-D.9/94 Yargıtay/Hukuk 51/93
(Dava No: 1530/88; Mağusa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Taner Erginel, Metin A. Hakkı.
İstinaf eden: Osman Hürdoğanoğl-u, Gazi Magosa.
(Davacı)
ile
Aleyhine istinaf edilen: 1. Kaya Şevki, Gazi Magosa.
2. Ahmet Kafalı, Alaniçi.
(Davalıl-ar)
A r a s ı n d a.
İstinaf eden namına: Avukat Orhan Zihni Bilgehan.
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Erdal Öncü.
H Ü K Ü M
N. Ergin Salâhi: Esas hükmü hazırlayan Sayın Yargıç Metin A. Hakkı'nın hükmün-ü daha önce okuma fırsatı buldum. Serdettiği olgulara ve görüşlere katılmaktayım.
Taner Erginel: Mağusa Limanında işçi olarak çalışan Davacı, 28.7.1987 tarihinde Davalı (1)'in kamyonuna yük yüklerken meydana gelen bir kaza sonucu yaralandı. Sağ bacağı kır-ılan ve iki kez ameliyat olan Davacı kazaya Davalıların ihmalinin neden olduğunu öne sürdü ve Davalılardan tazminat talep eden önümüzdeki davayı açtı. Duruşma sonunda İlk Mahkeme Davacının iddialarını kanıtlayamadığı kanısına vardı ve davayı ret ve iptal e-tti. Bu bulgusuna rağmen İlk Mahkeme istinaf olasılığını dikkate alarak Davacının alabileceği tazminat miktarını araştırdı ve tam mesuliyet esası üzeirnden genel tazminatın 20,000,000.-TL olması gerektiğini belirtti.
İlk Mahkeme kararı okunduğu zaman kaz-anın nasıl meydana geldiği konusunda kesin bir bulgu yapılmadığı görülür. İstinaf dinlenirken istinaf eden avukatı kazanın Davacınına anlattığı şekilde meydana geldiğine Mahkemeyi ikna etmeyi başarmıştır. Bu nedenle Sayın Metin A. Hakkı'nın kararının Daval-ı (1)'in kazadan sorumlu olduğunu belirten bölümüne katılıyorum. Kararın tazminat miktarı ve özellikle dava mevzuunun değiştirilmesi ile ilgili bölümüne ise katılmıyorum.
Önümzüdeki davada Davacı davalılardan genel tazminat talep etmiş fakat talebini her-hangi bir miktarla sınırlamamıştır. Dolayısıyle Mahkemenin kanıtlanan herhangi bir miktar için hüküm verme olanağı vardır. Buna rağmen talep takririnin üzerinde dava mevzuunun 10.000.000.-TL ile 25.000.000.-TL arasında olduğu belirtilmiştir. İstinafın duru-şmasında Davacı avukatı dava mevzuunu değiştirmek ve 25,000,000.-TL - 50,000,000.-TL arasına yüksletmek için sözlü bir müracaatta bulundu. Bu müracaatı kabul etmenin doğru olup olmadığını incelememiz gerekmektdir. Acaba usul kurallarına göre istinaf aşamas-ında sözlü bir müracaatla dava mevzuunu değiştirmek mümkün mü?
Herhangi bir usul tartışmasında isabetli karar verebilmek için usul kurallarına ilişkin genel bir görüş sahibi olmak ve bu görüş ışığında soruna yaklaşmak yararlı olmaktadır. Bu konuda geçmiş- bir kararımdan alıntı yapmak istiyorum. Yargıtay/Hukuk 74/87'de (D.31/88) şöyle denmektedir:
"1852'den önce İngiltere'de ve tüm Avrupa'da şekilci hukuk anlayışı dediğimiz bir hukuk anlayışı hakimdi. Bu anlayışta yargılamanın amacı veya usul kuralının han-gi amaçla kabul edildiği üzerinde durulmaz, tarafların usul kurallarına harfiyen uymaları beklenirdi. Belirlenmiş usul kurallarından en küçük bir sapma o tarafın davayı kaybetmesi sonucunu doğrurudu. Bu usul hukuku anlayışı içinde usul tartışmalarından dav-aların esasına inmeye fırsat kalmazdı ve davaların adil bir sonuca ulaşması hemen hemen olanak dışıydı. Meydana gelen haksızlıkların zorlamasıyla usul hukuku bir değişme geçirdi. Usul hukukunda şekle önem veren anlayışın karşısında yer alan anlayışı öze ön-em veren usul hukuku anlayışı diye isimlendirmek mümkündür. Bu anlayışa göre usul hukukunun amacı yargılamanın adil olmasını sağlamak ve bir tarafın diğer tarafa haksızlık yapmasını önlemektir. Bu anlayış içinde usul kuralını yorumlarken yani anlamını tesp-it ederken kuralın amacını göz önünde bulundurmamız gerekir. Öze önem veren usul hukukunun getirdiği diğer bir yenilik ise yargıca geniş takdir hakkı tanımak olmuştur. Bu geniş takdir hakkı da yargıcın keyfi karar verebilmesi için değil adil kararlar verer-ek ortaya çıkabilecek haksızlıkları önlemesi için kabul edilmiştir. Hemen şunu eklemek gerekir ki şekle önem veren ve öze önem veren usul hukuku alayışı arasındaki mücadele sona ermiş değildir. Değişik boyut ve değişik alanlarda mücadelenin devam ettiğini -görüyoruz. Ancak tarihsel gelişme içinde öze önem veren hukuk anlayışının gittikçe daha etkin olduğunu ve yargılamada adalet kavramlarının gittikçe daha fazla önem kazandığını gözlemlemek mümkündür."
Şekilci hukuk anlayışı içinde usul kuralları anlamsız -ve katı kurallardan ibarettir. Daha uyanık olan veya şanslı olan haklı olup olmamasına bakılmaksızın davayı kazanmakta ve karşı tarafa usul kurallarına uymamasının cezasını çekmektedir. Halbuki öze önem veren hukuk anlayışına göre usul kuralları yargılaman-ın âdil olmasını sağlamak ve taraflardan birinin diğerinden haksız avantaj elde etmesini önlemek amacıyle kabul edilmiş kurallardır. Bir usul kuralını yorumlarken o kuralın hangi amaçla kabul edildiğini göz önünde tutmak gerekir. Ayrıca kuralın Mahkemeye t-akdir hakkı tanıyıp tanımadığını araştırmak ve takdir hakkı tanıyorsa bu takdir hakkını âdil olarak kullanmaya özen göstermek gerekir.
Öze önem veren hukuk anlayışı içinde karşılaştığımız bu soruna bir çözüm bulmaya çalışalım.
Bir davada Mahkeme talep -takririnde öne sürülen iddialar ve talep edilen miktar çerçevesinde karar verebilir. Usul Hukukunun bu önemli kuralının amacını anlamak zor değildir. Bir Davalının karşı karşıya olduğu davayı bilme ve savunmasını ona göre yapma hakkı vardır. Bu hak âdil ya-rgılamanın en doğal gereğidir. Bu nedenle lâyihaların dışına çıkma ihtiyacı duyan tarafın usule uygun olarak değişiklik yapma yönüne gitmesi ve değişiklik yapmadıkca lâyihaların dışına çıkmaması gerekir. Bir davada lâyihaların tâdiline ilişkin usul kuralı -Emir 25 Nizam 1'dir. Bu kurala bir göz atmak yararlı olacaktır.
"1. The Court or a Judge may, at any stage of the proceedings, allow either party to alter or amend his indosement or pleadings, ins uch manner and on such terms as may be just, and all such -amendemnts shall be amde as may be necessary for the purpose of determining the real question in controversy between the parties."
Bu kurala göre;
Taraflar arasında gerçek ihtilâf ve sorunu ortaya çıkarmak için;
Adil şartlara bağlı olarak;
Herhangi -bir aşamada lâyihalar tadil edilebilir.
Elimizde talep takririnin tâdiline ilişkin çok sayıda içtihat bulunmaktadır. Geçmiş içtihatlar incelendiğinde katı bir yaklaşım içinde olmadıkalrı ve âdil bir sonuca ulaşmak için geniş bir uygulama alanını benimsedi-kleri görülür. Örneğin Yargıtay/Hukuk Konsolide 23/79 ve 24/79'da davacı 50,000KL tazminat talep etmişti. Mahkemede ibraz ettiği şahadetle Davacı zararının 50.000KL'nın üzerinde olduğunu kanıtaldı. Dava karara kaldıktan sonra İlk Mahkeme hiçbir müracaat ol-madan talep takririnin değişti- rilmesi ve talebin artırılması için direktif verme yönüne gitti. Yüksek Mahkeme kararında çok istisnai hallerde Mahkemenin res'en talep takririni değiştirebileceğini belirtmiştir. Ayrıca yine istisnai hallerde hüküm verildik-ten sonra dahi talep takririnin değiştirilebileceği belirtilmiştir.
Önümüzdeki davada Davacının talep takririnin ne metni ne de talep bölümü ile ilgili bir sorunu yoktur. Sorun talep takririnin üzerinde belirtilen dava mevzuundadır. Usul kurallarını ince-lediğimiz zaman dava mevzuunun nasıl değiştirileceğine ilişkin bir kuralın bulunmadığını görürüz. Bu durumda öze önem veren usul hukuku anlayışı içinde ilk sormamız gereken soru dava mevzuunun hangi amaçla belirtildiği sorusudur. Bu miktarlar Davacının tal-ebini değil yetkili Mahkemeyi saptamak amacıyla belirtilmiş rakamlardır. Davanın açıldığı tarih olan 15 Ağustos, 1988'de dava mevzuu 10,000,000.-TL - 25,000,000.- TL olarak saptanmıştı. O tarihte bu miktarlar tam teşekküllü Mahkemenin yetkili olduğunu beli-rtmekteydi. Türk Lirsının sürekli değer kaybı nedeniyle Yüksek Mahkeme Yargıçların yetkisini belirleyen dava mevzuularını zaman zaman değiştrimektedir. Bu değişikliğin nedeni Davacının hatası olmadığı gibi değişiklik nedeniyle Davalının savunmasında güçlük-lerle karşılaşması da söz konusu değildir. Yüksek Mahkeme yargıçların yetkilerinde her değişiklik yaptığında Mukayyitlik dava mevzuunun ne olmasını talep ettiğini Davacı avukatlarına sormakta ve aldığı yanıta göre yetkili Mahkemeyi yeniden belirlemektedir.- Yüksek Mahkeme para değerindeki düşüşü dikkate alıp yargıçların yetkisini yeniden düzenlerken kendilerini buna uydurmaya çalışan Davacılara güçlük çıkarmanın hatalı olacağı ve adaletsizliklere neden olacağı açıktır.
Önümüzdeki dava, açıldığı zaman tam t-eşekküllü Mahkemenin yetkisine girmekteydi. Ancak daha sonra Davacı davasını kıdemli yargıç huzurunda dinletmeyi tercih etmiştir. Bugün kıdemli Yargıcın yetkisi 25 - 50 Milyon arasındadır. Şu halde tarafların gerçek niyeti önümüzdeki davanın bugünün değerl-eriyle 25 - 50 Milyon arasında dinlenmesi idi. Bu koşullarda talep takririnin üzerinde yer alan ve 10,000,000.-TL - 25,000,000.-TL olarak belirlenen dava mevzuunun değiştirilerek 25 - 50 Milyon arasına yükseltilmesi gerekir. Bu yükseltme Mahkeme tarafından- re'sen yapılabileceği gibi istinaf aşamasında davacı avukatının sözlü bir müracaatı üzerine de yapılabilir. Böyle bir düzeltmeyi yapmak adaletin gereğidir. Çünkü bu düzltmenin Davalıya bir zararı olmayacağı gibi düzeltme yapılmadığı takdirde Davacının hak-sızlığa uğraması ve zarar görmesi söz konusudur. Öze önem veren hukuk anlayışı içinde soruna baktığımızda yapılan müracaatı reddetmek için herhangi bir neden bulunmadığını görürüz. Müracaatı reddetmek mevcut olmayan bir kuralı yaratmak veya mevcut kuralı a-macını dikkate almadan yorumlamakla mümkündür ki bizi adaletsiz sonuca götüren bu görüşe katılmayı doğru görmüyorum.
Önümüzdeki davada Davacının ayağı kırılmış ve iki kez ameliyat geçirmiştir. İlk Mahkeme Davacının zararının tam mesuliyet esası üzerinden- 20,000,000.-TL olduğunu karara bağlamıştır. Sadece Yüksek Mahkemenin yargıç yetkilerinde yaptığı değişiklikten bu miktarın bugün 40,000,000.-TL'ye tekabül ettiği görülmektedir. Bu nedenle Davacı lehine ve Davalı (1) aleyhine 40,000,000.-TL için hüküm veri-lmesi gerektiği görüşündeyim.
Metin A. Hakkı: İşbu istinaf Kaza Mahkemesinin Davacının zarar ziyan istemini reddeden hükmünden yapılmıştır.
Davacı, Magosa Kaza Mahkemesinde 15 Ağustos 1988 tarihinde Davalılar aleyhine Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğü Emi-r 2 Nizam 1 tahtında dosyaladığı ve dava mevzuu 10,000,000.-TL ile 25,000,000.-TL arası olan yukarıda ünvan ve sayısı gösterilen dava ile, Davalıların 28.7.87 tarihinde Magosa liman bölgesinde dikkatsiz bir fiillerinden ötürü çalışırken yaralanmasına sebep- olduklarını ızdırap ve zarara düçar olduğunu iddia ederek Davalılar aleyhine özel ve genel zarar ziyan talebinde bulunmuştur. Davacı bilâhare 16 Kasım 1988 tarihinde Mahkemeye dosyaladığı Talep Takririnde taleplerini genişletmiş ve iddiasına göre yukarıda- sözü edilen tarihte Magosa liman bölgesinde işçi olarak çalışırken, park edilmiş halde olan Davalı 1'e ait TAV 962 plâkalı kamyona yük yerleştiriken, kamyon sahibi Davalı 1'in, Davacının istiflediği yükleri bağlarken dikkatsiz ve ihmalkârane davrandığını,- ipi kamyonun bir tarafından diğer tarafına geçirmek amacı ile savururken, Davalı 1'in savurduğu ipin ucunun, o esnada olay yerinden geçmekte olan Davalı 2'nin kamyonunun ön dikiz aynasına sarıldığını, Davalı 2'nin de bunu fark etmesi gerektiği anda fark e-tmeyip yoluna dikkastiz ve ihmalkâranece devam edip ipin gerilmesine ve gerili halde sürüklenmesine neden olduğunu, bu şekilde ipin, Davacının TAV 962 plâkalı kamyonun üstünde bulunduğu anda, birden fazla kutu yük ile birlikte kamyondan yere düşmesine sebe-p olduğunu bu şekilde sağ bacağının kırıldığını acı ve ızdırap ile zarar ziyana düçar olduğunu iddia ederek her iki Davalı aleyhine 1,710,000TL özel zarar ziyan ile genel zarar ziyan için hüküm talep etti. Davalılar ise 5.4.89 tarihinde dosyaladıkları Müda-faa Takririnde kendilerinin Davacının yaralanmasından ötürü herhangi bir dikkatsizliği veya ihmalkârlığı olduğunu reddetmiş, Davacının kendi hatası sonucu kamyondan atlayıp yere düşerek sağ bacağını kırdığını ve zarar ziyana düçar olduğunu iddia ederek dav-anın masraflarla reddedilmesi isteminde bulunmuşlardır.
Davanın duruşması 15.10.91 tarihinde Magosa Kaza Mahkemesinde başlamış ve 4.5.93 tarihi gibi uzun bir sürede hitam bulmuştur. Zabıtlardan öyle görülüyor ki Davacı avukatı karar verilmeden önce Mahke-meye yaptığı hitabede, özel zarar ziyanla ilgili talepleri ispat edilmediği görüş ve kanaatine vardığından geri çekmiştir. Davayı dinleyen Mahkeme ise 4.5.93 tarihinde verdiği kararla Davacının davasında iddia ettiği gibi Davalıların kazanın oluşunda mesul-iyeti olduğu hususunu ispat etmediği görüşüne vararak Davacının davasını reddetmiş, dava masrafları ile ilgili olarak ise herhangi bir emir vermemiştir.
Davacı 10 Haziran 93 tarihinde Yargıtay olarak oturum yapan Yüksek Mahkemeye mezkûr karar aleyhine i-stinaf etmiştir. İstinaf ise Yargıtayca 2.2.94 tarihinde dinlenmiş ve karar için bilâmüddet ertelenmiştir. İstinaf ihbarnamesi 6 istinaf sebebi içermekle birlikte istinafın duruşmasında İstinaf Eden Davacının avukatı istinaf nedenlerini aşağıdaki 3 başlık -altında topalmıştır:
"1) Bidayet Mahkemesi Davacının Davalı 1 aleyhindeki davasını iptâl etmekle hata etti; çünkü:
Davacının dava layihalarında Davalı 1'in dikkatsiz ve/veya ihmalkâr olduğu hususunda yeterli derecede açık iddia olduğu halde, olmadığı hus-usunda bulgu yapmakla hata etti.
Davalı 1'in kamyonunun yükünü bağlamada kullandığı yöntem veya çalışma sisteminin doğru ve güvenilir olmadığı halde olduğu hususunda bulgu yapmakla hata etti.
Davacının kendi şahadeti ile Alt Mahkemedeki tanıklarının şaha-deti ve diğer tüm şahadet incelendiğinde Davacının Davalı 1'e ait kamyondan ne şekilde düştüğü hususunda açık şahadet bulunduğu halde Mahkeme bulunmadığı kanaatine varmakla hatalı hareket etti.
Bidayet Mahkemesi ilgili tarihte kamyonun üstünde Davacı ile -birlikte yük istifleyen Naim Cemal'inin kamyondan Davacı ile birlikte düşmesinin Davalı 1'in kusursuzluğunu destekler görüp Davalı 1'in kusursuz olduğu kanaatine varmakla hata etti.
Alt Mahkeme önünde ibraz edilen şahadet muvacehesinde ihtimaller dengesi -dikkate alındığında kazanın oluşunda Davalı 1'in kusurlu bulunması gerekirken Alt Mahkeme önünde ibraz olunan şahadeti gerektiği gibi incelemediğini ve Davacının hukuksal yönünü de kaale almadığını ve dolayısıyle hatalı karar verdiğini göstermektedir.
2) -Bidayet Mahkemesi önünde ibraz edilen tüm şahadet muvace-hesinde Davalı 2'nin iddia ettiği gibi Davalının kamyondan kendisi atlayıp ayağını kırdığı hususundaki verdiği şahadete değer vermekle hata etmiştir.
3) Bidayet Mahkemesi huzurunda güvenilir şahadet- olmasına rağmen Alt Mahkeme Davacı lehine ve Davalı aleyhine özel ve genel tazminat vermemekle hataya düşmüştür."
İstinaf konusu Magosa Kaza Mahkemesi kararını Mahkemede verilen şahadetin zabıtları ve istinafın duruşması esnasında gerek İstinaf Edenin, -gerekse Aleyhine İstinaf Edilenin yaptığı argümanlar çerçevesinde değerlendirip karara bağlamak bu Mahkemenin görevidir. Bunu yapmazdan önce vurgulamak isteriz ki Magosa Kaza Mahkemesinin Davalı 2 aleyhine getirilen davanın iptali yönünde verdiği karar ist-inaf konusu değildir. Yine istinafın duruşması esnasında her iki tarafın avukatının yaptığı argümanlar ışığında sabit omuştur ki kaza neticesi Davacının düçar olduğu özel zarar ziyan ile aldığı yararlar istinaf ve ihtilâf konusu değildir. Taraflar arasında-ki yegâne ihtilâf konusu Davalı 1'in Davacının uğradığı kazadan ötürü mesuliyetinin olup olmadığı hususudur.
Yukarıdaki hususları vurguladıktan sonra istinaf sepeblerinin tezekkür edilmesi gerekmektedir. Önce Davacının Talep Takririnde Davalı 1'in kusur,- kabahat veya ihmalkâr fiillerinden ötürü Davacının yaralandığı idddiasının yer alıp almadığının tezekkür edilmesi yerinde olacaktır. Davacının Talep Takririnin 2 ve 3. paragrafı incelendiğinde Davacının sadece Davalı 1 aleyhine bir iddia da bulunmayıp Dav-alı 1'in dikkatsizliği ve ihmalkârlığının tafsilâtını da verdiği görülmektedir. Dolayısıyle Alt Mahkeme kararında bu iddiaların Davacının Talep Takririnde yeterince yer almadığı bulgusunun doğru olmadığı görülmektedir. Davacının Talep Takririnde yer alan i-ddiaların ispatı için zabıtlar incelendiğinde ise Davacının gerek şahsen gerkse tanıkları vasıtası ile kazanın oluş şekli ile ilgili şahadetinin Mahkeme önünde var olduğu görülmektedir. Alt Mahkeme kararının herhangi bir safhasında kazanın oluş şekli ile i-lgili Davacı tarafının ibraz ettiği şahadete inanmadığını da söylemiştir. Buna paralel olarak Müdafaa namına Davalı 2 Mahkemede verdiği şahadetinde Davacının kendisinin kamyondan atladığını ve bacağını kırdığını söylemektedir. Magosa Kaza Mahkemesinin bu 2- zıt iddia karşısında bir bulgu yapması gerekirken bunu yapmamış ve kararında (Mavi 66) aynen şöyle demişti:
"Davacının Davalı No: 1'in kamyonundan yere düştüğü Davacı ile tanıklarının şahadetleri ile sabit olmakla beraber Davacının kamyondan yere düştüğü- ile ilgili gerek talep takririnde gerekse Davacı ile tanıklarının şahadetinde yeterli açıklık mevcut değildir. Davacı ile tanıklarının şahadeti tezekkür edildiğinde Davacının Davalı No:1'in kamyonundan yer düşüşü ile ilgili açıklık bulunmadığı ve bu husus-un şahadetle ortaya konmadığı ve kanıtlanamadığı kanısındayım.
Dolayısıyle Davacının kamyondan yere düşmesi ile ilgili fiilden Davalı No:1'in sorumlu ve kusurlu olduğu hususunun kanıtlanamadığı görüş ve kanısındayım."
Alt Mahkeme, istinaf konsuu kararı-nda Davacının kamyondan yere düşüp yara alması fiilinden Davalı 2'nin sorumlu ve kusurlu olduğu hususunda da yeterli şahadet mevcut olmadığı kanaatine varıp Davalı 2 aleyhine olan davayı da bu nedenle yukarıda değinildiği gibi reddetmiştir. Ancak yuakrıda -vurgulandığı gibi Davacının Davalı 2 aleyhine olan talebinin reddedilmesi istinaf konusu olmadığından bu konu Mahkememizce tezekkür edilmeyecektir.
Kaza neticesi davacının düçar olduğu ve genel zarar ziyanı ilgilendiren yaralara gelince bunlarda taraflar- arasında ihtilâf konusu olmayıp Alt Mahkeme kararında görüldüğü gibi olup şöyle özetlenebilir:
"Sağ dizde parçalı kırık, Davacı kazayı müteakip Magosa Devlet hastahanesine yatırılıp ameliyat edildi ve yaraları plâk ve vidalarla tespit edildi. Kırılan bac-ağı alçıya alınıp 15 gün hastahanede Davacı tedavi gördü, bacağı 3 ay alçıda kaldı. 5.11.87 tarihinde davacı 2. bir ameliyata alınıp bacağından ilk ameliyatta konan plâk ve vidalar çıkarıldı. Fizik tedavisi 2 ayı mütecaviz bir süre sürdü. Diz fleksiyonunda- 400 diz ekstemsiyonunda 200 mahdudiyet tespit edildi. Dizde kireçlenme oldu. Soğuklarda acı çeker."
İstinaf konusuyla ilgili yine Alt Mahkemenin yaptığı bulguya göre Davacı bugün 60 yaşlarında emekli bir liman işçisidir ve Alt Mahkeme istinaf olması ih-timalini de göz önünde bulundurarak Davalı 1 aleyhine olan Davacının davasını iptâl etmezden önce, zarar ziyan hükmetme niyetinde olsaydı Davacının açtığı davanın ölçüsünü de gözönünde bulundurarak 20,000,000.-TL genel zarar ziyan için hüküm vereceğini hü-kmünde belirtmiştir.
Burada şunu vurgulamak isteriz ki, davayı gören Alt Mahkeme kazanın oluş şekli ile ilgili olarak bir yandan Davacı tanıklarının, öte yandan buna zıt olan Davalı 2'nin şahadetleri arasında hangisine inandığı hususunda bir bulgu yapmal-ı idi. Alt Mahkeme malesef bunu yapmamıştır. Bu durumda usul yönünden yapılması gereken işlem, davanın kazanın oluş şekli ile ilgili olarak bulgu yapılması için davayı gören Mahkemeye iadesini emretmekdir. Şahitleri şahadetleri esnasında izleyen, davayı gö-ren ve dinleyen Alt Mahkemedir ve hangi tezin benimseneceği hususunda davayı gören Mahkemeler genelde İstinaf Mahkemelerine oranla daha avantajlı durumdadırlar. Ancak davanın maalesef arzu edilmeyen düzeyde çok uzadığını ve enfalsyonu da göz önünde bulundu-rarak neticede adaletsizliğe yol açacağı görüşünü benimsediğimizden bu davada bu yola tevessül etmemeyi uygun gördük. İstinafın duruşması esnasında taraf avukatları bize atıfta bulundukları zabıtlardan öyle görülüyor ki Müdafaanın ibraz ettiği şahadet kaza- yerinde hakikatta karton kutular da olmasına karşın Müdafaanın şahadeti bunların nerden düştüğü hususunda cevapsızdır. Ancak Davalı 2, Davacının kamyondan kendisinin atladığını ve bu yüzden bacağının kırıldığını söylemiştir. (Bak: sayfa Mavi 59). Buna muk-abil Davacı tarafının ibraz ettiği şahadet, söz konusu kutuların Davalı 1'in kamyonundan Davacı ile birlikte yere düştüğü yönündedir. (Bak: Mavi 38). Yine Davacı tarafının kazanın oluş şekli ile ilgili ibraz ettiği şahadet en azından zabıtlara göre güvenil-ir durumdadır ve mantıklıdır. Mahkememiz bu durumda bunlara istinaden bir bulgu yapmayı benimsemiştir. (Bak: Mavi 16 ve Mavi 22). Davcının şahadeti ve zabıtlara göre kanaatimizce kaza şu şekilde meydana gelmiştir: İlgili tarihte Davacı işçi olark Davalı 1'-e ait park edilmiş halde olan TAV 962 plâkalı kamyonun üzerinde Naim Cemali isimli bir başka işçi ile birlikte forklift'in kamyon üzerine bırkatığı karton kutular içindeki yükleri kamyona sıralı halde istiflemekte idiler. Kamyon sahibi olan Davalı 1 ise ye-rde, yukarıda sözü edilen işçilerin sıralar halinde istiflediği yükleri selâmete almak için bunları iple bağlamakta idi ve ipi kamyonun yan tarafından istiflenen kutular üzerinden fırlatılarak diğer tarafa savurmakta ve bağladıktan sonra istiflenen diğer s-ırayı yine bağlamak için ipi aksi istikamete savurmakta idi. Kamyona bu şekilde 4-5 sıra karton kutu istiflenip Davalı 1 taraından aşağıdan bağlandıktan sonra, Davalı 1'in istiflenen bir başka sırayı bağlamak amacı ile savurduğu ip, bağlanıp selâmete alına-n bir sıra kutu ile, henüz bağlanmayan bir başka sıra yükün arasında girdi ve Davalı 1'in savurduğu ipin ucu da Davalı 2'nin kullandığı ve park edilmiş halde olan Davalı 1'in kamyonunun yanından, önden arka istikâmete doğru seyrederken Davalı 2'nin kamyonu-n dikiz aynası arasına sıkıştı. Durumu anında fark etmeyen Davalı 2 bir süre daha yoluna devam etti, bunun sonucu gerilen ip henüz bağlanmayan karton kutuları yerinden oynatıp bu şekilde kamyondan aşağıya yere düşürürken, bu kutuların arkasında bulunan Dav-acıyı da itip yere düşmesine ve yukarıda sözü edilen yaraları almasına neden oldu. Davalı 2 bilâhare durumu fark edince durdu, ve Davacıya oranla biraz daha uzakta Davalı 1'in kamyonunun da arkada bulunan Naim Cemali'nin de ayni şekilde yer düşmesi önlendi-.
Yukarıdaki bulgulardan görülüyor ki Davalı 1, Haksız Fiiller Yasası mucibince Davacı ve diğer içşi Naim Cemali'nin kamyonuna yüklenen yükü bağladığı sırada gerekli dikkat ve ihtimamı göstermedi ve bunun neticesi olarak da Davacı yaralanıp zarar ziyana -düçar oldu. Her halukârda Davalı 1 kamyonda çalışan Davacıya karşı selâmeti açısından daha dikkatli olmakla mükellefti. Davacının davasını Haskız Fiiller Yasası Madde 51(2) ve (2)(c) maddesine istinad ettiği ve uyduğu görülmektedir.
Netice olarak yukar-ıda söylenenlerden anlaşılacağı gibi Alt Mahkeme kararının iptâl edilerek bu meselede Davacı lehine ve Davalı 1 aleyhine Alt Mahkemenin de belirttiği gibi 20,000,000.-TL genel zarar ziyan için hüküm verilmesi gerekirdi görüşündeyim. İstinafın duruşması bit-mezden önce İstinaf Eden Davacının avukatı dava mevzuunu da mevcut 10-25 milyondan 25-50 milyona dönüştürmek istemiş ve bunun için İstinaf Mahkemesine şifahi müracaatta bulunmuştur, Mahkemeniz de bu hususu tezekkür etmek için meseleyi istinafın sonuna erte-lemeyi uygun gömüştür. İstinaf Eden Davacının tadilât istemindeki gayesinin, kaza tarihinden bugüne kadar olan ve dava ikâmesinden bugüne kadar olan paranın değer yitirdiği hususunu göz önünde bulundurduğu sarihtir. Sempatimiz Davacı avukatı ile birlikte o-lmasına rağmen bu talebe uyulmasını doğru bulmuyorum. Çünkü Alt Mahkemenin 20,000,000.-TL genel zarar ziyan düşündüğü hususu istinaf konusu kararda belirlenmesine rağmen buna karşın bir istinaf olmadığı bir yana, bu müracaatı karar verilmezden önce Alt Mah-kemede de yapmamış ve geç addettiğimiz, istinaf safhasına bırakmıştır. İstinafın duruşması esnasında dava mevzuunun ve layihalarının tadil edilmesi bence arzu edilemyen yeni bir yöntemin başlaması anlamına gelecektir ki bununla da hemfikir değilim. Bu görş-ü izhar ederken, istnafın duruşması esnasında lâyihaların hiçbir zaman tadil olamaycağı veya dava mevzuunun değiştirlemeyeceği anlamına gelmesini de istemiyorum. Geçmişte ender hallerde İstinaf Mahkemesinin izni ve emri ile adalet yapmak amacına yönelik ol-arak layihalarda tadilât yapılmış dava mevzuunun tadil edildiği olaylar da olmuştur. Ancak kanımca bunlar istisnadır ve istisna olarak da kalmalıdır. Bu meselenin istisnalar arasına girmemesi gerektiği görüş ve kanaatindeyim. Kendimi terkarlama pahasına şu-nu vurgulamak isterim ki bu istinafta konu karar bir kıdemli Kaza Mahkemesi yargıcı tarafından verilmiştir. Karar tarihinde 67/91 sayılı Yasa ile tadil olunmuş şekli ile 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının ilgili hükmüne göre 11.6.1991 tarihi itibarı ile Kaza- Mahkemesi Kıdemli Yargıcının hukuk davalarındaki yetkisi tavan olarak 50 Milyon TL. idi. Dolayısıyle bu müracaat zamanında Alt Mahkemeye yapılmalı idi. Zamanında yapılmaması ve istinafın duruşmalarında, geç safhada yapılması, benim prensip olarak tasvip e-deceğim bir hareket değildir.
Sonuç olarak Alt Mahkeme kararının iptali ile Davacı lehine Davalı 1 aleyhine 20,000,000.-TL için hüküm verilmesi görüşündeyim.
N. Ergin Salâhi: Netice olarak sorumluluk hususundaki istinafın kabul edilmesine oybirliği ile -karar verilir. Tazminat hususuna gelince tam mesuliyet esası üzerinden Davacı lehine ve Davalı 1 aleyhine 20,000,000.-TL genel zarar ziyan verilmesine Taner Erginel'in karşıoyu ve oyçokluğu ile karar verilir.
İstinaf masraflarının, Aleyhine İstinaf Edile-n tarafından, İstinaf Edene ödenmesine oybirliği ile karar verilir.
(N. Ergin Salâhi) (Taner Erginel) (Metin A. Hakkı)
Yargıç Yargıç - Yarıç
13 Nisan 1994
Full & Egal Universal Law Academy