-D.5/94 Yargıtay/Hukuk 29/93
(Dava No: 2144/91; Mağusa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Taner Erginel, Metin A. Hakkı.
İstinaf eden: Taney Aşçıoğulları-, Nergisli.
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Yusuf Karataş, Mağusa.
(Davalı)
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namıan: Avukat Kıvanç M. Rıza adına Avukat Mustafa B. Asena.
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Erdal Öncü adına Avukat Savaş
Atakan.
H Ü K Ü M
N-. Ergin Salâhi: Esas kararı hazırlayan Sayın Yargıç Taner Erginel'in serdettiği görüşlere ve vardığı neticeye katılmakla beraber Mahkemelere yardımcı olmak bakımından bir konuya değinmeyi uygun buluyorum.
Önümüze gelen birçok kararlarda müşahade ettiğimi-z kadarı ile Mahkemeler genel tazminat başlığı altında bir karara varırken büyük ölçüde İngiliz içtihatlarından yararlanmaktadırlar. Bu içtihat kararları genel tazminatın tayininde Mahkemelerimize genel mahiyette yardımcı olmasına rağmen Mahkemelerimizin b-irçok halde eski kararlarda verilen rakamları göz önünde bulundurarak takdirlerini büyük ölçüde bunlara dayandırdıkları görülmektedir. İlke olarak bu kararlardan faydalanılması doğru olmakla beraber daha istikrarlı bir para birimi olan Sterlinin kendi için-de erozyona uğradığı ve düşüş gösterildiğinin dikkate alınması gerekir. Maalesef müşahade ettiğimiz kararlarda bu hususun pek dikkate alınmadığı görülmektedir. Genel tazminat başlığı altında doğru bir yargıya varabilmesi için mümkün mertebe benzer konulard-a verilen nispeten yeni kararlardan faydalanılması daha doğru ve adil olackatır. Tabiatıyle bu kararlarda ye alan rakamları göz önünde tutarken İngiltere'deki hayat standartlarının K.K.T.C.'deki hayat standartlarından daha yüksek olduğu olgusunu da dikkate- alarak belirli bir düşüş yapılması doğaldır. Ancak eski kararların kullanılması halinde Sterlinin düşüşünü göz önünde bulundurarak böyle bir karar son zamanlarda verilmiş olsa o kararda yer alan Sterlin miktarının alış gücünün ne olacağını hesapladıktan s-onra genel tazminata bu gibi içtihat kararını uygulamak daha doğru olackatır.
Mahkemelerimiz tarafından genellikle Kemp & Kemp'in 2. ve 3. baskısı kullanılarak oldukça eski kararlara atıfta bulunulmaktadır. Kemp & Kemp, 2. baskı, Vol. 1'in 6. bölümünde C-hanges In The Value of Money başlığı altında eski kararlarda bile Sterlinin kıymet kaybının dikkate alınması gerketiğinin vurgulandığı görülmektedir. Örneğin Glasgow Corporation v. Kelly, (1951) 1 T.L.R. 345 H.L. (Sc.) at p. 347'de Lord Normand aşağıdaki -görüşe yer vermektedir:
"... the claim is a claim for lacerated feelings and for the loss of natural support which the deceased afforded or might in the future have afforded. Their Lordships of the First Division were unanimously of the opinion that the -Lord Ordinary's awards were in keeping with awards which used to be made twenty or thirty years ago when the value of money was considerably higher than it is now, and that the change in the value of money ought to have been taken into account. It is not n-ecessary to repeat what was said on the subject in Sands v. Devan. I adhere to the opinion that permamnent changes in the value- of money must be considered in making awards for solatium. Nı doubt, also, the recent expansion of the social services must be set against the depreciation of the First Division that the economic changes in the last twenty or thirty years requires that aw-ards of solatium should be considerably greater that they were then."
Yine Lord Normand Sands v. Devan, 1945, S.C. 381'de aynı konuda aşağıdaki görüşe yer vermiştir:
"Since we must perforce measure the damage in money, we must, I think, take account of- large and relaively permanent varations in the value of money."
Daha önce atıfta bulunduğum Kelly davasında oturuma başkanlık eden hakim ise aynı konuda aşağıdaki görüşü belirtmiştir:
"In quantifying the claims in the light of past decisions, we must -take account, especially in relation to loss of actual or potential support, of large and relatively permanent variations in the value of money. That was laid down in Sands v. devan, and nothing has since happened to weaken that admonition. But against the- notorious decline in the pound sterling must be set the equally notorious expansion of the social and other services."
Sterli-nin değer kaybının olmadığı dönemlerde dahi İngiliz hakimleri, eski içtihat kararlarından genel tazminatın takdirinde faydalanmaları halinde, paranın düşüşünün dikkate alınması gerektiğini vurgulamışlardır. Daha sonraki yıllarda ise Sterlinin düşüşü hızlan-dığından bu konu devamlı olarak gündeme gelmiş ve birçok içtihat kararlarında Sterlinin düşüşünün dikkate alınması betekrar vurgulanmıştır. Örneğin Kemp & Kemp'in 3. baskısında sayfa 84'de Naylor v. Yorkshire Electricity Board, (1967) 1 Q.B. 244 (C.A.); da-vasında şu görüşe yer verilmiştir:
"In Naylor v. Yorkshire Electricty Board both the Court of Appeal and the House of Lkords had regard to the decline in the value of money between 1941 and 1966.
Thus there is general agreement that the deprciaton of t-he £ ought to be taken into account. The court will not usually be concerned with detailed calculations as to the past decline of the £ or with prognostications as to its future course. It will take the change of the value of money into account in a genera-l way."
Keza yine Kemp & Kemp'in bu baskısında hukukçulara ve Mahkemelere yardımı olunabilmesi için 1948 ile 56 yılları arasın-da paranın düşüşünü gösteren bir tablo çıkarılmıştır.
Yine Kemp & Kemp'in 2. baskısında sayfa 601'de yer alan tablo genişletilerek aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:
"In the left-hand comn of this table is the year and in the right-hand colmn the multipl-ier which should be applied to the £ in Jnuary of that year to show its value in term of the £ in December 1981.
19489.4419655.41
19499.0619665.18
19508.7519675.00
19518.4619684.87
19527.7219694.59
19537.48197-04.37
19547.3719714.03
19557.1619723.72
19566.8519733.46
19576.6119743.09
19586.3819752.58
19596.2619762.09
19606.2619771.79
19616.1919781.63
19625.9319791.49
19635.7719801.2-6
19645.6619811.11
This table has been calcualted from the Official Ratail Prices Index, the value of the £ being taken from the figures published in January of each year, ending with January 1981."
-Tabiatıyle yukarıda görülen tablo bizi 81 yılına kadar ulaştırmaktadır. 81 yılından sonra 81 yılı ile 94 yılına kadar geçen zaman zarfında Sterlinin düşüş miktarının dikkate alınması gerekir. Bu tablolar incelendiğinde ortalama olarak Sterlinin her yıl 0.-50 ile 0.15 arasında değişen rakamlarda düşüş gösterdiği dikkate alınarak yaklaşık bir hesaplama yapılarak oldukça adil bir rakama ulaşmak mümkündür. Ancak hemen şunu da belirteyim ki İngiliz içtihat kararları incelendiğinde bazı yıllarda verilen kararları-n bu tablodaki hesaplamalara uymadığı ve bunların genel mahiyette alınabileceği görülmektedir.
Bu konuda İngiliz Mahkemelerinin yaptıkları işlemlere ışık tutabilecek Walker v. John Mclean, 1979, 1 W.L.R. 760'da sayfa 603'de Hakim Cumming-Bruce'un aşağıda-ki görüşlerini aktarmayı faydalı buldum:
"Between 1964 and 1973 the many examples collected in Kemp and Kemp have shown a gradual increase in the awards,which reflect, though no arithmetrical crporation, the gradual fall in the value of money between tho-se years, Awards since 1973 also tendled to rise, but it is clear that the awards in the most serious cases did not maintain the kind of relation to the value of money that gemerally prevailed up to 1973. Thus is 1978 in Moriarty v. McCartyh (1978) 1 W.L.R-. 155 O'Connor J., a judge of very great experience in this field,a cepted that £27,500 was the appropriate award for loss of amenity in the case of a man of 24 who in spite of paraplegia was capable of a range of activity comparable to the plaintiff in th-e instant case. Counsel for both parties before us accepted for the purposes od argument the accuary of the table at p.601 of Vol.2 of Kemp and Kemp showing the value to the pound at various dates. This showed taht over the six years from 1973 to 1978 the -pound had halved in its purchasing value, a fall equivalent to the depreciation that had occured over the previous sixteen years 1957 to 1972. Great caution has to be exercised in the examination and analysis of comparable awarda because the facts inevitab-ly differ and the infuluence of other itemk ine ach total award play a part which is not always easy to identify of measure. We do not not think that it would serve a useful purpose tp render to individual awards which have been cited and discussed before -us. We are satisfied that the level of demages for loss of amenity awarded in the most serious cases snce 1973 have not infrequently represented a lower real mesures of ccompensation that the damages commonly awarded ins uch cases beforethe rate of inflati-on accelerated dramatically in the year 1973 to 1978. ................................................................"
Mahkemelerimizin eski kararlarından faydalanılması yönünü seçmeleri halinde atıfta bulunduğumuz hususları göz önünde bulundurmaları v-e Sterlinin bugünkü yaklaşık değerini hesaplayarak verilecek genel tazminata genel mahiyette yön verici olarak kullanmaları gerektiğini vurgulamak isterim.
Önümüzdeki meselede 1954 ve 55 yıllarında benzeri konuda verilen genel tazminatı esas alan İlk Mah-kemenin maalesef 55 yılından bu yana Sterlinin değer kaybını dikkate almadan bir karara varmak ve genel tazminatı bu kararlar ışığında takdir etmekle hata ettiği kanaatindeyim. Bunu yaparken de tabiatıyle yanılıgıya düştüğü ve müstenife takdir ettiği genel- tazminatın çok düşük ve adil olmadığı görülmektedir. Bu nedenlerle İlk Mahkemenin müstenife takdir ettiği genel tazminat miktarının tam mesuliyet esası üzerinden 240 Milyon TL'ye yükseltilmesi gerektiği yönünde Sayın Yargıç Taner Erginel tarafından varıla-n neticeye katılılıyorum.
Taner Erginel: Davacı (istinaf eden) 7.9.1991 tarihinde Mağusa - Lefkoşa anayolunda meydana gelen bir tarfik kazasında uğradığı zarar nedeniyle açtığı tazminat davasında Mağusa Kaza Mahkemesinin verdiği hükme karşı önümüzdeki ist-inafı dosyalamış bulunmaktadır ve İlk Mahkemenin tespit ettiği kusur oranının hatalı, tazminat miktarının ise yetersiz olduğunu öne sürektedir.
41 yaşında bir devlet memuru olan Davacı, 7.9.1991 tarihinde P581 plâkalı arabasıyle Lefkoşa'dan Mağusa'ya doğ-ru gidiyordu. Lefkoşa - Mağusa anayolunun 7 - 8 milleri arasında karşıdan gelen Renault marka bir arabanın aniden yoldan çıkarak toprak bankete düştüğünü gördü. Toprak bankette bir süre giden araba, yola dönmeye çalışırken kontrolden çıktı ve yolu çaprazla-yarak sağ taraftaki bankete düştü. Sağ banketten kurtulmaya çalışan araba terkar yola girince sağ ön kısmı ile Davacının arabsının sol ön ksımına çarptı. İki arabanın çarpışması sonucu arabalara önemli ölçüde hasar oldu ve Davacı ağır yaralandı. Çarpma ned-eniyle sol kalçası çıkan Davacının kalça yuvası kırıldı. Ameliyatla femur kemiği kalçadaki yuvasına konan Davacının bacağı 3 hafta süreyle askıda kaldı. Davacının tedavisi bir yıl sürdü.
Davacı önümüzdeki davada Davalının ihmalkâr ve dikkatsiz araba süre-rek karşıdan gelen arabaların seyir hattına girdiğini, kazanın meydana gelmesinde tüm kusurun Davalıda olduğunu öne sürdü ve Davalıdan tazminat talep etti. Duruşmada Davalı gözüne bir sinek veya başka bir madde girmesi nedeniyle direksiyon hakimiyetini kay-bettiğini iddia etti. İlk Mahkeme Davalının müdafaa takririnde böyle bir savunma yapılmadığına değinerek Davalının gözüne sinek girdiği savunmasını dikkate almamayı tercih etti. Bu nedenle Davalının dikkatsiz araba kullanmasının kazaya neden olduğu kanısın-a varan İlk Mahkeme kazanın meydana gelmesinde esas sorumlunun Davalı olduğu sonucuna vardı. Davacının ise karşıdan gelen arabanın bankete düştüğünü görmesine rağmen derhal fren yapmadığını, sadece yavaşlayıp korna çaldığını ancak bu hareketlerinin kazayı -önlemeye yetmediğini dikkate alan İlk Mahkem Davcıyı kazada %2 oranında kusurlu buldu. Dolayısıyle istinafta tartışılan konulardan ilki taraflar arasında İlk Mahkemenin saptadığı %25 - %75 kusur oranının isabetli olup olmadığıdır.
Kazanın meydana geliş ş-eklini göz önünde bulundurduğumuz zaman kazanın esas sorumlusunun Davalı olduğu sonucuna varırız. Direksiyon hakimiyetini kaybederek önce sol ve sonra sağ bankete düşen ve daha sonra Davacının seyir hattına girerek arabaların çarpışmasına neden olan Davalı-dır. Davalının gözüne sinek veya buna benzer birşey girdiği iddiasını İlk Mahkeme dikkate almamakla hatalı hareket etmiş değildir. Çünkü böyle bir iddianın müdafaa takririnde yer almaması önemli bir eksikliktir. Ayrıca duruşma tarihinden önce öne sürülmeme-si iddianın sonradan uydurulmuş olduğu izlenimini uyandırmaktadır.
Davacı karşıdan gelen arabanın bankete düştüğünü görünce durabilirdi. Böyle yapsa kazayı önlemiş olacaktı. Bunun yerine yavaşlamayı ve korna çalmayı tercih etti. O koşullarda karşıdan gel-en arabanın nereye gideceğini bilmediği için Davacının kendisine uygun gelen tedbiri aldığı düşünülebilir. Ancak tedbir yetersiz kaldığından kaza meydana gelmiştir. Davcının korna çaldığını Davalı duymasına rağmen bunun kazayı önlemeye bir etkisi olmamıştı-r. Lehte aleyhte söylenebilecek tüm hususları dikkate alınca kazada esas sorumluluğun Davalıda olduğu, Davcının ise az da olsa kazaya katkıda bulunduğu kanısına varabiliriz. Bu durumda İlk Mahkemenin tespit ettiği %75 - %25 kusur oranına müdahale etmek içi-n bir neden bulunmadığı sonucuna varırız.
İkinci tartışma konusu olan genel tazminat miktarına gelince İlk Mahkeme bu konuda şöyle dedi:
"Yukarıda belirttiğimiz hukuki prensipler ışığında, keza benzer meselelerde verilen tazminat miktarını da göz önünd-e bulundurarak, davacının kazadan dolayı aldığı yaraları, çektiği sızı, ızdırap ve rahatsızlıkları, ayağının 3 hafta süreyle askıda kaldığını, tedavisinin 1 yıl devam ettiğini ve ileride devam edeceğini, 6 ay çalışamadığını, önümüzdeki 5 yıl içerisinde sem-entsiz kalça protezi ameliyatı geçirmesi gerektiğini, bu amaçla en az 40,000,000 ödeneceğini, tespit edilecek tazminatın derhal ve yekün olarak, davacıya tam mesuliyet esası üzerinden 60,000,000TL genel tazminat saptamayı adil ve uygun görürüz."
İlk Mahk-emede şahadet veren Dr. Tansel Doratlı'nın bulgularına göre, kaza anında arabada oturur vaziyette olan Davcının sol bacağı travma etksinde kaldı ve sol üst bacak (femur) kemiği, sol kalça yuvasından çıktı. Çıkarken meydana gelen zorlama neticesinde leğen k-emiğine ait kalça yuvasının (acetebulum) 1/3 kısmını teşkil eden bölümü kırıldı. Genel narkoz altında., Davacının çıkan femur kemiği kalçadaki yuvasına kondu. Meydana gelen kırık ve çıkık neticesinde femur kemiğinin baş kısmını besleyen 2 ana damardan biri-sinin kopmuş olabileceği ve bunun kanamaya sebebiyet verebileceği kuşkusu ile, Davacının bacağı 3 hafta süreyle askıya alındı ve kesin yatak istirahatı verildi. Davacı 3 haftalık tedavisinden sonra 30.9.1991 tarihinde değnekle yürümek ve ayak üzerine kısme-n baskmak koşuluyla hastahaneden taburcu edildi. Davcı 1 yıl süreyle Dr. Doratlı'nın kontrolü ve gözetiminde tutuldu. Devlet memuru olan Davacı kazadan dolayı 8 ay çalışamadı. Son durumu itibarıyle Davacının kazadan dolayı almış olduğu yaralar iyileşmiştir-. Yani çıkık (luxation) yerine konarak tespit edilmiş ve kalça yuvasındaki (acetebulum) kırık ise iyileşmiştir. Ancak Davacının almış olduğu yaraların etkisi devam etmektedir. Şöyle ki; fazla ayakta durduğu veya uzun süre oturduğu zamanlarda ayağında ağrıl-ar meydana gelmektedir.
Davacının aldığı yaraların ileride Davacıya yapacağı etkiler konsuunda Dr. Tansel Doratlı'nın yanısıra Dr. Hakan Dinçyüek de şahadet verdi. Bu iki doktorun şahadetleri incelendiğinde Davacının almış olduğu yaralardan dolayı ileride- sol bacağında total kalça protezi yapılması gerekeceği anlaşılmaktadır. Tanık doktorlar, Davacıya kalça protezi yapılması gerekeceği konusunda aynı görüşte olmakla birlikte protezi gerektiren tıbbi nedenler ve protezin yapılma zamanı hususunda farklı görü-ştedirler.
Dr. Doratlı Davacıya kalça protezi yapılması gerektiğini ileri sürerken, femur kemiğinin yuvasından çıkması sırasında kemiği besleyen ana damarlardan birinin koptuğunu, bunun femur başının yeterince beslenememesi sonucunu doğruduğunu, bu durum-un zamanla kemik başının erimesine yol açma ihtimali yarattığını, keza çıkık neticesinde kemikte kireçlenme meydana gelmesinin beklendiğini söylemiştir. Dr. Doratlı'ya göre, bu tip vakalarda protez ihtiyacı femur kemiği başının erime süresiyle orantılıdır -ve kendine iyi bakan bir hastada protez ihtiyacı kendine iyi bakmayan bir hastaya nazaran daha uzun sürede ortaya çıkmaktadır. Duruşma tarihinden 10 gün önce Davacıyı muayene eden Dr. Doratlı femur kemiği başında erime başgösterdiğini ve %59 oranında kireç-lenme oluştuğunu tespit etti ve kesin olmamakla birlikte 1 yıl içinde Davacının kalça protezine ihtiyaç duyacağı kanısına vardı.
Dr. Dinçyürek ise yaptığı klinik ve radyolojik tetkiklerde Davacıda kireçlenme başlangıcı olduğunu, acetebullumdaki kırığın, -kalçanın biyomekanik yüklemesini olumsuz yönde etkilediğini tespit etti ve kireçlenmenin zaman içinde artacağı, Davacıya 5 yıl içinde sementsiz sol kalça total protezi yapılması gerkeceği kanısına vardı.
Kalça protezi teşhis, ameliyat ve tedavisinde ihti-sas sahibi olan Dr. Dinçyürek'e göre, kalça protezi ameliyatları ancak gelişmiş hastahanelerde yapılabilen zor ameliyatlardır. Bu tür ameliyatların K.K.T.C'de yapılması mümkün değildir. Zaman zaman özel anlaşmalarla Türkiye'den davetli olarak gelen orteped-i uzmanları Lefkoşa Devlet Hastahanesinde kalça protezi ameliyatları yapmaktadırlar. Ancak Ameliyatın rutin olarak Kıbrıs'ta yapılması mümkün değildir. Böyle bir ameliyatın Türkiye'de yapılma masrafı ise 40-100 Milyon Türk Lirası arasında değişmektedir.
-Bu şahadet ışığında İlk Mahkemenin tespit ettiği tam mesuliyet esasına göre 60,000,000.-TL tazminatın az olduğu açıkça görülmektedir. Çünkü şahadet veren doktorların her ikisine göre de Davacının kalça protez ameliyatı olması kaçınılmazdır. Bu önemli ameli-yatın sadece masrafları 40-100 milyon arasında değişmektedir. Doktorların şahadet verdiği tarihten sonra para değerinde %100'ü aşan bir enflasyon olduğu dikkate alınırsa sadece ameliyat masraflarının bugünün parasıyle 100 Milyondan aşağı olmayacağı açıktır-. Diğer taraftan bu ameliyatın yaralının yaşamını etkileyen önemli bir ameliyat olduğu, kalça protezi yaptırmış bir kişinin sürekli olarak rahtsızlık çekeceği ve yaşamının etkileneceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle benzer davalarda verilmiş tazminatlara bakt-ığımız zaman oldukça yüksek miktarların tespit edildiğini görürüz.
Kemp and Kemp 1986 bası sayfa 8024'de yer alan Rich v. Sepns davasında Davacının yaralarına oranla daha az yaralar için Stg.4000 tazminat verilmiştir. 12 Temmuz, 1984'de hüküm verilmiş bu- davada Davacının kalçasında kazadan önce bozlumalar başlamıştı. Yaralanma kalça sorununu artırmış ve ileride kalça protezine ihtiyaç duyma ihtimalini ortaya çıkarmıştı. Önümzüdeki yaralanmaya daha çok benzreyen diğer bir örnek olarak Kemp and Kemp 1986 ba-sı sayfa 8020'de yer alan Clegg v. Rappaport davası üzerinde durabiliriz. 26 Ekim, 1982'de karara bağlanan bu davada yaralanmadan 4 yıl sonra yaralı muayene edilmiş ve kalçada bozulma başlangıcı tespit edilerek 10-15 yıl içinde kalça protezi gerekeceği sap-tanmıştı. Mahkemenin takdir ettiği tazminat miktarı Stg.10,800 olmuştu.
İngiliz içtiahtlarına atıfta bulunurken üzerinde durmamız gereken hususlardan birsi de Türk parası gibi Sterlinin değerinde de büyük düşüşler olmasıdır. Bu nedenle İngiltere'de veril-en tazminatları dikkate alırken bu tazminatın hangi yılda verildiğini ve para değerinin günümüzde hangi miktara tekabül ettiğini göz önünde tutmak zorundayız. Kemp and Kemp 1986 baskısı sayfa 600'deki listelerde Sterlinin değerindeki düşüşlerin ne kadar o-lduğu açıkça görülmektedir. Şöyle ki Temmuz 1986 yılındaki 2 Sterlin sekiz yıl önce yani 1978 yılındaki 1 Sterlinle aynı satın alma gücüne sahipti. 1986 yıllındaki 6 Sterlin ise 18 yıl önce 1968'deki 1 Sterlinle aynı satın alma gücüne sahipti. Dolayısıyle -İngiliz içtihatlarını değerlendirirken bu değişikliğin de göz önünde bulundurulması gerekir. Şüphe yok ki İngiltere'de takdir edilen tazminatları aynen Kıbrıs'a taşımak hatalıdır. Çünkü tazminat bir kişiyi mümkün olduğu ölçüde eski haline getirmek için öd-enen paradır. Hangi miktar paranın kişiyi eski haline getirmiş kabul edilebileceği o kişinin yaşadığı ülke koşullarına ve yaşadığı ülkede eline geçen parayla elde edebileceği olanaklara göre değişmektedir. Bu nedenle Kıbrıs'ta verilen tazminatların İngilte-re'ye oranla daha düşük tutulması doğaldır.
Ancak İngiltere'deki rakamlar dikkate alınırken bu rakamların yanıltıcı olmamasına özen göstermek yani Sterlindeki değer kaybını da göz önünde bulundurmak gerekir.
İlk Mahkemenin kararının bir bölümünde şöyle- denmektedir:
"Bu davada bize ışık tutması bakımından Kemp and Kemp 2. baskıda yayınlanan Cahili v. Cosby, Forste v. Hannah, Moore House v. Williams and Micahel davalarında verilen tazminat miktarlarına göz attık Yukarıda belirttiğimiz ve diğer benzer dav-alarda Davacının yaralanmaları için verilen genel tazminat miktarının 1200-3000 Sterlin olarak tespit edildiği görülmektedir."
Cahili v. Cosby davasında karar 1962 yılında Foster v. Hannah davasında ise 1959 yılında verilmiştir. Moorhouse v. Willams and -Michell davası daha da eski olup 1855 yılında karara bağlanmıştır. Yukarıda belirttiğimiz gibi sadece 1968 ile 1986 yılları arasında Sterlinin değeri 6 kat azaldığına göre ;İlk Mahkemenin tespit ettiği tazminat miktarının yetersiz olduğu açıkça ortadadır.
-
Önümzüdeki davada tazminat tespit ederken İngiltere'de bezner davalarda takdir edilen tazminat miktarlarını, Kıbrıs'ta hayat standardının daha düşük olduğunu ve Sterlinin zaman içinde değer kaybını dikkate almış bulunyoruz. Davacının yaralarını, çektiği -acı ve ızdırabı, geçirmek zorunda kalacağı kalça protezi ameliyatını ve bu ameliyatın masrafı ve getireceği rahatsızlıkları göz önünde bulundrurarak genel tazminatı tam mesuliyet esası üzerinden 240 Milyon olarak takdir ederiz. Davacının %25 karşıt kusuru -dikkate alınınca almaya hak kazandığı genel tazminat miktarı 180 Milyon olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle istinaf kabul edilir ve İlk Mahkemenin genel tazminat hükmü 180 Milyon TL'ye yükseltilir.
İstinaf masrafları aleyhine istinaf edilen tarafında-n ödenecektir.
(N. Ergin Salâhi) (Taner Erginel) (Metin A. Hakkı)
Yargıç Yargıç Yargıç
31 Ocak 1994
-
Full & Egal Universal Law Academy