-D.4/98 Yargıtay/Hukuk 48/95
(Dava No; 1552/92; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti:Taner Erginel,Mustafa H.Özkök,Gönül Erönen.
İstinaf eden: Hı-fsı Işıltan, Lefkoşa
(Davalı)
- ile -
Aleyhine istinaf edilen: l. Zihni Sevil, "Tabur İmamı Hafız
Hasan Vakfı" Mütevellisi
sıfatıyle, LefkoŞa
- 2. Vakıflar Örgütü ve Din İşleri
Dairesi, Lefkoşa
(Davacılar)
A r a s ı n d a.
Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 1552/92 sayıl-ı davada 26.4.1995
tarihinde verdiği karara (Seyit A. Bensen Kaza Mahkemesi
Başkanı, Mehmet Türker Kaza Mahkemesi Yargıcı) karşı Davalı
tarafından yapılan istinaftır.
İstinaf eden namına: Avukat Ülfet Emin adına Avukat Ata Dayanç
Aleyhine istinaf edil-enler namına: 1. Avukat Ergin Ulunay
2. Avukat Mustafa İnan
adına Avukat Ata
Dayanç.
---------------------
H Ü K Ü M
Taner Ergi-nel: "Tabur İmamı Hafız Hasan Vakfı" mütevellisi (yöneticisi) olan Davacı, Davalının vakfa ait bir evde
mütecaviz olarak oturduğunu iddia etti ve Davalı aleyhine
açtığı davada tahliye emri verilmesini talep etti.
İlk Mahkemenin Davacıyı haklı bularak t-ahliye emri vermesi üzerine Davalı önümüzdeki istinafı dosyalamış bulunmaktadır ve İlk Mahkeme kararının hatalı olduğunu yani tahliye emri verilmemesi gerektiğini iddia etmektedir.
Davanın olguları özetle şöyledir. Davacı Lefkoşa'da 42, Barbaros Sokakta -bulunan evin "Tabur İmamz Hafız Hasan Vakfına" ait olduğunu, Davalının bu evde izinli olarak oturduğunu, Davalıya gönderilen bir ihbarla bu iznin sona erdirildiğini ve buna rağmen Davalının evde oturmaya devam ettiğini iddia ederek tahliye talebinde bulund-u. Davalı ise 42, Barbaros Sokaktaki evin vakıf arazisi üzerine kendisi tarafından 1939 yılında inşa edildijini, o tarihte vakfın mütevellisinin eşi Nahide Hıfsı'nın annesi olduğunu, kayınvalidesinin önce Evkaf Daizesine başvurarak oraya bir ev inşa etmele-rini istediğini, Evkaf Dairesinin ev inşa etmeye maddi imkân bulamaması üzerine Davalının mütevelliden ve Evkaf Dairesinden izin aldıktan sonra kendi parası ile evi inşa ettiğini, dolayısıyle evin kendisine ait olduğunu veya evi kullanmaya hakkı olduğunu, -1953 yılında kayınvalidesi öldükten
sonra eşi Nahide Hıfsı'nın vakfın mütevellisi olduğunu, 1992
yılında eşinin ölmesi üzerine Davacının mütevelli olarak atandığını ve haksız yere kendisini evden çıkarmaya çalıştığını öne sürdü.
Duruşmada Davalı Şah-adet vererek evi 1939 yılında Evkaf Dairesinden izin aldıktan sonra kendi parasıyla inşa ettiğini söyledi. İlk Mahkeme Davalının bu iddialarını kabul
etmedi. Buna rağmen Evkaf Dairesindeki dasyada evin Davalının eşi tarafından yapıldığı hususunda not bul-unduğunu dikkate
alan İlk Mahkeme evin Davalı tarafından değil onun eşi Nahide Hıfsı tarafzndan inşa edildiği kanısına vardı. İzin konusunda ise İlk Mahkeme Evkaf Dairesindeki dosyada herhangi bir kayıt bulunmadığı üzerinde durdu ve evin izinsiz inşa edil-diği sonucuna vardı. Daha sonra yasal durumu inceleyen İlk Mahkeme evin Davalının eşi tarafından inşa edilmesinin ona hak kazandırmadığı ve evin üzerine inşa edildiği vakfa ait olduğu kanısına vardı.
İlk Mahkeme şöyle dedi.
"Fasıl 224, Taşınmaz Mal (Tasar-ruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasasının 22. maddesinin (2) (d) bendine göre bir arazi üzerine inşa edilen herhangi bir bina veya yapı arazi sahibinin malı sayılır.
Emare (5) olarak ibraz edilen koçandan da görüleceği üzere dava konusu binaların veya yapıla-rın inşa edildiği arazi "Tabur İmamı Hafız Hasan Vakfı" adına kayıtlıdır..Bu durumda Fasıl 224'ün 22. maddesinin (2)(d) bendine göre dava konusu binalar veya yapılar Gallehar Nahide
Hıfsı tarâfından inŞa edilmiŞ olsa dahi yasal alarak adı geçen Vakfın mal-ı sayılır. Yukarıdaki yasal durum ışığında dava konusu binalar veya yapılar "Tabur İmamı Hafız Hasan Vakfı"nın malı olduğuna ilişkin bulgu yaparız................
.................
Yukarıdaki bulgularımıza ek olarak Fasıl 337, Evkaf v-e Vakıflar Yasasının 36. ve 23. maddelerden görüleceği üzere mütevelli tarafından
veya izni ile vakıf malı üzerine inşa edilen binalar hiç bir surette miras yolu ile mirascılara geçmez. Dolayısıyle Davalının yukarıda ileri sürdüğü
iddialar red ve iptal o-lunur."
İlk Mahkeme Davalının eşinin ölümüne kadar evde onunla birlikte oturduğunu, eşinin ölümünden sonra Davalının evde oturmaya devam ettiğini, Davalı ile Vakıf arasında kira
ilişkisi olmadığına göre Davalının evde izinli olarak oturduğunu, vakfın yen-i mütevellisinin Davalıya bir ihbar göndererek izni sona erdirdiğini, bu nedenle Davalının işgalci ve mütecaviz durumuna düştüğünü belirtti ve Davalı aleyhine tahliye emri verdi.
İstinafta Davalı avukatı İlk Mahkemenin şahadeti hatalı değerlendirdiği üze-rinde uzun boylu durmuştur.
Davalı avukatı iki iddia öne sürdü.
A) İlk Mahkemenin dava konusu evin Evkaf İdare Heyetinin izni olmadan yapıldığı bulgusu hatalıdır.
B) İlk Mahkemenin evin Davalı tarafından değil de eşi Nahide Hıfsı tarafından yapıldığı bul-gusu hatalıdır.
A) İlk Mahkeme Evkaf Dairesindeki dosyada izin alındığına dair herhangi bir kayıt olmadığı için inşaatın izinsiz yapıldığı sonucuna varmıştır. İlk Mahkemenin bu bulgusu ilk bakışta doğru görülse bile evin I939 yılında inşa edildiğini ve o- tarihteki kayıtların muntazam tutulduğuna
dair önümüzde bilgi olmadığını dikkate almak zorundayız. 0 tarihte Lefkoşa'da surlar içerisinde Evkaf Dairesinden çok
uzak olmıyan bir yerde yapılan bir inşaatı Dairenin
öğrenmemesi mümkün değildi. Ayrı-ca daha sonra Daire, eve i
lişkin kayıt tutmuş ve evden Nahide Hanımın inşa ettiği ev olarak söz etmiştir. Daire evin, Nahide Hanım ve Davalı tarafından kullanılmasına en küçük bir itirazda
bulunmamıştır. Tüm bu hususlar evin izin alındıktan sonra
veya Da-irenin bilgisi dahilinde yapıldığı konusunda Davalının şahadetini desteklemektedir. İhtimaller dengesine göre karar verilen böyle bir davada evin izin alındıktan sonra yapıldığı sonucuna varmak daha doğrudur.
B) Evin Davalı tarafından mı yoksa eşi Nahide- Hıfsı tarafından mı inşa edildiği konusuna gelince, Evkaf Dairesindeki dosyada bulunan bir notta, evden Nahide Hanım tarafından inşa edilen ev diye söz edildiği görülmektedir. Bu not imzalı değildir ve ne amaçla yazıldığı bilinmemektedir. Davalı, evi inşa- etmek için Baf'taki evini sattığını ve
aldığı parayla inşaatı yaptığını öne sürmüştür. Bu iddia
tekzip edilmemiştir. Doğal olan böyle bir evi karı kocanın birlikte inşa etmeleridir. 1939 yılında Davalının eşinin yararlananlardan biri olduğu bir vakfa ai-t arazi üzerine Davalının para harcamasıyla bir ev inşa ediliyor. Davalı ve eşi, eşin öldüğü tarihe kadar evde birlikte oturuyorlar.
Aksine kesin bir delil olmadığı sürece böyle bir evin, karı kocanın müşterek evi olduğunu veya birlikte inşa ettikleri ev -olduğunu kabul etmek gerekir.
Davanın yasal yönüne gelince; Yukarıdaki alıntıda görüleceği gibi İlk Mahkeme Fasıl 224 Taşınmaz, Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri) Yasasının 22. maddesine göre bir arazi üzerine inşa edilen binanın arazi sah-ibinin malı olduğu ilkesini dikkate almıştır. 22. maddede yer alan bu ilkenin hukuk sistemimizin önemli ilkelerinden biri olduğu
kesin olmakla birlikte, ilkenin önümüzdeki davadaki sorunu çözebileceği şüphelidir. Çünkü Fasıl 224 Taşınmaz Mal Yasasının 5-3-9 maddelerini kapsayan İkinci Bölümünün başında bu bölümde yeralan maddelerin vakıf mallara uygulanmıyacağı belirtilmiştir.
İlk Mahkemenin dikkate aldığı diğer maddelere göz atalım:
Fasıl 337 Evkaf ve Vakıflar Yasasının 23. maddesi
Şöyledir:
"23. Vakf-iyenin 9. madde uyarınca
tescili üzerine, vakıf mal bu Yasa
kurallarına bağlı kalınması koşuluyla,
ondan sonra, ne mütevelli ve ne de
vakfeden tarafından ferağ veya
devredilebilir ve ne de mirasçılar miras
yolu ile vakıf malı alabilirler."
Buna göre- tescil edilen vakıf mal herhangi bir kişiye
devredilemez. Ancak bu maddenin karşı karşıya bulunduğumuz soruna yanıt vermesi mümkün değildir. Çünkü tescil edildiği zaman vakıf bir bahçeden ibaretti. Yani sorunumuz tescil
edilmiş bir malın başka kişilere de-vir sorunu değil Vakıf arazisi üzerine dahâ sonra inşa edilen evin vakfa ait olup
olmadığı sorunudur.
Fasıl 337'nin 36. maddesi ise şöyledir:
"36. Mütevelli, İdare Heyetinin onayına bağlı olarak ve İdare Heyetinin kanısınca vakıf malın amaçları ya-rarına olması halinde, vakıf mal üzerine bina inşa edebilir veya vakfa ait arazileri işletebilir."
Bu madde Mütevellinin Evkaf İdare Heyetinin onayı ile vakfın amaçları yararına bina inşa edebileceğini belirtmektedir. Burada vakfın parası ile izin alınar-ak vakfın arazisine bina inşa edilmesinden söz edilmektedir. Şüphe yok ki bu bina vakfa ait olacaktır. Ancak önümüzdeki davada Davalı kendi parası ile kendisine ait olması için evi inşa ettiğini iddia etmektedir. Ayrıca Davalı avukatı, Fasıl 337'nin 22 Eki-m, 1955'de yürürlüğe girdiğini, dava konusu ev bu tarihten önce inşa edildiğine göre Fasıl 337 hükümlerinin bu davaya uygulanamıyacağını öne sürmektedir.
Bir an için Davalı avukatının argümanının doğru olduğunu kabul edelim ve 1955 öncesi mevzuatı araştı-rarak sorunumuza çözüm getirip getirmeyeceğine bakalım. Bilindiği gibi İngiliz Yönetimi Kıbrısı yönetmeye başladıktan sonra Vakıflara
ilişkin Osmanlı Yasalarını aynen korumuş ve bu yasalarda uzun süre herhangi bir değişiklik yapmamıştır.
Bu durumda geçm-işte Osmanlı Devletinde Vakıflara uygulanan yasalar ve ilkelere göz atmamız yararlı olacaktır.
Eski Vakıfların Temel Kitabı isimli Karînâbâdizâde
Ömer Hilmi/İsmet Sungurbey tarafından yazılmış olup Vakıflara ilişkin kuralları içeren kitabın l75.
-
sayfasında şunlar yer almaktadır:
"Vakıf arsa üzerine inşâ olunan ebniyeye
dâirdir.
414. mes'ele
Bir vakfın mütevellîsi ol vakıfdan olan bir
arsaya binâ ihdâs eylese nazar olunur:
Eğer ol binâya masrûfu olan meblag mâl-i vakf ise gerek nefsiyçün- veyâhûd vakf içün binâ itdiğini hîn-i binâda beyân ve işhâd itsün ve gerek itmesün her hâlde binâ vakfın olmuş olur.
Ve eger masrûfu olan meblag mâl-i vakf
olmayup da kendi mâli ise o sûretde hîn-i binâda nefsiyçün binâ itdiğini beyan ve işhâd itmiş ise b-inâ kendüsinin mâli olmuş olı.ır.
Ammâ nefsiyçün binâ itdiğini hîn-i binâda beyân
ve işhâd itmeyüb sükût itmiş ise ol hâlde binâ
vakfın olumuş olur.
Şu kadar var ki kendi mâliyle binâ iden
mütevellî vâkıfın kendüsi ise hîn-i binâda nefsiyçün binâ itdiğini -beyan ve işhâd itmeyüb sükût itse bile ol binâ kendüşinin mâli olmuş olur."
"415. mes, ele
Mütevellî olmayan kimse kendi mâliyle bir Vakıf arsaya binâ inşâ eylese gerek hîn-i binâda nefsiyçün inşâ itdiğini beyân ve işhâd itsün ve gerek sükût itsün her hâld-e ol binâ kendüsinin mâli olmuş olur."
Bu maddelerin İngilizceye tercümesi şöyledir:
"Buildings erected on dedicated land.
ART.4l4 If the Mutevelli erect a building on the land of the vaqf, the following rules are
observed:
If the money spent on the bui-lding belongs to the vaqf, the building in every case belongs to the vaqf, whether the Mutevelli has declared and had it witnessed when the building was erected that he built for himself or for the vaqf of not.
If the money expended does not belong to the -vaqf but to the Mutevellı, then, if at the time of the erection, he has declared and it
has been witnessed that it is built for
-himself, the building belongs to the Mutevelli.
But if when the building is being erected, the Mutevelli does not declare and cause zt to be witnessed that he is building for himself, and keeps silence, then the building belongs ta the vaqf.
But -when the Mutevelli who has raised a building at his own expense is himself the dedicator, even if, while it was being built,
he did nat declare and cause it to be witnessed that he built it for himself and kept silence, that building becames his property.-
art.
415. If a person, not be,ng the Mutevelli,
erect a building on vaqf land at his own expense, in every case the building is his property, whether -he declares and causes it to be witnessed at the time of the building that he was building for himself or keep silence."
Görüleceği gibi geçmişte bir kişinin vakıf arazisi üzerine bzna inşa ederek bu binanın sahibi olması mümkündü. Binanın mülkiyeti soru-nu inşa eden kişinin mütevelli olup olmamasına veya zzin alıp almamasına göre deişik sonuçlara bağlanıyordu. Buna rağmen bu hükümlerin önümüzdeki sorunu çözmesi mümkün değildir. Çünkü Fasıl 224 Taşınmaz Mal (Tasarruf, Kayıt ve Kıymet Takdiri.) Yasası bina-ları arazinin mütemmim cüzü olarak kabul etmektedir. Yani Fasıl 224'e göre arazinin başka kişiye, binanın başka kişzye ait olması mümkün değildir. Ömer Hilmi Efendiden yapılan alıntıya göre vakıf arazi üzerine bina inşa eden kişi bazı hallerde bu binanın s-ahibi olabilirdi. Ancak arazinin sahibi olamazdı. Şu halde eski ilkeler önümüzdeki olaya uygulanacak olursa binanın başka, arazinin ise başka kişiye ait olduğu bir durum ortaya çıkacaktır ki bu Fasıl 224'e terstir. Diğer bir ifade ile Fasıl 224'ü ihlal etm-eden Davalının talep ettiği gibi bir
emir vermek mümkün değildir.
Önümüzdeki davada üzerinde durulması gereken en
önemli soru kanımızca şudur: Mademki Davalı veya eşi binanın kendilerine ait olacağı düşüncesi içerisinde idiler,
niye hukuk si-steminin müsait olduğu 1946 yılı öncesinde evin tapusunu almaya teşebbüs etmediler? Gerçekte Davalı ve eşinin evde oturdukları sürece durumdan hiçbir şikayetleri olmamıştır. Yeni mütevellinin atanmasına ve tahliye davası açmasına kadar taraflar arasında he-rhangi bir sorun çıkmamıştır. Bu gerçekler bizi Davalı ve eşinin esas
niyetinin evin müikiyetini almak değil, içerisinde oturmak olduğu sonucuna götürmektedir.
Unutmamak gerekir ki önümüzde 1939 yılında inşa edilmiş bir ev vardır ve o tarihte gerçekleşm-iş olayları aydınlığa kavuşturmak kolay değildir. Birçok delil doğal olarak kaybolmuştur. Önemli tanıkların bir kısmı hayatta değildirler. Şu halde tartışmasız kabul edilen kesin gerçeklerden hareket ederek "ihtimaller dengesi" ilkesini de dikkate aldıktan- sonra makul yorumlar yapmamız gerekmektedir. Kanımızca bu davanın gerçekleri bizi Davalı ve eşinin evi 1939 yılında içerisinde ölünceye kadar oturmak amacıyla inşa ettikleri sonucuna götürmektedir. Bu inşaat gerek Evkaf Dairesinin gerekse vakfın diğer gal-laharlarının bilgisi dahilinde yapılmıştır. Dolayısıyle taraflar arasında Davalı ve eşinin evde ölünceye kadar oturmaları hususunda zımnl bir anlaşma olmuştur. Böyle bir anlaşmanın yasal açıdan geçerli olmaması için hiçbir neden yoktur. Bu nedenlerle Daval-ı ve eşinin evde ölünceye kadar oturmak için bir sözleşme yaptıkları ve sözleşmeye dayanarak evi inşa ettikleri gerçeğine dayanarak davayı sonuçlandırmamız gerekmektedir.
Bu değerlendirmeler ışığında ev vakfa ait olmuştur. Davalı ve eşinin ise ta-raflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak ölünceye kadar evde oturma hakları vardır. Davalının
-eşi öldüğüne göre sözleşme Davalının ölümüne kadar yürürlükte kalacaktır.
-
Yukarıdaki nedenlerle istinaf kabul edilerek tahliye
emri iptal edilir. Davanın kendine özgü
koşulları dikkate alınarak masraflar için herhangi bir
emir verilmez.
Taner ErginelMustafa H.ÖzkökGönül Erönen
YargıçYargıçYargıç
26 Ocak 1998
-1
2
-
Full & Egal Universal Law Academy