-D.38/90 Yargıtay/Hukuk 50/90
(Dava No. 648/89; Lefkoşa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: Salih S. Dayıoğlu, Niyazi F. Korkut, Celâl Karabacak
İstinaf eden: Ali Rıza Veli -- Düzova
(Davalı)
ile
Aleyhine istinaf edilen namına: Eray Özer - Cihangir
(Davacı)
- A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Ali Dana
Aleyhine istinaf edilen namına: Enver Öztürk
H Ü K Ü M
Salih S. Dayıoğlu: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç Niyazi F. Korkut verecektir.
Niyazi F. Korkut: -Aleyhine istinaf edilen davacı Lefkoşa Kaza Mahkemesinde istinaf eden davalı aleyhine bir dava dosyalıyarak 17.1.1988 tarihinde Düzova köyünde kendi kullandığı AZ 465 plâkalı araç ile davalının kullandığı G 205 plâkalı aracın çarpışması sonucu zarar ziyana- uğradığını; bu kazanın davalının kanuni vecibelerini yerine getirmeden veya dikkatsiz ya da ihmalkârane araç kullanması sonucu meydana geldiğini ileri sürerek zarar ziyan ve masraflar hususunda istemde bulundu.
Davalı ise dosyaladığı müdafaa takririnde- kazanın vukubulduğunu kabul etmekle beraber konu kazanın davacının kusur ve kabahati veya dikkatsiz ve ihmalkârane sürüşü sonucu meydana geldiğini ileri sürdü.
Alt Mahkeme taraflar ve tanıkları dinledikten sonra hükmünde, davacının kaza anında kendi sey-ir alanının 1' 6" dışında olduğu ve makul bir sürücünün kendi seyir alanı dışına çıkmaması gerektiği; kaza anında davacının süratinin normal olmasına karşın seyir alanı dışına çıkışını makul gösterecek inandırıcı bir neden sunamadığı ve seyir alanı dışına -çıkmakla kazanın oluşuna katkıda bulunduğu; davalının aracının ise kaza günü çalışmadığı ve aracını damadı ile çırağının ittikleri ve aracın bahçe kapısından çıkarken çalıştığı, bahçe kapısından çıkışta varolan bir rampa nedeni ile davalının aracının çalış-tıktan sonra davalı tarafından boşa alınması sonucu, itmeden mütevellit bir sürat kazandığı ve yola çıkışta bahçe kapısı yanında bulunan bir limon ağacı nedeniyle davalının görüşünün engellendiği, yola çıkmazdan önce davalının yolda bir gözcü koymadığı gib-i yolun boş olup olmadığına emin olmadan ve aracı hareket ettikten sonra hiç durmadan yola çıkarak o anda yoldan geçmekte olan davacının aracının ön tekerlek hizasına çarpması sonucu kazanın vukubulduğu ve kazanın oluşunda davalının katkısı bulunduğu husus-unda bulgu yaparak kazanın oluşunda her iki sürücünün de %50 oranında kusurlu oldukları kanaatına vardı.
Alt Mahkeme daha sonra davacının zarar ziyanınıa ilişkin şahadeti de inceleyrek davacının aracına 588.300TL zarar olduğuna ve aracın da kaza sonucu 1-.500.000TL değer kaybına uğradığına ilişkin bulgu yapmasına karşın davacı talep takririnde aracına olan değer kaybını 1.000.000TL ile sınırlı tuttuğu cihetle bu rakam üzerinde bir miktar için hüküm verilemiyeceğini de vurgulayarak sonuçta daha önce saptamı-ş olduğu kusur oranına göre davacı leyhine 294.150TL zarar ve 500.000TL değer kaybı için hüküm verdi. Davalı bu hükme karşı istinaf dosyaladı. 7 istinaf sebebi içeren davalının istinaf ihbarnamesindeki istinaf sebepleri Alt Mahkemenin davalıya kusur atfetm-ekle ya da %50 kusur atfetmekle, hasarlar hususunda davalı tanığının şahadetini tercih etmemekle hatalı hareket ettiği şeklinde özetlenebilir.
Davacı ise Emir 35, nizam 10 altında dosyaladığı ihbar ile Alt Mahkemenin davacıya %50 oranında kusur atfetmekl-e hatalı hareket ettiğini ileri sürdü.
İstinafın duruşamsı sırasında istinaf eden, sair şeyler yanında, davacının talep takrirince davalıya atfedilen kusurlar arsında davalının gözcü koymadığına ilişkin bir iddia ileri sürülmediğini ve bu nedenle Mahkeme-nin davalının gözcü koymadığına ilişkin bulgu yapamıyacağını; davalı davacıyı görerek aracını durdurduğuna ilişkin şahadet verip bu şahadetinin tanığı tarafından da teyit edilmesine karşın Mahkemenin bu şahadetleri makûl ve mantıklı bulmamakla hatalı harek-et ederek davalının durmadığına ilişkin hatalı bir bulgu yaptığını ve herhalûkarda davalıya atfedilen kusurun çok olduğunu savundu. İstinaf eden ilâveten 588.000 TL harcanarak tamir edilen davacının aracına 1.000.000TL değer kaybı olduğuna ilişkin bulgu ya-parak ve keza bu bulguyu davacının aracı bile incelemeden şahadet veren tanığa inanmakla da hatalı hareket ettiğini ileri sürdü.
Aleyhine istinaf edilen avukatı ise Mahkemeye hitabında, sair şeyler yanında, davacının şahadetinde yolun biraz sağına alışın-ın makûl izahını yaptığını ancak Mahkemenin bu izahı kabul etmediğini; Mahkemenin araçların vuruş şekli hakkındaki bulgusunun doğru olduğunu ve araçlara olan hasarların da bu bulguyu desteklediğini ve bu bulguya göre davalının hiç durmadan yola atılmış old-uğunun saptandığını ve Mahkemenin bu bulgusunun hatalı olmadığını; kazanın oluşunun tek sebebinin yolda davacının 1.5 ayak sağa geçmiş olmasından kaynaklanmadığını ve davalının kusurlarının ise Alt Mahkeme kararında davalının hiç durmadan yola çıktığı, dav-alının aracının itme sonucu çıkışta hız aldığı, davalının çıkışta yolu görmediği ve yola gözcü koymadan çıktığı şeklinde sıraladığı ve her iki tarafın kusurları dikkate alındığında davacıya atfedilen kusurun fazla olduğunu savundu.
Değer hususunda ise, A-lt Mahkemenin tarafların tanıklarına inanmakla beraber bu tanıklardan birini tercih etmesi gerektiğini ve davacı tanığı aracı hasarlı hali ile gördüğü ve davalı tanığı aracı hiç görmediği için davacı tanığının şahadetini tercih ettiğini, davalı tanığının d-a şahadetinde, zımnen, değer kaybını kabul ettiğini, Alt Mahkemenin tercih ettiği şahadete göre, değer kaybı olduğu hakkında bulgu yapmakla hatalı hareket etmediğini ileri sürdü.
Özetlenen istinaf sebepleri ile istinafın duruşması sırasında tarafların Ma-hkemeye hitaplarından görülebileceği gibi Alt Mahkemenin kazanın oluşuna ilişkin bulguları tartışma konusu yapılmamıştır. Keza Alt Mahkemenin yasal bir hata işlediğine ilişkin bir istinaf sebebi de mevcut değildir. Bu durumda, öncelikle, Alt Mahkemenin ta-rtışma konusu yapılmayan bulgularına göre saptanmış olan tarafların kazanın oluşundaki kusur oranlarına Yargıtayın ne gibi hallerde müdahle edebileceğine ilişkin yasal durumu incelemek gerekir.
(1943) 1 All. E.R. sayfa 33'te yayınlanan Owners of Steamshi-p or Vessel "British Fame" v. Owners of Steamship or Vessel "Macgregor" davasında Viscount Simon L.C. sayfa 34 paragraf 6'da şöyle dedi:
"It seems to me, my Lords, that teh cases must be very exceptional indeed in which an appellate court, while accepting- the findings of fact of the court below as to the fixing of blame, none the less has sufficient reason to alter the allocation of blame made by the trial judge. I do not, of course, say that there may not be such cases. I apprehend that if a number of dif-frent reasons were given why one ship is to blame, but on examination some of those reasons were in the Court of Appeal found not to valid, might have the effect of altering the distribution of the burden. If there were a case in which the judge, when dist-ributing blame, could be shown to have misapprehended a vital fact bearing on the matter, that might perhaps be-it would be, I think - a reason for considering whether there should be a change made no appeal. But subject to rare exceptions, I submit to th-e House that when findings of fact are not disputed and the conclusion thayt both vessels are to blame stands, the cases in which appellant tribunal will undertake to revise the distribution of blame will be rare.
..........................................-......................................................................
I ought to add that it would require a very strong and exceptional case to induce an applellate court to vary the apportionment of the different degrees of blame which the judge has mad-e, when the appellate court accepts the findings of the judge."
Quintas v. National Smelting Company Ltd. (1961) 1 W.L.R. s.40-1 sayfa 418 de Willmer L.J. ise şöyle demektedir:
"The problem of apportioning blame where there has been fault on both sides is one that has been familiar in the Admiralty jurisdistion for 50 years. İt has lang been held to be a matter primarily for the -discretion of the trial judge, who finds the afcts, and who has the advantage of seeing the participants at first hadn and assessing the degrees of their responsibilty. It is well settled that, in teh absence of any error of principle, an appellate tribuna-l will interfere with the trial judge's apportionment only in exceptional cases, and then as a rule only where it can be seen that the trial judge has failed to give efefct to some material fact or has failed to take into account some material consideratio-n."
Brown & Another v. Thompsaon (1968) 1 W.L.R. Winn L.J. yukarıda alıntı yapılan kararlara da atıf yaptıktan sonra, s.1003 s-ayfa 1011 de şöyle demektedir:
"I fee quite satisfied that I do not find any cause in the instant case for altering the apportionment made by the ytrial judge. I deliberatly do not say that had I been traying this case mayself, my apportionment would have- been 20 per cent. I am not conserned wiyh that. I find noreason which moves my mind at all to consider that the trial judge's apportionment was wholly erroneous. Even if I had thought there was reason to disagree with his apportionmenti I would have thaou-ght it impossiblei for the reasons indicated in the judgments tow hich I have referred, to interfere with the judge's apportionment. -That deals with the issure of liability."
Yukarıda alıntı yapılan kararlardan görülebileceği gibi yasal durum ya bu bulgularda bir hata işlemediği sürece kusur oranına ilişkin Alt Mahkeme bulgularına, istisnai durumlar hariç, müdahale etmemek gerekir.
-Bir kazanın oluşunda tarafların kusur oranlarının saptanması, ilk nazarda, davayı dinleyip taraflar ile tanıklarını şahadet verirlerken gözlem altında bulunduran ve olgular hakkında bulgu yapan Alt Mahkemeye aittir. Yargıtay olarak mevcut olgulara göre kus-ur oranı hakkında farklı görüşte olsak bile yine de müdahalenin gerekli olduğu aşikâr durumlar hariç, Alt Mahkemenin saptadığı orana müdahale etmemek gerekir.
Yukarıda alıntı yapılan kararlardaki ilkelere göre bu istinafta, davayı dinleyen biz olsa idik- taraflar arasındaki kusur oranını farklı olarak saptamayı uygun görmekle beraber, Alt Mahkemenin saptadığı kusur oranlarını değiştirmek için müdahalemizi gerektirecek aşikâr ve istisani bir durum görmüyoruz.
Alt Mahkemenin davacının aracına olan hasar h-ususundaki bulgusuna gelince: tutanaklardan da görülebileceği gibi davacı tanığı aracı hasarlı hali ile görmüş, davalı tanığı, ise aracı hiç görmeden hasara ilişkin şahadet vermiştir. Bu durumda Alt Mahkeme davacı tanığın şahadetini tercih ederek onun şaha-detine dayanarak araca olan hasara ilişkin bulgu yapmıştır ve Alt Mahkemenin böyle hareket etmekle hata ettiği söylenemez ve bu istinaf sebebinin de reddedilmesi gerekir.
İstinaf edenin kusur oranına ilişkin istinaf sebepleri ile ilgili olarak yukarıda -söylenenler ışığında aleyhine istinaf edilenin mukabil istinafı da ileri gidemez ve reddedilmesi gerekir.
Sonuç olarak istinaf ve mukabil istinaf reddolunur.
Masraflarla ilgili herhangi bir emir verilmez.
(Salih S. Dayıoğlu) (Niyazi- F. Korkut) (Celâl Karabacak)
Yargıç Yargıç Yargıç
21 Aralık 1990
Full & Egal Universal Law Academy