-D.6/95 Yargıtay/Hukuk 36/94
(Magosa Dava No. 820/93)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Celâl Karabacak, Metin A. Hakkı, Nevvar Nolan.
İstinaf eden: 1. Sema İçki irketi -Ltd.,
(Davacılar) No.13/A, Ziya Gökalp Caddesi, Magosa.
2. Selim ve Oğlu Ltd.,
Mustafa Kemal Bulvarı, Magosa - Lefkoşa yolu, Magosa.
3. Selim M. Süren, No.13/A Ziya Gökalp Caddesi, Magosa.
4. Havva- Süren, No13/A Ziya Gökalp Caddesi, Magosa.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Kıbrıs Kredi Bankası Ltd.,
(Davalılar) Magosa Şubesi, Magosa.
A r a s ı n d a.
İstinaf edenler namına: A-vukat Güneş Menteş
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Tahir Seroydaş.
K A R A R
Celâl Karabacak: Bu istinafta ilk kararı Sayın Yargıç Metin A. Hakkı okuyacaktır.
Metin A. Hakkı: Yukarıda ünvan ve sayısı gösterilen istinafın kökeninde yatan olgular-ı aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür: İstinaf Eden Davacılar (bundan sonra Davacılar diye anılacaktır) Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğğü Emir 2 Nizam 6 tahtında, 6.5.1993 tarihinde, Gazi Magosa Kaza Mahkemesinde, Aleyhlerine İstinaf Edilen Davalılar (bun-dan sonra sadece Davalılar diye anılacaktır) ikame ettikleri bir dava ile özetle, 19.6.1991 tarihinde yine Gazi Magosa'da Davalıların, Davacılar aleyhine Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğü Emir 2 Nizam 6 tahtında açmış oldukları 1436/91 ve 1437/91 sayılı dava-larda tarafların muvafakatları ile 19.9.91 tarihinde verilmiş olan kararların, baskı, hile, tehdit veya gayrıyasal faiz içerdikleri iddiası ile iptal edilmelerini talep etmişlerdir. 820/93 sayılı istinaf konusu davanın Talep Takriri incelendiğinde Davacıla-rın sair iddialarının yanı sıra, iptâl taleplerinin ilgili 2 hükmün mürekkep faiz içerdiği ve bu nedenle de iptâl edilmesi gerektiğini iddia edilmekte olduğu görülmektedir. İstinaf konusu davanın Talep Takrirnin bilhassa 4(j) ve 12. paragrafları bu iddiala-rı içermekte olup, ilgili 4(j) paragrafı aynen şöyledir:
"...... fazilerin kapitalize edilmesi ve/veya her 6 ayda bu fazilerin ana paraya eklenip öncelikle fazilerin ödenmesi şeklinde ve/veya talep takriri, talep şerhi dışında hüküm ve/veya karar ve/veya -emir verilmesi yetki aşımı ve/veya yetkisizliği açıkça gösterir nitelikedir."
Davalılar 820/93 sayılı davaya 14.5.93 tarihinde isbatı vucüt varakası, 10.11.93 tarihinde de Müdafaa Takriri dosyalamışlardır. Davalılar dosyalamış oldukaraı Müdafaa Takrirler-inde, özetle, Davacıların taleplerini reddetmiş ve iptâl edilmesi talep olunan kararların hile, tehdit, baskı ile elde edildiklerini reddettikten sonra iptâli istenen kararların gayrıyasal faiz içerdiği iddiası da reddedilerek "estoppel" ve/veya "laches" n-edenlerine de dayanarak 820/93 sayılı davanın masraflarla reddolunmasını talep etmişlerdir.
820/93 sayılı dava, tam teşekküllü Gazi Magosa Kaza Mahkemesince dinlendikten sonra Mahkeme Davalıları haklı bulup iptâli istenen Mahkeme kararlarının hile, baskı-, veya tehdit ile elde edilmediği iddiasını benimseyerek ve keza ilgili kararların Mahkemece verildikten sonra, bunların icrasının Davacıların istemi üzerine ertelendiğini, Davacıların hükümlü borçları ödemeye süre istediğini, bunun da Davalılar tarafından- kendilerine verilmiş olmasının "estoppel" teşkil ettiğini kabul ederek 820/93 sayılı davayı 5.4.94 tarihli kararı ile masraflarla reddetmiştir. 820/93 sayılı davanın duruşması esnasında Davacılar tarafından Davacı 3 bizzat şahadet verip 2 de tanık dinletm-iştir. Davalılar namına ise Davalı Bankanın Magosa Şube Müdürü şahadet vermiş ilâveten Müdafaa 2 de tanık dinletmiştir. Duruşma esnasında taraflar Mahkemeye toplam 23 adet Emare ibraz etmişlerdir ki bunlardan Emare 11 ve 12'yi sırası ile 1436/91 ve 1437/91- sayılı dava dosyaları oluşturmaktadır.
Kendilerini 820/93 sayılı davada verilen 5.4.94 tarihli karardan mağdur hisseden Davacılar, Yargıtay olarak oturum yapan Yüksek Mahkemeye yukarıda ünvan ve sayısı gösterilen istinafı dosyalamışlardır. Sözü edilen is-tinaf Yüksek Mahkemenin 23, 28 ve 30 Kasım 1994 tarihli oturumlarında ele alınmış ve 30.11.94 tarihinde duruşması hitam bulduktan sonra istinaf, karar için bilâmüddet ertelenmişti. 10 istinaf sebebi içeren istinafın görüşülmesi esnasında Davacıları Mahkeme-de temsil eden avukat istinaf sebeplerini aşağıdaki 4 ana başlık altında toplamıştır.
Şöyle ki:
1) Alt Mahkeme, Talep Takriri, huzurundaki şahadet ve emareler nazarı itibare alındığında, ayni taraflar arasında bulunan ve ayni Mahkemede görüşülen 1436/91 -ve 1437/91 sayılı davalardaki hükümlerin hile, baskı, tehdit, aldatma veya yanıltma yolu ile alınmadığı bulgusuna varmakla hatalı hareket etti.
2) Alt Mahkeme, 820/93 sayılı istinafa konu davanın Gazi Magosa Kaza Mahkemesinde görüşülmesi esnasında Davacı- 3'ün verdiği şahadete itibar etmemekle hatalı hareket etti.
3) Alt Mahkeme, Davalı ve Davacı şahitlerinin şahadetlerini yanlış algılayıp yanlış bulgular yapmak suretiyle hatalı hareket etti (ki bu özetlemeğe, J bşlığı altındaki istinaf sebebi de dahil ed-ilmiştir).
4) Alt Mahkeme, 820/93 sayılı davada müdafaa olarak öne sürülen "estoppel" hususunda bir karar vermek ve davayı bu sebeple reddetmekle hatalı hareket etmiştir.
J başlığı altında yer alan istinaf sebebinin bu istinafın karara bağlanmasında öne-mli olması hasebi ile bu istinaf sebebini bu kararımı aktarmayı uygun gördüm. Söz konusu istinaf sebebi aynen şöyeldir:
"Muhterem Bidayet Mahkemesi, huzurundaki takrirleri, emirleri, şahadeti değerlendirirken yanılgıya düşerek yalış prensip ve uygulamalar- yaparak bulgulara varmakla ve Davacıların dava ve şahadetini yeterli şekilde incelemeden karar vermekle hatalı hareket etmiş ve Davacıların davasını reddetmekle hatalı karar vermiştir."
Önümüzdeki istinafın kararı henüz verilmeden, Davacılar Davalılar a-leyhine yine Yüksek Mahkemede 13.12.94 tarihinde Yargıtay/Hukuk İstida 17/94'ü dosyalamışlar ve istinafın neticesine dek Gazi Magosa Kaza Mahkemesince verilen 1436/91 ve 1437/91 sayılı davalardaki hükümlerin icraya konmamaları ve mevcut status quo'nun ayne-n muhafazası doğrultusunda emir talep etmişlerdi. Neticede tarafların muvafakatı ile mezkûr istida 9.1.1995 tarihinde Mahkemece neticelendirilmiş ve taraflar arasındaki anlaşma zikredilen miktarın ödenmesi ve ödenecek paraların Davalılar nezdinde açılacak -emanet bir hesapta bu istinafın neticesine dek tutulmasına karşılık, kararın verilmesine dek ilgili kararların icra olmaması doğrultusunda Yüksek Mahkeme emir vermişti.
İstinaf sebeplerini ve istinafın kökeninde yatan olguları yukarıdaki şekilde özetledi-kten sonra önce J başlığı altında yer alan istinaf sebebini ve bu istinaf sebebini ilgilendirdiği oranda 820/93 sayılı davanın duruşması esnasında Mahkemeye ibraz edilen emareleri, faizle ilgili içtihatları ve konuya şamil Yargıtay kararlarını ve mevzuatı -incelemeyi uygun gördüm. Önce içtihatlara ve konuyu ilgilendirdiği oranda yasal mevzuata göz atmada fayda mülahaza ettim. Yargıtay/Hukuk 32/94 (D.18/94) de Yüksek Mahkeme, değişik nedenlere istinat ederek ancak oybirliği ile verdiği bir kararda Yüksek Mahk-emenin görüşü olarak izhar edilen görüşlerin, Alt Mahkemeler önündeki davaların karara bağlanmasında "ratio decidendi" veya "obiter dicta" teşkil etmesine bakılmaksızın, Alt Mahkemelerce uygulanması zorunluluğu vurgulanmıştı. Bu prensip yeni olmayıp, siste-mimizin kökenini oluşturmaktadır. Yargıtay/Hukuk 36/93 (D.6/94) de ise Yüksek Mahkeme 21.2.94 tarihinde istinaf konusu Alt Mahkeme kararı okunmadan önce verdiği bir karar ile, tadil olunmuş şekli ile 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 42(4) maddesini tefsir -etme fırsatı bulmuş ve o güne kadar konuya şamil gerek yerli içtihatları ve gerekse Common Law'un mehazını oluşturan İngiltere'deki mevzuatı inceledikten sonra, faizle ilgili mevzuatı ikiye ayırıp özetle hukuki durumu aşağıdaki gibi özetlemişti. Bir borçlu- ile alacaklı arasındaki faizle ilgili ihtilâfta, hüküm öncesi sürede tarafların Mahkeme haricinde anlaşmaları sonucu esas borca faiz kapitalize edilmesinin ne derece yasal olup olmadığı konusunun Yüskek Mahkeme ilgili kararında açık bırakırken, halen yürü-lükte bulunan 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 42(4) maddesi ışığında tadil olunmadığı sürece, Mahkemelerin bir borçlu aleyhine hüküm verirken ne hükümden önceki sürede kapitalize edilen faiz miktarı için hüküm verilebileceğini, ne de hüküm tarihinden sonr-a ödeme gününe kadar geçecek süre için hükmün mürekkep faiz taşıyabileceğini açık olarak vurgulamıştı. Yargıtay/Hukuk 36/93'ün 9. sayfasında Yargıtay olarak oturum yapan Yüksek Mahkeme oybilriği ile aynen şöyle demişti:
"Netice olarak bugün yürülükte ola-n mevzuat muvacehesinde hukuki durumu şu şekilde özetlemek mümkündür:
Faiz üzerine faiz alınması veya diğer bir ifade ile faizi ana paraya eklemek sureti ile belirli sürelerle ana para ile faizi kapitalize ederek faiz üzerinden faiz alınması 9/76 sayılı -Mahkemeler Yasasının 42(4) maddesi mucibince yasaklanmakta veya bu husustaki talep doğrultusunda Mahkemelerce faiz için hüküm verilemeyeceği açıklık kazanmış bulunmaktadır
Bir borçlu ile alacaklı, veya bir mevduat sahibi veya borçlu ile alacaklı banka ara-sında, anlaşma mevcut olması halinde, ana paranın belirli bir süreye bağlanarak kapitalize edilmesi ve bu miktar üzerinden betekrar faiz talep edilmesini veya ödenmesini yasaklayan bir kanun hükmü bulunmadığı görülmektedir. Anck böyle bir talebin daha önce- değindiğmiz gibi Mahkemeye intikal etmesi halinde Mahkeme, faiz üzerine faiz anlamına gelen kapitalize edilmiş ana para üzerindeki faiz yönünde bir hüküm veremeyecektir. Bu durumda Mahkeme safhasına gelinmezden önce ana paraların kapitalize edilmek sureti- ile faiz üzerinden faiz alınması işlemi Mahkemelerce yasal sayılıp bu doğrultuda hüküm verilemeyeceğine göre Mahkeme safhasından önce yapılan bu işlemin ne dereceye kadar yasal olup olmadığı hayli tartışma konusudur. Bu hususta taraflar Mahkemeye doyrucu -argüman sunmadıklarından ve bizi bağlayan yerli bir içtihatın da yokluğundan bu meselede bu konuyu kesin olarak karara bağlamayı uygun görmemekteyiz. Esasen bu husus tam anlamı ile istinafın karara bağlanmasında etken de değildir.
Önümüzdeki meseleye uygu-lanacak yasa maddesi olan 9/76 sayılı Yasanın 42(4) maddesine bakıldığında, daha önce değindiğimiz gibi Mahkemenin hükümlü bir borç için hiçbir zaman faiz üzerinden faiz ödenmesini emredemeyeceği, mürekkep faiz hesaplanması yapılmak sureti ile faiz ödenmes-ine de imkân olmadığı görülmektedir. Bu durumda hükümde verilecek faiz sadece hüküm öncesi ana para miktarı üzerinden hesaplanması ve hükümden sonra faizin ise yine belirlenen ana para üzerinden devam edilmesini sağlayacak şekilde hükümde kurallar içermesi- gerekmektedir."
Yukarıda sözü edilen Yargıtay/Hukuk 36/93 okunduktan bir müddet sonra, bir başka vesile ile Kıbrıs'ta icrai meslek eden bir banka Lefkoşa Kaza Mahkemesindeki bir duruşma esnasında ilgili Yargıtay kararının Anayasaya aykırı olduğu iddiası-nı yapmış ve konu alt Mahkeme tarafından Anayasa Mahkemesine havale edilmişti. (Bak: Anayasa Mahkemesi 4/94, (D.6/94). Bu havale üzerine Anayasa Mahkemesi 9.6.1994 tarihinde verdiği kararda, hükümlerin mürekkep faiz içermeyeceğini amir kılan 9/76 sayılı Ma-hkemeler Yasasının 42(4) fıkrasının Anayasanın ilgili maddelerine ayklırı olmadığını oybirliği ile karara bağlayıp, Yargıtay/Hukuk 36/93 (D.6/94 sayılı Yargıtay kararının nihai olduğunu vurgularken, Anayasanın 148. maddesi altında, Anayasa Mahkemesi olarak- görev yapan Yüksek Mahkemeye havale dahi edilemeyeceğini de hükme bağlamıştı. Söz konusu Anayasa Mahkemesi hükmünün sonunda yukarıdaki konuda aynen şöyle demişti:
"Sonuç olarak:
Yargıtay/Hukuk 36/93 (D.6/94) Yargıtay kararının Anayasanın 148. maddesi al-tında Anayasa Mahkemesi olarak görev yapan Yüksek Mahkemeye havale edilemeyeceğine ve;
9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 42. maddesinin (4). fıkrasının Anayasanın 46. maddesinin (1). ve (2). fıkralarına aykırı olmadığına oybirliği ile karar verildi."
Yuka-rıdaki mevzuat ve içtihatlar ışığında, bu istinafı karara bağlamak amacı ile faizi ilgilendirdiği oranda istinaf konusu Gazi Magosa Kaza Mahkemesinin 820/93 sayılı dava ve Mahkeme kararı ile aynı davanın duruşması esnasında ayni mahkeme önünde Emare 11 ve -Emare 12 olarak ibraz edilen 1436/91 ve 1437/91 sayılı dava dosyaları ve sair ilgili emareler incelendiğinde aşağıdaki hususlar göze çarpmaktadır.
Gazi Magosa Kaza Mahkemesinin 820/93 sayılı istinaf konusu kararında aynen şöyle denmektedir: (Bak: mavi 12-3).
"Davalı, Davacılar aleyhine Magosa Kaza Mahkemesinde 1436/91 nolu davada 19.6.91 tarihinde bir hüküm ve emir elde etti. Tarafların uzlaşması sonucu (By consent) verilen mezkûr hüküm uyarınca, işbu davadaki Davacılar, Davalıya müştereken ve/veya münfer-iden 2,750,000,000 TL borç ile bu miktar üzerinden aylık %73 faiz (underline supplied). Ödemeleri gerekmektedir. .......................
Yine aynı emir gereğince faizler her senenin Haziran ayının 15'inde ana paraya eklenecek ve yapılan ödemeler ilk önce- faizlere mahsup edilecekti.
Bu davadaki Davalı Davacılar aleyhine Magosa Kaza Mahkemesinde 1437/91 sayılı dava yine 19.6.91 tarihinde ayni şekilde, ayni miktarlar ve ayni koşullar ile hüküm ve emir elde etti."
Mahkemenin yukarıda alıntısı yapılan isti-naf konusu kararında altı çizilerek aylık %73 faizden söz ettiği görülmektedir. Bunun Alt Mahkeme tarafından yanlış algılandığı ortadadır, çünkü sözü edilen 1436/91 sayılı Mahkeme kararında "aylık %73 faiz" sözcüğü zikredilmemiştir. 1436/91 sayılı ve 19.6.-91 tarihli Mahkeme kararının ilgili kısımları aynen şöyledir:
"Yukarıdaki beyanlar ve tarafların mutabakatı ile davacı lehine ve Davalılar aleyhine müştereken ve münferiden olmak üzere Talep Takririnin 15 A, B, C, D, F paragrafları gereğince hüküm ve emir- verilir................................
Faizler her senenin Haziran ayının 15'inde ana paraya ekelenecek ve yapılan ödemeler ilk önce faizlere mahsup edilecektir."
Sözü edilen davadaki Talep Takririnin 15. paragrafının konumuzu ilgilendiren A ve B par-agrafları ise aynen şöyledir:
"15. Davacı Davalılar aleyhine müştereken ve münferiden aşağıdakiler için hüküm talep eder:
Davalların Davacıya 2,750,000,000 TL ödemesi için hüküm; ve
Davalıların davacıya 2,750,000,000 Tl üzerinden 14.6.91 tarihinden itib-aren ödeme gününe kadar %73 faiz ödemeleri için hüküm;"
Görülebileceği gibi 1436/91 sayılı Mahkeme kararı %73 faizin aylık olacağı doğrultusunda bir ibare içermemektedir. Dolayısıyle istinaf konusu 820/93 sayılı kararı alt Mahkeme kaleme alırken ve 'aylık- %73 faiz' ibraresine kararında yer verirken 1436/91 sayılı Mahkeme kararını yanlış algıladığı ortadadır.
İlgili davadaki Davacıların talebi de Davalılar aleyhine %73 faiz talebi içerirken, Talep Takrirnin 12(a) maddesi mucibince orda kullanılan aynı kel-imelerle '.... faizin her yılın Mart, Haziran, Eylül ve Aralık ayı sonlarında ödenmesi' gerketiği iddia edilmektedir. Bu talebe uygun olarak kefil ve ilaveten ipotek teminatı altında verilen mezkûr kredinin yine ilgili Talep Takrrinin 7 ve 11. paragrafları-nda aynı şekilde mürekkep faiz taşıdığı iddia edilmektedir. Burada vurgulamak isteriz ki Talep Takririnin esasında (body of the statement of claim) mürekkep faiz talep edilmektedir ancak aynı Talep Takririnin 15. ve son paragrafının ana para ve faiz talebi- ile ilgili kısmı (the prayer part) yukarıda da vurgulandığı gibi aynen şöyle kaleme alınmıştır:
"15. Davacı Davalılar aleyhine müştereken ve münferiden aşağıdakiler için hüküm talep eder:
Davalıların davacıya 2,750,000,000 TL (iki milyar yedi yüz elli m-ilyon Türk Lirası) ödemesi için hüküm;
Davalıların Davacıya 2,750,000,000 TL (iki milyar yedi yüz elli milyon Türk Lirası) üzerinden 14.6.1991 tarihinden itibaren ödeme gününe kadar %73 faiz ödemeleri için hüküm; ve
......................................-........................................................"
Bu tetkikten görülmektedir ki ilgili davanın Talep Takririnin son ve 'prayer' paragrafında talep edilen %73 faizin hangi sürede olduğu (yani aylık mı, 3 aylık mı, 6 aylık mı, 9 aylık mı senevi mi o-lduğu belli değildir. Bu incelemde göze çerpan hususlar, aynen mutadis mutandis 1437/91 sayılı Gazi Magosa Kaza Mahkemesi kararına da şamildir.
Bu zikredilen hususun doğurduğu hukuki sonuç nedir? Konuya şamil, Hukuk Muhakemeleri Usulü Nizamları Emir 20 N-izam 2 aynen şu şekilde kaleme alınmışır:
"Every statement of claim shall state specifically the relief which the plaintiff claims, ..............................................."
Davalılar Emir 20 Nizam 2 gereği, Talep Takrirlerinin 'prayer' kısmında -talep ettikleri çareleri (relief) sıralarken, Emare 11 ve 12 deki Talep Takrirlerinin 'prayer' kısımlarında mürekkep faiz için hüküm talep etmemişlerdir. Bunun doğurduğu sonuç ne olur? Bu konuda hiçbir yerli içtihat bulunmamakla beraber Hukuk Muhakemeleri -Usulü Tüzüğünün kökenini oluşturan İngiliz Hukuk Usulü Mahkeme Nizamaları ve İngiliz müelliflerinin konuya şamil eserleri tetkik edildiğinde yasal durumun aşağıda gösterildiği gibi olduğu göze çarpmaktadır. Bullen & Leake and Jacab's Precedents of Pleading-s, Twelfth Edition (1975), sayfa 62 ve 63 de "prayer for relief or remedy" başlığı altında aynen şöyle demektedir:
"When all the material facts have been alleged, the statement of claim concludes with the relief or remedy claimed. The statement of claim m-usr state specially the relied or remedy wich the palintiff claims. This is called "the prayer" and the practice is for the prayer to come at the end of the statement of claim ...............
If the plaintiff omits to ask for any relief or remedy claimed i-n the writ, he will be deemed to have abandoned that claim. ................................" (Under supplied).
Buna dayanak ola-rak da şu içtihatlar gösterilmektedir: Cargill v. Bower (1878 - 9) 10 Ch. Div. page 502, Lewis and Lewis v. Dumford (1907 - 8) 24 TLR 64. Bunlar ışığında Davalılar, ilgili davaların Talep Takrirlerinin son ve "prayer" kısmında mürekkep faiz talep etmedikle-ri cihetle Davalıların bu talepten feragat ettikleri sonucuna varmak gerekir. Buna rağmen ilgili Talep Takrirlerinde usule uygun olarak hiçbir tadilat yapılmadan, Gazi Magosa Kaza Mahkemesinin 19.6.91 tarihinde mürekkep faiz için de hüküm vermesi, taraflar-ın muvafakatı ile de olsa, Talep Takrirlerinin ötesinde ve orada talep olunmayan bir emir verildiğine göre hukuken yapılmaması gereken bir hata olduğu ortadadır.
Alt Mahkeme istinaf konusu kararında bu hususu gözardı etmekle ve buna hiç değinmemekle hata- etmiştir.
Bun ilâveten istinaf konusu 820/93 sayılı kararında alt Mahkeme Davacıların mürekkep faiz ile ilgili iddia ve taleplerini şöyle değerlendirmiştir: (Bak: Mavi 141 son paragraf)
"1436/91 ve 1437/91 sayılı davalardaki Talep Takrirlerini inceledi-k..... Ancak, bir Mahkeme kararının yetki aşımı ile alındığı iddiası ile ilgili itirazların Yüksek Mahkemeye yapılması gerekir. Yetki aşımı ile ilgili iddialarını inceleyip sonuçlandırmaya Kaza Mahkemesi olarak hukuken yetkimiz yoktur. Bu itibarla Davalıla-rın bu hussutaki taleplerini de reddederiz."
Hemen yukarıda alıntısı yapılan kararda alt Mahkemenin, 820/93 sayılı davada, ayni taraflar arasında daha önceden verilen 1436/91 ve 1437/91 sayılı kararların iptal talebini, Anayasa mucibince sadece ve münhas-ıran Yüksek Mahkemeye bahşedilen "Certiorari and Prohibition" talepleri ile ayırt etmediği anlaşılmaktadır. (Bak: Anayasanın 151(3) maddesi). Halbuki 820/93 sayılı istinaf konusu davdaki talep, bunlardan farklı olarak 1436/91 ve 1437/91 sayılı davalardaki -kararların bertaraf edilmesine (set - aside) yöneliktir, bu talebi de inceleyip karara bağlamak alt Mahkemenin yetkisinde idi. İstinaf konusu alt Mahkemece verilen karar ile zabıtlar ve emarelerin tetkikinden öyle anlaşılıyor ki, alt Mahkeme bu kararın fai-zle ilgili yukarıda izah olunup göze çarpan hususlara ilâveten aşağıdaki konu ile ilgili incelediğimiz hususları yeterince incelemeden vermiştir.
Tadil olunmuş şekli ile 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 42(4) maddesi mucibince, Mahkemelerin gerek hükümden- önceki devrede gerekse hükümden sonra ödeme tarihine kadar geçecek devrede ve Yargıtay/Hukuk 36/93 de Yüksek Mahkemece serdedilen görüşler muvacehesinde mürekkep faiz için hüküm veremeyeceklerine yukarıda değinmiştik. Bu hususu bir an için zihinden kena-ra itip, emare 11 ve emare 12 olarak alt Mahkemeye ibraz edilen 1436/91 ve 1437/91 sayılı davada dosyaları, ve keza bu davalarda verilen Mahkeme kararları incelendiğinde bu kararların "faizler her senenin Haziran ayının 15'inde ana paraya eklenecek ve yapı-lan ödemeler ilk önce faizlere mahsup edilecektir" şeklinde birer ibare içerdiği sarihtir. Faizlerin her senenin Haziran ayının 15'inde ana paraya eklenmesini öngören Mahkeme kararının dayanağı nedir? Bir başka deyişle, faizler her senenin Haziran ayının 1-5'inde kapitalize edilecektir doğrultusundaki hükmün bir dayanağı var mıdır? Bu suale cevap bulmak için zabıtlar ve tüm emareleri titizlikle incelediğimizde aşağıda zikredilecek husus hariç, buna dayanak teşkil edecek hiçbir ibareye rastlamadık. O zaman bu-na dayanak teşkil edecek olan yegâne husus, 19.6.91 tarihinde Davacıların aleyhine tarafların rizası ile 1436/91 ve 1437/91 sayılı davalarda karar verilmeden hemen önce tarafların yaptığı beyanlardır. Davacıların 19.6.91 tarihinde Gazi Magosa Kaza Mahkemes-inde ilgili hükümler verilmezden önce bu konu ile ilgili olarak Mahkemeye aynen şu beyanı yaptıkları zabıtlardan görülmektedir:
"Keza faizler her senenin Haziran ayının 15'inde ana paraya eklenecek ve yapılan ödemeler ilk önce faizlere mahsup edilecektir.- Bu şartları kabul ederiz."
Davacıların yukarıda aynen alıntısı yapılan beyanına istinaden, Davalıları 19.6.91 tarihinde Mahkemede temsil eden avukat bu konular ile ilgili olarak aynen şöyle bir beyanda bulunmuştur.
"Davalılar tarafından yapılan teklifi- aynen kabul eder ve teklif edildiği şekilde Davacı lehine hüküm talep ederim. ....... Keza fazilerin de her senenin Haziran ayının 15'inde ana paraya eklenmesini ve yapılan ödemelerin de ilk önce fazilere mahsup edilmesini talep ederim."
Öyle anlaşılıyo-r ki 1436/91 ve 1437/91 sayılı davalarda faizlerin her senenin Haziran ayının 15'inde kapitalize edilmesinin yegâne dayanağı, ilgili hükümler verilmezden hemen önce tarafların yaptığı yukarıda alıntısı verilen beyanlardır. Tarafların 19.6.91 tarihinde Mahk-eme önünde yaptıkları yukarıda alıntısı verilen şifahi beyanlar ise görüldüğü gibi Talep Takririnin "prayer" kısımlarına ters düşmektedir. İlgili Talep Takeririnin "prayer" kısımları tadil olunmadan alt Mahkemenin bu haliyle ilgili kararları vermesi usul y-önünden hatadır. Alt Mahkeme istinaf konusu 820/93 sayılı kararında tüm bu hususlara hiç yer vermemekle ve bu kanuni noktaları söz konusu kararında hiç işlememekle hata etmiştir.
1436/921 ve 1437/91 sayılı davalardaki Talep Takrirlerinin son ve 'prayer' -kısımları, halen oldukları şekilde nasıl tefsir edilmeli idi? Bir başka deyişle Davacılar aleyhine Davalılar tarafından talep edilen %73 faizin, hangi zamanla sınırlı olduğu belirtilmediğine göre bu alt Mahkemece nasıl algılanmalı idi? Bu konuda Paget's La-w of Banking, Seventh ed., by Maurice Megrah (1966) sayfa 122'de 'Interest' başlığı altında aynen şöyle demektedir:
"There is no common law right to charge even simple interest on an overdraft but the claim should be supported on the ground of universal c-ustom of bankers or on the basis of implied agreements."
Bu prensip zihine tutularak yürülükte bulunan mevzuat tadil olunmadığı sürece Mahkemelerin mürekkep faiz için hüküm vermeyecekleri de göz önünde bulundurulduğunda, bu sorunun cevabı ne olmalıdır?
-1944'de yürülüğe giren ve 'kuralları' 31/83 sayılı Kıbrıs Türk Federe Devleti Merkez Bankası Yasasının 57(1) maddesi ve bilâhare de 35/87 sayılı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Merkez Bankası Yasasının 58(1) fıkrası uyarınca tümü yürürlükten kaldırılıp faiz- oranları bu Yasalarda belirlenen çerçeve muvacehesinde serbest bırakılan Fasıl 150 Faiz Yasasının 2. maddesinde bunca zaman faizin senelik esası üzerinden alındığı ve ada çapında yerleşen bir teamülün değiştiğini gösteren yeni bir mevzuatın yokluğunda %73- faiz talebinin senelik %73 olarak kabul edilip, alt Mahkemenin ona göre işlem yapması gerkmekte idi. A fortiori, hükümlü borç üzerine birikecek olan faizin her sene Haziran ayının 15'inde kapitalize edilmesi taraflarca düşünüldüğünde ve hükümlü borç üzeri-ne faizin kapitalize edilmesi yasal olarak mümkün olmadığına göre demek ki düşünülen zaman süreci senevi idi.
Yukarıdaki incelemelerden sarihtir ki aynı taraflar arasında, aynı Mahkeme önünde tarafların muvafakatı ile neticelendirilen 1436/91 ve 1437/91 -sayılı Mahkeme kararları, gerek yürürlükte bulunan 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 42(4) maddesi, gerekse Yargıtay/Hukuk 36/93 hilafına hüküm tarihi olan 14.6.91 den itibaren hükümlü borç ödenene kadar her senenin haziran ayının 15'inde kapitalizeyi öngör-en %73 faiz hükmü de gayrıyasaldır. Bu nedenle Yargıtay olarak bu kararlara müdahalemiz gerekmektedir.
Bunlara karşın genel prensip olarak, hukuk davalarında tarafların muvafakatiyle verilen hükümlerin (Judgements by Consent) genelde, bilahare bozulamaya-cağı, istinafa dahi tabi olamayacakları iyi yerleşmiş bir prensiptir. Bu prensip dayanağını, KKTC Mahkemelerinin uygulamakla yükümlü olduğu tadil edilmiş şekli ile 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 38(d) maddesinde öngörülen ahkâm-î umumiyeden (Common Law) -almaktadır. Common Law'daki bu genel prensip ve tabi olduğu istisnalar Halsbury's Laws of England, 3rd ed. Vol. 22, Sayfa 784'de 'Amendment and Setting Aside Judgement or Orders' başlığı altında Sayfa 785'de parargraf 1665'de aynen şöyle izah edilmektedir:-
"1665. As a general rule, except by way of appeal, no court, judge, or master has power to rehear, review, alter, or vary any judgment or order after it has been entered or drawn up, respectively, eiter in an application made in the original action or ma-tter, or in a fresh action brought to review such judgment or order. The object of the rule is to bring litigation to finality, but it is subject to a number of exceptions .......... ......................."
-Yukarıda alıntısı yapılan prensibe, Common Law'da istisna teşkil eden örnekler incelendiğinde, bir davadaki taraflar arasında, tarafların muvafakatıyla verilen bir hükmün, bilâhare, tarafların herhangi birnin, ilgili kararın kanuna aykırı olarak veya kamu- yararı olarak benimsenen prensiplere (against public policy) aykırı olarak verilmiş olması hasebiyle ve sırf o maksatla ikame edilen bir yeni dava ile ortadan kaldırılmaya mültezim olduğu görülmektedir. Hatta istisna teşkil eden örnekler incelendiğinde bi-r Mahkemenin verdiği bir kararı, kendi inisiyatifi ile tarafların hiç birinin bu doğrultuda Mahkemeye müracaatı dahi olmadan, resen kanuna aykırı olması nedeniyle ortadan kaldırmaya resen yetkisi olduğu da görülmketedir. Buna bir örnek olarak karar tarihin-de vefat etmiş bir şahıs aleyhine verilen bir hükmün, bilâhare karar tarihinde vefat etmiş olduğu Mahkemenin bilgisine gelince o hükmün iptal edilmesi gerektiği gösterilebilir. (Bak: Halsbury's Laws of England, 3rd ed. Vol. 22 page 785 para 1665). Yasalara- ters bir Mahkeme kararının aynı şekilde "estoppel" teşkil edemeyeceği de kuşkusuzdur.
Halsbury's Laws of England, 4th ed. Vol. 37, page 286, para 390'da 'Effect of Consent Judgement or Order' başlığı altında aynen şöyle demektedir:
"A consent judgement- or order is not the less a contract, and subject to the incidents of a contract, because there is superadded the command of the court, and its force and effect derives from the contract between the partiess leading to, or evidenced by, or incorporated in -the consent judgement or order.
A party cannot arbitrarily avoid a cosnent judgement or order .............
It may ...... be set aside, in a frsh action brought for the purpose, on any ground which may invalidate the agreement on which it is founded. M-oreover, where the consent order or judgement is still executory, the court may refuse to enforce it if it would be inequitable to do so."
Yukarıdaki prensiplere uygun olarak Wildings v. Sanderson (1897), (Ch. D. Vol. 2 page 534) ve Hikman v Berens (1895-) (Ch. D. Vol. 2 page 638) davalarında tarafların muvafakatıyle verilen hukuk davalarındaki kararların bilâhare bu maksatla ikame edilen davalar ile bozulduğu örnekleri verilebilir. Wilding v. Sanderson davasının "headnote"u aynen şu alıntıyı içermektedir:-
".... the Court of Appeal, affirming the judgement of Bryne J., set aside a consent order made upon settled minutes in an action after the order had been passed, entered, partially acted upon, and construed by the court."
Taraflar arasında yapılan bu t-ip anlaşmaların kamu yararına aykırı oldukları gerekçesi ile Mahkemelerce "icra" edilemeyeceğini gösteren örnekler Halsbury's Laws of England 4th ed. Vol. 9 sayfa 267'de başlayan paragraf 394 - 415'de gösterilmektedir. Bunlar arasında mürekkep faiz içeren -anlaşmalar da özel olarak görülmemekle birlikte, bence Yasa ve Yargıtay kararlarına ters olarak verilen hükümler de buna dahildir. Dolayısıyle tam teşekküllü Gazi Magosa Kaza Mahkemesi, istinaf konusu kararı ile istinaf konusu davada, aynı Mahkemenin daha -önce tarafların muvafakatı ile 1436/91 ve 1437/91 sayılı davaların kararlarını yetkisi olmadığı gerkçesi ile faiz ile ilgili mevzuata ters olmasına rağmen iptal etmemekle ve de Davacıların bu doğrultuda yaptıkları talebi reddetmekle hata etmiştir. İstinaf -konusu davanın ihtilafsız olguları ve konuya şamil mevzuat titizlikle alt Mahkeme kararında incelenmiş olsaydı, alt Mahkemenin istinaf konusu dava ile aynı Mahkemece, aynı taraflar arasında daha önce verilen 1436/91 ve 1437/91 sayılı davalardaki hükmü ipta-l etmesi gerekirdi. Alt Mahkeme hem söz konusu hükümleri iptal etmeye yetkili idi hem de sözü edilen kararlar yukarıda değinildiği gibi mevzuatımıza aykırıdır ayrıca da önce izah olunduğu gibi Usulü Mahkeme Nizamları açısından da sakattır. Kendimi tekrarla-ma pahasına bu hususları aşağıdaki şekilde özetlemede fayda mülahaza ettim.
1. 1436/91 ve 1437/91 sayılı kararlar, 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 42(4) maddesi hilâfına karardan sonra ancak ödeme gününe kadar mürekkep faiz taşımaktadır ki bu husus, hem -ilgili yasa maddesine terstir, hem de alt Mahkemelerin bu gibi durumların doğmasına kararlarında fırsat vermemelerini öngören Yargıtay/Hukuk 36/93 (D.6/94) sayılı Yüksek Mahkeme kararına terstir.
2. 1436/91 ve 1437/91 sayılı davaların hükümleri Talep Takr-irlerinin son ve "prayer" kısımlarının ötesinde hüküm ve emirler içermektedir ki Talep Takrirlerinde gerekli tadilât yapılmadan bunun yapılması da hata idi.
Önümüzdeki istinaf sebepleri arasında yer almayan ve bu istinafın karara bağlanmasında ihtilâf kon-usu olmayan ancak konuyu yakınen ilgilendiren olgusal ve yasal bir noktaya daha temas etmeyi yararlı gördüm. 35/87 sayılı KKTC Merkez Bankası Yasası altında ilgili bankanın Yönetim Kurulunun 22.5.91 tarihinde aldığı ve 23.5.91 tarihinde Resmi Gazetenin Ek -III'ünde sayfa 726-727 de AE 279 altında yayınlanan kararın C(4) maddesi aynen şöyledir:
"Borç ve mükellefiyetler için faiz birikimi olarak dava yolu ile tahsil edilecek miktar, faizin ödendiği ana para borç veya mükellefiyet miktarının 4 katından fazla o-lamaz."
Yukarıda alıntısı yapılan mezkûr kararın Mahkemelerce uygulanacak mevzuat arasında yer aldığı kuşkusuzdur. Sözü edilen karar daha önce Yargıtay/Hukuk 36/93 (D.6794) incelenerek bu kararın Mahkeme hükümlerine de şamil olduğu ve hüküm tarihi ile öd-eme tarihi arasında geçecek zaman süresini de kapsadığı, bunun tersini öngören Yargıtay/Hukuk 29/72'yi de Yargıtay/Hukuk 36/93'ün ilga ettiği belirtilmişti. Yargıtay/Hukuk 36/93'de, bu konu ile ilgili olarak Yüksek Mahkeme aynen şöyle demişti:
"..........-....................................................................... sözü edilen Hukuk İstinaf 29/72 sayılı içtihat zamanında belki de hatalı olarak karara bağlandığı hususu bir yana, verildikten sonra geçirilen ............ doğurduğu yasal durum tadil -edilmiş durumdadır ve bugün takip edilmemelidir."
Bu mevzuatı zihinde tutarak, söz konusu istinafın karara bağlanması esnasında bizim yaptığımız hesaplara göre hüküm tarihi olan 14.6.1991 tarihindeki ceman ana para 5,500,000,000 TL. borç, senevi %73 sade- faiz ile hesaplanırsa, Davacıların 31.12.1994 tarihi itibarı ile ve yuvaralak rakamlarla Davacılara 15,000,000,000 TL'nin altında bir rakama baliğ olan borcu olduğu görülür. Aynı ana para miktarı, aynı zaman süreci içinde %73 faiz ile senede 1 defa kapita-lize edilirse (yani mürekkep faiz ile ve senede bir defa kapitalize edilirse) Davacıların Davalılara borcu 40 Milyar TL'yi mütecaviz bir rakama ulaşmış olur.
İstinaf konusu dava ile bozulmak istenen 1436/91 ve 1437/91 sayılı Mahkeme kararlarının %73 faiz-in senede 1 defa kapitalize edilmesini öngörmekle faizin ana paranın 4 katını aşmamasını öngören ilgili mevzuatı da ihlâl ettiği ortadadır, çünkü senede 1 defa faizin kapitalize edilmesi sureti ile 31.12.1994 tarihi itibarıyle 40 Milyar TL'yi aşan bir raka-m Aralık 1994 sonu itibarıyle ortaya çıkrr ki, bu da 5 Milyar 500 Milyon TL'nin faiz birikimi ile ulaşılması yasal olan rakamın 4 katından fazladır. Bu nedenle de istinaf konusu karara Yargıtay olarak müdahalemiz gerekmektedir.
Son olarak kısaca şunu da -belirtmeyi uygun gördüm ki, Davacıların hile, baskı ve tehdit iddiaları içeren geri kalan istinaf sebeplerini de inceledik, ancak geçmiş birçok içtihatlarda vurgulandığı gibi daha ziyade zıt iddialar üzerinde olgusal ve bulgusal istinaf sebepleri teşkil ed-en bu istinaf sebeplerinin, alt Mahkemenin herhangi bir hataya düştüğüne ikna olmadığımızdan ve genel prensibe uygun olarak bu tip istinaf sebeplerinden ötürü alt Mahkeme kararlarına müdahale etmekten kaçınmak istediğimizden, reddedilmesi taraftarıyım.
Ce-lâl Karabacak: Sayın Yargıç Metin A. Hakkı'nın az önce okumuş olduğu hükmü daha önce görme fırsatı buldum. Sayın Yargıç olguları gayet iyi bir şekilde özetlediğinden, bu olguları ben de burada tekrarlamayı gereksiz buluyorum.
Sayın Metin A. Hakkı'nın ist-inaf ihbarnamesinin (J) başlığı altındaki istinaf sebepleri hakkında az önce verdiği kararla hemfikir değilim. Kanımca, istinaf ihbarnamesinin (J) başlığı altındaki istinaf sebepleri gayet muğlak olup, herhangi bir gerekçeye de dayanmamaktadır. Hukuk Muhak-emeleri Usulü Tüzüğü'nün 35. Emrinin 4. nizamına göre, istinaf ihbarnamesinin tüm istinaf sebeplerini belirtmesi ve istinaf sebeplerinin içerdiği tüm gerekçelerin de gösterilmesi gerekir. (J) başlığı altındaki istinaf sebepleri muğlak ve gerekçesiz olduğun-a göre, istinaf söz konusu istinaf sebeplerine dayandırılamaz. Kaldı ki, istinafın duruşması esnasında taraflardan herhangi biri (J) başlığı altındaki istinaf sebepelrinin gayrı yasal faiz konusunu içerdiğini de iddia etmiş değildir. Gayrı yasal faiz konus-unda taraflar Mahkememiz huzurunda herhangi birşey de söylememişlerdir. Buna rağmen, Sayın Yargıç hükmünde gayrı yasal faiz konusunda karar vermiştir. Bazı hallerde, kanuna aykırı konular hakkında Yargıtay'ın konuyu re'sen tezekkür etme yetkisi olduğunu ka-bul ve teslim ederim. Ancak, Yargıtay'ın o hususta herhangi bir karar vermeden önce konu hakkında tarafların görüşlerine fırsat vermesi gerektiği kanısındayım. Mahkememiz bu çok önemli konuda taraflara böye bir görüş belirtme fırsatı vermediğinden, Mahkeme-nin bu konuda re'sen karar vermesinin uygun ve adil olmayacağı görüşündeyim.
Diğer istinaf sebepleri hakkında Sayın Metin A. Hakkı'nın belirttiği görüşler ile konu istinaf sebeplerinin reddedilmesi hususunda vardığı sonuca katılırım.
Yukarıda belirttiğ-im tüm sebeplerden dolayı, istinafın masraflarla reddedilmesi gerektiği kanısındayım.
Nevvar Nolan: Genel kural olarak hukuki bir konu ancak Alt Mahkemede ileri sürülmüş ise istinafta konu edilebilir; Alt Mahkemede ileri sürülmeyen, tartışılmayan hukuki b-ir konu İstinaf Mahkemesinde konu edilemez. (Smith v. Baker & Sons (1891) A.C. 325 at p.333) Yukarıda belirtilen genel kuralın ise bazı istisnaları vardır; örneğin Alt Mahkemenin yetkisizliği Alt Mahkemede ileri sürülmese dahi İstinaf Mahkemesinde ileri sü-rülebilir. Alt Mahkemenin yetkisizliği iddiası istinaf ihbarnamesinde yer almasa dahi İstinaf Mahkemesinde ileri sürülebilir. Hatta taraflar ne Alt Mahkemede ne de İstinaf Mahkemesinde Alt Mahkemenin yetkisizliğini konu etmeseler dahi gerek Alt Mahkeme ger-ekse İstinaf Mahkemesi Mahkemenin yetki konusunu kendiliğinden ele alıp tezekkür etmek durumundadır, bu Mahkemenin görevidir. Mahkemenin yetki yokluğu ile ilgili yukarıda ifade ettiklerim davaya konu olan sözleşmenin kanuna aykırılığı durumunda da aynen ge-çerlidir. Bir sözleşme üzerinden açılan davalarda da konu edilen sözleşmenin kanuna aykırı olduğunu veya kanuna aykırı hüküm taşıdığı taraflarca ileri sürülmese dahi Mahkeme kendiliğinden sözleşmenin kanuna aykırlık durumunu ele alıp tezekkür edebilir ve e-tmelidir. (Snell v. Unity Finance Ltd (1963) 3 A.E.R. 50, at p.60).
Magosa Kaza Mahkemesinin işbu istinafta istinaf edenler aleyhine ve aleyhine istinaf edilen lehine, tarafların mutabakatı ile, mürekkep faiz içeren, yani faiz üzerine faiz veren, hüküm v-erdiği açıkça görülmektedir. 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 42(4) maddesi aynen şöyledir:
"Bu maddenin hiçir hükmü faiz üzerine faiz (mürekkep faiz) verilmesine müsaade etmez."
Yasa koyucu 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 42(4) maddesi ile Mahkemelere- "faiz üzerine faiz veremezsiniz" demektedir. Mahkemenin faiz üzerine faiz vermesi, Yasa Koyucunun niyetini açıkça ifade 9/76 sayılı Yasanın 42(4) maddesine ve Yasa Koyucunun niyetine aykırıdır. Mahkemenin faiz üzerine faiz vermesi Mahkemenin Yasa Koyucunu-n kendisine vermediği bir yetkiyi kullanması olur. Faiz üzerine faiz ödenmesini öngören bir sözleşmeye dayanarak açılan bir davada Mahkeme taraflar arasındaki sözleşme öyle öngörüyor diye faiz üzerine faiz ödenmesini buyran bir hüküm verebilir mi? 9/76 say-ılı Yasanın 42(4) maddesini tezekkür eden Yargıtay; Yargıtay/Hukuk 36/93 (D.6/94)'de bu soruyu olumsuz yanıtlamıştır.
Faiz üzerine faiz ödenmesini öngören bir sözleşmeyi Mahkemenin sözleşme uyarınca hüküm vermekle onore etmesi 9/76 sayılı Yasanın 42(4) m-addesine aykırı bir durum yaratır, Yasada açıkça ifadesini bulan Yasa Koyucunun niyetinden ve yasal düzenlemeden kaçınılması sonucunu doğurur. Taraflar Yasa Koyucunun bir yasada açıkça ifadesini bulan niyetini aralarında yapacakları bir sözleşme ile bozama-yacaklarına, Yasa Koyucunun niyetini açıkça ifade eden bir yasa maddesinden kaçınamayacaklarına göre bir yasa maddesine aykırı sonoç doğuracak bir sözleşme de Mahkeme tarafından yürürlüğe konamaz, "icra edilebilir" kılınamaz.
Magosa Kaza Mahkemesinin tar-afların mutabakatı ile verdiği ve faiz üzerine faiz ödenmesini öngören hükmü açıkça 9/76 sayılı Yasanın 42(4) maddesine aykırı olduğu cihetle bu konu, taraflarca Yargıtay'da konu edilmese bile, Yargıtay'ın kendiliğinden ele alıp tezekkür edebileceği bir ko-nudur kanısındayım. Dolayısıyle Alt Mahkemenin faiz üzerine faiz ödenmesini öngören hüküm vermekle hata ettiği ve/veya yetkisini aştığı konusunun istinaf ihbarnamesinde yer alıp almaması veya Yargıtay'da taraflarca konu edilmemesi bu istinaf şartlarında ön-em taşımamaktadır.
Sonuç olarak Sayın Metin A. Hakkı'nın vardığı karara katılırım.
Celâl Karabacak: Sonuç olarak Celâl karabacak'ın karşıoyu ve oy çokluğu ile istinaf kabul edilir ve istinaf konusu Alt Mahkeme kararı değiştirilerek, Gazi Magosa Kaza Mah-kemesinin 1436/91 ve 1437/91 sayılı kararlarının kısmen iptal edilmesine ve sözü edilen davalarda verilen hükümlerin aşağıda olduğu şekilde olmasına karar verilir.
1) Kıbrıs Kredi Bankası Ltd. lehine ve
Sema İçki Şirketi Ltd.
Selim ve Oğlu Ltd.
Selim M. -Süren
Havva Süren,
aleyhlerine müştereken ve münferiden 2,750,000,000 TL. için hüküm verilir.
2) Mezkûr hüküm 14.6.91 tarihinden itibaren birtamam ödenene kadar senevi %73 oranında faiz taşıyacaktır, şolşartla ki, faiz birikimi her halükârda 2,750,000,00-0 TL'nin 4 katından fazlasını aşmayaaktır.
3) Masraflarla ilgili herhangi bir emir verilmez.
Sözü edilen her 2 davada yukarıdaki maddeler ile Yüksek Mahkemece özel olarak tadil edilmeyen ilgili alt Mahkeme kararlarında mevcut diğer hüküm veya emirler ay-nen ilgili kararlarda gösterildiği gibi yukarıdaki hüküm veya emirler dikkate alınarak yürürlükte kalacaktır.
Meselenin tüm ahval ve şeraitini ve tarihçesini göz önünde bulundurarak istinaf masrafları ile ilgili yine oyçokluğu ile herhangi ir emir vermem-eyi uygun gördük.
(Celâl Karabacak) (Metin A. Hakkı) (Nevvar Nolan)
Yargıç Yargıç Yargıç
31 Mayıs 1995
-
Full & Egal Universal Law Academy