-D.12/98 Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 40/97 ve 41/97
(Birl.Dava No: 2275/94 ve 2276/94; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Taner Erginel, Metin- A. Hakkı, Nevvar Nolan.
Yargıtay/Hukuk 40/97
(Dava No: 2275/94; Lefkoşa)
İstinaf eden: Ülfet Emin, Lefkoşa
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: KKTC. Başsavcılığı, Lefkoşa
- (Davalı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Avukat Kıvanç M. Riza
Aleyhine istinaf edilen namına: Kıdemli Savcı Behiç Öztürk.
Yargıtay/Hukuk 41/97
(Dava No: 2276/94; Lefkoşa)
-İstinaf eden: Yüksel Ülfet Emin, Lefkoşa
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: KKTC. Başsavcılığı
(Davalı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Avukat Kıvanç M. Riza
Aleyh-ine istinaf edilen namına: Kıdemli Savcı Behiç Öztürk.
Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 2275/94 ve 2276/94 sayılı davalarda 28.2.1997 tarihinde verdiği karara (Şafak Öneri Kaza Mahkemesi Başkanı, Önder Gazi Kaza Mahkemesi Yargıcı) karşı Davacılar tarafından ya-pılan istinaftır.
-------------------
H Ü K Ü M
Taner Erginel : Lefkoşa Kaza Mahkemesinde açılan iki davada Davacılar askeri yasak bölgede kalan arsaları nedeniyle
devletten tazminat talep ettiler. Dava sebeblerine göre
Davacıların tazmin-at almaya hakları olmadığı kanısına varan
İlk Mahkeme Davacıların tazminat taleplerini reddetti. Bu nedenle önümüzdeki istinafları dosyalayan Davacılar, İlk Mahkeme kararının hatalı olduğunu yani İlk Mahkemenin tazminat hükmü vermesi gerektiğini öne sürme-ktedzrler.
Davaların olguları özetle şöyledir:
Lefkoşa Kaza Mahkemesinde açılan 2276/94 sayılı davada Davacı Lefkoşa'da Ortaköy'de bulunan ve askeri yasak
bölgede kalan iki arsası nedeniyle devletten tazminat talep etti. 2275/94 sayılı davadaki Davacı is-e aynı bölgede olan bir arsası nedeniyle tazminat talep etti. İki dava birleştirilerek dinlendi. Talep takrirlerine göre 5.10.1979 tarihinde Bakanlar Kurulunun 176 sayılı bir kararnamesi i1e bu arsalar yasak bölge içerisine alındı. Yasak bölgeyi telleyen a-skeri yetkililer de, Davacıların arsalara giriş çıkışını engelledi.
5.10.1979 tari.hli ve 176 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararnamesi 5/79 sayılı skeri Yasak Bölgeler Yasasına dayanmakta idi. Askeri Yasak Bölgeler Yasasının 3(5) maddesi şöyledir.
"3(5) Bakanl-ar Kurulu, ikâmetgahı,
arazisi veya işyeri askeri
yasak bölge olarak ilân edilen
yerlerde bulunan kişilere ve
kuruluşlara gereken kolaylıkları
sağlayacak önlemler alır.
Böyle bir kararname nedeni ile
yasal çıkarları etkilenen kişilerin
ve kuruluşl-arın zarar ve ziyanları
Devletçe tazmin edilir."
Yasanın 3(5) maddesi gereğince devletin Davacıları
tazmin etmesi gerekiyordu. Ancak Bakanlar Kurulu
24.12.1980 tarihli bir kararla konuya yenilik getirdi.
"Bakanlar Kurulu önergeye ilişik listelerde belir-tilen ve Kıbrıs
Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı
ve Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayının kullanımında bulunan taşınmaz malların mal sahipleri tarafından her türlü tasarrufunun askeri bakımdan sakıncalı olduğuna ve bu nedenle mülk sahiplerinin eşdeğer mal almad-a hak sahibi olacaklarına karar verdi."
Bu karara dayanarak eşdeğer mal almaya karar veren
Davacılar İskân Dairesine başvurdular ve arsalarının puanlarını tespit ettirip Mal Değer Belgeleri alarak
11. kaynak paketine başvurdular. Müracaat ettikleri kayn-akların başka kişilere verildiğini öğrenen Davacılar Yüksek İdare Mahkemesinde 76/90 sayılı başvuruyu dosyalayarak söz konusu kararların iptalini istediler. Bu başvuruda Başsavcılık Davacıların puanlarının önceliği olmadığını öne sürdü ve konuyu Anayasa Ma-hkemesine havale etti. Anayasa Mahkemesi A.M.l4/91 sayılı kararında Başsavcılığın görüşünü benimseyerek Davacıların puanlarının önceliği olmadığını karara bağladı. Anayasa Mahkemesi
kararı ışığında eşdeğer mal almada başarılı
olamıyacaklarını anlayan Dava-cılar YİM 76/90 sayılı
başvuruyu geri çektiler ve önümüzdeki davaları açarak
devletten tazminat talep etme yönüne gittiler. Bu esnada
anlamı kalmayan eşdeğer işlemlerini de iptal ettirmek
isteyen Davacılar İskân Dairesine başvurarak
feragatnamele-rle Mal Değer Belgelerinin iptalini istediler.
İskân Dairesi de 26.1.1995 tarihinde Davacıların bu
isteklerini kabul ederek yapılmış olan eşdeğer işlemlerini
iptal etti.
Duruşma sonunda İlk Mahkeme kararında Davacılar için
iki çözümün sözkonusu olduğunu -belirtti.
l. Eşdeğer mal almak
2. Mallarının kamulaştırılmasını istemek.
Kararın bir bölümünde şöyle denmektedir.
"Yukarıda söylenenlerden anlaşılacağı gibi, "Askeri Emniyet Bölgesi" içinde taşınmaz malı olanların, yasal tazmin hakları 176 sayılı kararna-me uyarınca, kamulaştırılmayı talep etme veya 41/77 sayılı yasa altında, eşdeğer mal veya tazminat açısından hak sahibi olmakla sınırlıdır. Bunlar dışında mezkûr arsaları tasarruf edememekten veya kullanamamaktan dolayı tazminat talep hakları yoktur."
İl-k Mahkeme kararına göre eşdeğer mal almaktan
vazgeçildiğine göre Davacıların malların kamulaştırıl-
masını talep etmeleri gerekir. Bu görüşe karşı Davacılar
avukatı kamulaştırmanın'malsahibinin talebiyle değil
devletin insiyatifi ile başlıyan bir işlem -olduğunu,
kamulaştırma yolunun açık olmasının tazminat talep etme
hakkını ortadan kaldırmadığını öne sürdü.
Anayasanın 36.maddesine göre mülkiyet hakkına sınırlama yasa ile getirilebilir. Anayasanın 36(3) paragrafı mülkiyet hakkına sınırlama getirilmesi- durumunda mal sahibine tam bir tazminat ödenmesi gerektiğini belirtmiştir. Sınırlamanın nasıl getirileceği ve tazminatın nasıl ödeneceği 15/62 sayılı Kamulaştırma Yasası (Tam ismi:
15/62 sayılı Amme Yararına Maksatlar için Zorla Mal İktisabına Da-ir Kanun) ile 21/62 sayılı Elkoyma Yasasında (Tam ismi: 21/62 sayılı Amme Menfaati Yararına Maksatlar İçin Mala Elkoyma Kanunu) düzenlenmiştir. Kanımca 5/79 sayılı Askeri Bölgeler Yasası Anayasanın bu hükmünü tekrarlamakta yani kamulaştırma veya elkoyma yö-ntemlerinden biri ile mal sahiplerinin tazminini öngörmektedir. 24.12.1980 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ise bu olağan prosedürlere bir alternatif daha getirmiş ve askeri yasak bölgede kalan malların sahiplerinin eşdeğer mal alarak da tazmin edilebilecekl-erini belirtmiştir. Burada sözkonusu olan kamulaştırma ve elkoyma yöntemlerini ortadan kaldırmak değil onlara alternatif ek bir tazminat yolu daha açmaktır.
Eşdeğer mal alma, 41/77 sayılı yasa hükümlerine göre gerçekleşir. Yasaya göre eşdeğer mal almak i-çin hak
sahiplerinin kaynak paketine müracaat etmeleri gerekir.
Haksahibinin bir malı beğenerek müracaat etmemesi halinde
sistemin çalışması mümkün değildir. Dolayısıyle 41/77 sayılı
yasanın karşılıklı mutabakatla çalışan bir sistemi
olduğunu söyleyeb-iliriz.
Bir Bakanlar Kurulu kararının yasayı değiştirmesi sözkonusu olamaz. Bu nedenle 24.12.1980 tarihli Bakanlar Kurulu kararı tarafların mutabakat halinde uygulayabile-cekleri ek bir tazminat yolundan başka birşey değildir. Önümüzdeki olayda eşdeğer ma-l alma yöntemi sonuç
vermediğine, bu yönde taraflar arasında bir mutabakat sağlanamadığına göre yasal yöntemlere dönülmesi yani
kamulaştırma veya elkoyma yasalarının uygulanması
gerekmektedir.
Başsavcılığın 24.12.1980 tarihli Bakanlar Kurulu
kar-arının eşdeğer mal verilmesini öngördüğünü ve bu karar iptal edilmedikçe kamulaştırma yoluna gidilemiyeceği
görüşüne katılmıyorum. Çünkü Davacıların mallarına
kısıtlama getirildiği kesindir. Bu durumda devletin görevi Davacıları tazmin etmektir. Devlet s-onuç vermiyecek doğrultuda bir karar vererek yasal yükümlülüğünden kurtulamaz.
Kamulaştırma işlemlerini devlet kendiliğinden başlatır. Yasal bir gerekliliği olmamakla birlikte mal sahibinin bu konuda bir talepte bulunmasının da sakıncası yoktur. Önümüzdek-i olayda devlet kamulaştırma işlemlerini çoktan ve herhalükarda Davacılar eşdeğerden vazgeçtikleri anda başlatmalıydı. Tazminat talep eden davaların açılmış olması bu konuda geç kalındığını gösteren en ciddi bir
uyarı olarak kabul edilmeliydi.
Görüleceği- gibi İlk Mahkemenin değerlendirmesi esas itibarıyle doğrudur. Yani eşdeğer mal vererek tazmin yönteminde bir mutabakat sağlanamadığına göre Davacıların kamulaştırma veya elkoyma yöntemleriyle tazmin edilmeleri gerekir. Ancak devlet, kendine özgü tutarsız -nedenlerle kamulaştırma işlemlerini başlatmamakta ısrar ettiği
takdirde Davacılar haklarını nasıl alacaklardır? Bu
olasılığı düşündüğüm zaman davayı sona erdiren İlk Mahkeme kararını onaylamayı doğru bulmuyorum ve davanın devam etmesinin daha doğru olduğ-u kanısına varıyorum.
Şüphe yok ki ileride herhangi bir zamanda kamulaştırma işlemlerinin başlamasıyla önümüzdeki dava anlamını
yitirecektir ve kamulaştırma işlemlerinin kapsadığı
talepler çerçevesinde Davacıların davalarının geri
çekilmesi vey-a reddi gerekecektir.
Bu görüşlere bağlı olarak İlk Mahkeme kararının iptal edilmesi ve duruşmaya İlk Mahkemede devam edilmesi
gerektiği kanısındayım.
Metin A. Hakkı: Yukarıda ünvan ve sayısı gösterilen istinafın kökeninde yatan olguları aşağıdaki şeki-lde özetlemek mümkündür.
Bu istinaflar ile ilgili tüm tarihlerde Davacı İstinaf Edenler Lefkoşa Kazasında,. Ortaköy toprağında, Kermiya Bölgesinde, Kayıt No.293, F.294, F.277 olan 3 arsanın kendi aralarında kâmilen mal sahipleri idiler. Bakanlar Kurulu 1-7.12.1980 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan Ç-884-80 sayılı ve "Askeri Amaçla Kullanılan Taşınmaz Mallar" başlıklı bir kararname ile aynen şu kararı aldı. (Bak: 24.12.80 tarihli, 132 sayılı Resmi Gazete, Ek.IV, sayfa 282).
"Bakanlar Kurulu önergeye iliş-ik liste-
lerde belirtilen ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı ve Kıbrıs Türk
Kuvetleri Alayının kullanımında bulunan taşınmaz malların mal sahipleri tarafından her türlü tasarrufunun askeri bakımdan sakın-
calı olduğuna ve bu nedenle mülk sahipler-inin eşdeğer mal almada hak sahibi olacaklarına karar verdi."
Sözü edilen kararname Bakanlar Kurulu tarafından 5/79
sayılı Askeri Yasak Bölgeler Yasası altında alınmıştır. Bu
Yasanın 3(1) ile 3(5) maddeleri aynen şöyledir:
"3(1) Bu Yasa uyarınca, Bakan-lar Kurulu, Kıbrıs Türk Federe Devletinin ulusal güvenliğini sağlamak
amacı ile Resmi Gazete'de yayınlanacak bir karar-
name ile Kıbrıs Türk Federe Devletinin herhangi bir
8
kısmında askeri yasak bölge veya bölgeler ilân
edebilir.
3(2) -....................................
3(3) ....................................
3(4) ....................................
3(5) Bakanlar Kurulu, ikâmetgahı, arazisi veya
işyeri askeri yasak bölge olarak ilân edilen
yerlerde buluna-n kişilere ve kuruluşlara
gereken kolaylıkları sağlayacak önlemler alır.
Böyle bir kararname nedeni ile yasal
çıkarları etkilenen ki ilerin ve kuruluşların
zarar ve ziyanları Devletçe tazmin edilir."
Alıntısı yukarıda verilen -ilgili yasa maddesi altında Bakanlar Kurulunun, yine alıntısı yukarıda verilen Ç-884-80 sayılı ve 17.12.1980 tarihli kararı aldığı, Davacı İstinaf Edenlerin her 3 arsasının da bu askeri yasak bölge alanı içinde olduğu ve Bakanlar Kurulunun böyle bir karar -almağa yetkisi olduğu, istinafın duruşması esnasında taraflarca teslim edilmiş olup ihtilâf konusu yapılmamıştır. Tabloyu tamamlamak amacı ile şuna da yer verilmesi gerekir ki;
ilgili Bakanlar Kurulu kararından sonra Davacılara ait her
3 arsa da askeri ya-sak bölge kapsamına fiilen alınmış, tellenmiş ve Davacıların arsalarına giriş ve çıkışları engellenmiş durumdadır.
Yine 41/77 sayılı İskân Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasasının 3. maddesi "Güney Bölgesi" sözcüklerinin tarifinde "Kıbrıs'ta Kuzey Kıbrıs T-ürk Cumhuriyeti sınırları dışında ka,lan veya sınırları dahilinde olup, her türlü tasarrufu askeri bakımdan sakıncalı görülen taşınmaz malın bulunduğu bölge Güney Bölgesi" olarak telâkki edilmektedir. Dolayısıyle Bakanlar Kurulunun aldığı karar ile mülkiye-t hakları etkilenen kişileri tazmin amacı ile eşdeğer mal almada hak sahibi yapabileceğine karar
vermesinin (bu meselede olduğu gibi) yasal dayanağı da
mevcuttur.
Bilâhare olgusal olaylar şöyle gelişmiştir. İstinaf Eden Davacılar, 1988 yılında -İskân Dairesine müracaat ederek konu arsalardan mütevellit eşdeğer işlemlerini başlatmış, takriben Haziran 1988'de "T" cetvelleri çıkmış ve yine takriben 2988'de Mal Değer Belgelerini almışlardır. 40/97 sayılı istinaftaki. Davacıya 218743 puan,
YargıtaylHu-kuk 41/97 sayılı istinaftaki Davacıya 2
arsasından mütevellit ceman 694605 puan verilmesi
öngörülmüş, İstinaf Eden Davacılar 6.9.1988 tarihinde dosyada Mavi 40 ve 41'de emare 6 ve emare 7 olarak görünen yazılı feragatnameleri imzaladıktan sonra sözü edil-en arsalarının mülkiyetini Devlete bırakıp Mal Değer Belgelerini Davalılardan almışlardır. Mavi 40 ve 41 de
emare 6 ve 7 olarak duran Davacı İstinaf Edenlerin imzaladıkları feragatnameler aynen şöyle kaleme alınmıştır:
"Ben Lefkoşa'lı Yüksel Ülfet Emin -sahibi bulunduğum ve güney bölgesinde bıraktığım aşağıda A cetvelinde gösterilen mallarıma karşılık B cetvelinde gösterilen Mal Değer Belgesi aldığımı, bundan ötürü A cetvelindeki mallarımı tümü ile K.K.T.C. Hazinesine bu belge ile devrettiğimi ve mallarla- artık hiçbir ilgim veya hakkım kalmadığını beyan ederim. Ancak kendi isteğim dışında herhanqi bir nedenle B cetvelindeki malın iade edilmesi gerekirse veya puanlarıma karşılık Kuzeyde bana herhangi bir mal verilmezse, zikredilen A cetvelindeki mal kendili-ğinden yeniden bana geçer ve bu devir beyanı geçersiz sayılır."
"Ben Lefkoşa'lı Ülfet Emin sahibi bulunduğum
ve güney bölgesinde bıraktığım aşağıdaki
"A" cetvelinde gösterilen mallarımın kar-
şılığında "B" cetvelinde gösterilen Mal Değe-r
Belgesi aldığımı, bundan ötürü A cetvelindeki
mallarımı tümü ile K.K.T.C Hazinesine
bu belge ile devrettiğimi ve mallarla
artık hiçbir ilgim kalmadığını beyan ederim. Ancak kendi isteğim dışında herhangi bir nedenle B cetvelindeki ma-lın iade edilmesi gerekirse veya puanlarıma karşılık Kuzeyde bana herhangi bir mal verilmezse, zikredilen A cetvelindeki mal kendiliğinden yeniden bana geçer ve
bu devir beyanı geçersiz sayılır."
Emare 6 ve 7 komple olarak incelendiğinde orda zikredilen- A cetvelindeki malların Davacı İstinaf Edenlere ait Kermiya`daki arsaların olduğu, B cetvelinde ise puanların adedini gösteren Mal Değer Belgelerinin yer
aldığı görülmektedir.
Durum bu merkezde iken 1989 yılının 2. yarısında
11. kaynak paketi eşdeğer -maksatları bakımından ilân edilmiş, Davacı İstinaf Edenler bu pakette 869 ve 870 sıra no'lu kaynaklara müracaat etmişler ancak bu müracaatları Müstedaaleyhlerin ilgili mercii tarafından uygun karşılanmayıp ilgili 2 kaynak Davacılara tercihen başka müracaat-cı hak sahiplerine verilmiştir. Akabinde Davacılar YİM 76/90 sayılı davayı Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde dosyalayıp haklarını arama yoluna gitmişler veya Müstedaaleyhlerin ilgili kararlarını bozdurmak
istemişlerdir. Sözü edilen YİM 76/90 sayılı dava
net-icelenmeden, Başsavcılığın talebi üzerine konu A.M.l4/91
sayılı başvuru ile Anayasa Mahkemesine intikal ettirilmiş,
Anayasa Mahkemesi 14.11.1991 tarihinde Davacıların
puanlarının öncelikli olmadığına karar vermesini müteakip
Davacılar Yüksek İdare Mahke-mesi nezdindeki YİM 76/90
sayılı davalarını neticelenmeden geri çekmişlerdir.
Bilâhare Davacı İstinaf Edenler Davalı Aleyhine İstinaf
Edilenlere yaptıkları yazılı müracaatlarla Mal Değer
Belgelerini Davalılara iade etmişler ve eşdeğer
-işlemlerinin iptalini talep etmişlerdir. 26.1.1995 tarihinde Davalıların yetkili organı olan Saptama, Değerlendirme ve Tazmin Komisyonu, Davacıların talebini uygun karşılayarak Davacıların eşdeğer işlemlerini iptal etmiş ve bu şekilde Ortaköy'deki halen as-kerin tasarrufunda bulunan bölgede Davacı İstinaf Edenlerin her 3 arsasının mülkiyeti geri Davacılara, o tarih itibarı ile dönmüştür. Aleyhine İstinaf Edilen Davalıların iddiası odur ki; Davacıların talebi üzerine eşdeğer işlemleri iptal edilirken, Davacıl-ar Davalılardan başka türlü herhangi bir tazminat talep etmeyecekti, çünkü bugün, ilgili arsaların mülkiyeti Davacılardadır ve sözü edilen arsaları satma veya ipoteğe koymalarına herhangi bir yasal mani yoktur. Yegâne mani arsaların Davacılar tarafından ve-ya askerin izni hilâfına herhangi bir kişi tarafından kullanılmasıdır.
-
Davalıların bu iddiası Mavi 34 ve 35 de bulunan ve
emare 2 ve 3 olarak Alt Mahkemeye ibraz olunan Davacı
İstinaf Edenlerin kendilerinin kaleme aldığı, eşdeğer işlemlerinin iptalini talep eden yazılı müracaatlarında yer alan `..........Bundan böyle de b-ana verilen puanlara karşılık herhangi bir mal talep etmek niyetinde değilim' cümleleri ile destek bulmaktadır.
Davacı İstinaf Edenler, Lefkoşa Kaza Mahkemesinde
24.8.1994 tarihinde ikâme ettikleri bu istinaflara konu davalarla, Davalılardan ilgili Bakan-lar Kurulu kararı neticesi düçar olduklarını iddia ettikleri zarar ziyana istinaden, parasal tazminat talep etmektedirler. Bu zarar ziyan talebine karşı Davalıların en büyük müdafaalarının biri, ilgili Bakanlar Kurulu kararının halen yürürlükte olduğu, bun-un Bakanlar Kurulunca henüz geri alınmadığı,
veya yetkili bir Mahkeme tarafından bozulmadığıdır. Bu
kararın Davacılara tazminat türünü eşdeğer puanı olarak öngördüğünü, Davacıların bunu önce prensip olarak kabul ettiğini, kabullerinin senelerce deva-m ettiğini, eşdeğer işlemlerini başlattıklarını, Mal Değer Belgelerinin ısdar olduğunu, bunları kabullendiklerini ve feragatnameleri imzaladıklarını, bilâhare kendi arzuları ile Mal Değer Belgelerini Davalılara iade ettiklerini, ve Davalıların kabulü netic-esi arsaların mülkiyetinin tekrar Davacı
İstinaf Edenlere geçtiğini, ancak Davalıların, Davacı
İstinaf Edenlerin müracaatlarını kabul ederken, başka herhangi bir mal veya tazminat talep etmeyecekleri inancına istinaden Davalıların bunu kabul ettiklerini,- bu durumda ve işler bu merkezde iken Davacıların parasal tazminat talep etme hakları olmadığı, doğrultusundadır.
Alt Mahkemede yapılan duruşmada, Alt Mahkeme prensip olarak bu çerçevede Davalıları haklı bulmuş ve Davacıların parasal tazminat talebini red-detmiştir. Davacı İstinaf Edenlerin esas yakınmaları parasal tazminat talep edemeyeceklerine hükmeden Alt Mahkeme kararıdır ve istinaf nedenleri de budur. Davacıların esas iddiası şudur ki;
Anayasa ve yürürlükte bulunan mevzuat mucibince Bakanlar Kurulunu-n kararı neticesi düçar oldukları zarar ziyanı
parasal olarak talep etmekte serbesttirler.
İstinaflar Yüksek Mahkemece konsolide edilerek
birlikte dinlenmiştir. Yüksek Mahkeme, istinafları
konsolide ederken her 2 tarafın da onayını almış, davaların zat-en Alt Mahkemede konsolide edilerek birlikte
dinlendiğini, her 2 istinafın müşterek olgusal ve yasal
mevzular içerdiğini, yakınmaların müşterek konulardan
oluştuğunu görüp, istinafları 12.1.1998 tarih,inde ele alıp
bu çerçevede Yüksek Mahkemede -dinlenmiş ve karar için
bilâmüddet ertelenmiştir.
İstinaflar incelenmeye başlandiğında, taraflar arasındaki görüş ayrılığının olgusal değil daha ziyade yasal olduğu hemen göze çarpar. Alt Mahkeme yukarıdaki çerçeve içinde, Davacıların parasal tazminat ta-lebini reddetmekle bir hata yapmış mıdır? Bu istinafın ana konusu budur. İşin prensibi olgulardan soyut olarak
-incelendiğinde, bir vatandaş Bakanlar Kurulu kararı neticesi düçar olduğu zarar ziyanın tazminini talep ederken bu tazminat türünün ilk nazarda parasal olması gerektiği düşünülebilir ve bu görüş, Yargıtay/Hukuk 16/86 D.30/86 sayılı içtihatla destek de bulu-r. Sözü edilen
-Yargıtay/Hukuk 16/86'da Yüksek Mahkeme bir başka vesile ile
şöyle demişti:
"Davacıya konu hanedeki hakkına mukabil 41/77 sayılı İskân Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası altında müracaat edip taşınmaz mal talep etme hakkı verilmesi
onu sözü edilen hane- üzerindeki haklarından yoksun bıraktığı anlamı çıkamaz. Davacı 41/77 sayılı Yasanın kendisine tanıdığı hakları kendi dilerse talep edebilir.
Konu hane üzerindeki haklarını sadece 41/77 sayılı yasa çerçevesinde arayabileceğine dair herhangi bir kural yokt-ur."
Demek ki prensip olarak bir vatandaşın mülkiyet hakları Devletçe rencide edildiğinde, eğer Bakanlar Kurulu bir yasaya istinaden bu doğrultuda bir karar üretmişse o vatandaş dilerse parasal tazminattan vazgeçip eşdeğer puanı alma ve buna istinaden eş-değer mal alma talebinde bulunabilir. Bu meselede İstinaf Eden Davacılar, Bakanlar Kurulu kararı neticesi uğramış oldukları zarar ziyanı
tazmin için aynı Bakanlar Kurulu kararına istinaden 41/77 sayılı İskân Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasasının -bahşettiği haklardan istifade etme yolunu seçmişler veya
kabul etmişlerdir. Bu kabul beyanları ve arzuları
-senelerce devam edip bilâhare kendi istekleri ile bu kişiler bu haklardan feragat ettiklerine göre, ve Davalılar, Davacı İstinaf Edenlerin talebi üzerine eşdeğer işlemlerini Davacıların başka türlü tazminat talep etmeyeceği beyanına istinaden kabul ettikle-rine göre (ki bunu Davalıların kabul etmesine yasal bir zorunlulukları yoktu) Davacı Tstinaf Edenlerin şimdi ilgili Bakanlar Kurulu kararı halen yürürlükte iken ve Davacı İstinaf Edenlerin tazminat haklarının eşdeğer olarak öngörülmüş olmasına rağmen, Baka-nlar Kurulu kararı muteber iken Davacıların bunun ötesinde tazminat talep etme hakları yoktur ve bu açıdan konu incelendiğinde Davacıların parasal tazminat talep eden davalarını Alt Mahkemenin reddetmesinde herhangi bir hatası yoktur. şunun vurgulanması ye-rinde
-olur ki Davacı İstinaf Edenler konu 3 arsanın mülkiyetini kendi arzuları i1e Devlete bırakmış ve karşılığında eşdeğer puanı almışlardı. Mülkiyetini Devlete bırakmış derken `beneficial interest as opposed to legal interest' kastedilmektedir. Bir başka deyiş-le 9/76 sayılı Yasanın 38(d) maddesi mucibince Mahkemelerimizin uygulamakla yükümlü olduğu Nisfet Hukuku (Equity) prensipleri altında `beneficial ownership veya interest' kastedilmektedir. Bilindiği gibi `legal ownership' ancak tapu yasaları veya istimlak -yasaları altında ve orda gösterilen formalitelerin
yerine getirilmesz ile yasal mülkiyet (legal ownership)
değişebilir. İstinaf Eden Davacılar Devletten aldıkları
puanları gayrımenkule çevirmek için mevzuatın tanıdığı yolu
ve çareleri sonuna kadar kulla-nmamış, kendileri bunları
Davalılara kendi istekleri ile iade edip mallarının
mülkiyetini (beneficial interest) senelerden sonra geri
almışlardır. Bu durumda en azından moralman parasal
tazminat talepleri sempati ile de karşılanamaz. Bu çerçeved-e Alt Mahkeme kararına Davacı İstinaf Edenler lehine müdahale etmeye gerek görmemekteyim, bu doğrultuda ikna olunmadım ve her 2 istinafın da masraflarla birlzkte reddedilmesi gerektiği görüşündeyim.
Kararıma son vermeden istinafın duruşması esnasında hiç-bir tarafca konu edilmeyen ancak bu kararın hazırlanması esnasında yaptığım çalışmadan tebellür etmiş bir hususa
daha değinmeyi uygun görürüm. Değinmek istediğim ek husus şudur: Konsolide edilerek birlikte dinlenen istinafa konu
her 2 davanın da Zefkoşa -Kaza Mahkemesinde 24.8.1994 tarihinde dosyalandığı dosyalardan sarihtir. Halbuki yine dosyaların tetkikinden görülmektedir ki İstinaf Eden Davacılar Kermiya'daki her 3 arsanın mülkiyetinden 6.9.1988 tarihinde Devlet lehine feragat etmiş ve Mal Değer Belgel-erini 1988 yılında almışlardır. Davalıların yetkili organı olan Saptama Değerlendirme ve Tazmin Komisyonu yine İstinaf Eden Davacıların talebi üzerine Davacı İstinaf Edenlerin eşdeğer işlemlerini ancak 26.1.1995 tarihinde
iptal etmiş ve dolayısıyle ancak -bu tarih itibarı ile 3 arsanın mülkiyeti tekrar Davacı İstinaf Edenlere dönmüştür. Bu tarihlerden ilk nazarda davaların dosyalanma tarihi olan 24.8.1994 tarihinde konu 3 arsanın mülkiyeti henüz Davalılarda idi ve Davacıların ilgzli arsalarda mülkiyet hakkı- olduğu görülmemektedir, dolayısıyle Davacıların dava açma hakkı (cause of action) da davaların ikâme edildiği tarihte olduğu görülmemektedir. Bu durumda Davacıların
dava ikâme ettikleri tarihte dava açma hakları olmadığına göre herhangi bir tazminat tale-p etme hakları da yoktu. Bu çerçeve içinde istinaf mütalâa edildiğinde Davacıların dava
ikâme hakkı olmayan davalarını Kaza Mahkemesinin iptal etmesinde herhangi bir hata olduğu görülmemektedir. Bu istinafta Taner Erginel ile Nevvar Nolan kardeşimin- kararlarını önceden okuma fırsatı buldum. Benim kararımın azınlık kararı olduğunun bilinci içindeyim. İlgili dosya, çoğunluk kararı mucibince tekrar Lefkoşa Kaza Mahkemesine
gereği için iade edileceğine göre, yukarıdaki hususa hem
Alt Mahkemenin hem de t-arafların dikkatini çekmekle
yetineceğim. Muhakkak gerek taraflar veya herhangi biri,
veya Kaza Mahkemesi, Alt Mahkemedeki duruşma safhasında bu
konuya eğilecekler ve gereği yapılacaktır.
Nevvar Nolan: 2275/94 ve 2276/94 sayılı hukuk davaları, aynı olgu-sal ve hukuksal iddiaları içerdikleri cihetle Kaza Mahkemesinde birleştirilerek dinlendiler. Tarafların
-müşterek müracaatını uygun karşılayan Kaza Mahkemesi öncelikle hukuksal iddiaları ele aldı ve Davacıların tazminat talep edemeyecekleri bulgusuna vararak davaları reddetti. Davacılar Kaza Mahkemesinin kararından ayrı ayrı istinaf ettiler, her iki istinaf Y-argıtayda birleştirilerek dinlendi.
-
5/79 sayılı Askeri Yasak Bölgeler Yasasının 3(1)
maddesi, Bakanlar Kuruluna, Cumhuriyetin ulusal güvenliğini
sağlamak amacıyle, bir kararname ile Cumhuriyetin herhangi
bir kısmında askeri yasak bölge veya bölgeler ilân etme
yetkisi vermektedir. Aynı yasa-nın 3(5) maddesi de böyle bir
kararname nedeni ile yasal çıkarları etkilenen kişi ve
kuruluşların zarar ve'ziyanları devletçe tazmin edilir
demektedir.
Bakanlar Kurulu 5/79 sayılı Askeri Yasak Bölgeler
Yasasının 3(1) maddesine dayanarak Askeri Yasak Bö-lgeler
Kararnamesi ısdarına karar verdi ve 5.10.1979 tarih 84 sayılı Resmi Gazete Ek III'de 176 sayılı Askeri Yasak Bölgeler Kararnamesi yayınlandı. 176 sayılı Askeri Yasak Bölgeler Kararnaniesi askeri yasak bölgeleri belirlemekte ve bu bölgeleri b-irinci, ikinci, üçüncü askeri yasak bölge, askeri emniyet bölgesi diye sınıflandırmakta, ayrı ayrı,
her askeri yasak bölgede uygulanacak esasları düzenleyerek bazı askeri yasak bölgelere kısıtlamalar getirmektedir. Bu Kararnamenin askeri emniyet bölgesind-e uygulanacak esasları düzenleyen 5(d) maddesine göre;
Askeri emniyet bölgesine asker
kişiler dışında hiçbir yerli ve
yabancı giremez,
11.Askeri emniyet bölgesi tel örgü ile
belirlenir, "yasak bölge" levhaları
konur,
111.Askeri emniyet bölge-si içerisindeki
tüm mallar kamulaştırılır.
Lefkoşa Kazası, Ortaköy, Kermiya Bölgesinde 2275/94 sayılı davadaki Davacının bir, 2276/94 sayılı davadaki Davacının iki arsası vardır. Davacıların arsaları tel örgü
ile çevrilmiş bir saha içerisinde olup -diğer tüm siviller
gibi Davacıların da bu sahaya girişleri yasaklanmıştır. Bu arsaların 176 sayılı Askeri Yasak Bölgeler Kararnamesinde tanımı yapılan askeri emniyet bölgesi içerisinde yer
aldıkları anlaşılmaktadır, Kaza Mahkemesi de bu doğrultuda bulgu -yapmıştır.
Bakanlar Kurulu askerin kullanımında bulunan taşınmaz mallar ile ilgili 17.12.1980 tarihinde bir karar aldı. 24.12.1980 tarih ve 132 sayılı Resmi Gazete, Ek IV, sayfa 282'de yayımlanan Ç-884-80 sayılı bu karar aynen şöyledir:
"Bakanlar Kurulu,- önergeye ilişik
listelerde belirtilen ve Kıbrıs
18
Türk Barış Kuwetleri Komutanlığı
ve Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayının kullanımında bulunan taşınmaz
malların mal sahipleri tarafından
her türlü tasarrufunun askeri bakımdan sakıncalı olduğuna ve bu- nedenle mülk sahiplerinin eşdeğer mal almada hak sahibi olacaklarına karar verdi".
Davalara konu arsalar yukarıdaki karar kapsamı
içerisindedir.
Davacılar 1988 yılı içezisinde konu arsalarına karşılık eşdeğer puanı almak için 41/77 sayılı İskân Toprakla-ndırma ve Eşdeğer Mal Yasası altında müracaat ettiler, konu arsalar için takdir edilen eşdeğer puanlarını almak için de 6.9.1988 tarihinde 41/77 sayılı Yasanın 82. maddesi altında konu arsalarla ilgili Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hazinesi lehine ferağ ve-rdiler. 2275/94 sayılı davadaki Davacıya bir arsasına karşılık 218743 puan, 2276/94 sayılı davadaki Davacıya ise iki arsasına karşılık 694605 puan takdir edildi ve Davacılara sahip oldukları puanları gösteren birer Mal Değer Belgesi verildi. Davacılar 11. -kaynak paketinde ilân edilen kaynaklardan iki tanesi için Mal Değer Belgeleri ile müracaat ettiler, ancak bu kaynakların Davacılara verilmesi uygun görülmedi.
Davacılar Lefkoşa Kaza Tapu Dairesine gönderdikleri 17.8.1994 tarihli yazıları ile kendilerine h-erhangi bir mal verilmediğini, puanlarına karşılık mal talep etme niyetinde
de olmadıklarını, 69.1988 tarihli feragatname ile
yaptıkları devri geri aldıklarını ve/veya geçersiz addettiklerini, bu nedenle arsalarının tekrar kendilerine geçmesini sağlamak- için gerekenzn yapılmasını rica ettiler. Saptama Değerlendirme ve Tazmin Komisyonları 26.1.1995 tarihinde Davacıların müracaatlarını uygun görerek eşdeğer
dosyalarının iptaline karar aldı ve Davacılara verilen Mal
Değer Belgeleri iptal edildi.
-Davacılar 24.8.1994 tarihinde ayrı ayrı 2275/94 ve
-2276/94 sayılı hukuk davalarını Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti aleyhine dosyaladılar. Davacılar, bu davaları ile, konu arsaların kayıtlı sahibi olduklarını, 1979 yılından beri konu arsalarını tasarruf etmekten ve/veya kullanmaktan ve/veya inkişaf etmekten B-akanlar Kurulu kararları ile men edildiklerini, 1980 yılından beri konu arsalarını satmak ve/veya inkişaf ettirmek istediklerini ancak arsalar askeri yasak bölgede oldukları ve sivil kişiler bu arsaları tasarruf etmekten men edildikleri için arsalarını sat-amadıklarını, inkişaf ettirmekten ve/veya arsa değerini kullanmaktan mahrum edildiklerini ileri sürüp tazminat talep etmektedirler. 2275/94 sayılı davadaki Davacı en az £40,000.-sterlin maddi zarar ve ziyanı olduğunu iddia,ederek zarar ziyan ve/veya tazmin-at olarak £40,000.-sterlin, 2276/94 sayılı davadaki Davacı ise en az £110,000.-sterlin maddi zarar ve ziyanı olduğu iddiası ile zarar ziyan ve/veya tazminat olarak £110,000.-sterlin talep etmektedir.
-
Davalı her iki davaya ayrı ayrı dosyaladığı 23.5.1995 tarihli Müdafaa Takririnde, Davacıların konu arsalarla ilgili Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hazinesi lehine ferağ verdiklerini, bu arsalara karşılık puan aldıklarını, arsalar üzerinde herhangi bir hakl-arı kalmadığını, arsaların devlete ait olduklarını, arsaların karşılıklarını Davacıların yasal olarak aldıklarını ileri sürmüştür. Davalı Kaza Mahkemesinde ve Yargıtayda, Bakanlar Kurulunun, Ç-884-80 sayılı karar ile, Davacıların eşdeğer mal almada hak sah-ibi olacaklarına karar verdiğini, Davacılar bu kararın iptal edilmesi için Yüksek İdare Mahkemesine
başvurmadıkları için bu kararın geçerli ve yürürlükte olduğunu ve Davacıların bu karar uyarınca eşdeğer işlemlerini başlatıp puan aldıklarını, bu kar-ar ışığında Davacıların 41/77 sayılı Yasa kapsamında eşdeğer mal almada hak sahibi olduklarını, aynı yasanın 46. maddesinin Davacılara öncelikle eşdeğer mal verilmesini, eşdeğer mal verilmesinin olanaksız olması halinde tazminat ödenmesini öngördüğünü, hal-buki Davacıların kendi iradeleri ile
eşdeğer mal talebinden vazgeçtiklerini bu durumda tazminat almalarının da söz konusu olamayacağını iddia etmiştir. Davalıya göre Ç-884-80 sayılı Bakanlar Kurulu kararı
geçerli ve yürürlükte olduğu sürece Davacılar sad-ece 41/77 sayılı Yasa altında kendilerine sağlanan haklara sahiptirler; daha açıkçası Davacılar konu arsalara karşılık sadece eşdeğer mal alabilirler veya devlet bunu
olanaksızlık nedeni ile yerine getiremediği takdirde
tazminat alabilirler, bunun dışında- Davacılar başka
herhangi bir talepte bulunamazlar.-
Öncelikle hukuksal iddiaları ele alan Kaza Mahkemesi
"askeri emzıiyet bölgesi içerisinde taşınmaz malı olanların yasal tazmin hakları 176 sayılı Kararname uyarınca kamulaştırmayı talep etme veya 41/7-7 sayılı Yasa altında eşdeğer mal veya tazminat açısından hak sahibi olmakla sınırlıdır. Bunlar dışında mezkûr arsaları tasarruf
edememekten veya kullanamamaktan dolayı tazminat talep
hakları yoktur" diyerek her iki davayı da reddetmiştir. Davacılar Kaza- Mahkemesinin bu kararından istinaf ettiler.
Davalı, yukarıda da belirttiğim gibi, Müdafaa Takririnde, Davacıların konu arsalarla ilgili Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hazinesi lehine ferağ verdiklerini, bu arsalara karşılık puan aldıklarını, arsaların d-evlete ait
olduklarını ve Davacıların bu arsalar üzerinde herhangi bir hakları kalmadığını ileri sürmüştür. Müdafaa Takririnin dosyalandığı 23,.5.l995 tarihinden çok önce 26.1.1995 tarihinde Saptama Değerlendirme ve Tazmin Komisyonları, müşterek bir- oturumda, Davacıların istemi üzerine, Davacıların eşdeğer dosyalarının iptaline karar almış, Davacıların verdikleri ferağ, keza, aldıkları Mal Değer Belgeleri iptal edilmişti. Bu durumda yukarıda Müdafaa Takririndeki iddiaların eksik olgulara dayandırıldı-ğı ortadadır; konu arsaların mülkiyeti Davacılardadır.
Davalının Kaza Mahkemesinde ve Yargıtayda ileri sürdüğü diğer bir iddia da Bakanlar Kurulunun Ç-884-80 sayılı kararı ile, Davacıların sadece 41/77 sayılı Yasa altında eşdeğer mal almak sureti ile taz-min edilmelerinin öngörüldüğüdür. Bakanlar Kurulunun, 17.12.1980 tarihinde aldığı, Ç-884-80 sayılı kararını, yukarıda tam metin olarak vermiştim. Ç-884-80 sayılı bu karar ile Bakanlar Kurulu (a) davalara konu arsaların Davacılar tarafından her türlü tasar-rufunun askeri bakımdan sakıncalı olduğuna,ve (b) Davacıların eşdeğer mal almada hak sahibi olacaklarına
karar verdi.
Bu aşamada 41/77 sayılı İskân, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasasına göz atmak gerekir. 41/77 sayılı Yasanın 3. maddesinde Kuzey Kıbrıs- Türk Cumhuriyeti sınırları içinde olup her türlü tasarrufu askeri bakımdan sakıncalı görülen taşınmaz malı bulunanlar eşdeğer mal veya tazminat açısından hak sahibi olarak tanımlanırlar. Aynı yasanın 46. maddesine göre de eşdeğer mal bakımından hak sahibi- tanımına giren kişilere öncelikle eşdeğer mal verilir, eşdeğer mal verilmesi olanaksız olması halinde tazminat ödenir. Davacıların arsaları 5.10.1979 tarihli
Resmi Gazetede yayımlanan 176 sayılı Askeri Yasak Bölgeler Kararnamesi ile saptanan askeri- yasak bölge içerisinde kaldı. Davacıların arsalarının, tanımını yukarıdaki Kararnamede bulan, askeri emniyet bölgesi içerisinde oldukları kesindir. Tel örgü ile çevrilen bu bölgeye, Davacılar dahil, sivil halkın girmesi yasaktır.
-Bakanlar Kurulunun 17.12.1980 tarih ve Ç-884-80 sayılı kararından önce de Davacıların bu arsalarının Davacılar tarafından her türlü tasarrufunun askeri bakımdan sakıncalı görüldüğü çok net bir şekilde ortadadır; Kaza Mahkemesinin bulgusu da bu doğrultudadı-r. Bu durumda Bakanlar Kurulunun Ç-884-80 sayılı kararı olmaksızın da 41/77 sayılı Yasanın 3 ve 46. maddeleri altında Davacılar eşdeğer mal bakımından hak sahibidirler. Davacıları eşdeğer mal bakımından hak sahibi kılan 41/77 sayılı Yasanın 3 ve 46. maddel-eridir.
-Ç-884-80 sayılı karar, çok çok, Davacıların konu arsalarının Davacılar tarafından her türlü tasarrufunun askeri bakımdan sakıncalı olduğu görüşünü pekiştirmeye hizmet eden bir karar olabilir.
Bakanlar Kurulunun Ç-884-80 sayılı kararı, bu karar kapsamına -giren diğer tüm kişiler gibi, Davacıların mevcut diğer haklarını ortadan kaldıran, böyle bir amaç taşıyan
bir karar değildir. Bu karar dikkatle okunursa, kararda, karar kapsamına giren kişilerin sadece eşdeğer mal almada hak sahibi olacaklarına ve diğer h-aklarını yitirdiklerine dair bir ifade yoktur. Eşdeğer mal almada hak sahibi kılınan bir kişi arzu ettiği takdirde 41/77 sayılı Yasa altında bu hakkını kullanma yoluna gidebilir; ancak bu kişi bu hakkını kullanmayıp sahip olduğu diğer bir hakkı da kullana-bilir. Yüksek Mahkemenin Yargıtay/Hukuk 16/86'da (D.30/86) verdiği karardan bir aktarma yapmayı, uygun görürüm.
"Davacıya konu hanedeki hakkına mukabil 41/77 sayılı İskan, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası altında müracaat edip taşınmaz mal
talep- etme hakkı verilmesi onu sözü edilen
hane üzerindeki haklarından yoksun bıraktığı anlamı çıkamaz. Davacı 41/77 sayılı Yasanın kendisine tanıdığı hakları kendi dilerse talep edebilir. Konu hane üzerindeki haklarını sadece 41/77 sayılı Yasa çerçevesinde ar-ayabileceğine dair herhangi bir kural yoktur".
5/79 sayılı Askeri Yasak Bölgeler Yasasının 3(1) maddesinin verdiği yetkiyi kullanan Bakanlar Kurulu 176 sayılı Askeri Yasak Bölgeler Kararnamesini yayımladı. Davacılar, bu kararname ile belirlenen askeri em-niyet bölgesinde kalan arsalarını tasarruf etmekten men edilmektedirler. 5/79 sayılı Yasanın 3(5) maddesi "böyle
bir kararname nedeniyle yasal çıkarları etkilenen kişilerin zarar ve ziyanları devletçe tazmin edilir" demektedir. Bu durumda Davacıların, eğe-r, 176 sayılı Askeri Yasak Bölgeler Kararnamesi nedeniyle, yasal çıkarları etkilenmişse, 5/79 sayılı Yasanın 3(5) maddesi altında devletçe tazmin edilme hakları doğmuş olur. Davacıların eşdeğer mal almada hak sahibi kılınmaları, yukarıdaki haklarını ortada-n kaldırmaz.
176 sayılı Askeri Yasak Bölgeler Kararnamesinin 5(d) (3) maddesi, yukarıda daha önce de verdiğim gibi, askeri emniyet bölgesi içerisindeki tüm mallar kamulaştırılır demektedir. Bakanlar Kurulu, Davacıların askeri emniyet bölgesi içerisinde k-alan davalara konu arsalarını kamulaştırabilir. Kamulaştırma 15/62 sayılı Zorla Mal İktisabı Yasası altında, Cumhuriyetin savunma ve güvenliği ileri sürülerek, yasanın koyduğu kurallara uygun olarak yapılabilir. Bakanlar Kurulu konu arsaları
kamulaştırmamı-ştır. Bakanlar Kurulu 176 sayılı Kararnameyi
5/79 sayılı Yasanın verdiği yetki ile çıkarmıştır. Bakanlar Kurulu 176 sayılı Kararnamenin kamulaştırılmalarını öngördüğü taşınmaz malları kamulaştırmamakla, kararname nedeniyle yasal çıkarları etkilene-n kişilerin zarar ve ziyanlarının tazmin edilmesini öngören 5/79 sayılı Yasanın 3(5) maddesini uygulamada hükümsüz kılamaz. Bakanlar Kurulu 176 sayılı Kararnamenin kamulaştırılmalarını öngördüğü taşınmaz malları, kamulaştırma bedelini öder ve
kamulaştırır.- Kamulaştırma bedeli malı zorla alınan mal
sahibinin tazminatıdır. Bakanlar Kurulu kamulaştırmaya
gitmediği takdirde, 176 sayılı Kararname nedeniyle yasal
çıkarları etkilenen kişiler olması halinde, bu kişilerin
5/79 sayılı Yasanın 3(5) maddesine göre,- devletçe tazmin
edilme hakları vardır.
Bakanlar Kurulu, Davacıların askeri emniyet bölgesi içerisinde bulunan arsalarını 176 sayılı Kararnamenin 5(d)(3) maddesi ışığında kamulaştırmakla yükümlü müdür? Davacıların konu arsalarını kamulaştırmak 176 sayılı- Kararname gereği Bakanlar Kurulunun bir yükümlülüğü ise, yürütsel yetki kullanan Bakanlar Kurulunun bu yükümlülüğü yerine getirmemesi Anayasanın 152(1) maddesinde ifadesini bulan bir ihmal midir? Davacılar, 176 sayılı Kararnamenin 5(d)(3) maddesi ışığında-, konu arsaların kamulaştırılmaları gerektiği iddiası ile Yüksek İdare Mahkemesinde bir dava açarak Bakanlar Kurulunun konu arsaları kamulaştırmamasının yapılmaması gereken bir ihmal olduğuna dair karar talep
edebilirler mi? Bu konuda taraflar hukuki görüş-lerini
Mahkemeye sunmadıkları cihetle, daha ileri gitmeyi doğru
görmüyor, konuyu enteresan bulduğumu belirtip noktalıyorum.
Davacılar, yukarıda daha önce de ifade ettiğim gibi,
176 sayılı Kararname ile askeri emniyet bölgesi içerisinde
kalan dav-alara konu arsalarına ulaşmaktan, arsalarını tasarruf etmekten, kullanmaktan engellenmektedirler. Burada Davacıların konu arsalar üzerindeki mülkiyet haklarına bir müdahale vardır. Anayasanın 36(2) maddesine göre mülkiyet hakkının kullanılmasına, kamu güve-nliği için kesin olarak gerekli kısıntı veya sınırlandırmalar yasa ile konabilir, madde 36(3)'e göre de mal varlığının ekonomik değerini fiilen azaltan kısıntı ve sınırlandırmalar için derhal tam bir tazminat ödenir. Bu durumda Davacıların konu arsalar üze-rindeki mülkiyet haklarının kullanımına getirilen kısıtlamalar nedeni ile arsaların ekonomik değeri fiilen azalmış ise bunun için Davacıların Anayasa altında tam bir tazmznata hakları vardır. Madde 36(3)'de yer alan "derhal" sözcüğü Davalıya ışık tutucudur-. Mülkiyet hakkının kullanılmasına, mal varlığının ekonomik değerini fiilen azaltan, kısıntı veya sınırlandırmalar getirip tazminatı da ileriki tarihlere bırakmak Anayasa ile verilen derhal tam bir tazminat alma hakkı ile bağdaşmamaktadır.
Yukarıda ifade- ettiklerimi özetlemek gerekirse, Davalı, ya Davacıların 176 sayılı Kararname ile askeri emniyet bölgesi içerisinde kalan, davalara konu, arsalarını, bu Kararnamenin öngördüğü gibi, 15/62 sayılı Zorla Mal İktisabı Yasası altında kamulaştırır ve kamulaştırm-a bedelini ödeyerek Davacıları tazmin eder, veya, kamulaştırma yönüne gitmediği takdirde 176 sayılı Kararname ile Davacıların konu arsalar üzerindeki mülkiyet haklarına getirilen kısıntı ve sınırlandırmalar nedeni ile Davacıların 5/79 sayılı Askeri Yasak B-ölgeler Yasasından ve Anayasadan kaynaklanan tazminat haklarını karşılar.
Davalara konu arsalar halen kamulaştırılmadıklarına
göre, Davacılar, 176 sayılı Kararname nedeniyle yasal
çıkarlarının etkilendiğini, zarar ziyanları olduğunu, konu arsalar- üzerindeki mülkiyet haklarının kullanımına
getirilen kısıntı veya sınırlandırmalar nedeniyle arsaların ekonomik değerinin fiilen azaldığını kanıtladıkları
takdirde, tazminata hak kazanırlar.
Belirttiklerim ışığında istinafın kabul edilerek Davacıların d-avalarını reddeden Kaza Mahkemesi kararının iptal edilmesi ve duruşmaya devam edilmesi qörüşündeyim.
Sayın Yargıç Metin A. Hakkı kararında davaların ikâme edildiği tarihte Davacıların dava açma hakları olmadığı görüşüne yer vermiştir. Bu konu ne Kaza Mahk-emesinde ne de Yargıtayda taraflarca tartışılmamıştır; bu nedenle konu üzerinde bir görüş ifade etmeyi uygun görmüyorum. Yukarıda duruşmaya devam edilmesi görüşünde olduğumu açıklamıştım,
bu durumda özellikle Davalı tarafından uygun görülüp
gündeme getir-ilmesi halinde, konu, Kaza Mahkemesinde
tartışılabilir.
Mahkeme: Sonuç olarak Metin A. Hakkı'nın karşı oyu ve oy
çokluğu ile istinaf kabul edilir. Davacıların davalarını
reddeden İlk Mahkeme kararı iptal edilir ve dosya duruşmaya
devam edilmek üzere İl-k Mahkemeye iade edilir.
Masraflarla ilgili herhangibir emir verilmez.
Taner Erginel Metin A. Hakkı Nevvar Nolan
Yargıç Yargıç Yargıç
20 Mart 1998
-1
26
-
Full & Egal Universal Law Academy