-D.10/94 Yargıtay/Hukuk 56/93
(Dava No. 1353/91; Mağusa)
Yüksek Mahkeme Huzurunda
Mahkeme Heyeti: N. Ergin Salâhi, Taner Eginel, Metin A.Hakkı
İstinaf edenler: 1. Sittika Yaşar, B-eyarmudu.
2. Yaşar Salih, Beyarmudu.
(Davacılar)
ile
Aleyhine istinaf edilen: Meryem Hüseyin Kitaplı, Beyarmudu.
- (Davalı)
A r a s ı n d a.
İstinaf edenler namına: Avukat Orhan Z. Bilgehan
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Tevfik Pilli
H Ü K Ü M
N. Ergi-n Salâhi: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç Taner Erginel okuyacaktır.
Taner Erginel: Davacılar Davalının verdiği söz üzerine Davalının arazisine bir ev inşa ettiklerini, Davalının sözünde durmayarak evi onlara devretmediğini iddia ettiler ve D-avalıdan tazminat talep ettiler. İlk Mahkeme Davacıların iddialarını haklı buldu ve Davacılar lehine 40,000,000.-TL tazminata hüküm verdi. Davacılar bu tazminat miktarının yetersiz olduğunu öne sürerek önümüzdeki istinafı dosyalamış bulunmaktadırlar ve taz-minat miktarının yükseltilmesini talep etmektedirler.
Davacılar karı koca olup Davalı, Davacı (1)'in annesidir. Diğer bir ifade ile Davacı (1) eşi olan Davacı (2) ile birlikte annesini dava etmiş bulunmaktadır. Önümüzdeki davada daha da ilginç olan Davac-ı (1)'in Davalının tek evlâdı olmasıdır. Davacıların öne sürdüğü ve İlk Mahkemenin benimsediği olgulara göre Davalı, Beyarmudu Köyünde ikâmet eden ve 40 yıl önce eşinden boşandığı için yalnız yaşayan bir hanımdır. Davalının Beyarmudu Köyünde 32/51 Pafta ve- 181 Parsel numaralı 1 dönüm 2 evlek alanında bir tarlası vardır. Bu tarla üzerinde Davalının iki evi bulunmaktaydı. 1961 yılında Davalı kızı ve damadı olan Davacılara tarla üzerinde üçüncü bir ev inşa ettikleri takdirde bu evi sürekli olarak kullanabilece-klerini ve ileride evi onlara veya çocuklarına devredeceğini söyledi. Bunun üzerine 1961 - 1963 yılları arasında söz konusu tarla üzerine 5 odalı bir ev inşa eden Davacılar daha sonra 1970 yılında eve bir dükkânla bir garaj ilâve ettiler. 1978 yılına kadar- evi kullanan Davacılar bu tarihte geçimlerini sağlamak için İngiltere'ye gittiler ve evi üçüncü kişilere kiralamaya başladılar. 1988 yılında Davacıların evi Davalının tasvip etmediği bir kişiye kiralamaları üzerine Davacılarla Davalı arasında ihtilâf başg-österdi. Davalı evdeki kiracı aleyhine Mağusa Kaza Mahkemesinde 2367/88 numaralı bir tahliye davası açtı ve Mahkeme emriyle kiracıyı evden çıkarmayı başardı. Tahliyeden sonra evi tasarrufunu devralan Davalı Davacıların evi tekrar kullanmalarına izin vermed-i ve Davacılar 1991 yılında Kıbrıs'a gelerek eve girmeye teşebbüs edince polis vasıtasıyle onları evden çıkardı. Böylece Davacılar kendi inşa ettikleri evi kullanma olanağından mahrum oldukları gibi evin tapusunu alma ümidini de yitirmiş oldular. Bu nedenl-e önümüzdeki davayı açan Davacılar evin inşası için harcadıkları paranın 25,000KL olduğunu iddia ettiler ve davalının taahhüdünden dönmesi veya sebepsiz zenginleşmesi nedeniyle 25,000KL'nin karşılığı olabilecek bir tazminat talep ettiler.
Davalı duruşmad-a Davacıların yukarıda özetlenen iddialarını reddetti ve Davcılara evi devretmeyi söz verdiğini kabul etmemesi bir yana evi kendisinin inşa ettiğini iddia etti. Duruşma sonunda İlk Mahkemenin evin inşası konusundaki bulgusu şöyle oldu:
"İnandığımız şahad-et ışığında, davalının davacıalra, dava konusu evin inşaatı hususunda izin vererek vaatte bulunduğunu, bu cümleden olarak, davalının davacılara dava konusu evi inşa etmeleri halinde içinde süresiz ikâmet edip tasarruf etmelerine ve mülkiyetini ileride kend-ilerine veya çocuklarına devredeceği hususunda vaatte bulunduğu, davacıların dava konusu evi davalının izni ile bu vaad üzerine içerisinde süresiz ikâmet edecekleri, ileride kendileri veya çocuklarının mülkiyetine sahip olacağı düşüncesi ile 1961 - 1963 yı-lları arasında inşa ettikleri, 1978 yılına kadar içinde ikâmet ettikleri, 1970 yılında eve bir garaj ve bir dükkân ilave ettikleri, evin inşası için toplam 2000KL harcadıkları, 1988 yılında taraflar arasında ihtilâf çıkması sonucunda davalının, mülkiyetin -devri ile ilgili vaadini yerine getirmekten vaz geçtiği, davalının mezkûr evin inşaasından dolayı yarar sağladığı hususunda bulgu yaparız."
Böylece Davacıların taleplerinde haklı oldukları kanısına varan İlk Mahkeme duruşma tarihinde inşa edilseydi evin -189,565,610.-TL'ye mal olacağı sonucuna vardı. Bu konuda İlk Mahkeme kararında şöyle dedi:
"Huzumuzda bulunan ihtilâfsız şahadete göre, dava konusu ev, duruşma tarihinde inşa edilecek olsaydı, maliyet 189,565,610 TL olacaktı (emare 2).
Bunun ışığında, d-avacıalrın evin inşaası için yapmış oldukları masrafın duruşma gününde temsil ettiği miktar 189,565,610 TL'dir ve bu rakam esas alınarak davacıların tazminat elde etmeye hakları vardır."
Bu bulgusuna rağmen 189 Milyon TL tazminata hükmetmenin makul ve âd-il olmadığı kanısına varan İlk Mahkeme bu miktardan önemli bir indirim yaptıktan sonra Davacılar lehine 40,000,000.-TL tazminata hükmetti. Bu konuda İlk Mahkeme kararında şöyle denmektedir:
"Yukarıda da belirttiğimiz gibi, tespit edilecek tazminatın maku-l ve adil olması gerekir. Dava konusu evin 30 yıllık eski bir bina olduğu, davacıların mezkûr evde 1963 - 1978 yılları arasında ikâmet ettikleri, keza, o tarihten 1988 yılına kadar kendilerinin ve/veya çocuklarının evin kirası ve iratlarından gelir elde et-mek suretiyle faydalandıkları, evin maliyetinin duruşma tarihine göre çok daha az olduğu, hususları tazminat tespitinde azaltıcı faktör olarak dikkate alınması gerektiği kanaatindeyiz.
Netice olarak, tüm yukarıda söylediklerimiz ışığında, davacılar lehine- 40,000,000TL tazminat tespit etmeyi adil ve uygun görürüz. Bu rakamı tespit ederken, davacılar tarafından evin inşaatı için harcanan 2000 K.L.'nin duruşma günündeki Resmi kur üzerinden Türk Lirası karşılığının ve faizlerinin ne olduğunu da göz önünde bulu-ndur-duğumuzu vurgularız."
Acaba İlk Mahkemenin bu değerlendirmesi yerinde midir? Önümüzdeki davda İlk Mahkemede çeşitli yasal konular tartışılmış, ancak bunlar istinafta tekrarlanmadığından istinaf konusu tazminat miktarının nasıl tespit edileceği ile s-ınırlı kalmıştır. Tazminatın nasıl tespit edileceğine ilişkin olarak Halsbury's Laws Of England, 3 Edition, Cilt 11, sayfa 233, para.400'de şöyle denmektedir:
"400. Restitutio in integrum. The fundamental principle by which the courts are guided in awardi-ng damages is restitutio in integrum. By this is meant that the law will endeavour, so far as money can do it, to place the injured person in the same situation as if the contract had been performed, or in the position he occupied before the occurence of t-he tort which adversely affects him. The principle applies equally to breaches of contracts as it does to torts."
Yukarıda bel-irtilen temel ilkeye göre tazminat tespit ederken haksızlığa uğrayan kişiyi mümkün olduğu ölçüde haksızlık yapılmamış duruma getirmeye çalışmak gerekir. Davalı taahhüdünü yerine getirmiş olsaydı Davacılar Beyarmudu köyünde duruşma tarihinde inşa edilseydi -189 Milyon TL.'sına mal olacak bir ev sahibi olacaklardı. Nasıl bir tazminat verilirse Davacılar haksızlığa uğramamış duruma getirilebilirler? Şüphe yok ki bu miktarın 189 Milyon TL. civarında olması gerekir.
Tazminat tespit edereken dikkat edilmesi gerk-en diğer bir husus haksızlık yapan kişinin de mümkün olduğu ölçüde eski hale getirilmesidir. Örneğin burada taahüdünde durmayan kişi yani Davalı haksız davranışı sonucu bir ev sahibi olmuştur. Nasıl bir tazminat Davalıyı mümkün olduğu ölçüde evi devretmiş -olsaydı bulunacağı noktaya getirebilir? Şüphe yok ki bu rakamın da yine 189 Milyon TL. civarında olması gerekir.
İlk Mahkeme kararında belirtildiği gibi tazminat tespit ederken makûl ve adil bir miktarı saptamaya çalışmak gerekir. Bunun için de tazminat-a etken olabilecek tüm faktörleri dikkate almak yerinde bir yakalşımdır. Ancak bu fakrörler yukarıda belirttiğimiz temel ilkeyi daha iyi uygulayabilmek ve daha sağlıklı bir sonuca ulaşmak için dikkate alınması gereken faktörlerdir. Tazminata etki edebilece-k yan fakörlerden hareket ederek temel ilkenin çok uzağında bir rakam tespit etmek temel ilkeyi ihlâl etmek anlamına gelir ki bunun doğru olduğu söylenemez. Burada 40 Milyon TL.'nin Davacıları evi kaybetmemiş noktaya getirecek bir tazminat olmadığı açıktır-. Davalının da böyle bir tazminatı ödemekle taahhüdünü yerine getiren birisi durumuna gelmeyeceği aksine ödüllendirilmiş olacağı ortadadır. Dolayısıyle İlk Mahkemenin 189 Milyon TL'nin çok altında olan böyle bir tazminata hükmetmekle hatalı hareket ettiği -görüşündeyiz.
İlk Mahkeme kararında belirtilen diğer bir konu üzerinde de durmak yararlı olacaktır.
"Akit ihlâllerinden doğan tazminat davalarında tazminat tespit edilirken, aktin ihlâl edildiği tarihin esas alınması gerekir. Kanaatimizce, Fasıl 149, m-adde 70 altında tespit edilecek tazminatlarda ihlâlin doğduğu tarihin esas alınması gerekir. Ancak, aktin ihlâl edildiği tarihin esas alınması gerektiği değişmez bir ilke değildir. Aktin ihlâl tarihi esas alınması halinde, taraflara bir adaletsizlik olacak-sa, mahkeme, uygun göreceği başka bir tarihi tespit etmekle yetkilidir. (Bak: Yargıtay/Hukuk 59/90 - (D.11/92)."
Burada belirtilen görüş tamamen doğrudur. Yukarıda belirttiğimiz temel ilkeye göre akdi ihlâl eden kişiyi mümkün olduğu ölçüde akdi ihlâl etm-emiş noktaya getirmek gerektiğinden eski içtihatlarda tazminat tespitinde akdin ihlâl edildiği tarih esas alınıyordu. Ne var ki yüksek enflâsyon ve paranın süratli değer kaybı bu yöntemin hatalı sonuçlar vermesine neden olmuştur. Şöyle ki akdin ihlâl tarih-i ile duruşma tarihi arasında para değerindeki değişiklik nedeniyle akdin ihlâl tarihinin esas alınması gerçekçi olmayan rakamlar çıkarmaya başlamıştır. Diğer bir ifade ile akdin ihlâl tarihinin esas alınması nedeniyle haksızlığa uğrayanı eski hale getirme-yen, haskızlık yapanı ise ödüllendiren sonuçlar ortaya çıkmaya başlamış, dolayısıyle temel ilkeden uzaklaşılmıştır. Bu nedenle Yargıtay/Hukuk 59/90'da (D.11/92) adaletsiz karar verilmesini önlemek için akdin ihlâl edildiği tarihin esas alınacağı ilkesinin -terkedilebileceği kabul edilmiştir.
Yukarıdaki sorunun bir benzerine İlk Mahkemedeki karar tarihi ile istinaftaki karar tarihi arasında para değerindeki düşüş nedeniyle karşılaşmak- tayız. İstinafın görevi İlk Mahkeme kararının hatalı olup olmadığını sap-tamaktır. Bu nedenle İlk Mahkemenin karar verdiği tarihte saptadığı tazminat miktarı doğru ise İstinaf Mahkemesinin buna müdahale etmemesi gerekir. Ancak son zamanlarda para değerinde o kadar süratli düşüş olmaktadır ki bu ilkeye bağlı kalmak da adaletsizl-iklere neden olmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi tazminat tespitinde önemli olan temel ilkenin doğru uygulanması ve sağlıklı bir sonuç vermesidir. Bu da haksılığa uğrayanın mümkün olduğu ölçüde haksızlığa uğramamış duruma getirilmesi ve haskızlık yapan-ın ödüllendirilmemesi ile mümkün olur. Bazen İlk Mahkemenin karar tarihi ile İstinafın karar tarihi arasında para değerindkei düşüş o kadar fazla olmaktadır ki bunu dikkate almamak ve bu devrede ortaya çıkan kaybı gidermemek temel ilkenin ihlâli sonucunu d-oğurmakta ve dolayısıyle tüm tazminat verme işlemini anlamsız hale getirmektedir. Bu nedenle adaletsizliği önlemek ve temel ilkeye uygun bir sonuç alınmasını sağlamak için İlk Mahkemedeki karar tarihi ile istinaftaki karar tarihi arasında para düşüşü gider-ecek bir artış yapmanın gerekli olduğu görüşündeyiz.
Önümüzdeki davada İlk Mahkemenin karar tarihi olan 30.9.1993'de saptanması gereken tazminat miktarı 189,565,610.-TL idi. Resmi Gazete incelendiği zaman o tarihten sonra para değerinde önemli ölçüde düş-me olduğu görülmektedir. Bu gerçek dikkate alındıktan sonra Davacıların almaya hak kazandıkları tazminat miktarını 300 Milyon TL. olarak tespit ederiz. Aleyhine istinaf edilen istinaf masraflarını da ödeyecektir.
(N. Ergin Salâhi) (T-aner Erginel) (Metin A. Hakkı)
Yargıç Yargıç Yargıç
9 Mayıs 1994
Full & Egal Universal Law Academy