-D.7/98 Yargıtay/Hukuk 31/97
(Dava No: 601/95; Girne)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Metin A. Hakkı, Nevvar Nolan, Gönül Erönen.
İstinaf eden: Ann Leach, Çatalköy
- (Davacı)
ile -
Aleyhine istinaf edilen: Naim Temel, Alsancak
(Davalı)
A r a s ı n d a .
Girne Kaza Mahkemesinin 601/95 sayılı davada 1.4.1997 tarihinde verdiği karara (Narin Ferdi Şefik, Kıdemli Yarg-ıç) karşı, Davacı tarafından yapılan istinaftır.
İstinaf eden namına: Avukat Peyman Erginel
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Derviş Akter.
-------------
H Ü K Ü M
-
-Metin A. Hakkı: İstinaf Eden Davacı, Usulü Muhakeme Nizamları Emir 2 Nizam 1'e istinaden 18.9.1995 tarihinde Girne Kaza Mahkemesinde, Davalı aleyhine ikame ettiği dava ile, 23.7.1995 tarihinde, Davalı Aleyhine İstinaf Edilenin, (bundan sonra sadece Daval-ı diye bahsedilecektir) haksız bir fiili neticesi düçar olduğu zarar ziyanın tazmini için Davacı leyhine hüküm talep etmiştir. Davacı İstinaf Edenin (bundan sonra sadece Davacı diye bahsedilecektir) 20.12.1995 tarihli Talep Takriri incelendiğinde, dava il-e ilgili tarihlerde 50 yaşlarında bir hanım olduğu, Alsancak'ta Özgür Sokakta ikâmet ettiği ve 23.7.1995 tarihinde evinin yatak odasında bulunduğu bir esnada, Davalının kendi evinin avlusunda gördüğü bir yılanı öldürmek amacı ile yılana ateş ettiğini, Dava-lı ile Davacının Alsancak'ta Özgür Sokak'ta komşu olduklarını, Davalının ateş ettiği tüfekten çıkan saçmaların bir adetinin evinin yatak odasında bulunduğu bir esnada odaya girip Davacının başından yaralanmasına sebep olduğunu, iddia edip, düçar olduğu zar-ar ziyanın tazmini için Davalı aleyhine 1.000.000TL özel zarar ziyan ve genel zarar ziyan için hüküm talep etmiştir. Davacı, Talep Takririne göre görünürde davasını sadece Haksız Fiiller Yasasının 51. maddesine (Negligence) dayandırmış ve Davalının ihmall-erini, Talep Takririnin 3. parağrafına göre şöyle sıralamıştır:
"Davalının ihmalinin ayrıntıları:
İnsanların meskûn olduğu bir yerde
ve av mevsimi dışında av tüfeği
kullanmak.
Ateş ettiği zaman çevreye zarar
vermemek için ye-terli özeni
göstermemek.
Yılanı öldürmek için daha uygun
yöntemler bulunmasına rağmen
insanların meskûn olduğu bir
yerde av tüfeği ile ateş etmek.
ç) Ateş ederken dikkatsiz davranmak
ve çevreye tehlike yaratmak."
Davalı, -8.3.1996 tarihinde Girne Kaza Mahkemesine dosyaladığı Müdafaa Takriri ile, Davacı ile Davalının evlerinin uzak bir mesafede olduğu ve/veya bitişik olmadığını iddia etmiş, ilgili tarihte evinde, garajının civarında zehirli bir yılan gördüğünü, bunu öldürme-k için bir el ateş ettiğini ancak Davacının yaralanmasına sebep olmadığını, 2 evin arasında, (müdafaadan alınan aynı kelimelerle) "uzak" bir mesafe olduğunu, Davacıyı o şartlar altında yaralamasının mümkün olmadığını iddia edip Davacının davasının masrafla- iptal edilmesini talep ederken, her halükârda Davacının ciddi surette yaralanmadığını, sadece bir adet saçmanın alınması için küçük bir müdahale geçirdiğini, hastahanede dahi alıkonmadığını, sıhhatine tamamen kavuştuğunu iddia edip davanın masraflarla ipt-al edilmesini talep etmiştir.
Davacı davasını ispat için kendisi dahil Alt Mahkemede 4 tanık dinletmiş, müdafaa namına ise Davalı dahil 2 tanık dinlenmiştir. Duruşma esnasında Alt Mahkemeye taraflar 341/96 sayılı ceza davası dosyasını emare 1 olara-k ibraz etmişler akabinde hitabelerini yapıp davalarını kapatmışlardır.
Girne Kaza Mahkemesi, tarafların ibraz ettiği şahadet ve emareyi inceledikten sonra dava ile ilgili tarihlerde Davacı ile Davalının Alsancak'ta Özgür Sokakta ikamet ettiklerini-, Davacının evinin, yolun Batısında Davalının ise Doğusunda olduğunu, 2 ev arasında boş bir arazi olduğunu bunun yola cephesinin ve dolayısıyle 2 ev arasındaki mesafenin 300 ayaktan fazla olduğunu, 1.4.1997 tarihinde, Davalı kendi evinin bahçesinin Kuzey-B-atı istikametinde olan garajının önünde bir yılan gördüğünü, buna tüfek ile öldürmek amacı ile o istikamete doğru 19.45 raddelerinde 1 el ateş ettiğini, yılanın öldüğünü ancak, saçmalardan birinin sekip (ricochet), Davacının evinin üst kısmında, ateş edile-n yerin Güney-Batı istikametinde, yatak odasında, ayakta olduğu bir esnada açık olan penceresinden tek saçmanın içeri girip Davacının başının, saçlı kısmına vurup orda kafatasını delmeden kaldığını bulgu yapmıştır. Alt Mahkeme kararında keza, Davalının bu- eyleminin Ceza Yasası altında suç teşkil ettiğini ve aleyhine getirilen ceza davasında mahkum olduğunu da bir bulgu olarak emare 1'e istinaden bulmuştur. Emare 1'e göre Davalı, 23.7.1995 tarihinde tasarruf ruhsatı olmaksızın av tüfeği bulundurmakla, taşı-makla, kullanmakla, meskûn mahalde ateş açmakla ve Fasıl 154 madde 234 (a) hilafına gayrı kanuni olarak bu istinaftaki Davacıyı yaralamaktan mahkum edilmiştir. Alt Mahkeme sadece Haksız Fiiller Yasasının 51. maddesine istinaden açılan davayı haklı olarak -sadece o açıdan incelemiş ve neticede önünde ibraz edilen şahadet ışığında, Davalının Fasıl 148 madde 51 tahtında herhangi bir kusur ve ihmalkârlığı olmadığı bulgusuna vararak Davacının davasını reddetmiştir. Yine Alt Mahkeme kararına göre olayın akabin-de saçma Davacının başından alınmış olup, Davacı tamamen iyileşmiş durumdadır. Alt Mahkeme bununla da kalmayıp Davacının zarar ziyan talebini de incelemiş ve Davalıya Haksız Fiiller Yasası altında bir mesuliyet bulmuş olsa idi, aleyhine talep ettiği 1.000-.000 TL özel zarar ziyan ispat olunmadığı cihetle reddetmeyi ve, 10.000.000TL genel zarar ziyan için hüküm verebileceğini belirttikten sonra, dava masrafları ile ilgili herhangi bir emir vermeden Davacının davasını reddetmiştir.
Davacı, Alt Mahkeme-nin 1.4.1997 tarihli hükmünden kendini mağdur hissederek 7.5.1997 tarihinde istinaf yolu ile Yüksek Mahkemeye başvurmuştur. Davacının istinaf ihbarnamesi, görünürde 6 istinaf sebebi içermekle birlikte, Yargıtayın 20.11.1997 tarihli duruşmasında Davacı yak-ınma nedenlerini 2 ana başlık altında aşağıdaki şekilde toplamıştır:-
Alt Mahkeme, Davalıyı Davacıya karşı ihmalkâr ve sorumlu bulmamakla hata etti.
Alt Mahkeme, Davacı lehine özel ve genel zarar ziyana hükmetmemekle hata ederken, Davalı aleyhine şayet ver-eydi 10.000.000 TL genel zarar ziyan için hüküm vermeyi tasarlamakla hata etti. 10.000.000TL genel zarar ziyan aşikâr surette azdır.
İstinafı karara bağlamak için bu istinaf sebeplerini incelemem gerekmektedir. Ancak buna girmeden önce şunu vurgulam-ak isterim ki Alt Mahkemenin bulgusuna göre istinafın kökeninde yatan olgulara bakıldığında ilk nazarda bu meselenin hem Fasıl 148 Haksız Fiiller Yasasının 51. maddesine istinaden, yani ihmalkârlık nedeni ile (Negligence) Mahkemeye başvurabileceği, hem de -olgulara göre belki de Davacı, Davalının kanuni vecibelerini ihlâli neticesi (breach of statutory duty) Mahkemeye başvurabileceği de görülmektedir. Her yasanın ihlali, mağdur olan kişiye, düçar olduğu zarar ziyanı tazmin için hukuk davası açma hakkını ver-memekle beraber (bak: Reffell v Surrey C.C. 1964, 1 WLR 358, Charlsworth on Negligence, 5th ed. page 711 para 1189, ve Hukuk İstinaf 28/72), bu meselede belki de bu olası ve mümkün idi. Bu konu ne Alt Mahkemede ne de istinafın duruşmasında Yüksek Mahkeme-de hiç bir zaman tartışılmadı. Davacının Talep Takririnin de buna müsait olmadığı görülmektedir. Davacının davasını sadece ihmalkârlığa istinaden açtığı gerek Alt Mahkemede dosyalanan Talep Takririnden bilhassa 4 ve 5. paragraflarından, gerekse Alt Mahke-me zabıtlarından ve kararından bellidir. İstinaf ihbarnamesinde de Alt Mahkeme, Davalının kanuni vecibelerini ihlâl etmesine rağmen Davacı lehine hüküm vermemekle hata etti diye bir yakınma sebebi yer almadığını göz önünde bulundurarak, istinafı sadece is-tinafın mevcut şekli ile ihmalkârlık (Negligence) iddiası ile sınırlı olarak Alt Mahkemenin kararını inceleyip istinafı o çerçevede neticelendirmeyi uygun gördüm. Bilindiği gibi Talep Takririnde yer almayan hususlar Alt Mahkemede dahi konu edilemeyeceği b-ir yana, İstinaf Mahkemesinde ilk defa, Alt Mahkemede tartışılmadan ortaya atılan iddialar da tezekkür edilmez. (Misal olarak Bak: Hukuk İstinaf 24/72).
İstinafı tezekkür etmezden önce yine belirtmekte fayda görürüm ki bir eylem hem ihmalkârlığa (Ne-gligence) hem de kanuni vecibeleri ihlâl (breach of statutory duty) kapsamına girerse, bu eylem sonucu zarara düçar olan kişi aynı başvuruda iki nedene istinaden Mahkemeye başvurabilir ve her 2 yöntem ile kusurlu taraf aleyhine Davalı olarak hüküm talep e-debilir. Neticede bunların her ikisi de veya sadece biri muvaffak olabilir veya hiçbiri olmayabilir de. Salmond and Heuston on the law of Torts, 19th ed., page 279'da kullanılan aynı kelimelerle:
".... negligence and breach of statutory
duty -are usually treated as separate
causes of action from a pleading point
of view."
Bu konudan ayrılmadan önce İngiltere'de Lord Wright'ın House of Lords'da ki bir kararından iktibas etmeyi de uygun gördüm:
".... There is, I think, a -logical
distinction which accords with what
I regard as the correct view that the
causes of action are different. It
follows that the correct pleading
would be to allege each cause of
action separately so as to avoid t-he
confusion which seems to me to have
crept in at certain points in these
proceedings. I have desired before
I deal specifically with the regula-
tions to make it clear how in my
judgement they should be approached,
- and also to make it clear that a claim
for their breach may stand or fall
independently of a claim for negligence.
There is always a danger if the claim is
not sufficiently specific that the due
consideration of the claim- for breach of
statutory duty may be prejudiced if it
is confused with the claim in negligence."
(Bak: London Passanger Transport Board v.
Upson and another, 1949.A.C 155 at page
169).
Yine belirtmekte yarar görmekteyim -ki tüfek, Haksız Fiiller Yasası madde 52 anlamında tehlikeli bir alet midir (dangrous thing) değil midir? Bunun neticesi bir ki-şiye zarar verilirse tüfeği kullananın yaralanana karşı yasal anlamda 'strict liabilty' si olup olmadığı veya ispat külfetinin kimde olduğu ne Alt Mahkemede tartışılmış ne de bu istinafın duruşmasında üzerinde durulmuştur. Dolayısıyle bu konuyu ben de sa-rfınazar ederek istinafı sadece istinaf ihbarnamesinde yer alan sebeplerle sınırlı olarak 'negligence' veya madde 51 altında inceleyip karara bağlıyacağımı tekrar vurgularım.
Bu çerçevede ve önümüzdeki istinaf sebeplerine istinaden Alt Mahkeme kararı- ve Alt Mahkeme önünde verilen şahadet ve emare birlikte tezekkür edildiğinde, Davacının, birinci başlık altında özetlediği istinaf sebepleri ile ilgili olarak Alt Mahkeme kararında bir hata var mıdır? İstinafı karara bağlamak için şimdi de bu hususu teze-kkür etmem gerekmektedir.
Haksız Fiiller Yasası Fasıl 148'in 51 (1) maddesi aynen şöyledir:
"51.(1) Negligence consists of -
doing some act which in the
circumstances a reasonable
prudent person would not do or
failing to do som-e act which in
the circumstances such a person
would do, or
failing to use such skill or take such
care in the exercise of a profession,
trade or occupation as a reasonable
prudent person qualified to exercise
such profession-, trade or occupation
would in the circumstances use or
take,
and thereby causing damage:
Provided that compe-nsation therefor
shall only be recovered by any person
to whom the person guilty of negligence
owed a duty, in the circumstances, not
to be negligent".
Alt Mahkemenin yukarıda aynen alıntısı yapılan maddeyi davanın olgula-rına uygularken bir hatası var mıdır? Alt Mahkeme önünde ibraz olunan şahadete göre, Davalının ateş ettiği tüfekten bir saçmanın sıçrayarak yön, ve hatta seviye değiştirerek Davacıyı yaraladığı sabittir. Makul bir insan bu sonucu, bir başka deyişle tüfe-kten çıkan saçmaların bir adetinin bu sonucu doğurabileceğini önceden görebilirmiydi? Alt Mahkeme göremediği sonucuna vararak Davacının davasını iptal etmiştir. Tüfekten çıkan saçmaların menzili ne idi? Yılanın üzerinde bulunduğu arazi toprakmıydı, taşlı-mıydı, saçmaların yere çarptıktan sonra yön değişmesine müsait miydi? Alt Mahkeme önünde bu konularda güvenilir ve bu sonucun doğmasını muhtemel gösterecek herhangi bir güvenilir şahadet yoktu. Alt Mahkeme haklı olarak önünde ibraz olunan şahadet muvaceh-esinde bu soruları menfi olarak cevaplamış ve ispat külfeti Davacıda olduğuna göre bu hususları onun aleyhine almıştır. Burda Alt Mahkemenin hataya düştüğü görülmemektedir ve istinaf neticesi Alt Mahkemenin bu hususta hatalı karar verdiğine dair ikna olun-madım.
Netice olarak Fasıl 148 madde 51'e istinaden açılan davanın lâyihaları da gözönünde bulundurularak Alt Mahkemenin herhangi bir hatası olmadığı kanaatindeyim. Bu durumda bu istinaf sebebinin muvaffak olmadığı sabittir. Bu nedenle bu istinaf s-ebebinin reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
1. istinaf sebebi muvaffak olmadığına göre Davacının 2. başlık altında özetlediği yakınmalarını tezekkür etmeme gerek kalmamıştır, çünkü buna teşebbüs etmek benim açımdan istinafın sonucu gözönünde bulundu-rularak akademik eksersizden başka hiçbir gayeye hizmet etmeyecektir. İstinaf Mahkemeleri de pratikte bir sonuç getirmeyecek olan noktalar üzerinde karar vermekten kaçınırlar. Bu durumda bu istinaf sebebini de bu nedenle reddetmeyi uygun gördüm.
Ne-tice olarak istinafın reddedilmesi taraftarıyım.
Nevvar Nolan: Alsancak'ta, Özgür Sokak'ta, iki katlı bir konutta ikâmet eden Davacı konutunun üst katındaki yatak odasında bulunduğu bir esnada başına isabet eden bir av tüfeği saçması ile yaralandı. Da-vacı, komşusu olan Davalının konutu dışında gördüğü bir yılanı öldürmek için av tüfeği ile ateş ettiğini öğrendi. Gerek Davacının gerekse Davalının konutu, Özgür Sokak'ta, yolun aynı tarafında olup iki konut arasında boş bir arazi vardır.
Davacı, Da-valı aleyhine bir dava ikâme ederek komşusu Davalının meskûn bir bölgede av tüfeği ile ateş etmekle, ateş ederken dikkatsiz davranmak ve çevreye tehlike yaratmakla, kusurlu olduğunu iddia etmiş ve Davalıdan, aldığı yara nedeni ile tazminat talep etmiştir. - Davalı ise dosyaladığı müdafaasında konutu dışında gördüğü bir yılanı öldürmek için av tüfeği ile ateş ettiğini kabul etti, ancak, av tüfeği ile ateş etmesi sonucu Davacının yaralandığını kabul etmedi, bunun imkânsız olduğunu ileri sürdü.
Davayı din-leyen Kaza Mahkemesi, Davalının av tüfeği ile ateş etmesi sonucu Davacının yaralandığı, Davalının Davacıya dikkat göstermek, Davacıya karşı dikkatli davranmakla yükümlü olduğu bulgularına vardı; ancak Davalının kullandığı av tüfeğinin etki alanı, saçmaları-n hareketleri ve sekme nedeni ile yön değiştirme olasılıkları ile ilgili Davacı tarafından eksper şahadeti sunulmadığını, Davalının 200 ayak mesafede olan Davacıyı zarar verebileceği bir şahıs olarak görmemesinin ve ateş etmesinin makûl dikkatli bir şahıs -gibi hareket etmediğini ortaya koymadığını, Davacının, Davalının makûl dikkatli bir şahıs gibi davranmadığını ispat edemediğini ifade ederek Davacının davasını reddetti. Davacı, Davalıyı kusurlu bulmayan Kaza Mahkemesinin bu kararından istinaf etmiştir.
- Makûl ölçüde dikkatli bir kişinin belli şartlar altında yapmayacağı bir eylemin yapılması veya böyle bir kişinin belli şartlar altında yapacağı bir eylemin yapılmaması sonucu bir zarar verilmesi Haksız Fiiller Yasamızın 51(1)(a) fıkrası altında bir ku-sur oluşturur; İngiliz hukuk dilinde bu kusur "negligence" olarak isimlendirilmiştir.
Bir kişi çevresinde, yakınında bulunan kişilere karşı, o kişilere zarar vermekten kaçınmak için, dikkat göstermek, dikkatli davranmakla yükümlüdür. Kişi, çevresind-e, yakınında bulunan kişilere zarar verebileceğini makûl olarak görebildiği bir davranıştan kaçınmalıdır.
Av tüfeği bir ateşli silahtır ve diğer tüm ateşli silahlar gibi oldukça tehlikelidir. Bir av tüfeğini tasarrufunda bulunduran, kullanan bir kiş-inin o tüfeğin çevrede bulunan kişilere zarar vermemesi için çok yüksek düzeyde dikkat göstermesi, tedbir alması beklenir. Böyle bir kişinin çok yüksek düzeyde dikkat gösterme yükümlülüğü vardır ve bunu anlamak da zor olmasa gerek.
Bir zarar meydana- geldiğinde, Davalının kusurlu olduğunu doğrudan ortaya koyacak direk şahadet eksikliğinde, eğer kanıtlanan olgular ve bu olgulardan çıkarılacak sonuçlar, zararın, başka etkenlerden değil de, Davalıda kusur olmasından meydana geldiği tezi ile daha tutarlı,- daha uyumlu ise, Davalının kusurunu ortaya koyacak şahadetin var olduğu kabul edilir, Davalının kusurlu (negligent) olduğu sonucuna makûl olarak varılabilir.
Yukarıda sıraladığım ilkeleri hatırda tutarak davanın olgusal yönünü ele alalım. Davayı di-nleyen Kaza Mahkemesi kararında aşağıdaki bulgulara yer vermiştir. Davacı ile Davalı komşudurlar, konutları yolun aynı tarafındadır ve iki konut arasında takriben 200 ayak kadar boş bir arazi vardır. Davalı konutunun dışında gördüğü bir yılanı öldürmek i-çin av tüfeği ile ateş etti, bu tüfekten çıkan bir saçma 200 ayak ötede, konutunun yatak odasında bulunan Davacının kafasına isabet ederek, saplandı. Davalının, Davacıya dikkat göstermek yükümlülüğü vardı.
Davacı Talep Takririnin 3. paragrafında Dav-alının bir yılanı öldürmek için av tüfeği ile ateş etmesi sonucu yaralandığına yer verdikten sonra, meskûn bir bölgede Davalının av tüfeği ile ateş etmesinin bir kusur (negligence) olduğunu, keza ateş ederken dikkatsiz davrandığını ve çevreye tehlike yarat-tığını ileri sürmüştür. Davacının ileri sürdüğü bu iddiaya Davalının Müdafaa Takririndeki yaklaşımını önemli gördüğüm için Müdafaa Takririnin ilgili paragrafı olan 3. paragrafını aynen aktarmayı uygun görürüm:
"3. Davalı, Talep Takririnin 3. paragra-fında
ileri sürülen iddiaları kısmen kabul eder.
Şöyle ki, söz konusu günde Davalı evinin
garajı üzerinde gördüğü ve aile fertlerine
zarar vermesi muhtemel zehirli bir yılanı,
evinden bir el ateş etmek suretiyle- öldür-
düğünü ileri sürer. Davalı bu husus
haricinde Davacının Davalının yılana ateş
etmesi sonucu yaralandığı iddiasını kabul
etmez ve her açıdan bunun imkansız olduğunu,
belli bir yere vuran tüfek saçmaları-nın
sekmesinin imkansız ve/veya mümkün olmadığı-
nı, Davacının kendinin yılana ateş etmesi
sonucu yaralandığı iddiasının kabule şayan
olamayacağını ileri sürer ve ciddi surette
ispatını talep eder".
Davac-ı lâyihasında kendisine dava ikâme etme ve talep hakkı veren tüm olgulara yer vermelidir. Dava sebebini ortaya koyan bu olgular esasa ilşkin olgulardır ve eksiksiz Davacının lâyihasında yer almaları gerekir. Davalı da kendisine müdafaa oluşturduğunu iddi-a ettiği tüm olgulara lâyihasında yer vermelidir. Lâyihalar ile ilgili bu kurala tarafların uymasının yararları vardır. Davalı, Davacının davasının, Davacı da Davalının müdafaasının, ne olduğunu açıkça görür, böylece birbirlerini daha iyi anlayıp durumla-rını yeniden tezekkür etme şansına sahip olurlar; ayrıca, taraflar, davanın duruşmasında sürprizler ile karşılaşmazlar, daha açıkçası davanın duruşmasında lâyihalarında yer vermedikleri olguları ileri sürüp birbirlerine sürpriz yapamazlar. Lâyihalar ile i-lgili bir başka kural da şöyle açıklanabilir. Davalı, Talep Takririnde ileri sürülen herhangi bir olgusal iddiayı kabul etmiyor ise, kabul etmediği bu olguyu Müdafaa Takririnde açıkça anlaşılabilir bir şekilde reddetmelidir, aksi takdirde reddedilmeyen bu- olgusal iddia kabul edilmiş addedilebilir.
Davalı, Müdafaa Takririnde, yukarıda görülebileceği gibi, zehirli bir yılanı öldürmek için bir el ateş ettiğini kabul etmiş ancak yılana ateş açması sonucu Davacının yaralandığı iddiasını kabul etmemiş, bun-un imkânsız olduğunu, belli bir yere vuran saçmaların sekmesinin mümkün olmadığını ileri sürmüştür. Görülebileceği gibi Davalı Müdafaa Takririnde sadece yılana ateş açması sonucu Davacının yaralandığı iddiasını reddetmektedir. Kaza Mahkemesi ise kararınd-a yılanı öldürmek için av tüfeği ile ateş açan Davalının tüfeğinden çıkan bir saçmanın Davacının kafasına isabet etmesi ile Davacının yaralandığı bulgusuna varmıştır. Kaza Mahkemesinin bu bulgusu huzurundaki şahadetin kaçınılmaz sonucudur ve doğruluğu hak-kında bir şüphe dahi yoktur. Kaza Mahkemesinin bu bulgusundan sonra, aslında Davalının, Müdafaa Takririnde yer alan müdafaası tümü ile çökmüştür. Bu durumda Kaza Mahkemesinin Davalıyı kusurlu bulması gerekirdi.
Davacı ile Davalı komşudurlar, Davalı- av tüfeği ile konutundan ateş etti, tüfeğinden çıkan bir saçma konutunun yatak odasında bulunan Davacının kafasına saplandı ve onu yaraladı. Davacı diyor ki, Davalı meskûn bir bölgede av tüfeği ile ateş etmekle kusurludur, ateş ettiği zaman çevresine zar-ar vermemek için yeterli özen göstermemekle ve çevreye tehlike yaratmakla da kusurludur. Davalı ise, yukarıda da belirttiğim gibi, Müdafaa Takririnde, av tüfeği ile ateş etmesi sonucu Davacının yaralandığını reddetti ve belli bir yere vuran tüfek saçmalar-ının sekmesinin mümkün olmadığını ileri sürdü. Davacının Talep Takririnde tüfek saçmalarının sekmesi sonucu yaralandığı iddiası yer almamasına rağmen Davalının Müdafaa Takririnde böyle bir husus ileri sürmesi enteresandır. Davalının tüfeğinden çıkan bir -saçmanın Davacının kafasına saplanması ile Davacının yaralandığı Mahkemenin kesin olan bir bulgusudur. Bu durumda Davalının ateş etmesi ile saçma ya tüfekten çıkarak doğrudan Davacının kafasına gitmiştir veya bir yere çarptıktan sonra, sekip yön değiştire-rek, eğer bu mümkünse, Davacının kafasına gitmiştir. Davalı ateş etmesi sonucu Davacının yaralandığını reddettiğine göre neden belli bir yere vuran tüfek saçmalarının sekmesinin mümkün olmadığı iddiasını ileri sürmüştür? Eğer saçma bir yerden sekip Davacı-nın kafasına gitmemiş ise, doğrudan Davacının kafasına gitmiş demektir. Davalının av tüfeği ile ateş etmesi sonucu tüfeğinden çıkan bir saçmanın doğrudan Davacının kafasına gidip saplanması Davalıyı kusurdan arındırır mı ki! Davacının yaralanması ile ilgi-li Davalının lâyihasına aktaramadığı bir izahatı var izlenimi doğuyor, o kadar.
Kaza Mahkemesi kararında Davalının kullandığı tüfeğin etki alanı, saçmaların hareketleri ve sekme nedeni ile yön değiştirme olasılıkları ile ilgili Davacının eksper şahad-eti sunmadığına yer vermiş ve kararını bu işaret ettiği eksikliklere dayandırarak Davalının makûl dikkatli bir şahıs gibi davranmadığının ispat edilemediği gerekçesi ile davayı reddetmiştir.
Davacı, Davalının av tüfeği ile ateş ettiğini ve bunun sonu-cu kafasına isabet eden bir saçma ile yaralandığını kanıtlamıştır. Kaza Mahkemesi Davalının Davacıya dikkat göstermekle yükümlü olduğu bulgusuna da varmıştır. Davacı daha ileri gidip, Davalının ateş ettiği tüfeğin menzilini, Davalının ateş etmesi sonucu -nasıl yara aldığını kanıtlamakla, saçmaların hareketleri, sekip sekmedikleri, sekme nedeni ile yön değiştirme olasılıkları ile ilgili şahadet sunmakla, yükümlü değildir. Kullandığı tüfeğin menzilini ve nereye, nasıl ateş ettiğini Davalı Davacıdan daha iyi- bilebilecek durumdadır. Davacı yaralandığına göre Davalının tüfeğinin menzili içerisinde idi. Davacının yaralanmış olması başlı başına Davalının tüfeğinin menzili içerisinde olduğunu gösterir. Davacı, Davalının kullandığı av tüfeğinin menzili dışında i-di diye bir iddia Müdafaa Takririnde net olarak yer almamaktadır. Davalı müdafaasını böyle bir olguya dayandıracak, duruşmada böyle bir olguyu ortaya koyacaksaydı, bu olgusal iddiaya öncelikle lâyihasında yer vermesi gerekirdi.
Davacı, Davalının kul-landığı av tüfeğinden çıkan saçmaların bir yüzeye çarptıktan sonra yön değiştirmesi sonucu mu yaralandı? Kaza Mahkemesinin kararında bu konuda bir açıklık yoktur, duruşma notlarına göz attığımda şahadetin de açık ve anlaşılır olmadığını görürüm. Duruşma -notlarına bir bütün olarak göz atıldığında, Davacının ve tanıklarının çarpraz sorgulanmalarından ve Davalının şahadetinden Davalının aşağıdaki hususları ortaya koymaya çalıştığı biraz zorlanarak da olsa söylenebilir. Davalının av tüfeği ile ateş ettiği ye-r, yani kendi konutu, ile Davacının bulunduğu yer, yani Davacının konutu, arasında takriben 200 ayak bir mesafe vardır. Davalının kullandığı av tüfeğinin menzili bu mesafenin altındadır. Davalı yılana ateş ederken Davacı tüfeğin hedefinde değildi. Müdaf-aa Takririnde de av tüfeği ile ateş edildiğinde saçmaların bir yüzeye vurduktan sonra sekmelerinin mümkün olmadığı iddiası vardır. Bunların tümü de doğru olsa Davacının Davalının ateş etmesi sonucu yaralanmaması gerekirdi; ama, Kaza Mahkemesi doğru olarak-, Davacının, Davalının av tüfeği ile ateş açması sonucu yaralandığı bulgusuna varmıştır.
Davalı, ateş ettiği anda, Davacının, tüfeğin hem hedefi hem de menzili dışında olduğunu, saçmaların hedefteki yüzeye çarptıktan sonra sekip yön değiştirdiklerini- ve hız kazandıklarını, böylece bir saçmanın Davacıya kadar ulaşarak kafasına saplandığını, av tüfeği saçmalarının sekip yön değiştirmelerinin ve çarpma ile hız kazanarak normal menzillerinin ötesine gitmelerinin olağan dışı olduğunu, bu nedenlerle Davacıy-a zarar verebileceğini makûl olarak öngöremediğini ileri sürüp bu iddialarını şahadetle kanıtlama yoluna gidebilirdi. Davalı bu iddialara lâyihasında yer vermediği gibi bu iddiaları kanıtlamak için bu doğrultuda ne şahadet verdi ne de tanık çağırdı; zaten- lâyihasında yer vermediği esasa ilişkin bu hususlarda şahadet sunamazdı. Aslında Davalının böyle bir izahatı yok, herhangi bir izahatı yok. Aksine saçmaların sekmelerinin mümkün olmadığı iddiası var. Yukarıda da işaret ettiğim gibi Davalı Müdafaa Takri-rinde av tüfeği ile yılana ateş etmesi sonucu Davacının yaralandığını kabul etmedi, bu iddiayı reddedip orda durdu. Davalı devam edip tüfeğinden çıkan saçmalar ile Davacının yaralandığının kanıtlanması halinde kendisine müdafaa oluşturabilecek alternatif -bir iddia ileri sürmedi, bir izahat vermedi.
Kaza Mahkemesinin Davalı ile Davacının meskûn bir bölgede komşu oldukları, Davalının Davacıya karşı dikkat göstermekle yükümlü olduğu, Davalının, avlusunda gördüğü bir yılanı öldürmek için av tüfeği ile at-eş etmesi sonucu bir saçmanın, evinin yatak odasında bulunan Davacının kafasına saplanmak sureti ile Davacıyı yaraladığı bulguları ışığında ve Davalının herhangi bir izahatı yokluğunda, Kaza Mahkemesinin, Davalının kusurlu (negligent) olduğunun kanıtlanama-dığı gerekçesi ile davayı reddetmesi hatalıdır. Kaza Mahkemesinin huzurundaki şahadet ve bulguları Davalının kusurlu olduğunu makûl olarak ortaya koymaktadır.
Kaza Mahkemesi, Davalıyı kusurlu bulmamasına rağmen, doğru bir yaklaşımla, kararından isti-naf edilebileceğini göz önüne alarak, Davacının tazminat taleplerini de değerlendirmiştir. Davacının 1.000.000.-TL özel tazminat ve genel tazminat talebi vardır.
Davacı hastaneye gidip gelme masrafı olarak 1.000.000.-TL özel tazminat talep etmiştir.- Kaza Mahkemesi Davacının özel tazminat talebini kanıtlayamadığı kanaatine varmış, Davacı da, Kaza Mahkemesinin bu bulgusundan istinaf etmiştir. Kaza Mahkemesi huzurundaki şahadetten Davacının en az dört kez hastaneye gittiği açıkça görülmektedir; yarala-ndığı gün, kafasındaki saçmanın alındığı gün, sargıların değişmesi için gittiği gün ve dikişlerin alındığı gün. Yaralandığı gün Davacıyı hastaneye bir komşusunun götürdüğü görülmektedir; bu gidişte bir masraf olmadığı kabul edilse bile kalan üç hastane se-yahati için Davacının en az benzin için harcaması vardır. Bu seyahatlerdeki masrafı için de Davacı 1.000.000.-TL talep etmiştir. Gayet makûl bir talep olan bu miktarın Davacı tarafından harcanmış olduğunun kabul edilmesi gerekir.
Kaza Mahkemesi Dav-alının kusurlu bulunması halinde Davacı lehine hükmedilebilecek genel tazminatı 10.000.000.-TL olarak belirlemiştir. Davacı istinafında bu miktarın aşikar surette az olduğunu ileri sürmüştür. Kaza Mahkemesinin, Davacının kafasındaki saçmayı alan doktorun- şahadetine dayanan bulgularına göre Davacının kafasındaki yara yüzeyseldi, saçma, derinin hemen altında idi ve lokal anestezi altında alındı. Saçmanın alındığı yere dört dikiş atıldığı, daha sonra bu dikişlerin alındığı da şahadetten görülmektedir. Dava-cı ve kocası bu olaydan Davacının çok etkilendiği ve olaydan sonra aynı insan olmadığı doğrultusunda şahadet verdiler. Bu konuda doktor tanık, uzman tanık çağrılmadığını da dikkate alan Kaza Mahkemesi bu konudaki şahadete itibar etmedi. Davacı, istinafta-, Kaza Mahkemesinin bu konudaki şahadete itibar etmemesinden yakındı. Kaza Mahkemesinin bu konuda hatalı olduğu görülmediği gibi, her halukârda, Davacının Talep Takririnde bu olaydan sonra aynı insan olmadığı iddiasının veya buna benzer bir iddianın yer a-lmadığına da dikkat çekmek isterim.
Kaza Mahkemesi çektiği acı ve ıstırap için Davacı lehine hükmedilebilecek genel tazminat miktarını 10.000.000.-TL olarak belirlemiştir. Bu miktarı aşikar surette az bulur ve genel tazminat başlığı altında çektiği -acı ve ıstırap için Davacı lehine hükmedilmesi gereken makûl tazminat miktarını 25.000.000.-TL olarak saptarım.
Sonuç olarak istinafın kabul edilerek Davacının davasını reddeden Kaza Mahkemesi kararının iptal edilmesi ve Davacı lehine Davalı aleyhine- 1.000.000.-TL özel tazminat, 25.000.000.-TL genel tazminat ve faiz için hüküm verilmesi gerektiği görüşündeyim. Masraflara gelince, Davacının gerek Kaza Mahkemesinde gerekse Yargıtaydaki masraflarının Davalı tarafından ödenmesini, masrafların, avukat ücr-etleri cetvelinin, Davacı lehine takdir edilen tazminat miktarına uygun sütunu üzerinden belirlenmesini uygun görürüm.
Gönül Erönen: Sayın meslektaşım Nevvar Nolan'ın kaleme almış olduğu kararını önceden okuma fırsatım olmuştur. Orada serdettiği olgula-r, belirtmiş olduğu görüşler ve varmış olduğu sonuca aynen katılmaktayım. Ancak bu davadaki ispat külfeti ile ilgili olarak kısaca şunları eklemek istiyorum:-
Alt Mahkeme Davalının Davacıya karşı dikkatli davranma mükellefiyeti olduğunu teslim etmek-le birlikte av tüfeği ile ateş açmakla Davalının bu mükellefiyeti hilafına hareket ettiğinin ispat edilemediği neticesine varmıştır. Burada konu ile ilgili akla şu sorular gelmektedir. Acaba, Davalının dikkatli olma mükellefiyeti var olduğuna göre mevcut- olgular çerçevesinde bunun ihlali Davacı tarafından nasıl kanıtlanmalıydı? İhlal var ise bunun sonucu Davacının aldığı yaraların meydana gelmesine etken oldu mu? Kısaca, Davalının av tüfeği ile ateş açması kendi başına Davalının ihmalkârlığını göstermek- için yeterli mi?
Davalının ateş açması sonucu Davacının yaralandığı bir gerçektir. Davacının yaralanmasının nasıl ve ne ile meydana geldiği de sabittir. Bu sabit olgular neticesinde Alt Mahkeme Davalının ihmalkâr davrandığı sonucuna varabilir miyd-i?
Konu ile ilgili Barkway v. South Wales Transport Co., Ltd 1950 1 AER 392 davasında sayfa 394 de şöyle deniyor:-
"As was said by ERLE, C.J., in Scott v. London Dock Co.(1) (3 H.& C. 601):
'... where the thing is shown to be under
- the management of the defendant or his servants,
and the accident is such as in the ordinary
course of things does not happen if those who
have the management use proper care, it affords
reasonable evidence, in the absence of
- explanation by the defendants, that the accident
arose from want of care.'
The doctrine is dependent on the absence of
explanation, and, although it is the duty of the
defendants, if they desire to protect themselves,
- to give an adequate explanation of the cause of the
accident, yet, if the facts are sufficiently known,
the question ceases to be one where the facts speak
for themselves, and the solution is to be found by
determining whether, -on the facts as established,
negligence is to be inferred or not."
1951 AC Bolton v.Stone 851, sayfa 858,859 şöyle deniyo-r:-
"It must be remembered and cannot too
often be repeated that there are two different
standards to be applied when one is considering
whether an appeal should be allowed or not. The
first is whether the facts relied upon -are evidence
from which negligence can in law be inferred; the
second, whether, if negligence can be inferred,
those facts do constitute negligence. The first
is a question of law upon which the judge must
actually or inferential-ly rule; the second, a
question of fact upon which the jury, if there is
one, or, if not, the judge, as judge of fact,
must pronounce. Both to some extent, but
more particularly the latter, depend on all
- the attendant circumstances of the case."
Davacı, kendine düşen ispat külfetini yerine getirmek için, meskûn bir bölgede tüfek kullanan Davalının yılana ateş açması sırasında, yara aldığı hususunda şahadet vermiştir ve uğramış olduğu yaralanmayı bu- şekilde ispat etmiştir. İlk nazarda yılana karşı ateş edilme esnasında fişenk saçmalarının kazaen de olsa Davacıyı yaralamış olması, olayın Davalının dikkatsiz bir davranışı sonucu meydana gelmiş olabileceğine işaret etmektedir. Bu "prima facie" ihmalkâ-rlığı veya en azından dikkatsizliği gösteren şahadeti bertaraf etmek, Davalıya düşmekte idi ve ispat külfeti Davalıya geçmişti. (shifting of burden of proof) Yaralanmanın başka şekilde veya başka bir cisimle meydana geldiği Davalı tarafından ileri sürülmed-iği bir tarafa Davacıyı yaralayan saçmanın bilinmeyen bir nedenle Davacının evine kadar gidip birinci katta bulunan yatak odası penceresinden girip Davacıyı yaralayabildiğine göre, bu olayın Davalının dikkatsizliğinden meydana gelmediği; tamamen kendi elin-de olmayan nedenden dolayı meydana gelmiş olabileceğini göstermek veya bu konuda izahat vermek, Davalıya düşerdi.
Alt Mahkeme, Davalının yılana ateş açtığı sırada gerekli ihtimam ve dikkati gösterdiği hususunda şahadet ibraz etmemesi neticesinde, huz-urunda bulunan şahadetten Davalının ihmalkâr davrandığı sonucunu çıkarabilirdi. Davalının meskûn bir bölgede ve etrafta insanların bulunabileceği sırada, ani bir karar ve davranışla tüfeğini ateşlediği ve söz konusu yılanı çapa veya değnekle değil de tüf-ek ile öldürmeye giriştiği hususları, böyle bir sonucun çıkarılabilmesine etken bazı faktörlerdir.
Yılana ateş açmak ve bunun neticesinde bir kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek sık rastlanan bir olay değildir. Davalı olaydan önce bir çok defalar- yılan öldürmek için tüfek kullandığını belirtmekle beraber, kullanmasının aynı bölgede meydana gelip gelmediğini söylememiştir. Bu bir yana, Davalının Davacıya karşı dikkatli olma mükellefiyeti (owed a duty of care) olduğu noktasından hareketle meskûn bö-lge içerisinde yılana ateş açarken herhangi birinin yaralanabileceği çok uzak, fevkalade veya akla gelmeyecek bir ihtimal değildi.
Davalı, bu yaralanmanın kendi ihmalkârlığı sonucu meydana gelmediğini göstermeye çalışırken, tüfekten çıkan saçmaların -menzilinin düşük olduğu, yılanın üzerinde bulunduğu zeminin böyle bir saçmanın sıçramasına neden olamayacağı, saçmaların toprağa veya başka bir yere veya zemine çarptıktan sonra yön değiştirmelerinin müsait olmadığı, tüfeği bilinçli ve doğru bir şekilde ku-llandığı, ateş açtığı sırada etrafta etkilenmesi muhtemel kişilere zarar vermemek için gerekli tedbirleri aldığı veya gerektiği şekilde davrandığı hususunda şahadet sunması gerekirdi. Davalı bu hususlarla ilgili hiç şahadet sunmadı. Bu durumda Davacı tar-afından ispat edilen olgular karşısında, Davacının iddialarının aksini göstermek açısından kendisine geçen ispat külfetini Davalının yerine getirdiği söylenemez.
Neticede, Davacının sunduğu şahadet ve olgular ilk nazarda Davalının ihmalkârlığını göst-erdiği halde bu doğrultuda karar vermeyip ispat külfetinin halen Davacıda olduğu hususunda yanlış değerlendirme yapması sonucu Alt Mahkemenin Davacı lehine hüküm vermemekle hatalı karar verdiği görüşündeyim.
Mahkeme: Sonuç olarak Metin A. Hakkı'nın karş-ı oyu ve oy çokluğu ile istinaf kabul edilir, Davacının davasını reddeden Kaza Mahkemesinin kararı iptal edilerek Davacı lehine Davalı aleyhine 1,000,000 TL özel tazminat, 25,000,000 TL genel tazminat ve faiz için hüküm verilir.
İstinaf Eden/Davacını-n gerek Kaza Mahkemesinde gerekse Yargıtaydaki masraflarının Aleyhine İstinaf Edilen/Davalı tarafından ödenmesine emir verilir. Masraflar, yazılı müracaat üzerine, avukat ücretleri cetvelinin, Davacı lehine takdir edilen tazminat miktarına uygun sütunu üz-erinden, Başmukayyit tarafından saptanacaktır.
Metin A. Hakkı Nevvar Nolan Gönül Erönen
Yargıç Yargıç Yargıç
6 Şubat 1998
-
24
-
Full & Egal Universal Law Academy