-
D.11/97 Yargıtay/Hukuk 47/97
(İstida-İstinaf 4/96; Girne)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Taner Erginel,Metin A.Hakkı,Nevvar Nolan.
İstinaf eden: Leonard Fairc-lough (Cyprus) Ltd.,Lefkoşa
(Müstedi)
ile -
Aleyhine istinaf edilen :1. Tapu ve Kadastro Dairesi
Müdürü,Lefkoşa
2. Tapu ve Kadastro Dairesi
- Müdürü vasıtası ile KKTC.
Lefkoşa
3. Tapu ve Kadastro Dairesi
Müdürü vasıtası ile KKTC
Başsavcılığı, Lefkoşa
- (Müstedaaleyh)
A r a s ı n d a .
Girne Kaza Mahkemesinin 4/96 sayılı istida/istinafta 14.3.1997 tarihinde verdiği karara (Talât D. Refiker
Kaza Mahkemesi Başkanı, Narin F. Şefik Kaza Mahkemesi Kıdemli Yargıcı) k-arşı Müstedi tarafından yapılan istinaftır.
İstinaf eden namına: Avukat Menteş Aziz
Aleyhine istinaf edilen namına: Savcı Nejla Şenol.
-------------------
H Ü K Ü M
Taner Erginel : Müstedi, Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd. 1974'ten önce Rum Şirketle-r Mukayyitliği nezdinde kurulmuş bir şirketti. Kuzey Kıbrıs'ta taşınmaz
malları bulunan şirket, 12 Ekim 1990 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile Türk Şirketler Mukayyitliği nezdinde
de kaydoldu. Bu kayıt esnasında şirketin Kuzey
Kıbrıs'ta bulunan -mallarının bir listesi mukayyitliğe verildi. Karşıyaka'da bulunan 457 ve 484 koçan
numaralı taşınmaz mallar listede yer alıyordu. Bu mallarla ilgili işlem yapmaya kalkan Müstedi Girne Tapu Dairesinde güçlüklerle karşılaştı. Bunun nedeni
tapudaki sicil-de ve koçanlarda mal sahibinin isminin Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd. değil, Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd. Co. olarak yazılmış olması idi. Yani şirketin ismine Co. harfleri ilave edilmişti.
Müstedi, sözkonusu taşınmaz malı 1969 yılında satın aldığını-, Tapuda bulunan devir belgesinde (takririnde) alıcının isminin Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd.
olarak gösterilmiş olduğunu, Co. harflerinin sicil defterine ve dolayısıyle koçanlara daha sonra kimliği bilinmeyen kişiler tarafından yanlışlıkla ilave edild-iğini öne sürdü ve bu hatanın düzeltilmesini
istedi. Sözlü müracaatın sonuç vermemesi üzerine 4.12.1995 tarihinde Girne Tapu Dairesine bir dilekçe dosyalayan Müstedi sicil defterine ve koçanlara yanlışlıkla ilave edilmiş "Co" harflerinin çıkarılması-nı talep etti. Fasıl 224 Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasası madde 61 ve 80 ile 11/78 sayılı Taşınmaz Mal (Devir ve İpotek) Yasasının 50 ve 51. maddelerine dayanan bu dilekçeye Tapu Müdür Vekili Hüseyin Özdağ olumsuz yanıt verdi. T-apu Müdür Vekilinin red kararı şöyledir:
"
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ
TAPU VE KADASTRO DAİRESİ
LEFKOŞA- KIBRIS
Tel: 22 87278 Tarih: 15 Ocak 1996
Sayı: TK 59/75/2
TK 67/75/1 "B"
Avukat Menteş Aziz
Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd.
30, 32- Müftü Raci Efendi Sokak.
Lefkoşa.
İlgi: 4 Aralık, 1995 tarihli yazınız.
İlgi yazınıza atfen, ilgi yazınızda sözü edilen şirketin isminden "Co" kelimesinin silinmesi yasal yönden uygun olup olmadığı Hukuk Dairesine sorulmuştur. Alınan yanıt ise kon-u şirketin isminden "Co" kelimesini silmemiz yasal yönden uygun
olmadığıdır.
Bu nedenle ilgi yazınıza olumlu yanıt vermemiz yasal yönden mümkün değildir.
Bilgi edinilmesi saygı ile rica olunur.
Hüseyin Özdağ
- Tapu ve Kadastro Dairesi
Müdür (V.) "
Aldığı bu yanıta karşı Girne Kaza Mahkemesine bir istida -istinaf dosyalayan Müstedi, Tapu Müdür Vekilinin kararının hatalı olduğunu öne sürdü ve kararın iptal edilmesini talep etti.- İstida-istinafta Müstedaaleyhi temsil eden Savcılığın itiraz etmesi üzerine istida-istinafın duruşması yapıldı.
Duruşmada Müstedi 5, Müstedaaleyh 2 tanık dinletti
ve Mahkemeye 35 belge ibraz edildi.
Tartışma konusu 11/78 sayılı Taşınmaz Mal (-Devir ve İpotek) Yasasının 50.'nci maddesinin iglili kısmı şöyledir:
"50. iyi niyet ve hile ile
yapıldığına bakılmaksızın bu Yasada
sözü edilen hususlardan herhangi
birine ilişkin yapılan yanlışlık,
ihmalkârlık, sahte beyan, sahte
kişilik takınma- veya sahtekârlık
ile, taşınmaz mal devri veya ipotek
kaydı veya ipotek devri kaydı
yapılması halinde, gerçek durumu
saptayan Müdür, Taşınmaz Mal
(Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri)
Yasasının 61.'nci maddesinde
öngörülen yanlışlık veya
ihmalkârlıkta olduğ-u gibi böyle bir
kaydı iptal veya doğrultabilir. Söz
konusu maddenin kuralları; gerekli
değişiklikler yapılmak koşulu ile
yanlışlık veya ihmalkârlığa
uygulandıkları biçimde yukarıdaki
kayıt iptâl ve değiştirmelerine de
uygulanır"
Daha önce Y/H 40/90, -41/90 (D.42/90) sayılı davada 50.madde tartışılmış ve Yüksek Mahkeme şöyle bir görüş belirtmişti.
"..İhtilâflı konunun çözümü girift
hukuki sorunlar içerebilir. Bu konuda
ibraz edilmek istenen şahadetin kabul
edilir veya edilmez olduğu iddia
edilebilir.- Bu gibi durumlarda kanuni
konulara cevap vermekte ehil merciin
Mahkemeler olduğuna da kuşku yoktur."
Yukarıdaki görüşü dikkate alan Girne Kaza Mahkemesi kararında aşağıdaki sonuca vardı.
"Huzurumuzdaki meselede ise müstedi Girne
T-apu Dairesindeki tapu sicillerinde "Land
Register" veya defterlerinde veya kayıt sertifikalarında (koçanlarında ) ismine
yanlışlıkla dahil edildiğini iddia ettiği "Co."
sözcüğünün çıkarılmasını talep etmektedir.
İddia konusu yanlışlığın basit bir hat-a veya
ihmal olmadığı hususunu yukarıda atıfta
bulunduğumuz istinaf kararı ışığında değerlendirmeye tabi tuttuğumuz zaman taraflar arasında ihtilaf konusu olan söz konusu yanlışlığın Müstedaaleyh No.1 tarafından gerek 50.'nci (11/78 sayılı yasa) ve gerek-se 61.'nci (F.224) maddeler tahtında tezekkür edilip karara bağlanmasının olası olmadığı sonucuna varmakta ve bulgu yapmaktayız."
Önümüzdeki istinaf bu karara karşı yapılmış olup istinaf ihbarnamesinde üç neden bulunmaktadır.
Müstedinin sözkonusu malı L-eanord Fairclough (Cyprus) Ltd., adına aldığı ve ipotek koyduğu emarelerden ortaya çıktığına göre, sicildeki ve koçanlardaki Co. harflerinin basit bir hata sonucu yazıldığı kanıtlanmıştır. Bu durumda İlk Mahkemenin hatanın basit olmadığı sonucuna va-rması ve prosedürü hatalı bulması doğru
değildir.
-
İlk Mahkeme Y/H 40/90 ve 41/90 (D.42/90) sayılı istinaf kararlarını hatalı yorumladı. Çünkü bu kararlarda vatandaşların çelişkili beyanlarda bulundukları bir konunun karara bağlanması sözkonusu idi. Halbuki bu istidada mal -üzerine hak iddia eden başka bir kişi yoktur. Tartışılan, şirketin ismindeki yanlışlığın düzeltilmesidir.
İlk Mahkemenin tarafları dinlemeden ve taraflara söz hakkı vermeden prosedürün hatalı olduğuna karar vermesi doğal adalet ilk-elerine aykırıdır.
İstinafın duruşmasında İstinaf eden avukatı yukarıdaki iddialarını tekrarladı. Savcılık ise Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd.,Co.'nun başka bir şirket olabileceğini, kayıtlarda güneyde olduğu için Savcılığın bu hususu araştırma olanağı-na sahip olmadığını ve İlk Mahkeme kararının doğru olduğunu iddia etti.
İlk Mahkeme kararı okunduğu zaman daha ilk anda insanın aklına ciddi sorular gelmektedir.
Tapuda yapılan bir yanlışlık nedeniyle vatandaşın başvurabileceği iki prosedür vardır.
Fası-l 224 Taşınmaz Mal (Tasarruf,Kayıt ve
Kıymet Takdiri) Yasasının 61 ve 80.
maddeleri ile 17/78 sayılı Taşınmaz Mal
(Devir ve İpotek) Yasasının 50. maddesine
dayanarak önce Tapu Müdürüne yanlışlığın
düzeltilmesi için bir dilekçe dosyalama-sı, Tapu Müdürünün kararından memnun kalmayan tarafın 30 gün içinde bu kararı Kaza Mahkemesine istinaf etmesi.
Yanlışlığın düzeltilmesi için doğrudan Kaza Mahkemesine bir dava açılması.
Bu iki prosedür karşısında insanın aklına hemen şöyle bir -soru geliyor. Madem ki her iki prosedürün de sonunda kararı verecek olan Kaza Mahkemesidir. Önce Tapu Müdürüne müracaat ederek dolaylı bir yol izlemenin yararı ne olabilir? Bu soruya yanıt bulmakta güçlük çekmiyorum. Maalesef bir kısım hukukçular us-ul kurallarını yagılamanın âdil olmasını sağlamak için belirlenmiş yol gösterici kurallar olarak kabul etmemektedirler. Aksine usul kurallarını taraflara güçlük çıkarmak için kullanılan, harfiyen uyulması gereken katı ve anlamsız kurallar olarak kabul ede-n bir görüş vardır. Öyle sanıyorum ki Tapu'daki yanlışlığı düzeltmek isteyerek hakkını aramaya kalkan ve doğrudan Mahkemeye başvuran birçok kişi o kadar büyük güçlüklerle karşılaştı ve daha ağzını açmadan "hatalı yol izliyorsun önce Tapu Müdürüne baş-vur" direktifini aldı ki Müstediler dolaylı yola başvurmayı daha salim bulmaktadırlar. Önümüzdeki istidada dolaylı yola başvurmak da Müstediyi usul tartışmalarından kurtaramadı ve uzun bir duruşma sonunda Mahkeme ona: "Dolaylı yola başvurmakla hat-a ettin, doğrudan
Mahkemeye başvurmalıydın yapılmış olan tüm işlemler geçersizdir" yanıtını verdi.
Ancak iki prosedür arasında nasıl bir fark var ki İlk Mahkemenin duruşma sonunda bu kadar çok zaman ve enerji kaybına neden olarak bir karar vermesin-e yol açtı?
Aile Hukuk 1/94 (D.1/94 de belirttiğim görüşe atıfta bulunmak istiyorum.
"Müstedinin istidayı dosyalamadan önce bir
ikilemle karşı karşıya olduğunu, çünkü hangi
yolu izlese bir usul itirazıyla karşılaşa-
bileceğini görürüz. Bö-yle durumlarda usul
tartışmalarına iltifat etmek büyük zaman ve
enerji kaybına neden olmaktadır. Bu nedenle
her iki prosedürün de aynı derecede geçerli
olduğu yani alternatif prosedürlerden herhangi
birinin izlenebileceği sonucuna varmak en
uygun ve a-dil çözüm yoludur. Özellikle
adaletin gerçekleşmesi açısından iki prosedür
arasında hiçbir fark yoksa bu tartışmaya devam
etmenin bir anlamı yoktur."
Şahsi görüşüm iki prosedür bulunan durumlarda prosedürlerden birinin yasa koyucu tarafından iptal edi-lmesi gibi çok ciddi bir neden yoksa her iki prosedürün de geçerli olduğudur. Taraflardan biri zamanında, yani yeni bir işlem yapılmadan önce izlenmekte olan prosedüre karşı bir itiraz yaparsa ve Mahkeme diğer prosedürün daha âdil olacağına inanırsa diğer- prosedürün izlenmesi yolunda bir direktif verebilir. Ancak bunu yargılamanın daha âdil olmasını
sağlamak için yapabilir. Yargılamayı zorlaştırmak için veya anlamsız bir usul kuralını katı bir şekilde uygulamak için değil.
Yargıtay/Hukuk 61/8-0 (D.3/81) sayılı kararın bir bölümünde şöyle denmektedir:
"Hukuk Usulü Mahkemeleri Tüzüğündeki Nizamların herhangi birine veya yürürlükte olan herhangi bir usul kuralına riayetsizlik durumunda yanıtlanması gereken sorun, sözkonusu riayetsizliğin bir usul-süzlük (irregularity) veya bir hükümsüzlük (nullity) olup olmadığıdır. "Usulsüzlük" ise bundan müşteki olan taraf yargısal işlemde yeni bir adım atmışsa bu usulsüzlükten sarf-ı nazar etmiş sayılır. Öte yandan yapılan işlem "hükümsüzlük" ise müşteki taraf-ından yeni adım atılması mühim bir rol oynamaz. (Gör:Mcfoy v. United Africa Co. Ltd.1961 3 A.E.R. 1169 ve Kyriacos Protopapas v. Eleni Vasiliou C.L.R. 1958 vol. 24 s. 132 s. 134.)
Usulsüzlük ile hükümsüzlüğü tefrik etmek kolay değildir. Ve bu tefrik- araştırabildiğimiz kadarıyla kat'i bir şekilde henüz belirlenmiş değildir. Bu noktada Re-Pritchart (decd) 1962 2 AER s.846 sayfa 849'da Yargıç Wilberforce şunları söyledi:
'It is clear that the courts have up to now refused to lay down in specific t-erms what is the dividing line between a nullity and an irregularity, and indeed, they have on many occasions underlined the difficulty which sometimes exists in deciding between the two.'
Aynı dava İstinaf Mahkemesine istinaf edildi. (Bak: Re-Pritch-ard (1963) 1 AER
873). Çoğunluk kararını veren Upjohn L.J.
'hükümsüzlükten' bahsederken şunları söyledi:
'A fundamnetal defect will make it a nullity. The court should not readily a defect as fundamental and so a nullity and should be an-xious to bring the matter within the umbrella of 0.70 when justice can be doneas a matter of discretion..."
Görüleceği gibi içtihatlar hükümsüzlükle usulsüzlüğü birbirinden ayıracak sınırı kesin olarak belirlemiş değillerdir. Ancak hükümsüzlük olması -için önemli bir hukuk kuralının ihlâl edilmesi ve dolayısıyle önemli bir hatanın yapılmış olması gerektiği ve tereddütlü durumlarda takdir hakkının kullanılmasına olanak veren usulsüzlük teşhisinin tercih edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Önümüzdeki ist-idada Mahkeme söz konusu prosedürlerden birini sonuna kadar izlemiş, 7 tanık dinleyip 35 belge incelendikten sonra hiçbir itiraz olmadığı halde nihai kararında bu konuya değinerek Müstedinin hatalı prosedür izlediğini belirtmiş ve yapılan işlemleri iptal e-tmiştir. Prosedürlerden birine başvurmakla Müstedi önemli bir hukuk kuralını ihlâl etmiş olsaydı İlk Mahkemenin tarafların görüşünü aldıktan sonra geçmiş işlemleri yapılmamış kabul etmesi mümkündü. Ancak burada dolaylı prosedürü tercih etmekle Müstedi es-aslı bir hukuk kuralını ihlâl etmiş değildir. Dolaylı prosedür yasa koyucu tarafından ilga edilmiş olsa ve bunu farketmeyen Müstedi böyle bir prosedürü izlese önemli bir hatanın yapıldığı öne sürülebilirdi. Halbuki burada yasa maddeleri
yürürlükted-ir. Sadece Mahkemenin prosedürlerden birini daha uygun ve âdil bulması sözkonusudur.
Tapu kayıtlarına ilişkin bir ihtilâfta Tapu Müdürünün tanıklar dinleyip karar üretmesinin kolay olmadığı, bu nedenle tanıkların dinlenmesi sözkonusu ise doğrudan Mahk-emeye gelmenin daha yerinde olduğu görüşü doğrudur. Ancak burada tanıkları zaten Mahkeme dinlemiştir. Doğrudan prosedüre başvurmanın bir yararı da kalmamıştır. Bu koşullarda İlk Mahkemenin tarafların görüşlerini de almadan geçmişe dönük olarak yapılmış -tüm işlemleri ortadan kaldırması doğru olabilir mi?
Bu değerlendirmelerimden anlaşılacağı gibi İlk Mahkeme kararının hatalı olduğu görüşündeyim. Ancak İlk Mahkeme ile aramdaki görüş ayrılığı spesifik bir konuda olmayıp yargının görevi ve usul hukukuna i-lişkin genel anlayıştan kaynaklanmaktadır. Spesifik bir konuda görüş birliğine varsak bile bu görüşün uygulanmasında aramızda görüş ayrılığı bulunmaktadır. Y/H 48/93 (D.17/94)'de bir trafik kazasına katkıda bulunan üçüncü kişilerin davaya nasıl katılacağ-ı tartışılmış ve İlk Mahkeme davalı ekleme prosedürünün doğru olmadığına karar vermişti.
İlk Mahkemenin görüşü spesifik olarak doğru olmakla birlikte bu görüşün uygulanma şekli ve vardığı sonuç İngiliz veya modern yargılama sistemlerine
tamamen te-rsti. Bu kararda şöyle denmiştir: (Y/H 48/94 (D.17/94)
"Önümüzdeki davada genel görünüm şöyledir: Üçüncü şahıs prosedürünün başlama tarihi konusunda geçmiş içtihatlarda dar bir yorumun benimsenmesi yani isbat-ı vücut muhtırası dosyalandıktan sonra b-u prosedürün başlamasına izin verilmemesi davalı avukatlarını başka bir çıkış yolu aramaya zorlamış ve bu nedenle davalı ekleme prosedürü sık sık başvurulan bir prosedür haline gelmiştir. İşte İlk Mahkeme kararı, bulunan bu çıkış yolunu da kapama dolayısı-yle birbirine paralel iki prosedürden ikisini de işlemez hale getirip bazı konuları yargının dışına çıkarma anlamını taşıdığı için sakıncalıdır. Gerçi İngiliz içtihatları ve tüzük metinleri incelenince İlk Mahkeme kararının doğru olduğu düşünülebilir. (B-ak: Turner v. The Hadnesford Cas. Company, 1878, Law Journal, Vol.47,Q.B.D. page 296) Gerçekten önümüzdeki davanın olguları davalı ekleme prosedüründen çok üçüncü şahıs prosedürünün izlenmesine uygundur. Ancak İlk Mahkeme kararının vardığı sonuç İngiliz i-çtihatlarının vardığı sonuca tamamen terstir. Orada verilen kararlar önümüzdeki davaya benzer durumlarda Davalı ekleme prosedürü değil üçüncü şahıs prosedürü izlenmesinin daha uygun olacağı anlamını taşırken yani üçüncü şahıs prosedürüne yeşil ışık yakark-en burada önü tıkanmış olan bir prosedüre bir tıkanma daha getirme anlamını taşımaktadır. İngiliz içtihatları arasında üçüncü şahıs prosedürünün başlama zamanı konusunda dar yorumu benimseyen ve dolayısıyle davalı ekleme prosedürü ile üçüncü şahıs prosedü-rünün ikisini de işlemez hale getirip bir kısım iddiaları yargının dışına çıkaran bir içtihat yoktur. Usul maddelerini bu şekilde yorumlayarak adaletsiz sonuçlara neden olmak bu hukuk dalının bağlı olduğu temel ilkelere terstir. İlk Mahkeme
kar-arı İngiltere'den farklı olarak bundan sonra ülkemizde ikiden fazla aracın katıldığı veya üçüncü kişinin katılması gerekli davalarda iddiaların önemli bir bölümünün yargının dışında kalacağı ve yargılamanın eksik yapılacağı mesajını vermektedir. Acaba Huk-uk Usulü Muhakemeleri kuralları böyle katı ve dar bir yorumu gerektiriyor mu? Usul kurallarını âdil bir yargılamayı olanaksız kılacak şekilde uygulamak doğru mu?"
İlk Mahkeme ile aramızdaki görüş ayrılığının nedenini araştırdığımız zaman şekilci hu-kuk anlayışı ve öze önem veren hukuk anlayışı arasındaki farka dayandığını görürüz. Bu anlayış farkı hemen her davayı etkileyebileceği; hukuk sistemimizi yozlaştırabileceği veya yüceltebileceği için bu konu üzerinde mümkün olduğu kadar fazla durmaya - çalışıyorum. Daha iyi anlaşılabilmek için yargı ve hukuka ilişkin doğru olduğuna inandığım temel görüşleri anlatmaya çalışacağım.
Yargı fonksiyonu:
Yargı veya Mahkeme taraflar arasındaki ihtilâfı çözmeye yarayan bir makamdır. İyi bir yargı- organı tarafları dinler, ibraz edilen delilleri inceler ve hangi tarafın haklı olduğunu bulmaya çalışır. Ceza ve hukuk davalarında yargının fonksiyonu farklı olmakla birlikte her ikisinde de yargıcın tartışan taraflar arasında tarafsızlığını koruması ve -doğruyu bulmaya çalışması gerekir. Yargı organları arasında karşılaştırmalı bir çalışma bize yargı organının her zaman bu özellikleri koruyamadığını göstermektedir. Geçmişte ülkemizde ve halen bazı ülkelerde yargı
organı tarafsızlığını korumayan mü-dahaleci bir karaktere sahip olmuştur. Böyle bir yargı organını semi-administrative diye tanımlamamız mümkündür. Semi-administrative yargı organı tarafların olgusal ve hukuksal görüşlerini dinlemeden ve onların çizdiği çerçeveye aldırmadan olguları re-'sen araştırır ve kimsenin aklında olmayan bir hukuk kuralını bularak meseleye uygulayabilir. Örneğin Şeri Mahkemelerde kadıların bir ölçüde böyle hareket ettiklerini söyleyebiliriz. Böyle bir yaklaşımın ilk bakışta mahkemelerin otoritesini artıracağını -ve halkta korkuyla karışık bir saygı uyandıracağını düşünmek mümkündür. Ancak karşılaştırmalı çalışma bize bu tür yargı organlarının çok kısa sürede saygınlıklarını yitirdiklerini göstermektedir. Yargıç insiyatifi ele alıp müdahale ettikçe taraf haline g-elmekte ve saygının yerini şüphe almaktadır. Böyle bir yargı organının toplumda eleştirilmeye başlanması ve hatta bir süre sonra eleştirilen kurumların başında gelmesi süpriz bir olay değildir. Bu nedenle tarafların tartıştıkları konuların dışına çıkarak- bir görüş ortaya atan ve davayı buna göre sonuçlandırmaya kalkan yargıç tehlikeli bir alana gitmiş demektir ve ihtiyatlı olmak zorundadır.
Hukuk sistemimizde yargıcın re'sen bir hukuk kuralını ortaya çıkarması ve meseleye uygulaması mümkün olmakla birli-kte, bu çok istisnai hallerde başvurulması gereken bir davranıştır. Bunun için
kuralın önemli olması
tarışma kabul etmiyecek kadar açık ve kesin bir kural olması gerekir. Her halükârda yargıç böyle bir kuralı uygulamak niyetinde olduğunu taraflar-a bildirmeli ve onların görüşlerini dinledikten sonra yapılan tartışmalar çerçevesinde bir sonuca varmalıdır. Açık ve kesin olmayan bir kuralı ortaya çıkarmak ve tarafların görüşlerini almadan uygulamak doğru değildir.
Bir yargılamada tarafların tartışt-ıkları ve yargıcın karar vermesini istedikleri ihtilâf iki tür olabilir.
Olgusal İhtilâf
Yasal ihtilâf
Olgusal İhtilâf (Dispute on the facts of the
case):
Olgusal ihtilâfın çözümünde uygulanması gereken ilke gerçeği bulmadır. Mahkemeye başvuran kişi-ler genellikle olayların nasıl gerçekleştiği konusunda anlaşamazlar. Bu nedenle yargı organının en önemli görevi gerçeğin ne olduğunu bulup ortaya çıkarmaktır. Yargıç yasal ihtilâfa ağırlık verip olgusal ihtilâfı çözümsüz bırakamaz. Çünkü davayı dinley-en Mahkeme hiçbir zaman davanın daha ileri aşamalarında (istinafta) o olguların önem arzetmeyeceğinden emin değildir. Dolayısıyle Mahkemenin olgusal ihtilâfları çözen bir karar vermesi gerekir. Mahkeme davayı
yönetirken olgusal ihtilâfta amacın ge-rçeği bulmak olduğunu aklında tutmalı, gerek tarafları yönlendirerek, gerekse gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan tarafa yardımcı olarak, doğru bir sonuca varmalıdır.
Yasal ihtilâf (Dispute on the point of law):
Yasal ihtilâf iki türlü olabilir.
Madde Hukuk -Kuralının Yorumu (Interpretation of the substantial law)
Usul Kuralının Yorumu (İnterpretation of the rules of procedure)
Madde Hukuk Kuralının Yorumu :
Taraflar Mahkemenin tespit ettiği olgulara uygulanacak yasa maddesinin hangi madde olduğu veya bu mad-denin anlamı konusunda görüş ayrılığı içerisinde olabilirler. Burada dikkat edilmesi gereken ilke şudur: Yasalar yorumlanırken yasa koyucunun amacını ortaya çıkarmaya çalışmak gerekir. Yasa koyucu, amacını bazı sözcüklerle ifade etmiştir. Mahkeme bu sö-zcüklerden hareket ederek yasa koyucunun amacını bulmalıdır. Yasa koyucunun amacının ne olabileceğini hiç düşünmeden sözcüklere beklenmedik anlamlar vermek veya yasa koyucunun amacına ters olduğu açıkca görülen sonuçlara varmak doğru değildir. Mahkemenin- "yasa koyucunun amacı belli, fakat kaleme almayı beceremediler" diyerek yorumlar yapması veya yasayı işlemez hale getirecek bir sonuca varması doğru değildir. Ülkemizin en önemli sorunlarından biri yasa
koyucunun yasa yaparken gerekli titizliği gö-sterememesi ve yasaların kalitesinde bir düşme olmasıdır. Buna karşılık yargının dikkatli olması ve yaptığı yorumlarla eksikliği gidermeye çalışması gerekir. Yasa koyucunun amacının ne olabileceğini dikkate almadan yapılan yorumlar mevcut hataya bir hata- daha ilâve edebilir ve ülkemiz bundan büyük zarar görebilir.
Yasa belli bir durumda olan tüm kişilere aynı kuralı uygulamak için yapılır. Yasaların içinde eşitlik ve adalet kavramı vardır. Yasa koyucunun genel amacı topluma adaleti getirmek ve huzur s-ağlamaktır. Bu nedenle bir yasa maddesine birden fazla anlam vermek mümkünse daha âdil olan anlamı tercih etmek gerekir. Bunun gibi yargıç, yasanın boşluğunu doldurma yetkisini kullanacağı zaman da âdil bir kuralla boşluğu doldurmaya çalışmalıdır.
Usul -Kuralının Yorumu :
Bir usul kuralını yorumlarken kural koyucunun amacını ortaya çıkarmaya çalışmak gerekir.
Bir davada olgusal olsun, yasal olsun, ihtilâf konularını tartışan tarafların uymaları gereken kurallar usul kurallarıdır. Usul kuralları davayı y-öneten ve yönlendiren yargıca yol gösterme amacıyla saptanmıştır. Olgusal tartışma konusunda gerçeği, yasal tartışma konusunda ise doğru yorumu bulmaya
çalışan Mahkeme acaba hangi kurallara göre hareket etmelidir? Usul kuralını koyan makam işte b-u soruyu sorarak kuralları tespit etmeye çalışır. Usul kurallarını koyan kural koyucunun amacı taraflardan birinin diğerine haksızlık yapmasını önlemek ve davanın âdil bir sonuca ulaşmasını sağlamaktır. Kural koyucu katı ve anlamsız kurallar koyarak haks-ız sonuçlara varılmasını amaçlamaz. Aksine âdil bir sonuca ulaşmaya çalışan yargıca yol göstermek amacıyla kuralları saptar ve yargıcın takdir hakkını da kullanarak adalet gerçekleştirmesini bekler. Hukuk Muhakemeleri Usulu Tüzüğümüzün hemen her kuralınd-a yargıca takdir hakkı tanımasının nedeni budur. Ayrıca Emir 64'e göre taraflardan herhangi birinin herhangi bir usul kuralına aykırı işlem yapması halinde Mahkemenin takdir hakkını kullanarak bu işlemi geçerli kabul edebileceğini belirtmesinin nedeni bud-ur. Tekrarlamakta yarar var ki, herhangi bir husus Mahkemenin takdirine kalmışsa, Mahkeme bu hakkını keyfi değil âdil kararlar vererek kullanmak zorundadır.
Bu görüşler ve ilkeler ışığında önümüzdeki istidaya baktığımız zaman çok farklı bir görünüml-e karşılaşırız. Burada taraflar arasında yasal tartışma konusu yoktur. Taraflar arasında olgusal tartışma konusu vardır ve o da bir tek konudur. Müstediye göre Co. harfleri company veya şirket demektir. Tapudaki bir memur bir hata sonucu veya mal sahib-inin bir
şirket olduğunu anlatmak için bu harfleri şirketin isminin sonuna eklemiştir. Co. harflerini taşıyan Leonard Fairclogh (Cyprus) Ltd.Co. diye başka bir şirket yoktur. Dolayısıyle mal Müstediye aittir. Bu iddialara karşı Müstedaaleyh şirk-et kayıtlarının Güneyde olduğunu, araştırma olanağına sahip bulunmadığını, bu isimde başka bir şirketin bulunabileceğini iddia etmektedir. Acaba bu iddiaların hangisi doğrudur? Mahkemenin kendi kendine sorması gereken soru budur. Mahkemenin asli görevi -bu konuda gerçeği bulmak veya şahadet hukuku ilkelerini dikkate alarak bir sonuca varmaktır. Olgusal ihtilâf konusunda gerçeği bulduğu veya ilkeleri doğru uygulayarak doğru bir sonuca vardığı ölçüde Mahkeme başarılı kabul edilecektir. Halbuki önümüzdeki -istidada Mahkeme esas tartışma konusuna ilişkin hiç bir karar vermemiştir. Yapması gereken esas işi yapmamıştır. Usul kuralllarını hiç bir gayeye hizmet etmeyen katı ve anlamsız kurallar kabul ederek yargılamayı sıfırlamak için kullanmıştır. Farklı görü-şte olan meslektaşlarıma saygım saklı kalma koşuluyla bu hukuk anlayışını İngiltere'de ve diğer modern yargılama sistemlerinde ortadan kalkmış olan şekilci hukuk anlayışı olarak tanımlıyorum. Bu konuya geçmiş kararlarımda da değinmiştim. (Y/H 74/87 (D.-31/88)'de şöyle denmektedir.
-
"Odgers on Pleadings and Practice 20. Baskı sayfa 80'de bu konuda şu bilgiler
yer almaktadır.
'The principles on which pleadings were
framed, and the rules which regulated them,
remained substantially the same till 1852. Their practi-cal utility was, however, seriously impaired by the over - subtlety of the pleaders and by the excessive rigour
with which the rules were applied; the
merits of the case being constantly subordinated to technical questions of form. A determined effort w-as made to correct
these defects by the provisions of the
Common Law Procedure Acts, 1852 - 1860.
1852'den önce İngiltere-'de ve tüm Avrupa'da şekilci Hukuk anlayışı dediğimiz bir hukuk anlayışı hakimdi. Bu anlayışta yargılamanın amacı veya usul kuralının hangi amaçla kabul edildiği üzerinde durulmaz, tarafların usul kurallarına harfiyen
uymaları beklenirdi. Belirlenmiş us-ul kurallarından en küçük bir sapma o tarafın davayı kaybetmesi sonucunu doğururdu. Bu usul hukuku anlayışı içinde usul
tartışmalarından davaların esasına inmeye
fırsat kalmazdı ve davaların adil bir sonuca ulaşması hemen hemen olanak dışıydı.
Meydana -gelen haksızlıkların zorlamasıyla usul hukuku bir değişim geçirdi. Usul Hukukunda şekle önem veren anlayışın karşısında yer alan anlayışı öze önem veren usul hukuku anlayışı diye isimlendirmek mümkündür. Bu anlayışa göre usul Hukukunun amacı yargılamanın- âdil olmasını sağlamak ve bir tarafın diğer tarafa haksızlık yapmasını önlemektir. Bu anlayış içinde usul kuralını yorumlarken yani anlamını tesbit ederken kuralın amacını gözönünde bulundurmamız gerekir. Öze önem veren usul hukukunun getirdiği diğer bi-r yenilik ise yargıca
geniş takdir hakkı tanımak olmuştur. Bu
geniş takdir hakkı da yargıcın keyfi karar verebilmesi için değil âdil kararlar vererek ortaya çıkabilecek haksızlıkları önlemesi
için kabul edilmiştir.Hemen şunu eklemek gerekir ki şekle ön-em veren ve öze önem
veren usul hukuku anlayışı arasındaki
mücadele bir çırpıda sona ermiş değildir.
Değişik boyu ve değişik alanlarda
mücadelenin devam ettiğini görüyoruz. Ancak
tarihsel gelişme içinde öze önem veren hukuk
anlayışının gitt-ikçe daha etkin olduğunu ve
yargılamada âdalet kavramının gittikçe daha
fazla önem kazandığını gözlemlemek
mümkündür."
Şekilci hukuk anlayışı yargılamayı adaletsiz ve anlamsız hale getiren bir anlayış olmasına rağmen kolay
terkedilen bir anlay-ış değildir. Bir kısım hukukçuların her zaman bu yönde bir eğilimleri olmuştur. Bu nedenle İngiltere'de ve dünyanın diğer ülkelerinde geriye dönüşler yaşanmaktadır. Re-Pritchard davasında Lord Denningin çok acı bir şekilde bu geriye dönüşleri eleştirdiği-ni görüyoruz. Re-PRITCHARD (1963) 1 A.E.R sayfa 879 davasında azınlıkta kalan Lord Denning, şunları söylemiştir.
"My brethren take a different view. They
think the defect is fatal and that the
plaintiff must be driven from the judgement
seat without a -hearing. I greatly regret
that this should be so: quite recently in
PONTIN v. WOOD, Holroyd Pearce, L.J. recalled
the proud boast of Bowen, L.J.:"
"It may be asserted without fear of
contradiction that it is not possible in the
year 1887 for an hon-est litigant in Her Majsety's Supreme Court to be defeated by any mere technicality, any slip, any mistaken
step in this litigation."
"The present case, and some others which I
have quoted, show that in this year,
1963, t-he assertion can no longer be made. We
have not followed the handwriting of our
predecessors. We have marred our copy-book
with blots, and the more's the pity of it."
Lord Denning diyor ki: "Haklı bir kişinin davası 1887 yılında (usul reformu yaşand-ıktan sonra) İngiltere'de teknik bir nedenle, bir yanlışlık
yapıldığı için veya hatalı bir usul adımı atıldığı için iptal edilmiyordu. Ne kadar acıdır ki bugün bu doğru yoldan ayrılan meslektaşımız var." Lord Denning'in tepkisine katılmamak olası değild-ir. Çünkü geçmişte insanlık şekilci hukuk anlayışından çok acı çekmiştir. Hukukta mantık ve adalet bırakmayan bu anlayıştan kurtulmak için büyük çabalar harcanmıştır.
Şunu da belirtmek yararlı olacak ki Lord Denning'in şikâyet ettiği şekilcilikle- bugün bizim şikâyet ettiğimiz şekilcilik arasında büyük fark
vardır. Değişik düşünen meslektaşlarıma saygım saklı
kalma koşuluyla ve gösterdikleri titizliği takdir ettiğimi belirttikten sonra burada tanık olduğum şekilciğe İngiltere'de 200 yıl önce de r-astlamanın mümkün olmadığı görüşündeyim. Bu nedenle İngiltere'de önümüzdeki kararın benzerini aramak boşa zaman kaybı olacaktır.
Daha önce, ortaçağda İngiltere'de ve tüm Avrupada daha da aşırı bir şekilcilik vardı. Örneğin bir küçüğün velâyetine ilişki-n davada yargıç velayetin kime verileceği hususu üzerinde durmaz, küçük
denmesinin hatalı olduğunu çocuk denmesi gerektiğini belirtirdi. Veya bunun tam tersi olabilirdi. Küçükle çocuk arasında hiçbir anlam farkı olmadığı halde dava baştan sona b-u tartışmaya veya buna benzer bir usul tartışmasına ayrılır davanın özüne inmeye fırsat kalmazdı. Yargı bir usul tartışması ile davayı bitirme sanatı haline gelmişti. Hukuk, aşama aşama böyle
anlayışlardan geçerek günümüze gelmiştir.
Bir an için doğru- usul anlayışına geldiğimiz yani usul kurallarını adaleti sağlamak için konmuş kurallar olarak kabul ettiğimiz ve kural koyucunun amacını dikkate alarak yorumladığımız zaman birçok olayda hiçbir sorun kalmadığını görürüz. Tanık dinlenecek meselelerde doğr-udan Mahkemeye gelinmesi gerektiğini belirleyen kuralın (bunu ortaya koyan içtihatların) bir amacı vardır. O da tanıkların Mahkeme tarafından dinlenmesidir. Tanıkların Mahkeme taraından dinlenmiş olduğu bir meselede bu kuralın ihlâl edildiği söylenemez. - Aksine uzun bir duruşmadan sonra Mahkemenin yapılanları sıfırlayıp tekrar dinlenmesini öngörmesi usul kurallarının amacına aykırıdır.
Müstedinin usul sorunları İlk Mahkemede sona ermedi. İlk Mahkeme olaylara şekilci hukuk anlayışı ile baktığı için Mü-stedinin dolaylı prosedürü izlemekle hata ettiğini belirtmekle ve tüm işlemleri iptal etmekle kalmadı Tapu Müdür Muavininin yazdığı yanıtta da hatalar buldu. Sanki verilen yanıtın içeriği değil
de yazılma şekli önemliymiş gibi sanki Tapu Müdürü ön-ünde prosedür tartışması yapılmış gibi yazının daha farklı yazılması gerektiği sonucuna vardı ve bu nedenle Müstediyi bu yazıdan şikâyet etmekte haklı buldu. Böylece özde istidayı kaybeden Müstedinin şeklen kazanmış gibi göründüğü bir karar ortaya çıktı. - İstinafta Müstedinin İlk Mahkemede istidayı kazandığı, dolayısıyle istinaf etme hakkının bulunmadığı öne sürüldü. Şekilci hukuk anlayışı içerisinde bu sorunu çözmek de son derece zor veya olanak dışıdır. Öze önem veren usul hukuku anlayışı içerisinde is-e ortada bir sorun yoktur.
İstinaf dosyalanmasına ilişkin Emir 35 kural 4 şöyledir:
"The appellant may, by his notice, appeal
from the whole or any part of any
judgement or order;.... ."
Görüleceği gibi bir hükmün tümüne veya bir kısmına karşı- istinaf yapılabilir. Eğer Müstedi kararın kendi leyhine olan bölümünü istinaf etmiş olsa ve Mahkemenin vaktini boş yere almaya kalksa örneğin akademik bir sorunu tartışmak istese bu kurala aykırı hareket ettiğini düşünebilirdik. Şekilci hukuk anlayışı b-u kuralı adaleti gerçekleştirmek için değil taraflara engeller çıkarmak için konmuş anlamsız ve katı bir kural olarak gördüğünden İstinafedene "gerçi sen davayı kaybettin ancak şeklen kazanmış görünüyorsun şu halde istinaf edemezsin" demeyi anlayışına uygu-n bulabilir. Ancak ne kadar şekilci olursa olsun yukarıdaki kurala
böyle bir anlam vermek için çok zorlanmak gerekir. Kaldı ki şekilci hukuk anlayışının ne kadar hatalı olduğunu, yargılamada mantık ve adalet bırakmayan terkedilmiş bir anlayış olduğ-unu yukarıda ayrıntılı bir şekilde anlatmış bulunuyorum. Bu nedenle Müstedinin istinaf edemiyeceği görüşüne katılmıyorum.
Yukarıdaki nedenlerle istinafın kabul edilmesi ve olgusal ihtilâfa ilişkin bulgu yapması için dosyanın İlk Mahkemeye iade edilmesi -gerektiği görüşündeyim.
-Nevvar Nolan :Müstedi Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd., 4.12.1995 tarihli bir yazı ile Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürüne müracaat ederek Girne, Karşıyaka'da bulunan 475 ve 484 numaralı koçanlar tahtında kayıtlı taşınmaz malların sahibi olduğunu, tapu sicil-lerinde, defterlerinde ismine "Co" sözcüğünün yanlışlıkla eklendiğini iddia etti ve ilgili kayıtlarda isminden "Co" sözcüğünün çıkarılması veya kayıtlarda isminin Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd. olarak düzeltilmesi isteminde bulundu. Tapu ve Kadastro Dai-resi Müdürü Müstediye gönderdiği 15.1.1996 tarihli yazı ile Hukuk Dairesinden aldıkları görüş ışığında şirketin isminden "Co" sözcüğünün silinmesinin yasal yönden uygun olmadığını bildirerek istemini reddetti. Bunun üzerine Müstedi Tapu ve Kadastro Daires-i Müdürünün kararından Kaza Mahkemesine istinaf ederek, Müdürün, 4.12.1995 tarihli müracaatını reddeden kararının hatalı olduğuna
dair ve/veya iptal edilmesi için emir verilmesini talep etti.
Müstedinin dosyaladığı istida/istinafı dinleyen Kaza M-ahkemesi yapıldığı iddia edilen yanlışlığın basit bir yanlışlık olmadığı, Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürünün konu yanlışlık iddiasını 11/78 sayılı Taşınmaz Mal (Devir ve İpotek) Yasasının 50. ve Fasıl 224 Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Ya-sasının 61. maddeleri tahtında tezekkür edip karara bağlama yetkisi bulunmadığı bulgularına vararak Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürünün 15.1.1996 tarihli yazısına konu olan ve Müstedinin istemini reddeden kararını iptal etti.
Müstedinin istemini reddeden -Tapu ve Kadastro
Dairesi Müdürünün kararını iptal eden Kaza Mahkemesinin kararından Müstedi Yargıtaya istinaf etmiştir. Müstedi yapıldığını iddia ettiği yanlışlığın düzeltilmesi için
Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürüne müracaat etti.
Müdür Müstedinin is-temini yasal yönden uygun olmadığı
(her ne demek ise) gerekçesi ile reddetti. Müstedi
Müdürün kararının hatalı olduğuna dair ve/veya iptal edilmesi istemi ile Kaza Mahkemesine istida/istinaf dosyaladı. İstida/istinafı dinleyen Kaza Mahkemesi neticede M-üdürün kararını iptal etti. İlk nazarda Müstedinin istemi doğrultusunda olduğu görülen Kaza Mahkemesinin kararından Müstedi istinaf edebilir mi?
Müstedaaleyhleri temsil eden Savcı Müstedi istinaf
edemez derken, Müstedi avukatı Müstedinin istin-af edebileceği iddiasındadır. Hukuksal bir ihtilafta
taraflar Mahkemenin kendi görüş ve iddialarını
benimseyip kabul etmesi için çaba harcarlar veya harcamaları gerekir. Taraflar kendilerinin ileri
sürdüğü hukuksal görüş ve iddiaların doğru olduğuna d-air Mahkemeyi ikna etmeye çalışırlar. Burada ne Müstedaaleyhleri temsil eden Savcı ne de Müstedi avukatı kendi görüş ve iddialarını destekleyecek bir içtihat kararı veya başka bir eser Mahkemeye sunmadılar. Yukarıda özetlenen olgular ışığında Müstedinin -müracaatını reddeden Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürünün kararını iptal eden Kaza Mahkemesinin kararından Müstedinin istinaf edip edemeyeceği hususunu, taraflarca arzu edilir düzeyde ele alınıp işlenmediğinden, açık bırakmayı ve istinafın özüne inmeyi uygun- görürüm.
İstida/istinafı dinleyen Kaza Mahkemesi, yukarıda
da ifade ettiğim gibi, yapıldığı iddia edilen yanlışlığın basit bir yanlışlık olmadığı ve Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürünün ihtilaflı olan konu yanlışlık iddiasını 11/78 sayılı yasanın 50. ve -Fasıl 224'ün 61. maddeleri altında tezekkür edip karara bağlama yetkisi bulunmadığı bulgularına vararak Müdürün kararını iptal etmişti. Müstedi avukatı yanlışlığın basit bir yanlışlık olmadığı bulgusuna varan Kaza Mahkemesinin bu bulgusunun hatalı olduğu -iddiasındadır. Müstedi avukatına göre yapılan yanlışlık basit bir
yanlışlıktır, Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürü tarafından düzeltilebilecek bir yanlışlıktır.
Müstedi avukatının yapıldığı iddia edilen yanlışlıkla ilgili iddiaları aşağıdaki gibidir.- Girne, Karşıyaka'da 475 ve 484 numaralı koçanlar tahtında kayıtlı taşınmaz malların Polycarpos Yorgacis adından kendi adına devri için Müstedi şirket 8.4.1969 tarihinde Girne Tapu Dairesine taşınmaz mal devir takrirnamesi sundu. Sunulan devir takrirname-sinde konu taşınmaz malları devralanın Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd. olduğu görülmektedir. Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd. Müstedi şirketin Şirketler Mukayyitliğinde kayıtlı ismidir. Sunulan devir takrirnamesi gereği tapu işlem yaparken sicilde, deft-erlerde ve tapu kütüğünde konu taşınmaz malları Leonard Fairclough (Cyprus) Co. Ltd. adında gösterdi. "Co" sözcüğü yanlışlıkla fazladan yazılmıştır. Bu basit bir yanlışlıktır. Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürünün düzeltebileceği bir yanlışlıktır.
Müsted-aaleyhler ise bir yanlışlık olduğunu kabul etmemektedir. Müstedaaleyhlere göre 1974 öncesi orijinal kayıtlarda, tapu sicilinde, devir defterlerinde, tapu kütüğünde konu taşınmaz mallar Müstedi şirket adında değil Leonard Fairclough (Cyprus) Co. Ltd. isiml-i bir başka şirket adında kayıtlıdır. Ortada bir yanlışlık yoktur. Konu taşınmaz malların dışında daha başka taşınmaz malların da Leonard
Fairclough (Cyprus) Co. Ltd. adında kayıtlı olduğu tapu kütüklerinden görülmektedir. Konu taşınmaz mallar M-üstedi şirkete değil Leonard Fairclough (Cyprus) Co. Ltd. isimli şirkete aittir.
Müstedi şirkete göre yanlışlık nedir? Bunu yukarıda vermiştim, ancak, meselenin özü burada yattığı cihetle, bir kez daha tekrarlamakta yarar görürüm. Girne, Karşıyaka'da 4-74 ve 485 numaralı koçanlar tahtında kayıtlı taşınmaz malları devralmak için Girne Tapu Dairesine Müstedi şirket tarafından 8.4.1969 tarihinde taşınmaz mal devir takrirnamesi sunulmuştur. Tapu Dairesi sunulan bu devir takrirnamesi gereği işlem yaparken si-cilde, tapu defterlerinde ve tapu kütüklerinde Müstedi şirketin ismine "Co" sözcüğünü yanlışlıkla eklemiştir. Konu taşınmaz mallar Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd. adına kaydedilmeleri
gerekirken Leonard Fairclough (Cyprus) Co. Ltd. adına kaydedildi. Mü-stedinin ismindeki (Cyprus) sözcüğü ile Ltd. sözcüğü arasına yanlışlıkla "Co" sözcüğü eklenmiştir.
Tapu ve Kadastro Dairesi Müdürü Fasıl 224'ün 61.
ve 11/78 sayılı Yasanın 50. maddeleri altında tapu kütüğündeki, tapunun herhangi bir defterindeki veya ko-çandaki bir yanlışı düzeltebilir. Önce saptanması gereken yanlışlığın ve yanlışın varlığıdır. Müdür yanlışlığı ve yanlışı görür, yasada belirlenen prosedür içerisinde, yanlışlık yapıldığı kanaatine varırsa
yanlışı düzeltebilir. Müdürün bu düzeltme yetk-isi
Yargıtay/Hukuk 37/80 (D.14/81) ve Birleştirilmiş Yargıtay/Hukuk 40/90 - 41/90 (D.42/90)'da ifade
edildiği gibi basit, hukuki değerlendirme istemeyen yanlışlıklar ile kısıtlıdır. Yanlışlık olup olmadığı hususunda taraflar arasında derin ihtilaf -bulunduğu, şahadetin ve hukuki karinelerin, ilkelerin değerlendirilmesini gerektiren durumlarda Müdürün
yanlışlık yapılıp yapılmadığını karara bağlama ve
düzeltme yapma yetkisi yoktur; çare Hukuk
Mahkemelerinde aranmalıdır.
Bizi bağlayıcı olmamakla ber-aber, bizimle aynı mevzuatı paylaşan Güney Kıbrıs'ta, Yüksek Mahkeme
Myrofora Socratous v. Nicolas Mezou (1975) I C.L.R. 62 davasında verdiği kararda, sayfa 81'de, Fasıl 224'ün
61. maddesi ile ilgili, daha önce verilen kararları inceledikten sonra, tamam-ı ile benimsediğim aşağıdaki sonuca varmıştır:
"Having reviewed those cases,
it seems to us that the
trend of the recent
authorities is that when evidence is required to be heard by the director concerning legal rights in land, in -order to enable him to correct any error or omission in the Land Register or any certificate of registration, the machinery provided under s. 61 should not be put into motion, because the remedy
lies in a Civil Court with al-l the safeguards as to evidence on oath, admissibility of evidence and, generally the fundamental rules of the administration of justice".
-Kıbrıs'ta iki ayrı bölge ve iki ayrı yönetim olmasaydı, burada Müdürün yapıldığı ileri sürülen yanlışlığı incelemesi, takip etmesi ve tezekkür edip müracaatı karara bağlaması gerek Fasıl 224'ün 61.
gerekse 11/78 sayılı yasanın 50. maddeleri ile Müdüre ve-rilen yetkinin doğal bir kullanımı olurdu. Nedir
iddia? Devralanın ismine "Co" sözcüğü yanlışlıkla
eklendi. Devralanın isminin saptanması ile bir yanlışlık olup olmadığı anlaşılır. Devralan bir şirket olduğu için taşınmaz mal devir takrirnamesi ile
b-irlikte devralan şirketin onay belgesi, tüzüğü, şirketin direktörlerini ve hissedarlarını gösteren bir takım resmi belgeler de sunulur. Bu belgelerden devralan şirketin adı doğru olarak saptanır. Devir takrirnamesi ile birlikte sunulan bu belgelere bakar-ak devralan şirketin isminin tapu siciline, tapu defterlerine, kütüğe yanlış yazılıp yazılmadığı, başka bir ifade ile devralan şirketin hangi şirket olduğu rahatlıkla görülebilir. Devir takrirnamesi ile
birlikte sunulan şirketle ilgili resmi belgelerde ş-irketin ismi Leonard Fairclough (Cyprus) Ltd. ise ortada bir yanlışlık olduğu, eğer bu belgelerde
şirketin ismi Leonard Fairclough (Cyprus) Co. Ltd. ise ortada bir yanlışlık olmadığı açığa çıkar. Bunun
dışında Müdür Şirketler Mukayyitliğinden ilg-ili tarihte Leonard Fairclough (Cyprus) Co. Ltd. ismi ile bir şirketin kayıtlı olup olmadığını saptayabilir. Leonard Fairclough (Cyprus) Co. Ltd. isimli bir şirket kayıtlarda yok ise yine yanlışlık olduğu ortaya çıkar. Eğer Şirketler Mukayyitliğinden Leo-nard Fairclough (Cyprus) Co. Ltd. isimli bir şirketin varlığı saptanırsa, o zaman, yukarıda belirttiğim devir takrirnamesi ile birlikte sunulan şirketle ilgili resmi belgelere bakmak sureti ile iddia edildiği gibi bir yanlışlık olup olmadığı belirlenir.
B-u meselede öyle anlaşılıyor ki devir takrirnamesi
ile birlikte sunulan devralan şirket ile ilgili
yukarıda belirttiğim resmi belgeler Girne Tapu
Dairesinde yoktur, bu belgelerin Lefkoşa'ya (Güney) gönderildikleri ifade edilmiştir. Müdür iddia edildiği -gibi bir yanlışlığın var olup olmadığını saptamakta kendisine yardımcı olacak bu belgelere ulaşamamaktadır,
bu belgelerden yararlanabilecek konumda değildir.
Yine, Müdür ilgili tarihte Şirketler Mukayyitliğinde (Güney) Leonard Fairclough (Cyprus) Co. Lt-d. ismi ile kayıtlı bir şirketin var olup olmadığını saptayabilecek konumda değildir.
Kıbrıs'ın özel durumundan doğan yukarıda belirttiklerim ışığında ihtilâflı olan bu meselede Tapu
ve Kadastro Dairesi Müdürünün iddia edildiği gibi bir yanlışlık yapılı-p yapılmadığını saptayabilecek konumda
olmadığı, bu denli geniş yetkisi bulunmadığı, Müstedi şirketin yanlışlık yapıldığı iddiasının ve buna bağlı ilgili taşınmaz malların mülkiyetinin kime ait
olduğunun Mahkemelerde karara bağlanmasının doğru
ol-acağı görüşündeyim. Müstedi şirketin dosyaladığı istida/istinafı dinleyen Kaza Mahkemesinin de kararında belirttiği gibi Müstedi şirket iddia ve talebi ile
ilgili yetkili mahkemede dava açabilir.
Yukarıda belirttiklerim ışığında istinafın masrafsız red-dedilmesi gerektiği görüşündeyim.
Metin A. Hakkı : Sayın Yargıç Nevvar Nolan'ın verdiği karara katılırım.
Mahkeme : İstinaf oyçokluğu ile reddedilir. Masraflar
için emir verilmez.
Taner Erginel Metin A. Hakkı Nevvar Nolan
Yargıç - Yargıç Yargıç
7 Kasım 1997
19
6
Full & Egal Universal Law Academy