-D.9/2004 Yargıtay/Hukuk: 53/99
(Genel İstida No: 26/96-
Tereke İstida No: 68/87)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti: Taner Erginel, Başkan, Gönül Eröne-n,
Seyit A. Bensen.
Müteveffa Mağusa sakinlerinden Himmet Celâl n/d Himmet Ramazanoğulları Terekesi hakkında.
İstinaf eden: 1. Tangız Aliçik, Mağusa
2. Cemal Soner, Mağusa
3. Beraat Zeki, Lefkoşa
- 4. Semahat Atayol, Mağusa
(Davacılar)
ile
Aleyhine istinaf edilen: 1. Kübra Mustafa n/d Kübra
Ramazanoğulları, London
2. Melahat İnsel, Mağusa
- (Davalılar)
A r a s ı n d a.
İstinaf Edenler namına: Avukat Tevfik Pilli
Aleyhine İstinaf Edilenler namına: Avukat Tonguz Ayman.
İstinaf, Gazi Mağusa Kaza Mahkemesi Başka-nı Erdal Kadıoğlu ve Yargıç Çetin Veziroğlu'nun Genel İstida No: 26/96, Tereke İstida No: 68/87 sayılı davada 19.2.1998 tarihinde verdiği karara karşı Davacılar tarafından yapılmıştır.
----------------
H Ü K Ü M
Himmet Celal diğer ismiyle Himmet Rama-zanoğulları 1.1.1986 tarihinde Mağusa'da vefat etti. Geriye mirasçı olarak eşi Kübra Mustafa veya diğer ismiyle Kübra Ramazanoğulları (Müstedaaleyh 1) ile 9 evlât bıraktı.
Bu 9 evlâdın 4'ü Müteveffanın ilk evliliğindendi.
Diğer 5 evlât ise Müteveffa i-le Müstedaaleyh 1 Kübra Ramazanoğulları'nın müşterek çocukları idi. Müteveffa miras olarak Güney'de Baf'ta kalmış bir evin puanları
ile Mağusa'da kendisine tahsisli bir ev bıraktı. Müteveffanın eşi Müstedaaleyh 1 tereke idare memuru oldu.
Müteveffanın -çocukları Müstedaaleyh 1'in tereke idare memuru olmasına itiraz etmediler. Tereke sorununu çözmeye çalışan Müstedaaleyh 1, Güneydeki puanlarla evin takriben 2/3 hissesinin tapusunu almayı başardı. Evin geriye kalan hissesini ise kendi olanaklarıyla kurta-rdı. Daha sonra evin terekeye ait hissesi ile kendisine ait hissesini evde oturmakta olan kızı Müstedaaleyh 2'ye devretti.
Bu devirden sonra diğer 8 evlâda mirastan birşey kalmadı. Diğer mirasçılardan dördü önümüzdeki istidayı dosyalayarak tüm mirasın -kardeşlerden birine gitmesine itiraz ettiler. Müstediler devir işleminin iptal edilerek evin terekeye geri dönmesini talep ettiler.
İlk Mahkeme uzun gerekçeli kararında Müstedilerin taleplerini bir bir ele alarak inceledi ve tümünü reddetti. İlk Ma-hkeme sonuçta şöyle bir karar verdi:
"A. Müstedilerin istemlerinin reddedilmesine,
B. Müstedaaleyh no.1'in tereke idare memur-
luğundan azledilmesine ve mahkemenin
tereke işlerinden sorumlu mukayyidin
- tereke idare memuru olarak tayin
edilmesine ve bu nedenle bu terekenin
idaresi dolayısıyla doğacak masrafların
terekeden karşılanmasına emir verilir.
İstidanın niteliğini dikkate alarak
- masraf emri verilmez."
İstinaf Edenler, bu kararın hatalı olduğu görüşündedirler ve bu konuda Mahkememizi ikna etmeye çalıştılar. Söz konusu kararda yer alan ve istinafta tartışılan konular üzerinde duralım.
Müstedaaleyh 1 savunmasında ter-ekenin borçları olduğunu, ayrıca defin masrafları da olduğunu, bu harcamaları karşılamak için evin terekeye ait
hissesini Müstedaaleyh 2'ye satmak zorunda kaldığını
iddia etti.
Müstedilerin iddialarını aşağıdaki paragraf özetleyebilir:
"Müstedaa-leyh No 1 iyi niyetli değildir
ve tüm mirasçıların haklarını korumak gibi
bir gaye gütmemektedir, tek gayesi bir kızına haksız ve kanunsuz olarak bir ev bahşetmektir. Müstedaaleyh No 1 samimi, iyi niyetli ve
dürüst davranmak isteseydi satıştan önce
di-ğer mirasçılara da bu satıştan bahseder ve onların en azından fikirlerini alırdı. Ancak Müstedaaleyh No 1 diğer mirasçıların fikirle-
rini bildiği için onlara en ufak bir bilgi
dahi vermeden gizlilik içerisinde anılan
konutu Müstedaaleyh No 2'ye satış g-östererek devretmiştir. Tereke idare memurlarının yetkileri mutlak değildir ve herhalükârda
iyi niyetli, ahlâklı ve dürüst davranmak zorundadırlar."
Müstedaaleyhlerin savunmalarını anlamak için ise Müstedaaleyh 2'nin yeminnamesine göz atmak yararlı ol-acaktır.
"Dava konusu ev 1974'den sonra K.K.T.C.'ye göç eden ailemize tahsis edildi. Ben evlenene kadar bu evde anne ve babamla birlikte kaldım. 1982'de evlendikten sonra eşimle yine anne babamın yanında kaldık ve halen de aynı evde ikâmet etmekt-eyiz.
Müteveffa babamın Güney Kıbrıs'ta bıraktığı malların puanları 1990 yılında çıktı. Müstedaaleyh No.1, bu puanları varislere hisse-leri oranında dağıtmak istedi. Ancak varisler cüzi sayılacak bu puanları adlarına geçirmek istemediler. Bu nede-nle bu puanları eve yatırıp evin 397872/589613 hissesini tereke adına aldı. Evin 191741/589613 hissesi ise
K.K.T.C. adında kaldı. Bu hisseyi de
Müstedaaleyh 1 kendi puanları ile aldı.
1996 Ocak ayında Müstedaaleyh No. 1
evin terekeye ait hissesi-ni 600.000.000.-TL. karşılığında bana satıp devretti. Kendi
adında kalan diğer hisseyi ise bağış yolu
ile devretti.
Müstedaaleyh No 1. annemizin varis-
lerinden ve/veya müstedilerden habersiz
işlem yaptığı gerçek dışıdır. Evde bida-
yetten bu -yana oturduğum için adıma veya
eşim adına koçan alma hakkım vardı.
Müteveffa babam sağlığında Güney'deki gayri-menkulün bana kalması için şevkat senedi
yapmış ve bu malı hibe etmişti. Buna rağmen ben evi kendi adıma alma yönüne gitmedim.
Müsteda-aleyh No.1, 1996 Ocak ayında, Müstedilere satıştan düşen hisselerini
almaları için çağrı yaptı ve terekeyi kapatacağını bildirdi. Müstedilerin ve/
veya tüm mirasçıların evin terekeye ait hissesinin bana satılacağından haberleri mevcuttu ve Müstedaaleyh- No. 1, gizli
hiçbirşey yapmamıştır. Keza, konu ev
yıllardan beri benim ve eşimin tamiratları
ile ayakta kalmış bir evdir ve terekeye
ait hissenin satış bedeli makul olup aksi yöndeki iddialar tamamen gerçek dışıdır."
Yukarıda özetlenen karşılıklı i-ddialardan anlaşılacağı gibi önümüzdeki tereke istidası aile içindeki bir anlaşmazlığın ürünüdür. Müstedaaleyh 1, müteveffa eşinin puanları ile evin bir bölümünü tereke adına almış, gerisini ise kendi puanları ile almıştı. Yasal yolu titizlikle
izlese e-vin terekeye ait bölümünü aleni bir şekilde
satışa çıkaracak ve en yüksek fiyatı verene satıp elde ettiği parayı mirasçılar arasında paylaştıracaktı.
Acaba bu makûl bir davranış olacak mıydı? Evde mirasçılardan biri olan kızı eşiyle oturuyordu. Müsted-aaleyh 1'in kendisine ait hisseyi kızına bağışla-
maya hakkı vardı. Dolayısıyle evde oturan Müstedaaleyh 2'nin evin bir bölümüne sahip olması tartışmaya açık değildi. Bu durumda büyük hissedarı evde oturan bir evin hisselerini, kim kaça satın alacaktı? -Müstedaaleyh 1, muhtemelen bu nedenle yasal yolu titizlikle izlememiş, fakat bir annenin makûl davranışını tercih ederek evde oturan kızına evi devretmiştir.
Müstediler (İstinaf Edenler), terekenin borcu olmadığını veya evin satılmasını gerektirece-k kadar borcu olmadığını, bir tereke idare memurunun mirasçılara sormadan veya Mahkemeden izin almadan terekenin taşınmaz malını satma hakkı olmadığını iddia etmekte ve malın terekeye
geri iadesini talep etmektedirler. Bu iddialara karşı Müstedaaleyhler -terekenin borcu olduğunu iddia etmekte
ve bir terekenin borçlu olması halinde tereke idare memurunun mirasçılarından veya Mahkemeden izin almadan
bir taşınmaz malı satıp devretmeye yetkisi olduğunu öne sürmektedirler.
Bu iddialar ışığında öncelikle ter-ekenin borcu olup olmadığı konusunu aydınlığa kavuşturmamız gerekmektedir.
İlk Mahkeme tanıkları dinledikten sonra terekenin borcu
olduğu kanısına vardı ve bu konuda bulgu yaptı. Kararda
bu konuda şöyle denmektedir:
"Müteveffa Himmet Celal n/d Himm-et Ramazanoğulları terekesinin Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası Güzelyurt şubesinde borcu bulunduğu, bu borcun faizlerle birlikte 600 Kıbrıs Lirasına ulaştığı, bu paranın müstedaaleyh no 2'nin kocası tanık no 3 Hüseyin İnsel'in talebi ile tanık no 2 S-oner Cangil tarafından o günkü kur üzerinden Türk parası olarak Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası Güzelyurt şubesine ödendiğini, bilâhare bu meblağın da Hüseyin İnsel tarafından Soner Cangil'e ödendiği, sonuçta da terekenin Hüseyin İnsel'e 600 Kıbrıs L-irası veya karşılığı Türk parası borçlu olduğu hususlarında bulgu yaparız."
İlk Mahkeme bu borca ek olarak terekenin defin ve tereke kurma masrafları ile ilgili olarak ödemesi gereken para olduğu kanısına vardı. Bu konuda kararda şöyle denmektedir:
- "Terekenin kurulması ve cenaze masrafı yapılması makul ve doğaldır. Bu masrafın Müstedaaleyh No 2'nin kocası Tanık No. 3
Hüseyin İnsel tarafından yapıldığı iddia edilmiştir.
Sonuçta tereke kurma ve özellikle
defin masraflarının Hüseyin İ-nsel tarafından ödendiği ve Terekenin Hüseyin İnsel'e bu
konuda borcu doğduğu hususunda bulgu
yaparız.
Bu bulgumuza karşın bu masrafların
miktarı ile ilgili huzurumuzda şahadet
olmadığı cihetle miktar hususunda bulgu
yapmamız olası değildir."
-
Terekenin borçlarına ilişkin İlk Mahkemenin bu bulgularının hatalı olduğunu gösteren bir olguya rastla-yabilmiş değiliz. Dolayısıyle istidayı değerlendirirken terekenin borcu olduğu, fakat miktarın kesin olmadığı gerçeğinden hareket etmemiz gerekir. Ac-aba bir terekenin borçlu olması halinde tereke idare memurunun mirasçılara sormadan veya Mahkemeden izin almadan terekenin taşınmaz mallarını satmaya hakkı var mı? Acaba bir tereke idare memurunun yetkileri nelerdir?
Bu konuda bize yol gösterecek Yasa ma-ddelerini Fasıl 189 Tereke İdare Yasası madde 31 ve 32'de buluyoruz. Bu maddeler şöyledir:
"31(1) Vasiyeti tenfiz memuru, Kıbrıs'ın herhangi bir Yasasının öngördüğü veya öngöre-ceği başka kuralların gerektirdikleri saklı kalması koşuluyla, gelenek h-ukuku ile adalet ve hakkaniyet prensiplerinin verdiği yetki ve görevlere sahiptir.
(2) Ölen bir kişinin terekesinin idare memurluğuna atanan herkes, atama tasdik belge-sinin içerdiği sınırlandırmalara bağlı olarak, ölenin vasiyetini tenfiz memuruym-uş gibi ayni hak ve sorumluluklara sahip olup ayni şekilde hesap vermekle yükümlüdür."
"32(1) Şahsi temsilci cenaze masrafları ile vasiyet kabilinden olan masrafları ve ölen kişinin tüm haklı borçlarını ödemek amacıyla ölenin taşınmaz malından gerekl-i olan kısmını satma veya malın üzerine mükellefiyet
yükleyerek para bulma yetkisine sahiptir.
(2) Bu maddenin verdiği yetkiler, ölenin vasiyetnamesi ile tenfiz memuruna verilen yetkileri sınırlandırır şeklinde yorumlanmaz."
Görüleceği gibi bi-r tereke idare memurunun cenaze masrafları ile vasiyet edilen paralar ve haklı borçları ödemek için gerektiği ölçüde taşınmaz malı satma hakkı vardır. Bu madde nedeniyle tereke idare memurunun malı satmakla yasaya aykırı hareket ettiği söylenemez.
Terek-e idare memurlarının borçlarla defin masrafları için taşınmaz mal satma yetkisi olmakla birlikte 31 ve 32. maddelerde bu yetkilerin sınırsız olmadığını gösteren hususlar vardır. 31(1) maddede bu yetkinin "adalet ve hakkaniyet prensiplerine göre" kullanılm-ası gerektiği vurgulanmaktadır. 32. maddede ise "haklı olan borçları ödemek için" "gerektiği kadar mal satmadan" söz edilmektedir.
Bu sınırlar aşıldığında tereke idare memuru sorumlu olacaktır. Ancak malın terekeye geri dönmesi çok daha farklı bir konu-dur. Bunun için satanın yetkilerini aşması yeterli olmayıp ortada hile veya satışın tarafların gerçek iradesini yansıtmadığını gösteren bir neden olması gerekir. Diğer bir ifade ile satın alan da bu işlemde kusurlu olmalıdır. Bu konuda İlk Mahkeme kara-rında şu hususlar yer almaktadır:
"Müstediler muğlak ve belli belirsiz bir biçimde hile ile haklarının gasbedildiğinden bahsetmişlerdir. Oysa hile iddiasından, yerleşmiş usul kuralları gereği sadece bahse- dilmesi yeterli değildir. E.19, N.5'e göre -hilenin tafsilatı tam bir şekilde verilmeli, hileyi oluşturan vakaların neler olduğu ilgili layihada ileri sürülmelidir. (Gör:Y/H 33/76)"
İlk Mahkeme kararındaki bu görüşün haklı olduğu açıkça görülmektedir. İstidada hile iddiası veya malın tereke-ye geri dönmesi için gerekli iddialar öne sürülmemiştir. Bu nedenle İlk Mahkeme haklı olarak evin geri dönmesi yönünde bir karar vermemiştir.
Müstedilerin evi geri almaları mümkün olmasa bile Müstedaaleyh 1'in terekeyi yasalara uygun olarak yöneti-p yönetmediği ve dolayısıyle şahsen sorumlu olup olmadığı sorunu canlı kalmıştır. Tereke idare memurlarının terekeleri nasıl yönetecekleri konusunda İlk Mahkeme kararında yer alan bir alıntıya göz atalım.
Bu konuda The Law of Succession, 2. Edition,- 1973 A.R. Mellows sayfa 424'de şöyle deniyor:
"A personal representative must preserve,
protect, and properly administer the assets
of the estate with due diligence. Further,
he is under a general statutory obl-igation
to administer the estate of the deceased in
accordance with law. Any failure to do so
amounts to devastavit, or a wasting of the
assets and an action will lie against the
personal representati-ve personally.
There are three types of devastavit:
misappropriation of assets by the
personal representative;
maladministration; and
failure to safeguard assets."
Buna göre bir tereke idare memuru, terekeyi dikkat ve ihtimam göstererek k-orumak, muhafaza etmek ve dürüstçe yönetmek zorundadır.
Tereke idare memurları Fasıl 193 Mütevelliler (Trustee Law) Yasası gereği mutemet (trustee) kabul edilirler. Dolayısıyla itimadı ihlâl edici (breach of trust) fiillerden sorumludurlar.
Bu -istidanın özel koşullarında acaba Müstedaaleyh 1'in terekeyi gerekli dikkat ve ihtimam göstermeden yönettiği veya itimadı ihlâl ettiği söylenebilir mi? Olayı bu açıdan da inceleyen İlk Mahkeme Müstedaaleyh
1'in itimadı ihlâl etmediği kanısına vardı. Ka-rarda
şöyle denmektedir:
"...Dava konusu konutu satın alanın varis-
lerden birisinin olması acaba bir breach of trust
teşkil eder mi? Yine varisler ile 3. kişiler
arasında bu konuda ayrım yapan ne bir yasa ne de
içtihat kar-arı vardır. Tam aksine bu meselede
müteveffanın ölümünden önce ve ölümünden sonra
yıllarca aynı evde kalan bir varisin ezcümle
müstedaaleyh no.2'nin evi satın almasının makul
ve akla uygun olduğunu düşünmekteyiz."
Müstedaaley-h 1'in sorumlu olup olmadığını saptamaya çalışırken üzerinde durmamız gereken bir madde de Fasıl 193'ün 58. maddesidir. Bu madde şöyledir:
"Mahkeme, gerek Mahkemece gerek başka
şekilde atanan bir mütevellinin, emniyeti
suis-timal olduğu iddia edilen muamelenin
bu Yasanın yürürlüğe girmesinden önce veya
sonra yapıldığına bakılmaksızın, emniyeti
suistimalden bizzat sorumlu olduğu veya
olabileceği ancak, dürüstlükle ve makûl
davrandığı ve emniye-ti suistimal ettiği konu
ile ilgili olarak Mahkemeden talimat almakta
kusur için mazur görülmesinin adalet kural-
larına uygun olacağı kanısına varırsa, Mahkeme
böyle bir mütevelliyi emniyeti suistimalden
bizzat sorumlu ol-maktan tamamen veya kısmen
kurtarabilir."
58. madde terekeyi yönetmede sorunlarla karşılaşan
ve tereddüte düşen tereke idare memurları için bir çıkış yolu sağlamaktadır. Emniyeti suistimal gibi görünen bir olayda tereke idare memurunun dü-rüst ve makûl davrandığı
anlaşılırsa sorumlu olmayacağı vurgulanmaktadır. Diğer bir ifade ile bir tereke idare memuru yasal yolu titiz-likle izlemese bile dürüst ve makûl davranması halinde sorumluluktan kurtulmaktadır. Burada Müstedaaleyh 1, eşinin Gün-ey puanlarını 9 evlâdı ve kendisi olmak üzere
10 mirasçı arasında bölebilirdi. Ancak bir evi dahi alamayan bu puanlar mirasçıların işine fazla yarama-yacaktı. Müstedaaleyh 1, alternatif olarak evin Müstedaaleyh 2'ye ait olmayan bölümünü satışa çıkarabil-irdi. Ancak bu durumda evin yüksek bir
fiyata satılmayacağı açıktı. Çünkü evin önemli bir bölümüne sahip olan hissedarı evde oturmaya devam edecekti. Bu nedenle evin terekeye ait bölümünü, diğer bölüme sahip olan, müteveffanın ölümünden önce anne babas-ıyla birlikte oturup ailesine katkıda bulunmuş
olan kızına devretmeyi tercih etmiştir. Bu davranışın dürüst ve makûl olmadığını söylemek mümkün değildir. Terekenin çeşitli taşınmaz malları olsa ve gereğinden fazla taşınmaz malı satsa tereke idare memuru-nun
görevini kötüye kullanması ve emniyeti suistimal
etmesi söz konusu olabilirdi. Halbuki burada bir tek taşınmaz malın bir bölümü terekeye aitti ve miktar
kesin olmasa bile terekenin borcu olduğu kesindi.
Bu nedenle Müstedaaleyh 1'i sorumlu tutacak- bir tablo ortaya çıkmış değildir.
Müstedilerin şikâyetlerinden biri de Müstedaaleyh 1'in terekenin envanteri ile hesap cetvelini dosyala-
mamış olmasıdır.
Bu konuda Müstedilerin iddialarına katılmamak olası değildir. Fasıl 189 Tereke İda-re Yasasının 45. maddesi şöyledir:
"45.(1) Kendisine vasiyeti
veya terekeyi
tenfiz
veya
terekeyi idare yetkisi belgesi
tevdi edilmiş olan herkes, ve Mahkemenin
atadığı her idare memuru, yetkinin tevdi
edildiği veya atama emrinin verildiği
tarihten b-aşlayarak on iki ay içerisinde
idaresine ilişkin hesapları Mahkemeye
dosyalar, ve ondan sonra da idare sona
erene kadar tereke tenfiz mukayyidinin
verebileceği direktif uyarınca başka
periyodik hesaplar daha sunar.
(2) Bu emir
uyarınca
Mahkemey-e bir
hesap dosyalandığında, tereke tenfiz
mukayyidi bu hesapları dikkatle
inceler,
ve
bu hesaplarda usulsuz,
teyid
edilmeyen
veya
kabul edilemeyen kalemler bulunması
sebebiyle veya başka sebeplerden dolayı
hesapların
tam
ve
gerektiği biçimde hesapla-r olmadığını görürse,
hesapları
dosyalayan
kişiye
yazılı ihbarda
bulunabilir ve
mevcut
olabilecek kusur veya eksikliklerin bu
amaçla
makûl görebileceği bir
süre
içeri-
sinde
giderilmesini
ister;
ve
hesapları
dosyalayan kişi bu süre içerisinde kusur
v-eya eksiklikleri gidermeyi ihmal ederse
(1). fıkra
anlamında
hesap sunmayı ihmal
etmiş
sayılır.
(3) Mahkeme, bu madde uyarınca dosya-
lanmış olup karışık
veya
hacimli olan
hesapları incelemek üzere re'sen ehil bir
kişi atayabilir ve bu şekilde
a-tanan kişi
Mahkemenin verebileceği bir direktif
uyarınca belirlenen ve terekeden ödenecek
makûl bir ücret alabilir. Atanan kişi,
Mahkemenin verebileceği direktif ile
saptanan süre içerisinde hesaplarla
ilgili
raporunu tereke tenfiz mukayyidine
sunar
-ve
mukayyit de hesapları
kendisi
incelemiş
gibi
herhangi bir işlemi yapar.
(4) Mahkemeye
haklı
bir sebep gösterilmesi
halinde, Mahkeme hesapların yukarıda belirtildiği veçhile sunulmasına ilişkin
süreyi
kısaltabilir
veya
uzatabilir.
(5) Hes-apları
sunmak için
kendisine yukarıda belirtildiği veçhile ek süre verilen
herhangi
bir
vasiyetname tenfiz veya tereke idare memuru, ek
süre içinde hesapları sunmayı ihmal ederse, (1).
fıkra anlamında hesap
sunmayı
ihmal
etmiş
sayılır.
(6) Bu madd-e uyarınca hesaplarını sunmayı
ihmal eden herhangi bir vasiyeti veya terekeyi
tenfiz veya tereke idare
memuru, elli
Kıbrıs
lirasına
kadar
para
cezasına
çarptırılabilir.
(7) Tereke tenfiz
mukayyidi, herhangi
bir
vasiyeti
veya terekeyi tenfiz
memu-runun veya
tereke
idare memurunun bu madde kuralları
gereğince hesap sunmayı ihmal ettiğini,
Mahkemenin bilgisine getirmekle görevlidir.
(8) Bu hesaplar,
tereke tenfiz mukayyidini
vasiyetin veya
terekenin
idaresinde
menfaatı
bulunduğu hususund-a tatmin
eden
herkesin
ücretsiz olarak
incelemesine
açık bulundurulur.
(9) Bu
maddede yer alan "hesaplar" kelimesi,
idarenin
bir hesabını,
vasiyeti
veya terekeyi
tenfiz memurunun veya
terekeyi
idare memurunun
elinde
bulunan
hesapları teyit edici be-lgeleri
ve hesapların ve bu belgelerin doğru olduğunu
beyan eden bir yemin varakasını anlatır ve içerir."
Görüleceği gibi Yasa, tereke idare memurlarının envanter ile hesapları dosyalama konusundaki görevlerine büyük önem vermektedir. Tereke -idare memurlarının yapmaları gerekeni ayrıntılı olarak anlatmakta ve bunu yeterli bulmayarak Tereke Mukayyidine de onları denetleme görevi vermektedir. Önümüzdeki olayda bu kurallara uyulmadığı açıktır. Müstedaaleyh 1, envanter veya tereke hesaplarını do-syalamamış ve dolayısıyle 45. maddeyi ihlâl etmiştir. İlk Mahkemenin Müstedaaleyh 1'i tereke idare memurluğundan çıkararak yerine Mukayyidi ataması, Müstedaaleyh 1'in görev yaptığı süre için envanter ve hesap dosyalama yükümlülüğünden kurtulduğu anlamına -gelmemektedir. Tereke Mukayyidinin geçmiş süre için Müstedaaleyh 1'den hesapları dosyalamasını isteyebileceği ve istemesinin uygun olacağı görüşündeyiz. Bu hesaplarda önümüzdeki istidada tartışılan konuların dışında bir hatanın bulunması halinde Müstedil-erin Müstedaaleyh
1'e karşı başvuruda bulunabilecekleri ve Müstedaaleyh
1'in sorumlu olabileceği görüşündeyiz.
İstinaf Eden avukatının haklı olduğu diğer bir tartışma konusu ise şöyledir: Genelde bir tereke
idare memurunun mirasçılara sormadan ve- Mahkemeden
izin almadan terekeye ait taşınmaz malları satıp devretmesi suistimale açık bir durum yaratmıyor mu?
Mal devrolduktan sonra bunu geri almanın kolay olmadı-
ğını, bunun için devralanın da kusurlu olması
gerektiğini yukarıda açıklamıştık. Ön-ümüzdeki olayı
bir örnek olarak ele alalım. Evin devrinden önce
Tapu Dairesi tereke idare memurundan mirasçıların
rızasını gösteren bir belge ya da Mahkemenin izin verdiğini gösteren bir belge talep etse anlaşmazlık
daha işin başında çözümlenecekti. -Böylece daha sonra
aile içinde yıllar süren bir tartışma ve davalaşma olmayacaktı. Bu nedenle Tapu Dairelerinin bir taşınmaz malı devretmek isteyen tereke idare memurlarından ya mirasçıların razı olduğunu gösteren bir belge ya da Mahkeme izni talep etmel-eri hususunda yasal bir düzenleme yapılmasını tavsiye ederiz.
Yukarıdaki nedenlerle istinaf kısmen kabul edilir ve Tereke Mukayyidinin Müstedaaleyh 1'den terekenin hesap-larını dosyalamasını talep etmesi konusunda karar verilir. Müstedilerin diğer- talepleri ise reddedilir. İstinaf masrafları için emir verilmez.
Taner Erginel Gönül Erönen Seyit A. Bensen
Başkan Yargıç Yargıç
21 Mayıs 2004
-
2
-
Full & Egal Universal Law Academy