-D.46/88 Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 30-31-32/88
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Niyazi F. Korkut, Taner Erginel
Yargıtay/Hukuk 30/88
(Dava No: 1948/8-6; Lefkoşa)
İstinaf eden: 1. Şener Levent
2. Kipo Gazetecilik
3. Kıbrıs Postası Basın yayın Şti.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Mehmet Bayram
A r a s ı n d a.
İstinaf edenler n-amına: Ergin Ulunay
Aleyhine istinaf edilen namına: Fuat Veziroğlu ve Ömer Adal
Yargıtay/Hukuk 31/88
(Dava No: 1949/86; Lefkoşa)
İstinaf eden: 1. Şener Levent
2. Kipo Gazetecilik
3. Kıbrıs Postası Basın Yayın Şti.
ile
Aleyhine ist-inaf edilen: Dr. Derviş Eroğlu
A r a s ı n d a
İstinaf edenler namına: Ergin Ulunay
Aleyhine istinaf edilen namına: Fuat Veziroğlu ve Ömer Adal
Yargıtay/Hukuk 32/88
(Dava No: 1950/86; Lefkoşa)
İst-inaf eden: 1. Şener Levent
2. Kipo Gazetecilik
3. Kıbrıs Postası Basın Yayın Şti.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Taşkent Atasayan
A r a s ı n d a
İstinaf edenler namına: Ergin U-lunay
Aleyhine istinaf edilen namına: Fuat Veziroğlu ve Ömer Adal
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç Taner Erginel okuyacaktır.
Taner Erginel: Başbakan Derviş Eroğlu, dava tarihinde Ekonomi ve Maliye Bakanı Taşkent- Atasayan ve Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Mehmet Bayram, Lefkoşa Kaza Mahkemesinde birer dava açarak Gazeteci yazar Şener Leventin 17.7.86 tarihli Jaguar ve Mersedes başlıklı yazısıyla kendilerine hakaret ettiğini iddia ettiler. Dosyalandıktan sonra bir-leştirilen üç davanın duruşması sonunda Kaza Mahkemesi Şener Levent ve diğer iki davalının Derviş Eroğluna 50 Milyon TL, Taşkent Atasayana 20 Milyon TL ve Mehmet Bayrama 10 Milyon Tl tazminat ödenmesine karar verdi. Davalılar bu karara karşı istinaf dosyal-ayarak Kaza Mahkemesinin hem tazminata hükmetmekle hem de tazminat miktarını yüksek tesbit etmekle hatalı hareket ettiğini iddia etmeketdir. Davacılar ise dosyaladıkları mukabil istinafta tazminat miktarını düşük tuttuğu için Mahkemenin hatalı harket ettiğ-ini iddia etmeketdirler.
İstinafta tartışılan konuları anlayabilmek için davanın olgularını özetlemeye çalışalım:
Gazeteci - yazar Şener Leventin 17.7.1986 tarihli Kıbrıs Postası gazetesinde yayınlanan Jaguar ve Mersedes başlıklı yazısına ilgili kısıml-arın altını çizerek bir göz atalım.
"Jagauar ve Mersedes..
"Son günlerde Türkiye basınının manşetleri altüst oldu. Konu ne?
- Muzır bir Jaguar!
Okudukça düşünüyorum:
-- Acaba Türkiye'deki meslektaşlarımız da denktaş'ındediği gibi oto-kontrolu mu kaaybetti?
Koskoca başbakan rüşvetle suçlanıyor . hem de rüşvet ki ne rüşvet..
52 milyon liralık 86 model Jaguar!
Ülkemize çağırdığımız, meydanlarda alkışladığımız, kutsal pak-etini bağrımıza bastığımız Sayın özal'a böyle leke sürülür mü?
Ayıp çok ayıp..
Alt tarafı basit bir hediyecik..
Zeki Küçükberber gibi mümtaz bir iş adamı koskoca başbakanının kızına bisiklet hediye edecekd eğildi ya..
Bir Jaguarcık aldıysa ne çıakr?
Çıkar -mı çıkar işte.. Hainler kaleme sarılıverdi hemen. Gözleri kıskançlık ve çekememezlikle kararanlar altını üstüne getirdiler ortalığın...
Ama Sayın özal ağzının payını veriyor bunlara.
Ne diyor?
- Fırsatçılar!
Ha şöyle ..
Haddini bilmeyenlere haddini bildir-mek gerek!
Hem anavatanda yaşayacaklar, hem de anavatan başbakanını küçük düşürecekler... Biz bie yavruvatanda anavatan başbakanına toz kondurmayız.
Ağzını yırtarız ona söz söyleyenin..
İstanbul ve Ankara'dakilerin de haberi olsun.
Anavatan başbakanımıza h-akaret edemezler.
Ederslerse alacağı olsun hepsinin de..
Sizi gidi alçalklar sizi... Sizi gidi fırsatçılar...
Ne zamandan beri rüşvete çıktı hediyenin adı; Hediye insan sevgisinin bir parçası değil mi? Bir dolmakalem de olabilir bu. Bir çakmak, veya bir b-uket çiçek de.
Neden jaguar olmasın?
Al bir 86 model, yaz üstüne:
- Çam sakızı, çoban armağanı!
Bizde böyle hediyeceikler yok mu sanki?
Orada Jaguar veriliyorsa, bizde de Mersedes rağbette!
neden Mersedes?
Akdeniz iklimine daha uygun da ondan: Alevkaya'ya- kantara'ya daha kolay tırmanır..
Biz dedikoducu değliz ama.. Ellalemina ldığı hediyelerde ne gözümüz var, ne gönlümüz... Aslınlar seve, seve, tepe tepe kullansınlar.
Bakın ne dedikodular yayıyorlar:
- Derviş Eroğlu, Taşken Atasayan ve Mehmet bayram'a yirm-işer milyonluk son model Mersedesler armağan edilmiş.
Kim hediye etmiş?
- Bir Mersedes ithalatçısı!
Doğru mu, değil mi bilmem. Ama doğruysa da zararı yok. Bana sorarsanız helaldir helal.
Diyeceğim şu:
Mersedesleri aldılarsa, Özal gibi sakın telaşa kapıl-masınlar.
Sayın Özel kalkmış geri göndermiş 52 milyonluk jaguarı sahibine.
Çılgınlık.. Üstelik ayıp.. Alınan hediye hiç geri verilir mi?
Eroğlu Özal'ın ekonomik modelini örnek alabilir kendine, ama bu davranışına sakın kanmasın ve ayni yolu seçesim..
Ne ka-nla alınan toprak geri verilir, ne de küçük bir teşekkürle alınan o çam sakızı çoban armağanı hediye!"
Bu yazı ile kendilerine hakaret edildiğini düşünen Davacılar yazıya tepki gösterdiler. Başbakan Derviş Eroğlu ile Rkonomi ve Maliye Bakanı Taşkent Atas-ayan Kıbrıs Postası gazetesine birer tekzip gönderdiler. Daha sonra her üç davacı istinaf konusu olan davaları açtılar.
Davacılar bu davalarda, hediye olarak 20 Milyon liralık Mersedes araba almanın aslında rüşvet alma anlamına geldiğini ve bu hakaret ne-deniyle şeref ve haysiyetlerinin zarar gördüğünü iddia ettiler.
Talep takririnde yer alan iki paragrafa göz atmamız yararlı olacaktır.
"9) Davacı iddia ederki, bakanlık mevkiinde bulan ve/veya hediye örtüsü altında rüşvet olan ve/veya takriben 20 Mily-on liralık bir şeyi hediye olarak kabul eden bir kişi, vasat ve/veya makul vatandaş nezdinde iffetsiz ve/veya hilekâr ve/veya şerefsiz ve/veya haysiyetsiz ve/veya ahlaksız ve/veya suihali olan ve/veya siyasal ve/veya idari sorumluluktan yoksun bir kimse s-ayılır."
"13) Dava konusu yazı ve/veya içerdiği anlamlar ve/veya içerdiği anlaşılan anlamlar davacıyı küçük düşürdü ve/veya küçük düşürücü niteliktedir ve/veya davacının politik kariyerini zayıflattı ve/veya yeniden seçilme şansını olumsuz yönde etkiled-i ve/veya etkileyici niteliketdir ve/veya davacının zarar ziyana uğramasına neden oldu."
Bu noktaya kadar normal bir hakaret davasının özelliklerini taşıyan olaylar sıra müdafaa takririne geldiği zaman dikakti çeken bir farklılık gösterdi. Davalılar davc-ıların birer mersedes araba ithalatçısından hediye olarak aldığını yani olguların gerçek olduğunu iddia etmediler. Diğer bir deyişle Şener Leventin dedikodulara dayanarak yazdığı haber gerçek dışı idi ve Türkiyede Jaguar hediye edildiği gibi Kıbrıs'ta da M-ersedes arabalar hediye edilmemişti. Diğer hakaret ve iftira davalarını incelediğimiz zaman böyle gerçek dışı bir olaya dayanan ve hakaret içeren yazıyı savunmanın ne kadar zor olduğunu görürüz. Özellikle rüşvet alma gibi suç isnat eden bir hakaret davasın-da davalıların olayın gerçek olduğunu bir ceza davasında sanığın suçlu olduğunu kanıtlar gibi kanıtlayabilmeleri gereklir. (Bak: Halsbury's Laws of England Third Edition Vol:24 par.85) Bu tür davalarda gazetecinin araştırma yapması ve bulduğu deliller sonu-cu olayın gerçek olduğuna inanması bile müdafaa için yeterli değildir. Yasal durumu daha iyi anlıyabilmek için atıfta bulunulan Jeffery Archer'in star gazetesi aleyhine açtığı davaya bir göz atalım. Bu davada gazete, Jeffrey Archerin bir genelev kadını ile- ilişki kurduğu hususunda bilgi alınca önce bunu yazmayı reddetti. Ancak gazeteye bu bilginin doğru olduğuna ilişkin deliller sunulmaya başlandı. Gazete yine ihtiyatlı davrandı ve genelev kadınına olayı gizli tutmak için Jeffrey Archerden para istemesini s-öyledi. Jeffrey Archer kadına olayı gizli tutması için para vermeyi kabul etti. Yani diğer delillerin yanı sıra Jeffrey Archer de olayın doğru olduğunu teyid eden harketlerde bulundu ve bundan sonra yazı yayınlandı. Yazı yayınlandığı zaman gazete olayın do-ğru olduğuna inanıyordu veya doğru olduğuna inanması için yeterli neden vardı. Buna rağmen ortada bir suç isnadı olduğunu göz önünde tutan Mahkeme olayın gerçek olduğunun Mahkemede kanıtlanmasını istedi. Gazete Mahkemede Jeffrey Archerin genelev kadını ile- ilişki kurduğunu kanıtlayamadı ve tazminata mahkûm oldu.
Görüleceği gibi suç isnat eden bir hakaret davasında müdafaanın, başarılı olabilmesi için hakaret ve iftira oluşturan olayın gerçek olduğunu kanıtlaması gerekmektedir. Diğer bir deyişle gerçeği ka-nıtlama hakaret ve iftira davalarında müdafaanın temelini oluşturmaktadır. Bu temele dayanmıyan müdafaanın diğer sınırlı müdafaalara başvurmaktan başka çaresi kalmaz. Nitekim davalılar da bunu yapmışlardır.
Müdafaa takririnin 2.ci paragrafı şöyledir:
"2-. Davalılar Talep Takririnin 7. paragrafının içeriğini ve ileri sürülen tüm iddiaları birer birer red ve inkâr ederler. Davalılar dava konusu metni iyi niyetle, doğru olduğuna inanarak, kamu yararına, kamuoyunu aydınlatmak amcıyle ve Anayasanın öngördüğü a-nlatım, fikir, basın ve eleştiri özgürlüklerinin sınırları içerisinde yayımladılar."
Davalılar bu müdafaa ile yetinmeyip Müdafaa takririnin 3. pragrafında yeni iddialar öne sürdüler. Müdafaa takririnin 3.cü paragrafı şöyledir:
"3. Davalılar iddia eder k-i, Dava konusu amanlarda bir ithhalatçı İngilter'den çalıntı ikinci el motorlu arabaları, Mecedes ve Golf tipi arabalar dahil, Kıbrıs'a ithal etti ve piyasaya sürdü. Bu konu kamuoyunda ve Basına yansıdı.
Tafsilât
Dava konusu çalıntı ikinci el arabaların K-ıbrıs'a ithal edilmeleri, Bakan ve davacının ve/veya Hükümetinin ve/veya Hükümetin sorumlu olduğu Bakanlıkların bilerek bu çalıntı ithalatlara ve/veya ikinci el araba ithalâtlarına izin vermelerinden ve/veya Davacı ve Hükümetin devleti yönetecek evsaf, bil-gi ve deneyime sahip olmaları nedeniyle ikinci el arabaların ve/veya ikinci el çalıntı arabaların Kıbrıs'a ithalini önleyici yöntem ve mevzuatı dava konusu zamanlarda geliştirmemelerinden dolayıdır.
Dava konusu zamanlarda Türkiye'de bir ithalâtçı, Türkiye -Başbakanının kızına bir Jaguar araba hediye etti, ancak konunun basına ve kamuoyuna yansıması üzerine Türkiye Başbakanı sözkonusu arabayı geri ithalâtçı'ya iade etti.
Dava konusu zamanlarda Hükümetin Ekonomi ve Maliye Bakanı Taşkent Atasayan, Kıbrıs Postas-ı Gazetesine 7/8/1986'da gönderdiği, yayımlanmasını talep ettiği ve 9/8/1986'da Kıbrıs Postası Gazetesinde yayımlanan yazılı açıklamada, sahibi olduğu Golf arabasına çalıntı olabileceği nedeniyle, Polis tarafından el konduğunu kabul etti.
Dava konusu çalın-tı arabalarla ilgili Polis soruşturması devam etmeketdir.
Yukarıda belitilenler ışığında, davalıların Kamuoyunu, kamuya yansımış ve güncelliği olan bir konuda ayndınlatmak amacıyle yayımladıkları Dava konusu metni ve bu metindeki sözcükler mizah ve hiciv t-ürü bir fikir yazısı olup, herhangi bir zem ve kadih anlamı taşımamakatdır ve içermemeketdir."
Bu müdafaa takriri incelendiği zaman davalıların Mersedes araba hediye edildiğini kanıtlamaktan vazgeçtikleri ve yeni ithamlar yaptıkları görülür. Gerçekte 3'ün-cü pargraf yeni bir hakaretin unsurlarını taşımakatdır. Bu paragrafta Hükümetin bilerek çalıntı arabaların ithaline izin vermesinden söz edilmekte ve davalıların bu çalıntı arabalardan almış olabileceği ima edilmeketdir. Yani Mahkemelerin alıştığı normal b-ir müdafaa yapmayan davalılar hakaret oluşturabilecek yeni ithamlarla davacılara karşılık vermişlerdir.
Bu görüntü içinde başlayan duruşma çok uzun ve çok ihtilaflı geçmiştir. Duruşmanın genel bir değerlendirmesini yaptığımız takdirde dikakti çeken yeni -bir özellikle karşılaşırız. Şöyle ki: Müdafaanın yeni stratejisine göre kanıtlanması gerken önemli olgu Kıbrıs'a çalıntı arabalar ithal edilmesi ve Hükümetin buna bilerek izin vermesi olmalı idi. Halbuki davalılar bu iddialarını kanıtlama gereği duymayarak- davacılar tarafından da kabul edilen böyle bir söylentinin var olduğu ve polis soruşturmasının yapıldığı gerçeklerini tekrarlamakla yetinmişlerdir. Dava konusuyla bir ölçüde bağlantılı olan iddialardan biri davacıların bilerek hırsızlık araba aldıkları id-diası idi. Müdafaanın bu iddiayı kanıtlayabilmek için davacıların arabaları herkesin alabileceği fiattan daha düşük bir fiata satın aldıklarını kanıtlaması gerekirdi. Davacıların arabaları, kaça satın aldıkları açılandığına göre sıradan bir vatandaşın bu f-iatlarda benzer arabaları alamıyacağını kanıtlamak Müdafaaya açıktı. Ancak davalılar bu hususu kanıtlamak için delil ibraz edememişlerdir. Özetle bu davalarda Müdafaanın sürekli olarak konudan konuya atladığını ve dava konusu olan hususlar üzerinde yeterin-ce durmazken davayı etkilemiyecek hususları isbatlamaya çalıştığını gözlemlemek mümkündür.
Davacıların şahsen şahadet verip 2 de tanık dinlettikleri, davalı 1 ve 4'ün şahadet verip 8 tanık dinlettikleri duruşma sonunda Kaza Mahkemesi uzun ve gerekçeli b-ir karar verdi. Bu kararın önemli bölümlerinden alıntılar yapmamız yararlı olacaktır.
"Bu durumda 1948/86 sayılı davadaki davacı Mehmet Bayramın BA 200 plâkalı Mersedes aracı şehit eşi olan babası Bayram Hasan adına arabanın ithalâtçısı Ahmet Cemal'den ta-kriben 16.9.1985 tarihinde satın alındı. Babasının ilgili tarihte şehit eşi olması hasebi ile gümrüğü taksitle ödeyerek bu aracı satın alma hakkı vardı. Bilâhare 18.9.1985 tarihinde babası Bayram Hasan'ın 1948/86 sayılı davadaki davacıya verdiği bir vekale-tname ile aracın gümrüğü ile ilgili taksitleri ödemeyi kendisi kabul ve deruhte ederek 12.10.1985 tarihide aracı ismine kayıt ettirdi. Araç BA 200 plâkalı, 1985 model ve 1997 cc. gücünde dört silindirli bir Mersedestir. Gümrük bu araca değer olarak 5.042.0-29.-TL değer biçti ve gümrük vergisi de 4.285.724.-TL tuttu ki bu 16.9.1985 den itibaren 36 eşit taksitte ayda 119.048.-TL taksitlerle ödenmektedir.
1949/86 sayılı davadaki Başbakan Derviş Eroğluna ait Mersedes arabaya gelince Müdafaa tanığı Salih Alasya-nın bize ibraz ettiği ve doğru olarak kabul ettiğimiz şahadete göre BD 002 plâka numaralı araç Kıbrıs'a ilk defa Ahmet Cemal tarafından ithal edildi. Araba yeni idi. Ahmet Cemal bu aracı 25.6.1984 de Kemal Yılmaz isimli birine sattı ve 31.3.1986 da arabanı-n mülkiyeti Kemal Yılmaz'a geçti. 1949/86 sayılı davadaki Davacı bu aracı satın almazdan önce Mağuda'da Türkoğlunun oğlu kullanırken görmüş beğenmiş ve bilâhare bunu Yaşar Kemal'den 16.4.1986 tarihinde satın almıştır. Arabanın gümrüğünü 8.4.1986 da 5.428.0-00.-TL olarak Yaşar Kemal ödedi ve arabaya da gümrük değer olarak o tarihte 6.200.000.-TL kıymet biçmişti.
1950/86 syılı davadaki Taşkent Atasayana ait Mersedes aracın plâka numarası BC 500'dür. Bu araç yine 1985 modeli Mersedes 190 E tipinde bir araçt-ır. Motor gücü de 1997 cc'dir. Aracı Kıbrıs'a Hasan Karakuş isminde Hollanda'dan gelen bir Türk getirdi. Emare 69 olan Hollanda araba koçanına göre Hasan Karakuş ilgili tarihte arabanın kâmilen mal sahibi idi. Bu araç Kıbrıs'a ilk defa 15.2.86 da getirildi-. Gümrük arabaya 4.940,500.-TL değer biçti, gümrüğü 3.940,500.-Tl tuttu. Araç 17.2.86 tarihinde 1950/86 sayılı Davadaki Davacı tarafından, doğru olarak kabul ettiğimiz Mehmet Mustafa Şemmedi'nin şahadetine göre 4000.- Sterline satın alındı ve bedelinin tüm- de nakit olarak aynı tarihte Hasan Karakuş'a ödendi. Bilâhare araç 7.3.1986 tarihinde Taşkent Atasayn adına kayıt olunduktan sonra ayni gün oğlu Lisani Cenk Atasayan'a devredildi.
Bu bulguları tarafların ibraz ettikleri ve bizce bir birini tamamlayan şi-fahi şahadetlere istinat ettirmekteyiz ve keza önümzüde ibraz olunan emarelere. Bunlardan da görülmektedir ki 1948/86 sayılı davadaki araç o davadaki davacının babası Mehmet Bayram Hasan adına ithalatçısı Ahmet Cemal'dan satın almıştır. 1946/86 sayılı dava-daki davacının BD 002 plâkalı araç ise o davadaki Davacı tarafından Yaşar Kemal'den satın alınmıştır, ve 1950/86 sayılı davadaki BC 500 plâkalı araç ise Hasan Karakuş'tan satın alınmıştır. Davalı 4 şahadetinde bu araçların satın alındığı tarihlerde normal -bedellerinin her birinin 20 Milyon TL üzerinde olduğunu söylemiş ve bu konuda müdafaa olarak şahadet ibraz edeceklerini beyan etmiş ancak bu beyanı doğrultusunda araçların bedelleri ile ilgili herhangi bir yetkili tanık Mahkeme'ye maalesef celb etmemiştir.-"
"Yazı az önce değindiğimiz gibi iki paragraftan oluşmaktadır. İlk paragrafında Türkiye Başbakanı Sayın Özal'le ilgili olarak yazının 7. ve 8. paragraflarında aynen şöyle deniyor: "Koskoca Başbakan, rüşvetle suçlanıyor.. Hem de rüşvet ki ne rüşvet... 52- Milyon liralık 86 model Jaguar!" Yazının ikinci paragrafının ilk cümlesinde ise "Ne zamandan beri rüşvete çıktı hediyenin adı? dedikten sonra yazının ikinci ksımının ortalarında "Derviş Eroğlu, Taşkent Atasayan ve Mehmet Bayram'a 20'şer milyonluk son mode-l Mersedesler armağan edilmiş. Kim hediye etmiş? Bir Mersedes ithalâtçısı" denmektedir. Yazının iki kısmının ortak yanı ilk kısımda Türkiye Başbakanı Sayın Özal'a 52 Milyon liralık bir jaguar rüşvet olarak kızının şahsında Sayın Özal'a verildiği, ikinci kı-sımda ise bu davadaki Davacılara Mersedes ithalâtçısının 20'şer milyon liralık 3 arabanın hediye örtüsü altında rüşvet olarak verildiğidir. Dolayısıyle bu yazıda davacılardan sözedilirken kendilerine Mersedes-lerin rüşvet olarak verildiği görüş ve kararınd-ayız."
"Netice olarak müdafaa avukatının davalı 1, 2 ve 3 tarafından öne sürdüğü ve yukarıda incelemeye çalıştığımız müdafaaların hiç biri de muvaffak olmamıştır. Dolayısıyle şimdi yapmamız gereken şey Davacıların bu dava ile almaya hakları olan zarar zi-yanın miktarını tesbite çalışmak ve hangi davalı aleyhine veya hangi davalılar aleyhine ne miktarda hüküm almaya hak kazanıldığını tesbit etmektir."
"Yani bir rakama varmak için uygulayacağımız prensipler sarihtir ve bu davada iki davacının bakan üçüncüsü-nün de Başbakan oldukları, müdafaanın emare 1 yazı yayınlandıktan sonra kendilerinden herhangi bir özür dilemedikleri, yazının muhteviyatının tüm Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bölgesinde ilgili tarihte en yüksek tirajı olan bir gazete aracılığı ile tüm Kuz-ey Kıbrıs'a duyurulduğunu çoğaltıcı (aggravated) hususlar olarak göz önünde bulundurmak zorundayız."
"Kıbrıs Postası gazetesinin sayın müdafaa avukatının iddiasına göre muhalefet gazetesi olduğunu ve muhalefet yapmasının en doğal ve tabii bir şey olduğu -görüşünü biz de paylaşırız ancak muhalefet yapmak demek şerefli bir kişiye aslı olmayan iftiralar yağdırmak veya çamur atmak olmadığını ve emare 1 yazı ile muhalefet yapmanın dışına çıkılıp Davacılara çamur atıldığını ve kendilerinin büyük üzüntü, elem ve- ızdırap çekmelerine sebebiyet verdiğini ve bunun da göz önünde bulundurmamız gereken hususlar arasında olduğunu aklımızda tutmamız gerekmektedir."
"Fasıl 148 Haksız Fiiler Yasası'nı uygularken bir kişi diğerine dikkatsizlik (negligence) neticesi uğradığ-ı bedensel yaralanmalardan ötürü diğerinin almaya hakkı olan zarar ziyanı tesbit ederken İngiliz içtihatlarından ve bilhassa Kemp and Kemp The Quantum of Damages'ten yararlanırız. Tabii ki bunu yaparken Yüksek Mahkememizin de bir çok içtihatlarında belirti-ldiği gibi İngiltere ile Kuzye Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki sosyal, ekonomik ve diğer farkları ve rakamı etkileyen tüm hususları göz önünde bulundurur, İngiltere'deki Mahkemelerin kararlarını bir düşüşe tabi tutarak Kıbrıs'ta uygularız. Bu meselede d-e ayni prensibi tatbik etmemiz en noral bir hareket olacaktır görüşündeyiz."
"İngiltere'de jürilerin zem ve kadih davalarında muvaffak olmuş davacılara verdikleri rakamlar yüksektir. Meselâ Hayward V. Thomson and Others davasında (Bak: 1981, 3 AER, 450) -zengin ve hayır cemiyetlerine bağış yapan kişiye zem ve kadih yapıldı diye 1978'de işlenen bu haksız fiilden ötürü 50.000.- Sterlin zarar ziyan verilmiştir."
"Yine İngiltere'de Blackshaw V. Lord and another davasında (Bak: 1983, AER, 311) kamu hizmetinde- yüksek bir mevkii olan bir kamu görevlisine 1969 da bir gazete zem ve kadih teşkil eden bir makale yayınlanması hasebi ile jüri 45.000.- Sterlin genel zarar ziyan takdir etti ve İngiltere Yüksek Mahkemesi bu rakama müdahale etmeyi uyun görmedi."
"Netic-e olarak 1948/86 sayılı davada Davacı leyhine ve davalı 1, 2 ve 3 aleyhine münferiden ve müştreken 10.000.000.-TL (On Milyon Türk Lirası) genel zarar ziyan için HÜKÜM verilir.
1949/86 sayılı davada Davacı leyhine ve Davalı 1, 2 ve 3 aleyhine münferiden v-e müştereken 50.000.000.-TL (Elli Milyon Türk Lirası) genel zarar ziyan için HÜKÜM verilir.
1950/86 sayılı davada Davacı leyhine ve Davalı 1, 2 ve 3 aleyhine münferiden ve müştereken 20.000.000.-TL (Yirmi Milyon Türk Lirası) genel zarar ziyan için HÜKÜM -verilir.
Davalı 4 aleyhine getirilen her 3 dava da yukarıda izaha çalışılan nedenlerden ötürü iptal edilir. Ancak Davalı 4'ün teknik açıdan muvaffak olduğu gözönünde bulundurularak onun düçar olduğu masraflarla ilgili herhangi bir EMİR verilmez."
Bu ka-rardan hoşnut kalmayan davalı 1, 2 ,3'ün istinaf ihbarnamelerinde 17 istinaf nedeni yer almaktadır. Davalıların mukabil istinaf ihbarnamelerinde ise 4 neden bulunmaktadır.
İstinafta ortaya çıkan yasal tartışma konularını ele alarak incelemeye çalışalım.
-
Hakaret ve iftiranın tanımı Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasasının 17(1) inci maddesinede yapılmıştır.
"17(1) 'Hakaret ve Sövme', herhangi bir kişi tarafından -
Herhangi başka bir kişiye cürüm isnat eden; veya
Herhangi başka bir kişiye Kamu görevinde yolsuz-luk isnat eden; veya
Herhangi başka bir kişinin meslek, ticaret, iş veya mevkiiyle ilgili şöhretini zedeleyici veya haleldar edici nitelikte olan; veya
Herhangi başka bir kişiye karşı genel nitelikte bir nefret uyandıran veya onu tahkir eden veya gülünç dü-şüren; veya
Herhangi başka bir kişiyi, başkalarının kaçındığı veya geri durduğu bir kişi durumuna getirme olasılığı bulunan,
Bir şeyin baskı, yazı, boya, resim, el veya kol işareti, söz veya başka seslerle veya radyo ve televizyon dahil herhangi başka bir- yolla yayımlanması demektir."
Bir Başbakanı veya Bakanı rüşvet olarak araba almakla itham etmek hem ona cürüm isnat etmek hem de kamu görevinde yolsuzluk isnat etmektir. Şu halde Jaguar ve Mersedes başlıklı yazıdan rüşvet almak anlamı çıkıyorsa ortada b-ir hakaret ve iftira olduğu açıktır. Acaba Şener Leventin Jaguar ve Mersedes başlıklı yazısında böyle bir anlam çıkıyor mu? Yazıda hediye sözcüğü ile rüşvet kastedildiğini anlamak için fazla gayret göstermeye gerek yoktur. Herşeyden önce Mersedes araba nor-mal koşullarda hediye olarak verilemiyecek kadar değerli birşeydir. Ayrıca "ne zamandan beri rüşvete çıktı hediyenin adı? sorusuyla bağlantıyı kuran yazarın kendisi olmuştur. Davalıların tanıkları da yazıda rüşvet iması olduğunu kabul ettiler ve Davalılar -Kaza Mahkemesinin bu konudaki bulgusunu istinafta tartışmadılar. Dolayısıyle ortada bir hakaret ve iftira olduğu kesinleşmiş oldu.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Davalılar bir hakaret ve iftira davasını temel savunması olan "yazdıklarımız gerçektir" savunma-sını yapmadılar. Davalıların üzerinde önemle durdukları "fair comment" savunması Türkçede "iyi niyetli eleştiri" diye tercüme edebileceğimiz bir savunmadır. Örneğin bir gazeteci bir Bakanın yaptığı işleri eleştirirse ve Bakanın tedbirsiz olduğunu yazsa açı-lan davada "iyi niyetli eleştiri yapıyordum" savunmasını kolaylıkla yapabilir. İyi niyetli eleştirinin yapılmasında kamu yararı vardır. Bu nedenle hoş görülmeli ve desteklenmelidir. Ancak bir Bakana "rüşvet alıyorsun" demenin kamu yararına olması ve iyi ni-yetli eleştiri sayılabilmesi için öncelikle gerçek olması gerekir.
Gatley on Libel and Slander, 8. baskı, sayfa 300, paragraf 709 da iyi niyetli eleştirinin hangi şartlarda gerçekleşeceği belirtilmiştir.
"709. Conditions for fair comment. For comment be- fair, it must meet the fıollowing conditions;
It must be based on facts contained in or referred to in the publication complained of
The facts must be sufficiently true to make the comment fair.
If the comment contains an imputation of corrupt of dishonse-st motives, or perhaps any inference of fact, the comment must be shown to be justifiable.
The comment be such as fairly to be described as criticism.
The comment ust represent the honest opinion of the commentator, and be published without malice."
Yukar-ıdaki maddenin (c) paragrafında açıkça görüleceği gibi hakaret ve iftira olarak yazılanların ahlâka aykırı anlamı olması halinde iyi niyetli eleştiri savunmasından yararlanabilmek için olayın gerçek olduğunun kanıtlanması gerekir. Yani "fair comment" savun-ması sınırlı bir savunmadır ve ahlâka aykırı anlamı olan ciddi hakartlerde gereçek olduğunu kanıtlama diye isimlendire-bileceğimiz temel savunmaya dönülmektedir. Davalılar birer Mersedes arabanın hediye olarak alındığını kanıtlamaya teşebbüs etmediklerine -göre iyi niyetli eleştiri savunmasından yararlanmaları da sözkonusu değildir.
Yukarıdaki nedenlerle bu davada davalıların savunma olarak oldukça zayıf argumanlar yaptıklarını söyleyebiliriz. Ancak aynı şeyi davalıların tazminat miktarına ilişkin argümanl-arı için söylememiz mümkün değildir. Bunun nedeni Mahkemenin emsal olarak dikkate aldığı İngiliz içtihatlarında yüksek tazminat miktarlarının yargıçlar tarafından değil jüriler tarafından tesbit edilmiş olmasıdır. Bilindiği gibi Mahkeme kararları gerekçeli- olmak zorundadır ve Mahkeme kararlarının değeri gerekçelerine bağlıdır. Halbuki jüri kararları gerekçesiz verilir. Ülkemizden çok değişik koşullarda, çok değişik hususları dikakte alan kişilerin verdiği gerekçesiz kararların bizi ne ölçüde bağlayacağı tar-tışma konusu olabilir. Daha da ileri giderek denilebilir ki jüri karararının diğer yargıçları ne ölçüde bağlayacağı İngilterede de tartışılabilir ve tartışılmaktadır.
Davacılar avukatının belirttiği gibi jüri kararları istinaf edildikten sonra İstinaf Ma-hkemesinin denetiminden geçerler ve normal İstinaf Mahkemesi kararı haline gelirler. Bu açıdan bakıldığı zaman jüri kararları ile diğer yargıç kararları arasında hiçbir fark kalmadığını öne sürmek mümkündür. Ne var ki sorun o kadar basit değildir. Çünkü İs-tinaf Mahkemelerinin jüri kararlarına müdahale etmede isteksiz davrandıkları ve hatta gerekçesiz olan bu kararları denetlemenin imkânsız olduğu yine İngiliz İstinaf Mahkemesi kararlarında belirtilmektedir. (Bak: Ward V. james (1966) 1. Q.B. 273 davasında L-ord Denning'in görüşleri) İngiliz İstinaf Mahkemelerinn müdahale etmede isteksiz davrandıkları ve gerekçesiz olduğu için denetleyemedikleri jüri kararlarına uymada bizim de isteksiz davranmamızdan daha doğal birşey olamaz.
Bir an İngiliz hukuk sisteminin- gerektirdiği gibi Kıbrıs'ta da jürili yargılama olduğunu ve önümüzdeki davalarda tazminat miktarını yerli jürinin tesbit ettiğini düşünelim. Gerekçe vermek zorunda olmayan bizim jürimiz İngiliz jürilerinin kararlarını dikkate alacak mıydı? Bir davayı dinl-eyen jürinin aklında memleketin tüm gerçekleri bulunmakta ve doğal olarak bu gerçekler jürinin kararını etkilemektedir. Belki de jüri sisteminin iyi tarafı memleketin gerçeklerini yargıya yansıtarak adaleti sağlamasıdır. İngilterede bir hakaret davasını di-nleyen jüri bazı gazetelerin tanınmış kişilerin özel hayatlarını açığa çıkarmaya çalışıldığını ve sansasyonel yazılarla tirajlarını artırarak büyük miktarlarda para kazandıklarını düşünür. Bu koşullarda düşük miktarda tazminata hükmetmenin hakaret edeni öd-üllendirmek anlamına geleceğini dikkate alır. İngilterde güçlü bir basın olduğu için yüksek tazminatların basını zayıflatması veya düşünce özgürlüğünü zedelenmesi de sözkonusu değildir. Halbuki ülkemizde yeni güçlenen bir basın vardır. Genç devletimiz demo-krasi yolunda süratli mesafeler katetmiş ve demokratik ilkelere uyma açısından dünyanın en ileri ülkeleri arasına girmiştir. Düşünce ve anlatım özgürlüğü açısından ise dünyanın tüm ülkelerini geride bıraktığımız söylenebilir. En gelişmiş ülkelerin bile kol-ay kolay elde edemediği bu değerleri korumamız ve onlara sahip çıkmamız gerekir. Diğer taraftan herhangi bir özgürlüğün sınırları aşılınca ortaya çıkmasından korkulan sorunlar ülkemizde de ortaya çıkmaya başlamıştır. Herkesin dilediği gibi konuşup yazıdğı -hoşgörülü ortam kısa zamanda herkesin herkese dilediği gibi sövdüğü ortama dönüşmüştür. Bir hakaret davasını Mahkemelerde yürütmenin güçlüğünü dikkate alan toplumumuz bireyleri yapılan hareketlere tahammül göstermeye başlamışlardır. Zamanla ülkemizde en a-ğır hareketlere aldırmayan, gülüp geçen değişik bir toplum oluşmaya başlamıştır. Özellikle dıştan bakıldığı zaman onuruna düşkün olmıyan şerefsiz insanlardan oluşan bir toplum görüntüsünün ortaya çıkmaya başladığı söylenebilir.
Önümüzdeki davalar bu deği-şik ortamın sonucudur ve düşünce özgürlüğünün hakaret etme özgürlüğüne dönüştüğünün belirtisidir. Yazdığı yazıyla ilgili olarak Şener Leventin yaptığı açıklamaya bakalım: "Davacılara Mersedes araba hediye edildiğini dedikodu olarak işittim ve yazdım" demi-ştir. Böyle bir açıklamaya dünyanın başka bir ülkesinde rastlamak mümkün değildir. Çünkü başka ülkelerin gazetecileri bir Başbakanın rüşvet aldığını ima eden bir yazı yazmadan önce binbir araştırma yapar, binbir delil bulur ve yine de tereddüt etmeden böyl-e bir yazıyı yazamazlar. Çünkü yazdıklarını mahkemede kanıtlayamamaları halinde ağır bir sorumlulukla karşılaşacaklarından emindirler. Müdafaa takririnde davacıların çalınmış araba ithaline izin vermekle itham edilmeleri ve daha sonra bu konuda hiç bir del-ilin olmadığının anlaşılması da ülkemizin değişik bir ortama sürüklediğinin kanıtıdır.
Yargılamanın amacı adaleti gerçekleştirmektedir. İngiltere koşullarında adaleti gerçekleştirmek için tazminat miktarının alabildiğine yüksek tutulması gerekir. Halbuki -ülkemizde yüksek tazminat verilmesi halinde titizlikle korumaya çalıştığımız düşünce ve anlatım özgürlüğünün zedelenmesi, düşük tazminat verilmesi halinde ise şerefsiz ve ciddiyetsiz insanlardan oluşan bir toplum haline gelmemiz söz konusudur. İngiltere ve- Kuzey Kıbrısın farklı koşullarında bu kadar farklı kaygılarla yapılan değerlendirmelerin birbirine uyması olanaksızdır. Bu nedenle İngilteredeki jüri kararlarını gözü kapalı izlememizin adaletsiz sonuçlar doğurma ihtimali büyüktür. Bu gerçekler ışığında İ-ngilteredeki jüri kararlarının ülkemizde adaletsizliğe neden olmama koşuluyla izlenebileceğini veya diğer bir ifadeyle jüri kararlarının istisnai haller dışında izlenmemesi gerektiğini bir prensip olarak kabul etmemiz yerinde olur.
İstinafta davalılar av-ukatının öne sürdüğü görüşlerden biri da hakaret davalarında tesbit edilen tazminatların yaralanma davalarında tesbit edilenlerden daha fazla olmaması gerektiği görüşüdür. Bir haksız fiil davasında verilen tazminat haksızlığa uğrayanın zararını gidermek iç-in verilir. Hakarete uğrayan bir kişinin zararı ne kadar büyük olursa olsun yaralanıp sakat kalan ve yaşamının her gününü acı ve ızdırap içinde geçiren bir kişinin zararından fazla olabilir mi? Bu sorun İngiliz İstinaf Mahkemelerinin de dikkatini çekmiş ve- hakaret davalarında verilen tazminatların yaralanma davalarında verilenlerden daha yüksek olmaması gerektiğini savunan yargıçlar olmuştur. (Bak: Mc Varey v. Associated Newspapers (1965) 2Q.B.86, Diplock L.J.'in görüşleri, Groom v. Crocker (1939) K.B. 194,- 231 Yargıç Mackinan L.J.in görüşleri) ne varki İngilterede hakaret davalarında verilmeye devam edilen yüksek tazminatlardan bu görüşlerin izlenmediği anlaşılmaktadır.
Yukarıda anlattığımız gibi İngilterede hakaret davalarının büyük bir bölümünde yüksek -olmayan tazminata hükmolunması hakaret edeni ödüllendirmek anlamına gelir. Bu gerçeği dikkate alan jürilerin adaleti gerçekleştirmek için yararlanmadan doğan zarar, hakaretten doğan zarar kıyaslamasını göz ardı ettikleri anlaşılmaktadır. İşte aynı esnekliğ-i bizim de göstermemizde yarar vardır. Amaç adaleti gerçekleştirmek olduğuna göre adaletsiz bir sonuca neden olmaması koşuluyle yararlanma davalarında verilen tazmiantların dikkate alınması yerinde olacaktır.
Mukabil istinafta davacılar avukatları Kaza M-ahkemesinin Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Mehmet Bayramın leyhine diğerlerinden daha düşük tazminat tesbit etmesinin hatalı olduğunu ısrarla öne sürmüştür. Kaza Mahkemesi kararında bu konuda şöyle demiştir:
"1948/86 sayılı davada da Davacının bizim önüm-üzde isbat olduğu şekilde herhangi bir gayrı yasal işlem yaptığına dair herhangi bir şahadet yoktur. Fakat tüm şahadet ve emareler dikkate alınıp değerlendirildiğinde, Davacının şehit eşi olan babasına tanınan "gümrük vergisini taksitle ödeme" hakkından ya-rarlanarak kendisinin de "gümrük vergisini taksitle ödeme yoluna gittiğini müşahade ettik ve böyle bir hareketi bir milletvekili ve bankanın yapmaması gerektiği görüşündeyiz. Muhakak ki bu husus davacının almağa hakkı olan teminat miktarını menfi yönde etk-ileyen bir husustur."
Davacılar avukatlarının bu konudaki görüşleri mukabil istinaf ihbarname-sinde yetrince açıklık kazanmaktadır.
"3) Bidayet Mahkemesi, tüm ahvâl ve şerait ve/veya mahkeme huzurunda bulunan şahadet ve/veya olgular ve/veya yürürlükteki- mevzuat muvacehesinde, babasının kendisine devrettiği yasal bir haktan davacının yararlanma hakkı olmadığı sonucuna varmakla ve/veya bu doğrultuda bulgu yapmakla ve/veya bu hususun davacı leyhine hükmedilen tazminat miktarını menfi yönde etkileyen bir hus-us olarak kabul etmekle ve/veya sonuçta davacının tazminat miktarını 1950/86 sayılı davadaki davacı lehine hükmedilen miktardan daha düşük tutmakla ve/veya haddinden fazla düşük tutmakla hata etmiştir; Çünkü alt mahkeme böyle hareket etmekle:
Yasa dışı hi-çbir işlemi olmadığını kabul ettiği davacıya haksızlık etmiştir,
Usûl mevzuatına, şahadet mevzuatına ve haksız fiiller mevzuatına aykırı hareket etmiştir.
Dava lâyihalarında iddia ve/veya duruşmada isbat edilmeyen hususları dikkate almış ve/veya bunlardan- etkilenmiştir.
Dava konusu hakaret ve iftira yazısının yayınlandığı sırada ve/veya karakteri hakkında müdafaa takririnde hiçbir iddia yapılmadığı halde, bidayet mahkemesi sanki bu doğrultuda iddialar müdafaa takririnde yapılmış ve/veya davacının kötü şöhr-etli ve/veya karakterli biri olduğu isbat edilmiş gibi kanaata ve/veya bulguya varmış ve bundan dolayı davacı leyhine verdiği tazminat miktarını çok düşük tutmuştur."
Davacılar avuaktının görüşlerine katılmamaya olanak yoktur. Önümüz-deki dava davacının M-ersedes arabayı hediye veya rüşvet olarak aldığı ithamı üzerine açılmış ve bunun doğru olmadığı ortaya çıkmıştır. Davalılar daha sonra davacıların bilerek çalıntı araba ithaline izin verdiklerini iddia etmişler fakat bu iddianın da doğru olmadığı ortaya çı-kmıştır. Davanın duruşmasında, yukarıdaki konular ile hiç ilgisi olmadığı halde davacının babasının gümrük vergisini taksitle ödeme hakkından yararlandığı anlaşılmaktadır. Mahkeme tazminat tesbit ederken böyle bir hususu dikkate alabilir mi? Usul Hukukunun- böyle bir genişletmeye olanak verdiği söylenebilir mi? Bir duruşmada taraflar Mahkemede tartışılacak ve Mahkemenin dikkate alacağı hususları daha önceden bilmek ve haksızlık yapıp kanıtlamak veya çürütmek hakkına sahiptirler. Örneğin davacı bu noktanın di-kkate alınacağını bilse tanıklar çağırarak yapılan işte herhangi bir usulsüzlük olmadığını kanıtlayabilirdi veya bunun tam aksi olabilirdi. Fakat davacıya tartışma olanağı vermeden konunun karara bağlanması doğru değildir. Davacıya tartışma olanağı vermek -ise iddianın önceden dava lâyihlarına dahil edilmesi ile mümkün olabilir.
Hakarete uğrayan bir şahsın şöhret ve karakteri ne kadar iyi ise hakaret nedeniyle uğradığı zarar da o kadar fazla olur. Bu nedenle bir hakaret davasında davacının şöhret ve karakt-eri ile tesbit edilecek tazminat doğru orantılıdır. Yani davalı arzu ederse davacının iyi şöhret ve karakteri olmadığını iddia edebilir ve bunu kanıtlayabildiği ölçüde tazminat miktarını düşürebilir. Böyle bir iddia yapıldığında davacının şöhret ve karakte-rini etkileyecek her husus davada tartışma konusu olur. Davalı davacının iyi şöhret ve karakteri olmadığını iddia edince bu iddiasını destekleyecek her hususu kanıtlama olanağını elde ederken davalı da bunun aksini yani şöhret ve karakterinin iyi olduğunu -gösteren her hususu kanıtlama olanağını elde eder. Ne var ki bu davada davalılar davacıların şöhret ve karakterlerini tartışma konusu yapmamışlardır. Doalyısıyle belirlenen tartışma konularının dışında tesadüfen ortaya çıkan hususların karar verilirken dik-kate alınması mümkün değildir. Bu nedenle mukabil istinafın Mehmet Bayramla ilgili bölümünün haklı olduğu görüşündeyiz.
Alt Mahkeme tazminat miktarını tesbit ederken tarafların özel durumları ile davanın özel koşullarını bir bir inceleyerek dikkate almış-tır. Bu değerlen-dirmeleri aynen kabul ediyoruz. Ancak yukarıda belirttiğimiz prensipler ışığında Alt Mahkemenin saptamış olduğu tazminat miktarının müdahalemizi gerektirecek ölçüde 31/88 ve 32/88 sayılı davalarda fazla, 30/88 sayılı davada ise az olduğu g-örüşündeyiz.
Sonuç olarak:
30/88 sayılı Bakan Mehmet Bayramla ilgili istinaf reddolunur ve mukabil istinaf uyarınca Alt Mahkemenin saptadığı 10 milyon TL değiştirilerek davacı leyhine davacılar aleyhine 15 milyon TL tazminata hükmolunur.
31/88 sayılı d-avada Başbakan derviş Eroğlu ile ilgili istinaf kabule dilerek Alt mahkemenin saptadığı 50 milyon TL tazminat değiştirilerek davacı leyhine ve davalılar aleyhine 35 milyon TL tazminata hükmolunur.
32788 sayılı davada Bakan taşkent Atasayan ile ilgili isti-naf kabule dilerek Alt Mahkemenin saptadığı 20 milyon Tl tazminat değiştirilerek davacı leyhine ve davalılar aleyhine 15 milyon TL tazminata hükmolunur.
İstinaf masrafları ile ilgili herhangi bir emir verilmez.
(N. Ergin Salâhi) (Niyazi F.- Korkut) (Taner Erginel)
Yargıç Yargıç Yargıç
26 Ekim 1988
-
-
18
-
Full & Egal Universal Law Academy