- Yargıtay/Hukuk 4/78
(Dava No. 755/75; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Ülfet Emin, Başkan, Şakir Sıdkı İlkay ve Salih S.
Dayıo-ğlu.
İstinaf eden: 1. Ziyat Mehmet, Ağırdağ.
2. Ahmet Mulla Hüseyin, Ağırdağ.
(Davalılar)
ile
Aleyhine istinaf edilen:Ayhan Salih (an infant) babası ve en yakın
- arkadaşı (next friend) Salih Ramadan
vasıtasıyle, 13, Şehit Muzaffer Selim Sokak,
Göçmenköy.
(Davacı)
a r -a s ı n d a .
İstinaf eden namına: Ali Dana tarafından Şefika Durduran. Aleyhine istinaf edilen namına: Zeki Bayram.
Trafik Kazası - Kaza sonucu ağır yaralanma - Yarı felç
durumuna bağlı kalıcı arazlar bırakan yaralanma - Küçük
Davacının normal bi-r insan gibi iş yapamayacak duruma
gelmesi - Kazanın frenleri bozuk araba ile seyreden 1.
Davalının bisikleti ile önde seyreden ve yolun diğer
tarafına geçmeye çalışan Davacıya çarpması sonucu meydana
gelmesi.
Sorumluluk - Trafik kazasında kus-ur oranı - İlk Mahkemenin
araba ile seyreden 1. Davalıyı %65, küçük Davacıyı ise
%35 oranında kusurlu bulması - İlk Mahkemenin kusur
oranına ilişkin bulgularının hatalı olduğuna dayanan
istinaf - Yargıtayın frenleri bozuk ve lâstikleri
yıpra-nmış olduğu halde araba süren 1. Davalının 20-30 mil
süratinin bile fazla olduğunu; önde bisikleti ile giden
küçük Davacıyı gördüğü halde zamanında süratini
azaltmadığı, sağa bükme v.s. tedbirleri de almadığı ve
Davacınında etrafı kontrol etmed-en yolun sağına geçmeye
teşebbüs ettiği dikkate alındığında İlk Mahkemenin tespit
ettiği sorumluluk oranının hatalı olduğuna ve tüm hal ve
şartlar ile tarafların ihmaklârlığı gözönünde
tutulduğunda tarafların kazanın oluşundaki
sorumluluklar-ının eşit olduğuna hükmetmesi.
İhmalkâr sürüş - Frenleri bozuk ve lâstikleri yıpranmış
araba sürmenin tehlikeli olması ve 20-30 mil süratin bile
tehlike oluşturması - 1. Davalının bu durumdaki bir araba
ile seyrederken önde aynı yönde bisiklet sü-ren ve yolun
sol tarafından sağ tarafına geçmeye teşebbüs eden 13
yaşındaki Davacıya çarpması - Yargıtayın kazanın oluşumu,
tarafların ihmalkârlığı ve tüm hal ve şartlara göre
kazada Davacının %35'den daha fazla sorumluluğu olduğu
kanaatine -varması ve sorumluluk oranını %50'şer olarak
değiştirmesi.
Tazminat - Genel tazminat - Kalıcı arazlar bırakan ağır
yaralanma için İlk Mahkemenin 13 yaşındaki küçük Davacı
lehine K.L.14.000 tazminata hükmetmesi - Davalıların
tazminatın aşikâr s-urette fazla olduğuna dayanan istinafı
- Yüksek Mahkemenin küçük Davacının düçar olduğu yaralar,
çektiği ve çekeceği ızdırap, felç durumu v.s.'yi dikkate
alarak hükmedilen tazminatın fazla olmadığı kanısına
varması.
OLAY: Davalı 1 Ortaköy'den -Lefkoşa'ya arabasını sürerek
giderken aynı istikamette bisikleti ile seyir halinde
olup sağa dönmeye teşebbüs eden Davacıya çarptı.
Davalının arabasının ön sol kanadına çarpan Davacı daha
sonra arabanın ön camına vurdu ve yolun sağ tarafına
-düştü. 13 yaşında olan Davacı ciddi yaralar aldı ve
uğradığı zarar ziyan için araba sahibi Davalı 2 ile
sürücüsü Davalı 1'den tazminat talep etti.
İlk Mahkeme, 1. Davalının frenleri bozuk ve lastikleri
yıpranmış araba sürdüğünü, yolda giderk-en 40 metre kadar
önde aynı istikamette giden 13 yaşındaki Davacıyı gördüğü
halde yavaşlamadığını belirtti. Davacının ise sağına
soluna bakmadan ve trafik gelmediğini tespit etmeden yolu
geçmeye teşebbüs ettiğini belirten İlk Mahkeme Davalı
-1'in %65, Davacının ise %35 oranında kusurlu olduğu
sonucuna vardı. İlk Mahkeme, 2 ay komada kalan Davacının
düçar olduğu yaraları ve kalıcı arazları dikkate
aldıktan sonra tam mesuliyet esası üzerinden Davalılar
aleyhine ve Davacı lehine K.L.8-17.- özel, K.L.14000.-
genel tazminata hükmetti.
Davalılar İlk Mahkemenin sorumlulukla ilgili
bulgusunun hatalı olduğunu ve aşikâr surette fahiş özel
ve genel tazminata hükmettiğini ileri sürerek istinaf
ettiler.
SONUÇ: Yüksek Mahkeme, k-aza anında frenleri bozuk,
lastikleri yıpranmış arabasının tehlikeli durumu
gözönünde tutulduğunda, 1. Davalının 30 ve hatta 20 mil
süratle gitmemekle ve Davacının bisikleti ile yolu
geçmeye çalıştığını görür görmez süratini azaltıp
arabasın-ı yolun sağına bükmemekle ihmalkâr davrandığını
belirtti. Davacının ise yolun serbest olduğunu kontrol
etmeden yolu geçmeye çalışmakla ihmalkâr davrandığını
belirten Yüksek Mahkeme %65, %35 kusur oranının hatalı
olduğu kanısına vardı ve tarafla-rın eşit oranda kusurlu
olduğuna hükmetti.
Davacının beyin harabiyeti, gözde görme alanı
bozukluğu, sol yarı felcine bağlı yüz, kol, el ve bacağı
etkileyen felç durumu, epilepsi tehlikesi, normal bir
insan gibi çalışamıyacağını dikkate al-an Yüksek Mahkeme
İlk Mahkemenin tespit ettiği K.L.14000.-nın fazla
olmadığı kanısına vardı. Değişen kusur oranına göre
Davacının almaya hak kazandığı özel ve genel tazminatı
yeniden saptayan Yüksek Mahkeme özel tazminatın küçük
Davacının ba-basına verilmesine, genel tazminatın ise
bankada açılacak bir hesaba yatırılmasını emretti. Yüksek
Mahkeme istinafta kısmen muvaffak olunduğunu dikkate
alarak masraflar için herhangi bir emir vermemeyi uygun
gördü.
H Ü K- Ü M
Ülfet Emin Başkan: Davacı (aleyhine istinaf edilen) davalılar (istinaf edenler) aleyhine Lefkoşa Kaza Mahkemesinde açtığı dava ile 2. Davalıya ait olup 1. davalının 28.6.1974 tarihinde kullandığı W753 plâkalı arabanın kendisine çarptığını, kaza netic-esi yaralandığını ileri sürerek davalılardan özel ve genel zarar ziyan talep etti.
Davacı 7.4.1961 doğumlu olup kaza gününde 13 yaşını doldurmuş bulunmakta idi. Kaza gününde davacı bisikleti ile Bedrettin Demirel Caddesinde Ortaköy'den Lefkoşa'ya doğ-ru gelmekte idi. Davalı 1 de aracını aynı istikâmette sürmekte idi. Bedrettin Demirel Caddesi üzerinde bulunan Ahmet Raşit'in evinin yakınında davalı 1 davacıyı geçmek üzere iken, bisiklet ile motorlu araç çarpıştı. Çarpışma neticesi davacı davalının aracı-nın ön sol kanadına çarptı ve daha sonra aracın ön camına vurarak yolun Lefkoşa'ya bakarken sağ tarafına atıldı. Kazadan hemen sonra polis kaza yerine geldi, ancak bu arada komada olan davacı hastahaneye kaldırılmıştı. Polis kaza yerinde gereken ölçüleri a-ldı ve çarpışma noktasının yolun ortasından, Lefkoşa'ya bakarken
sağ tarafa doğru 1,5 ayak içeride olduğunu tesbit etti. Kaza yerinde asfalt yolun genişliği 22 ayaktır. 1. davalı kazanın nasıl olduğunu oraya gelen polise söyledi ve daha sonra da yazılı bir- ifade verdi. l. davalının polise verdiği yazılı ifadeye göre 1. davalı arabasını 25 ile 30 mil arasında sürmekte iken davacı asfaltın sol kenarında bisikletini aynı istikâmette sürmekte idi. 1. davalı, davacıya yanaştığında davacının aniden yolun sağ tara-fına büktüğünü ve kendisinin de kazayı önlemek için frenlere bastığını ve yolun sağ tarafını tuttuğunu söyledi. Kazadan sonra motorlu araç, frenlerinin ve diğer kısımlarının tamam olup olmadığının tesbit edilmesi için, Polis Müfettişi Oğuz İkibiroğlu taraf-ından yerinde ve daha sonra araç Trafik Şubesine çekilerek bir muayeneye tabi tutuldu. Polise göre 1. davalının arabasının arka sol tekerleğinin frenleri tamamen bozuk, arka sağ tekerleğinin lâstiği tamamen yenmiş ve frenleri de %25 oranında etkili idi. Ka-za yerinde 1. davalının aracı fren izleri bırakmıştı. Bu fren izleri aracın ön tekerleklerinin bıraktığı fren izleri idi. Bırakılan fren izlerinin uzunluğu aynı değildi. Ön sol tekerleğin fren izi daha kısa, sağ ön tekerleğin fren izi ise daha uzundu. Poli-s şahadetine göre bunun sebebi ön tekerleklerin frenlerinin ayarlı olmamasından ileri gelmektedir. Ön sol tekerleğin yolda bıraktığı fren izleri 27 ayak 3 inç ön sağ tekerleğin bıraktığı fren izleri ise 43 ayaktır. Yine yapılan muayenede aracın el freni hi-ç çalışmıyordu. Yapılan muayenede frenlerin çalışmaması kaza neticesi olmadığı kazadan önce de frenlerin bozuk olduğu tesbit edildi. Kazadan hemen sonra kaza yerine giden ve kazanın bir krokisini çizen polis 1. davalının davacının yolun sol tarafından sağ -tarafına geçerken yanlama geçtiğini söyledigini göz önünde tutarak krokide geçişi bir kavis işareti ile gösterdi. İlk Mahkeme davacı ve şahitlerini ve davalının şahidini dinledikten sonra kazanın gerek davacının gerekse davalı 1'in ihmalkârlığından meydana- geldiği kanaatına vardı ve sorumluluk oranını davacıya %35 ve davalı 1'e de %65 olarak saptadı.
Davacı kazadan ağır surette yaralandı. İlk önce Lefkoşa Türk Genel Hastahanesinde kafadan ameliyat edildi. Komadan çıkmaması ve davacının ailesinin ısrar-ı üzerine davacı Lefkoşa Rum Hastahanesine götürüldü Orada da ikinci bir ameliyat geçirdi. Yine de komadan çıkmadı ve komada olduğu bir sırada betekrar Türk Genel Hastahanesine getirildi. Davacı en azından 2 ay komada kaldı, ondan sonra ayıldı. Tedavi olma-k için üç defa da Türkiye'ye gitti. Kazadan dolayı davacının gözleri de zarara uğradı. Davacının yaralarının ne olduğunu daha sonra hükmümüzde belirteceğiz.
İlk Mahkeme tüm sorumluluk esası üzerinden davacıya K.L.817.özel tazminat ve K.L.14000.- gene-l tazminat verilmesine hüküm verdi. Davalılar İlk Mahkemenin kazanın vukuunda davalılara herhangi bir sorumluluk atfetmekle hata ettiğini ve her ihtimale binaen davalılara atfolunan sorumluluk oranının çok fazla olduğunu, tesbit edilen K.L. 14000.- genel t-azminatın da çok fazla olduğunu ileri sürerek istinaf eylediler.
İlk Mahkeme 1. davalının yolda giderken 40 metre kadar bir mesafede önde aynı istikâmette yol içinde giden davacıyı gördüğü halde yavaşlamadığını ve başka bir tedbir almadığını göz önün-de tutarak 1. davalıyı kazanın meydana gelmesine katkısı olduğu kanaatına vardı. Kaza anında karşıdan gelen başka vasıta yoktu, görüş mesafesi bu yolda gayet uzun ve genişti. Yol kuru ve asfalttı.
İlk Mahkemenin bulgusuna göre 1. davalı, arabasının e-l freni tamamen çalışmaz durumda, frenleri arızalı, lâstikleri yıpranmış ve araba son derece kullanmaya tehlikeli olduğundan, arabasını hiç kullanmamalıydı. Kullanmakla hata işlemiştir. Böyle bir arabayı kullanmaya risk alan 1. davalının o derece fazla dik-katli olması ve işlek olan bu yolda 30-35 mil süratle bu arabayı sürmemesi gerekirdi. Yine İlk Mahkemenin bulgusuna göre 1. davalı, önde çocuk olduğunu ve aralarında 40 metre mesafe olduğunu gördükten sonra, arabanın bu şekilde arızalı olduğunu bildiği vey-a bilmesi gerektiğini nazarı itibara alarak ona göre tedbir alması ve süratini düşürmesi gerekirdi. Bilhassa davacının çocuk olduğunu fark ettikten sonra davalı derhal gerekli tedbiri almalıydı, halbuki davalı süratini düşürmeden yoluna devam etmiş, yolu y-anlama geçmeğe teşebbüs ettiği an çocuğu gördüğü anda aralarında 12 adım bir mesafe olduğu halde bu anda olsun elinden geleni yaparak süratle frene basması ve ondan salim bir mesafe uzağa gitmeşi gerekirdi. 1. davalının arabasının frenleri çalışmış olsa id-i ve 1. davalı süratini salim bir sürate düşürmüş olsaydı çocuğun bu bükme niyetini gördüğü anda vaktinde yapacağı bir hareketle frenlere basarak muhtemelen kazayı önleyebilirdi. Bunları da yapmamıştır. 1. davalı çocuk son hareketi yapıp yolun ortasına doğ-ru kesin bir şekilde bükmek istediği anda, fren yapmış ve frenleri de tutmadığı için plânda görülen ön teker izleri bıraktıktan sonra sağdaki ağaca toslamak sureti ile durabilmiştir. 1. davalının kazaya katkısı çok büyüktür. Bilhassa böyle arızalı bir araç- kullanmak ile dikkatsizliği birbirine eklendiğinde kabahatin büyüklüğü ortaya çıkmaktadır. Davacının sağına soluna bakmadan, trafik gelmediğini tesbit etmeden karşı tarafa geçmeğe teşebbüs etmemesi gerekirdi. Bu yönden mütalâa edildiğinde onda da kabahat -vardır. Küçük yaşta olan şahıslara kabahat yükletilirken yaşı göz önünde bulundurulması gerekir.
Görülüyor ki İlk Mahkeme davacının kazanın vukuunda katkıda bulunduğuna kanaat getirirken, davacının yolun solunda giderken etrafına bakmadan yolun sağ t-arafına geçmeğe teşebbüs etmesi ve geçmesinin ihmalkârlık olduğunu göz önünde tuttu. Bunun ihmalkârlık olduğundan hiç şüphe yoktur. l. davalının herhangi bir ihmalârlığı olup olmadığını tezekkür ederken 1. davalının sürdüğü aracın el freninin hiç tutmadığı-, ön tekerleklerinin frenlerinin ayarlı olmadığı sol arka tekerleğin freninin hiç tutmadığı, sağ arka tekerleğin freninin ancak %25 etkili olduğu, lâstiklerin yıpranmış olduğu gerçeğirıi göz önünde tutmak gerekir. Böyle tehlikeli bir araç süren herhangi bi-r kişi meskîın bölgelerde, ister şehirde olsun ister köyde olsun, çok dikkatli olması ve her ne kadar da şehir veya köylerde sürat sınırlandırması saatte 30 mil ise de her an doğabilecek herhangi bir tehlikeyi anında önleyebilecek bir süratte, 30 milden ço-k aşağı bir süratte, sürmesi gerekir. 1. davalı tehlikeli durumda olan aracını Lefkoşa'da, kaza gününde 25 ile 30 mil arası sürmekle ihmalkârane sürüş yapmakta idi. Ancak davalıların sorumlu olmaları için bu ihmalkârlığın kazanın vukuuna sebebiyet verdiğin-in ispat edilmesi gerekir. 1. davalının polise verdiği yazılı ifadede yolda giderken kendisinden ileride aynı istikâmette giden bir bisikletli gördüğünü, bu bisikletlinin 9-10 yaşalrında olduğunu, bisikletlinin normal bir şekilde yolun solunda asfaltın ken-arında gittiğini, karşıdan başka bir araba gelmediğini, bunun için bisikletliyi dolaşmaya karar verdiğini söyledi. Yine polise verdiği yazılı ifadede 1. davalı bisikletliye tahminen 12 adım kadar yanaştığında bisikletlinin ani bir kararla bisikletini yolun- ortasına doğru sürmeye başladığını gördüğünü, bu bisikletlinin yanlama olarak yolun ortasına kadar geldiğini görür görmez fren yaptığını ve arabaya 3. vitezi soktuğunu ve sağa dümen kırarak bisikletliyi kurtarmaya çalıştığını söyledi.
Görülüyor ki 1-. davalı yazılı ifadesinde önünde giden bisikletlinin çocuk olduğunu gördüğü halde süratini azaltmadan bisikletliyi geçmeye karar verdiğini söylemektedir. Yine ifadesinden görüleceği gibi 1. davalı, bisikletliyi yolun sol tarafından sağ tarafına yanlama do-ğru geldiğini gördüğü halde, kazayı önlemek içın derhal herhangi bir tedbir almadı, ancak kendisine 12 adım kadar yanaştığında 3. vitezi koydu ve frenlere bastı. Kanımızca, kaza anında 1. davalının, arabasının tehlikeli durumu göz önünde tutulduğunda, 30 v-e hatta 20 mil süratle gitmesi ihmalkârane bir sürüştür. 1. davalı, bisikletlinin yolun sol tarafından yanlamasına yolun sağ tarafına doğru gelmesini görür görmez kazayı önlemek için süratini derhal azaltmamakla, frenlere derhal basmamakla ve yolun sağına -derhal bükmemekle arabasını ihmalkârane sürmüş ve kazanın meydana gelmesine katkıda bulunmuştur. Gerek davacı ve gerekse 1. davalı kazanın vukuunda ihmalkârane hareket etmişler ve her ikisinin ihmalkârlığı da kazanın meydana gelmesine sebebiyet vermiştir. -Bu gibi hallerde iki tarafın sorumluluk oranını saptamak kolay değildir. Şahsen benim kanaatıma göre davacının kazanın vukuundaki katkısı 1. davalıdan daha fazladır. Ancak her iki yargıç arkadaşım kazanın meydana gelmesine her iki tarafın yani davacı da-valı 1'in eşit oranda katkıda bulundukları görüşünde olduklarından tereddütle ben de bu görüşe katılıyorum.
Genel tazminat konusuna gelince İlk Mahkeme davacının kaza neticesi düçar olduğu yaraları ve kalıcı arazları başlıca 4 başlık altın- da toplam-ıştır. Bunlar İlk Mahkemenin hükmünde sarahatle belirtilmiştir. Bunları aynen iktibas ediyoruz.
"Kaza neticesi davacı çok ağır kafa trauması
geçirmiş frontal bölgede takriben 1 cm boyunda cilde
ait kesik yara almış ağır kafa traumasına- maruz kalmış
ve kısa süre sonra şuurunu kaybederek komaya girmiştir.
Şahadetten görüldüğü gibi çok uzun süre takriben 2-3 ay
komada kalmıştır.
Davacıya Lefkoşa Genel Hastahanesinde komada
bulunduğu sürede bir beyin ameliyat-ı yapılmış, Rum
hastahanesinde ikinci bir beyin ameliyatı yapılmış
ancak bu ameliyatlara rağmen hasta komadan çıkmamış ve
bir süre daha komada kaldıktan sonra komadan
çıkabilmiştir.
Davacının bu kaza neticesi kalıcı arazları-
başlıca 4 başlık altında toplayabiliriz.
Kafadaki arazlar: Kafada traumaya bağlı beyin
harabiyeti mevcuttur. Kafa tası açılan yerler göğüs
kemiklerinden çıkarılan kemiklerle kafes şeklinde
kapatılarak deri örtülmüştür. Ancak halen del-ici bir
traumaya karşı bu ameliyat yerlerinin direnci yoktur ve
bir tehlikeye maruzdur.
Yüzde hafif de olsa felç mevcuttur, ağızda zaman
zaman salya akmakta göz yaşarması olmaktadır ve gözde
hafif kaçıklık vardır.
Bey-inde husule gelen harabiyet kalıcıdır ve doktor
şahadetlerine göre beyin hücreleri kendi kendilerini
yenilemediğinden bu harabiyet kalıcı olduğu gibi
bilâhare davacının sol hemipleji yani sol yarı felcinin
müsebbibidir.
Gözdeki arazlar: Gö-rme bozukluğu olmamakla
beraber davacıda görme alanı bozukluğu vardır. Tıbbi
tabirle sol hemonin hemianopi sol yarı alanı görememe.
Her iki göz de sağ yarıyı görebiliyor. Gerek kitaptan
gerekse siyah tahtadan okurken başı devamlı çevirmesi -ve
görmek istediği yöne ayarlaması gerekiyor. Bu durum
yorgunluğa sebebiyet verdiği gibi soldan gelecek
tehlikeleri de görmediği için soldaki tehlikelere davacı
maruzdur.
Bu bozukluğun nedeni beyin derinliklerine varan ve
göz- sinirlerini etkileyen beyin harabiyetidir.
Gözdeki durum gözlükle telâfi edilemiyeceği gibi bu da
kalıcıdır.
Sol hemipleji sol yarı felcine bağlı ve beyin
harabiyetinden doğan yüz kol, el ve bacağı etkileyen
felç durumu.
Yüzdeki felç: Yu-karıda değindiğimiz gibi
yüzdeki felç nisbeten hafiftir. Müşahade ettiğimiz
kadarı ile pek bariz bir şekilde görülmüyor. Gözde
akıntı ve ekseri yemek yediğinde ağızda akıntıya
sebebiyet veriyor.
Sol eldeki felç %100 oranına yakındır,
p-armaklar tamamen felçli ve fonksiyon yapamıyor, avuç
içi adaleleri yardımı ile bazı beceriksiz tutma
hareketleri yapabiliyor ancak ileri derecede kuvvet
kaybı olduğu için iş göremiyor ve istediği yere
sinirleri idare ederek götüremiyor ve e-linin
fonksiyonunu yapamıyor.
Kol; bisepste (orta kolda) orta kuvvette, trisepste (geri kolda) nisbeten daha iyi bir kuvvet mevcuttur. Ancak yine beceriksiz ve titreme hali mevcuttur, kolu omuz hizasına kadar omuza kadar omuz adaleleri yardımı ile- kaldırabiliyor. Bu elle neler yapılabileceği hususunda doktorların ufak da olsa yukarıda değindiğimiz bazı farklı görüşler mevcuttur. Müdafaa şahıdi olarak çağırılan Dr. İlksen Hasan bu husustaki söylediklerini ikna edici bulmakla beraber yukarıda değindi-ğimiz gibi dianometre ile ölçen doktor Salih Ramadan'ın yüzdelik hususundaki verdiği şahadeti daha ikna edici bulduk. Bütün doktorlar el ve koldaki durumun beyin harabiyetinden ötürü olduğunu ve bu adaleleri harekete getiren beyin hücrelerinin olduğu cihet-le görevlerini yapamadıklarını söylemektedirler. El beceriksizdir, hareket yapamıyor kol ise bazı hareketleri yapabiliyor. Doktor İlksen ve bir dereceye kadar Dr. Kaya Bekiroğlu zamanla adaptasyon yani kendisini bu duruma hastanın uydurabileceğini ve melek-e kesbederek şimdi zorlukla yapabildiği hareketleri ileride de mahdut oranda daha iyi yapabileceğini söylemektedirler. Doktor Mertdoğan ise bu hususta daha fazla kötümserdir. Şimdiki halde daha ikna edici bulduğumuz Dr. İlksen'in şahadetinden görülebileceğ-i gibi davacı soyunma giyinme hareketlerini bazı zor düğme çözme durumları hariç yapabiliyor kendi hacetini görebiliyor ve bu hususlarda yardımcıya ihtiyacı yoktur. İleride de meleke kesbetmek sureti ile bunları muhtemelen daha iyi de yapabilecektir.
- Bacaktaki felç hali ve kuwet kaybı: Burada kuwet %60 oranında mevcuttur. Yürümesi oldukça iyidir. Görülür bir aksaklığı olmakla beraber yürüyebilecek durumdadır. Dr. İlksen'in şahadetine göre şu anda Mahkeme binasından Girne Kapısına kadar yürüyebiliyor i-leride daha fazla mesafeler de yürüyebilecektir. Görülebileceği gibi şu anda davacı tamamen yatalak değildir ve yürümesi icap eden mesafeleri yürüyebiliyor.
4. Epilepsi durumu veya epilepsi ihtimalleri: Kafa traumaları ve beyin harabiyetlerinde epile-psi tehlikesinin varid olduğu hususunda bütün doktorlar hemfikirdirler. Şu ana kadar davacıda epilepsi haplarla önlenebilmiştir. Dr. İlksen'in şahadetine göre iki sene hap ile kontrol edilen epilepsinin geçti kabul edilmesi gerekir. Bu gibi hallerde hap et-kilidir ve epilepsi gelmesi halinde tekrar başlanır. Bu hallerde dahi geçti sayılmakla berabsr %100 bu tehlikenin geçtiğine dair kesinlikle söyleyemeyeceğini Dr. İlksen dahi kabul etmektedir. Şu anda epilepsi tehlikesinin 5-10 nisbetinde olduğunu tesbit et-mektedir. Biz de bu bulguya iştiraket mekteyiz.
Bunlara ilâveten davacıda konsantrasyon bozukluğu ve annesinin dediği gibi kızma halleri (irritasyon) mevcuttur. Konsantrasyon bozukluğunun mevcut olduğunu gerek müdfaa için çağrılan gerek davacı için -çağırılan doktorlar kabul etmektedirler. Dr. İlksen'in şahadetine göre konsantrasyon bozukluğu bu gibi vakâlarda normaldir. Ancak kendisinin müşahade ettiği kadarı ile zekâ yönünden beyin harabiyeti davacıda bir araı bırakmamıştır. Zekâ yönünden bir inkapa-sitesi yoktur. FaSat yine bu şahidin beyan ettiği gibi bunu lâyıkı ile ölçecek testlere davacıyı tabi tutmamıştır.
Bu hususta yani zekâ yönünden etkilenip etkilenmediği hususunda önümüzde sarih ve kesin bir şahadet bulunmamaktadır. Sadece konsantras-yon bozukluğu ve buna bağlı olarak derslerinde geri kaldığı, çalışması gereken uzun sürede çalışamadığı ve bu yönden de davacının etkilendiğine dair şahadet mevcuttur. Bu durum da diğer sayılan arazlar gibi kalıcıdır.
Bu bulgularımıza göre davacının -uzun boylu şu anda neleri yapabileceğini neleri yapamadığını kalem be kalem detayı ile burada sıralamağı uygun görmüyoruz. Kısacası aktif ve faal bir hayat söremeyecek kendi yaşıtlarından beklenen enerjik bir hayat lâyıkı ile yaşayamaycak ve ileride de ene-rji isteyen işler yapamayacaktır. Doktorların ileri sürdüğü gibi katiplik ve fazla enerji istemeyen benzeri işleri yapabilmesi imkânı vardır. Bu konuya da eğildiğimizde konsantrasyon bozukluğu ve görme alanı bozukluğunu göz önünde tuttuğumuz zaman bu sahad-a da birçok dez avantajları bulunduğunu ve kendisine açık görülen bu sahaların da hakikatte pek açık olmadığını ve bu sahada da istikbal vaad eder bir durumu bulunmadığı müşahade edilmektedir.
Şu anda kendi şahsi işlerini yapabilmesi için yürüyebilir- ve yukarıda değindiğimiz soyunma ve giyinme ve şahsi işlerini bir dereceye kadar pek kolaylıkla da olmasa yapabileceği kanaatindeyiz."
Davacının, İlk Mahkemenin bulguları uyarınca, düçar olduğu yaraları, zararları, çekmiş olduğu ve çekeceği ızdırabı-, normal bır insan gibi hareket edemeyeceği, normal bir insan gibi normal bir iş yapamayacağı, herhangi bir iş yapacaksa dahi ortada büyük bir kazanç kaybı olacağı göz önünde tutulduğunda İlk Mahkemenin genel zarar ziyan olarak tesbıt ettiği K.L.14000.- fa-zla değildir. Bu nedenle genel tazminat aleyhine yapılan istinafın reddolunması gerekir.
Sonuç olarak sorumluluk hususunda yapılan istinaf kısmen kabul edilir ve İlk Mahkemenin sorumluluk hususunda saptadığı %35 ve %65 oranı yerine eşit %50'şer kusur- saptanır. Dolayısıyle davalılar aleyhine verilen tazminat hükmü buna göre değiştirilerek davalıların özel tazminat olarak K.L.408.500 mil ve genel tazminat olarak da K.L.7000.ödemesine hüküm verilir. Özel tazminatın davacının babasına verilmesi emrolunur.- Geriye kalan K.L.7000.- genel tazminatın İlk Mahkemenin emir verdiği gibi bir bankada açılacak hesaba yatırılmasına ve yatırım belgesinin Mahkeme Mukayyidine ibraz edilmesine emir ve direktif verilir.
İstinafın masrafları hususunda herhangi bir emir- vermemeği uygun gördük. Bunun nedeni de istinaf eden istinafında kısmen muvaffak olmuştur. Hiç sorumluluk olmadığı ve genel tazminatın fazla olduğu hususunda muvaffak olmamıştır.
(Ülfet Emin) (Şakir Sıdkı İlkay) (Salih S. Dayıoğlu)
Başkan - Yargıç Yargıç
27 Şubat, 1978
Full & Egal Universal Law Academy