-D.3/98 Yargıtay/Hukuk 57/93
(Dava No:519/87; Lefkoşa)
YÜKSEK MAHKEME HUZURUNDA.
Mahkeme Heyeti:Celâl Karabacak,Mustafa H.Özkök,Seyit A.Bensen.
İstinaf eden : İbrahim Mehmet Gaziasker, Güzelyurt
(Davalı)
ile - -
Aleyhine istinaf edilen: Fatma Remzi, müsrif ve/veya mahcur,
Yetkili vasisi Selma Cahit'in tavsiye
ve rızası ile, Lefkoşa
(Davacı)
A r a s ı n d a.
-
29.11.1991 tarihli tadil edilmiş emir gereğince.
İstinaf eden: İbrahim Mehmet Gaziasker, Güzelyurt
(Davalı)
ile -
Aleyhine istinaf edilen : Fatma Remzi, müsrif ve/veya
mahcur, yetkili vasisi Selma
C-ahit'in tavsiye ve rızası ile,
Lefkoşa (Davacı)
ve
Fatma Remzi'nin Tereke İdare Memuru sıfatıyle Selma Cahit, Lefkoşa
A r a s ı n d a.
Lefkoşa Kaza Mahkemesinin 519/87 sayılı davada 25.6.1993 tarihinde verdiği karara (-Gönül Erönen Kaza Mahkemesi Başkanı) karşı Davalı tarafından yapılan istinaftır.
İstinaf eden namına: Avukat Hasan Balman ve Avukat Hakkı
Alpagut
Aleyhine istinaf edilen namına: Avukat Kıvanç Rıza adına
- Avukat Mustafa Asena.
--------------------
H Ü K Ü M
Celâl Karabacak: Bu istinafta Mahkemenin hükmünü Sayın Yargıç Seyit A. Bensen okuyacaktır.
Seyit A. Bensen: İstinaf Eden Davalı, Lefkoşa Kaza Mahkemesinin yaşlı ve dul bir k-adın olan Fatma Remzi'nin Davalıya hibe yolu ile devrettiği bir ev ile 239,270 adet eşdeğer mal puanının Davalının ismindeki Tapu kayıtlarının iptal edilmesi için aleyhine vermiş olduğu hükümden istinaf etmiştir.
Fatma Remzi, Lefkoşa'da İbrahim Paşa Mah-allesinde, Şehit Erdoğan Mustafa Sokak No.8'de kâin ve kesin tasarruf belgesi tahtında kayıt numarası 9, Pafta/Harita veya Ada No.A, Parsel No.356'da bulunan bir ev ile 239,270 adet eşdeğer mal puanın kayıtlı mal sahibi idi.
Fatma Remzi, 2.11.1983 tarih-inde kayıtlı mal sahibi olduğu ve yukarıda ayrıntıları verilen ve içinde oturduğu evini, kardeşioğlu olan Davalıya hibe yolu ile Lefkoşa Kaza Tapu ve Kadastro Dairesinde devretti. Aynı şekilde Fatma Remzi 16.3.1984 tarihinde kayıtlı mal sahibi olduğu 239,2-70 adet eşdeğer mal puanını da Davalıya hibe yolu ile Lefkoşa Kaza Tapu ve Kadastro Dairesinde devretti.
Mart 1986 tarihinde konu ev ile puanların Davalıya hibe yolu ile devredildiğini tesadüfen öğrenen kardeşi kızı Selma Cahit, Fatma Remzi'yi Akıl Hasta-lıkları Uzmanı Dr.Raif Özbilir'e muayene ettirdi. Muayene neticesinde Fatma Remzi'ye orta devre bunama hastalığı teşhisi kondu. Bilahare Mahkemeye müracaat yapılarak Fatma Remzi 31.10.1986 tarihinde mahcur ilan edildi ve Selma Cahit onun şahsının ve mallar-ının vasisi tain olundu. Daha sonra 24.2.1987 tarihinde Davacı Fatma Remzi Davalı aleyhine istinaf konusu davayı vasisi Selma Cahit vasıtasıyle açtı.
Davacı, Lefkoşa Kaza Mahkemesinde Davalı aleyhine dosyaladığı dava ile Davacının 79 yaşında dul, çocukl-arı olmayan, yaşının ilerlemiş olması nedeniyle akli melekesi ve iradesinde bozukluklar olan, ne yaptığının bilincinde olmayan ve ikna ile kendisine herşey yaptırılabilen, bakıma muhtaç bir kişi olduğunu, Davalının dava ile ilgili zamanlarda Davacının duru-munu bilerek ve/veya suistimal ederek Davacı ile ilgilenmeye onunla arkadaşlık etmeğe, ona bakmağa, yanında barındırmağa ve yardım etmeğe başladığını, bu surettle Davacı kendi etki, kontrol ve idaresi altına aldığını ve Davacının sadece Davalıya güvenmeğe -başlaması üzerine Davacıya nüfuz suistimalinde bulunduğunu, Davacı tarafından bağımsız tavsiye (advice) alınmadan nüfuz suistimaline dayanarak Davalıya yapılan hibe muamelesinin geçersiz olduğunu ve konu malları Davacı adına emaneten (as-trustee) tuttuğunu- ileri sürerek:
Konu taşınmaz mal 239,270 adet eşdeğer mal puanın Davacı tarafından Davalı adına Tapu'da yapılan devir veya hibe muamelesinin geçersiz olduğu; ve
Konu taşınmaz mal ve eşdeğer mal puanlarının Tapu kayıtlarında tekrar Davacının ismine kayded-ilmesi hususunda bir emir isteminde bulundu.
Davalı ise dosyaladığı müdafaa Takririnde Davacının savlarını reddederek Davacı Fatma Remzi'yi hiçbir zaman ve hiçbir şekilde kontrol, etki ve idaresi altına almadığını, Fatma Remzi'nin dava ile ilgili zamanla-rda kendisine müdrik, aklı-selim ve sağlıklı bir kimse olduğunu, konu malların yasalara uygun bağış yolu ile devredildiğini, taraflar arasındaki muamelelerin her ikisinin de serbest iradeleri tahtında yasalara uygun olarak yapılmış olduğunu ileri sürerek d-avanın iptalini talep etti.
Davayı dinleyen Lefkoşa Kaza Mahkemesi Davacı leyhine karar verdi. Bilâhare verilen karardan Davalı istinaf etti. İstinafın görüşülmesi esnasında 12.12.1988 tarihinde Davacı Fatma Remzi vefat etti. Bunun üzerine merhumenin vas-isi olarak davayı ikame eden Selma Cahit, merhume Fatma Remzi'nin Terekesinin Tereke İdare Memuru atandı ve Selma Cahit Tereke İdare Memuru olarak davaya dahil edildi. İlk Mahkemenin bu ilk hükmü, kararını nüfuz suistimaline değil de merhume Fatma Remzi'ni-n akli dengesinin bozuk olduğu sebebine dayandırmış olduğu gerekçesi ile Yüksek Mahkeme tarafından iptal edildi ve dava yeniden dinlenmek üzere İlk Mahkemeye iade edildi.
Davanın İlk Mahkemeye iadesi üzerine yapılan ikinci duruşmada Tereke İdare Memuru o-lan Selma Cahit şahadet verdi ve 3 de tanık dinletti. Davalı da bizzat şahadet verip 5 tanık dinletti. Ayrıca Mahkemeye 13 emare ibraz edildi.
Şahadet ve sunulan emareleri yeniden değerlendiren Lefkoşa Kaza Mahkemesi, merhume Fatma Remzi'nin mallarını de-vrettiği dönemde akli yönden bunamanın başlangıç dönemine giridiğini ve ilgili dönemde gerek aklen gerekse duygusal olarak zayıf, telkin ve iknâya açık olduğunu, merhume Fatma Remzi'nin Davalının bakım ve yardımına muhtaç olduğu ve bu
yardım ve bakımın de-vam edeceğinin beklendiğini, merhumenin Davalıda kalırken mallarını devrettiği ve Fatma Remzi'nin devir esnasında veya önceden bağımsız tavsiye almadığının isbat edildiğini, merhume ile Davalı arasındaki ilişkinin itimat ve güvene dayalı yakın bir ilişki o-lduğu, Davalının bu itimat ve güvene dayalı ilişki nedeniyle merhume üzerinde nüfuzu olduğu ve Davalının bu nüfuzu kötüye kullanmadığına dair sebep gösterme yükümlülüğünü yerine getirmediği kanaatına vararak Davacı leyhine hüküm verdi.
Önümüzdeki istinaf- İlk Mahkemenin işbu ikinci hükmünden yapılmıştır.
İstinaf ihbarnamesi 32 istinaf sebebi içermekle beraber İstinaf Eden Davalı Avukatı istinafın duruşmasında bunları başlıca 7 başlık altında toplamış ve bu 7 başlık altında topladığı istinaf sebepler-ini şöyle özetlemiştir.
Muhterem Mahkeme, devirlerin yapıldığı anda 2.11.1983 ve 16.3.1984 tarihlerinde merhumenin akli dengesi ve işlemleri hususunda şahadet olmasına rağmen ilk kez 26.4.1986 tarihinde merhumeyi muayene eden Dr.Raif Özbilir'in şahadetine- rağbet etmekle hata etmiştir.
Muhterem Mahkeme, Davalı ile merhume Fatma Remzi arasında itimata dayanan bir ilişki olduğunu ve bu nedenle nüfuz suistimali doğduğuna dair bir karine (presumption) meydana geldiği ve dolayısıyle isbat külfetinin de Davalıya- geçtiği hususundaki bulgusu yanlıştır.
Muhterem Mahkeme, Davalının nüfuz suistimalinde bulunduğuna dair herhangi bir şahadet olmamasına rağmen Davalının aleyhine karar vermekle hata etti.
Muhterem Mahkeme, malların gizlilik içinde devredildiği hususu-na gereğinden fazla önem vermiştir ve/veya mal değerlerinden Kıbrıs'ta uygulanan sistem ve/veya örf ve adetleri gözönünde bulundurmamıştır.
Muhterem Mahkeme, merhume Fatma Remzi'nin gayrımenkullerinin Davalıya devri sırasında bağımsız tavsiye (independent- advice) alması gereği olduğu hususunda istinad etmekle ve/veya bağımsız tavsiye konusundaki hukuki durumu yanlış değerlendirmekle hatalı hareket etti.
Muhterem Mahkeme, Fatma Remzi'nin tüm mal varlığını Davalıya devrettiği hususundaki bulgusu yanlıştır v-e şahadetle desdeklenmemektedir.
Muhterem Mahkeme, Fatma Remzi'nin Davalıya gayri-menkullarini devrederken bunun bilincinde olduğu hususunu kabul etmesine rağmen bunun neticeleri hususunda bilinçli olmadığı neticesine varması hatalıdır.
Şimdi de bu- istinaf sebeplerini incelememiz gerekmektedir.
ve 7. istinaf sebeplerini birlikte ele almayı uygun bulduk. İstinaf Eden Davalı, devirlerin yapıldığı anda 2.11.1983 ve 16.3.1984 tarihlerinde merhumenin akli dengesi ve işlemleri hususunda şahadet olmasına- rağmen, ilk kez 26.4.1986 tarihinde merhumeyi muayene eden Dr.Raif Özbilir'in şahadetine rağbet edilmekle; ve merhume Fatma Remzi'nin Davalıya gayrımenkullerini devrederken bunun bilincinde olduğu hususunu kabul etmesine rağmen bunun neticeleri hususunda -bilinçli olmadığı neticesine varmakla, Mahkemenin hata ettiğini ileri sürdü. Davanın olgularına bakacak olursak merhume Fatma Remzi, ilk kez 26.4.1986 tarihinde Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Dr. Raif Özbilir tarafından muayene edilmiştir. Yapılan muayen-ede merhume Fatma Remzi'yi demans, bunama orta devresi
tanısı kondu. Buna göre merhumede yakın hafıza kaybı fazla olmak üzere, tüm fonksiyonlarında bozulma, algı ve düşüncede ileri bozukluklar, davranışları çocuksu ve telkine müsait olduğu tesbit edildi. -Ancak başlangıç dönemindeki kapasitesinin daha geniş olduğu kabul edilmiştir.
Bunamanın başlama tarihi ile ilgili bir soruya karşılık Dr.Raif Özbilir Mavi 52'de şöyle demiştir:
"C: Matematiksel rakam söyleyemem, o anda
başlamamıştır. Bir- başlangıç dönemi vardır. Matematiksel olmamakla beraber 2-3 yıl önce başlamış olabilir. Ben gördüğüm zaman orta dönemde idi. Bir başlangıç vardır, kesin söyleyemem, ancak 2-3 yıl önce, bu 2-3 yıl dediğim bunamaya adım attığı yılları söylüyorum. Kesin değ-il."
Yine bu tanık Davalı avukatının bir sorusu üzerine Mavi 55'de şöyle demiştir.
"C: Bu noktada kesin başlamıştır diyemem. Gördüğüm
bu orta dönemi bulguları ve muayene ettiğim bu hastada kesin olarak şunu belirtebilirim ki 1 yıl öncesinden daha- aza inemem, daha öncesini kabul etmem. 2-3 olabilir. 1 yıl kesindir."
Yukarıdaki şahadetin içeriğinden görüleceği üzere merhume Fatma Remzi'nin bunaması muayene tarihinden 1 yıl önce başladığının kesin olduğunu, ancak kesin olmamakla beraber bunun 2-3 y-ıl önce başlamış da olabileceğinin ihtimal dahilinde olduğunu ve başlangıç dönemindeki kapasitesinin daha geniş olduğudur. Diğer yandan Davalı tarafından şahadete çağrılan Tapu memurlarının şahadetine göre, ki şahadetleri Mahkeme tarafından da doğru kabul -edilmiştir, dava konusu Tapu işlemlerinin yapıldığı tarihte merhume Fatma Remzi'nin kapasitesi ve akli durumunun yerinde olduğunu, bir başka ifade ile merhume Fatma Remzi'nin devir zamanındaki tavır ve
hareketleri ilgili tarihte ne yaptığının bilincinde o-lduğunu ve bunun neticeleri hususunda bilinçli olduğunu göstermektedir. Bu hususlarla ilgili Davalı ve tanıklarının şahadeti şöyledir.
Davalı İbrahim M. Gaziasker şahadetinde, devirlerin yapıldığı 2.11.1983 ve 16.3.1984 tarihlerinde gerek devir öncesi g-erekse devir sırasında halası merhume Fatma Remzi'nin akli durumunun yerinde olduğu ve ne yaptığının bilincinde olduğu, keza devir neticesi hususunda da bilinçli olduğunu belirtmiş ve bu hususları isbat etmek için de Tapu memurlarını tanık olarak çağırmışt-ır.
Tapu memuru olan Davalı tanığı Mehmet Esenel şahadetinde, 2.11.1983 tarihinde önceden daktilo ile gereği gibi doldurulmuş emare 12 taşınmaz mal devir takrirnamesinin Lefkoşa Kaza Tapu Dairesinde kendisine sunulduğunu, Lefkoşa'da İbrahim Paşa Mahalle-sinde kâin haneyi Fatma Remzi'nin Davalıya bağışlayıp devrettiğini ve bu muamelenin kendi huzurunda yapıldığını, emare 12 forma içerisinde yazılı tüm bilgileri tarafların bilgisine getirip imza ettikten ve iki tarafın da imzalarını koyduktan sonra kendisin-in de takriri imzalayıp devir muamelesini gerçekleştirdiğini belirtmiştir.
Tapu memuru olan Davalı tanığı Necati Özduru da şahadetinde, 16.3.1984 tarihinde Lefkoşa Kaza Tapu Dairesinde tarafların ricası ve müracaatı üzerine taraflar için kendisinin dold-urmuş olduğu emare 11 eşdeğer puan devir takrirnamesi ile Fatma Remzi'nin 239,270 adet eşdeğer mal puanının tümünü kardeşioğlu olan Davalıya bağışlayıp devrettiğini, bu muamelenin kendi huzurunda, taraflara emare 11 forma
içerisinde yazılı tüm teferruatı -okuduktan ve her iki taraf
da bu okunanları anladıklarını belirttikten ve iki
tarafın formaya imzalarını koyduktan ve kendi imzası ile onayladıktan sonra devir işlemlerinin gerçekleştiğini belirtmiştir. Bu tanık ayrıca şartlı devir kabul etmediklerini bu- işlemleri yaparken eğer taraflar aklî-selim değilse veya kendilerini bilmezlerse devir işlemini kabul etmediğini, dava konusu işlemde böyle bir husus hissetmiş olsa idi işlemi kabul etmeyeceğini, bir şey hissetmediği için de işlemi kabul ettiğini belirtmi-ştir. Bağışları ilgilendiren her iki devir forması emare 11 ve 12 olarak Mahkemeye ibraz edildi, biz de bu emareleri inceleme fırsatını bulduk. Bu emareleri incelediğimizde her iki devir formasının da taraflara okunduğu, tarafların birbirlerini tanıdığı ve- taraflar tarafından Tapu memuru huzurunda imzalandıktan sonra ilgili Tapu memurları tarafından imzalanmak suretiyle onaylandıkları görülmektedir.
Merhume Fatma Remzi'nin komşusu olan Durmuş Kanal Mahkemeye vermiş olduğu şahadette, her gün merhume Fatma- Remzi ile görüştüğünü ve 1983 yılında bir ara Fatma Remzi'nin konu evi Davalıya verdiğini kendisine söylediğini ve 1 hafta sonra da Davalının avluya temizlik yapmaya geldiğinde kendisine "hayırlı olsun" dediğini komşuluk münasebetlerinde Fatma Remzi'de bi-r anormal durum veya acayip davranışlar fark etmediğini, merhumenin sağlığı ile ilgili herhangi bir şikayeti bulunmadığını belirtmiştir.
İskân ve Rehabilitasyon Dairesinde eşdeğer mal takip şube amiri olan Ahmet Uzun şahadetinde, 27.7.1983 tarihinde Dav-acı Fatma Remzi'nin kendi dairesine gittiğini ve Fatma Remzi'nin emare 8 feragatnameyi imzalayarak karşılığında dava konusu ev ile puanları aldığını belirtmiştir.
Dr.Mustafa Hami de şahadetinde, genel cerrah olduğunu, Fatma Remzi'nin ilk defa 28.1.1985- tarihinde sırt ağrıları ve yine 30.4.1985 tarihinde de karında şişlik ve ağrı, kaşıntı ve sırt ağrısı nedeniyle kliniğine müracaat ettiğini, doğrudan hastanın şikâyetlerini dinleyip, şikâyetleri emare 13 hasta kartına kaydettiğini belirtmiş ancak bunamanı-n kendi branşına girmediğini kabul etti.
Dr.Mustafa Hami'nin şahadeti, Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanının şahadeti gibi kabul görmese bile, 28.1.1985 ve 30.4.1985 tarihlerinde merhumenin akli dengesi ile bilincinin yerinde olduğuna dair güçlü bir şahad-et olarak telâkki edilmesi gerektiği görüşündeyiz. Halbuki İlk Mahkeme Dr.Mustafa Hami'nin şahadetine herhangibir değer vermemiştir.
Daha önce de belirttiğimiz gibi İlk Mahkeme kararında, Davalı ve tanıklarının şahadetini bilhassa Tapu memurlarının şaha-detini doğru olarak kabul ettikten sonra bu şahadetin Dr.Raif Özbilir'in şahadeti ile bağdaşmadığını inceleyip değerlendirmedi ve sadece Dr.Raif Özbilir'in şahadetine inanmıştır. İlk Mahkemenin bu değerlendirmesi ile hemfikir değiliz. Bu noktada Davalı tan-ıkları ile Dr.Raif Özbilir'in şahadetini değerlendirmek gerekir. Bu konu ile ilgili Aitken and another v. McMeckan (1895) A.C.310 davası meselemize ışık tutmaktadır. Bir vasiyetnamenin iptâli ile ilgili olan davanın duruşmasında jury, vasiyetnamenin yapıld-ığı tarihte vasiyet edenin şuurunun yerine olmadığına ilişkin bulgu yaptı. Privy Council'in hükmünü veren Lord Morris hükmünde sayfa 316'da şöyle demiştir:
"As the learned Chief Justice pointed out in
his charge to the jury, and as their Lordships
have- already observed, the witnesses who spoke
to occassions of incapacity were not transacting business with the testator, whereas those
who did transact business with him were
satisfied of his capacity. The two classes of evidence run on different planes.- That of the defendants applies itself to the crucial period of the making of the will, while that of the plaintiff is addressed to the testator's conduct and condition at other times. The disproportionate amount of attention given to the medical evidence,- which as above observed bears rather on the probable capacity of the testator than on his actual capacity as exhibited in action, was calculated to divert the attention of the jury from the real issue. On these grounds their Lordships hold that the verdic-t is contrary to the evidence to such an extent as to call for a new trial."
Merhume Fatma Remzi'nin Davalıya taşınmaz malı il-e puanlarını devrederken bunun bilincinde olduğu başka bir ifade ile devirlerin yapıldığı tarihte gerçek fiili akli kapasitesi hakkında direkt şahadet varken İlk Mahkemenin Dr.Raif Özbilir'in ihtimallere dayanan şahadetine gereğinden fazla ağırlık vermemes-i gerekirdi görüşündeyiz. Özellikle merhume Fatma Remzi'nin akli muayenesinin 2.11.1983 tarihli taşınmaz mal devir işleminden takriben iki buçuk yıl ve 16.3.1984 tarihli puan devir işleminden de 2 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra yapıldığı gözönünde tut-ulduğunda, bu çok geç bir tarihtir.
Şahadetlerini özetlediğimiz Davalı ve tanıkların tümü, merhume Fatma Remzi'nin gerek devirden önce, gerekse devir esnasında ve sonrasında ne yaptığının bilincinde olduğuhususunda veya akli kapasitesi ile ilgili şahade-t verdiler. Dr.Raif Özbilir'in akli dengesizlikle ilgili vermiş olduğu şahadet, özellikle taşınmaz mal ve puan devri esnasında hazır bulunan Tapu memurlarından Mehmet Esenel ve Necati Özduru'nun ilgili devir tarihlerinde merhume Fatma Remzi'nin ne yaptığın-ın bilincinde olduğu hususlarında vermiş oldukları şahadet ile bağdaşmamaktadır.
Bu davada iki değişik nevide şahadet vardır. Bir taraftan devirlerin yapıldığı zamandaki Davalı ve tanıklarının şahadeti, başka bir ifade ile merhumenin devir esnasındaki t-utum, hal ve tavırları, diğer taraftan Davacının yani İlk Mahkemenin dayandığı Dr.Raif Özbilir'in şahadeti ki bu şahadet devir tarihinden çok sonraları elde edilmiştir. Bize öyle görülüyor ki İlk Mahkeme, merhumenin isbat edilen devir anındaki gerçek fiili- kapasitesine değil de daha çok ihtimal dahilinde olan kapasitesiyle ilgili tıbbi şahadete gereğinden fazla ağırlık vermiştir. İlk Mahkemenin kararı, İlk Mahkeme tarafından doğru olarak kabul edilen Tapu memurlarının şahadetinin aksine değil de, tam tersi -yani Davalı leyhine olmalı idi.
Verilen şahadeti bir bütün olarak gözden geçirdiğimizde aşikârdır ki İlk Mahkeme, merhume Fatma Remzi'nin Davalıya taşınmaz mal ve puanlarını hibe edip devrederken bunun bilincinde olduğu hususunu kabul ettiği gibi, bunun- etki ve neticeleri hususunda bilinçli olduğu neticesine de varması gerekirdi. Bu nedenle yukarıda değinilen 1. Ve 7. İstinaf sebebi kabul edilir.
Diğer istinaf sebeplerine gelince; Davacının 2.,3.,4.,5. ve 6. İstinaf sebeplerinin birbirleri ile yakında-n ilgili hatta iç içe, birbirlerini tamamlayıcı oldukları açıkça görülmektedir. Bu nedenle bu istinaf sebeplerini ayrı ayrı değil de bir bütün olarak incelemeyi ve bütünsellik içerisinde değerlendirmeyi uygun görürüz.
Talep takririnden görüleceği üzere -Davacının davası, nüfuz suistimaline (undue influence) dayanmaktadır. Davacı hibe veya devir işleminin nüfuz suistimali ile elde edildiğini ileri sürüp işlemin iptalini talep etmiştir.
Bir davada gerek Davacı gerekse Davalı, lâyihasında hile veya nüfuz s-uistimali olduğu hususunda bir iddia yaptığında bunu isbat etmek külfeti, o iddiayı yapana aittir. Şayet nüfuz suistimali iddiası yapıldığında taraflar arasında veya üçüncü şahısların meseleye katılması ile itimada dayanan bir hukuk münasebeti (fiduciary r-elationship) varsa nüfuz suistimalinin var olduğuna ilişkin bir karine (presumption) doğar ve bunu kaldırmak için muameleden fayda gören tarafa isbat külfeti düşer ve nüfuz suistimali olmadığına dair Mahkemeyi o şahsın ikna ve tatmin etmesi gerekir.
Bu -davada karar verilmesi gereken hususlar şunlardır:
Davalı ile merhume Fatma Remzi arasında itimada dayanan bir ilişkinin olduğu ve bu ilişki neticesinde Davalının merhumeyi nüfuzu altına alıp etkilemiş olduğu hususu Davacı tarafından isbat edildi mi? Şayet- yanıt olumlu ise, hibe muamelelerinin merhume Fatma Remzi'nin, içten doğan, hür, serbest ve bağımsız iradesi ile yapıldığı hususu Davalı tarafından isbat edildi mi? Bu soruları yanıtlamak için davanın olgularına bakmak gerekir.
Merhume Fatma Remzi Lefk-oşa'da Şehit Erdoğan Mustafa Sokak numara 8'de kâin bir ev ile 239,270 adet eşdeğer mal puanın kayıtlı mal sahibi idi. Fatma Remzi'nin dava ile ilgili zamanlarda başka taşınmaz malı olmamakla beraber Türk Bankasında bir miktar parası bulunmakta, Rum tarafı-ndan emeklilik menfaatı ve KKTC. Sosyal Sigorta'dan da maaş almakta idi.
Fatma Remzi 1.1.1908 doğumlu, okuma yazması olan, günlük olaylarla ilgilenen, günlük gazeteleri, takip eden, kültürlü, sosyal terbiye bilen, ailesi ile sorunlarını konuşan,
yard-ımsever ve herkesin sorunları ile ilgilenen, akıl veren dul ve yaşlı bir kadın idi. Çocuğu yoktu, sadece 2 üvey oğlu vardı.
Güzelyurt'ta ikamet eden evli ve 3 çocuk sahibi olan ve dava ile ilgili zamanlarda polis eri olan Davalı, Fatma Remzi'nin kardeşi- oğludur. Daha önce Limasol'da ikamet eden Davalı, 1974 tarihinden önce en az haftada bir gün halası olan Fatma Remzi'nin Güney Kıbrıs, Piskobu köyünde kocası ile oturduğu evini ziyaret etmekte idi. Fatma Remzi, Güney Kıbrıs'ta maldar bir kadın idi ve küçü-k yaştan beri Davalı ve ailesine yardımlarda bulunup Davalının büyütülmesinde de alâkadar olmuştur. Davalıya karşı sevgi ve sempatisi vardı. Davalının hayatını ve ailesinin geçimini nasıl sürdürdüğünü izlemekte idi.
Göçmen olarak Kuzey'e göç eden Fatma -Remzi ile kocası, Lefkoşa'da yukarıda ayrıntısı verilen dava konusu ev tahsis edilip konu evde ikamet etmekte idiler. Fatma Remzi'nin kocası 17.11.1977 tarihinde vefat etti. Kocasının ölümünden sonra bir süre Selma Cahit'in evinde kalmışsa da Fatma Remzi k-onu evde yalnız başına yaşamaya devam etti.
Davalı 1974'den önce olduğu gibi yine 1974 tarihinden sonra da haftada bir gün Fatma Remzi'yi Lefkoşa'daki evinde ziyaret etmekte ve geceyi halası olan Fatma Remzi'nin evinde geçirmekte ve onunla sohbet edip o-na arkadaşlık etmekte idi.
Fatma Remzi de Davalıyı Güzelyurt'taki evinde ara sıra ziyaret edip evinde bir kaç kez misafireten kalmıştı. Şahadet öyle gösteriyor ki Fatma Remzi ile Davalı arasında Davalının ta küçüklüğünden beri sevgi ve muhabbet vardı. Bu -sevgi ve muhabbet bağları çok kuvvetli olup taraflar ana-oğul gibi idi. Nitekim Davalı, Fatma Remzi'yi ikinci annesi olarak kabul
etmektedir. Selma Cahit de şahadetinde bu hususları teyit ederek Davalının Fatma Remzi'ye aşırı derecede yakınlık gösterdiği-ni, meselâ yanında oturup sohbet ettiğini, ona sıcak ve yakın bir ilgi gösterdiğini, aynı şekilde halasının da Davalıya karşı yakın ilgi ve sevgi göstermekte olduğunu ve devamlı her ikisini de muhabbetli gördüğünü belirtmiştir. Davalı halasını ziyaret etti-ği günlerde konu evin avlusundaki çayırları söker, avluyu çapalardı. Fatma Remzi'yi hasta olduğu zamanlarda doktora götürür, gaz ocağı için bakkaldan gaz tüpünü alırdı. Fatma Remzi'nin gidemeyeceği yerlere giderdi. Kısacası Davalı, halası için erkek kuvvet-i gerektiren işleri yapardı.
Selma Cahit ile Davalı amca çocuklarıdır. Bir başka ifade ile Fatma Remzi, Selma Cahit'in de halasıdır. Selma Cahit ise Lefkoşa'da ikamet edip hergün Fatma Remzi'yi ziyaret etmekte, ara sıra yemeğini pişirmekte, onunla sohbe-t edip yakından ilgilenmekte idi. Fatma Remzi eşdeğer mal ve banka konularını meslekten öğretmen olan kardeşi kızı Selma Cahit ile görüşüp konuşuyordu. Eşdeğer malı ile ilgili müracaat ve işlemler için Selma Cahit ilgileniyordu.Yaşlılığı nedeniyle bankaya -gitmekte zorluk çeken Fatma Remzi, bankadaki parasını çekmek için Selma Cahit'e yetki vermiş ve Selma Cahit de her ay başı bankadaki parasını çekip Fatma Remzi'nin eline veriyordu. Fatma Remzi, eşdeğer mal işlemleri, banka ve diğer konuları Davalı ile görü-şüp konuşmuyordu. Bu konularla ilgilenen, akıl veren ve tavsiyelerde bulunan Selma Cahit idi. Fatma Remzi, Selma Cahit'e bu konular için itimat edip güvenmekte ve tavsiyelerine uymakta idi. Nitekim Fatma Remzi, 27.7.1983 tarihli emare 8 feragatnameyi Selma- Cahit'in tavsiyesi üzerine imzalamıştır.
Fatma Remzi, Ekim 1983 dolaylarında kendisini ziyarete giden Davalıya, çocuklarına kalması için dava konusu evini
hibe etmeyi teklif etti ve gerekli devir formalarının hazırlanması için Davalının adres v-e kimlik kartı numarasını aldı. Davalı bu teklif üzerine bağımsız tavsiye alması için Fatma Remzi'ye ne fikir verdi, ne de ikazda bulundu.
Davalı, her zaman olduğu gibi normal bir şekilde
2.11.1983 tarihinde halası Fatma Remzi'yi ziyarete gitti. Daha ön-ceden devir formalarını daktilo ettirip hazırlayan Fatma Remzi, 2.11.1983 tarihinde bağımsız tavsiye almadan Davalıyı alarak birlikte Lefkoşa Kaza Tapu Dairesine gittiler ve orda dava konusu evi hiçbir etki ve baskı altında kalmadan kendi serbest iradesi i-le kardeşioğlu Davalıya Lefkoşa Kaza Tapu ve Kadastro Dairesinde hibe ederek devretti. Bu devir muamelesinden takriben 4 ay sonra da 16.3.1984 tarihinde yine aynı şekilde Fatma Remzi bağımsız tavsiye almadan kayıtlı mal sahibi olduğu 239,270 adet eşdeğer p-uanını da herhangi bir
etki ve baskı altında kalmadan kendi serbest iradesi ile kardeşioğlu Davalıya Lefkoşa Kaza Tapu ve Kadastro Dairesinde hibe ederek devretti. Davalı, hibe devirlerini Fatma Remzi'nin akrabalarına hiç söylemedi ve gizli tuttu. Fatma R-emzi de,
hibe devirlerini komşusu Durmuş Kanal dışında hiç kimseye söylemedi ve gizli tuttu. Hatta hergün kendisini ziyarete giden, her konuda görüştüğü, güvendiği ve tavsiyesine başvurduğu Selma Cahit'e de gerek devirlerden önce gerekse sonra bu hibelerd-en hiç bahsetmedi. Şahadetten istihraç edileceği gibi merhumenin bu gizliliğini anlamak çok zor
olmasa gerek. Şayet merhume Selma Cahit'in tavsiyesine başvurmuş olsaydı, o zaman hibelerin Davalıya yapılacağını Selma Cahit öğrenmiş olacaktı. Merhume, Selma- Cahit'in buna karşı çıkacağını muhtemelen de biliyordu. Bu nedenle konuyu gizli tutmayı yeğledi ve Selma Cahit'e konuyu açmadı. Fatma Remzi, hibe işlemlerinin iptalini hiç bir zaman talep etmediği gibi bu işlemlerden şikâyetci de olmadı.
Davalı, hibe i-şlemlerinden sonra da halası Fatma Remzi'yi eskiden olduğu gibi normal bir şekilde haftada bir gün ziyaret etmeğe ve halası ile aynı şekilde ilgilenmeğe devam etti.
Tüm şahadet gösteriyor ki Davalının merhume halası Fatma Remzi'ye karşı çok sıcak ve yak-ın bir ilgi, sevgi ve muhabbeti vardı. Aynı şekilde merhume Fatma Remzi'nin de kardeşioğlu Davalıya karşı aynı ilgi, sevgi ve muhabbeti vardı.
Tüm şahadete bakıldığı zaman Davalının bu yakın ilgi, sevgi ve muhabbetine karşılık, merhume Fatma Remzi karde-şioğlu Davalıyı faydalandırmak istemiş olduğu görülmektedir. Davalı da, merhume Fatma Remzi için her ne hizmette bulunmuşsai bu hizmetlerini, bir karşılık beklemeden halası olduğu için yapmıştır. Merhume Fatma Remzi, Davalının bakımına muhtaç değildi, her -ne yapmışsa Davalının yakın ilgi, sevgi ve muhabettine karşılık yapmıştır. Her ikisi de muhabetliydi ve bu ilgi ve muhabbetten her ikisi de memnun görünüyordu. Selma Cahit de, merhume Fatma Remzi'nin Davalının halası olması nedeniyle bu ilgiyi normal karşı-lıyordu. Davalı tarafından merhume Fatma Remzi'ye verilen hizmetler şahsi ve ameli hizmetlerdi. Davalının verdiği hizmetler avlunun çapalanması, gaz tüpünün bakkaldan eve taşınması ve gerektiğinde merhumeyi doktora götürmak gibi hizmetlerdi. Bu hizmetler i-lişkilerinin başlıca müsbet yanıdır. Davalı, merhume Fatma Remzi'nin taşınmaz malı, puanları, eşdeğer mal işlemleri, banka veya
para işlemleri veya bunların idaresiyle ilgili herhangi bir şekilde ilgilenmedi. Merhume Fatma Remzi bu hususları Davalı ile de-ğil de güvendiği, itimat ettiği ve tavsiyelerine uyguğu Selma Cahit ile görüşüp konuşuyordu. Davalı ile merhume arasındaki ilişki itimat ve güvene dayanan bir ilişki değildir. Bu ilişki nüfuz suistimalinin var olduğuna ilişkin bir karinenin doğduğunu göste-rmez. Davalı ile merhume arasındaki ilişki hala-kardeş çocuğu arasındaki sevgi ve muhabbete dayanan bir akrabalık ilişkisidir. Bu ilişki Davalıya, merhumeye tavsiyelerde bulunmasını gerektirecek bir vazife ve sorumluluk yüklediğini veya Davalının merhumeye- hükmedecek bir durumda olduğunu göstermez. Hatta Davalının merhume Fatma Remzi''i etki, baskı ve idaresi altına aldığına ilişkin şahadet de yoktur. Nitekim Selma Cahit şahadetinde, Davalının merhume Fatma Remzi'yi baskı ve etkisi altına almak için herhang-i bir konuşmasına şahit olmadığını belirtmiştir. Bu şahadete rağmen İlk Mahkeme Davalı ile merhume Fatma Remzi arasındaki ilişkinin nevi, Davalının merhume Fatma Remzi üzerinde güvene dayanan etkisi olduğu ve bu etkinin kötüye kullanıldığının isbat edildiğ-ine ve Davalının bu nüfuzu kötüye kullanmadığına dair sebep gösterme yükümlülüğünü yerine getirmediği bulgusuna varmıştır.
Yukarıda belirtilenlerden görüleceği üzere Davalı ile merhume Fatma Remzi arasında itimada dayanan bir ilişkinin varlığı görülmekt-edir. Verilen bütün şahadetin Davalının leyhinde ve Davacının iddialarını çürütecek nitelikte olduğu görülmektedir. Şahadetten görüleceği üzere itimada dayanan bir ilişkinin Davalı ile merhume arasında değil de Selma Cahit ile merhume arasında olduğunu gös-termektedir. İlk Mahkemenin Davalı ile merhume Fatma Remzi arasında itimada dayanan bir ilişki olduğuna ilişkin bulgusu verilen şahadet ile bağdaşmamaktadır. Davalı ile merhume halası Fatma Remzi arasındaki ilişki sadece ilgi, sevgi ve muhabbete dayanan bi-r akrabalık ilişkisidir. Verilen şahadetten bu ilgi, sevgi ve muhabbetin nüfuz suistimaline neden olduğu söylenemez. Bu da istinafın kabul edilmesini gerektirir.
Bir an için taraflar arasında itimada dayanan bir ilişkinin var olduğu ve bu ilişki neticesi-nde nüfuz suistimalinin var olduğuna ilişkin bir karinenin doğduğu kabul edilse bile, Davalının herhangi bir nüfuz suistimalinde bulunmadığını isbat ettiğine hükmolunacaktı. Çünkü merhume, konu hibe ve işlemleri, Davalının akrabalıktan doğan sevgi ve muhab-betine karşılık, içten doğan bir hareketle, hiç bir baskı ve etki altında kalmadan, kendi hür ve bağımsız iradesi neticesinde, neticelerinin bilincinde olduğu ve bağımsız tavsiyeye ihtiyaç duymadan yapmıştır.
Nüfuz suistimalinin var olduğuna ilişkin bir- karinenin doğduğu durumlarda, karineyi ortadan kaldırmak için isbat yollarından bir tanesi de bağımsız tavsiyenin alındığını göstermekle mümkün olur. Önümüzdeki meselede olduğu gibi, nüfuz suistimalinin var olduğuna ilişkin karinenin doğmadığı hallerde il-le de bağımsız tavsiye alındığının isbat edilmesi gerekmemektedir. (Gör.Inche Noriah v.Shaik Allie Bin Omar (1887) A.C.127 at 133.)
Genel olarak kendi serbest iradesi ve yeterli bilgiye sahip herkes malını hibe yolu ile dilediği kişiye devredebilir. Konu-ya ilişkin olarak Halsbury's Laws of England, Fourth Edition, Vol. 20. s.5. paragraf 4 de aynen şöyle denmektedir.
"General Competency of donors. Prima facie everyone who is sui juris can dispose by way of gift of any property, or of any estate or intere-st in it, to which he is absolutely entitled. It is clear on legal and equitable principles that a person sui juris acting freely, fairly and with sufficient knowledge ought to have and has the power to make, in a binding an effectual manner, a voluntary g-ift of any part of his property, whether capable or incapable of manual delivery, whether in
possession or reversion, and howsoever circumstanced."
Önümüzdeki davada da hiç bir b-askı ve etki altında kalmadan kendi serbest iradesi ve yeterli bilgiye sahip olan merhume Fatma Remzi, tüm taşınmaz malı ile eşdeğer puanlarını hibe yolu ile kardeşioğlu Davalıya devretmiştir. Bunu yasal olarak yapmağa hak ve yetkisi vardır. Bu nedenle, me-rhume Fatma Remzi'nin tüm mal varlığını Davalıya devretmekte yasal bir sakınca görülmemektedir.
Yukarıda belirtilenler ışığında hibelerin nevi ve Davalı ile merhume halası Fatma Remzi arasındaki ilişki, nüfuz suistimalinin var olduğuna ilişkin bir karin-eyi doğurmamaktadır. Bu nedenle de 2.,3.,4.,5, ve 6. istinaf sebebleri de kabul edilir.
Sonuç olarak istinaf kabul edilir ve İlk Mahkemenin kararı iptal edilir.
İstinaf masrafları ile ilgili herhangi bir emir verilmez.
Celâl Karabacak Mustafa H-.Özkök Seyit A. Bensen
Yargıç Yargıç Yargıç
22 Ocak 1998
19
Full & Egal Universal Law Academy