-D.3/86 Yargıtay/Hukuk 30/85
(Dava No. 541/83; Mağusa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: Şakir Sıdkı İl-kay,Başkan, N. Ergin Salâhi, Aziz Altay.
İstinaf eden: Ali Giritli, Mağusa (Davacı)
ile
Aleyhine istinafe dilen: Zihni Bilgehan, Mağusa. (Davalı)
A r a s ı n d a.
İstinaf e-den namına: Şefika Durduran.
Aleyhine istinaf edilen namına: Osman Dağlı tarafından Kemal Aktay.
H Ü K Ü M
Şakir Sıdkı İlkay, Başkan: Sayın yargıç Ergin Salâhi'nin biraz sonra okuyacağı hükümle hemfikirim.
N. Ergin Salâhi: davacı müstenif, Mağusa'da E-renler Yolu No.1'de kâin dükkânın sahibidir. davalı, aleyhine istinaf edilen, ise konu taşınmaz malın kanuni kiracısı olup bu dükkânda turistik, elektrikli ev eşyaları ile buzluk ve gazocağı gibi eşyanın satışı ile iştigal etmektedir. Müstenif Mağusa Kaza -Mahkemesinde dosyalamış olduğu bir dava ile, konu dükkâna eşinin makul surette ihtiyacı olduğunu iddia ederek konu taşınmaz malın tahliyesini talep etmiştir. Davalı ise müdafaasında talep takririnde ileri sürülen hususları reddederek özetle; davacının konu- dükkâna makul surette ihtiyacı olamdığını, tahliye emri verilmesi halinde davacıya nazaran daha büyük müşkülata uğrayacağını iddia ederek tahliye emri verlimemesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Davayı dinleyen ilk mahkeme, tahliye konusu dükkânın yanında -bulunan ve davacının eşi tarafından 4-5 seneden beri kundura satışı maksadı ile kullanılan holün dar ve sıkışık olduğunu ve esasen bu holün üst katta davacı ve ailesinin ikamet etmekte olduğu hanenin tek giriş yerini teşkil ettiğini de dikakte alarak davac-ının bu dükkâna makul surette ihtiyacı odluğu bulgusuna varmıştır. Böyle bir tahliye kararının verilmesinin makul olup olmadığını da inceleyen ilk mahkeme, davacının mali gücü ile davalının mali gücünün bir mukayesesini yaparak, davalının mali gücünün mevc-ut alternatif dükkânların yaklaşık kirsı olan 30,000TL aylık kirayı ödemeyeceği kanaatına vararak tahliye kararının verilemsinin makul olamdığı kararına varmıştır. Ayrıca ilk mahkeme aynı nedenlere davalı olarak tahliye emri verilmesi halinde davalının dah-a büyük müşkülâta uğrayacağı kanaatına vararak tahliye talebini reddetmiştir.
istnaf bu karar aleyhine yapılmış olup özetle; İlk mahkeme, davanın mevcut olguları dikakte alındığında talep edilen tahliye emrinin verilmesinin makul olmadığı kanaatına varma-kla ve böyle bir tahliye emri verilmesi halinde davalının davacıdan daha fazla mütezarrır oalcağı bulgusuna varıp tahliye talebini reddetmekle hata ettiği hususundadır.
Bu meselede uygulanan 17/81 sayılı Kira (Denetim) Yasası'nın 7(1)(g) maddesi şöyledir-:
"7. (1) (g) Taşınmaz mala kiralayan veya eşinin veya 18 yaşını doldur-muş olan herhangi bir evlâdının makul surette ihtiyacı olması ve mahkemenin tahliye emri veya hükmü verilmesini makul addetmesi halinde;
Ancak, meselenin bütün durum ve şartları çer-çevesinde tahliye hükmü veya emri verilöesinin böyle bir hüküm veya emir verilmemesine nazaran daha büyük müşkülat yaratacağı hususunda kiracı mahkemeyi tatmin ettiği takdirde bu bnd kuralları uyarınca tahliye hükmü veya emri verilmez.
Bu bend amaçları b-akımından "meselenin bütün durum ve şartları" tabiri, kiracı veya mal sahibi için başka bir taşınmaz malın mevcut olup olmadığı ve mal sahibinin taşınmaz malı bu bend kuralalrı uyarınca tasarruf hakkı elde etmek amacıyla bu Yasanın yürürlüğe girmesinden so-nra satın alıp almadığını da kapsar.
"Kiracı için başka bir taşınmaz mal" tabiri, kiracının durumuna uygun bir taşınmaz malı da anlatır."
Bu maddede görülebileceği gibi makul ihtiyaca dayanılarak talep edilen davalarda davacının tahliye talebinde muvaf-fak olabilmesi için iki hususu ispat etmesi gerekir:
1. Dava konusu taşınmaz mala kendisinin veya eşinin veya 18 yaşını bitirmiş bir çocuğunun makul surette ihtiyacı olduğu.
2. Tahliye emri verilmesinin makul odluğu.
Bu ispat yükümlülüğünü yerine geti-ren davacı lehine tahliye kararı verilmesi gerekir. Ancak bu iki husus davacı tarafından ispatlanmasına rağmen meselenin bütün durum ve şartları dikakte alındığında tahliye hükmü veya emrinin verilemisin kiracıya mal sahibinden daha büyük müşkülat yarataca-ğı hususunda kiracı mahkemeyi tatmin ettiği takdirde tahliye hüküm veya emrinin verilmeyeceği yine aynı maddede görülmektedir. Bu maddeden açıklıkla görülebileceği gibi ilk iki hususta ispat külfeti tahliyeyi talep eden davacıda son şart bendindeki müşküla-t hususundaki ispat külfeti ise davalıdadır.
Önümzüdeki meselede ilk mahkeme şahadet ve olguları değerlendirdikten sonra davacının eşi ile birlikte oturmakta oduğu üst kattaki konutun girişini teşkil eden ve 1.95m. genişlik ve 7.90m. uzunluğunda olan bu -koridorun ayakkabı satış mağazası olarak kullanıldığını, mevcut raflar da hesaba katıldığında genişliğin, 1.30 metreye düştüğünü, durmun hayli sıkışık olduğunu ve bu yerde zorlukla satış işlerinin yürütülebildiğini dikkate alarak davcının eşinin konu dükkâ-na makul surette ihtiyacı olduğu bulgusuna varmıştır. davacı tarafından ispatlanması gereken tahliye emri verilmesinin makul olup olmadığı hususunun ilk mahkeme incelerken davanın tüm olgularını dikkate alması ve bunlar ışığında makul olup olmadığı kararın-a varması gerekirken esas itibarı ile ağırlığı davalının mali gücüne vermiş ve davacı ile davalının mali durumlarının bir mukayesesini yapıp davalının daha az güce sahip odluğu kanaatına vararak talep edilen tahliye kararının verilmesinin makul olmadığı ka-rarına varmış ve tahliye talebini reddetmiştir. İlk mahkemenin bu husustaki krarı şöyledir:
-"Davacı halen Limanlar Dairesinde memurdur, aylık maaşı temiz 43,000TL'dır. davacının kiraya vermiş odluğu üç dükkânı vardır. Bu dükkânlardan biri, ki dava konusudur, davalının kirasında olup, davalı bu dükkân için davacıya aya 720.TL kira bedeli ödemekte-dir. Ayda 720.TL kira bedelinin gülünç olduğunu hemen belirtirim. davalı da ödediği kira bedelinin gerçekten uzak olduğunu kabul etmektedir. davacı diğer iki dükkânın her birinden ayda 13,000TL kira bedeli almaktadır. davacının eşi halen pasajda sürdürmekt-e odluğu kundura satışından auda ortalama 30,000TL gelir elde etmektedir. Davcının 12 ve 13 yaşlarında iki çocuğu vardır. davacı kendine ait bir ebde ikamet etmektedir.
-
Davalı emekki memur olup, ayda 32,000TL emeklilği vardır; dava konusu dükkânda turistik ve elektrikli ev eşyaları satışı ile iştigal etekte ve ayda ortalama 35,000TL gelir sağlamaktadır. Davalının köyde 15 dönüm kadar tarlası vardır, bunun 3-5 dönümü bağ- ekilidir, ancak davalının tarladan veya bağdan bir geliri yoktur. davalının kendi işinde kullandığı bir dizel van arabası, bir Fort Esatate arabası ve küçük bir ferrari traktörü vardır. davalı hanımının hissesi olan bir evde ikamet etmektedir. Davalının d-ört bekâr çocuğu vardır; 23 yaşında bir kız, 21 yaşında İngilterede öğrenci bir oğlan, lisede öğrenci bir kız ve yine öğrenci bir oğlan çocuğu.
Huzurmdaki şahadetten Magosada mevcut boş dükkânlar için talep edilen kira bedellerinin davalının mali gücünün- üstünde odluğu görülmektedir."
Bazı hallerde tahliye kararının verilmeisnin makul olup olmadığı tezekkür edilirken olgular çok yönlü ve içiçe olması nedeni ile davalıya olacak müşkülat hsuusus ile brilikte ele alınıp karar verilmesi kaçınılmaz olabilir.- Bu hususta Halsbury's Law or England, 3rd Ed. Vol.23 sayaf 824 dep note (a)'da "the considerations of hardship largely overlap with the consideration whether it is reasonable to make the order1 denmeketdir. Olgular içiçe odluğu ve iki konutun birlikte kar-ara bağlanamsı gerektiği hususu bazı tahliye talepleri için geçerli olabilir. Ancaak önümüzdeki meselede bunun varit olduğu söylenemez. davalıya uygun ve duruşma günü itibarı iel makul sayılabilecek 30,000TL. aylık kira ödenmesi sureti ile icare dip taşına-bileceği muhtelif dükkânlar mevcuttu. Buna karşılık ilk mahkemenin de kabul ettiği gibi davacının eşinin kundura mağazası olarak kullandığı koridor ebatları ve üst kata geçit oalrak kulalnıldığı da dikkate alındığında gayet sıkışık bir durumda ticaret yapm-ağa zorlandığı görülmektedir. Böylesine zor ve sıkışık bir koridorda eşinin işini geliştirmesi bir yana günlük işlerini sürdürmesinde karşılaştığı zorluklar da dikkate alındığında tahliye emrinin verilemsiin makul odluğu aşikârdır. Böyle bir emrin verilems-ine tek engel davalının malid ruumu kalmaktadır. Bu husus emrin verilmesinin makul olup olmadığı başlığı altında değil de davalıya daha büyük müşkülat yaratılacağı başlığı altında tezekkür etmek yerinde ve uygun olur. Esasen bu hususta ispat külfeti davalı-da olduğuna göre bunun aksini düşünüp uygulamak Yasanın ilgili maddesinin özüne ve sözüne ters düşmeketdir. Bu nedenlerle ilk mahkemenin bu hususta hata ettiği görüşündeyim.
Tahliye emrinin verilmesinin davacıya nazaran davalıya daha büyük müşkülat yarat-acağı hususuna gelince; önümüzdeki meselede ilk mahkeemnin üzerinde durulmağa değer bulduğu tek müşkülat davalının mevcut alternatif dükkânların kriasınıödeyecek mali gücü bulunmadığı ve bunun davalıya müşkülat yaratacağı hususundadır. İlk mahkeme bu husus-u karara bağlarken tarafların mali güçlerinin bir mukayesesini yapmış ve bu mukayesesini üzerine dayandırdığı olgulara atıfta bulunmuştur. BU olgulara göz atıldığında davalı emekli olup dava günü itibarı ile ayda 32,000TL emekli maaşı almaktadır. dava kon-usu dükkânda turistik ve elektrikli ev eşyaları satışı yapmakta ve bundan da ortalama 35,00TL. aylık gelir sağlamaktadır. Davalının ayrıca köyde 4-5 dönüm bağ olan 15 dönüm kadar arazisi bulunmaktadır. Ancak davalının iddiasına göre bu arazideki bağ v.s. t-arım işlerini hobby olarak bir nevi vakit geçirmek için yapmakta ve bir gelir sağlamamaktadır. davalı ticarette ehil olup kendi iddiasına göre KKTC Ticaret Odası Asbaşkanıdır. geçmişte geniş çapta ithalat ve montaj işlerine girişmiş ve bu işleri bazı ortak-lar ile yürütmüştür. Sonradan bu işten de vazgeçmiştir. Şu anda elinde dizel van tipi bir arabası, Fort Eskort tipi bir arabası, ayrıca vakit geçirmek için yaptığını iddia ettiği tarım amaçları için kullandığı yeni bir traktörü mevcuttur. Bu traktörün bir- kısmını ödemiş ve bir kısmını da borç olarak durmakta ve bu borcuna belirli bir miktar para yatırmaktadır. Davalının ailevi durumu ve mükellefiyetlerine gelince davalı kalabalık bir aileye mensup bir aile durumunda olmakla beraber bakmakla mükelelf odluğu- 18 yaşının altında sadece iki çocuğu mevcuttur. geriye kalanlar 21 yaşın üzerinde ve bir kısmı evli şahıslardır. Olgular dikkatlice incelendiğinde bu şahıslara ne gibi paralar harcamak durumunda kaldığına dair belirgin bir şahadet mevcut değildir. Örneğin- İngiltere'de okumakta olan ve 21 yaşının üzerinde bulunan çocuğuna nasıl ve ne gibi para yardımı yapmakta olduğuna dair en ufak bir şahadet dahi mevcut değildir. davalının kendi şaahdetinden görüldüğü kadarı ile davanın duruşma günü itibarı ile 30,000TL a-ylık kira ödeyerek başka münasip bir dükkân bulabilecek durumda idi ve böyle dükkânmlar mevcuttur. Ancak bu dükkanların parasını ödeyecek durumda olmadığını iddia etmektedir. Müşkülat hususu karara bağlanırken davalının ödeme gücü davanın tüm olguları içer-isinde nazarı itibara alınabilecek faktörler- den birisidir ve ispat külfeti davalıya düşmeketdir. Mahkemenin bu hususta şüphede kalması ve müphem ve eksin oalrak bir yargıya varmaması halinde talep edilen tahliye emri verilmesi gerekir. Bak.- Gould v. Ann-esly (1939) L.J. B. C.C.R. p.343. Keza bu hususta bir yargıya varırken davalının sadece yapmış odluğu işten elde ettiği kâr değil de genel anlamdaki mali gücünün dikkate alınması geekir. Böyle bir değerlendirme yapılırken de ispat külfetinin davalıda odl-uğu dikkate alınarak değerlendirmenin bu gerçekler ışığında yapılamsı doğrudur. Önümüzdeki meselede davalının iddiasına göre yapmış olduğu ticaretten sadece 35,00TL aylık kazanç temin etmektedir. Ancak istintakında Fort eskort arabasını sadece bu maksat iç-in kullanmasının yeterli olamsına rağmen bunun yanında fuzuli olarak Fort dizel van tipi ve vakit geçirmek için yaptığını iddia ettiği tarımda kullandığı dava günü itibarı ile 800,000TL değerinde bir traktörü mevcuttur. Vanı sistematik oalrak haftada 2-3 d-efa deri toplamak için arkadaşlarına vermekte ve bunlardan da gelir sağlamamakatdır. Mali gücü itibarı ile zor durumda olan bir kişinin bu şekilde davranması ve bundan gelir sağlamadığı yönündeki iddiası oldukça mesnetsiz, hatta gülünç bir iddiadır. mali g-ücü kendisinin iddia ettiği gibi dar ve yetersiz ise işi için fuzuli sayılabilecek bu Van ile traktörü niçin elden çıkarmayıp da masraf edip kullanmaktadır. Bunun makul herhangi bir izahını vermiş değildir.
Tüm belirtilenler ışığında davalının mali gücün-ü doğru olarak Mahkeme önüne koymadığı ve bu hususta söyleidklerine inanmakla ilk mahkemenin hata ettiği görüşündeyim. Bu durumda davalının makul sayılabilecek TL30,000.- aylık kirayı başka bir dükkân için ödeyemeyeceğini ve dolayısıyle buaçıdan tahliye em-rinin verilmesinin böyle bir emrin verilmemesine nazaran daha büyük müşkülat yaratacağını davalı kanıtlayamamıştır.
Sonuç olarak istinafın kabul edilerek ilk mahkemenin hükmünün değiştirilmesi ve bunun yerine davacı lehine tahliye için hüküm ve emir veri-lmesi gerektiği görüşündeyim.
Meselenin tüm ahval ve koşulları ışığında verilecek tahliye emrinin, dükkânın aylık kirasının her ay sonu bir haftalık mehil ile müntazaman ödenmesi koşuluna bağlı olarak, aydan aya sekiz ay süre ile durdurulmasının uygun ol-acağı görüşündeyim.
Aziz Altay: İstinaf eden davacı Mağusa'da Erenler Yolunda zemin katta üç dükkân, bir koridor ve üstte bir evden ibaret bir binaın sahibidir. davacı üstekki evde ikamet etmekte, koridorda da eşi 1979 yılınan beri ayakkabı ticareti yapma-ktadır. Aleyhine istinaf edilen davalı ise söz konusu üç dükkândan biri olan 1B numaralı dükkânda yasal kiracı oalrak ourmakta ve elektronik ev eşyası ticareti ile iştigal etmektedir. Davacı, Mağusa Kaza mahkemesinde davalı aleyhine bir dava açtı ve 2m. ge-nişliğinde olan ve ayrıca üstekki evine de geçit görevini gören koridorun ayakkabı ticareti için uygun bir yer olmadığını ve işini geliştirmek isteyen eşinin ihtiyacına cevap vermediğini ilri sürdü ve bu amaçla daha uygun olan davalının 1B numaralı dükkanı-na makul surette ihtiyacı olduğunu ileri sürerek dükkânın tahliyesini istedi. Davalı dosyaladığı müdafaa takririnde davacının tüm iddia ve taleplerini reddetti ve her halükârda tahliye emri verilmesinin böyle bir emir verilmemesine nazaran daha büyük müşül-at yaratacağını iddia ederek davanın reddini talep etti.
İlk Mahkeme davayı dinledikten sonra davacının söz konusu dükkana makul surette ihtiyacı odluğu kanaatına vardı. Ancak tahliye emri verilmesinin makul olamdığı gibi tahliye emri verilmesinin böyle b-ir emrin verilmemesine nazaran daha büyük müşkülat yaratacağı sonucuna vardı ve davacının talebini reddetti. Davacı ilk mahkemenin her iki bulgusunda hataya düştüğünü ileri sürerek istinaf etti.
17/81 sayılı Kira (Denetim) Yasasının 7(1)(g) maddesi uyarı-nca makul ihtiyaca dayanılarak tahliye talep edilen davalarda davacının iki husus ispat etmesi gerekir:
(1) Dava konusu taşınmaz mala kendisinin veya eşinin veya 18 yaşını bitirmiş bir çocuğunun makul surette ihtiyacı olduğunu, ve
(2) Tahliye emri veril-mesinin uygun olduğunu.
Davacı her iki hususu ispat etse dahi, meselenin bütün durum ve şartları çerçevesinde tahliye hükmü veya emri verilmesinin böyle bir hüküm veya emir verilmeemsine nazaran daha büyük müşkülat yaratacağı hususunda davalı Mahkemeyi t-atmin ettiği takdirde tahliye hükmü veya emri verilmez. Bu maddede yer alan "meselenin bütün durum ve şartları" tabiri, kiracı veya mal sahibi için başka bir taşınmaz malın mevcut olup olmadığını da kaspar. Yine maddede yer alan "kiracı için başka bir taşı-nmaz mal" tabiri, kirqcının durumuna uygun bir taşınmaz malı da anlatır.
Önümüzdeki meselede, ilk mahkeme davacının tahliye emri verilmesinin makul olduğu hususunu ispat edemediğini belirtmiştir. Mahkeme huzurundaki şahadetten, davacının eşinin ayakkabı -ticareti yaptığı koridorun 7.90m uzunluğunda, 1.95m genişliğinde odluğu, ancak koridorun iki yanına yerleştirilen raflar da hesaba katıldığında genişliğinin 1.30m kaldığı görülmektedir. İlk mahkeme davacının konu dükkâna ihtiyacı olduğuna kanaat getirdikte-n sonra böylesine dar ve sıkışık bir koridorda eşinin işini geliştirmesi bir yana, günlük işleri sürdürmekte karşılaştığı güçlükler dikkate alındığında tahliye emrinn verilmesinin makul olduğu açıktır ve ilk mahkemenin aksine bir bulgu yapmakla hataya düşt-üğüne kuşku yoktur. Ne var ki davacı konu dükkana makul surette ihtiyacı bulunduğunu ve tahliye emri verilemsinin makul dluğunu ispatlamış olsa dahi yukarıda belirtildiği gibi, Yasanın 7(1)(g) maddesi uayrınca davalı, meselenin bütün durm ve şartları çerçe-vesinde thaliye hükmü veya emri verilmesinin böyle bir hüküm veya emir verilmemesine nazaran daha büyük müşkülat yaratacağını ispat etmesi halinde tahliye hükmü veya emri verilmez. Müşkülat knusunu incelerken mahkemenin davacı ve davalı ile ilgili tüm husu-sları dikkate alamsı ve gerekli değerlendirmeyi buna göre yapması gerekir. Mahkemenin bu konudaki kararı olgusal odluğu cihetle genellikle istinaf konusu yapılamaz, meğer ki mahkeme huzurunda bulgu yapacak şahadet bulunmasın veya dikkate alması gerken bazı- hususları dikkate almasın veya dikkate alamamsı gereken hususları dikkate almış olsun veya başka şekilde yanılgıya düşmüş olsun. The Rent Acts By R.E. Mogarry Q.C. 1oth Ed. Vol.1 sayfa 296'da şöyle denmektedir:
-"(f) Appeals. On an appeal, the court will be slow to interfere with the decision of the trial judge on the balance of hardship; for this is primarily a question of fact. To suceed, an appellant must "show that the country court judge misdirected himself -on a question of law or that he based his judgment on some finding of fact of which there was no evidence." If in drawing up the "statutory balance sheet" there is some evidence of harship one ach side, the decisoin of the trial judge is final. It is other-wise if there is no evidence of hardship on one side, or if the trial judge has held to be hardsip some matter which in law is not, e.g. "the absence of a view of a neighbouring hill, river, tree, or something pleasant of that kind."
-
Sims v. Wilson 81946) 2 All E.R. p.261 at 264'te şöyle denmektedir:
"But it is conceded and rightly conceded, by the counsel for the plaintiff that this question of "greater hardship" is a question of fact on which there is no appeall unless there is no- evidence upon which the country court judge could so find, or unless he has misdirected himself in sme way."
Önümüzdeki meselede ilk mahkeme davacının mali durumunun davalıya nazaran daha iyi olduğu, 12 ve 13 yaşalrında iki çocuğu, davalının ise 23 yaşı-nda kendisi ile birlikte yaşayan bekâr bir kızı, İngiltere'de tahsilde 21 yaşında bir oğlu ve ayrıca liseye devam eden başka iki oğlu daha bulunduğu, Mağusa'da mevcut boş dükkânlar için talep edilen kiranın davalının mali gücünün üstünde olması endeni ile- tahliye emri verlimesi halinde başka bir dükkân kiralayabilme- sinin mümkün olmadığı, halbuki tahliye emri verilmemesi halinde davacının eşinin 1979'dan beri koridorda sürdürmekte olduğu ticari işlerini sürdürmeye devam edeceği hususunda bulgu yaptı.
Da-vacı, istinafın duruşmasında daha ziyade davalının mali durumu üzerinde durdu ve ilk mahkemenin davalının başka bir dükkân kiralayacak durumda olmadığı bulgusunun hatalı olduğunu ileri sürdü. Kışkusuz mali durum dikkate alınacak hususlardan biridir. Kelly -v. Goodwin (1947) 1 All E.R. 810 at 812'de şöyle denmektedir:
-"The next matter one has to consider is whether there was evidence on which the country court judge could come to the conlusion that there would be greater hardship in making the order. he has taken into account, in relation to that question, first, the p-osition of the landlord, and, secondly, the position of the tenant. he has taken into account the financial means of the tehnant. It is argued before us that he was wrong in doing that. In my view, he was quite entitled, in considering hardship, to have re-gard to the financial means of the tenant in cnsidering whether he could obtain other accommodation because, by reasın of his means, he was in a position, not merley to rent premises, but to buy a house."
-
Davalı şahadetinde 32,000TL emeklilik maaşı ve son iki yıldan beri dükkanından ayda 30-35,000TL kazancı odluğunu, bunun dışında başka geliri bulunmadığını söyledi. Davalı Balalan köyünde 4 dönüm kadarı bağ olmak üzere 15 dönüm kadar arazisi bulunduğunu a-ncak bundan masraflarını bile karşıla-madığını iddia etti. Sıkı bir istintaka tabi tutulduğu halde davalı bu şahadetinde sarsılmadı. Öte yandan davacı, davalının emeklilik maaşı ve dükkânından sağladığı gelir dışında bir geliri olup olmadığı hususunda güve-nilir ve ilk mahkemenin dikkate alabileceği bir şahadet vermiş değildir. Davacı istintakı sırasında "3 yıldan beri devam eden kuraklıktan binlerce dönümü olanlar sıfır altında sıfır alırlar ne dersin" şeklindeki bir soruya, "içerisinde değilim bilmem" şek-linde bir cevap vermiştir. Davalının malından bir kâr sağlamadığına ilişkin bir başka soruya da sadece "vardır" demekle yetinmiştir.
Davacı istintakında yine davalının mali durumu ile ilgili olarak maavi 45-46'da şöyle demiştir:
"S. Ben sana diyorum bug-ün davalı bu imkânlarla, bu çalışmaa gücü ile bu çalışma kapasitesi ile kazandığı para çoluk çocuğunu ancak ve ancak böyle dikediz geçindirebilir durumdadır diyorum sana. Mali portresi budur. Siz çalıştınız kazandınız tahtaya vururum, fakat maalesef bu her-kese yâr değildir.
C. Mali durumuna ne yapayım, Hükümet değilim yardımcı olayım.
S. Dolayısıyle diyorum sana ki bu davalının bu dükkânın dışında tutacağı ne başka bir dükkân vardır ne de mali gücü böyle bir dükkân varsa tutacak kuderet ve güçtedir diyo-rum. Sen de biliyorsun çocukların durumunu, nihayet dayılarısın. Cevap verirken elini vicdanına koy.
C. Tutsun, ben nasıl ezildim, çıksın başka taraftan tutsun. Ucuz iken gösterdik gitmedi.
S. Ucuzken gösterdin diyorsun, bu ucuzken gösterdiğin biraz ö-nce ifade ettiğin 3 sene önceki durumdu?
C. Evet."
Mavi 47'de şöyle demiştir:
"S. Ben diyorum davalı bugünkü mali gücü ile hiçbir şekilde eğer dükkan varsa bile, ki yoktur, bugünkü kira durumu ile böyle bir dükkan kirası vermeye mali gücü müsait değil-dir.
C. Dükkan vardır ve beni ilgilendirmez."
Davacının yukarıda alıntısı yapılan şahadetinde de açıkça görüleceği gibi davalının köydeki malından belli bir geliri olduğunu iddia etmediği bir yana, davalının mali durumunun da genelde kötü olduğunu, hat-ta mali sıkıntı içinde bulunduğunu kabul eder anlama gelen cevaplar vermiştir. Davalının 4 dönüm bağ ve 10 dönüm de kuru araziden ibaret oaln köydeki malından ilk nazarda bir geliri olduğu düşünülebilir. Ne var ki davalı ısrrla köydeki malından bir geliri -olamdığını davanın başından iddia etmiş ve davacıyı da bu hususta sıkı bir istintaka tabi tuttuğu halde, davacı yuakrıda alıntısı yapılan şahadet dışında birşey söylememiştir. Davalının köydeki malından bir geliri olmadığını iddia ettiğini bilmesine rağmen- onun bu iddiasını çürütmek için başka şahadet çağırmak yönüne de gitmemiştir.
davalının tekzip edilmemiş şahadetine göre 3-4 dönüm bağı vardır ve bunu hobby olarak yapmaktadır. Bu bağın bir kısmı kara, bir kısmı beyaz, bir kısmı da sulatni cinsidir ve h-alen sadece ailenin ihtiyacını karşılayacak kadar ürün almaktadır. "Siz hiç çarşıya üzüm götürmez misiniz" sorusuna da davalı "hiç, ispat edebilirsiniz istiyorsanır" şeklinde bir cevap vermiştir. 3-4 dönümden ibaret olan bağda 3 ayrı cins üzüm yetiştirmiş -olamsının, aksine şahadet olmadıkça, ilk bakışta ticari bir amacın güdülmediği, en azından üzerinde durulmaya değer bir gelir kaynağı olmadığı izlenimini vermektedir.
İlk mahkeme huzurundaki şahadeti değerlendirdikten sonra, davalının şahadetini tercih e-tti ve davalının köydeki malından bir geliri olmadığı kanaatına vardı. Yukarıda alıntısı yapılan davacı ile davalının şahadeti karşısında, kanımca ilk mahkemenin başka türlü bir kanaata varmasına da olanak yoktu.
Davacının üzerinde durduğu başka bir husu-s ise, davalının sahibi odluğu Van dizel bir arabasını deri taşımasında kullandığıdır. Davalı bu aracını Mustafa şadan adında bir arkadaşının yeni açtığı bir deri fabrikasına deri taşıması için haftada 3 defa ½ saatlığına verdiğini, yakıtın arabaya arkadaş-ı tarafından konduğunu, arkadaşı ise ueni baladığı için bir ücret almadığını söyledi. Buna rağmen davacı aracın belli bir ücret karşılığında verildiğini iddia etmiş değildir. Bu husustaki şahadet mavi 92'de aynen şöyledir:
"S. Atlılar'daki fabrikaya deri -toplayıp götürüyormusunuz? Yemin etti-niz.
C. Yemin ederim. Ben Atlılar'a deri toplayıp götürmedirm, kendileri alırlar benim vasıtamı kullanırlar, hepsi o kadar. Benim özel arabam, dizel iş arabam vardır onu kullanırlar.
S. Kim toplar?
C. Atılar'da fab-rika vardır, Mustafa Şadan ismli birisine aittir. Onlarla aile dostluğumuz vardır, işe yeni başladılar. Benden arabamı kullanmak istediler, ben de izin verdim.
-Karşılıksız alırlar?
-Mazot dökerler işlerini yaparlar.
S. Bu arabayı günde kaç saat onlar kullanır?
Yarım saat. Haftada 3 defa bundan salhaneden alir Atlılar'a gider-ler."
Davacı, davalının Van dizel bir arabası, benzin ile çalışan başka bir arabası ve bir de traktörü bulund-uğuna göre kazancının iyi olması gerektiğini savundu. ne var ki şahadetten station tipi arabanın 1968 yılında, Van tipi arabanın 1981 yılında, traktörün de iki yıl kadr önce ve bu dava dosyalanmazdan evevl ve işlerinin iyi gittiği dönemde satın alındığı, t-raktör için hala borcu bulunduğu görülmektedir. Bu şahadet davalının dava ile ilgili zamanlardaki mali durumunun iyi olduğu anlamına gelmez. Nitekim davalı eskiden iyi olan işinin son iki yıldan beri iyi gitmediğini iddia etti ve ilk mahkeme de davacının b-u konudaki şahadetini kabul ettti.
İlk mahkeme davalının 32,000TL emeklilik maaşı ile dükkândan sağladığı 30,000-35,000TL aylık kazancı dışında başka bir geliri olmadığı hususunda bulgu yapmıştır. Mevcut şahadet ışığından Mahkemenin bu husustaki bulgusun-un hatalı odluğu söylenemez. davalıyı yakından izlemek fırsatını bulan ve onu dürüst bir şahit olarak nitelendiren ilk mahkemenin, davalının şahadetini doğru oalrak kabul edip kazancı hsusuunda yapmış odluğu bulgusuna yargıtayca kolaylıkla müdahale eilmez.- Yargıtay/Hukuk 8/77 sayılı istinafta sayfa 2'de şöyle denmektedir:
-"Bir alt kademedeki Mahkemenin olgular hususunda yaptığı herhangi bir bulguya Yüksek Mahkeme, istinaf mahkemesi olarak kolay kolay müdahale etmez. Bilhassa mahkemenin olgular huusundaki bulgusu şahadet verenlerin, şahadet verirken takındıkları tavır ve ha-reketlerine istinat ettirilmişse istinaf mahkemesinin bu gibi bulgulara müdahale etmezden önce çok dikkatli davranması gerekir. Ancak alt kademedeki mahkemenin bulgusu mahkeme huzurunda verilen direkt veya zahiri delillere istinat ettirilmişse ve alt mahke-menin bu hususta verdiği gerekçeler ikna edici değilse veya mahkeme huzurunda verilen direkt veya zahiri deliller tarafından desteklenmiyorsa istinaf mahkemesinin bu gibi bulgulara müdahale etmesi gerekir."
-
Hukuk İstinaf 8/70 sayfa 3'te şöyle denmektedir:
"İstinaf sebeplerinin ikincisini ele alalım. Bidayet Mahkemesi verilen şahadeti tetkik ettikten sonra müstedaaleyhin kocasının vermiş olduğu şahadeti kabule şayan bulmadı. Bidayet Mahkemesinin şahadet hus-usunda vardığı kanaatı İstinaf Mahkemesinin bozması için varılan kanaatın yanlış olduğuna İstinaf Mahkemesinin kanaat getirmesi lâzımdır ve bunun kati olarak yanlış olduğunu ispat etmek de istinaf edene düşer."
Hukuk İstinaf 8/71'de de şöyle denmektedir:
-
"Yüksek Mahkeme, istinaf mahkemesi olarak şahitlere inanıp inanmama ve vakıalar hususunda Bidayet Mahkemesinin varmış olduğu kanaatı hangi hallerde bozabileceğini veya tadil edebileceğini daha evvel vermiş olduğu birçok kararlarda sarahaten belirtmiştir.- Bu gibi hallerde Bidayet Mahkemesinin kanaatının kat'ı olarak yanlış odluğu hususunda istinaf edenin Yüksek Mahkemeyi ikna etmesi gerekir."
Yukarıda alıntısı yapılan içtihat kararlarında benisenip kabul edilen ilkelere göre İlk Mahkemenin olgulara dayal-ı bulgularına müdahale edilebilmesi için bulguların dayandığı gerekçeler gayri makul veya yetersiz ise veya şahadet bir bütün olarak ele alındığında yapılan buguyu desteklemiyorsa, ilk mahkemenin bulgusu Yargıtayca değiştirilebilir. Önümzüdeki meselede ilk- mahkemenin yapmış olduğu bulgunun makul olmayan gerekçelere veya yetersiz şahadete dayandığı söylenemez. Aksine şahadet bir bütün olarak ele aındığında yapılan bulguyu destekler nitelikte olduğu görülmektedir. Bizzat davacının kabul ettiğine göre kendisi -ile karısının aylık kazancı 100,000TL kadardır. Bu miktara gümrükte çalışan davacının ek mesaiden aldığı dahil değildir. davacının karısı istintakında dar koridorda başlangıçta az bir sermaye ile başlattığı işinin geliştiğini ve bugün sermayenin kat kat bü-yüdüğünü kabul etmiştir. "Bir yere ihtiyacınız yahut maddi sıkıntı içerisinde değilseniz" şeklindeki soruya, "mecburuz çünkü dükkân açtık" karşılığını vermiştir. Gerek davacı gerekse karısı mali durumlarının iyi olmadığını herhangi bir şekilde iddia etmiş -değillerdir.
Davalı Mağusa'da dükkân kiralarının 30,000-45,000TL arasında olduğunu, ayrıca 6 aylık peşin veya 100,000TL depozit istendiğini söyledi ve bu hususta istintak dahi edilmedi.
Tahliye emri verilmesinin böyle bir emrin verilmemesine nazaran da-ha büyük müşkülat yaratıp yaratmayacağı hususunu incelerken, ilk maahkeme kuşkusuz tarafların ailevi yükümlülüklerini ve genel olarak mali durumlarını dikkate alır. Davacının mali durumunun davalıya nazaran daha iyi odluğu açıktır. davacının 100,000TL aylı-k geliri odluğu, ayrıca gümrük memuru oalrak ek mesai aldığı ve karısının günden güne gelişen ve sermayesi büyüyen bir dükkânı, 12 ve 13 yaşalrında iki çocuğu olduğu görülmektedir. davalının ise 65,000TL kadar aylık kazancı 23 yaşında evlenme çağında bir k-ızı, İngiltere'de tahsilde bir oğlu, ayrıca Namık Kemal Lisesine devam eden biri 16 diğeri 17 yaşında iki oğlu vardır. Buna ilâveten davacı, davalının mali sıkıntı içerisinde olduğu yönünde şahadet verdi.
İlk mahkeme tarafların mali durumlarını ailevi yü-kümlülüklerini, Mağusa'da boş dükkânlar için talepe dilen kiraların davalının mali gücünün oldukça üzerinde olduğunu ve bu mali gücü ile yeni bir dükkân kiralayabilmesinin mümkün olmadığını, davacının eşinin ise 1979 yılından beri koridorda sürdürmekte old-uğu ayakkabı satışını yine aynı yerde sürdürmeye devam edebileceğini dikkate aldı ve tahliye emri vermenin böyle bir emrin verilmemesine nazaran daha büyük müşkülat yaratacağı kanaatına vardı. Böylece ilk mahkeme tahliye emri verip başka dükkan kiralayacak- mali gücü olmayan davalının ış düzenini tamamen bozmak ve onu daha da mali bir çıkmaza sokmaktansa, dar ve sıkışık bir durumda olamsına rağmen günden güne gelişen ve sermayesi büyüyen davacının işini 7 yıldan beri olduğu gibi, koridorda sürdürmesini uygun- buldu. Kanımca tüm bu şahadet ve olgular ışığında İlk Mahkemenin böyle bir kanaata varması hatalı değildir.
Sonuç olarak istinafın reddedilmesi ve davanın tüm olguları dikkate alındığında masraflarla ilgili herhangi bir emir verilmemesi gerektiği görüşü-ndeyim.
Şakir Sıdkı İlkay, Başkan: Sonuç olarak istinaf, oyçokluğu ile, kabul edilir ve ilk mahkemenin hükmü değiştirilerek davacı lehine tahliye için hüküm ve emir verilir.
Tahliye emri, dükkânın aylık kirasının her ay sonu bir haftalık mehil ile munta-zaman ödenmesi koşuluna bağlı olarak, aydan aya sekiz ay süre ile durdurulur.
İstinaf masrafları ile ilgili herhangi bir emir verilmez.
(Şakir Sıdkı İlkay) (N. Ergin Salâhi) (Aziz Altay)
Başkan - Yargıç Yargıç
31 Ocak 1986
-
14
-
Full & Egal Universal Law Academy