-D.21/88 Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 30-31-32/88
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salahi, Niyazi F. Korkut, Taner Erginel.
Yargıtay/Hukuk 30/88
İstinaf eden: -1. Şener Levent.
2. Kipo Gazetecilik.
3. Kıbrıs Postası Basın Yayın Şti.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Mehmet Bayram.
A r a sı n d a.
İstinaf eden namına: Ergin Ulunay
Aleyhine i-stinaf edilen namına: Fuat Veziroğlu ve Öner Adal
Yargıtay/Hukuk 31/88
İstinaf eden: 1. Şener Levent.
2. Kipo Gazetecilik.
3. Kıbrıs Postası Basın Yayın Sti.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Dr. Derviş Eroğlu.
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Ergin Ulunay
Aleyhine istinaf edilen namına: Fuat Veziroğlu ve Ömer Adal
Yargıtay/Hukuk 32/88
İstinaf eden: 1. Şener Levent.
2. Kipo Gazetecilik-.
3. Kıbrıs Postası Basın Yayın Şti.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Taşkent Atasayan.
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Ergin Ulunay.
Aleyhine istinaf edilen namına: Fuat Veziroğl-u ve Ömer Adal.
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Birleştirilnmiş Yargıtay/Hukuk 30-31 ve 32/88 sayılı istinaflardan 30/88 sayılı istinafın konusunu teşkil eden Lefkoşa Kaza Mahkemesinde 1948/86 sayılı davadaki davalılar bir istida dosyalamış ve davacı Mehmet- Bayram tarafından açılan zem ve kadih davasında duruşmada şahit çağırma işlemi tamamlanıp dava bittikten sonra karar verilmeden önce, yerli basında ve özellikle 3. davalının neşrettiği Kıbrıs Postasında davacının babasının 14.10.1985 tarihinde ölmüş olduğ-unun yayınlandığı da belirtilerek davacının konu mercedesi kendi isimine devir işleminin 21.10.1985 tarihinde, daha önceden düzenlenmiş bir vekâletname ile babasının ölümünden sonra yapıldığına dair haber yayınladığını ve bu haber üzerine bu konuyu öğrendi-klerini ve davanın duruşmasından sonra çıkan bu şahadetin 30/88 sayılı istinaf konusu zem ve kadih davasında verilecek tazminata büyük oranda etkili olabileceği nedenini ileri sürerek bu hususta İstinaf Mahkemesince yeni şahadet dinlenmesi müracaatında bul-unmuşlardır.
Karşı taraf ise itiraz dosyalayarak itiraznamesinde, sair şeyler yanında, bu hususun duruşmadan çok önce davalıların bilgisinde olduğunu ve böyle bir şahadeti sunmak istemeleri halinde İlk Mahkemeye sunabileceklerini, bunu yapmadıkları cihet-le de şimdi Yargıtayda böyle bir şahadet sunmalarına müsaade edilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür.
İstidanın duruşmasında istinaf eden 2 ve 3'ün direktörlerinden İsmet Kotak şahadet vererek duruşma bittikten sonra ve karar verilmezden önce Mehmet Bayra-m'ın babasının ölümü ve ölümünden sonra araba devir işlemlerinin yapıldığı hususunda birbilgi aldığını ve yapılan araştırmada hakikaten bunun doğru olduğunu ve 21.1.1988 tarihindeki Kıbrıs Postasında hem Mehmet Bayram'ın babasının daha önce yayınlanan ölüm- haberini hem gazete idaresince yayınlanan taziye mesajını aynen alıp iktibas ettiklerine değinerek bu gazeteyi Emare I olarak Mahkemeye sunmuşur. Yine bu şahit şahadetinde daha önce bu konuyu bildiklerini ancak aradan geçen zaman zarfında unutmuş olduklar-ını ve vaktinde Mahkemeye bu bilgiler hususunda şahadet sunamadıklarını ileri sürmüştür.
Müstenifler avukatı Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğünün E.35 n.8'e ilâveten 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 37(3) maddesi uyarınca İstinaf Mahkemesinin geniş takdir -yetkisi bulunduğunu ve bu olgular ışığında müracaatın kabul edilerek İstinaf Mahkemesince bu hususta ek şahadet dinlenmesine müsaade edilmesi gerektiği savını ileri sürmüştür. Yine müstenifler avukatının iddiasına göre İlk Mahkemeye böyle bir müracaata bul-unmadıklarını çünkü böyle bir müracaat yapılması halinde mahkemenin bunu reddedeceğini ve keza Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğü E.35 n.8'in İstinaf Mahkemesince kullanılacak bir nizam olduğunu, İlk Mahkemlerin böyle bir yetkisi bulunma-dığını ileri sürmüştü-r.
Aleyhine istinaf edilen avukatı ise başlıca 2 husus üzerinde durarak bu istidanın reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. İlki, İstinaf Mahkemesine sunulmak istenen şahadetin bidayetten davalıların bilgisinde bulunduğunu, her halûkarda ibraz edilen -Emare I'den açıklıla görülebileceği gibi karardan önce bilgilerine geldiğini ve bu hususta İlk Mahkemeye başvurma hakları bulunduğunu ve bu hakkı kullanma yerine gazetede bu hususta neşriyat yapma yönüne gittiklerini ve şimdi İlk Mahkemeyi devre dışı bırak-mak anlamına gelebilecek şekilde böyle bir şahadetin İstinaf Mahkemesince dinlenmesi yönünde müracaat yaptıklarını ve bu müracaata itibar edilmemesi gerektiğini ileri sürdü. İkinci husus olarak, Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasası madde 23(c)'ye atıfla sunulma-k istenen şahadetin davcının bazı hususları Mahkemeden gizlediği veya vekâletnameyi yanlış kullandığı veya suç işlediği yönünde bir şahadet olduğunu ve böyle bir şahadetin ise davacının karakteri ile ilgili olduğu cihetle esasa müteallik bir olgu olduğunu -(material facts) ve böyle bir şahadetin sunulabilmesi için müdafaa layihalarında yer alması gerektiğini, keza Fasıl 148 madde 23(c) hükümleri uyarınca karşı tarafa da ihbar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bunların hiçbirisi yapılmadığı cihetle bu yö-nde şahadet verilmesine izin verilmiş olsa dahi yerleşmiş hukuk ilkelerine göre layihalarda yer alması gereken ve layihalarda yer almayan esasa ilişkin olgular hakkında şahadet verilmiş olsa dahi Mahkemelerce dikkate alınamayacağını ve bu yanı ile de böyle- bir menfaatın reddedilmesi gerektiğine değnmiştir.
Ne gibi hallerde İstinaf Mahkemesince yeni ve ek şahadet kabul edilebileceği birçok içtihat kararlarında değinilmiştir. Örneğin Yiannakis Kyriacou Pourikkos (No.2) v. Mehmet Fevzi (1962) CLR 283 at 286'-da ne gibi hallerde İstinaf Mahkemesince yeni şahadet kabul edilebileceğine ilişkin ilkeler açıklıkla belirtilmiştir. Bu atıfta bulunulan davada Braddock v. Tilllotson's Newspapers Ltd. (1950) 1 K.B. 47 davasında atıfta bulunarak şöyle denmektedir:
"It h-as been the invariable practice of the Court of Appeal in this country to confine the admission of fresh evidence, in circumstances such as this to evidence which could not reasonably have been dicovered before the trial, and to evidence which, if believed-e, either would be conclusive or, as has been said by some judges, to evidence which would lead to the reasonable probability that the verdict would have been different. But the practice has hitherto been confined to evidence relating to an issue in the ca-se, or at any rate to an issue which could and might yet be raised if there were a new trial in the action. No case has been cited in whih this Court has ever admitted or has ever been asked to admit evidence going to credit only. That, of course, is not c-onclusive; it is certainly not conclusively as to the jurisdiction of this court and, for myself, I think that this court clearly has jurisdiction to take any course which it thinks fit with regard to maatter of this kind; but the invariable practice is cl-ear, and furthermore, when one comes to apply the first test, namely, whether the evidence could have been discovered by reasonable deligence before the trial, ......."
Bu davadaki ilkeler, bizi bağlayıcı olmamakla beraber, Sabbar, Halil Ismael v. Fetine- Hüseyin Deli (1972) 3 JSC 182, Moundjis, Eleftherios Theodorou v. Michhhealdou and Others (1974) 12 JSC 1210 ve daha birçok kararda genişletilerek takip edilmiştir. Mahkemeler Yasası 1960 madde 25(3) 9/76 sayılı Mahkemeler Yasamızın 37(3)'ün aynıdır ve ge-çmişte madde 25(3) için söylenenler 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 37(3) için de geçerli olması gerekir. İngiliz içtihat kararlarına bakıldığında ise yine durum aynıdır. Bu kararlar arasında Ladd v. Marshall (1954) 3 All England Law Reports s.745 at 748'-de bu prensipler belitilmiştir:
"In order to justify the reception of fresh evidence or a new trial, three conditions must be fulfilled: first, it must be shown that the evidence could not have been obtained with reasonable diligence for use at the trial: -second, the evidence must be such that, if given,it would probably have an important infulence on the result of the case, although it need not be decisive: third, the evidence must be such as is presumably to be believede, or in other words, it must be ap-parently credible, although it need not be incontrovertible."
Bizde ise bu içtihat kararları takip edilerek uygulanmıştır. Örneğin Yargıtay/ Hukuk 19/77 Kıbrıs Meyve Sebze (Cypfruvex) İşletmecilik Ltd. ile Topkapı Trading (Cyprus) Ltd. Lefkoşa davasında s-.1 ve 2'de şöyle denmeketdir.
"Bir şahadetin kabul edilebilmesi için tatmin edilmiş olması gereken koşullardan birincisi ve en önemlisi sözü edilen şahadetin makul bir gayret neticesi temin edilip Alt Mahkemeye ibraz edilmesinin mümkün olmadığıdır."
Yine- aynı istinaf kararının aynı sayfasında şu görüşe yer verilmiştir:
"Sırası gelmişken şunu da söylemek yerinde olur ki bu birinci koşul tatmin olmuş olsa idi dahi bu gibi şahadetin kabul edilebilmesi için aşağıdaki 2 ek koşulun da tatmin olması gerekirdi.
-
- (i) İbraz edilmek istenen şahadetin davanın neticesini önemli derecede etkileyebilecek nitelikte olduğunun muhtemel olması;
-
(ii) Bu şahadetin muhtemelen inanılır bir şahadet olması.
Yukarıda belirtilen iki koşuldan birinin tatmin olması için bu gibi şahadetin davada teati edilen takrirler ışığında ibraz edilebilir bir şahadet olması gereklidir."
Yukarıda alıntısı yapılan k-ararlardaki prensiplerden ilki, yeni şahadet sunmak isteyen kişinin böyle bir şahadeti makul bir gayretle duruşmadan önce veya en geç duruşma safhasında ortaya çıkarmasının mümkün olmadığını ispat etmesi gereğidir. Önümzüdeki meselenin olgularna göz atıldı-ğında, sarahatle görülebileceği gibi davalı 3'ün neşrettiği gazetede davacının babasının ölüm haberi 15.10.1985 tarihinde yayınlanmış ve buna ilâveten gazete idaresi aynı tarihte taziye mesajı yayınlamıştır. Davacının bir bakan olduğu, önemli bir mevki işg-al ettiği dikkate alındığında öyle bir haberin unutulmuş olmasını düşünmek yersizdir. Bu bir yana Emare I olarak sunulan 21.1.1988 tarihli Kıbrıs Postası'nda bu hususta çıkan yazılara bakıldığında davalıların sunmak istedikleri şahadeti karardan önce öğren-dikleri açıklıkla görülmektedir. Davalılar karar verilmezden önce İlk Mahkemeye bir müracaat yaparak ek ve yeni şahadet sunmak girişimlerinde bulunma hakkını kullanmamışlar ve bu hususta da tatminkar bir izah vermemişlerdir. Müstenifler avukatının ilk mahk-emenin dava kapandıktan sonra yeni ve ek şahadet dinleme yetkisi olmadığı ve böyle bir yetkinin sadece istinaf mahkemesince kullanıldığı yönündeki iddiası tamamen geçersizdir.
Sunulmak istenen şahadete göz atıldığında istinaf kousunu oluşturan ve tarafla-r arasındaki esas ihtilafı ilgilendiren bir husus olmadığı, sadece verilmesi muhtemel tazminat miktarını etkileyebileceği müstenifler avukatı tarafından teslim edilmektedir. Saniyen böyle bir müracaata itibar ederek yeni şahadet ışığında karşı tarafa da sö-z hakkı tanıyarak onun da yemin tahtında şahadet vermesine müsaade etmemiz kaçınılmaz olacaktır ki bu durumda İstinaf Mahkemesinin, İlk Mahkemelerin kararlarını denetleme görevinden tamamen uzaklaşarak davayı resen dinleme durumunda kalacağı açıktır ve İst-inaf Mahkemelerinin esas görevi bu değildir.
Yukarıdakilerine ilâveten verilmesi muhtemel tazminatı azaltma yönünde davacının yaptığı işlem ve eylemlerin onun karakteri ile ilgili hususlar olduğu ve böyle bir müdafaa yolunu davlıların seçmeleri halinde b-unun esasa müteallik olgu olduğunu ve layihalarda yer alması gerektiği hususunu da belirtmek isteriz. Bu hususların layihalarda yer almadığı ve böyle bir iddia İlk Mahkemede yapılmadığı cihetle bu yönde şahadet verilmesine müsaade edilmesi de yerleşmiş huk-uk prensiplerine tamamen aykırıdır ve esasta böyle bir şahadet izin verilse de geçerli bir şahadet addedilemiyeceği hususunu vurgulamak isteriz.
Müstenifler avukatı, ilk mahkeme önündeki duruşma kapandıktan sonra ve karardan önce bilgilerine yeni şahadet- geldiğini ve bu şahadeti ilk mahkemeye sunmayı tercih etmediklerini, nedeni de ilk mahkemenin böyle yeni bir şahadet kabul etmeye yetkisi bulunmadığını ileri sürmüştür.
9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 37(3) maddesi istinaf mahkemesini ilgilendirmekle b-eraber karar verilmezden önceki safhanın duruşmasının bir devamı kabul edildiği cihetle uygun ve münasip hallerde müracaat eden tarafın geçerli izahatı yapması ve karşı tarafa adaletsizlik olup olmayacağı hususu da ilk mahkemece dikkate alındıktan sonra ye-ni şahadet sunma istemleri göz önünde bulundurularak ilk mahkemelerin böyle yeni ek şahadet kabul etme yetkisi vardır. İlk Mahkemeler bu tabii yetkisini (inherent jurisdiction) kullanırken sunulmak istenen şahadetin nevi, duruşmanın safahatı ve özellikle k-arşı tarafa adaletsizlik yapılıp yapılamayaağı gibi hususları dikkatlice inceleyerek bir karara varması gerekmektedir.
İlk Mahkeme kararına göz atıldığında bu kararda, duruşmada şahadet dinlendikten sonra ve karar verilmezden önce gazetelerde çıkan ve ga-yri resmi olarak mahkemenin bilgisine gelen hususlarda müsteniflerin yeni ek şahadet sunmak için mahkemeye müracaat etme olasılıklarını dikkate alarak kararı doğru veya yanlış olarak bir süre geciktirdikleri görülmektedir. Kararın bu şekilde bekletilmesini-n doğru olduğu kabul edilmesine dahi müsteniflerin İstinaf Mahkemesine sunmak istedikleri şahadeti ilk mahkemeye sunma fırsatları bulunduğuna açıklık getirmek bakımından değinmek de yerinde olur.
Netice olarak yapılan müracaatın reddedilmesi gerktiği gö-rüşündeyim.
Niyazi F. Korkut: Sayın Yagrıç N. Ergin Salâhi'nin serdettiği görüşlere ve neticeye katılırım.
Taner Erginel: Sayın Ergin Salâhi Beyin kararına katılırım. Ayrıca bu konuya ilişkin aşağıdaki görüşlerimi belirtmeyi uygun görürüm.
Müstedilerin- müracaatı Mahkemeler Yasasının 37'nci maddesi ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Tüzüğünün E.35 n.8'ine dayanmaktadır.
Bu maddelerde İstinaf Mahkemesinin ek şahadet dinleme konusunda geniş takdir hakkı olduğu ifade edilmektedir. Buna rağmen İstinaf Mahkeme-le-rinin ek şahadet dinlemesi son derece ender rastlanan bir olaydır. Bu nedenle Müstediler avukatı Mahkemeye ışık tutacak ve ek şahadete izin vermiş bir içtihat bulmakta güçlük çekmiştir. Bulunan ender içtihatlarda genellikle ek şahadet dinlenmesi için yapıl-an müracaatın reddedildiği görülmektedir. Örneğin bu tür müracaatların kabul edilme durumunda İstinaf Mahkemelerinin çok miktarda tanık dinlemekten görevlerini yapamaz hale gelecekleri, ek tanık dinlemenin yargılamayı uzatacağı ve yargılamanın bir noktada -sona ermesi gerektiği ilkesinin ihlal edileceği belirtilmekte ve yapılan müracaatlar redde-dilmektedir.
İstinafta ek şahadet dinlemenin bu kadar dar bir uygulama alanı olmasının nedenini İstinafın fonksiyonunda aramak gerekir. Şüphe yok ki İstinaf Mahkem-esi ek şahadeti istinaf görevini daha iyi yapabilmek için dinleyecektir. Şu halde ek şahadetin hangi hallerde dinlenebileceği, İstinaf Mahkemesinin görevi veya ilevi konusundaki görüşümüze bağlıdır. İstinaf Mahkemesinin temel işlevi Alt Mahkemedeki kararın- hatalı olup olamdığını tespit etmektir. Alt Mahkeme, önünde olmayan bir şahadeti karar verirken dikkate alamaz. Alt Mahkemenin önünde olmayan bir hususu İstinaf aşamasında dinletmenin Alt Mahkemenin kararının hatalı olup olmadığını tespit etmede ne gibi y-ararı olabilir? Örneğin bu istidada davacının babasının ölüm tarihini Alt Mahkeme bilmediği için dikkate alamazdı. Şu halde ek şahadet ibraz etmeye teşebbüs etmek kararın hatalı değil aksine doğru olduğunu ima etmeketdir. Öyle anlaşılıyor ki Müstediler avu-katı müracaatı yaparken İstinaf Mahkemesinin işlevine ilişkin değişik bir görüşten hareket etmiştir. Müstediler avuaktının bu görüşüne göre İstinaf Mahkemesi Alt Mahkemede yapılmış eksiklikleri tamamlayan ve duruşmayı tekrarlayan ikinci bir mahkemedir. Yar-gılama sistemimizi kökten değiştirebilecek kadar farklı olan bu görüşe katılmama olanak yoktur.
Yukarıda söylenenler ışığında E.35 n.8'in uygulama alanının ne olduğu ve İstinaf Mahkemesinde hangi hallerde ek şahadet dinlenebileceği sorusu akla gelir. Ger-çekten çok ender hallerde ek şahadet dinlemek İstinaf Mahkemesinin görevini yapamsına yardımcı olabilir. Örneğin Alt Mahkemde bir binaın tehlikeli durumda olup olmadığının tartışıldığını, Mahkemenin önündeki şahadete bakarak binanın sağlam olduğuna karar v-erdiğini ve binanın İstinafın duruşmasından önce yıkıldığını farzedelim. Bu durumda gerçeğin ek şahadetle kanıtlanmasına izin vermek gerekir ki İstinaf Mahkemesi Alt Mahkeme kararının hatalı olduğu sonucuna varabilsin. Çünkü ek şahadet dinlenmediği takdird-e Alt Mahkeme kararını, ibraz edilmiş şahadet ışığında gözden geçiren İstinaf Mahkemesi onaylamadan başka çare bulamayacak ve gerçeğe ters düşecektir.
İkinci bir örneği de şöyle verebiliriz. İstinaf Mahkemesinin Alt Mahkeme kararını onaylama, iptal etme -veya değiştirme yetkisinin yanısıra yeni bir duruşma yapılmasını emretme yetkisi de vardır. Yeni bir duruşma yapılmasını talep eden taraf Alt Mahkemede tanıkların tehdit altında yalan şahadet verdiklerini iddia ederse bu duruşmanın tekrarlanması için geçer-li bir nedendir. Böyle bir iddia ile karşı karşıya kalan İstinaf Mahkemesi uygun gördüğü takdirde tehdidin var olup olmadığını tespit etmek için ek şahadet dinleyebilir. (Bak: Ladd v. Marshall 1954 All E.R. Cilt 3 sayfa 745).
İstinaf Mahkemesinin işlevin-i bozmayacak bu örnekleri artırmak mümkündür. Ancak derhal görüleceği gibi bunlar çok ender hallerle sınırlı örneklerdir ve Müstediler avukatının öngördüğü gibi ek şahadet dinlemeyi istinafın normal bir işi haline getirmekten uzaktırlar.
Bu nedenlerle is-tidanın reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
N. Ergin Salâhi: Sonuç olarak istida, Sayın Yargıç Taner Erginel'in ek gerekçesi ve oybirliği ile reddolunur.
(N. Ergin Salâhi) (Niyazi F. Korkut) (Taner Erginel)
- Yargıç Yargıç Yargıç
9 Mayıs 1988
-
-
-
-9-
-
Full & Egal Universal Law Academy