-D.21/98 Yargıtay/Hukuk 3/98
(Dava No: 519/94; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti:Taner Erginel,Metin A.Hakkı,Nevvar Nolan.
İstinaf eden: Fikret Çavuşoğlu c/o Kıbrıs Türk Hava
- Yolları Şti. Ltd., Lefkoşa
(Davacı)
ile -
Aleyhine istinaf edilen: Kıbrıs Türk Hava Yolları Şti.
Ltd., Lefkoşa
(Davalı)
- A r a s ı n d a .
Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 519/94 sayılı davada 31.10.1997 tarihinde verdiği karara (Şafak Öneri Kaza Mahkemesi Başkanı, Hasan Sözmener Kaza Mahkemesi Yargıcı) karşı Davacı tarafından yapılan istinaftır.
İstinaf eden namına: -Avukat Kıvanç M.Riza adına Avukat Mustafa Asena
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Ali Dana ve Avukat Osman Ertekün adına Avukat Peri Hakkı.
--------------------
H Ü K Ü M
Taner Erginel : Davacı; 1.5.1981 tarihinde Davalı Kıbrıs Türk Hava Yolları Ş-ti. Ltd.'de çalışmaya başladı. Genel Müdür Danışmanı mevkiine kadar yükselen Davacının görevine 20.1.1994 tarihinde Şirket Yönetim Kurulu kararı ile son verildi. Bu karara karşı önümüzdeki davayı açan Davacı, 37/75 sayılı KİT Yasasına göre [Tam ismi: 197-5 Kamu İktisadi Teşebbüsleri (Yönetim,Denetim ve Gözetim) Yasası] Şirket Yönetim Kurulunun görevine son verme yetkisi bulunmadığını, dolayısıyle verilen kararın geçersiz olduğunu öne sürdü. Bu nedenle Davacı görevine, geri dönmeyi ve tazminat almayı amaçl-ayan önümüzdeki davayı açmış bulunmaktadır. 37/75 sayılı KİT Yasasına göre Şirket Yönetim Kurulunun bir iş akdini sona erdirme yetkisi yoktur. Bu konuda yetkili organ KİT'lerin en yüksek karar organı olan Ortak Yönetim Kuruludur. Diğer KİT'lerde olduğu -gibi K.T.H.Y.nda da Ortak Yönetim Kurulu oluşturulmadığı için Davacının işine yetkisi olmıyan bir organ son vermiştir. Dolayısıyle yasal açıdan ilk bakışta Davacının haklı olduğunu gösteren bir tablo ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Davacının ortaya koyduğu- bu haklı görünüme karşı Davalı, Kıbrıs Türk Hava Yollarının bir KİT olmadığını yani özel şirket olduğunu, dolayısıyle şirket Yönetim Kurulunun Davacıyı görevden alma yetkisi bulunduğunu öne sürmektedir. Bu savunma üzerine K.T.H.Y.'nın bir KİT olup olmadı-ğı davanın temel tartışma konusu haline gelmiştir.
KİT'ler devlete ait olan veya devlet ortaklığında kurulan, fakat özel bir şirket gibi faaliyet gösteren kuruluşlardır. Karma ekonomik sistemlerde önemli ekonomik faaliyet alanlarında yol gösterici olmak- isteyen devletler KİT ismi verilen bu tür şirketler kurmakta ve onlar vasıtasıyle faaliyetlerde bulunmaktadırlar.
Öyle anlaşılıyor ki 1974 Barış Harekatından sonra devletimiz kalkınmada karma ekonomik modeli tercih etmiş ve KİT'ler kurarak bunlar vasıta-sıyla ulaştırma, ithalât, ihracat, üretim gibi ekonomik alanlarda faaliyet göstermeye başlamıştır. Ne var ki bu davanın olgularında ortaya çıktığı gibi KİT'lerin oluşturulmasında ve çalışmasında tecrübesizlikten kaynaklanan düzensizlikler yaşanmıştır.
K-İT'lerin tanımı 37/75 sayılı KİT Yasasında yapılmıştır.
"2. (1) Bu Yasada metin başka türlü gerektirmedikçe "Devlet", Kıbrıs Türk Federe Devletini anlatır. "Kamu İktisadi Teşebbüsü",tüzel kişiliğe sahip ve faaliyetlerinde özerk olan, sorumlulukl-arı sermayeleri ile sınırlı bulunan, sermayenin yüzde kırk dokuzu veya daha fazlası,
tek başına Devlete; veya
bir veya birden fazla Kamu İktisadi Teşebbüsüne: veya
Kamu İktisadi Teşebbüsü ile birlikte Devlete, ait olan ve iktisadi alanda ticari esaslara g-öre faaliyet göstermek üzere Şirketler Kanunu uyarınca kurulan şirketi anlatır."
4.12.1974 tarihinde bir Bakanlar Kurulu kararı ile kurulan K.T.H.Y.'nın % 50 hissesi, devlete ait Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Konsolide Fonu İnkişaf Sandığına, %50
hissesi i-se Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığına ait idi. Dolayısıyle K.T.H.Y.'nın yasadaki KİT tanımına uygun olduğu açıkca görülmektedir. Bu gerçeğe karşı Davalı K.T.H.Yollarının 4.12.1974 tarihinde kurulduğunu, 37/75 sayılı KİT Yasasının ise 5.12.1975 tarihind-e yürürlüğe girdiğini, şirket kurulduğu tarihte yasa yürürlükte olmadığına göre K.T.H.Y.'nın KİT olamıyacağını öne sürmektedir. Şüphe yok ki bu ilk bakışta doğru görünen bir argümandır. Çünkü yasalar ileriye dönük uygulanmak üzere yapılır. Bir yasanın g-eriye dönük uygulanabilmesi için yasa koyucunun amacının bu doğrultuda olması ve yasada geriye dönüklüğün amaçlandığını gösteren açık veya örtülü (sarih veya zımni) bir ifade bulunması gerekir.
Davada ortaya atılan görüşlerden birine göre K.T.H.Y.'nın Kİ-T kabul edilmesi için yasanın geriye dönük olmasına gerek yoktur. Yasa belli bir tanımı yaptığına göre, geriye dönük olmasa bile yasanın yürürlüğe girmesiyle o tanıma uyan kuruluşlar otomatik olarak KİT haline gelmiştir. Bu görüşe katılma olanağı bulamıy-orum. Özellikle 37/75 sayılı KİT yasasının KİT kuran bir yasa olmayıp KİT'lerin nasıl kurulabileceğini gösteren bir yasa olduğunu göz önünde bulundurunca geçmişe dönük olmasa bile yasanın geçmiş kuruluşları otomatik olarak KİT haline getirdiği görüşüne ka-tılmıyorum. Kanımca yasanın geriye dönük olmaması halinde K.T.H.Y.'nı etkilemesi ve K.T.H.Y.'nı KİT'e dönüştürmesi mümkün değildir.
Acaba 37/75 sayılı KİT Yasası geriye dönük bir yasa mıdır?
Bu konuda karar vermek hiç de zor değildir. Çünkü yasanın 2-7. maddesi şöyledir;
"27. (1) Bu Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra bu Yasa'ya aykırı Kamu İktisadi Teşebbüsü kurulamaz.
Ancak, bu Yasa yürürlüğe girmeden önce kurulan Kamu İktisadi Teşebbüslerinde 26.maddede yer alan kural uygulanmaz.
(2) Bu Y-asa'nın 5. maddesinin (3). fıkrasındaki ve 24. maddesindeki kurallar, bu Yasa Yürürlüğe girmeden önce kurulan Kamu İktisadi Teşebbüslerinde, sadece Kıbrıs Türk Federe Devleti sermayesi veya Kıbrıs Türk Federe Devleti ile Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasas-ı'nın 136. maddesinde belirtilen Türk Yurttaşların toplam sermayesi hissesine, bahsi geçen maddelerde belirtilen oranlarda uygulanır."
Görüleceği gibi 27. madde yasa yürürlüğe girmeden önce kurulan KİT'lerden söz etmekte yani geriye dönük uygulanacağını- açıkca ifade etmektedir.
Yasanın bu açık hükmüne karşı Davalı, yasanın geriye dönüklüğünün 30.7.1975 tarihi ile sınırlı olduğunu öne sürmektedir. 30.7.1975 tarihinde KİT kararnamesi kabul edilmişti ve bu görüşe göre yasa kararnamenin kabulünden sonra -kurulan KİT'lere yasallık kazandırmaktadır. Diğer bir ifade ile Kararnamenin kabulünden önceki şirketlerden KİT diye söz etmek ve dolayısıyle yasanın kapsamına almak mümkün değildir.
İşte önümüzdeki davanın can alıcı argümanı buradadır.
Geriye dönük- olduğu açık olan 37/75 sayılı KİT Yasasının geriye dönüklüğü hangi tarihte son bulmaktadır?
1974 Barış Harekatından sonra devletimizin karma ekonomik modeli benimsediği ve KİT'ler kurarak ekonomik hayata katıldığı görülmektedir. O günlerde devlet olan-aklarına kavuşmanın heyecanı içinde hatalar yapılmış ve KİT'leri yasal bir zemine oturtmak zaman almıştır. Hala daha uygulamanın yasaya tam uymadığı KİT organlarının yasaya uygun bir şekilde oluşturulmamasından anlaşılmaktadır. 1974 sonrasının heyecanlı -ve değişken ortamında 4.12.1974 tarihinde bir Bakanlar Kurulu kararıyle K.T.H.Y. kuruldu. Bir süre sonra 30.7.1975 tarihinde yine Bakanlar Kurulunun onayladığı ilk KİT kararnamesi çıktı. [Tam ismi: 1975 İktisadi Kamu Teşebbüsleri (Yönetim,Denetim ve Gözet-im) Kararnamesi]. Bu kararnameye göre bir KİT'in sermayesinin en az yarısının doğrudan veya dolaylı olarak devlete ait olması gerekiyordu. Daha sonra bu kuralda bir değişiklik yapıldı ve 29.9.1975 tarihli ikinci KİT kararnamesi çıkarılarak devlet sermayes-inin % 49 olabileceği kabul edildi. Daha sonra 5.12.1975 tarihinde ise 37/75 sayılı KİT Yasası kabul edildi. 37/75 sayılı KİT Yasası hükümleri ile Kararname hükümleri birbirinin aynıdır. Sadece devletin hisse oranı konusunda Yasada değişik hükümler bulu-nmaktadır. Şöyle ki yasadaki KİT tanımına göre devletin hissesinin en az %49 olması gerekmektedir. Diğer taraftan yasanın 26. maddesi farklı bir hüküm taşımaktadır. Bu madde şöyledir;
"26. Kamu İktisadi Teşebbüslerinde, Devletin; veya bir veya birden fa-zla Kamu İktisadi Teşebbüsünün; veya Kamu İktisadi Teşebbüsü ile birlikte Devletin, toplam sermayesi en az yüzde ellibir olmalıdır."
Görüleceği gibi yasadaki KİT tanımında devlet sermayesinin %49 olacağı belirtilmiş, 26.maddede ise %51 olması gerektiği a-çıklanmıştır. Yukarda alıntı yaptığımız 27.inci maddeyi dikkate aldığımız zaman bir KİTte %51 hissenin devlete ait olması gerektiği ancak yasa yürürlüğe girmeden önce kurulan KİT'lere bu ilkenin uygulanmayacağı sonucuna varırız.
Hemen açıklığa kavuşturm-ak gerekir ki yasa koyucunun KİT Kararnamesinden sonra kurulan KİT'leri yasallaş-tırırken Kararnameden önce kurulan KİT'leri yasallaştıramaması için herhangi bir neden yoktur. Hiç Kararname olmasaydı yasa geçmişte kurulan ve KİT tanımına giren kuruluşlara- yine yasallık kazandırabilirdi. Burada Kararnamenin fonksiyonu, yasal açıdan zorunlu olan bir şeyi yapmak değil yasa yapılıncaya kadar geçecek sürede bir düzenleme sağlamaktı. Bu nedenle yasa koyucunun geriye yürümeyi daha eskiye uzatmasını ve K.T.H.Y.'-nı kapsama dahil etmesini engelleyen herhangi bir kural yoktur. Şu halde geriye dönüklük konusunda yasa koyucunun neyi arzu ettiğini veya yasa koyucunun amacının ne olduğunu araştırmamız gerekmektedir.
1974 Barış Harekâtını izleyen günlerde devlet ekono-mik kalkınma yöntemi olarak KİT'leri benimsemişti. İthalât, ihracat, üretim gibi önemli ekonomik faaliyetlere KİT'ler kurarak katılan bir devletin K.T.H.Y.'nı diğer KİT'lerden ayırmasının ve sadece bu kuruluşu özel bir şirket olarak tutmasının ne anlamı o-labilir? Eğer yasa koyucu K.T.H.Y.'nı ayırmak ve bir özel şirket statüsünde tutmak istemiş olsa bunu daha açıkca belirtmesi gerekmiyor muydu?
Yukarıda belirttiğim gibi Yasalar ileriye dönük uygulanmak üzere yapılır. Bir yasanın geçmişe dönük uygulanmas-ı için yasa koyucunun böyle bir amacı olması ve bunu açık veya örtülü bir şekilde ifade etmesi gerekir. Ancak bu kural geçmişe dönüklüğün sınırını tespitte de dikkate alınacak bir kuraldır. Yani bir defa geçmişe dönüklüğü sınırlamak için yasa koyucunun b-u konudaki amacının ne olduğunu araştırmak gerekir. Acaba yasada, yasa koyucunun geriye dönüklüğü KİT Kararnamesinin yapıldığı tarihle sınırlamak istediğini gösteren açık ve örtülü bir ifade yer alıyor mu? Kanımca yasada böyle bir ifade yoktur. Olmadığın-a göre geriye dönüklüğü daha eskiden başlatıp K.T.H.Y.'nı da yasallaşan KİT'ler arasına katmamız gerekir.
Burada karşılaştığımız sorun geriye dönüklüğün sınırını tespit konusunda yasanın yorumlanması sorunudur. 27.inci madde yasa yürürlüğe girmezden ö-nce kurulan KİT'lerden söz etmektedir. Buradaki KİT sözcüğü hangi anlamda kullanılmıştır? Yasaların yorumlanmasına ilişkin kurallara göre bir yasada geçen sözcüklere öncelikle günlük dilde kullanılan olağan anlamlar vermek gerekir. Bu şekilde yorumlarke-n zorlandığımız zaman sözcüklerin daha teknik bir anlam taşıyıp taşımadığını araştırmak zorunda kalırız. 27. madde geçmişte kurulan KİT'lerden sözederken KİT tanımına giren şirketleri anlatmak istemiştir. Daha teknik anlamda, kuruluşu yasal olarak tamam -olan veya Kararnameye göre kurulan KİT'leri kastetmiş olamaz. Çünkü yasadan önce teknik anlamda KİT kurmak mümkün değildi.
K.T.H.Y. KİT tanımına tamamen uygun bir şirkettir, diğer KİT'lerden özü itibarıyle hiç bir farkı yoktur. Kuruluşundan sonra yılla-rca KİT olarak kabul edildi ve devlet organları bu şirketten KİT olarak söz ettiler. Dolayısıyle 27. maddede geçen KİT sözcüğünün olağan anlamı K.T.H.Y.nı kapsamaktadır. Bu nedenle geriye dönüklüğün K.T.H.Y.nı kapsaması gerektiği görüşündeyim.
Metin A.- Hakkı : Davacı, 23.2.1994 tarihinde Lefkoşa Kaza Mahkemesinde Davalılar aleyhine -dosyaladığı yukarıda ünvan ve sayısı gösterilen dava ile özetle, Davalıların İdare Meclisinin, Davacının işine 20.1.1994 tarihi itibarı ile son vermesi ile ilgili aldıkları kararın geçersiz olduğuna dair ilâm, sözü edilen Yönetim Kurulunun Davacının işine -son verme yetkisi olmadığına dair bir Mahkeme kararı, zarar ziyan, tazminat ve dava masrafları için hüküm talep etmiştir. Davalılar, Davacının davasına, 16.12.1994 tarihinde dosyaladıkları Müdafaa Takriri ile Davacının taleplerini reddederken, Davalıların- Davacının işine son vermelerine ilişkin kararın yetkili İdare Meclisleri tarafından alındığını, Davalıların, Davacının işine son verirken, Davacının işgal ettiği mevkiin kadrosuna ihtiyaç kalmaması nedeni ile haklı olarak kaldırdıklarını, bu nedenle Davac-ıyı işten durdurduklarını, bu yüzden Davacının herhangi bir yakınması olamayacağını iddia etmişler ve Davacının davasının masraflarla reddedilmesini talep etmişlerdir.
-
Davanın duruşmasına Lefkoşa Kaza Mahkemesinde, 30.1.1997 tarihinde başlanmış, 27.6.1997 tarihinde hitam bulmuş ve 31.10.1997 tarihinde kararı verilmiştir. Duruşma esnasında Davacı tarafından Davacı dahil 4 tanık dinlenmiş, Davalılar tarafından ise b-ir tek tanık dinlenmiş, ilâveten taraflarca Mahkemeye 27 adet evraktan oluşan emare ibraz olunmuştur. Alt Mahkeme kararında taraflar arasındaki ihtilâfın daha ziyade kanuni noktalar içerdiği üzerinde durup meselenin kökeninde yatan ve ihtilâf konusu olmay-an olgulara da değinirken, ihtilâf konusu olgular üzerinde bulgu da yaparak Davacının esas talebini, yani Davalıların İdare Meclisinin Davacının işine son verme yetkisi olmadığı doğrultusundaki talebini reddetmiş, Davacının işgal ettiği mevkiin kaldırılmas-ı ve Davacının işten durdurulması ile ilgili olarak Davacının yakınmalarını haklı bulmuş, almaya hakkı olduğu parasal tazminat ile ilgili olarak Davacı lehine karar vermiştir. Davacı sözü edilen karardan kendini mağdur hissederek istinaf ederken, Davalıla-r da Alt Mahkeme kararının Davacı lehine verdiği parasal tazminat miktarı aleyhine Mukabil İstinaf dosyalamışlardır. Alt Mahkeme, kararını vermezden önce davanın kamuyu da yakından ilgilendirdiğini düşünerek Başsavcılığın da Amicus Curiae olarak davaya d-ahil edilmesini uygun görüp Başsavcılığı da davaya dahil ederek Başsavcı Yardımcısının da görüşünü almıştır. İlgili Alt Mahkeme kararını tezekkür etmezden önce meselenin kökeninde yatan olguları bu safhada özetlemek yerinde olacaktır:
Davalılar 4.12-.1974 tarihinde Şirketler Mukayyitliğinde tescil edilmiş 2 kurucu ortağı bulunan özel bir şirkettir (Private Company). Kurucu ortakların adedi 7'nin altında olduğuna göre bunun özel bir şirket olarak kurulduğunu söylemek yerinde olur. (Bak Sec.3(1), Fasıl- 113). Şirketin Ana Sözleşme ve Tüzüğüne göre, Davalı Şirketin sermayesi tamamen ödenmiş hisselere bölünmüş 30.000.000.000TL olup, bunun yarısı Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Konsolide Fonu İnkişaf Sandığına, diğer yarısı ise Türkiye'de kayıtlı bulunan Türk H-ava Yolları Anonim Ortaklığına aittir. Şirketin Ana Sözleşme ve Tüzüğüne göre İdare Meclisi 5 üyeden oluşmakta, 2'si Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Konsolide Fonu İnkişaf Sandığı tarafından seçilip atanmakta, diğer 3'ü de Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı ta-rafından atanmakta, kararlar oyçokluğu ile alınmaktadır. Sözü edilen bu İdare Meclisinin aldığı kararları icra etmek için bir de Yönetim Kurulunun atadığı Genel Müdür vardır. Taraflar arasında ihtilâf konusu olmayan olgulara göre Davacı takriben 1.5.1981- tarihinde Davalı şirketle yapılan sözlü bir anlaşma ile Ercan Devlet Hava Alanında Kayıp Eşya Memuru olarak Davalı şirket nezdinde göreve başladı, ve bilâhare takriben
12.2.1982 tarihinde Özel Sekreter,
5.3.1984 tarihinde Ercan Meydan Müdürü,
8.8.1986 tar-ihinde Kıbrıs Satış Müdürü,
2.1.1988 tarihinde Genel Sekreter,
12.8.1992 tarihinde Genel Müdür Danışmanı mevkilerine atandı. Genel Müdür Danışmanı mevkii o tarihlerde Genel Müdürün hemen altında bir mevki idi. Davalı Şirketin Yönetim Kurulu takriben 20.1-.1994 tarihinde sayısı 02-C-1994/031 olan ve Davacıya 25.1.1994 tarihinde tebliğ edilen bir kararla Davalı şirketin iş hacmi ve tasarruf açısından Danışmanlık Kadrosuna ihtiyaç olmaması nedenini öne sürerek 20.1.1994 tarihinden geçerli olmak üzere mezkûr k-adronun iptaline karar vermiş ve dolayısı ile Davacının işine son vermiştir.
Alt Mahkemenin, istinaf konusu yapılmayan bulgusuna göre ilgili şirketin iş hacmi Davacının işten durdurulduğu tarihten hemen önce ve sonra gelişmiş, yeni personel istihdam -edilmiş ve 1996 yılında 2 adet Genel Müdür Yardımcısı mevkii ihdas edilmişti ki Davacının bu görevlerin birine getirilmesi olanak dahilinde iken Davacıya böyle bir teklif dahi yapılmamıştır. Sonuç olarak Alt Mahkeme kararında:
"Tüm yukarıda söyledikle-rimiz ışığında
huzurumuzdaki meselede Davalının
bildirimli fesih gerekçelerinin objektif
iyi niyete dayandırılmadığı kanaatindeyiz.
Sonuç olarak Davalının fesih gerekçelerinin
haksız olduğu hususunda bulgu yaparız."
demiş, ancak- İdare Meclisinin Davacının işine son vermeye yetkisi olduğu kanaatine de vararak Davacı leyhine işgal ettiği mevkiin iptal edilmesi ve dolayısı ile Davacının işsiz kalması nedeni ile Davacı leyhine parasal tazminat için hüküm vermiştir.
Şirket, y-ukarıda özetlendiği şekilde tescil edilip faaliyete başladıktan sonra 30.7.1975 tarihli ve 41 sayılı Resmi Gazetenin EK III'ünün 117. sayfasında yayınlanan 1975 İktisadi Kamu Teşebbüsleri (Yönetim Denetim ve Gözetim) Kararnamesi yürürlüğe girmiştir. Bu Ka-rarname bilâhare 29.9.1975 tarihinde Resmi Gazete'de yine Ek III'de yayınlanan 54 sayılı Bakanlar Kurulu 1975 İktisadi Kamu Teşebbüsleri (Yönetim, Denetim ve Gözetim) (Değişiklik) Kararnamesi ile tadil olunmuş ve bilâhare de 5.12.1975 tarihinde Resmi Gazet-e'nin Ek I'inde yayınlanan 37/75 sayılı 1975 Kamu İktisadi Teşebbüsleri (Yönetim, Denetim ve Gözetim) Yasası yürürlüğe girmiştir. Bu Yasanın 29. maddesi ile, tadil olunmuş şekli ile daha önce yürürlükte bulunan kararname ilga edilmiştir. Bu mevzuat ile, -ilk defa olarak Kamu İktisadi Teşekkülü müessesesi KKTC yasalarında resmiyet kazanmıştır. Taraflar arasındaki esas ihtilâf, sözü edilen ve yukarıda referansı verilen Kararnameler ile 37/75 sayılı Yasanın, bu davanın olgularına ne oranda şamil olduğudur. -Gerek Kararnameler, gerekse 37/75 sayılı Yasa, Davalı şirketin Kamu İktisadi Teşebbüsü olması halinde, Davacı gibi bir çalışanın işine Davalı şirketin son verebilmesi için işçi ile sermayenin eşit olarak kurması öngörülen bir Ortak Yönetim Kurulu oluşmasın-ı öngörmektedir ki ancak bu Ortak
Yönetim Kurulu Davacı gibi birinin işine son vermeye yetkilidir. Ortak Yönetim Kurulunun Davacının işine son vermek için karar alması halinde bu karar da bu mevzuat altında oluşması öngörülen Uyuşmazlık Çözüm Komitesinin- denetimine tabidir; üstelik Genel Müdürü de Ortak Yönetim Kurulu atamaya yetkilidir. Halbuki Davalı şirketin Kamu İktisadi Teşebbüsü olarak mütalâa edilmemesi halinde şirketin Ana Sözleşme ve Tüzüğü mucibince oluşturulmuş bulunan ve ilgili tarihte görev -başında olan İdare Meclisi bu gibi kararları almaya yetkili olacaktır veya kabul edilecektir ve dolayısı ile Davacının esas yakınması hukuki dayanaktan yoksun kalacaktır. İhtilâfın kökeninde yatan ve taraflar arasındaki esas ihtilâfı oluşturan bu görüş ay-rılığıdır. Dolayısıyle şimdi de mevzuatın incelenerek bu meselenin olgularına ne derece şamil olup olmadığının incelenip kararlaştırılması gerekmektedir. Alt Mahkeme, inter alia, gerek kararnamenin gerekse Yasanın, Davalı şirket tescil olunduktan sonra y-ürürlüğe girmesi hasebi ile şirkete şamil olmadığı görüşünü benimseyerek Davacının işine son vermeyle o zaman görev başında olan Yönetim Kurulunun karar verme yetkisi olduğunu kabul etmiştir. Tabloyu tamamlamak amacı ile şunun da belirtilmesi yerinde olur- ki Amicus Curiae olarak dinlenen Başsavcı Yardımcısı, Davacının bu konudaki iddialarına paralel mahiyette bir görüş vererek Davalı şirketin KİT konumunda olduğunu Alt Mahkemeye söylemiş ancak Alt Mahkeme bu görüşe itibar etmemişti.
Taraflar arasında-ki esas ihtilâfı tezekkür edip bir karara varmazdan önce şunun da belirtilmesi yerinde olur: Yargıtayın, Davalı şirketin bir KİT olduğu kararına varması halinde, Aleyhine İstinaf Edilen Davalılar istinafın neticelendirilmemesini ve ilgili mevzuatın, Davalı- Şirkete şamil olduğu oranda Anayasaya aykırı olduğu görüşünü öne sürerek, konuyu Anayasa Mahkemesine havale etmek, ve orda tartışmaya bir fırsat verilmesini Yargıtaydan, bu istinafın görüşülmesi esnasında talep etmiş bulunmaktadır. Bu durumda ve bu çerçe-ve içinde Mukabil İstinafı ve keza esas istinafı bu safhada nihai karara bağlamamayı ve ilk olarak taraflar arasındaki esas ihtilâfı teşkil eden Davalı Şirketin KİT olup olmadığını tezekkür edip karara bağlamayı uygun gördüm. Davalı Şirketin KİT olduğuna -karar verilmesi halinde istinafı nihai sonuca vardırmayıp Davalı Şirkete konuyu Anayasa Mahkemesine intikal ettirmeye bir fırsat verilecektir. Taraflar arasındaki esas ihtilâfı tezekkür edip bir karara vardırmaya çalışırken Yargıtay olarak Davalı Şirketin- KİT olmadığı kararına varılması halinde hem istinafı hem de Mukabil İstinafı tezekkür edip nihai kararımı vermeye çalışacağım.
1975 yılında, bir başka deyişle Davalı Şirketin tescil edilip faaliyete başlamasından sonra 30.7.1975 ve 5.12.1975 tarihle-rinde yürürlüğe giren sırası ile, Kararname ve 37/75 sayılı Yasa her 2 mevzuatın 4. madde hükümlerine göre, Kamu İktisadi Teşebbüsleri, bölgenin kaynaklarını en verimli ve en etkin bir biçimde değerlendirmek amacı ile sanayi, turizm ve diğer sektörlerdeki -faaliyetleri ekonominin gereklerine göre yönlendirmek üzere Bakanlar Kurulu kararı ile kurulmasını öngörmektedir. Demek ki, her iki mevzuat da yürürlüğe girdikten sonra Kamu İktisadi Teşebbüsü ancak Bakanlar Kurulu kararı ile kurulabilmektedir. Davalı Şi-rket, bu mevzuat yürürlüğe girmezden önce Fasıl 113 Şirketler Yasası altında kurulmuştur. Bu durumda bu mevzuat veya herhangi birisi Davalı Şirkete şamil midir? 30 Temmuz 1975 tarihli kararnamenin tefsir kısmını oluşturan 2. maddesi aynen şöyledir:
"-2.(1)Bu Kararnamede metin başka türlü
gerektirmedikçe -
"Devlet", Kıbrıs Türk Federe Devletini
anlatır.
"İktisadi Kamu Teşebbüsü", tüzel kişiliğe
sahip ve faaliyetlerinde özerk olan,
sorumlulukları ser-mayeleri ile sınırlı
bulunan, sermayesinin yarısı veya
yarısından fazlası;
tek başına Devlete, veya
bir veya birden fazla İktisadi Kamu Teşebbüsüne, veya
(c) İktisadi Kamu Teşebbüsü ile birlikte
Devlete, ait olan ve iktisadi -alanda
ticari esaslara göre faaliyet göstermek
üzere Şirketler Kanunu tahtında kurulan
şirketi anlatır." (underline supplied)
5 Aralık 1975 tarihli 37/75 sayılı Yasanın yine 2. maddesini oluşturan tefsir maddesi de aynen şöyledir:
"2. -(1) Bu Yasada metin başka türlü gerektirmedikçe-
"Devlet", Kıbrıs Türk Federe Devletini anlatır.
"Kamu İktisadi Teşebbüsü", tüzel kişiliğe sahip
ve faaliyetlerinde özerk olan, sorumlulukları
sermayeleri ile sınırlı bulu-nan, sermayenin
yüzde kırk dokuzu veya daha fazlası,
tek başına Devlete; veya
bir veya birden fazla Kamu İktisadi Teşebbüsüne: veya
Kamu İktisadi Teşebbüsü ile birlikte Devlete, ait olan ve iktisadi alanda
ticari esaslara göre faaliyet göste-rmek
üzere Şirketler Kanunu uyarınca kurulan
şirketi anlatır." (underline supplied)
Bu maddeler karşılaştırıldığında bir fark hariç, kararname ile Yasanın "verbatim" ayni hükümleri içerdiği hemen göze çarpar. Aradaki yegâne fark şudur ki; -kararnamede bir şirketin İktisadi Kamu Teşebbüsü sayılabilmesi için, diğer kriterler yanında, sermayesinin yarısı veya yarısından fazlası direkt veya indirekt olarak Devlete ait olması öngörülürken, Yasada sermayenin %49 veya daha fazlasının direkt veya in-direkt olarak Devlete ait olması ve diğer kriterlerin tatmin olması halinde bir şirket Kamu İktisadi Teşebbüsü sayılmaktadır. Bu hükümler bu meselenin olgularına uygulanacak olursa her 2 mevzuatın da öngördüğü gibi Davalı Şirketin, Şirketler Kanunu altınd-a kurulan bir Şirket olduğu, Şirketin iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulduğu, sermayesinin yarısının Devletin olan Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Konsolide Fonu İnkişaf Sandığına ait olduğuna göre Davalı Şirketin her 2 mevzuatı-n kapsamında, mevzuatın öngördüğü tüm evsaf veya kritere haiz bir Kamu İktisadi Teşebbüsü olduğu sonucuna varmak doğaldır ve kaçınılmazdır. Alt Mahkemenin, bu mevzuatın, "inter alia" Şirket kurulduktan sonra yürürlüğe girdiği gerçeği karşısında bunun Dava-lı Şirketi kapsamadığı veya ona şamil olmadığı doğrultusundaki bulgusu hatalıdır. Kendimi tekrarlama pahasına yeniliyorum ki, gerek Kararname gerekse Yasa yürürlüğe girdiğinde, Davalı Şirket tescil edilmiş olduğuna göre ve Şirketin, mevzuatın yukarıda alı-ntısı yapılan tüm kriterlerine haiz olduğu gerçeği karşısında, Davalı Şirketin bu mevzuat altında, mevzuatın yürürlüğe girmesiyle bir KİT olduğunun veya mevzuatın kapsamında o tarih itibarı ile KİT statüsü kazandığının kabul olunması gerekir.
Davalı -Şirket kurulup faaliyete başladıktan sonra kâr yapmış mıdır? Ve yaptığı kârı ne şekilde değerlendirmiştir? KİT olmayan bir Şirket, bilânçosunda gösterilen kârı İdare Meclisinin kararı ve Şirket hissedarlarının onayı ile dilediği şekilde Fasıl 113 Şirketle-r Yasası hükümlerine göre değerlendirmekte serbesttir. Bir Şirket İktisadi Kamu Teşebbüsü ise 37/75 sayılı Yasanın 24. maddesi hükümlerine göre ve bu maddeden alınan aynı kelimelerle "kârın en az %10'unu çalışanlarına, ücretleri ile orantılı olarak" dağıt-ması bir zorunluluktur. Davalı Şirketin 1975 ile dava tarihi arasındaki yıllarda yaptığı kârı aynen 37/75 sayılı Yasanın 24. maddesi hükümlerini kaale alarak ve ona uygun olarak dağıttığı, yani çalışanlarına verdiği Mahkeme önünde ibraz olunan ve her 2 ta-rafın da doğru kabul ettiği şahadetten sabittir. Bu durumda Davalı Şirketin kendinin 37/75 sayılı Yasanın hükümlerine kısmen olsun uyduğu görülmektedir. Bu gerçek de, Davalı şirketin mevzuat kapsamında KİT olduğu tezini veya görüşünü kuvvetlendirir. Bir- yasanın pratikte nasıl uygulandığı, ortada müphem bir durum olması halinde, Yasanın o doğrultuda tefsir edilmesi gerektiği görüşüne ağırlık kazandırır. Bu prensip, Maxwell on Interpretation of Statutes, 12th ed. by P. St. J. Langan, sayfa 56 da aynen şö-yle kaleme alınmıştır:
"The pratice which has been followed
in a matter in the past may influence
the interpretation to be placed on
legistation."
İstinaf konusu Alt Mahkeme kararında, Lefkoşa Kaza Mahkemesinin, Davalı Şirke-tin KİT olup olmaması ile ilgili kararının 9. sayfasında (Mavi sayfa 126) "ibraz edilen emarelerden ve Davacı tanıkları tarafından verilen sözlü şahadetten konu ile ilgili Devlet organlarının Davalıyı bir KİT saydığı anlaşılmaktadır." dediği ancak Alt Mahk-emenin bu kendi bulgusu ve görüşüne gerektiği önemi vermediği görülmektedir. Yine zabıtların tetkikinden Alt Mahkemede ibraz olunan şahadetten sabittir ki, Davalı Şirket ile aşağı yukarı ayni tarihlerde kurulan ve sermayesinin Davalı Şirket gibi aynı oran-da direkt ve indirekt olarak Devlete ait olan Kıbrıs Türk Turizm İşletmeleri Ltd. Şirketi, Kıbrıs Türk Sanayi İşletmeleri Holding Ltd. Şirketi, Kıbrıs Türk Tütün Endüstrisi Ltd. Şirketi, Kıbrıs Türk Petrolleri Ltd. Şirketi, birer KİT olarak her 2 tarafca b-u davada, bu dava maksatları bakımından ihtilâfsızca kabul edilmektedirler. Statü ve kriter olarak Davalı Şirketi bu Şirketlerden ayıran bir ayrıcalık yoktur. Dolayısıyle bu Şirketin de Alt Mahkemece KİT sayılması daha doğru olurdu. Bunlara ilâveten 10/-79 sayılı halen yürürlükte bulunan, önümüzdeki ihtilâfı direkt olarak ilgilendirmeyen bir Yasanın 2. maddesinde, Kamu Kuruluşlarına atıfta bulunurken, bunun 1975 Kamu İktisadi Teşebbüsleri (Yönetim, Denetim ve Gözetim) Yasasının 2. maddesi kapsamına giren -kuruluşları kastettiği ve o Yasa amaçları bakımından, (yani 10/79 sayılı Yasa amaçları bakımından,) Kamu Kuruluşları sayılırken Kıbrıs Meyve, Sebze (Cypruvex) İşletmecilik Ltd. Şirketi, Kıbrıs Türk Turizm İşletmeleri Ltd. Şirketi, Kıbrıs Türk Petrolleri Lt-d. Şirketi, Kıbrıs Türk Denizcilik İşletmeleri Ltd. Şirketi, Kıbrıs Türk Tütün Endüstrisi Ltd. Şirketi, Kıbrıs Türk Sanayi İşletmeleri Holding Ltd. Şirketi ve Davalı Şirket olan Kıbrıs Türk Hava Yolları Ltd. Şirketinin de KİT olarak mütalâa edildiği ayrıca- görülmektedir. Bu gerçekler muvacehesinde Davalı Şirketi diğer yukarıda sıralanan şirketlerden statü olarak ayırt eden kayda değer bir husus olmadığına göre ve tatbikatta da Davalı Şirket kısmen olsun temettü (kâr payı) dağıtımındaki icraatları ile kendi- kendini KİT olarak kabul ettiğine göre, Alt Mahkemenin Davalı Şirketi KİT olarak kabul etmeyip özel Şirket olarak kabul etmesi (bugün ve Alt Mahkeme kararının verildiği tarihte yürürlükte bulunan 37/75 sayılı Yasa hükümleri kapsamında) ve bir KİT kabul et-memesi, hatalıdır ve bu hatayı da istinaf mucibince düzeltmek bu Mahkemenin görevidir.
Görüşüme son vermezden önce "estoppel" prensibine de kısaca değinmem uygun olacaktır. Dosyanın ve zabıtların tetkikinden, gerek Müdafaa Takririnde, gerekse bu -istinafın duruşmasında Davalıların avukatı, Davacının işgal ettiği mevkiin kaldırılmak suretiyle Davacının işine son vermiş olan Davalıların aldığı kararın, Davacıya, Davalılar nezninde çalıştığı süre terfilerini veren aynı İdare Meclisinin aldığını, terfi-leri kabul eden Davacının bu gerçek muvacehesinde Davalıların görev başında olan İdare Meclislerinin Davacının işine son verme yetkisi olmadığını iddia edemeyeceği, bunun "estoppel" teşkil ettiği üzerinde durmuştur. "Estoppel" prensibinin "procedural' mı -yoksa 'substantive law' prensibi mi teşkil ettiği tartışmasına girmeden, sözü edilen prensibin, bir yasa hükmüne karşı kullanılamayacağı veya bu prensibe istinaden böyle bir argüman yapılamayacağı iyi yerleşmiş bir prensiptir. Nitekim Maxwell on the Inter-pretation of Statutes, (yukarıda alıntısı yapılan aynı baskı) sayfa 333 de "estoppel" konusuna temas ederken aynen şöyle demektedir:
"Estoppel cannot operate to prevent
or hinder the performance of a statutory
duty or the exercise of a s-tatutory
discretion which is intended to be
performed or exercised for the benefit
of the public or a section of the public."
Bundan açıkca görülebileceği gibi "estoppel" prensibi Davalıların iddia ettiği gibi bu istinafın sonuçlandı-rılmasında etken değildir ve Davalılar bu meselede, bu prensipten yararlanamazlar.
Netice olarak istinafın kabul edilerek Alt Mahkeme kararının Davalı Şirketin KİT olmadığı hususundaki bulgusunun iptal edilerek KİT olduğunun Yargıtayca kabul ed-ilmesi gerektiği görüşündeyim.
Nevvar Nolan : Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 519/94 sayılı hukuk davasında Davalı olan Kıbrıs Türk Hava Yolları Şirketi Limited, 4.12.1974 tarihinde Kıbrıs Yasaları, Bölüm 113, Şirketler Yasası altında tescil edilmiş, soruml-uluğu sınırlı bir şirkettir. Şirket hisselerinin yüzde ellisi Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Konsolide Fonu İnkişaf Sandığına, kalan yüzde ellisi de Türk Hava Yolları Anonim Şirketine aittir. Davacı 1.5.1981 tarihinde Davalı Şirket tarafından istihdam edildi. -Davacı başarılı hizmetleri nedeni ile, zamanla, Davalı Şirkette yükseldi ve son olarak 12.8.1992 tarihinde Genel Müdür Danışmanlığı kadrosuna atandı. Davalı Şirket Yönetim Kurulu 20.1.1994 tarihinden geçerli olarak Davacının kadrosunun iptaline ve iş akdin-in feshine karar verdi.
Davacı, Davalı Şirket aleyhine Kaza Mahkemesinde dosyaladığı davada Davalı Şirketin bir Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) ve en yüksek karar organının da Ortak Yönetim Kurulu olduğunu, ancak bu Kurulun oluşturulmadığını, bu nedenle Dav-alı Şirket Yönetim Kurulunun iş akdini sona erdirme yetkisinin olmadığını, iş akdini sona erdiren kararın geçersiz olduğunu iddia etti. Davalı Şirket ise savunmasında bir KİT olmadığını ve Davacının iş akdinin İş Yasası hükümlerine uygun olarak feshedildiğ-ini ileri sürdü.
Davayı dinleyen Kaza Mahkemesi öncelikle Davalı Şirketin bir KİT olup olmadığı sorusuna yanıt arayışına girdi ve Davalı Şirketin bir KİT olmadığı bulgusuna vardı. Kaza Mahkemesi devamla 22/92 sayılı İş Yasası altında Davacının iş akdinin- haksız nedenle feshedildiği bulgusuna vardı ve Davacı lehine tazminata hükmetti.
Davacı, Kaza Mahkemesinin Davalı Şirketin bir KİT olmadığı bulgusundan istinaf etmiştir. Davacı keza istinaf ihbarnamesinde Talep Takririnde talep ettiği miktarın üzerinde -bir tazminat alabilmesi için Talep Takririnin tadil edilmesine Kaza Mahkemesinin izin vermemesinden yakınmıştır. Davalı Şirket de mukabil istinaf dosyalayarak Kaza Mahkemesinin Davacının iş akdinin haksız nedenle feshedildiği bulgusundan yakınmıştır.
Dav-alı Şirket, Kıbrıs Yasaları, Bölüm 113 Şirketler Yasası altında 4.12.1974 tarihinde tescil edilmiş, sorumluluğu sınırlı bir Şirkettir. 30.7.1975 tarihli Resmi Gazete Ek 111'de yayımlanan ve ayni tarihte yürürlüğe giren 1975 İktisadi Kamu Teşebbüsleri (Yöne-tim, Denetim ve Gözetim) Kararnamesi ile KİT'ler ilk kez ülkemiz mevzuatına girdiler, ülkemiz mevzuatı ilk kez KİT'ler ile tanıştı. Bu Kararnamede İktisadi Kamu Teşebbüsünün tanımı vardır, buna göre 'İktisadi Kamu Teşebbüsü' tüzel kişiliğe sahip, faaliyetl-erinde özerk, sorumluluğu sermayesi ile sınırlı, sermayesinin yarısı veya yarısından fazlası doğrudan veya dolaylı olarak Devlete ait olan ve iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere Şirketler Yasası tahtında kurulan Şirketi anlatır. 3-0.7.1975 tarihine kadar KİT'lerle ilgili bir mevzuat yoktu, bu nedenle Davalı Şirket tescil edildiği 4.12.1974 tarihinde bir KİT değildi. Davalı Şirket yukarıdaki tanımlama kapsamına girer, ancak 30.7.1975 tarihinde yürürlüğe giren bu Kararnamenin geriye y-ürürlüğü yoktur. Kararnamede, Kararnamenin yürürlüğe girmeden önce kurulan Şirketleri kapsaması için bir niyet görülmemektedir. Daha sonra 29.9.1975 tarihli Resmi Gazete Ek 111'de yayımlanan, ayni tarihte yürürlüğe giren, 1975 İktisadi Kamu Teşebbüsleri (Y-önetim, Denetim ve Gözetim) (Değişiklik) Kararnamesi ile İktisadi Kamu Teşebbüsü tanımlamasındaki Devlet payına değişiklik getirildi ve sermayenin yarısının veya yarıdan fazlasının yerine yüzde kırk dokuzunun veya fazlasının Devlete ait olması yeterli görü-ldü.
5.12.1975 tarihli Resmi Gazete Ek 1'de yayımlanan ve ayni tarihte yürürlüğe giren 37/75 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri (Yönetim, Denetim ve Gözetim) Yasası ile 1975 İktisadi Kamu Teşebbüsleri (Yönetim, Denetim ve Gözetim) Kararnamesi yürürlükten -kalktı. 37/75 sayılı KİT Yasasının 2. maddesinde yer alan 'Kamu İktisadi Teşebbüsü' tanımlamasında Devletin doğrudan veya dolaylı olarak Şirket sermayesinin yüzde kırk dokuzuna veya fazlasına sahip olması öngörüldü. Yasanın 26. maddesinde yer alan düzenlem-eye göre ise Devlet Kamu İktisadi Teşebbüslerinde doğrudan veya dolaylı olarak sermayenin en az yüzde elli birine sahip olmalıdır. Aynı Yasanın 27. maddesi de bu Yasa yürürlüğe girmeden önce kurulan Kamu İktisadi Teşebbüslerinde 26. maddede yer alan kuralı-n uygulanmayacağını ifade etmektedir. 27. maddeden bu Yasa yürürlüğe girmeden önce kurulan KİT'lerin de, 26. maddede belirtilen sermayedeki Devlet payına ilişkin kural dışında, bu Yasa kurallarına tabi oldukları anlaşılmaktadır. 37/75 sayılı KİT Yasası yür-ürlüğe girmeden önce kurulan KİT'ler hangi KİT'lerdir? Yasa yürürlüğe girmeden önce kurulan KİT'ler ülkemiz mevzuatını KİT'lerle ilk kez tanıştıran 30.7.1975 tarihli Resmi Gazete Ek 111'de yayımlanıp ayni tarihte yürürlüğe giren 1975 İktisadi Kamu Teşebbüs-leri (Yönetim, Denetim ve Gözetim) Kararnamesi tahtında o tarihten sonra kurulan KİT'lerdir.
Yasa, yürürlüğe girmeden önce oluşturulan ilişkilerin hukuki sonuçlarını etkileyici, değiştirici hükümler taşıyorsa, o yasanın 'geriye yürür' uygulamalı bir yasa- olduğu kabul edilir. Mahkemeler yasada kullanılan sözcüklerden öyle olduğu açıkça görülmedikçe bir yasayı 'geriye yürür' olarak yorumlamaktan kaçınırlar. Hukukta yasaların geriye yürümezlik karinesi vardır. Kural olarak, usul düzenlemeleri dışında, bir ya-sa, yasada aksi belirtilmedikçe, geriye dönük uygulanmaz. Bu karineye bağlı bir başka karine daha vardır; buna göre de, geriye dönük tesirleri olması öngörülen bir yasa, yasada kullanılan sözcüklerin gerekli kıldığından daha fazla geriye dönük uygulanacak -şekilde, yasada kullanılan sözcüklerin gerekli kıldığından öte geriye yürür uygulamaya açık, yorumlanmamalıdır (CRAIS ON STATUTE LAW, Altıncı bası, sayfa 386, 387: 'It is a fundamental rule of English law that no statute shall be construed so as to have a -retrospective operation, unless its language is such as plainly to require such a construction. And the same rule involves another and subordinate rule, to the effect that a statute is not to be construed so as to have a greater retrospective operation tha-n its language renders necessary.').
Şirketler Yasası tahtında tescil edilen bir şirketin ana sözleşmesi ve tüzüğü hem pay sahipleri (şirket üyeleri) ile şirket arasında hem de pay sahipleri arasında bir sözleşme oluşturur. Şirket tüzüğü şirket ile pay sa-hipleri arasında bir sözleşme oluşturduğundan her pay sahibi şirketin tüzüğe uygun yönetilmesi hususunda söz sahibidir. Pay sahipleri ile şirket arasında ana sözleşme ve tüzüğün oluşturduğu sözleşme tahtında pay sahiplerinin hakları vardır.
37/75 sayılı K-İT Yasası her KİT için, diğer düzenlemeler yanında, aşağıdaki kuralları da öngörür:
a-KİT'lerde iş yerlerindeki işçi sayısına göre bir İşçi Konseyi oluşturulur,
b-KİT'in en yüksek karar organı Ortak Yönetim Kuruludur. Ortak Yönetim Kurulunda serm-aye ve emek eşit oranda temsil edilir,
c-Emeği temsil eden üyeler İşçi Konseyi tarafından ve iş yerindeki işçiler arasından seçilir.
Bu kurallara uygun oluşumlar Davalı Şirkette hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.
Saydığım ve 37/75 sayılı KİT Yasa-sında yer alan saymadığım diğer bazı kurallar bu Yasadan hatta 1975 KİT Kararnamesinden önce tescil edilen Davalı Şirkete uygulanacak olsa, Davalı Şirketin, tüzüğünde yer alan düzenlemenin dışında bir yönetim şekli oluşur. Şirketin yönetim tarzındaki değiş-iklik Davalı Şirket pay sahiplerinin şirket tüzüğünden kaynaklanan haklarını esaslı etkileyici bir değişiklik olur.
1975 KİT Kararnamesinde, Kararnamenin geriye yürür etkisi olacağını, Kararnameden önce kurulmuş olan şirketleri de kapsayacağını ortaya koy-an açık bir ifade yoktur. 37/75 sayılı KİT Yasasında da, bu Yasanın 1975 KİT Kararnamesinden önce kurulan şirketleri de kapsayacağına dair açık bir ifade yoktur. Bu durumda 1975 KİT Kararnamesi geriye yürür bir mevzuat değildir; 37/75 sayılı KİT Yasası da -1975 KİT Kararnamesinden önce kurulan şirketleri kapsayacak kadar geriye yürür bir yasa değildir. Ne 1975 KİT Kararnamesi ne de 37/75 sayılı KİT Yasası, Kararnameden önce tescil edilen şirketleri kapsayacak şekilde geriye yürür hüküm taşımadıkları cihetle -böyle bir yorumda bulunmanın, 1975 KİT Kararnamesini ve 37/75 sayılı KİT Yasasını 1975 KİT Kararnamesinden önce tescil edilen şirketleri de kapsar şekilde geriye yürür olarak yorumlamanın doğru olmadığı kanısındayım. Davalı Şirket ne 1975 KİT Kararnamesini-n ne de 37/75 sayılı KİT Yasasının kapsamında bir Kamu İktisadi Teşebbüsü değildir. Kaza Mahkemesinin bu doğrultudaki bulgusunun hatalı olmadığı ve Kaza Mahkemesinin bu bulgusundan yapılan istinafın reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
Bu aşamada Davalı Ş-irketin mukabil istinafındaki yakınmasını ele almayı uygun görürüm. Davalı Şirket, Kaza Mahkemesinin, Davacının iş akdinin haksız nedenle feshedildiği bulgusundan yakınmaktadır. Kaza Mahkemesi bu konuyu kararında, huzurundaki tüm şahadet ışığında, geniş bi-r biçimde ele alıp incelemiş ve fesih gerekçesinin haksız olduğu bulgusuna varmıştır. Kaza Mahkemesi huzurundaki şahadet Mahkemenin bu bulguya varmasına açıktı ve konuyu incelemesinde bariz bir hata görmediğim cihetle Mahkemenin bu bulgusuna müdahale edilm-esini doğru görmüyorum. Davalı Şirketin bu istinaf sebebi reddedilmelidir görüşündeyim.
Davalı Şirketin yukarıda ele aldığım istinaf sebebinin reddedilmesi gerektiğini belirttikten sonra Davacının ikinci istinaf sebebini ele alırım. Kaza Mahkemesi Davacın-ın işine haksız nedenle son verildiği bulgusuna vardıktan sonra 22/92 sayılı İş Yasasının 12. maddesi altında Davacının haklarını incelemiştir. Davacı, 1.5.1981 tarihinde Davalı Şirket tarafından istihdam edildi. Davacının hizmet akdinin süresi belirlenmem-işti. Davacının hizmet akdinin feshedildiği tarihte Davacının Davalı Şirketteki hizmet süresi yaklaşık 13 yıldı; bu durumda 22/92 sayılı İş Yasasının 12(2)(ç) bendine göre Davacının iş akdi dört haftalık bir bildirim süresinden sonra sona erdirilebilirdi. -Diğer bir deyişle Davacının dört haftalık bir ihbar süresine hakkı vardı. Ancak İş Yasasının 12(3) fıkrasına göre 12(2) fıkrasında belirtilen bildirim süreleri asgari olup sözleşme ile artırılabilir. Davacıyı da kapsayan toplu iş sözleşmesinde, üç yıldan f-azla hizmeti olanların iş akitlerinin on sekiz (18) haftalık bir bildirim süresinden sonra feshedilebileceği düzenlenmiştir. İş Yasasının 12(8) fıkrasında hizmet akdinin işveren tarafından haksız nedenle feshedilmesi halinde 12(2) fıkrasında yazılı süreler-e ait ücretlerin üç katı tutarı tazminat olarak ödenir denmektedir.
Kaza Mahkemesi kararında toplu iş sözleşmesi altında Davacının, iş akdi feshedilmeden, on sekiz haftalık bir bildirim süresine hakkı olduğunu, hizmet akdi haksız nedenle feshedildiği içi-n de İş Yasasının 12(8) fıkrasına göre on sekiz haftalık ücretin üç katı tutarı tazminata hak kazandığını belirtti ve bu miktarı 303,750,000.-TL. olarak hesapladı; ancak Davacı haksız fesih nedeni ile Talep Takririnde 107,000,000.-TL. tazminat talep ettiği- cihetle Davacı lehine hükmedebileceği tazminat miktarının 107,000,000.-TL.ile kısıtlı olduğunu belirterek 107,000,000.-TL.için hüküm verdi.
Davacı, istinaf ihbarnamesinde 2. istinaf sebebi olarak yukarıda daha önce de belirttiğim gibi Talep Takririnde t-alep ettiği miktarın üzerinde bir tazminat alabilmesi için Talep Takririnin tadil edilmesine Kaza Mahkemesinin izin vermemesinden yakınmaktadır. Hemen şunu belirtmeliyim ki istinaf ihbarnamesinde kullanılan bu ifade yanıltıcıdır. Davacı avukatının Kaza Mah-kemesine bir tadilat müracaatı olmamıştır. Kaza Mahkemesindeki duruşmada Davacının toplu iş sözleşmesi altında on sekiz haftalık bir bildirim süresine hakkı olduğu, bu on sekiz haftalık ücretin 22/92 sayılı İş Yasasının 12(8) fıkrası gereği üç katı tutarın-a Davacının hak kazandığı ileri sürülmemiş, tartışılmamıştır. Yargıtayda, Davacı avukatı, Kaza Mahkemesinin, Davacının on sekiz haftalık ücret tutarının üç katı olan 303,750,000.-TL. tazminat alma hakkı olduğu bulgusuna vardıktan sonra Talep Takririnde 107-,000,000.-TL.olan talebi resen tadil etmemek ve 303,750,000.-TL. tazminat için hüküm vermemekle hata ettiğini ifade etmiştir. Davacı avukatının Yargıtaydaki bu ifadesi durumu istinaf ihbarnamesindeki ifadeden daha iyi anlatmaktadır.
Mahkemenin bir dava l-ayhasını resen tadil etme yetkisine sahip olup olmadığı tartışmaya açıktır. Tadilatın etkileyeceği konunun gerektiği gibi taraflarca tartışılmış, işlenmiş olması koşulu ile, tadilatın, apaçık bir adaletsizliği önlemek veya çok açık bir şekilde adil olduğun-dan kuşku duyulmayan bir sonuç sağlamak için gerekli görüldüğü durumlarda Mahkemenin böyle bir yetki kullanabileceği ve yine bu yetkinin çok kısıtlı kullanılması gerektiği görüşünde olduğumu belirtirim.
Talep Takririnde Davacı hizmet akdinin haksız feshi- nedeni ile dört haftalık ücretinin üç katı tutarını tazminat olarak talep etmiştir. Duruşmada hiçbir zaman toplu iş sözleşmesi altında Davacının on sekiz haftalık bildirim süresine hakkı olduğu konu edilmemiş, İş Yasasının 12(8) fıkrasında ifade edilen üç- katı tutarı tazminatın toplu iş sözleşmesinde belirlenen süreyi de kapsayıp kapsamadığı taraflarca tartışılmamıştır. Bu durumda Mahkemenin resen tadil etme yetkisi olsa bile bu yetkinin, yukarıda belirttiğim özellikleri ışığında, bu konuda kullanılmamış o-lmasında bir hata görmüyorum.
Yukarıda belirtiklerimin tümü ışığında istinafın ve mukabil istinafın masrafsız reddedilmeleri gerektiği görüşündeyim.
Mahkeme : Sayın Nevvar Nolan'ın karşı oyu ve oyçokluğu
ile K.T.H.Y.'nın bir KİT olduğuna karar verilir.
-
Taner Erginel Metin A. Hakkı Nevvar Nolan
Yargıç Yargıç Yargıç
30 Haziran 1998
-1
29
-
Full & Egal Universal Law Academy