-D.1/87 Yargıtay/Hukuk 4/87
(Lefkoşa Dava No. 1231/86)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Salih S. Dayıoğlu, Niyazi F. Korkut, Aziz Altay.
İstinaf eden: 1. Yusuf Hasan Çato-zlu
2. Canev Hayrettin
(Davacılar)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Lefkoşa Türk Belediye Başkanı, Başkan Yardımcısı,
Meclis Üyeleri ve Lefkoşa Türk Hemşehrileri namı
diğerle Lefkoşa Türk Belediye-si, Lefkoşa.
(Davalı)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Kıvanç -M. Rıza
Aleyhine istinaf edilen namına: Behiç Öztürk
H Ü K Ü M
Salih S. Dayıoğlu: İşbu istinaf Lefkoşa Kaza Mahkemesinin icranın durması için yapılan bir istidada verdiği karardan yapılmış bulunmaktadır. İstinafı ilgilendirdiği oranda olgular aşağıdaki- gibi özetlenebilir:
Davacılar (istinaf eden) Lefkoşa Kaza Mahkemesinde davalı (aleyhine istinaf edilen) aleyhine ikame ettiği bir davada davalı aleyhine 19.12.1986 tarihinde sair hususlar meyanında 7,800,000TL ve masraf için hüküm elde etti. Davacılar -hükümlü alacağını tahsil etmek için 22.12.1986 tarihine menkul mal müzekkeresi isdar etti ve bunun sonucu olarak davalıya ait TAR 662 plâka numaralı bir minibüs zaptolundu. Davalı Kaza Mahkemesinin verdiği hüküm aleyhine 26.12.1986 tarihinde istinaf etti v-e 29.12.1986 tarihinde Kaza Mahkemesinde bir istida dosyalayarak istinafın sonuçlanmasına değin davacılar tarafından isdar edilen menkul mal müzekkeresinin icrasının durmasını talep etti. İstidasına ekli yemin varakasında davalı sair hususlar yanında:
Dav-alının beledi hizmet veren ve kamu yararı amacına yönelik faaliyette bulunup tüzel kişiliğe sahip olduğunu,
İçme suyu temini, çöp ve süprüntüleri toplamak, yiyecek ve içecek satılan yerlere izin verme, başıboş hayvanları yok etme, garaj ve otoparkları kur-mak gibi daha birçok kamu yararı hizmetlerinde bulunduğunu;
Lefkoşa Belediyesi dahilinde kentsel ulaşım hizmeti verdiğini;
15/80 sayılı Belediye Yasasının 69(2) maddesi uyarınca Devlet gelirlerinden davalıya ayrılan payı ile Kamu Alacaklarının Tahsili Us-ulü Yasasının kurallarına bağlı gelirlerine ve kamu hizmetlerine tahsis edilmiş olup gelir getirmeyen taşınır ve taşınmaz mallarına haciz konamayacağına dair hüküm bulunduğunu;
Vermekte olduğu beledi hizmetlerini finanse etmekte güçlük çektiğini;
Haciz m-üzekkeresinin icra edilmesi halinde davalıya ait araçların zaptolunması ile kamuya yönelik faaliyetlerin sona ereceğini ve bu durumda Belediye hudutları içerisinde yaşamakta olan halkın Belediye hizmetlerinden büyük ölçüde mahrum edileceğini;
Haciz müzekk-eresinin durdurulmaması halinde davalının çok ciddi yaralar alacağını ve ileride telafisi imkânsız zararlar verilebileceğini
iddia etti.
Davacılar, davalının istidasına itiraz etti ve 6.1.1987 tarihinde dosyalamış olduğu itiraznamesine ekli yemin varaka-sında yukarıda özeti verilen ve yemin varakasında dermeyan edilen davalının iddialarını reddetti ve davalının, özel statüsünü istismar ederek, kişisel haklara tecavüzde bulunduğunu ve icranın duruşmasına izin verilmesi halinde davacılara büyük bir adaletsi-zlik yapılacağını ileri sürdü.
6.1.1987 tarihinde duruşması yapılan istidada şahadet dinlendikten sonra 13.1.1987 tarihinde verdiği bir karar ile İlk Mahkeme özetle menkul mal müzekkeresinin icrasını 7 gün süre ile durdurdu ve 7 gün zarfında davalının hü-küm miktarını Mahkemeye yatırması halinde hükmün icrasını istinafın netice- lenmesine değin durdurdu. İlk Mahkeme masraflar hususunda herhangi bir emir vermemeyi uygun gördü. İstinaf bu karardan yapılmış bulunmaktadır.
Dosyalanan istinaf ihbarnamesi 3 se-bep içermekle birlikte bunları iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Şöyle ki:
1. İlk Mahkeme icrayı durdururken hükümlü miktarın davacılara ödenmesini değil de Mahkemeye yatırılmasını emretmekle hata etti.
2. İlk Mahkeme icranın durmasını emrederk-en davacılar lehine masraf vermemekle takdir hakkını hatalı kullandı.
İstinafın duruşmasında bize iletilen bilgiye göre davalı İlk Mahkemenin emri uyarınca hükümlü borcunu Mahkemeye yatırmıştır.
İstinafın duruşmasında davalı İlk Mahkemenin koyduğu şart-ın yani hükümlü borcun Mahkemeye 7 gün zarfında yatırılması şartının makul olduğunu ve bunun değiştirilmesine gerek bulunmadığı görüşünü ileri sürdü.
Hukuk Usulü Nizamatının E.35 n.18'e göre, bir istinaf, kendiliğinden herhangi bir hükmün icrasını durdur-maz meğer ki hükmü veren mahkeme veya İstinaf Mahkemesi böyle bir karar versin. Genal kaide odur ki, özel durumlar dışında bir mahkeme, davasını kazanan davacının, davayı kazanmakla elde ettiği avantajını elinden almaz. (Gör: The Annot Lyle 1886 11 P.D. 11-4). Bütün İngiliz içtihatlarında genellikle bir parasal hükmün icrasının durdurulması için dikkate alınan hususun davalının hükümlü borcu ödemesi durumunda ve istinafı kazanması halinde ödemiş olduğu parayı geri alıp alamayacağı hususu olduğu anlaşılmaktad-ır. Atkins v. The Great Western Railway Company 1886 2 T.L.R. davasında sayfa 400'de Master of the Rolls şunları söyledi:
"But, as a general rule, the only ground for such a stay was an affidavit showing that if the damages and costs were paid there was n-o reasonable probability of getting them back even if the appeal succeeded. He would not say that the Court would not interfere for some other reason, but that there were strong grounds for an appeal was no reason, for no one ought to appeal without strong- grounds for doing so. In 'Parker v. Lavery (14 Q.B.D., 769) the Court enunccciated that rule when Lord Selborne, then Lord Chancellor, was present and he was precisely of the same opinion. The application should be refused."
The Annot Lyle 1886 11 P.D. -114 davasında ise Lord Esher M.R. bu konuda şunları söyledi:
"If any particular case there is a danger of the appelleants not being repaid if their apepal is successful, either because the respondents are foreigners, or for other good reasons, this must b-e shewn by affidavit, and may form a ground for ordering a stay. To grant the present application would, the absence of special circumstances, clearly be to act contrary to the provisions and intention of the Rukes of Court.
Bowen, L.J. I am of the same -opinion. An unsuccessful litigant comes to ask us to deprive a successful one of the fruits of this success, until a further appeal is determined.- Nı affidavit has been made on behalf of the applicants and we must therefore assume that if the money is paid over to the respondents, and the appeal is successful, the appellants will be able to get it back. There is no reason, in my opinion, why in Admi-ralty cases we should make a practice of depriving a successful litigant of the-fruits of his litigation, and looking up funds, to which prima facie he is entitled, for a log time because they are secured by the bail bond. We cannot asume that it is Mtte-r of small importance to a succesful party to go without his damages for a long time. The rule which this Court laid down in Barker v. Lavery (1) applies to Admiralty cases as much as- to the others which cıme before the Court, for no special distinction between the different classes of cases has been drawn in the Rules of Court."
Yukarıdakilere ek oalrak Yargıtay/Hukuk 9/79 sayılı içtihat kararında da mahkeme sayfa 4'te şunları söyle-di:
"Yukarıda iktibas ettiğimiz İngiliz otoritelerinden açıkça görülüyor ki verilen herhangi bir hükmün icrasının durdurulması için icranın durdurulmasını isteyen tarafın hükümlü borcu ödediği ve istinafı kazandığı takdirde ödediği miktarı hükümlü alacak-lıdan geri alamama makul olasılığı olduğu hususunda mahkemeyi ikna etmesi gerekir ve böyle bir ikna etme istida ile beraber dosyalanan bir yemin varakası ile yapılabilir. Böyle bir yemin varakası yapılmayan hallerde icrayı durdurma emri verilmemesi gerekti-ği aşikârdır."
Yukarıda iktibas edilenler ışığında İlk Mahkeme hükmün icrasını durdururken hükümlü borcun niye Mahkemeye yatırılmasını emrettiğini anlamakta güçlük çektiğimizi itiraf etmeliyiz. Gerek davalı tarafından tanzim edilen yemin varakası ve ger-ekse istidanın duruşması esnasında Mahkemeye yapılan argumanlar arasında icranın durdurulmaması ve hükümlü borcun davalılara ödenmesi halinde bu paranın davacılar tarafından iade edilmeme olasılığının varit olduğu iddia edilmiş değildir. Bu durumda böyle b-ir iddia ileri sürülmeden hükümlü borcun Mahkemeye yatırılmasının emredilmesi hatalıdır ve bu gibi durumlarda icranın durdurulması gerekmez. Ancak önümüzdeki meseleden bu paranın Mahkeme emrine uygun olarak Mahkemeye yatırıldığı bir gerçektir. Yukarıda adı- verilen içtihat kararlarında vazedilen prensibin uygulanması ile takip edilecek en uygun yolun Mahkemeye yatırılan paranın davacılara ödenmesidir. Geriye davacıların istinafı kaybetmesi halinde almış olacağı hükümlü alacağını davalıya iade edeceği hususun-da onun vereceği teminat konusu kalır. Yukarıda iktbası yapılan Annot Lyle davası ve 9/79 sayılı içtihat kararında vurgulandığı üzere hükümlü borcun ödenmesi halinde ve istinafı kazanması durumunda bu parayı geri alamama olasılığının mevcut olduğunu iddia -edip bu hususta Mahkemeyi tatmin etmesi gerekir. Böyle bir iddia yapılmadığına göre paranın davacılar tarafından iade edilmeme olasılığının söz konusu olmadığı sonucuna varmamız kaçınılmazdır. Bu durumda davacılardan herhangi bir teminat vermesi de hukukuk-en istenemez.
Sonuç olarak istinaf kabul edilir ve 13.1.1987 tarihinde İlk Mahkeme tarafından verilen istinaf konusu emir iptal edilir. İlk Mahkemeye yatırılan hükümlü miktarın davacılar veya avuaktına ödenmesi emrolunur. Bu meyanda hükümlü borcun tatmin-i için çıkarılan menkul mal müzekkeresi de hali ile iptal olunur.
Gerek İlk Mahkeme gerekse istinaf masrafları aleyhine istinaf edilen tarafından ödenecektir.
(Salih S. Dayıoğlu) (Niyazi F. Korkut) (Aziz Altay)
- Yargıç Yargıç Yargıç
20 Ocak 1987
-
1
-
Full & Egal Universal Law Academy