başladı.- 15-20 ton kadar demir boşalttıktan sonra boşaltma işlemi durdurularak boşaltılan demir tekrar gemiye yüklenip gemi aynı gün rıhtımdan ayrılarak eski demirleme yerine gitmek zorunda kaldı.
Hande gemisi 29.10.1981 tarihine dek Missurata Limanı dışında dem-irde bekledikten sonra, sözü edilen tarihte Libya'dan ayrılıp 2-3 Kasım 1981 tarihinde Mağusa Limanına gelerek yükünü boşalttı ve 13.11.1981'de Mağusa'dan ayrıldı.
Davacı daha sonra Mağusa Kaza Mahkemesnde bir dava dosyalayarak, sair şeyler yanında, 15.7-.1981 tarihli gemi icar sözleşmesi (Charter party) koşulları uyarınca icar bedelinin ödenmemesi suretiyle sözleşmenin ihlâlinden ve Hande gemisinin Libya'nın Missurata Limanında haksız oalrak 90 gün kadar bekletilmesinden (detention) dolayı davalıların bir-likte ve ayrı ayrı icar bedeli ve zarar ziyan olarak 424,250 Amerikan doları ödemelerine ilişkin istemde bulundu.
Davacı daha sonra dosyaladığı tafsilâtlı talep atkririnde, sair şeyler yanında, davalı (3)'ün Missurata Limasında demir yükünü en erken bir -zamanda teslim alabilmesi için gereken tüm hazırlıkları yapmakla yükümlü olduğu halde davalı(3)'ün bu görevini yerine getirmediğini ya da ihmal ettiğini ve bunun sonucu geminin kumanyası ve suyu bitmiş bir halde ve/veya çok kötü şartlar altında bekletildiğ-ini, 22.10.1981 de başlayan tahliye de durdurulduktan sonra davacının kaptanı davalı (3)'e telgraf çekerek yükü iki güne kadar teslim almasını istediği halde davalı (3)2ün yükü teslim almadığını ve geminin 29.10.1981 tarihinde Libya'dan ayrılmak mecburiyet-inde bırakıldığını ve bunun sonucu davacının Hande gemisinin lüzumundan fazla bir süre için Limanda bekletilmekle büyük zarara uğradığını ileri sürerek toplam 424.250 Amerikan doları zarar ziyan talep etti.
Davalı 81) ve (3) dosyalamış oldukları müdafaa -ve mukabil talep takririnde, sair şeyler yanında, davacının savlarını ret ve inkâr ederek demir yükünün Missurata Limanına boşaltılması için üzerlerine düşeni ve gereken her türlü önlemi zamanında aldıkalrını, geminin limanda beklemesinin kendi ilgisiz- li-klerinden dolayı olmayıp limanda bekleyen 46 geminin yarattığı tıkanıklıktan olduğunu ve Hande gemisinin Missurata limanından ayrılamsının gemi acenti Sabrata'nın emri ve davacının kendi ihmal ve tedbirsizliği ile olduğunu ileri sürdüler ve ilâveten mukab-il talep yolu ile de Mağusa Limanına boşaltılmış olan davalı (1) yükün davalı (3)'e ait olduğuna ve davalı (3)'e teslimine ilişkin bir emir verilmesini istediler. davanın duruşmasında davacı, gemi kaptanı ile 2 ayrı tanık dinletti. Davalılar ise 4 tanık di-nlettiler.
Hande gemisinin kaptanı tarafından verilen şahadete göre 16.8.1981 tarihinde Missurata limanına geldiklerinde limanda boşaltma işlemi yapan 8-10 gemi ile liman dışında demirde bekleyen 32 gemi vardı ve bu tanığa göre hande gemisinin yükünü boş-altabilmesi için 10.12 gün sıra beklemesi gerekirdi. Halbuki Hande gemisi ilk kez 22.10.1981 tarihinde rıhtıma yanaşıp yükünü boşaltmaya başlayabilmiştir.
davalılar tarafından mahkemeeye sunulan şahadete göre ise davalı (3)'ün demir yüküne acilen gereksi-nmesi vardı ve yükü en erken bir zamanda teslim almak için üzerlerine düşen gerekli tüm formaliteleri tamamlamışlardı. Nitekim davalıalrın tanıkları 2 ve 3 şahadetlerinde hande gemisi 22.10.1981 tarihinde rıhtıma dayandığı zaman davalı (3) tarafından gemin-in boşaltılmasına derhal başlanmıştı ve yükü teslim alacak kamyonlar da önceden limanda hazırdı.
Alt mahkeme verdiği hükümde, sair şeyler yanında, hande gemisinin 16.8.1981 tarihinde Missurata limanına vasıl olmakla 1arrived ship" olduğu ve davacının da -uhdesine düşen yük taşıma yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılıdğı ve bundan sonraki sorumluluğun davalıalra geçtiği, emare konşimentolara göre davalı (3)'ün geminin demir yükünü liman teamülüne (custom of the port) göre teslim almakla yükümlü olduğu, yani -geminin sıra beklemesi ve boşaltma süresi Missurata limanında nasılsa ona göre uygulanacağı, konşimento koşullarına göre demurrage" var olmadığından gemi limana vasıl odluktan sonra, alıcı gemiyi haksız olarak gerktiğinden fazla bekletmediği takdirde, gemi-nin ekstra beklemesi olursa yükün alıcısı plan davalı (3)'ün herhangi bir bekleme tazminatı ödeyemeyeceği, Hande gemisinin davalı (3)'ün herhangi bir kusur ya da ihmalkârlığı olmaksızın Missurata limanındaki gemi tıkanıklığından dolayı 10-12 günde limana g-irmeip ilk kez 22.10.1981 tarihinde rıhtıma yanaşıp yükünü boşaltmaya başlayabildiği, emare oalrak sunulan konşimento koşullarına ve şahadete göre Hande gemisinin rıhtıma yanaşmak için sırasını beklemek zorunda olduğu ve boşaltma sırası gelmeden gemiyi bek-leme zamanının davalı (3) aleyhine işleyemiyeceği, davalı (3) tarafından sunulan ve mahkemece inanılan şahadete göre davalı (3)'ün demir yüküne acilen ihtiyaçları olduğu ve yükü en erken zamanda almak için gerekli tüm formaliteleri tamamladıkalrına ve gem-i 22.10.1981 tarihinde rıhtıma dayandığı zaman geminin boşaltılmasına davalı (3) tarafından derhal başlandığına ve davalı (3)'ün görevlerinin bilinci içerisinde olduğuna ve uhdesine düşen vazife ve yükümlülükleri layıkı veçhile yerine getirdiklerine ve net-ice ıolarak 22.10.1981 tarihine dek Hande gemisinin demirde beklemesinin nedeni davalıların kusur ve ihmalkârlığından olmayıp missurata limanındaki gemi tıkanıklığından ileri geldiğine ilişkin bulgu yaptı. Mahkeme hükmünde, geminin 22.10.1981 tarihinde yük-ünün boşaltılmasının durdurulmasının ve geminin tekrar liman dışına gönderilmesinin nedenlerini de inceleyerek limana boşaltılan yükün tekrar liman dışına gönderilmesinin nedenlerini de inceleyerek limana boşlatılan yükün tekrar gemiye yükletilerek geminin- demire gönderilmesinin liman yetkililerinin emri ile gerçekleştiği ve liman yetkililerinin emri ile demire gönderilen Hande gemisinin demirde beklemesinden dolayı avalıların sorumlu tutulamayacaklarına, davalıların liman yetkilileri üzerinde herhangi bir -denetimleri ve yetkileri olmadığına ilişkin bulgu yaptı. Mahkeme, ilâveten konşimentolaar uyarınca, navlun peşin ödendiğine ve davalı (3) de taşımacılık mukavelesini yerine getirmede istekli olduğuna göre, Hande gemisinin yükünü boşaltmadan Missurata Liman-ını terketmemesi gerektiğine ve davalı (3)'ün taşımacılık mukavelesini yerine getirmede istekli olmadığına ilişkin şahadet de bulunmadığına kanaat getirdi. Mahkeme, ilâveten Hande gemisinin ikinci kez demire gönderilmesinden sonra gemi kaptanının liman yet-kilileri ile meseleyi görüşüp tekrar rıhtıma dönmeyi temin etmesi ya da liman teamülüne göre sırasını bekleyip rıhtıma yanaşması gerektiği kanaatına vararak gemi kaptanı tarafından verilen şahadete göe bu yapılmamış olduğundan davalıların herhangi bir kusu-r ve ihmalleri nedeniyle Hande gemisinin Missurata limanında gereğinden fazla alıkonduğunun kanıtlanmadığına ve gemi kaptanının 29.10.1981 tarihinde limaı terketmekle davalılara herhangi bir sorumluluk yüklenemeyeceğine karar vererek davacıların istemlerin-i reddetti.
Mahkeme verilen hükümden istinaf edebileceği varsayımından hareketle Hande gemisinin Akdeniz serbest piyasasındaki gündelik icaer bedelinin ne olduğunu da saptamayı uygun görerek dava ile ilgili zamanlarda Hande gemisinin gündelik icar bedeli-nin 4000 Amerikan doları olduğu hususunda bulgu yaptı.
Mahkeme daha sonra davalı (3)'ün mukabil talebini de inceleyerek verilen şahadet ışığında davalı (12) demir yükünün davalı (3)'e ait olduğuna ve başka herhangi bir kişinin bu demir yükü üzerinde hakk-ı olamdığına ilişkin bulgu yaparak mukabi talep uyarınca davalı (3) lehine hüküm verdi. davacı bu hükümden istinaf etmişlerdir.
Davalılar da E. 35 n.10 uyarınca bir ihbar dosyalayarak mahkeme önünde 4000 Amerikan doalrına hükmetmek için şahadet olmadığı g-erekçesi ile Mahkemenin hükmünde 4000 Amerikan doları olarak saptanan icar beelinin 2250 Amerikan doları olarak değiştirilmesi gerektiğini ileri sürdü.
İstinaf eden, istinafın duruşamsında, sair şeyler yanında, bir gemi konşimentoda yükü götürmeyi taahhü-t ettiği yere götürüp boşaltmaya hazır olduğu anda yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılacağına ve ondan sonra yükün alınması için gerekenleri yapmanın alıcıya düştüğüne ve alt mahkeme de bu yönde bulgu yapmakla beraber geminin limanda beklemesinden dolayı d-avalıların bir kusuru olamdığına ilişkin bulgu yaptığına değinerek avalı (3)'ün yükü almak için gerekeni yaptığını ve bu çabalarına "dilligent" (gayretli) bir şekilde ve ısrarlı olarak devam ettiği halde yükü alamadığını ispat etmesi gerektiğini ileri süre-rek davalı (3)'ün bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini halbuki alt mahkemenin dvalıalrın kusur ve ihmallerinin isbatının davacıda olduğuna ilişkin bulgu yaptığını ve mahkemenin bu yöndeki bulgusunun hatalı olduğunu savundu.
İstinaf eden iddialarına deva-mla ispat yükümlülüğünün davacıda olduğu varsayılsa bile, mevcut şahadete göre davalı (3)'ün demir yükünü teslim almakla görevlendirdiği 2 memurunun kâfi bilgiye sahip olmadıkları bir yana görevlerini de yerine getirmediklerinin şahadetle kanıtlandığını il-eri sürerek ayrıca geminin boşaltma sırasının ilk kez 22.10.1981 tarihinde geldiğine ilişkin alt mahkeme bulgusunun da hatalı olduğunu ve şahadete göre geminin sırasının 10-12 günde gelmiş olması gerektiğini, ancak bir an için geminin sırasının ilk defa 22-.10.1981'de geldiğini doğru olarak kabul edilse bile ondan sonra sırasını kaybedip gecikmesine davalıların sebep olduğunu ve ayrıca alt mahkemenin davalıların tanıklarınıa inanmakla da hata ettiğini savundu. İstinaf eden bir de alt mahkemenin geminin günde-lik icar bedelinden doğan zararı dışındaki davacının sair zarar ziyan istemlerine hiç değinmemesinin de bir eksiklik olduğunu ileri sürdü.
Aleyhine istinaf edilen ise, sair şeyler yanında, alt mahkemenin önündeki bulgulara varmakla hatalı hareket ettiği -hususunda Yüksek Mahkemeyi ikan etmesi gerektiğini; istinaaf edenin ise bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve aksine alt mahkemenin önündeki şahadete göre yapmış olduğu bulgulara varabilmesi için yeterli şahadet varoldığın; Hande'nin 22.10.1981 tarihind-e önce sırası geldiğine ilişkin şahadet olamdığını ve gecikme oldu diye Hande geömisinin yükü boşaltmadan limandan ayrılmaya hakkı oladığını ileri sürerek ilâveten Mahkeemnin heminin gündelik icarı hususunda, önündeki şahadete göre 2600 Amerikan dolarından- fazla bulgu yapmaması gerektiğini savundu.
İstinafın olgusal yönünü incelemeye geçmezden önce dava ile ilgili yasal ilkelere değinmeyi uygun buldum.
"Arrived Ship" (vasıl olan gemi) kavramı ile ilgili olarak Carver, 3. cilt, "Carriage by Sea" s.1051, p-ara.1266'da şöyle denmektedir:
"Where the contract provides that the ship is to load or discharge at a port, the lay days commerce as soon as the ship is within the port, i.e., within the port in a commercial sense, and placed at the charterer's disposal -in a state of rediness, so far as the ship is concerned, for loading or discharging. Any time lost before the ship can go to the berth or place where loading or discharging cona ctually be done will fall on the charterer."
Armement Adolf Deppe v. John Ro-binson & Co. Ltd. A.E.R. 1916-17 (Reprint), s.1086'da şöyle denmektedir:
"Whwere a charterparty dos not contain any express provisions to name aberth, and does not provided delivery at a berth "as ordered" and the ship arrives at the end of the voyage spe-cified in the charterparty, and is anchored or moored waiting for orders, and is ready to discharge in the sense that tehre is nothing to prevent her being made ready at once if desired, the lay days commence to run."
Yukarıdaki alıntılardan anlaşılacağı- gibi bir gemis ahibi bir tüccara yük götüreceğinde taşıma koşullarını içeren konşimentoda malın bir limana götürüleceği belirtildiğimde gemi yükü ile belirtilen limana gider gitmez uhdesine düşen yük taşımacılığını yerine getirmiş sayılır ve yasal deyimi -ile "ship arrived" olur. Yine Carver'in aynı kitabında sayfa 1046, para 1259'da ise şöyle denmeketdir:
"Notice unnecessary at por of discharge. ... The master is not there bound, in the absence of special agreement, to notifiy his arrival to the consignes-s of goods. They are bound themselves t watch for it, and to take notice of it without any communication."
Bu alıntıya göre de gemi sahibi geldiğini haber vermek mecburiyetinde değildir. Yük sahibinin ilgilenip geminin ne zaman geldiğini öğrenmesi gereki-r.
Alt Mahkeme de bu hususlarda aynı mealde karar vermiştir ve bu karara karşı istinaf yapılmamıştır.
Yük alıcısının yükümlülükleri ile ilgili yasal duruma gelince;
Carver'de s.1026, para 1233 ve s.1035, para 1246'da şöyle denmektedir:
"But if the s-hipowner makes out a prima facie case that the ship was ready to receive or deliver at a certain rate, it will be for the shippers or receivers to answer that case by showing that they did all that they could under the circumstances.
....................-...
"Where the contract is silent, the obligation of the merchant is to use all reasonable diligence under the circumstances which exist at the time of the unloading."
Hich v. Raymond (1893) A.C. p.22 at 32'de şöyle denmektedir:
"When the language of t-he contract does not expressly, or by necessary implication, fix any time for the performance of a contractual obligation, the law implies that it shall be performed within a reasonable time .... the part upon whom it is incumbent duly fulfils his obligati-ons, not withstandşng protracted delay, so long as such delay is attributable to causes beyond his control, and he has neither acted negligently nor unreasonably."
Aberdeen Co. v. Macken (1899) 21. I.R. sayfa 1'de de şöyle denmektedir:
"Reasonable dilig-ence on the average will not suffice."
Alıntısı yapılan bu kararlara göre bir gemi yükünü boşaltmaya hazır olduğunu prima facie kanıtladıktan sonra yük sahibinin ilgili özel durumda mümkün olan akullıca yapılabilecek herşeyi yaptığını, her çareye başvurd-uğunu, buna rğmen gecikme olduğunu ispat etmesi egrekir. Anlaşmada belrili bir tarih olmadığına yük alıcısının boşaltma yükümlülüğünü makul (reasonable) zamanda yerine getirmesi gerekir. (Bu makuliyetin vasat olması da yetrli değildir). Yükü teslim alabilm-esigerekli her tedbirin akıılıca (diligently) olamsı gerekir.
Geminin haksız oalrak bekletilmesi (detention) nedeni ile ilgili zarar ziyan hususunda Carver, s.994, para.1206'da "Damages for detention" başlığı altında şöyle denmektedir:
"Damages for det-ention. And strictly, that only is the meaning of demurrage; but the word is also commonly used tp denote damages which become due to the shipowner for the detention of the ship, in breach of the charterparty, or bill of loading. Such damages may become du-e in addition to demurrage proper, as when the ship is detained during all the agreed days on demurrage, and longer. Or they may be payable without any demurrage proper being due, if the charterparty does not provide for days on demurrage."
Zarar mşktarı- ile ilgili olarak da para.1207'de şöyle denmektedir:
"Mesure of damages for detention. Damages for detention are gemerallly calculated at the rate which has been agreed upon for the demurrage days, if any are provided for. But either party may sahow that- that is not the true measure of the loss to ther shipowner by the detention, and in that case that rate ought not to be adopted. The shipowner should have a just compensation for his loss, and not more, or less.
Moreover, in estimating damages for detent-ion, it must be considered whether the detention was reasonable. The master ought not to keep the goods on board, and detain the ship, if he might land and warehouse them with safety to the shipowner's interests."
Yine bu hususta Hnad Book for Shipowners- & Masters, H. Helmon 16. baskı sayfa 307'de "Demurrage & dention Damages" bailığı altında şöyle denmeketdir:
"If the charterer detains the ship beyond the agreed time, or in the absence of such agreement, the time that is reasonable in the circumstances,- for loading or unloading, he comits a brach of his conrtact which entitles the shipowner either to damages for detention or demurrage.
Unless the charterparty or bill of lading provides ptherwise, the sahipowner is entitled to recover the damages he suff-ers in the detention of his ship beyond the agreed or reasonable time. So if the contract merely stipulated "10 days to load", or "load according to the custom of the port" or just load, and is silent as to what is to happen if the ship is longer detaine-d, then if the ship is longer detained the charterer's liability is for unliquidated damages, whixh cannot usually be quantified until after the end of the voyage.
If the vesse is profit earning at the time of the detention, the proper measures of damage-s is as follows. Fierst, the owners are entitled to recover the actual running costs of the vessel for the period of the detention. secndly, in addition, the owners will recover the profit for the same period which would have been earned under the charter,- had the voyage not been prolonged by the time spent on detention.
Yukarıdaki alıntılardan ortaya çıkan hususu şudur ki şayet yük alıcısı gemiyi uyuşulmuş süreden fazla tutacak olursa ya da böyle bir anlaşma yokluğunda mevcut koşullara göre boşaltma için- gerken makul süreden fazla tutarsa anlaşmaya aykırı hareket etmiş olur ve gemi sahii geminin bu şekilde bekletilemsinden dolayı tazminat talep etmeye hak kazanır. Verilecek tazminat da bekletilme süresindeki geminin masrafları ile bekleme olmasa idi bu sü-re zarfında geminin kazanmış olacağı icar oalrak belirlenmektedir. Yine aynı kitapta sayfa 308'de "when an owner may order his ship away" yan başlığı olan paragrafta şöyle denmektedir:
"A charetere may detain a vessel beyond her laytime in loading or di-scahrging against payment of the demurrage so incurred. But there ar two qualifications to this rule. The vessel is not obliged to remain indefinitely; unreasonable delay frustrates the purpose of the charter, so after the vessel has been detained an demur-rage for a reasonable time, her owner is entitled to treat the charter as at an end, and order the vessel away. Secondly the owner may order is vessel away one the charterer has repudiated the contract. A contract may be repudiated by word or conduct, by a-ct or omissiin."
ve gör Varver Vol.1 para, 389.
Bu alıntılara göre de bir gemi bir limanda süresiz bekleme zorunda değildir. Makul olmayan gecikme anlaşmanın amacını ortadan kaldırır. gemi makul bir süre bekledikten sonra gemi sahibi anlaşmayı yok saya-rak geminin limandan ayrılamsını emredebilir.
Yasal ilkeleri özetledikten sonra şimdi de istinaf edenin istinafın duruşamsında ileri sürdüğü gibi davalıların kusur ve ihmalinin isbatının kime düştüğü hususunu incelemyi uygun buldum. Alt Mahkemenin hükmün-de belirtildiği gibi Hande gemisi 16.8.1981 tarihinde Missurata limanına vasıl olmakla "arrived ship" olmuştur. Konişmentoya göre anlaşma FIOS olup boşaltma işleminde dvacının ilgiisi yoktur. Bu durumda favacı uhdesine düşen yük taşıamcılığı yükümlülüğünü -yerine getirmiş sayıldığına ve bundan sonraki sorumluluk davalılara geçmiş olduğuna ve geminin Missurata limanındaki koşullara göre makul bir sürede boşaltılması gerektiği davacı tarafından kanıt-landıktan sonra davaılıarın sorumluluklarına müdrik olarak y-ükün boşaltılması için gerekeni yaptıklarını ve herhnagi bir kusur ve ihmalleri olamdığını ispat etmeleri gerekirdi. Halbuki alt mahkeme hükmünde "davalıların herhangi bir kusur ve ihmalleri nedeniyle" Hande gemisinin Missurata limanında gereğinden fazla a-lıkonulduğunun kanıtlanamdığına ilişkin bulgu yaparal ispat küfetinin davacıda odluğu ve davacının bunu yerine getirmediğine ilişkin hatalı bir kanaata vardı.
Şimdi de alt mahkemenin davacının şahadteini tercih etmeyip davalıların şahadetine inanmakla ha-talı hareket edip etmediği hususunu incelemek gerekir.
Davacının 1. tanığı Mehmet Tahir Erkan 35 yıllık bir kaptandır. Bu tanık daha önce Missurata limaına 3-4 sefer yapmıştır. Bu tanık şahadetinde 16.8.1981'de Missurata limanında demir attıktan sonra il-k iş olarak yük alıcısının konişmentolardaki adresine geminin geldiğine ilişkin ihbarı (Notice of residence) gönderdiğini, davalılardan bir haber çıkmaması üzerine 28.9.1981'de Emare II telgrafı göndererek "45 gündür bekliyorum, yükü boşaltın, adam yoksa a-dam vereyim" diye teklifte buludnuğunu, bu teklifine de bir yanıt alamadığını, bu arada geminin kumanyası azaldığı gibi 16 personelden 5 tanesinin hastalandığını ve gemide personel arasında isyan hareketleri başladığını, Missurata askeri liman olduğu için -kendisinin gemiden çıkmadığını limandaki rıhtımın uzun kolunun 1 km. olduğunu ve vasati 100 metre boyunda 10 gemi alabildiğini, limanda beklemekte olan 32 geminin 50 ile 120 metre boyunda olduklarını, bir geminin azami 3 günde boşaltılabildiğini ve Hande'n-in Missurata limanına vardıktan sonra 10-12 gün içinde boşaltılmış olması gerktiğini, halbuki ilk kez 22.10.1981'de rıhtıma yanaşıp boşaltmaya başlayabildiklerin ve 3 saat sonra da boşaltılan yükün yük sahibinin emri iel terkar gemiye yükletierek geminin t-ekrar denize gönderildiğini, kendisi "b"şaltılan yük kalsın" "ediyse de olmadığını, onadan sorna 7 gün daha beklediği halde hiç ilgilenen olmadığını ve 7 gün sonunda ikmal yapmak ve hasta personeli de hastahaneye göndermek üzere en yakın uygun liman oalrak- Mağusa'ya geldiğini ve yükünü de Mağusa'ya boşalttığını ve keza 16.8.1981'de Missurata'ya avsıl olduğundan Ramazanın geçmiş olduğunu belirtti.
İstintak esnasında da bu tanık limanda önceliği olan gemilerin bulunabile- ceğini, hükümete ait 3 acente bulun-duğunu, yük alıcısının bunlrdan biri ile temas etmek emcburiyetinde odluğunu; bu acentelerden bir olan Sabrata'nın davalı 83)'ün acenti oalrak hareket ettiğini ve boşaltılan yükün de bu acentin emri ile tekrar yükletilip geminin denize gönderildiğini beli-rtti.
Bu tanık önceliği olan gemilerin miktarını belirtmemiş olmakla beraber tüm şahadet ışığında bunun %25 oranında olabileceği anlaşılmaktadır. Tekrar istinatk esnasında da bu tanık davalı (3)'e gönderdiği telgraflar alınmasa idi kendilerine bildirilec-eğini ve böyle bir durum olmadığını belirtti.
Müdafaa tarafından tanık olarak çağrılan Koreli J.J.Kim'in şahadetine göz attığımızda ise bu tanık şirketleri tarafından ithal edilen malzemelerin dükümanlerını hazırlamakla görevli olduğunu, esas dairelerin-in Tripoli'de olup Missurata'da "mobile" (seyyar) bir daire olduğunu, gemilerin geliş sırasına göre rıhtıma yanaştığını gemi geldikten sonra original konişmentoları vererek "delivery order"leri Sabrata'dan alıp Tripoli'deki ofiste gümrük muameleleri ile il-gili ervakları hazırlayıp jendileri için gümürk işlerii yapan Alfata'ya 20.8.1981'de verdiğini ve evrakları 25.8.1981'de Alfata'dan alarak malalrı kurtarmak için Sabrata ve liman makamlarına başvurduğunu, kaptanın gönderdiği Emare II telgrafı kendisinin al-madığını, hande geldiğinde Ramazan odluğu için limanın sadece sabah çalıştığını, Hande'nin 22.10.1981'de yük boşaltmaya başladığını ve daha sonra liman müdürnün emir ile boşaltmanın durdurulduğunu ileri sürdü. Bu tanık istintak esansında evvele Ramazan ol-duğunu Libyalılarıda öğrendiğini ileri sürereken daha sonra ramazan olup olmadığını bilmediğini, Hande'nin geleceğini önceden bilmediğini söylerken daha sonra 16.8.1981'de geleceğini bildiğini, limanda kaç gemi beklediğini acentadan öğrendiğini, yükü kaldı-rmak için 200 kadr kamyona ihtiyaç olmakla beraber Hande gelmeden kamyonlar için bir anlaşma yapmadığını, bu arada başka işleri de odluğunu ve başka gemilerin de kendilerine yük getirdiğini, hande'nin rıhtıma yaklaşması için gerekli bütün önlemleri almaın -davalı (3)'ün görevi odluğunu, geminin boşaltılması için Sabrata'ya gerekli masrafların Mr. Kang tarafından ödendiğini, kendisinin şirkete ait limanda bulunan birçok yükün kuratılması ile meşgul olduğunu, bütün muameleleri Mr. kang'ın yapyığını ve kendisin-in bilmeidğini ve geminin boşaltılmasının kendi görevi olmadığını, bir gemiden malların boşaltılması için başlangıçtan sonuna kadr ne gibi işlemlerin yapılamsı gerektiği hususunda herşeyi bilmediğini söyledi. Terkar sorgulama sırasında da bu tanık Alfata'y-a "delivery order"leri Mr. Kang'ın verdiğini, geminin rıhtıma yanaşması için görelerinin acenteden "delivery order"leri temine dip gümrük formalitelerini tamamlayıp taşımaya hazır olmak olduğunu belirtti.
Müdafaanın 2. tanığı Mr. Choong S. Kang ise, şaha-detinde, sair şeyler yanında, davalı (3) şirkette 1973'den beri çalışmakla beraber Libya'ya Ağustos 1981 başında gelip Tripoli'de göreve başladığını, şirketin gümrük formaliteleri sorumlusu odluğunu, Missurata limanına ilk kez 25.8.1981'de gittiğini, liman- uzun kolunun en az 6 orta büyüklükte gemi sığdığını, Hande'nin geleceğini 12.8.1981'de Frankfurt ofisinden öğrendiğini, 25.8.1981'de Missurata'ya gittiğinde Limanda tahminen 40 gemi buludnuğunu, yükü teslim almakla Mr. Kim'in yükümlü olduğunu, Hande'den h-erhangi bir telgraf almadığını, Alfata'ya müracaat ettikten sonra şirket olarak yükün boşaltılması için yapılacak başka bir işlem olmadığını ve yapılacak herşeyi yaptıklarını, gemi ile direkt temas kurmadıklarını, gümrük kayıtlarını Alfata'ya verdikten son-ra ve gemi rıhtıma yaklaşıncaya dek başka birşey yapmadıkalrını, hande sırası gelemdiği için 22.10.1981'e dek rıhtıma yanaşamadığını, Missruata'daki bütün işlemlerde Mr. Kim'in ilgilendiğini, gemi sahibinin kim olduğunu araştırmadığını ancak koişmentoda Ka-rahasan, istanbul, yazılı odluğunu gördüğünü, kaptan ile konuşmayı da hiç düşünmediğini belirtti. İstintak sırasında da bu tanık "delivry orderler"ı 17.10.1981'de verdiklerini ve gümrük kurtarma işlemi için de 20.10.1981'de müracaat ettiklerini, yükü limaa- boşaltıp tekrar inşaat sahasına götürmenin daha fazlaya mal oalcağını beyanla geminin tahliyesi için gerekenin yapılması hususunda Sabrata'ya talimat verdiklerini de teslim etti.
Alt mahkeme tutanakları incelendiğinde müdafaanın sözü edilen iki tanığını-n kendilerine tevcih edilen bazı soruları yanıtllayamadıkları, alt mahkemede dava ile ilgili olarak yapılan iki ayrı duruşma sırasında bu tanıkların farklı şahadet verdikleri, tanık 1'in boşaltma işlerinden sorumlu tanık 2'nin olduğunu söylerken, tanık 2'n-in sorumluluğu tanık 1'e attığı, tanık 2'nin ilgili tarihten çok kısa bir süre önce Ağustıs 1981 başında Kore'den Libya'ya gelerek göreve başladığını ve Missurata'daaki işlemlere yabancı olduğu, tanık 1'in ise bir gemi boşaltması için ne gibi işlemlerin ya-pılması gerektiğini tam olarak bilmediği gözükmektedir. Bu iki tanık, ayroca, Kaptanın açık ve sarih şahadetinden gözüktüğü kadarı ile boşaltma için rıhtımda aynı anda 10 gemi birden bulunabileceğine ve her gemi takriben 3 günde boşaltılabileceğine göre, H-ande'nin 22.10.1981'e kadar bekletilmesinin nedenlerini açıklayamadılar. Aksine davalı tanığı Mr. Kang'ın gümrük kurtarma işlemi için 20.10.1981'de başvurduklarını beyan etmesi boşaltmanın niye 22.10.1981'de başladığını açıklar niteliktedir. Alt mahkeme, ç-elişkili ve tereddütler içeren, gereken yeterli ve makul izahatı ise içermeyen bu şahadeti 35 yıllık tecrübeli bir kaptanın açık, sarih ve tüm hususları izah eden ve sair şekilde tekzip edilmeyen şahadetine tercih etmekle, kanımca, hatalı hareket etmiştir.-
İspat külfeti davacıda olmaamkla beraber kaptanın şahadetinden limanda dışta bekleyen 32 ve rıhtımda da 8 gemi olduğuna ve her gemi azami 3 günde boşaltılabildiğine ve öncelik verilen gemiler de olabildiğine göre Hande'nin sırasının engeç 20-30 gün için-de gelmiş olması gerektiği, halbuki geminin davalılÂäɢÜ@Öêæêä@ìÊ@ÒÐÚÂØØÊäÒ@ÜÊÈÊÜÒ@ÒØÊ@ddb`brpb䀲Ê@ÖÂÈÂä@ÐÂÖæɢô@ÞÂØäÂÖ@ÄÊÖØÊZ@èÒØÈÒȾÒ@ìÊ@ddb`brpb䀲ÈÊ@ÄÞʾÂØèÂÚÂòÂ@ÄÂʾØÂÈɢÖèÂÜ@æÞÜäÂ@ÈÂ@ÄÞʾÂØèÚÂÜɢÜ@ÈêäÈêäêØêà@ÎÊÚÒÜÒÜ@ÄÒä@ÐÂÌèÂ@ÈÂÐÂ@òÒÜÊ@ÐÂÖæɢô@òÊäÊ@ÄÊØÊèÒØÈÒ-ȾÒ@ÖÂÜɢèØÂÜÚɢʾèɢä@ê@Ðêæêæ@ÖÂàèÂÜɢÜ@dp
brpb䀲ÈÊŀEmare II telgrafı göndererek yükün boşaltılmasını talep etmesi ile de teyit edilmektedir.
Davalı (3) ise, ispat yükümlülüğü kendisinde bulunmasına rağmen Hande gemisini gereksiz veya haksız yere bekletilm-ediğini veya bu gibi bir bekleme ile ilgili olarak kusur ve ihmalleri bulunmadığını ispat edememiştir. Aksine müdafaa tanığı 1 ve 2, yukarıda da belirtildiği gibi, boşaltma ile ilgili sorumlulukları birbirine atmış, tanık geminin boşaltılması için gereken -tüm işlemlerin ne oldığunu bilmediğini, tanık 2 de Libya'ya kısa bir süre önce ve Misurata'ya da ilk kez 25.8.1981'de gittiğini, her iki tanık da "delivery order"leri Alfata'ya vermek dışında davalıalrın bir işlem yapmadıkalrını söylemişler ancak Missurata-'da bir geminin boşaltılmasının kaç gün alabileceği hususunda birşey söylememişlerdir. Görülebileceği gibi davalı 83) yükü almak için "diligent" bir şekilde gereken gayreti göstermemiştir, aksine boşaltma işleminin sorumlulu-ğunu birbirine atan tecrübesiz -iki memurun elinde bırakmışlardır.
Alt Mahkeme esas hükmünde Sabrata'nın boşaltma ile ilgili olarak kimin namına hareket ettiğine ilişkin bulgu yapmamıştır. Halbuki bu davanın sonuçlandırılması bakımından bu hususun da karara bağlanması gerekirdi. Emare -olan Konişmentolara göre taraflar FIOS olark anlaşmışlardı. Bu durumda davacı, Mahkemenin de bulgu yaptığı gibi Missurata limanına vasıl olmakla uhdesine düşen yük taşımacılığını yerine getirmiştir. Yükün boşaltılması davacıya ait olamdığına göre yük boşal-tması için onun bir acente ihtiyacı yoktu. Nitekim davacı tanığı kaptan, Sabrata'nın davalı (3)'ün acenti olduğunu belirtmiştir. Davalı tanığı J.J.Kim de şahadeti esnasında malları kurtarmak için Sabrata'ya müracaat ettiğini kabul etmiştir. demek ki Sabrat-a davacı (3) adına hareket etmekteydi. Bu nedenle Sabrata yüzünden geminin bekletilmesinden dolayı da davacıya herhangi bir kusur arfedilemez.
Bu nedenlerle istinafın kabul edilerek alt mahkemenin yükün davalı (3)'e ait olduğuna ilişkin hükmünün iptal ed-ilmesi gerektiği görüşündeyim. Handenin haksız yere bakeltilmesi netciesi davalı (3)'ün ödemesi gerken zarar ziyanın saptanmasına gelince; doğru olarak kabul ettiğim Kaptanın şahadetine göre limanda dışta bekleyen ile rıhtımda boşaltmakta olan gemi sayısı -40 civarında idi. Bu tanığa göe 1 km. boyundaki rıhtında 8-10 geminin aynı anda boşaltılabileceği, her geminin boşaltılmasınına zami 3 gün tutabileceği ve bu limanda %25 oranında öncelik verilebilecek gemielrin da varolabileceği dikkate alındığında Hande'n-in sırasının en geç 5.9.1981'de gelmesi ve 8.9.1981'e dek de yükünü boşaltmış olması gerekirdi. Ancak kaptan 28.9.1981'e dek herhangi bir harekette bulunmayıp en son 28.9.1981'de davalı (3)'e boşaltmasını talep eden bir telgraf gönderdiğine göre sürenin b-ugünden itibaren başlatılması gerekir. Bu durumda Hande'nin Missurata'da 28.9.1981'e dek haksız oalrak bekletildiği ve 29.10.1981'de ayrılıp 13.11.1981'e dek de Mağusa'da yükü boşaltıncaya kadar geçen süre dikkate alındığında davalı 83)'ün kusur ve ihmali -sonucu Hande'nin 47 gün zarar ziyan almaya hakkı vardır.
Davalı (3)'ün ödeyeceği zarar ziyana gelince alt mahkeme davacı aleyhine hüküm vermekle beraber verilen gükümden istinaf edilebileceği düşüncesi ile Hande'nin Akdeniz serbest piyasasındaki gündelik- icar bedelinin ne olduğunu da inceleyrek ilgili zamanlarda Hande gemisinin gündelik icar bedelinin 4000 Amerikan doalrı odluğu hussuunda bulgu yaptı. İstinaf eden duruşma sırasında alt mahkemenin geminin gündelik icar bedeli dışındaki sair zarar ziyan tal-eplerine değinmekle hatalı harekte ettiğini ileri sürerken aleyhine istinaf edilen de Alt Mahkemenin önündeki şahadete göre günde 2600 dolardan fazlası için bulgu yapmakla hata ettiğini iddia etti. Alt Mahkeme hükmğnde ilgili tarihte Akdeniz serbest piyasa-sında Hande gemisinin gündelik icar bedelinin 2250 dolar ile 6000 folar arasında olduğu hususuna şahadet olmakla beraber davacı talebinde günde 4000 dolar istemde bulunduğuna göre bunun üstünde bir rakam için hüküm veremiyeceğini belritti. Tutanaklar incel-endiğinde gerek davacı gerekse davalı tanıkalrının şahadetinde Alt Mahkemenin bu bulgusunu destekelyecek şahadetin mevcut olduğu gözükür ve bu nedenlee aleyhine istinaf edilenin ileri sürdüğü gibi 2600 üzerinde bulgu yapması için şahadet olamdığı savı iler-i gidemez.
Geminin gündelik icar dışındaki sair zararına gelince; davacı tanığı kaptan Mehmet Tahir Erkan şahadetinde Missurata'da hasız bekleme nedeni ile 15.000 dolar masrafı olduğunu ve Mağusa'ya kadr da 24 ton mazot harcadığını ve mazotun tonunun tak-riben 320 dolar olduğunu belirtti ki bu da 7680 dolar tutmaktadır. Geminin Mağusa'daki masrafları ile ilgili olarak da "Orion Navagation"da görevli davacı tanığı 2 Emine Öngör toplam 21,317 dolar boşaltma masrafı olduğunu belirtti. Kaptan ile davacı tanığı- 2'nin şahadetleri dışında bu hususta başka bir şahadet olamdığına göre Alt Mahkemenin bu miktrlar için davacı lehine bulgu yapması gerekirdi. Ancak geinin Misurata'daki masrafı 73 gün esasına dayanmaktadır. Davalı 28.9.1981'den sonraki süre için sourmlu o-lduğu dikkate alındığında davacı 15000 dolar masrafın sadece 6370 doalrını almaya hak akzanmış olur. Tanık 2 Emine Öngör ahsta tayfaların Türkiye'ye gönderilmeleri için de 508,134TL. harcandığını belirtti. Ancak tayfaların hastalanmaları ve Türkiye'ye gönd-erilmeleri için harcanan paranın, yukarıda belirtildiği gibi, geminin haksız yere bekletilmesinin bir sonucu olduğu da kanıtlanmış değildir. Bu nedenle davacının bu meblağı almaya hakkı yoktur.
Sonuç olarak Alt Mahkemenin hükmü iptal edilerek davacı lehi-ne
47 günlük haksız bekletilme için günde 4000 doalrdan 172.000 dolar;
Missurata-Mağusa arası yakıt masrafı oalrask 7680 dolar;
Mağusa boşaltma ve sair masraflar için 21,317 dolar; ve
Missurata'da haksız bekletilme sırasındaki liman masrafı olarak 6370 dol-ar olarak toplam 223367 dolar
için hüküm verilmesi gerektiği görüşündeyim.
Davalı (3)'ün sorumluluğunun 28.9.1981 tarihinden itibaren başladığı görüşünde olmama rağmen çoğunluk davalı (3)'ün sorumluluğunun 22.10.1981'den itibaren olduğu kanaatına varmışt-ır. Bu durumda davalı (3)'ün sorumlu olduğu süresnin 19 gün olduğu ve bu süre için davacı lehine ve davalı (1) ve (3) aleyhine 106435 dolar için hüküm ve bunun üzerinden dava masrafları verilmesi gerektiği hususunda Başkanının görüşüne katılırım.
İstinaf- masraflarının da aleyhine istinaf edilenler tarafından öenmesi gerektiği görüşündeyim.
Azi Altay: istinaf eden davacıya ait Hande gemisi 3 ayrı konimento altında İspanya'nın Barselona ve Valencia limanlarından aldığı demir yükü ile 16.8.1981 tarihinde Li-bya'nın Missurata limanına vasıl oldu. Konişmentolarda geminin Missurata limanına vasıl olmasından sonra yükün sahibi olan aleyhine istinafe dilen davalı tarafından boşaltılması için herhnagi bir süre belirlenmemiş ve boşaltmanın Missurata limanı teamülüne- (custom of the port) göre yapılması akbul edilmişti. Davacı talep takririnde Missurata limanı teamülüne göre yükün boşaltılması için geminin hazır olamsından sonra boşaltma veya teslim alma süresinin 10 gün olduğunu ve her halukarda bu sürenin makul olduğ-unu iddia etti. Davalı ise müdafaa takririnde teamülün geminin sırasını beklemek şekilnde olduğunu, 10 gün veya makul süre gibi bir sınırlamanın söz konusu olmadığını öne sürdü. davanın duruşmasında yük ile ilgili olarak düzenlenen konişmen-tolarla boşaltm-anın Missurata limanı teamülüne göre yapılacağı ve konu limandaki teamülün de gemilerin limanın dışında bekletildikleri ve liman yetkilileri tarafından giriş sırasına göre yük boşaltmak üzere rıhtıma yanaşmalarına müsaade edildiği şeklinde odluğu ancak yol-cu, yiyecek silah ve benzeri yük taşıyan gemilere öncelik tanındığını ve bu teamülün bütün dünyada da aynı odluğu hususunda şahadet vardır. Gerek davacı tarafından tanık olarak çağrılan geminin kaptanı ile Emine Kumcu, gerekse davalı tarafından çağrılan ta-nıklar teamülün bu şekilde olduğunu teyit etmişlerdir.
16.8.1981 tarihinde Missurata limanı dışında demirleyip bekleyen gemi ilk defa 22.10.1981 tarihinde limanın iç kımsına girip rıhtıma yaklaştı ve yükü boşlatmaya başladı. davacı istinafın dinlenmesi s-ırasında boşaltmanın Missurata limanı teamülüne göre her geminin sırası geldikçe yapıldığını kabul etmiştir. Ancak davacı Hande gemisinin missurata limanının dışında demirlediğine dışarıda bekleyen 32, rıhtımda yük boşlatmakta olan 7-8 gemi buludnuğunu, rı-htımın uzunluğu, her defasında 10 kadar geminin rıhtıma yanaşıp yük boşaltabileceği ve her geminin de 3 günde boşaltıldığı hesaba katıldığında Hande gemisinin sırasının 10-12 günde gelmesi gerektiğini idddia etti. Buna rağmen davalının yükü boşlatmak için -akılcı ve devamlı gayret göstermemesi sonucu rihyıma ilk defa 22.10.1981 tarihinde tanaşabildiğini ve makul olmayan bu gecikmeden dolayı davalının sorumlu olduğunu öne sürdü. Ne var ki davacı, talep takririnde geminin sırasının 10 günde gelmesi gerektiğini- iddia etmiş değildir. davacı talep takririnde limandaki teamülün 10 gün içinde yükün boşaltılması şeklinde olduğunu ve her halukarda bunun makul olduğunu iddia etti. Teamülün 10 gün içinde boşaltılması şeklinde olduğu iddiası başka, sırasının 10 gün için-de geldiği veya gelmesi gerektiği iddiası yine başkadır.
Bu istinafta ilkin karara bağlanması gereken husus İlk Mahkemece "arrived ship" olduğu bulgusuna varılan hande gemisinin yükünün boşaltıl-masında, vaki gecikmeden dolayı, davalının sorumlu olup olm-adığıdır. Hande gemisinnin Missurata limanına vasıl olması ile "arrived ship" olduğu İlk Mahkemece kabul edildiğine göre, davacı uhdesine düşeni yapmıştır. Bundan sonra yükü boşaltma yükümlülüğü davalıda olup bu yükümlülüğü yerine getirip getirmediğini, sö-zleşmeye aykırı hareket edip etmediğini ve makul olmayan bir gecikmeye sebep olup olamdığını incelemek gerekir.
Yasal durum odur ki, konişmentoda yükün boşaltılması için belli bir süre saptanmış ise yükün alıcısının saptanan süre zarfında yükü boşaltması- gerekir. Aksi halde yükün alıcısı sürenin aşılmasından doalyı sorumlu olur. Konişmen-toda yükün boşaltılması için herhangi bir süre belirtilmemiş ise, yükün alıcısı makul olan bir süre içerisinde yükü boşaltmakla yükümlüdür. Sürenin mkul olup olmadığı, yü-kün boşaltılması sırasında hüküm süren şartlar ışığında yükün alıcısının kendinden beklenen makul sürati gösteremediğine bağlıdır. Yükün alıcısı kendisinin sebep olamdığı veya katkıda bulunmadığı bir gecikmeden sorumlu tutulamaz. Postletwaite v. Freeland A-nd Another (1880) 49 L.J. Q..B.D. sayfa 630 at 632-33'de şöyle denmeketdir:
"If by the terms od the charter-party he has agreed to discharge it within a fixed period of time, that is an absolute and unconditional engagement, for the nonperformance of whi-cch he is answerable, whatever maay be the nature of the impediments which prevent him form performing it, and which cause the ship to be detained in his service veyond the time stipulated. If on the other hand there is no fixed time, the law implies and a-greement on his part to discharge the cargo within a reasonable tim, that is (as was said by Lord Blackburn in Ford v. Cotesworth), "a reasonable time under the circumstances."
Makul sürenin aşıldığını ispat etmek ise istinaf eden gemi sahibine düşer. Hi-ck v. Raymond and reid, (1893) A.C. 22 davasında önümüzdeki meselede olduğu gibi, yükün boşlatılması için ssüre belirlenmiş değildi ve istinaf eden gemi sahibi, yük sahibinin gemiyi alıkoyduğu iddiasıyle yük sahibinden zarar ziyan talep etmekteydi. Lord He-rschell L.C. sayfa 28-20'da şöyle demektedir:
"The bills of lading in the present case contained no such stipulation, and, therefore, in accordance with ordinary and wellkown principles the obligation of the respondents was that they should take dischar-ge of the cargo within a reasonable time. The question is, has the appellant proved that this reasonable time has been exceed? This depends upon whaat circumstances may be taken into consideration in determining whether more that a reasonable time was occu-pied. ............. the only sound principle is that the "reasonable time" should devepnd on the circumstances which actually exist. If the cargo has been taken with all reasonable despatcch under those circumstances I think the obligation of the consigenc-e has been filfilled. When I say the circumstances which actually exist, I, of course, imply that those circumstances, in so far as they involved delay, have not been caused or contributed to by the consigence."
Lord Watson s.32-33'de şöyle demektedir:
"-The rule is of general application, and is not confined to contracts for the carriage of goods by sea. In the case of other contracts the condition of reasonable time has been frequently interpreted; and has invariably been held to mean that the party upon- whom it is incumbent duly fulfills his obligation, notwithstanding protracted delay, so long as such delay is attributable to cause beyond his control, and he has neither acted negligently nor unreasonably.
In the face of the admission given by him at t-he trial, it is in vain for the appellant to suggest that the delay which occurred in unloading the Derwentdale's cargo was owing to causes under the respondents' control, or to their failure to do anything which could possibly or reasonably have been done-, in order to avoid that delay."
Konişmentoda yükün boşlatılması için herhangi bir süre belirlenmemiş olmakla beraber boşaltma, önümüzdeki meselede olduğu gibi, bir koşula, örneğin limandaki teamüle bağlı ise yük alıcısı boşaltmayı koşula bağlı olarak ma-kul bir süre zarfında gerçekleştirmekle yükümlüdür. Postlethwaite v. freeland and Another (1880) 59 L.J. Q.B.D. p.630 at 633'de şöyle denmektedir:
"Difficult question may sometimes arise as to the circumsatnces which ought to be taken into consideration i-n determining what time is rasonable. If (as in the present case) an obligation, indefinite as to time, is qualified or practically defined by express or implied reference to the custom or practice of a particular port, every imppediement arising from or o-ut of that custom or practice, which the charterer could not have overcome by the use of any reasonable diligence ought (I think) to be taken into consideration."
Hulthen v. Stewart and Co. /1903) 72 L.J. K.B.D. 917 at 919'da şöyle denmektedir:
"The ch-arterparty provides that the cargo is to be "discahrged with customary steamship despatch as fast as the steamer can .. deliver during the ordinary working hours" of the prot of discharge, "but according to the custom" of the prot, "Sundays, general or loc-al holidays (unless used), excepted."
The question is, what is the meaning of this provision? I sit tantamount to fikking a certain definite number of days or hours as the period within which the discharge of the vessel is to be accompliashed? Taking the- words by themsleves, apart from all authorty, I should say certainly not. The words used do not specify, or even, I think, point to a definite period of time. What tey do point to is the discharge of the cargo with the utmost despatch practicable, having -regard to the custom of the port, the facilites for delivery possessed by the particular vessel under contract of affreightment, and all other circumsatnces in existence at the time not being circumsatnces brought by the person whose duty it is to take del-ivery or within his control."
Yük sahibinin göstermesi gereken makul gayret ise Hulthen v. Stewart and Co. davasında sayfa 919'da şöyle tanımlanmıştır:
"The reasonable amount of diligence which can be exacted is that which the circumsatnces of the case- suggest."
Önümüzdeki meselede taraflar boşasltmanın Missurata limanı teamülü uyarınca yapılması hususunda anlaşmışlardır. Limandaki temaülün de sıra beklemek ve liman yetkililerinin geilerini limana giriş sırasına göre rıhtıma yaklaşıp yük indirmelerine- müsaade ettiği şekilnde olduğu dikkate alındığında, davacının boşlatma yükümlülüğü geminin sırası gelip rıhtıma yanaştığı zaman başladığı açıktır. Bu durumda geminin, limana vasıl oluşundan sırasının geldiği tarihe kadar geçecek süre zarfında davalının bi-r sorumluluğu yoktur ve bu süre zarfında davalının gemiyi alıkoymasından (detention) söz edilemez. Başka bir deyişle, davalı geminin sırasıın gelmemesinden ileri gelen gecikmeden dolayı sorumlu tutulamaz, meğer ki gecikme davalıya atfedilecek bir kusur vey-a ihmalden ileri gelmiş olsun. Halsbury's Laws of England 3. baskı, cilt 35, sayfa 315, para.457'de şöyle denmektedir:
"..... He is not, therefore, responsible for any delay arising from the ship having to wait for the turn in the ardinary course, but onl-y for such delay as is attributable to his own default, as for instance, where the ship loses her turn owing to the fact that he is not ready to deliver or take the cargo ......... By the usage of a paarticular port ships may be entitled to take tehir turn- in order of arrival or in order of readiness; steamships may have presedence over sailing ships; and one kind of cargo may be loaded before another. If there is only one person at the port from whom the cargo can be obtained, or to whom it caan be deliver-ed the practice followed by him bind the shipowner as being the custom of the port."
Aynı eserin sayfa 465, para.655'inde şöyle denmektedir:
"...... Where, however, the contract stipulates for discharge according to the custom of the port as opposed to -dishcahrge in a fixed time he cannot be required to do more than the customs demands."
Davalı, geminin sırası gelip rıhtıma yanaştıktan sonra makul bir süre zarfından yükü boşaltmak için gereken akılcı makul her türlü gayreti göstermekle yükümlüdür. Nite-kim Hande gemisinin sırası gelir gelmez rıhtıma yanaştığı 22.10.1981 tarihinde davalının hiç vakit kaybetmeksizin yükünü boşaltmaya başladığı şahadetten açıkça görülmektedir. Esasen davacının bu konuda aksine bir iddiası veya yakınması da olmamıştır.
Dav-acı, yukarıda belirttiği gibi rıhtımın uzunluğu ve gemi kapasitesini, bekelyen gemi sayısını dikkate alarak 10-12 günde Hande gemisinin sırasının gelmesi gerektiğini iddia etmiştir. Davacının bu iddiasına itibar etmeye olanak yoktur. Taraflar arasındaki il-işkeri düzenleyen ve boşaltmanın liman tamülüne göre yapılmasını öngören konişmentonun böyle bir tefsire açık olduğu söylenemez. Geminin rıhtıma yanaşması sırasının gelmesine bağlı olduğuna göre sırasının gelip gelmediği davacının ileri sürdüğü gibi matema-tiksel bir yaklaşımla ispat edilemez. Geminin sırasının gelmesi davalının elinde olmayan, örneğin ondan önce rıhtıma yanaşan gemilerin yavaş boşaltılması veya boşaltılmasının yeteneksiz kimsler tarafından yapılması veya daha başka birçok nedenlerle gecikm-iş olabilir. Bu itibarla davacının ileri sürdüğü gibi sadece matematiksel bir yaklaşımla geminin sırasının gelmiş olabileceğini kabul etmek son derece sakıncalıdır. Hulthen v. Stewart & Co. (1903) 72 L.J. K.B.D. sayfa 917 at 919'da The Lord Chancellor (Ear-l of Halsbury) şöyle demektedir:
"So far as I can understand the argument, it is that you are to take the capacity of a vessel as equivalent to a number of days, and that, because the capacity of this vessel was five days, tehrefore you are to substitut-e in a contract between the parties the words "five days" for the words you actually find, so as to make that an absolute and unconditional term. It seems to me that that is reasoning for which there is no foundation. Without going through the cases, it -appears to me that every one of thes attempts to import an absolute unconditional burther upon the charterers has always failed, because it is to be measured by the legal test-namely, what is reasonable under the circumstances."
Aynı sayfada Lord Macnaght-en şöyle demektedir:
"The charterparty provides that the cargo is to be "discharged during the ordinary working hours" of the port discharge, "but according to the custom" of the port, "Sunday, general or local holidays (unless used), excepted."
The que-stion is, what is the meaning of this provision? It is tantanount to fixing a certain definite number of days or hours as the period within whicch the d,scharge of the vessel is to be accomplished? Taking the words by theselvbes, apart from all authority, -I should say certainly not. The words used do not specify, or even, I think, point to a definite period of time. What tey do point to is the discharge of the cargo with the utmost desppatch practicable, ahving regard to the custom of the port, the faciliti-es for delivery possessed by the particular vessel under contract of affreightment, and all other circumstances in existence at the time not being circumsatnces brought about by the person whose duty it is to take delivery or within his control."
Yine Lor-d Macnaghten sayfa 920'de şöyle demektedir:
"It is, I think, esatblished that, in order to make a charterer undonditionally liable, it is no enough to stipulate that the cargo is to be discharged "with all despatch," or as "fast as steamer can deliver," o-r to use expressions of that sort. In order to impose such a liability the language used must in plain and unambiguous terms define and specify the peiod or time within which delivery of the cargo is to be accomplished."
Geinin Missurata limanına vasıl o-lduğu 16.8.1981 tarihinden rıgtıma yanaşıp yükü boşaltmaya başladığı 22.10.1981 tarihine kadar uzun süre bekletildiği bir gerçektir. Ancak bu gecikmenin davalıya arfedilebilecek bir kusur veya ihmalden ileri geldiği söylenemez. davacı, davalının görevlendi-rdiği memurların yan gelip geminin rıhtıma daha erken yanaşması için gereken gayreti göstermediklerini iddia etti. Yukarıda Halsbury's Laws of England, 3. baskı, cilt 35, para. 457 ve 655'den yapılan alıntılardan da görüleceği gibi yük sahibini sırasını be-klemekten başka yükümlülüğü olmadığı gibi özel bir gayret sarfetmesi zorunkluluğu da yoktur. kaldı ki davacı geminin sırası gelmeden rıhtıma girmesine müsaade edilebileceğini talep takririnde iddia etmediği gibi bu hususta şahadet de ibraz etmiş değildir. -Good & Co. v. Isaacs. (1982) 2 Q.B.D. sayfa 555 at 560'da şöyle denmektedir:
"I do not think that it was possible for the vessel to be discharged by means of cranes opposite the warehouses without the sanction of the authorities, and I do not think that -there is any evidence that such sanction could have been obtained earlier than it was. Nor am I able to find evidence proving that there was any other usual fruit breth where the ship would have been alowed by the port authorities to efefct her discharge e-arlier than she did, expect by putting the cargo into lighters."
Postlethwaite v. Freeland and Another (1880) 49 L.J. Q.B.D. 630 at 632'de şöyle denmektedir:
"But I do not find in the evidence any proof that, consistently with the usage of the port (as- already descirbed), any of the Government lighters were or could have been made available for the charterer's power."
Birtish Shipping Laws Caver Carriage by Sea 12. ed. vol.2, s.1090, para 1280'de şöyle denmektedir:
"As we have seen, the risk of bad -weather or low tides, preebenting the ship from rachinh the agreed place of loading, does not fall upon the charterer; nor, generally, does the risk of the place being crowded."
Dahl v. nelson & Co. (1881) 50 L.J. C.D. sayfa 411 at 414'de şöyle denmekt-edir:
"There is no period specified in this ccharter-party within which the merchant has engaged that the ship shall, at all events, be discharged, which is what I understand by laying days. I think, therefore, that the cases, such as Brown v. Johnson, d-eciding when lay days commence, have not direct bearing on such a charter-party as this. Both parties agreed in naming the Surrey Comemrcial Books in the cahrter-party as the docks to which the steamer was to go. I can see nothing amounting to a contract, -either on the one side or the other, to produce the ship admittance."
Geminin sırası geldiği halde davalının ihmali, ilgisizliği veya gerekli boşaltma hazırlıkalrını veya gümrük işlemlerini eksik yapması veya hiç yapmaması dolayısıyle rıhtıma yanaşmasını-n 22.10.1981 tarihine adar geciktirildiği veya sırasını kendinden sonra gelen başka bir gemiye katırdığı hususunda Mahkeme huzurunda şahadet mevcut değildir. davacı istinafın dinlenmesi sırasında davlının görevlendirdiği memurların yeteneli, bilgili ve gay-retli kimseler olamdığını ve gecikmenin bundan ileri geldiğiini öne sürmüştür. ne var ki davacı yeteneksiz ve bilgisiz oalrak tanımladığı bu memurların yapmaları gerken herhnagi bir gümrük veya başka işlemi yapmadıkları veya eksik yaptıkları ve geminin sır-asının bu yüzden geciktiği hususunda herhnagi bir şahadet ibraz etmedi. Geminin uzun süre limanda beklemesi sonucu davacının belki de büyük zararı olmuştur. Ancak bunun kabahati sözleşme yaparken muhtemel gecikmelere karşı çıkarlarını jkoruyucu kurallar ko-ymayan davacıdadır. Gerekli özeni göstermeyip kötü bir sözleşme yapan ve 16.8.1981 tarihinden 22.10.1981 tarihine kadar sırasının gelmesini bekleyen davacı, bu uzun bekleyişten dolayı uğradığı zararı davlıdan talep etmenin çabası içine girmiştir. Sözleşme -yapılırken çıkarlarını koruyacak özeni göstermeyen davacıya Mahkemenin yardımcı olmasına yasal olanak yoktur. Inverkip Steamship Company, Ltd. v. Bunge & Co. (1917) 2 K.B.D. 198 at 203'de şöyle denmektedir:
"The truth is the shipowners have made a bad ber-gain as to demurrage rate in loading, emphasized by their having secured an agreement for a much higher demurrage rate for discharging, and are anxious to get out of it. I can see no valid legal or business reasons for halping them to do so."
Yukarıda be-lirtilenlerden de anlaşılacağı gibi Hande gemisinin 22.10.1981 tarihine kadar sırasını beklemiş olmasından dolayı davalının herhnagi bir kusuru yoktur. Bundan dolayı davalının bu süre zarfında gemiyi alıkoyduğu (detntion) söylenemez ve bu gecikmeden dolayı- sorumlu tutulamaz.
Şindi de 22.10.1981 tarihinde geminin sırası geldiği halde boşaltımamasndan dolayı davalının sorumluluğu olup olmadığını incelemek gerekir. Şahadetten görüleceği gibi geminin sırası gelip rıhtıa dayandıktan hemen sonra davalı derhal y-ükü boşaltmaya başladı ancak yükün 15-20 ton kadarı boşaltıldıktan sonra, İlk Mahkemenin bulgusuna göre, liman yetkililerinin emri ile boşaltma işlemi durdurulmuş ve gemi tekrar demire çekilmiştir. Boşaltmanın bir devlet kuruluşu olan Sabarta isimli gemi a-centesinin emri ile durdurulduğu iddia edilmiştir. Davacı Sabrata'nın davalının acentesi, davalı ise davacının acentesi odluğunu öne sürdü. İlk Mahkeme yeterli şahadet bulunmadığı gerekçesi ile Sabrata'nın kimin acenti odluğuna dair bulgu yapmadı. Sabrata'-nın kimin acenti odluğu hususu, yuakrıda varılan sonuç ışığında, istinafın kaderini etkileyecek bir nitelik taşımadığından bu konua bir bulgu yapmaya gerek yoktur. Kaldı ki İlk Mahkemenin boşlatmanın liman yetkilileri tarafından durdurlduğu hususunda yapmı-ş olduğu bulgusu için istinaf edilmiş değildir. Yükün boşaltılamsının lima yetkililerinin emri ile durdurulduğu hususunda İlk Mahkemenin yapmış olduğu bulgu ışığında davalının durdurulma konusunda bir rolü olduğu söylenemez. Ne var ki boşaltmanın liman tea-mülü uyarınca yapılacağı ve teamülün de sırasının gelemsi şeklinde olduğu dikkate alındığında davalının, normal oalrak, gemiyi sadece srıası gelinceye kadar bekletebileceğini ve ondan fazla da bekletemeyeceğini taahhüt ettiğini kabul etmek gerekir. Bu duru-mda boşaltma sırası geldikten ve boşaltma fiilen başladıktan sonra, liman yetkililerinin emri ile de olsa, boşaltmanın durdurulmasından ileri gelen bir gecikmeden davalı sorumludur. Ford and Others v. Cotesworth and Another (1868-9) 4 Q.B.D. p.127 at 137'd-e şöyle denmeketdir:
"If this be so, the delay having happened without fault on either side, and neither having undertaken by contract, express or implied, that there should be no delay, the loss must remain where it falls."
Boşaltma durdurulduktan sonr-a gemi 29.10.1981 tarihine kadar bekledi ve boşaltmanın terkar ne zaman başlayacağı hususunda herhnagi bir belirti bulunmaması üzerine Missurata limanından ayrılarak Mağusa limanına geldi ve 13.11.1981 tarihinde yükü orada boşalttı. Bir yük sahibinin yükü -almaktan kaçınması halinde gemi kaptanı makul bir süre bekledikten sonra sözleşme şartlarına veya liman teamülüne uyarak, rizikosu ve masrafları yük sahibine ait olmak üzere, yükü boşaltıp bir ambara koyabilir. Gerek sözleşmede gerekse liman teamülünde bu -hususta herhangi birşey yoksa, yük sahibinin yükü almasına fırsat vermek için, kaptan makul bir süre bekledikten snra şartların gerektirdiği şekilde makul ahreket etmek ve yükü boşaltıp ambrada muhafaza etmek yetkisine haizdir. Ancak yükü koyacak ambar bul-unmaması veya boşaltmanın yasaklanmış olması nedeniyle yükü boşaltma inkâbı yoksa, uygun gördüğü başka makul herhnagi bir yol takip edebilir, hatta yükü geri aldığı limana götürüp bırakabilir ve masraflarını da yük sahibinden talep edebilir. Haslbury's Law-s of England 3. baskı cilt 35, sayfa 466, para 656'da şöyle denmektedir:
"However, if it is impossible for him to land the cargo, either because there is not warehouse accommodation or because the landing is prohibited, he may take any other reasonable c-ourse that may be open him, and if the most prudent course is to bring the cargı back to the port of loading he is entitled to do so, and may in that case claim freight in respect of both the outward and the homeward voyage."
Önümüzdeki meselede 16.8.198-1 tarihinden beri bekleyen ve boşaltma sırası 22.10.1981 tarihinde gelen, yükü fiilen boşaltmaya başladığı halde liman yetkililerince yükü boşaltmaktan men edilerek tekrar liman dışına gönderilen davacının, bir hafta daha beklediği halde, yükü boşaltıp boş-altmayacağı veya ne zaman boşaltabileceği hususunda hiçbir şey söylememesi karşısında limandan ayrılıp Mağusa limanına gelmesi ve yükünü boşaltması, bu davaya özgü olgular ışığında, makul bir hareketti. Davacının yükü boşaltmak için Mağusa yerine daha yakı-n, daha emniyetli ve daha az masraflı başka bir liman buludnuğuna dair herhangi bir şahadet mevcut değildir. Bud urumda yükü Mağusa linanına getirip boşaltmakla davacının makul ahreket ettiğini kabul etmek gerekir.
Şimdi de yükün boşaltılamsının durdurul-duğu 22.10.1981 tarihinden Mağusa limanına boşalttığı tarihe kadat geçen süre için davacıya ödenmesi gereken zarar ziyan miktarı ile Missurata limanından Mağusa limanına olan yük taşıma masraflarının ne olduğunu saptamak gerekir.
Şahadetten anlaıldığına -göre davacı 15.7.1981 tarihinde yapılan bir gemi kiralama sözleşmesi ile (Charterparty) konu gemiyi Cambridge Shipping Co. Ltd.'den 6 aylığına günde 2250 dolara time charter oalrak kiralamıştır. Davacı tarafından şahit olarak çağrılan ve İstanbul İktisadi -ve Ticari İlimler Akademisi mezunu olup Almanya'da bir sene İşletme İktiadi Endüstrisi üzerinde çalışmalarda bulunan, Amerika'da yine bir yıl Harvard Üniversitesine devam ede, 1974 yılından beri Türkiye ve Almanya'da gemi komisyonculuğu (Broker) ile iştiga-l eden ve tankercilik dahil kuru yük taşımacılığı yapan gemilerle çalışan ve bu sahada geniş tecrübesi olduğunu söyleyen Emine Kumcu, Hande gemisi büyüklüğünde bir geminin spot piyasasında (bir limandan başka bir limana) günde en az 4000-5000 doalra, time -charter olamsı halinde ise günde 2250 doalra hatta abzan spot piyasasının 1/3'üne kiralanabileceğini söyledi. mavi 193-194'de bu şahidin şahadeti aynen şöyledir:
"S. Böyle bir arz talep varken bir gemi sahibi ne diye time chartere verir gemisini?
C. Ar-matörün bağladığı devrede, time chartere bağladığı devrede Akdeniz Piyasası henüz canlılığını kazanmamıştı.
S. Ben Hande gemisi ile ilgili sormadım, genel olarak sordum.
C. Buna Türkiye olarak sormanız daha doğru olurdu, çünkü eğer bu tonajdaki bir Tür-k gemisi bir Türk yük sahibinin malını taşıtmış olsaydı elde edilecek kazanç TL. olacaktı. Halbuki armatör gemisini time charterde döviz oalrak alma durumu odluğu için gemisinin 6 ay boyunca sadece limanlar arasındakis eyri takip edecekti. Gemi hiçbir extr-a işle uğraşmayacaktı. Bütün bunlar onun gelrinden düşmeyeceği için gemisini dha düşük bir ücretle bağlamasını tercih eder. fakat spot piyasasında çalışmış oslaydı fazla gelir alack fakat daha fazla uğraşacaktı, maliyetleri daha fazla olacaktı. Ve dolayısı-yle daha yüksek bir gelir alacak fakat daha çok masraf oalcağı için elde edeceği gelirle time chartere verdiğinde elde edeceği gelirle başa baş bir gelir olacaktır. Armatörün başı dinç olması için time chartere vermeyi tercih etmiştir."
Yukarıda alıntısı- yapılan şahadetten de görüleceği gibi dava ile ilgili zamanlarda konu gemi büyüklüğünnde bir geminin kirası spot piyasasında günde 4000-500 dolar, time charter ise günde 2250 dolar civarındadır. Öte yandan Hande gemisi kaptanı da günlük zararın 4100 dolar- odluğunu söylemiştir. Bu miktarın spot için mi yoksa time charter için mi olduğu hususunda kaptan birşey söylememiş ise de tüm şaahdetten bunun spot piyasasındaki kira olduğu kolayca anlaşılmaktadır. kaptanın bu şahadeti Emine Kumcu'nun şahadetini destekl-er niteliktedir. Davacının 15.7.1981 tarihli sözleşme ile gemiyi 6 aylığına günde 2250 doalra kiralamış olamsı da bu mşiktarın normal ve makul olduğunu göstermektedir ve yuakrıda değindiğim Emine Kumcu'nun şahadetini teyit etmektedir. Spot piyasasında günd-e 4000-500 dolara kiralanabilirse de davacının kendi şahidi olan Emine Kumcu'nun tekzip edilmemiş şahadetine göre bu miktara birçok mastaflar dahildir. Spot piyasasında alacağı miktarlardan yapaağı masraflar çıktıktan sonra lede kalacak miktar time charter-'de alacağı miktar kadardır. Bu durumda davacının zararı, yapacağı masraflar dahil alacağı miktar olmayıp, masraflar çıktıktan sonra kalcak net miktardır. İlk Mahkeme davacının günlük iş bedelinin Akdeniz serbest piyasasında 2250 ile 6000 dolar arasında ol-duğu ancal talep takrirnde 400 dolar talep edildiği için daha fazla veriemiyeceğini belirterek günlük icar bedelinin 400 dolar olduğu hususunda bulguya varmıştır. Ne var ki şahadetten 4000 dolar ve yuakrısdı spot piyasasındaki miktardır ve bu miktara, yuak-rıda de belirtildiği gibi, masraflar da dahildir. İlk Mahkeme davacının zarar miktarını saptarken ilgili tarihlerde geminin time charter olarak günde 2250 dolara kiralanmış olduğunu, spot piyasasında 4000 dolar kiranın yarısının masrafa gittiğini hiç dikka-te almamakla hataya düşmüştür. Şahadetten, davcının günlük zararının 2250 dolar odluğu görülmektedir. Bu durumda bşaltmanın durdurulduğu 22.10.1981 tarihinden yükün Mağusa limanından boşaltıldığı 13.11.1981 tarihine kadar geçen 21 günlük süre için davacını-n günde 2250 doalrdan 47250 doalr zarar ziyan almaya hakkı vardır.
Savacının Missurata'dan Mağusa limanına 24 ton yakıt için tonu 320 dolardan 7680 dolar masrafı oluşturur ve bu husus ihtilaf konusu edilmiş değildir. Gemi kaptanı Missurata limanında kald-ığı 73 günde asgari 15000 dolar masrafı olduğunu söylemiştir. Davaının sorumluluğu 22.10.1981'den sornaki 7 gün için olduğuna göre davalı bu masrafların sadece son 7 güne isabet eden 1435 dolar için sorumludur. Mağusa limanındaki boşaltma masrafları ise 21-217 dolar olup bu miktar da ciddi şekilde ihtilaf konusu edilmemiştir. Bu durumda davalının davacıya ödemesi gereken toplam zarar ziyan miktarı 77682 doalrdır ve bu miktar için davalı aleyhine hüküm verilmesi gerektiği görüşündeyim.
Davalı İlk Mahkemenin- günde 4000 dolar oalrak saptadğı zarar ziyanın fahiş olduğu gerekçesi ile mukabil istinafta bulunmuştur. Yukarıda nbelirtilenler ışığında davacının günlük zararının 2250 dolar olması gerektiğine göre davalının mukabil istinafının kabul edilmesi gerekir ve- İlk Mahkemenin günde 4000 dolar olarak yapmış olduğu bulgunun değiştirlerek günde 2250 dolar olarak düzletilmesi gerekir.
Sonuç olarak İlk Mahkemenin davalının herhangi bir sorumluluğu olmadığı kanaatına varıp davayı reddeden ilgili kararının iptal edil-erek davacı lehine ve davalı aleyhine 77682 Amerikan doalrı için hüküm verilmesi gerektiği görüşündeyim.
davacının istinafında kısmen başarılı olduğu davalının da mukabil istinafda başarılı odluğu dikakte alındığında aleyhine istinaf edilenin istinaf ede-ne istinaf masraflarının yarısını ödemesi için emir verilmesi gerekir.
Şakir Sıdkı İlkay, Başkan: Sonuç oalrak:
İstinafın kabule dilerek ilk mahkemenin davalı (1) ve 83) aleyhindeki davayı reddeden kararının iptal edilemsine oybirliği ile;
Mukabil istina-fın reddedilmesine oyçokluğu ile;
İstinaf eden dvacı lehine ve aleyhine istinaf edilen davalı 81) ve (3) aleyhine 106435 doalr ve dava masrafları için hüküm ve emir verilmesine oyçokluğu ile; ve
Aleyhine istinaf edilen davalı (1) ve (3)2ün istinaf masra-flarını ödemeleri için emir verilmesine oyçokluğu ile
karar verilir.
(Şakir Sıdkı İlkay) (Niyazi F. Korkut) (Aziz Altay)
Başkan Yargıç - Yargıç
27 Haziran 1986
-
36
-
Full & Egal Universal Law Academy