-D.23/86 Birleştirilmiş
Yargıtay/Hukuk 45/85, 49/85, 50/85, 51/85, 70/85 ve 71/85
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salahi, Niyazi F. Korkut, Aziz Altay.
Yargıtay/Hukuk 45/85
(Dava -No.1051/84;Lefkoşa)
İstinaf eden: K.T.Koop. Merkez Bankası Ltd. Lefkoşa.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Firuz Sami Dayıoğlu, Lefkoşa.
A r a s ı n d a.
Yargıtay/Hukuk 49/85
(Dava No-.1051/84; Lefkoşa)
İstinaf eden: K.T.Koop Merkez Bankası Ltd. Lefkoşa.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Firuz Sami Dayıoğlu, Lefkoşa.
A r a s ı n d a.
Yargıtay/Hukuk 50/85
(Dava No-.1051/84; Lefkoşa)
İstinaf eden: K.T.Koop Merkez Bankası Ltd. Lefkoşa.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Firuz Sami Dayıoğlu, Lefkoşa.
A r a s ı n d a.
Yargıtay/Hukuk 51/85
(Dava No.1-051/84; Lefkoşa)
İstinaf eden: K.T. Koop. Merkez Bankası Ltd. Lefkoşa.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Firuz Sami Dayıoğlu, Lefkoşa.
A r a s ı n d a.
Yargıtay/Hukuk 70/85
(Dava- No.1051/84; Lefkoşa)
İstinaf eden: K.T. Koop. Merkez Bankası Ltd. Lefkoşa.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Firuz Sami Dayıoğlu, Lefkoşa.
A r a s ı n d a.
İstinaf edenler namına: Al-i Rıza Görgün.
Aleyhine istinaf edilenler namına: Kıvanç M. Riza.
Yargıtay/Hukuk 71/85
(Dava No.1051/84; Lefkoşa)
İstinaf eden: Firuz Sami Dayıoğlu, Lefkoşa.
ile
Aleyhine istinaf edilen: Kıbrıs Türk Koop. Merkez Bankası Ltd. Lefkoşa.
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Kıvanç M. Riza.
Aleyhine istinaf edilen namına: Ali Riza Görgün.
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Sayın Yargıç Aziz Altayın az sonra vereceği kar-arı okuma fırsatı buldum. Bu karada serdedilen görüşler ve varılan netice ile hemfikirim.
Niyazi F. Korkut: Sayın Aziz Altayın hükmünü önceden okuma fırsatı buldum. Bir nokta dışında hükmğnde yer alan görüşler iler vardığı sonuca katılırım.
Alt Mahkem-enin saptadığı 7 milyon tazminatın az ya da çok olup olmadığı hususuna gelince işine haksız olarak son verilen bir müstahdeme ödenecek tazminatın ilk bakışta genelde sözleşme uyarınca çalışmaya devam etmiş olsaydı eline geçecek olan miktar kadar olamsı ger-ektiği doğrudur. Ancak böyle bir tazminatın peşin olarak ödenmesi saptanacak miktarın oranında önemli rol oynamaktadır.
Alt Mahkemede davacının 15.6.1983^den 15.6.1988'e dek çalışması gerekirken 1.6.1984'de durdurularak 4 yıl 15 gün süre için kazanç kayb-ı olduğuna ilişkin bulgu yapmıştır. Ancak bu süre zarfındaki kazanç kaybına ilişkin bulgusu hatalı olup bi süre zarfındaki kazanç kaybının sayın yargıç Aziz Altayın hükmünde belirtildiği gibi 15,62.400TL olması gerekir. Davacı çalışmış olsaydı bu parayı ça-lıştıkça aydan aya ödenecekti. Alt mahkeme bu hususu ve tazminatın da peşin ödeneceğini dikkate alarak tazminatta önemli bir indirim yapmayı uygun bulmuştur. Alt Mahkemenin 5.8.85 tarhli hükmünden sonra bu meblağın peşin olarak ödendiği ve bugün KKTC'de ba-nkalara vadeli olarak yatırılan paralaara %35 oranında faiz de ödendiği hususunu adli ihbar olarak davacıya ödenen 7 milyonun sözleşme sonuna kadar bankada tutulması halinde 7,350,000 civarında bir faiz getireceği de dikkate alındığında alt mahkemece sapta-nan tazminatın müdahalemizi gerektirecek kadar az ya da çok olmadığı ve bu nedenle bu husustaki her iki istinafın da reddedilmesi gerektiği görüşün-deyim.
Aziz Altay: Yargıtay/Hukuk 71/85 sayılı istinafın duruşmasına başlanmazdan evvel tarafların müracaat-ı üzerine aynı davadan kaynaklanan 48/85, 49/85, 50/85, 51/85 ve 70/85 sayılı istinafların 71/85 sayılı istinafla birleştirilerek birlikte dinlenmelerine karar verildi. Yargıtay/Hukuk 71/85 sayılı istinafta aleyhine istinaf edien davalı bankanın idare mecl-isi 12 Mayıs 1983 tarihli toplantısında o tarihte Sanayi ve Kooperatifler Bakanlığında müşavir olarak görev yapan istinaf eden davacının emekliye ayrılması halinde sözleşmeli olarak müşavir statüsü ile atanmasına ve genel müdür muavinlerine ödenen aylık sa-bit maaşın kendisine verilmesine karar verdi. Bu karar Kooperatif irketler mukayyidinin 7.6.1983 tarihli yazısı ile onaylandı ve davacı 15.6.1983 tarihinden itibaren yeni görevine resmen başladı. 12.12.1983 tarihinde yapılan yazılı bir sözleşme ile davalı,- 15.6.1983 tarihinden 15.6.1988 tarihine kadr davacıyı müşavir olarak istihdam etmeyi ve genel müdür muavinlerinin ödendiği veya ödenmeye hak kazandığı aylık ödenek ve sair parasal menfaatı ile ileride verilecek her türlü ödenek artışı, özlük hakları veay -sair menfaatı davacıya da aynı oranda vermeyi kabul etti.
Davalı, davacıya 30.5.1984 tarihli bir yazı gönderdi ve 1.6.1984 tarihinden itibaren görevine son verdi. Davacı bunun üzerine bir dava açarak görevinin sona erdirildiği 1.6.1984 tarihinden sözleşm-enin sona ereceği 15.6.1988 tarihine kadar olan dört yıl 15 gün süre için kazanç kaybı ve kıdem tazminatı ve bu süre zarfında kaybettiği sair özlük hakları ve parasal menfaatları için zarar ziyan talep etti.
Aleyhine istinaf edilen davalı dosyaladığı müd-afaa takririnde ileri sürdüğü ön itirazlarında, başka şeyler yanında, davacının davalı ile olan ihtilâflarının Kooperatif Şirketler Yasası Fasıl 114 madde 53 uyarnca hakeme havale edilmek suretiyle karara bağlanabileceini ve bu nedenle Kaza Mahkemesinin da-vayı görmeye yagrısal yetkisi bulunmadığını, davacının görevine son veren kararın idari bir karar olduğunu ve Yüksek İdare Mahkemesinin yetkisine girdiği cihetle Kaza Mahkemesinin bu davaya bakama- yacağını, davalı bankanın idare meclisinin bir kooperatif -müstahdemi olan davacının görevine yasal olarak ddilediği anda son verebileceğini ve Mahkemenin konu davaya bakmaya yetkisi bulunmadığını iddia etti. Davalı müdafaasında da genel olarak sözleşmenin geçersiz olduğunu, her halükarda davacının almaya hakkı od-luğunu iddia ettiği maaş, özlük hakları, kıdem tazminatı ve sair parasal menfaatlara hakkı olmadığını, müşavir olarak istihdam edilmiş olmasına rağme genel müdür muavini gibi davranmakla sözleşmeyi kendisinin ihlâl ettiğini, görevine son verilmesinden sonr-a davacının bahçecilikle iştigal ettiğinden parasal bir kaybı bulunmadığını, başka iş bulmak için çaba haarcamadığını, davalının muhtelif tarihlerde münhal bulunan müdürlük, genel müdürlük ve koordinatörlük gibi mevkilerine müracaat etmediğini ve böylece -zararı azaltmak yönüne gitmediğini öne sürdü ve davacının tüm iddia ve taleplerini reddetti.
10.5.1985 tarihinde duruşmaya başlamazdan önce davalı ihtilafın Kooperatif Şirketler Yasası Fasıl 114 madde 53 uyarınca hakeme havale edilmesi gerektiğini öne sü-rdü ve Kaza Mahkemesinde açılan bu davanın yetki- sizlik dolayısıyle reddedilmesi gerektiğine ilişkn ön itirazının karara bağlanmasını istedi. İlk Mahkeme davaya, ilk bakışta, bakmaya yetkisi olduğu kanaatına vardı ancak konu hakkında kesin karar vermeyi d-ava sonuna bıraktı. davalı Mahkemenin bu kararından sonra ikinci bir ön itirazda bulundu ve dava konusunu teşkil eden göreve son verme kararının bir idari karar niteliğinde olduğunu ileri sürdü ve münhasıran Yüksek İdare Mahkeemsi tarafından karara bağlana-bileceğini iddia ederek İlk Mahkemenin bu davaya bakmaya yetkisi bulunamdığını savundu. İlk Mahkeme yetki ile ilgili olan ikinci ön itirazın da dava sonunda karara bağlanmasının uygun olacağına karar verdi. davalı bunun üzerine üçüncü bir ön itirazda bulun-du ve davacının Kooperatif Şirketleri Nizamatının 51. maddesi altında kooperatif idare meclisinin arzusu müddetince istihdam edilebileceğini, idare meclisi dilediği anda sebep göstermeksizin davacının görevine son vermeye hakkı odluğunu öne sürdü ve bu yüz-den ilk mahkemenin davaya bakmaya yetkisi bulunmadığını iddia etti. İlk Mahkeme yetki ile ilgili olarak daha önce ileri sürülen ön itirazlarda yaptığı gibi bu itirazı da dava sonunda karara bağlamayı uygun buldu.
Davalı ilk mahkemenin ön itirazlarla ilg-ili kararı aleyhine Yargıtay/ Hukuk 48/85, 49/85, 50/85, sayılı istinafları dosyaladı. 48/85 sayılı istinafta ilk mahkemenin davaya bakmaya yetkisi olup olmadığı hususunu davanın sonunda kesin karara bağlamayı uygun bulmakla hataya düştüğünü, 49/85 sayılı -istinafta dava konusu ihtilafın ir idari karar niteliğinde olup olmadığını dava sonunda karara bağlamayı uygun bulup duruşmaya devam etmekle hata ettiğini, 50/85 sayılı istinafta Kooperatif Şirketleri Nizamatının 51. maddesi altında davalının dilediği anda- davacının görevine sebep göstermeksizin son vermeye hakkı olduğu nedeniyle ilk mahkemenin davaya bakmaya yetkisi olamdığı hususunu davanın başında karara bağlamayıp davanın sonuna bırakmakla hataya düştüğünü öne sürdü.
İlk mahkeme davanın esası hakkında- şahadet dinledikten sorna davalının ön itirazlarını değerlendirdi ve davaya bakmaya yetkisi olduğu, davacı ile davalı arasındaki ihtilafın amu hukuku alanına giren bir ihtilaf olmadığı ve bu bakımdan da davaya bakmaya yetkili olduğu kanaatına vardı.
Dav-anın esasını da inceleyen İlk mahkeme idare meclisinin davacının müşavir statüsü ile göreve alınmasını öngören 12.5.1983 tarihli kararının yasal olduğuna, bilahare bu karara dayanarak yapılan 12.12.1983 tarihli yazılı sözleşmenin de yasal bir sözleşme oldu-ğuna karar verdi. İlk Mahkeme haklı bir neden bulunmadan görevine son verilen davacının 13,800,000TL kaybı olduğuna dair bulgu yaptı ancak davacının eline yekün bir miktar geçeceğini dikkate aldı ve önemli bir indirim yapmayı uygun bularak davalının davacı-ya ödemesi gereken tazminat miktarını 7,000,000TL olarak saptadı. Davalı ilk mahkemenin kararı aleyhine dosyaladığı Yargıtay/Hukuk 51/85 ve 70/85 sayılı istinafta davaya bakmaya yetkili olduğu, davacının göreve alınmasına ilişkin karar ve bilahare tüzüğe u-yulmadan yapılan sözleşme arasında farklar bulunmasına rağmen sözleşmenin geçerli odluğu hususunda yapılan bulgularda hataya düştüğünü, tazminat miktarını saptarken gözönünde buludnurduğu kriterlerde yanılgıya düşerek aşikâr surette fahiş bir miktar saptan-dığını iddia etti. Davacı da dosyaladığı Yargıtay/Hukuk 71/85 sayılı istinafta ilk mahkemenin tazminat miktrının saptanamsında hataya düştüğünü ve aşikar surette az bir miktar saptadığını öne sürdü.
Konu istinaflarda karara bağlanması gereken üç husus va-rdır:
İlk Mahkemenin istinafa konu davaya bakmaya yetkisi olup olmadığı;
Davacı ile davalı arasında geçerli bir sözleşmenin bulunup bulunmadığı; ve
İlk Mahkemenin saptamış odluğu tazminat mikarının davalıya göre aşikâr surette fahiş, davacıya göre ise aş-ikâr surette az olup olmadığı.
Davalıya göre davacı ile davalı arasındaki ihtilaf Kooperatif Şirketler Yasası fasıl 11 madde 53 uyarınca kooperatif şirketler mukayyidinin hakemliğine müracaat edilmesi gereken bir ihtilâf olup ilk mahkemenin yargısal yetki-isine girmemektedir. Kooperatif Şirketleri Nizamatının 51. maddesi altında ise davacının görevine idare meclisinin arzu ettiği zaman son vermeye hakkı vardır. davalının bu yetkisine dayanarak davacının görevine son vermiş olması dava konusu edilemez. Kaldı- ki davacının görevine son verme kararı idari bir karar olup Yüksek İdare Mahkemesi-nin yargı yetkisine girmektedir. İlk Mahkemenin yargı yetkisi bulunmayan böyle bir konuyu öncelikle inceleyip karara bağlaması gerekirken bunu yapmayıp dava sonuna bırakmak-la hataya düşmüştür.
davalının iddiasını dayandırdığı Kooperatif Şirketler Yassı Fasıl 14'ün 53. maddesi bir kayıtlı şirketin azaları veya eski azalarıi komisyonu, idare meclisi, memur, vekil veya müstahdemleri ile şirket arasında şirketin işleri ile ilg-ili olarak çıkacak ihtilafların hakeme havale edilmsini öngörmektedir. 53. maddede konu edilen ve hakeme havale edilmesi öngörülen ihtilaflar şirketin dahili idresine ilişkin ihtilaflardır ve bir sözleşmenin ihlalinden doğan ihtilafları kapsamamaktadır. Ni-tekim Hüseyin Şefik v. The First Limassol Cooperative Savings Banka, Ltd. of Limasol 19 C.L.R. 244 davasında 53. maddeyi yorumlayan Yüksek Mahkeme önemli yasal noktaları içeren zimmete para geçirtme gibi haksız fiil ile ilgili ihtilafların en iy şekilde ma-hkemeler tarafından karara bağlanabileceğine ve yasa koyucunun niyetinin bu gibi ihtilafların mukayyit veya onun tayin edeceği bir hakem tarafından görülmesini sağlamak amacına yönelik olmadığına karar verdi. Söz konusu davada sayfa 248'de aynen şöyle den-miştir:
"In the present case it is clear from the counterclaim of the respondents contained in their statement of defence that they are claiming damages for negligence or brreach of duty against the appellant. The issue clearly do not concern the intenal- administration of the society but primarily concern the obligation of the appellant to answer for the tortious acts of an officer, agent or servant. This involves matters of law which the courts of the Colony are best qualified to determine. I do not thin-k that we can presume that it was the intention of the legislative authority to compel the appellnt to have these issues tried by the Registrar or an arbitrator appointed by him."
Kooperatif Şirketleri Nizamatının 51. maddesinin (2). fıkrası ise bu madde- altında tayin edilen bir kâtip veya müstahdemin komisyonun arzu ettiği zaman işine son verilebileceğini öngörmektedir. Görülebileceği gibi bu madde kâtip veya müstahdemlere uygulanabilecek bir maddedir. Müşavir gibi üst düzeyde görev yapan ve genel müdür -muavini maaşı çeken davacının ise bu madde kuralları kapsamında mütalâa edilmesine olanak yoktur. Özellikle emekliye ayrılamsı halinde müşavir olarak istihdam edileceğini öngören davalı bankanın idare meclisi kararına uyarak emekliye ayrılan ve 5 sene süre- ile istihdam edileceğine dair davalı ile sözleşme imzalayan davacının görevine, idare meclisinin, nizamatın 51. maddesine dayanarak dilediği zaman son verebileceği düşünülemez. Bağlayıcı olmamakla beraber Rum Yüksek Mahkeemsinin de Synergatikos Organismos- Diatheseos Ambelourgikon Ltd. v. Costas Korallis (1971) 1 C.L.R. 248 davasında 51. maddeyi aynı doğrultuda yorumladığını da belirtmek gerekir. Sayfa 260'ta aynen şöyle denmiştir:
"As regards the constructiom of rule 51 in our view when read as a whole, -it applies only to 'cclers or employees', including laboureres; and rule 51(2), which provides that a 'clerk or employee' shall hld office 'during the pleasure of the committee', applies only to that category of servants who are 'appointed under this rule'-. We ara further of the view that rule 51 has no application to persons appointed to perform duties of the nature of those of the respondent, that is, as a Technical Manager of the whole business of the Society."
Davacının göervine son veren kararın idar-i bir karar olduğuna dair davalı tarafından öne sürülen iddia yasal dayanaktan yoksundur. Davalının bir idari makam veya organ olup olmadığı hususu kuşkulu odluğu bir yana, mevcut bir sözleşmeyi sona erdiren konu kararın idari faaliyetler ile ilgili bir ka-rar olmadığı ve dolayısıyle idare hukuku alanına girmediği açıktır.
Yukarıda belirtilenlerden de anlaşılacağı gibi İlk Mahkemenin dava bakmaya yetkisi vardı ve böyle bir bulgu yapmakla hataya düşmüş değildir. Ne var ki ilk mahkeme yetki konusunda yapılan- ön itirazı başlangıçta karara bağlamayıp dava sonuna bıraktı. Davanın kaderini etkileyecek nitelikteolan bu tür ön itirazların davanın başında karara bağlanması şayanı arzudur ve ilk mahkeme bu şekilde hareket etmemekle hataya düşmüştür. Bu durumda davacı-nın Yargıtay/Hukuk 48/85, 49/85 ve 50&85 sayılı istinaflarının kabul edilmesi gerekir. Ancak ilk mahkemenin yetkisi olduğu hususunda dava sonunda yaptığı bulgu, yukarıda da belirtildiği gibi, doğru olduğuna göre bu istinafların akademik olmaktan öte bir ön-emi olmadığı ve sonucu etkilemedikleri açıktır. Bu nedenle davalının ilk mahkemenin davaya bamaya yetkisi olduğu hususundaki bulgusu aleyhine yapmış olduğu 51/85 sayılı istinafın reddilmesi gerekir.
Davalı sözleşmenin geçerli olmadığını iddia etmiştir. D-avalıya göre 12.5.1983 tarihinde yapılan toplantıda davacının müşavir olarak atanması için alınan karar Kooperatif Şirketleri Nizamatının 51. maddesi uyarınca Kooperatif Şirketler Mukayyidi tarafından onayladığı halde, 12.12.1983 tarihinde geriye dönük ola-rak yapılan sözleşme mukayyidin onayına sunulmamıştır. Öte yandan müdürün sözleşmeye taraf yapılması gerktiği halde bu yapılmamıştır. Bu nedenlerle sözleşme geçersizdir.
Mahkeme huzurundaki şahadete göre, davacının emekliye ayrılması halinde davalı banka-ya atanmasıkonusu ilk defa idare meclisinin 7.3.1983 tarihinde yapmış olduğu toplantıda görüşüldü ve beş yıl süreli mukaveleli olarak ve genel müdür muavinlerine ödenen aylık sabit maaşla genel müdür muavini olarak atanmasına karar verildi. Kooperatif Şirk-etler Mukayyidi davacının hizmet süresi ve maaşı hakkında herhangi bir itirazda bulunmadı ve sadece statüsünü uygun bulmayarak genel müdür muavinliği veya buna muadil bir mevki dışında bir göreve atanması halinde konuyu yeniden tezekkür edebileceğini bildi-rdi. 12.5.1983 tarihinde toplanan İdare Meclisi mukayyiin önerisi doğrultusunda davacıyı müşavir statüsü ile ve genel müdür muavinlerine ödenen aylık sabit maaşla atanması hususunda karar aldı. Kooperatif Şirketler Mukayyidi bu kararı 7.6.1983 tarihli y-azısı ile onayladı. Konu kararda öngörülen koşullarla çalışmayı kabul eden davacı 15.6.1983 tarihinden itibaren resmen göreve başladı. Görüleceği gibi davacı göreve hizmet süresi, maaşı ve statüsü mukayyit tarafından onaylandıktan sonra başladı. Nitekim da-valı bankanın genel müdürü tarafından Teftiş ve Muarakabe Bölümü Müdürü ve Konsolide Hesaplar Sorumlusuna yazdığı ve dağıtımını da Maaşat ve Konsolide Hesaplar Bölümü Müdürlüğü, Personel Bölümü Müdürlüğü, Tefti ve Murakabe Bölümü Müdürlüğü ve davacıya da y-aptığı 15.7.1983 tarihli yazısında davacının 15.6.1983 tarihinden itibaren resmen göreve başladığını ve bu tarihten itibaren genel müdür muavinlerine ödenen maaşın aynen davacı için de ödeneceğini bildirdi.
12.12.1983 tarihinde davacı ile davalı arasında- idare meclisi tarafından alınan ve mukayyit tarafından da onaylanan konu kararlar doğrultusunda geriye dönük olarak yazılı bir zösleşme yapıldı ve böylece davacının, resmen göreve başladığı 15.6.1983 tarihinden itibaren 5 yıl süre için ve genel müdür muav-inlerine ödenen maaş ve sair özlük hakları ile müşavir olarak istihdam edileceği hususları yazılı bir belgede derlenmiş oldu. 12.12.1983 tarihli sözleşmenin mukayyidin onayına sunulmadığı bir gerçektir. Ancak davalıya tüzel kişilik kazandıran ve başka şeyl-er yanında kendi adına sözleşme yapmak, dava açmak veya dava müdafaa etmek ve kuruluş amacı ile ilgili gerekli olan herşeyi yapmak yetkisini veren Kooperatif Şirketler Yasası Fasıl 114''n 18. maddesi yapıalcak sözleşmeler için herhnagi bir onay öngörmemekt-edir. Konu yasa altına yapılan Kooperatif Şirketleri Nizamatının "sözleşmeler" başlığı altında yer alan 96. maddesi de kayıtlı bir şirket adına yapılan sözleşmelerin açıkça veya zımnen yetkilendirilmiş biri tarafından imzalanacağını öngörmekte ancak yapıla-cak sözleşmelerin onaya sunulmasına dair herhangi bir kural içermemektedir. Onay, 5. madde kaspamına giren atamalar için geçerlidir. davacı ile ilgili atama ise, yukarıda de belirtildiği gibi, 51. madde kapsamında bir atama olmadığı için onaya gerk yoktur.- Kaldı ki 12.12.1983 tarihinde geriye dönük olarak yapılan yazılı sözleşme esas itibarı ile daha önce idare meclisi tarafından alınan ve mukayitlikçe de onaylanan kararları içerdiğinden yneiden mukayyidin onayına gerk yoktu. KOnu sözleşmede yer alan ve beş- sene sonunda göreve devam edip etmeyeceği, davacının tam mesai yapacağı ve davalının çıakrları ve iyiliği için elinden gelen her türlü gayreti göstereceği gibi teferruat, her hizmet sözleşmesinde yer alan ve açıkça belirtimese dahi hizmet şartlarının ayrı-lmaz gerekleri niteliğindedir. Önümüzdeki meselede sözü edilen teferruatın taraflara ve özellikle davalıya da önce alınan kararların aksine yeni yükümlülkleri yüklediği söylenemez.
Yukarıda belirtilenler ışığında 12.12.1983 tarihinde davacı ve yasa altınd-a tüzle kişiliği olan davalı arsında yapılan sözlemenin geçerli bir sözleşme olduğuna kuşku yoktur. Bu sözleşme haklı herhnagi bir enden olmadan davacının görevine son vermek suretiyle davalı tarafından ihlâl edilmiştir. Gerçi davalı, sahip olmadığı genel- müdür muavini ünvanını kullanarak işlem yapan davacının sözleşme şartlarını ihlâl ettiği ve bu yüzden haklı oalrak görevine son verildiğini iddia etmiştir. Ne var ki şahadetten de görüleceği gibi davacı genel müdür muavini ünvanını kullanmaması hususunda -yapılan ikaza derhal uymuş ve görevine son verildiği tarihe kadar davacının bu konuda şikâyete yol açacak bir davranışı görülmemiştir. Binaenaleyh sadece ikaz ile geçiştirilen ve herhangi ir işlem yapılamsına gerek duyulmayan münferit bir olayın aylarca so-nra haksız olarak davacının görevine son verlimesine geçerli bir gerekçe teşkil edemez.
Şimdi de tazminat miktarı ile ilgili istinafları incelemek gerekir. İlk Mahkeme duruşma tarihinde davacının brüt maaşının 286,000TL. olduğunu dikkate aldı ve davalını-n sözleşme süresi sonuna kadar davacıyı istihdam etmiş olsaydı davacının eline geçecek miktarı ,800,000TL olarak saptadı. Ancak Mahkeme ödenecek tazminatın davacının eline yekün bir miktar oalrak geçeceğini ve verginin de ödenmeyeceğini gözönünde bulundura-rak önemli bir indirim yapmayı uygun buldu ve davacının alması gerken tazminatı 7,000,000TL olarak saptadı. Davalıya göre ilk mahkeme tazminat miktarını saptarken hangi genel müdürün maaşını baz olarak aldığını belirtmediği gibi davacının brüt maaşını esas- alıp bu maaştan ödenmesi gereken vergi miktarını dikkate almamıştır. Yine davalıya göre ilk mahkeme davacının hayat intizarını da gözönünde bulundurmamıştır. Böylece ilk mahkeme gerekli indirimi yeterince yapmayıp davacının almaya hakkı olduğu tazminat mi-ktarını 7,000,000TL. gibi fahiş bir miktar saptamakla hata ettiğini iddia etti. Davalı ayrıca zararı azaltmak için davacının herhangi bir çaba göstermediğinden yanındı ancak daha sonra bu husus üzerinde durmadığını beyan etti.
davacı ilk mahkemenin tazmi-nat miktarını saptarken Genel Müdür Muavini Mustafa Faik'in maaşını baz oalrak aldıını, bunun sözleşmeye ters düşen bir yanı bulunmadığını iddia etti. Ancak ödenecek vergi miktarının dikkate alınması gerketiğini de kabul etti. Davacı ilk mahkemenin İhtiyat- Sandığı, Sosyal Sigorta için ödenen miktar ve kıdem tazminatı ile 13. ve 14. maaşları dikkate almamakla hata ettiğini iddia etti. davacıya göre duruşma tarihinde sözleşmenin sona ermesine iki yıl vardı. Bu sürenin çok kısa olduğunu dikakte alarak hayat in-tizarı için hiç indirim yapmaması veya çok az bir indirim yapması gerekirdi.
Davalı bankanın idare meclisi kararında ve bilahare yapılan yazılı sözleşmede davacıya genel müdür muavinlerine ödenen maaşın verilmesi öngörülmektedir. Davacı göreve fiilen baş-ladıktan sonra davalı Bankanın genel müdürü tarafından Teftiş ve Murakabe Bölümü Müdürü ve Konsolide Hesaplar Sorumlusuna gönderdiği yazıda davacıya genel müdür muavinlerine ödenen maaşın ödenmesini bildirdi. Bundan da genel müdür muavinlerine ödenmekte ol-an maaşın aynı olduğu sonucu çıkmaktadır. Nitekim genel müdür muavinle-rinin farklı maaş çektiklerine dair yeterli şahadet mevcut değildir. Hemen belirtmek gerekir ki davacının görevde olduğu süre zarfında maaşı hakkında herhangi bir tereddüt veya ihtilaf- çıkmamıştır. Genel müdür muavinleri maaşlarında fark olmadığına göre ilk mahkemenin tazminat miktarını saptarken kimin maaşını baz olarak aldığını belirtmesine gerek yoktu ve bu yüzden herhangi bir hataya düşmüş değildir.
Bir müstahdemin işine haksız ol-arak son verildiği hallerde müstahdeme ödenecek tazminat miktarı ilk bakışta müstahdemin sözleşme uyarınca çalışmaya devam etmiş olsaydı eline geçecek olan miktar kadardır. Bu miktardan müstah- demin zararını azaltmak için başka bir işten sağladığı veya ma-kul surette sağlaması gereken miktarın tespit edilmesi gerekir. McGregor on Damages 13. baskı, s.594 paragraf 884'de şöyle denmektedir:
"The measure of damages for wrongful dismissal is prima facie the amount that the plaintif would have earned had the e-mployment continued according to contract subject to a deduction in respect of any amount accuring from any other employment which the plaintiff, in minimising damages, either had obtained or should reasonablyh have obtained."
Tarafların yapmış olduğu mü-şterek beyana göre davacının görevine son verildiği 31.5.1984 tarihinde brüt aylık maaşı 135,999TL. idi. Davalı İhtiyat Sandığına ayda 1610TL, Sosyal Sigortalara da ayda 4483TL katkıda bulunuyordu. Davacı görevden alındıktan sonra maaşlarda artış oldu ve d-avanın duruşma tarihinde genel müdür muavininin aylık maaşı 182,850TL, hayat pahalılığı ödeneği 111,536TL, evlilik prime 2700TL olmak üzere toplam aylık brüt maaşı 297,088TL. oldu. Davacının görevine son verilmiş olsaydı onun da aynı maaşı alacağına kuşku -yoktur. Ancak bu miktar üzerinden davacının takriben 79,000TL. gelir vergisi ödemek zorunda olduğu ve bunun tenzil edilmesi gerektiği taraflarca kabul edilmektedir. Esasen yasal durum da bu merkezdedir ve ilk mahkeme bu hususu dikkate almamakla hata etmişt-ir. )Bak.: British Transport Commision v. Gourley (1956) A.C. 185; Reach v. reed Corrugated Cases Ltd. (1956) 2 All E.R. 652) Bu durumda maaştan gelir vergisi tenzil edildikten sonra davacının eline ayda net 218,000TL geçeceği anlaşılmaktadır. Buna davalın-ın her ay ihtiyat sandığına 35650TL ve Sosyal Sigortaya da 6750TL katkısı eklendiğinde daacının toplam aylık kazanç kaybı 260,400TL'dır. davalının davacıya yılda 14 maaş ödediği taraflarca kabul edilen müşterek bir olgudur. Bu durumda davacının yıllık kayb-ı 3,645,600TL ve dolayısıyle sözleşmenin sona ermesi için geri kalan 4 yıllık kaybı 14,,582,400TL'dir. Bu miktara beş yıl için almaya hak kazandığı 1,090,000TL. kıdem tazminatı da eklenince davacının sözleşmenin ihlâlinden dolayı almaya hak kazandığı topl-am tazminat miktarı 15,672,400TL odluğu ortaya çıkar. Davanın duruşma tarihinden sonra ve sözleşmenin sona erceği tarihe kadar maaşlarda artış olabileceği söz konusu ise de bu artışların ne olabileceği hususunda hiçbir şahadet mevcut değildir. İlk mahkeme -davacının kazanç kaybının 13,800,000TL olduğu hususunda bulgu yapmakla hata etmiştir.
Davalı zararı azaltmak için davacının hiçbir çaba sarfetmediğini iddia etti. Davacının iş bulduğunu veya bulabileceğini ispat etmek davalıta düşer. davalı yine kendisin-in münhal olarak ilân ettiği koordinatörlük gibi mevkilere davacının müracaat etmediğinden yakındı. Davalı sözleşmenin sona ermesine 4 yıl daha olduğu halde davacının görevine son verdi. Davacının, davalı tarafından münhal ilân edilen mevkilere müracaat et-mesinin normal olarak beklenemeyeceği hatırlatıldığında, davalı haklı olarak bu konu üzerinde daha fazla durmak istemedi. Davalı başka bir yerde davacının statüsüne uygun bir iş bulabileceğine dair herhangi bir şahadet de ibraz etmedi. Davacının bu süre za-rfında başka iş bulduğu veya bulabileceği hususunda şahadet olamdığına göre almaya hak kazandığı taminat miktarından bu başlık altında indirim yapılmasına olanak yoktur.
Tazminatın peşin olarak davacıya ödeneceği ve hayat intizarı gibi faktörler dikkate -alındığında davacıya ödenmesi gereken miktardan makul ve uygun bir miktarın tenzil edilmesi gerekir. McGregor on Damages 13. baskı s.597-98 para.888'de şöyle denmektedir:
"There is no uncertainly in the assessment than in personal injury cases. Strictly -there should be a deduction in respect of imemdiate payment and, though much less importantly, in respect of the contingencies of life;"
-İlk mahkeme saptamış oduğu tazminat miktarının yekün oalrak ödeneceği ve vergiye tabi olmadığını dikkate alarak önemli bir indirim yapmayı uygun buldu ve 13,800,000TL olarak saptadığı tazminat miktarını 7,000,000TL'na indirdi. Yapılan indirimin aşikâr sur-ette fazla olduğu açıktır ve ilk mahkeme %50'ye yakın bir indirim yapmakla hata etmiştir. Bunun yekün olarak ödeneceği, enflasyon oranının yüksek olduğu, davanın ilk mahkemece karara bağlandığı tarihte sözleşmenin sona ermesine 3 sene gibi kısa bir süre ka-ldığı ve dolayısıyle hayat intizarının da bu oranda az olduğu ve sözleşmenin geri kalan süresi esnasında maaşlarda artış olacağı dikkate alındığında yapılması gereken indirimin çok daha az olması gerektiği kanısındayım. Davanın tüm olguları ışığında davacı-nın alması gereken tazminat miktarının 11,000,000TL olarak saptanmasının makul ve uygun olduğu ve ilk mahkemenin hükmünün bu şekilde düzeltilmesi gerektiği görüşündeyim. Bu nedenlerle davalının dosyalamış olduğu Yargıtay/Hukuk 70/85 sayılı istinafın reddol-unması gerekir.
-
Davacı Yargıtay/Hukuk 71/85 sayılı istinafta ilk mahkemece saptanan tazminat miktarının aşikâr surette az olduğunu iddia etmiştir. Tazminat konusu Yargıtay/Hukuk 70/85 sayılı istinafta incelendiğinden aynı konunun yeniden incelenmesine gerek yoktur. Yarg-ıtay/Hukuk 70/85 sayılı istinafta belirtildiği gibi ilk mahkemece saptanan 7,000,000TL tazminat miktarı aşikâr surette azdır ve makul olarak davanın tüm olguları ışığında bu miktarın 11,000,000TL olması gerekir.
Sonuç olarak Yargıtay/Hukuk 48/85, 49/85 v-e 50/85 sayılı istinafların kabul edilmesi, 51/85 ve 70/85 sayılı istinafların ise reddedilmesi, 71/85 sayılı istinafın da kabul edilmesi ve ilk mahkemenin hükmünde 7,000,000TL olarak saptanan tazminat miktarının 11.000,000TL olarak düzeltilmesi gerektiği -görüşündeyim.
N. Ergin Salâhi: Netice olarak 48/85, 49/85 ve 50/85 sayılı istinaflar oybirliği ile kabul edilir, 51/85 sayılı istinaf oybirliği ile reddedilir. 70/85 sayılı istinaf ise farklı nedenlerle ve oybirliği ile reddedilir, 71/85 sayılı istinaf oy-çokluğu ile kabul edilir ve alt mahkeme tarafından tespit edilen miktarın 11,000,000TL olarak değiştirilmesine emir verilir.
48/85, 49/85 ve 50/85 sayılı istinafların masrafları aleyhine istinaf edilen tarafından ödenecektir. 51/85 ve 70/85 sayılı istin-af masrafları istinaf eden tarafından ödenecektir. 71/85 sayılı istinafta ise masraflar aleyhine istinaf edilen tarafından ödenecektir.
(N. Ergin Salâhi) (Niyazi F. Korkut) (Aziz Altay)
Yargıç - Yargıç Yargıç
30 Haziran 1986
-
14
-
Full & Egal Universal Law Academy