D.30/81 Birleştirilmiş Yargıtay/Hukuk 51/80 ve 52/80Yüksek Mahkeme HuzurundaMahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Niyazi F. Korkut, Aziz Altay. Yargıtay/Hukuk 51/80 (Dava No.1092/79;Lefkoşa)İstinaf eden: III. şahıs KTFD Başsavcılığı vasıtasıyle KTFD, Lefkoşa. (Davalı) - ile - Aleyhine istinaf edilen: Tuna Hasan (Davacı) A r a s ı n d a .İstinaf eden namına: Mustafa ArıkanAleyhine istinaf edilen namına: Kıvanç M. Riza. Yargıtay/Hukuk 52/80 (Dava No.lO92/79;Lefkoşa)İstinaf eden: Kıbrıs Türk Koop. Merkez Bankası (Davalı )- ileAleyhine istinaf edilen: Tuna Hasan, Lefkoşa (Davacı) A r a s ı n d a .İstinaf eden namına: Oktay FeridunAleyhine istinaf edilen namına: Kıvanç M. Riza.Akreditif anlaşması - Davacının akreditif hesap açarakDavalıdan dişçilikle ilgili muhtelif alet satın alması - Akreditif konusu eşyaların Mağusa Limanına gelmesinden sonra Davalının kur farkı talep etmesi - Davacının kur farkını haklarına halel gelmeksizin "under protest" ödemesi - Davacının ödediği kur farkının anlaşmaya aykırı olduğunu iddia ederek ödediği miktarın iadesini talep etmesi - Davacının ek para talep edilmeyeceğine ilişkin zımni bir anlaşma olduğu iddiası - Kur farklarından doğan risklerin taraflardan hangisine ait olduğu tartışması.Usul - Yazılı bir akdin varlığı halinde, akdin dışında ek şahadetin nadiren dinlenebilmesi - Tarafların niyetinin sarih olarak belirlenmediği tefsire muhtaç terimlerin bulunduğu veya akitteki terimleze birden fazla mana vermenin mümkün olduğu hallerde ek şahadet dinlenebilmesi.Döviz - 4/79 sayılı Döviz İstikrar Fonu Yasasıtııız 2 ve 3. maddeleri.OLAY: Davacı Kooperatif Merkez Bankası aracılığıyla bir Alman şirketindeız diş malzemesi satın almak istedi. Davacı 3O,OOODM peşin ödeyerek bir akreditif hesap açtırdı. Malzemeler Mağusa Limanına geldikten sonra Davalı Davacıdan kur farkı ödemesini istedi. Davacı kur farkını haklarına halel gelmeksizin "under protest" ödedi. Davacı ödediği kur farkının akreditif anlaşmasına ve teamüle aykırı olduğunu ileri sürerek iadesini talep etti.Davalı kur farklarından doğan risklerin Davacı tarafından karşılanacağına dair anlaşmada sarih hüküm bulunduğunu ileri sürdü.Davaya 3. şahıs olarak eklenen Başsavcılık ise kur farkı alınmasının yasal olduğunu ileri sürdü.İlk Mahkeme, akreditif anlaşmasında kur f arklarından doğacak risklerin Davacıya ait olduğuna dair bir madde bulunduğunu ancak bu maddenin, akreditif miktarının Davacı tarafından peşin ödenmesi nedeniyle Davacıya şamil olmadığını belirtti. Kur hesaplamasında dikkate alınması gereken tarihin akreditifin açılıp paranın ödendiği tarih olduğu kanısına varan İlk Mahkeme kur farkının hatalı olarak alındığı sonucuna vardı ve Davacı lehine karar verdi.Davalı, İlk Mahkemenin 4/79 sayılı Döviz İstikrar Fonu Yasasının 2 ve 3. maddelerini yanlış tefsir ettiğini ileri sürerek istinaf etti.SONUÇ: Yargıtay, akreditif anlaşmasında kur değişikliğinden doğacak farkın akreditif açan Davacıya ait olacağına ilişkin sarih hüküm bulunduğunu, Davacının ileri sürdüğü zımni anlaşmayı doğuran hal ve hareketlerin neler olduğu ve bu konuda ileri sürülen teamülün ne olduğuna ilişkin talep takririnde herhangi bir istem bulunmadığını belirtti.Döviz İstikrar Fonu Yasasının 2 ve 3. maddelerini yorumlayan Yargıtay, akreditif konusu dövizin satıcı firmaya hangi tarihte ödendiğine dair talep takririnde herhangi bir iddia olmadığını ve bu hususta şahadet de olmadığını gözönünde bulundurdu. Böyle bir iddiavı layihalarda ileri sürmek ve ispat etmenin iddia eden taraf olan Davacıya ait olduğunu vurgulayan Yargıtay, satıcı firmaya dövizin ne zaman ödendiğinin belirlenemediğini ve kur farkının haksız olarak alındığının ispatlanmadığını belirterek İlk Mahkemenin hata ettiği sonucuna vardı.Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar: 1. Shore v. Wilson (1842) 9 Cl and Fin 355. 565. 2. Thorpe v. Brumfitt (1873) L.R. 8 Ch. App. 650 3. Johnstone v. Holdway ( 1963 ) Q.B.601 4. The Shdnnon Ltd. v. Venner Ltd.(1965) Ch.682-----------------------H Ü K Ü MN. Ergin Salâhi: Davacı Lefkoşa kaza MahkeMesinde açtığı 1092/79 sayılı davada Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası Ltd. aracılığı ile Batı Almanya'da bulunan Kaltenbach and Voight isimli firmadan satın almayı kararlaştırdığı kendi mesleği olan dişçiliğe ait muhtelif alet için 3O,OOODM. tutarı olan Tl.421,258.40 kuruşu 25.4.1979 tarihinde peşin olarak ödeyip açtığı bir akredetif hesap ile ödeyeceğini ve akredetif anlaşmalarındaki teamüle uygun olarak bu akredetif için âavalı Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası ek başka herhangi bir para talep edemeyeceği hususunda taraflar arasında zımni bir anlaşma olduğunu iddia etmiştir. Akredetif konusu eşyalar Mağusa limanına vasıl olduktan sonra davalı 30.11.1979 tarihli bir yazı ile bu akredetif dökümanlarını davacıya vermek için ondan l77.389.57 kuruş kur farkı istemiş ve davacı da gecikmeye mahal vermemek için bu farkı 12.12.1919 tarihinde haklarına halel gelmeksizin "under protest" ödeyerek dökümanları alıp konu eşyaları gümrükten kurtarmıştır. Yine davacının iddiasına göre 12.12.l979 tarihinde ödediği bu miktar mezkür akredetifin açılması ile ilgili koşııllara ve/veya teammüle veya anlaşma hükümlerine aykırı veya haksız elarak davalı tarafından alındığını ve bu miktarın geri iade edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Davacı, talep takririnde kur farkı dolayısıyla alınan bu miktarın geri ödenmesini, 12.12.1979 tarihinden nihai teâiye gününe kadar %9 faiz, genel zarar ziyan ve dava masraflarını talep etmektedir.Davanın duruşmasından önce Kıbrıs Türk Federe Devleti Başsavcılığı vasıtası ile KTFD 3. şahıs olarak davaya eklenmiştir.Davalı müdafaasında özetle, davacının 7.12.1979 tarihli bir yazı ile davalı tarafından talep edilen 177.389.57 kuruşu haklarına halel gelmeksizin ödediğini kabul etmektedir. Davalı mezkur akredetif anlaşması uyarınca herhangi bir ek para talep edip almayacağına dair bu akredetif anlaşmasında zımni bir anlaşma mevcut olmadığını, hal ve hareketlerden böyle bir durumun istihraç edilemeyeceğini, bilakis kur farklarından doğan risklerin akredetit anlaşmasının yazılı hükümleri uyarınca davacı tarafından karşılanacağına dair sarih hüküm mevcut olduğunu, talep edilip ödenen bu farkın yasal bir mevzuat çerçevesinde yapılan bir işlem olduğunu, paranın iade edilmesi için herhangi bir neden olmadığını iddia ederek davacının sair taleplerini teker teker reddetmiştir.3. şahıs müdafaa takririnde özetle, davalı tarafından alınan kur farkı tutarının yasal olduğunu, haklı olarak alındığını ileri sürerek4/79 sayılı İstikrar Fonu Yasası ve bu yasaya bağlı çıkarılan kararname ile ilgili maddelere atıfta bulunmuştur.Davayı dinleyen İlk Mahkeme kararını başlıca iki nokta üzerine tekzif etmiştir.1. Emare 3 yani ilgili akredetif dökümanlarının 4. maddesinde kur farklarından doğacak risklerin akredetifi açan davacıya ait olduğuna dair bir madde bulunmasına rağmen bu maddenin, akredetif miktarı davacı tarafından peşin olarak ödendiği cihetle davacıya şamil olmadığını, esas alınması gereken tarihin akredetifin açılıp karşılığının peşin olarak ödendiği tarih olan 27.4.1979 tarihindeki kur olması gerektiği hususunda karar vermiştir.2. 4/79 sayılı Döviz İstikrar Fonu Yasası ve bilhassa 13.6.1979 sayılı Resmi Gazete EK IV sayfa 106-108'de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararının davacıya uygulanamayacağını davacı davalılara tüm vereceklerini ve masraflarını kapattıktan sonra bu emirname uyarınca davacıdan ek para talep edilmesinin ve ilgili mevzuatı davalı ile 3. şahsın tevsir ettiği gibi tevsir etmeyip ödenmiş ve kapatılmış bir hesap için 177.397.57 kuruş ek talep edilmesinin adaletsizlik olacağına karar verdi.Netice olarak mahkeme davacının ileri sürdüğü iddiaları kabul ederek davacı lehine ve davalıların aleyhine hüküm verdi.İstinaf bu hükümden yapılmaktadır. Çok uzun olan istinaf ihbarnamesindeki istinaf sebepleri başlıca üç başlık altında toplanabilir.l. İlk mahkeme kararını verirken davacının talep takririnde davasını isnat ettirdiği sarih bir anlaşma olmasına rağmen davacının talep takririndeki iddiası yönünde gerek tarafların hal ve hareketlerinin gerekse akredetifin açılması ile ilgili teammül ve usullerden davalının mezkûr akredetif için davacıdan ek başka herhangi bir miktar para talep edemeyeceği hususunda taraflar arasında zımni bir anlaşma olduğu iddiasını kabul etmekle hata etmiştir. Keza iddia edilen teammül ve usulleri ispatlayıcı şahadet de mahkeme huzurunda mevcut olmadığı halde mahkemenin bu bu yönde bir bulgu yapması hatalıdır. Aksine Mahkeme önünde taraflar arasında ibraz olunan Emare III'ün 4. paragrafının (5). bendine göre kur farklarından doğacak riskler akredetifi açan davacı tarafından ödeneceğine dair sarih hüküm mevcuttur. Mahkeme bunu kaale almamakla ve bu anlaşmanın dışına çıkarak bir bulgu yapmakla hata etmiştir.2. İlk Mahkeme 4/79 sayılı Döviz İstikrar Fonu Yasasını davalı ve 3. şahsın iddia ve tevsir ettiği gibi davaya uygulamamakla veya bu yasanın uygulama şartları hakkında bulgu yapmayıp gerekçe vermemekle hata etmiştir. İlk Mahkemenin davalının 3. şahsın tevsirine katılmıyorum demesi yeterli bir gerekçe değildir. 4/79 sayılı Yasanın 2. ve 3. maddeleri birlikte mütalâa edildiğinde 'döviz' bankalar nezdindeki yabancı memleket paraları ile ödemeyi sağlayan her nevi hesap belge ve vasıtaları kapsamaktadır. Bu dusuma göre akredetifde bir hesap veya belgedir ve ithalat tamamlanıp ilgili dökümanlar bankadan alınarak mallar gümrükten kurtarılmadıkça hesap kapanamaz. Konuya bu açıdan bakıldığında kur farkanın hesaplanmasında esas alınması gereken tarih konu malların gümrfiğe geldiği tarih olması gerekir. İlk Mahkeme Yasanın ilgili maddelerini bu yönde tevsir etmemekle hata etmiştir.3. İlk Mahkeme 13.6.1979 tarihli Resmi Gazetenin Ek. IV sayfa 106'sında yayınlanan kararnamenin geçici 1. maddesini davalı ve 3. şahsın tevsir ettiği gibi tevsir etmemek ve eksik veya hatalı gerekçe vermekle hata etmiştir.İlkin 1. istinaf sebebini ele almayı uygun buluyoruz.Emare III olarak ibraz edilen akredetif anlaşmasına göz atıldığında, bu anlaşmanın 4. paragrafınıri 5. fıkrasında, kur değişikliğinden doğacak farkın akredetifi açan davacıya ait olduğu hususunda bir anlaşma hükmü mevcut olduğu görülmektedir. Davacı bu açık hükmün aksine, teammüller ve uygulanan usuller, keza tarafların hal ve hareketleri gözönünde tutulduğunda akredetif tutarı peşin ödendiği cihetle davalının davacıdan ek başka para talep etmeyeceği hususunda zımni bir anlaşmanın mevcut olduğunu ileri sürmüştür. Ancak ileri sürülen bu teammülün ne olduğunu zımni anlaşmayı doğuran hal ve hareketlerin neler olduğuna dair tafsilat talep takririnde verilmemiştir. Keza bu hususlar hakkında bir bulguya varılabilecek hiçbir şahadet de ibraz edilmemiştir. Bu nedenle İlk Mahkemenin bu hususta yaptığı bulgu mesnetten yoksundur. Sırası gelmişken şunu da ayrıca belirtmeyi uygun buluyoruz. Yerleşmiş kontrat hukuku prensiplerine göre yazılı bir aktin dışında şahadet nadiren verilebilir. Akit dışında şahadet (evidence) başlıca yazılı akitdeki kelime veya terimlere birden fazla mana verilebilmesi (ambiquity), tarafların esas niyetinin o akit çerçevesinde sarih olarak belirlenmemesi akitte tevsire muhtaç terimler bulunması ve sair bazı nadir hallerde mümkün olabilir. Shore v. Wilson (1842) 9 Cl and Fin. 355. 565'de Tindal C.J. bu husustaki genel durumu şöyle îzah etmektedir:"The general rule I take to be, that where the words of any written instrument are free from ambiquity in themselves, and where esternal circumstances do not create any doubt or difficulty as to the proper application of those words to claimants under the instrument, or the subject-matter to which the instrument relates, such instrument is always to be construed according to the strict, plain, common meaning of the words theselves; and that in such case evidence dehors the instrument, for the purpose of explaining it according to the surmised ar alleged intention of the parties to the instrument, is utterly inadmissible. ........ The true interpretation, however, or every instrument being manifestly that which will make the instrument speak the intention of the party at the time it was made, it has always been considered an exception, or perhaps, to speak more precisely, not so much an exception f rom, as a eorollary to, the general rule above stated, that where any doubt arises upon the true sense and meaning of the words themselves, or any difficulty as to their application under the surrounding circumstances the sense and meaning of the langııage may be investigated and ascertained by evidence dehors the instrument itself; for both reasons and common sense agree that by no other means can the language of the instrument be made to speak the real mind of the party."Yine Thorpe v. Brumfitt (1873) L.R. 8 Ch. App.650; Johsstone v. Holdway (1963) Q.B. 6O1; The Shdnnon Ltd v. Venner Ltd. (1965) Cg. 682'deki İngiliz içtihat kararlarında aktın yazılı hükümleri dışında ne gibi hallerde şahadet verileceği uzun boylu izah edilmektedir.Önümüzdeki meselede, aktin kur riskleri ile ilgili hükümleri gayet sarihtir ve tarafların esas niyetini açıklamak veya uygulama hususundaki teammüller hususunda şahadet verme gereği yoktur. Esasen yukarıda değindiğimiz gibi bu hususta şahadet de ibraz edilmemiştir.Yukarıdaki nedenlerle l. istinaf sebebi kabul edilir.2. istinaf sebebine gelince 4/79 sayılı Döviz İstikrar Fonu Yasasının ilgili 2. ve 3. maddeleri aynen şöyledir: "2. Bu Yasada metin başka türlü gerektirmedikçe: "Döviz" ve "Kambiyo", madeni ve kâğıt para ve/veya bank- not şeklindeki, Türk Parası hariç, diğer bütün yabancı mem- leket paralarını ve bu paralarla ödemeyi sağlayan her nevi hesap, belge ve vasıtaları anlatır. "Efektif Döviz", Maliye işleriyle ilgili Bakanlıkça alım satımı yapılmak üzere tesbit ve asgari alış ve azami satış fiyat- ları ilân edilen kâğıt para ve/veya banknnt şeklindeki yabancı ülke paralarını anlatır. 3. Yetkili Bankalar nezdinde bulunan dövizlerin kıymetlerinde, Maliye işleriyle ilgili Bakanlıkça tespit ve ilân edilen alım ve satım fiyatları arasında vuku bulacak kıymet artışları, Kıbrıs Türk Federe Devleti hesaplarında "Döviz İstikrar Fonu"na yatırılır ve kıymet düşüşleri bu Fondan karşılanır. Sözkonusu kâr ve zararlar, yetkili bankaların kıymet deği- şikliğinin vuku bulduğu tarihteki efektif mevduatları ile döviz hesaplarındaki mevcutları dikkate alınarak hesapanır."Yukarıda alıntısı yapılan 2. maddedeki tevsirden açıklıkla görülebileceği gibi 'döviz' yabancı memleket paralarını ve bu paralarla ödemeyi sağlayan her nevi hesap belge ve vasıtaları da anlatır. Hiç şüphe yok ki peşin ödensin veya ödenmesin açılan bir akredetif banka vasıtası ile yapılan bir ödeme şeklidir ve 2. maddedeki döviz tanımı kapsamına girmektedir. Yasanın 3 maddesinde yer alan 'yetkili bankalar nezdinde.....'ki söz dizisinden çıkarılabilecek mana ilk nazarda bu gibi bankaların tasarruf veya kontrolünde bulunan dövizi kastettiği kanaatindeyiz. Akredetif açıldıktan sonra akredetif konusu döviz, peşin ödenmiş olsun veya olmasın, dış ülkedeki ihracatçı firmaya ödenmedikçe, akredetif açan bankanın nezdinde bulunan 'döviz' telakki edilmesi gerekir ki, bu takdirde 4/79 sayılı Döviz İstikrar Fonu Yasası gereğince ve böylece akredetif kur farkları kapsamına girmektedir. İlk nazarda, ilgili banka veya onun dış acentelikleri tarafından malı satan firmaya veya kişiye fiilen para ödenmişse bu gibi akredetif konusu döviz ilgili banka nezdinde olduğu söylenemez. Ancak bazı hallerde konu mallar gümrüğe vasıl olduktan sonra satıcı firmaya paranın ödenmesi halinde akreditif konusu dövizin banka kontrolünden çıktığı tarih gümrük işlemlerinin yapıldığı tarih olarak kabul edilmesi gerekir.Önümüzdeki istinafta açılan akredetif tarihi 27.4.1979'dur. Bilahare 30.5.1979 tarihînde ek döviz talep edilmiştir. Bu durum en azından peşin olarak ödenen akredetifin satıcı firmaya akredetifiri açıldığı gün ödenmediğini açıklıkla göstermektedir. Açılan akredetif konusu dövizin satıcı firmaya hangi tarihte ödendiğine dair davacının talep takririnde herhangi bir iddia mevcut olmadığı gibi. bu hususta şahadette yoktur. Böyle bir iddiayı layihalarda ileri sürmek ve ispat etmek iddia eden taraf olan davacıya düşmekte idi. Bu yapılmamıştır. Bu durumda satıcı firmaya akredetif konusu dövizin ne zaman ödendiği belirlenmediği cihetle davalının almış olduğu kur farkının haksız olarak alındığı iddiası ispatlanamamıştır. Bu nedenle 2. istinaf sebebi de kabul edilir.l. ve 2. istinaf sebebi kabul edildiği cihetle 3. istinaf sebebi üzerinde durmaya gerek görmemekle beraber şunu da belirtmeyi yerinde buluyoruz. Bu istinaf sebebi üzerinde durulan başlıca husus 13.6.1979 tarihli Resmi Gazetenin Ek IV sayfa l06'sında yayınlanan kararnamenin gümrük vergilerini kapsadığı iddia edilmişti. Bu kararname gümrük yasası altında değil de 4/79 sayılı İstikrar Fonu Yasasına istinaden çıkarılmıştır ve gümrük resimleri ile direkt olarak bir ilgisi yoktur.Netice olarak istinaf kabul edilir. Bidayet Mahkemesinin 1092/79 sayılı davada davacı lehine verdiği karar iptal edilir.İstinaf masrafları aleyhine istinaf edilen tarafından Yargıtay/ Hukuk 52/80 sayılı istinafta istinaf edene ödenmesine emir verilir.(N. Ergin Salâhi) (Niyazi F. Korkut) (Aziz Altay) Yargıç Yargıç Yargıç6 Kasım 1981
Full & Egal Universal Law Academy