-D.24/87 Yargıtay/Hukuk 37/87
(Mağusa Dava No. 938/86)
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Niyazi F. Korkut, Taner Erginel.
İstinaf eden: Ahmet Sabancı, Mehme-t Çam'ın kanuni vekili sıfatı ile,
Boğaztepe, Mağusa.
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Hüseyin Uygun, Mağusa Belediyesi Açık Pazarı,
Mağusa.
- (Davalı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Tevfik Pilli.
Aleyhine istinaf edilen hazır değil.
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Bu istinafta mahkemenin hükmünü sayın Yargıç Taner Erg-inel verecektir.
Taner Erginel: Mağusa'da Belediye Çarşısında ticaretle uğraşan Hüseyin Uygun (Davalı) Mehmet Çam'dan kırmızı biber, arı balı v.s. satın aldı ve karşılığında ona 3,575,000.-TL'lik bir bono verdi. Pulunun üzerinde 11.10.1985 tarihi bulunan -bu bonoda borcun ödeneceği tarih belirtilmemişti. Mehemt Çam 13.3.1986 tarihinde avukatı vasıtasıyle davalıya bir ihbar göndererek borcun bir haftaya kadar ödenmesini talep etti. Bu ihbar davalının eline 17.3.1986'da ulaştı ve aradan bir hafta geçmesine r-ağmen davalı borcu ödemedi. Bunun üzerine Mehemt Çam vekili vasıtasıyle Mağusa Kaza Mahkemesinde bu davayı açarak 3,575,000.-TL ile %24 faiz veya tazminat talep etti. Davacı davasına bir de seri usulü muhakeme dilekçesi ekliyerek bu davada davalının herhan-gi bir müdafaası olmadığını, davalının mahkemelerin sıkışık durumundan yararlanarak zaman kazanmak için isbatı vücut kaydı yaptırdığını iddia etti ve davalıya müdafaa olanacağı verilmeden davacı lehine hüküm verilmesini talep etti. Bu dilekçeye itiraz eden- Müstedaaleyh yasal noktalara ilişkin iptidai itirazlarının yanısıra borcun ödenmiş olduğunu ve mukabil talebleri olduğunu iddia etti. İstidanın duruşmasında müstedi avukatı biri davacının vekili diğeri ise 13.3.1986 tarihli ihbarı müstedaaleyhe götüren po-sta memuru olmak üzere 2 tanık dinletti. Müstedaaleyh avukatı ise herhangi bir tanık dinletmeyerek Mahkemeye hitap etmekle yetindi. Alt Mahkeme yargıcı uzun ve gerekçeli kararında öncelikle dava konusu bono üzerinde durdu ve bu belgenin gerçekte bir bono o-lmadığı ve yazılı borç kabulünden ibaret olduğu sonucuna vardı. Kararda şöyle denmektedir:
-"Huzurumda Emare I olarak bulunan evrak bir nokta haricinde bir bonoda olması gereken tüm özellikleri taşımaktadır. Eksik olan husus ise ödemenin ne zaman yapılacağının belirtilmemiş olmasıdır. Ödeme tarihi yukarıdaki tanımdan da görüleceği gibi bonunun e-saslı unsurlarından birisidir. Ve bono üzerinde mutlak olarak yer alması gerekir. Ödeme tarihi belirli bir tarih olmadığı zaman bono üzerinde "ilk talepte" veya "talep üzerine" ibarelerinin mevcudiyeti gerekir. Emare I evrak üzerinde bu ibareler de mevcut -değildir. Dolayısıyle Emare I evrağı bono olarak vasıflandırmama imkân yoktur. Emare I'i ancak yazılı bir belge veya yazılı bir evrak olarak tanımlayabilirim."
Emare I'in bono olmadığını vurgulayan yargıç buna rağmen belgeye önem verdi ve şu sonuca vardı.-
" Davalı Müstedaaleyh itiraznamesine ekli yemin varakasında dava konusu olan ve bono olduğu iddia edilen evrağı tanzim ettiğini ve kabul etmekte ayrıca üzerindeki imzaya veya muhteviyatına herhangi bir itirazda bulunmamaktadır.
Davalı Müstedaaleyhin yu-karıda temas ettiğim ifadeleri ve ikrarı ışığında, davacı Müstedinin davalı Müstedaaleyh aleyhine yazılı evrak üzerinde görülen 3,575,000.-TL'sı meblağ için hüküm almaya hakkı olduğu kanaatindeyim."
%24 faiz veya tazminat talebi konusunda ise kararında şu- hususlar yer almaktadır.
"Huzurumdaki meselede davacı Müstedi, dava konusu parayı zamanında ödememiş olsaydı bankada değerlendirebileceğini ve %24 faiz alacağını, zamanında ödenmediği için değerlendirilmediğini zarar ziyana uğradığını iddia etmiş, bu idd-ialarını yukarıda da belirttiğim gibi layihalarına dercetmiş ancak zarar ziyanıyle ilgili Mahkemeye herhangi bir şahadet sunmuş değildir.
........
Huzurumdaki meselede taraflar arasında faiz hususunda bir anlaşma olduğu hususunda herhangi bir şahadet olm-adığı gibi, Emare I evrak üzerinde de herhangi bir faiz şartı yoktur. Bu durumda davacı Müstedi Avukatının senevi %24 faiz ödenmesi yolundaki talebini kabul etmeme olanak yoktur."
Bu değerlendirmelerden sonra alt mahkemenin kararı şöyle oldu:
"Netice ola-rak,
Davacı Müstedi lehine ve davalı M/Aleyh aleyhine 3,575,000TL'sı meblağ
Hüküm tarihinden itibaren hükmolunan meblağ üzerinden senevi %4 faiz
Dava ve istida masraflarının davalı Müstedaaleyh tarafından ödenmesi için
hüküm ve emir verilir.
Ayrıca, işb-u hükmün icrasının bugünden itibaren 15 gün süreyle durdurulmasına, bugünden itiabren 15 gün içerisinde davalı M/Aleyhin müdafaa ve mukabil talep takriri sunmasına, verilen süre içerisinde müdafaa ve mukabil talep takriri sunulduğu takdirde hükmün icrasını-n müdafaa ve mukabil taleple ilgili duruşma neticeleninceye kadar durdu-rulmasına,
Dava ve istida masraflarının yapılacak bir masraf pusulası ile mukayyit tarafından tarh ve tesbit edilmesine, masraf listesi tarih ve tesbit edildikten sonra davalı M/Aley-he, davacı Müstedi tarafından tebliğ ettirilmesine, tebliğinden itibaren bir ay içerisinde masrafların davacı Müstediye davalı M/Aleyh tarafından ödenmesine emir verilir."
Bu karar Müstedi (davacı) avukatı tarafından istinaf edildi. Müstedi (davacı) avuka-tı gerek faizin 4 olmasının gerekse davacı lehine verilen hükmün icrasının durdurularak davalıya müdafaa ve mukabil dava dosyalama olanağı verilmesinin hatalı olduğu görüşündedir, ve hükmün bu bölümlerinin değiştirilmesini talep etmektedir. Müstedaaleyh da-valı avukatı mukabil istinaf dosyalamadığı gibi istinafın dinlenmesine de gelmedi ve istinaf mahkemesi bir tarafın argümanlarını dinleyerek davayı değerlendirmek zorunda kaldı.
Müstedi davacı avukatının haklı olarak üzerinde durduğu gibi kararda önemli b-ir hata vardır. Şöyle ki Fasıl 262 Poliçeler Yasasının 10(b) maddesine göre üzerinde ödeme tarihi olmayan bir poliçenin ilk talepte ödenecek bir poliçe kabul edilmesi gerekir. Yasanın 89(1) maddesine göre ise poliçelerle ilgili hükümler bonolara da uygulan-ır. Dolayısıyle yargıcın ödeme tarihi belirtilmedi diye dava konusu bononun kıymetli evrak gücünü kaybettiği ve yazılı bir borç kabulü haline geldiği görüşü hatalıdır. Yargıcın bonoyu bir kıymetli evrak değil de herhangi bir yazılı belge kabul ettmesi onun- davaya genel yaklaşımını etkilemiş ve takdir hakkını gerektiğinden fazla davacı aleyhine kullanmasına neden olmuştur.
Kararda dikkati çeken diğer bir husus davacı lehine hüküm verildikten sonra davalıya 15 güne kadar müdafaa ve mukabil dava dosyalama ha-kkı verilmiş olmasıdır. Halbuki hüküm verildikten sonra bir davalıya müdafaa hakkı vermeye olanak yoktur. Çünkü bir davada hüküm müdafaanın dinlenmesinden sonra verilebilir. Bu hata belki de yargıcın müdafaa ile mukabil davayı birlikte değerlendirmesinden -kaynaklanmış bir şekil hatasından ibarettir. Fakat nereden kaynaklanırsa kaynaklansın yapılmış hataya usul hukuku yeni bir anlam kazandırmıştır. Şöyle ki davalı, aleyhine verilmiş hükmü istinaf etmemiş ve hüküm kesinleşmiştir. Davacının istinafı ise sadece- hükmün bağlandığı şarta karşı yapılmıştır. Yani birbiriyle çelişen iki bölümden oluşan hükmün yalnız bir bölümünün değerlendirilmesi talep edilmiştir. Bu durumda İstinaf Mahkemesinin bu talebi kabul edip çelişkiyi ortadan kaldırmaktan başka olanağı yoktur-. Dolayısıyle hükümde davalıya müdafaa hakkı veren kısmın iptal edilmesi gerekir.
Mukabil davaya gelince Müstedaaleyhin yeminnamesinde yer alan iddialar ışığında yargıcın Müstedaaleyhe mukabil dava dosyalama olanağı vermesi yerindedir. Ancak bunu yapark-en mukabil davanın sonucuna değin icrayı durdurmasının hatalı olup olmadığını incelememiz gerekir. Alt Mahkeme hükmün icrasını durdururken dava konusu belgenin bir bono olmadığı görüşünden hareket etmiştir. Dava konusu belgenin bir bono olduğu ortaya çıktı-ktan sonra konuyu tekrar değerlendirmemiz gerekiyor.
The Annual Practice 1963'de görüleceği gibi davalıya mukabil dava dosyalama hakkı tanıyan yargıcın icraya ilişkin şart koyma yetkisi vardır. Yargıç davalıya hükümlü borcu ödeme koşuluyla mukabil dava d-osyalama hakkı verebilir veya bunun aksine hükmün icrasını mukabil davanın sonuçlanmasına değin durdurulabilir. Bu konuda poliçelerin özel bir durumu vardır. Sayfa 67'de:
"The result of the above cases appears to be that when a bono fide cpunterclaim is s-et up ...... unconditional leave to defend should be given. This however would not apply to a counterclaim set up against a claim on an undisputed bill of exchange, for without strong ground a counterclaim ought not to be allowed in an action on a bill, ch-eque or note which is not disputed"
görüşü yer almaktadır. Aynı kitabın 269 uncu sayfasında ise "when the defence is set up that the bill was obtained by fraud .. leave to defend must be given" deniyor. Bu içtihatlardan anlaşıldığına göre hile iddiası yap-ılmayan poliçe davalarında Mahkemeler hükmün icrasını durdurmak değil aksine mukabil davaya hiç izin vermeme veya izni hükümlü borcu ödeme koşuluna bağlama eğilimindedirler. Bu yakalşımın nedenini anlamak zor değildir. Poliçe, bono veya çek vermek nakit -para vermeye çok yakın bir davranıştır. Poliçeler Hukuku ticaret hayatının gereksinmesi karşısında ortaya çıkmıştır ve amaçlarından biri de vadesi gelen borcun süratle ödenmesini sağlamaktır. Poliçe, bonu veya çek vererek süratle ödeme yapmayı kabul eden -bir kişiye mukabil dava olanağı verirken bir de hükmün icrasını durdurarak büyük erteleme olanağı vermek doğru değildir. Dolayısıyle bu meselede icranın mukabil davanın sonuna değin durdurulmasının müdafaa olarak ileri sürülebileceği iddiaları öne sürme ol-anağını yitirdiğini mukabil dava olarak ileri sürebileceği iddiaları ise hükmün icrasından bağımsız olarak öne sürmek zorunda kalacağını görüyoruz.
Faiz konusuna gelince Müstedinin %24 faiz veya tazminat talebi, zarar ziyanla ilgili şahadet ibraz edilmem-esi nedeniyle reddedilmiştir. Ancak Fasıl 262 Poliçeler Yasasının 57 nci maddesi reddedilen veya vadesinde ödenmeyen bir poliçenin zarar ziyanının nasıl tesbit edileceğini belirlemiş ve bu hususta yargıca geniş takdir hakkı vermiştir. Buna göre yargıcın ad-il gördüğü faiz miktarını da tazminat olarak poliçe alacaklısına vermesi gerekir. Faiz konusunda adil olabilmek için paranın değer kaybını dikkate almak zorundayız. Hakkaniyet duygusu faizin, paranın değer kaybını mümkün olduğu ölçüde giderecek yükseklikte- olmasını gerektirir. Resmi Gazetelerin incelenmesi bize paranın değer kaybı ve ödenmesi uygun faiz konusunda yeterli bilgi vermektedir. Mahkemenin takdir hakkını kullanırken bankaların uyguladığı yasal faiz kurunu dikkate alması uygun olur. İlgili tarihl-erde yasal banka faiz kuru %24 idi ve davacının talebi de bu yöndedir. Bu nedenlerle bononun ödenmesi gereken tarihten hüküm tarihine kadar %24 faizin tazminat olarak davacıya ödenmesini uygun görürüz. Yukarıda tazminat olarak verilmesi öngörülen %24 faizi-n Mahkemelerce karara bağlanan hükümlü borç veya tazminat üzerinden verilmesi öngörülen %4 yasal faizle bir ilgisi yoktur. Ancak sırası gelmişken %4 yasal faiz oranının günün koşulları ve enflasyon oranı dikkate alındığında çok düşük kaldığı ve değiştirilm-esi gerektiğine işaret etmek yerinde olur.
Sonuç olarak verilmiş hüküm aşağıdaki şekilde değiştirilir.
Davacı lehine ve davalı aleyhine;
3,575,000.-Tl ile tazminat olarak 23.3.1986 tarihinden bu hüküm tarihine kadar %24 faiz için hüküm verilir. Daval-ı hüküm tarihinden itibaren yasal faiz ve dava masrafları ile istinaf masraflarını da ödeyecektir. Davalı 15 güne kadar mukabil dava açarak veya arzu ettiği takdirde ayrı bir dava açarak mukabil taleplerini öne sürebilecektir.
(N. Ergin Salâhi) - (Niyazi F. Korkut) (Taner Erginel)
Yargıç Yargıç Yargıç
1 Aralık 1987
-
-
1
-
Full & Egal Universal Law Academy